SAĞLIK
Ramazan’da sporcular için beslenme önerileri 28 Şubat 2026 Cumartesi - 13:32:12 Ramazan’da sporcular için beslenme önerilerinde bulunan Diyetisyen Deniz Türkaslan, "Hem sahurda hem de iftarda yüksek yağlı kızartmalar, şekerler ve hazır gıdalardan uzak durmamız gerekiyor. Bu yiyecekler gün içerisinde açlık hissini artırıp oruç tutarken zorlanmamıza, iftarda yemeğe saldırmamıza ve kan şekeri dalgalanması oluşturarak kas kaybına sebep olacaktır" dedi. Diyetisyen Deniz Türkaslan, Ramazan’da oruç tutan sporcuların kas kaybı yaşamaları ve daha rahat bir ramazan geçirmeleri için beslenme önerilerinde bulundu. Türkaslan, "Ramazan’da uzun süreli bir açlık söz konusu. İftar yemeğine değindiğimizde sporcu danışanlarımızda aşırı derecede kan şekeri dalgalanmasından kaynaklı olarak iftarda yemeğe saldırma durumunu görebiliyoruz. Yüksek yağlı yiyecek ve içecekler menümüzde olabiliyor. Bunlar bize en çok zarar verecek ve kas kaybını destekleyecek yiyeceklerdir. Sporcular iftarda çorba ve su ile başlayıp, kan şekerini dengeye sokmak için hurma tüketebilir. Yemekten sonra protein merkezli beslenme yapılabilir" ifadelerini kullandı. "Mineral ve vitamin kaynağı olan sebzeleri es geçmememiz gerekiyor" Türkaslan, sahurda kahvaltılıkların yanına ceviz ve tahin gibi sağlıklı yağlar eklenerek tüketilebileceğini belirtti ve, "Sahurda ise protein ağırlıklı ve sağlıklı yağ ile desteklenecek yiyecekler kıymetli oluyor. Yumurta ve peynir gibi protein kaynakları tüketmeliyiz. Zeytin, ceviz, zeytinyağı, tahin gibi sağlıklı yağ kaynakları ekleyebiliriz. İftar ve sahur arasında da su tüketimine dikkat etmemiz gerekiyor. Uzun süreli bir açlıktan sonra vücut su kaybına girebiliyor ve kas kaybı ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Bir anda tüketmek yerine aralıklarla su içerek vücudun su depolarını doldurmamız gerekiyor. Mineral ve vitamin kaynağı olan sebzeleri es geçmememiz gerekiyor. Hem sahurda hem de iftarda yüksek yağlı kızartmalar, şekerler ve hazır gıdalardan uzak durmamız gerekiyor. Bu yiyecekler gün içerisinde açlık hissini artırıp oruç tutarken zorlanmamıza, iftarda yemeğe saldırmamıza ve kan şekeri dalgalanması oluşturarak kas kaybına sebep olacaktır" diye konuştu.
28 Şubat 2026 Cumartesi - 13:05 Bilecik’e 14 yeni doktor ataması gerçekleştirildi Bilecik’e Sağlık Bakanlığı tarafından 14 yeni doktor ataması gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı’nca yapılan atamalar kapsamında 6 doktor ve 8 uzman doktor Bilecik’te çeşitli hastanelerde görevlendirildi. Atamalarda, Bilecik’te en çok ihtiyaç duyulan Deri ve Zührevi Hastalıkları Bölümü’ne de uzman hekim görevlendirilmesi dikkat çekti. Doktor atamaları Bilecik’in ilçeleri olan Gölpazarı Devlet Hastanesi, Osmaneli Devlet Hastanesi, Söğüt Devlet Hastanesi ile Söğüt Toplum Sağlığı Merkezi’ne yapılırken, uzman doktor kadroları ise Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne Deri ve Zührevi Hastalıkları 1, Tıbbi Onkoloji 1; Bozüyük Devlet Hastanesi’ne Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları 1, Kadın Hastalıkları ve Doğum 1, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları 1; Söğüt Devlet Hastanesi’ne Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları 1, İç Hastalıkları 1; Yenipazar Devlet Hastanesi’ne Aile Hekimliği 1 şeklinde gerçekleştirildi. Bilecik İl Sağlık Müdürü Ferhat Damkacı, "İlimizde sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini daha da artırmak amacıyla en kısa sürede görevlerine başlayacak olan hekimlerimizle sağlık kadromuz güçlenmeye devam ediyor. Bu süreçte ilimize yapılan hekim atamaları dolayısıyla başta Sağlık Bakanımız Sayın Kemal Memişoğlu, Bilecik Valimiz Sayın Faik Oktay Sözer ve Bilecik Milletvekilimiz Sayın Halil Eldemir olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Bilecik’imiz için hayırlı olsun" dedi.
28 Şubat 2026 Cumartesi - 13:03 "Türkiye’de her 16 kişiden biri, herhangi bir nadir hastalık için taşıyıcı konumunda" Türkiye’nin nadir ve özellikle kalıtsal metabolik hastalıklar açısından dünyadaki en riskli ülkelerden biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Neslihan Önemli Mungan, "Türkiye’de her 16 kişiden biri, herhangi bir nadir hastalık için taşıyıcı konumunda. Topuk kanı ile yenidoğan taraması, genetik teşhis ve akraba evliliklerinin önüne geçilmesi nadir hastalıkların görülme sıklığını azaltacaktır" dedi. 20 bin farklı hastalığı kapsayan nadir hastalıklar dünyada 350 milyon kişiyi etkiliyor. Bazı nadir hastalıklar Türkiye’de dünyadan beş kat fazla görülüyor. Dünyada büyük bir bölümü 5 yaş altındaki çocuklar olmak üzere 350 milyon kişiyi etkileyen 20 binden fazla nadir hastalık olduğunu söyleyen Çukurova Üniversitesi Çocuk Metabolizma Bilim Dalı ve Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Neslihan Önemli Mungan, "Nadir hastalıkları engellemenin tek yolu farkında olmaktır. Topuk kanı ile yenidoğan taraması, genetik teşhis ve akraba evliliklerinin önüne geçilmesi nadir hastalıkların görülme sıklığını azaltacaktır" dedi. "Türkiye’de her 16 kişiden biri, herhangi bir nadir hastalık için taşıyıcı konumunda" Yaklaşık 20 bin tür nadir hastalığın 1.700’ünün kalıtsal metabolik hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mungan, "Türkiye, nadir ve özellikle kalıtsal metabolik hastalıklar açısından dünyadaki en riskli ülkelerden biri. Bunun en önemli nedenlerinden biri genetik faktörler ve akraba evliliklerinin görece yaygın olması. Türkiye’de her 16 kişiden biri, herhangi bir nadir hastalık için taşıyıcı konumunda. Mesela dünyada 10-25 binde bir gözüken fenilketonüri hastalığı Türkiye’de 4 bin çocukta bir görülüyor. Hâlen dünyadaki fenilketonürinin en sık görüldüğü ülke Türkiye’dir. Bunun en önemli sebebi ise genetik ve akraba evliliği. Taşıyıcılar tamamen sağlıklı göründüğü için risk çoğu zaman fark edilmiyor. İki taşıyıcının evliliğinde ise her gebelikte hastalığın ortaya çıkma ihtimali devam ediyor. Öte yandan Türkiye, kalıtsal metabolik hastalıkların ayrı bir bilim dalı olarak ele alındığı dünyadaki tek ülke. Dünyada hiç benzerimiz yok" açıklamasını yaptı. "Topuk kanı 4 bin 500 hayatı kurtarıyor" Yenidoğan döneminde alınan topuk kanının, nadir hastalıklarla mücadelede en güçlü silah olduğu belirten Prof. Dr. Mungan, "Topuk kanı ile bugün Türkiye’de fenilketonüri, biyotinidaz eksikliği, kistik fibrozis, SMA ve konjenital adrenal hiperplazi gibi hastalıklar taranıyor. Bu taramalar sayesinde her yıl yaklaşık 4 bin 500 çocuk sağlıklı hayata kavuşuyor" dedi. Bebekten topuk kanı almanın hiçbir zararı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Mungan, "Belirti çıksın sonra bakalım" anlayışının geri dönüşü olmayan hasarlara yol açtığını vurguladı. Bu hastalıkların genellikle kronik, ilerleyici, dejeneratif özellik taşıdıklarından, zamanında ve doğru teşhis konularak tedavi başlanabilmesi bir kısmında hayat kurtarıcı, bir kısmında ise zihinsel ve bedensel yeti eksikliklerinin ortaya çıkışını önleyici olduğunu belirten Prof. Dr. Mungan, "Özellikle fenilketonüri gibi hastalıklarda erken teşhis olmazsa kalıcı zihinsel ve bedensel engellilik kaçınılmaz hâle geliyor" dedi. "Genişletilmiş yenidoğan tarama programı şart" Uzmanlar, mevcut topuk kanı tarama programının genişletilmesi gerektiğini düşünüyor. Aynı kan örneğiyle bugün 40-60 nadir hastalığın erken teşhisi mümkün. Bu sayede bebekler henüz hiçbir belirti göstermeden tedavi edilebiliyor; organ hasarları, yanlış teşhisler, uzun hastane süreçleri önlenebiliyor. "En ucuz ve en etkili tedavi, korumadır" diyen Prof. Dr. Mungan, genişletilmiş yenidoğan tarama programının bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, "Aynı topuk kanıyla teşhisi konulabilecek 60 kadar hastalık var. Hepsi yenidoğan döneminde bebekleri komaya sokan ama hiçbir bulgusu ortaya çıkmadan tedavi edilebilir hastalıklar. Şu andaki en büyük mücadelemiz genişletilmiş yenidoğan tarama programı. Biz onları tanır ve tedavi edersek tekrarlayan gebeliklerde aynı hastalığı önleriz. Bu çocukların organ, uzuv, işlev kayıplarını önlemiş oluruz. Çocuk Beslenme Metabolizma Derneği olarak projelerimizi hazırladık. Sağlık Bakanlığına sunduk. Beş tane pilot il belirledik. Kalıtsal metabolik hastalıklarla uğraşan 180 kişilik bir grubuz ama bütün yükü kaldırmaya hazırız" dedi. "10 yılda teşhis ediliyor" Prof. Dr. Mungan, sözlerine şöyle devam etti: "Birçok hasta için teşhis süreci 5 ila 10 yılı, bazen daha da uzun bir zamanı kapsıyor. Hastaların yaklaşık yüzde 40’ı doğru teşhisi alana kadar yıllarca farklı branşlarda, yanlış teşhislerle takip ediliyor ve gereksiz tedaviler görüyor. Bu gecikme, özellikle çocuklarda kalıcı zihinsel ve bedensel hasarlara yol açabiliyor. Nadir bir hastalığa sahip çocukların yüzde 30’unun 5 yaşına gelmeden hayatını kaybettiği bilinmektedir. Bunun en temel sebebi hastalıkların teşhislerinin kısa sürede konulamaması ve tedavinin gecikmesidir. Bunun en önemli sebeplerinden biri farkındalık eksikliği. ’Bana denk gelmez’ düşüncesi, nadir hastalıkların teşhiste en sona bırakılmasına yol açıyor." "Nadir hastalığa genetik temizlik" Genetik taramanın nadir hastalıklarla mücadelede önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mungan, "Genetik taramayı öncelikle hastanın uygun tedaviye daha iyi cevap vermesini sağlamak için yapıyoruz. Öte yandan aile taraması yapıp bunların çoğu çekinik kalıtıldığı için ailedeki diğer taşıyıcıları bulmayı ve tekrarlayan gebeliklerde hastalığı ortaya çıkma riskini azaltmayı hedefliyoruz. Başarabilirsek akraba evliliklerinin önüne geçerek, yeni nesillerde bu hastalıkların önüne geçmek istiyoruz. Bu konudaki en önemli gelişmelerden biri de preimplantasyon genetiği dediğimiz bir yöntemle yani bir ’genetik temizlik yöntemiyle’ tüp bebekle sağlıklı çocuk sahibi olma şansını tanımak. Preimplantasyon genetik teşhisin amacı, ebeveynlerden bir ya da ikisinde kalıtımsal genetik bozukluk bulunan çiftlerde genetik olarak bu bozukluğu taşımayan sağlıklı embriyoyu belirlemektir. Bu yöntemle taşıyıcı çiftlerin de sağlıklı bebek sahibi olması mümkün kılınıyor" dedi.
"Çocuklarda belirtiler sinsi ilerliyor"
13 Şubat 2026 Cuma - 13:16 "Çocuklarda belirtiler sinsi ilerliyor" DÜZCE(İHA) – Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, çocukluk çağı kanserlerinin dünyada her yıl yüz binlerce çocuğu etkilediğini söyledi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü dolayısıyla açıklamada bulundu. Çocukluk çağı kanserlerinin dünyada her yıl yüz binlerce çocuğu etkilediğine dikkat çeken Doç. Dr. Çakmak, "2022 yılı verilerine göre dünyada 0-19 yaş aralığında 275 binden fazla yeni vaka bildirilmiştir. Tanı imkanlarının, görüntüleme yöntemlerinin kullanımının, patolojinin ve kanser kayıt sistemlerinin gelişmesiyle daha çok vaka yakalanabilmektedir. Türkiye’de yılda yaklaşık 2 bin 800-4 bin arası yeni çocukluk çağı kanseri olgusu olduğu tespit edilmiştir" dedi. Çocuklarda en yaygın görülen kanser türleri hakkında bilgi veren Çakmak, "Çocuklarda en sık kanserler genel olarak lösemi, beyin-omurilik tümörleri, lenfomadır. Türkiye’de ise en sık sırasıyla lösemi, lenfoma ve beyin-omurilik tümörleri görülür. Küçük yaşlarda nöroblastom ve Wilms tümörü, daha büyük çocuklarda ise kemik ve yumuşak doku sarkomları da sık görülebilmektedir" ifadelerine yer verdi. "Çocuklarda tedavi toleransı daha fazladır" Çocukluk çağı kanserleri ile yetişkin kanserleri farklılık gösterdiğine kaydeden Doç. Dr. Çakmak, "Yetişkinlerde sigara, alkol ve çevresel faktörler daha ön plandadır. Çocuklarda çevresel nedenlere eklenen genetik nedenler daha sık görülür. Çocuklarda tedavi toleransı daha fazladır. Çocuklarda tedavi yanında, büyüme, gelişme, okul hayatı ve ilerideki kısırlık riski büyük önem taşımaktadır. Çocuklarda uzun dönem yan etkilerin kapsamı ve önemi erişkinlere göre daha büyütür" şeklinde konuştu. Çocuklarda ciddiye alınması gereken belirtiler "Erken teşhis hayat kurtarır ama çocuklarda belirti sinsi olabilir" şeklinde açıklamasına devam eden Çakmak, "Anne-babanın özellikle şunları ciddiye alması gerekir; uzayan ateş, açıklanamayan solukluk-halsizlik, kolay morarma-peteşi, sık burun–diş eti kanaması, gece uyandıran kemik ağrısı-topallama, geçmeyen-büyüyen lenf bezi şişlikleri, belirgin kilo kaybı-gece terlemesi, karında şişlik-kitle, sabahları belirgin baş ağrısına eşlik eden kusma, göz bebeğinde fotoğrafta görülen beyaz yansıma (kedi gözü gibi), eklemlerde şişlik. Bu belirtilerin varlığında kötü huylu kanserleri araştırmak gerekmektedir" ifadelerine yer verdi. "Aileyi suçlamak doğru değildir" Toplumda çocukluk çağı kanserlerine dair doğru bilinen yanlışlara değinen Hatice Mine Çakmak "Toplumda çok yanlış bilinenler var. Kanser bulaşıcı değildir. Çoğu çocuk kanserini anne babanın yaptıklarıyla ilişkilendirmek, aileyi suçlamak doğru değildir. Biyopsinin kanserin her zaman tümörün yayılmasına neden olduğu da yanlış bir inanıştır. Çocukluk çağı kanserlerinin başarı şansı örneğin lösemilerde bazı türlerde yüzde 95 üzerine çıkabilmektedir. Çocukluk çağı tümörlerini ölümle eşleştirmek yanlıştır" dedi. Modern tıpta çocuk onkolojisi alanında son yıllarda yaşanan en umut verici gelişmeler hakkında bilgi veren Çakmak, "Son yılların umut verici gelişmeleri, hedefe yönelik tedavi denilen akıllı ilaçlar, hücre tedavileri ve kök hücre nakli stratejileridir. Tisagenlecleucel (CAR-T) tedavisi, nüks-dirençli B-hücreli Akut lenfoblastik lösemi için pediatrik- genç erişkinde FDA onayı almış bir örnektir. Ayrıca bazı çocuklarda tümörü hedefleyen bulunursa akıllı ilaçlar (ALK, BRAF-MEK, NTRK gibi hedeflere yönelik tedaviler) yüksek başarı sağlayabilmektedir" şeklinde konuştu. Günümüzde çocukluk çağı kanserlerinde genel iyileşme oranının ülkeye ve hastalığın tipine göre değiştiğini belirten Çakmak, "5 yıllık sağ kalım yüzde 70-80 civarı bildiriliyor; ama bu oran kanser türüne ve risk grubuna göre değişkenlik göstermektedir" dedi. "Biz buradayız, yalnız değilsiniz" Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kemoterapi Ünitesi’nde günübirlik kemoterapi hizmeti, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Servisi’nde bir haftaya varan yatarak tedavi imkanı olduğunu dile getiren Çocuk Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, "Kemoterapi verdiğimiz kanserli çocuklar ve acil hematoloji hastaları gece gündüz cep telefonumuzdan bize ulaşabilmektedir, Biz buradayız, yalnız değilsiniz" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Türk Endokrin Cerrahisi kurucularından Prof. Dr. Erol Düren, Bursa’da sempozyum ile anıldı
13 Şubat 2026 Cuma - 12:29 Türk Endokrin Cerrahisi kurucularından Prof. Dr. Erol Düren, Bursa’da sempozyum ile anıldı Türkiye’de endokrin cerrahisini başlatan önemli isimlerden birisi olan Endokrin Cerrahisi Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. Erol Düren, Bursa’da Doruk Sağlık Grubu’nda düzenlenen sempozyum ile anıldı. Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarından geçtiğimiz 23 Haziran 2025 yılında kaybettiğimiz Endokrin Cerrahisi Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. Erol Düren, Bursa’da Doruk Sağlık Grubu’na bağlı Nilüfer Hastanesi’nde düzenlenen "Prof. Dr. Erol Düren’i Anma Sempozyumu"nda anıldı. İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Cerrahi Kliniği’nde 1952 yılında asistan olarak çalışmaya başlayan merhum Prof. Dr. Erol Düren, vefatına kadar olan 73 yıllık meslek hayatında sayısız önemli başarılara imza attı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Özel Hastaneler Platformu Başkanı olan Doruk Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ömer Yavuz Namlı, "Türk Endokrin Cerrahisinin gelişmesinde sonsuz emekleri olan Prof. Dr. Erol Düren hocamızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Onun manevi anısına yönelik düzenlediğimiz sempozyumda tiroid kanseri tedavisinde cerrahi ile endokrinoloji alanında son gelişmeleri alanında değerli hocalarımız ve doktorlarımızla birlikte ele aldık. Rahmetli Prof. Dr. Erol Düren hocamızın manevi anısına yönelik düzenlediğimiz bu anlamlı sempozyumun gerçekleşmesinde emeği olan Prof. Dr. Şehsuvar Gökgöz ve bilgi birikimiyle bizleri onurlandıran Prof. Dr. Mete Düren hocalarımız ile emeği geçen akademisyenlerimize, hekimlerimize ve konuklarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Prof. Dr. Erol Düren’i Anma Sempozyumu’nun ikinci konferansında "Tiroidektomi Komplikasyonları" alanında oturum başkanlığını üstlenen Prof. Dr. Mete Düren, sempozyumun gerçekleşmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şehsuvar Gökgöz’ün oturum başkanlığını üstlendiği "Endokrin Cerrahisi Öncesi-Sonrası ile Endokrin Uzmanı" konulu oturumda Prof. Dr. Soner Candar ile Prof. Dr. Özen Öz Gül konuşmacı olarak yer aldı. Doruk Nilüfer Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Volkan Tümay ile Dr. Volkan Polatkan "2026 yılı Diferansiye Tiroid Kanserleri-Güncel Bilgiler" konusunu ele aldı. Prof. Dr. Mete Düren ile Dr. Serkan Teksöz de, "2026 yılı Medüller Tiroid Kanseri-Genetiği" oturumunda konuştu. Endokrin Cerrahi ile Robotik Cerrahi konusunda Dr. Kazım Şenol ile Dr. Murat Özdemir görüşlerini paylaştı. Sempozyumun yedinci konferansında Dr. Uygar Demir ile Dr. Ömer Yalkın "Endokrin Cerrahi ve Sinir Monitorizasyonu" alanında bilimsel görüşlerini katılımcılarla paylaştılar. Sempozyumun son konferansında konuşan oturum başkanı Prof.Dr. Mete Düren, Dr. Ayşen Akkurt Kocaeli ve Dr. Ömer Yalkın "İnteraktif Olgu Tartışmaları" konusunu ele aldılar. Prof Dr Erol Düren kimdir 1929 yılında İzmir de doğdu. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doktor ve Cerrahpaşa Genel Cerrahi Kliniğinde uzman ve 1959 yılında doçent ve 1966 yılında profesör oldu. Cerrahi eğitimim sırasında yeni gelişen endokrin cerrahisi konusuna özel ilgi duydu. 1957 yılında başasistanlığı sırasında British Councel’ın bursu ile bir yıl İngiltere de Sheffield Üniversitesi Endokrin Cerrahisi kliniğinde ve araştırma laboratuvarında, 1961 ve 1964 de Almanya da Giessen Üniversitesi Cerrahi Kliniğinde, 1969 da Londra da Hammersmith Post graduate School da Profesör Selwyn Taylor’ın, 1971’de Cleveland da Crile Jr.’in yanında endokrin cerrahisinde çalıştı. International Association of Endocrine Surgeons (IAES) ın üyesi ve yönetim kurulu üyeliğine seçildi. Türkiye’den pek çok genç meslektaşının uluslararası değerdeki endokrin cerrahlarının yanında yetişmelerine yardımcı oldu. Orlo Clarck’ın Textbook of Endocrine Surgery adlı kitabında ‘Recurrent Thyroıd Cancer ‘bölümünü yazdı. 1974-1980 yılları arasında Edirne Tıp Fakültesi ve 1981’de Türk Cerrahi Derneği, 1990’da Eurosurgery, 2003’te European Academy of Surgical Sciences kurucu üyesi ve başkanları olarak çalıştı. 1974-1980 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Senatosu üyeliği, Rektör yardımcılığı ve vekilliği yaptı. Deutsche Geselschaft für Chirurgie’nin şeref Üyeliği, Deutsche Akademie der Naturforscher Leopoldina’nın üyeliği ve Almanya Federal Cumhuriyeti’nin Liyakat nişanı verildi. Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya ve Romanya ulusal Cerrahi Derneklerinin Fahri Üyelikleri verildi. 2005 yılında Giessen Üniversitesi Fahri Doktorluk ünvanı verildi. 1994 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden emekli oldu. Dr. Mücella Düren ile evli olan Prof. Dr. Erol Düren’in kızı Dr. Phil. Ayşegül Franke, oğlu ise Prof. Dr. Mete Düren’dir.
7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları farkındalık haftası
13 Şubat 2026 Cuma - 12:28 7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları farkındalık haftası 7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası kapsamında Medical Point Gaziantep Hastanesi uzmanları, erken tanının önemine dikkat çekti. 7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası kapsamında Medical Point Gaziantep Hastanesi uzmanları toplumda farkındalık oluşturmak ve erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla açıklamalarda bulundu. Her yıl binlerce bebeğin doğumsal kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini belirten uzmanlar, zamanında teşhis ve doğru tedavi ile sağlıklı bir yaşamın mümkün olduğunun altını çizdi. "Her 100 bebekten 1’i risk altında" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Ayşe Gümüş Demirçubuk, doğumsal kalp hastalıklarının bebeklerde en sık görülen doğumsal anomaliler arasında yer aldığını belirterek, "Doğumsal kalp hastalıkları, kalbin yapısında anne karnında gelişen bozukluklardır. Erken tanı sayesinde birçok hastalığı doğum öncesinde tespit edebiliyor, biz kendi hastanemizde de doğan bebekleri ilk 24 saat içerisinde riskli doğumsal kalp hastalıkları açısından kontrol ediyoruz. Doğum sonrası süreci planlayabiliyoruz. Özellikle morarma, hızlı nefes alıp verme, emmeme, kilo alamama gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalıdır" dedi. Dr. Öğr. Üyesi Demirçubuk, yenidoğan muayeneleri ve düzenli çocuk kontrollerinin hayati önem taşıdığını vurgulayarak, ailelerin bebeklerinde olağan dışı bir belirti gördüklerinde vakit kaybetmeden uzman hekime başvurmaları gerektiğini ifade etti. "Gebelik sürecinde kontroller büyük önem taşıyor" Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Semra Sarı Yıldız ise gebelik döneminde yapılan detaylı ultrason ve taramaların doğumsal kalp hastalıklarının erken teşhisinde kritik rol oynadığını aktararak, "Anne adaylarının düzenli gebelik kontrollerini yaptırmaları, risk faktörlerinin erken belirlenmesi açısından çok önemlidir. Özellikle ailede kalp hastalığı öyküsü varsa veya diyabet gibi kronik hastalıklar mevcutsa takipler daha da dikkatli yapılmalıdır. Erken tanı, doğumun tam donanımlı merkezlerde planlanmasını sağlar" ifadelerini kullandı. Op. Dr. Sarı Yıldız, sağlıklı beslenme, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve doktor önerilerine uyumun gebelik sürecinde bebeğin kalp sağlığını olumlu yönde etkilediğini de sözlerine ekledi. Multidisipliner yaklaşım hayat kurtarıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi bünyesinde çocuk sağlığı ve hastalıkları ile kadın hastalıkları-doğum branşlarının koordineli çalıştığını belirten uzmanlar, doğum öncesi ve sonrası sürecin ekip yaklaşımıyla planlandığını ifade etti. Yetkililer, 7-14 Şubat Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası’nın amacının yalnızca hastalıkları anlatmak değil, aynı zamanda umut vermek olduğunu vurgulayarak, "Erken tanı, doğru merkez ve uzman ekip ile doğumsal kalp hastalıklarında başarı oranı her geçen gün artıyor. Kontrollerinizi ihmal etmeyin, kalbin sesine kulak verin" diye konuştular.
"Şikayetim yoktu" demeyin: Hipertansiyon sessizce ilerliyor
13 Şubat 2026 Cuma - 11:48 "Şikayetim yoktu" demeyin: Hipertansiyon sessizce ilerliyor Uzmanlar, hiçbir belirti vermeden ilerleyen hipertansiyonun kalp, beyin, böbrek ve gözlerde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabildiğine dikkat çekerek, düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını vurguluyor. Son dönemde sağlık kuruluşlarına başvuran birçok hastanın, "Şu ana kadar tansiyonla ilgili hiçbir şikayetim olmadı" ifadesini kullandığını belirten uzmanlar, bu söylemin son derece yanıltıcı olduğuna dikkat çekiyor. Hastaların öyküsü sorgulandığında, tansiyonlarını bugüne kadar hiç ölçtürmediklerini ve herhangi bir şikayet hissetmedikleri için sorun olmadığını düşündüklerini ifade eden uzmanlar hipertansiyonun dünyada en sık görülen hastalıklardan biri olduğunu belirtiyor. İmperial Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yüksel Çiçek, hipertansiyonun en önemli özelliğinin çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerlemesi olduğuna dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Hastanelerde yatan ağır hastalıkların büyük bir bölümünün temelinde hipertansiyonun yer aldığını kaydeden Çiçek, "Son günlerde en sık duyduğum ve yanlış olarak değerlendirdiğim ifadelerden biri, ’şu ana kadar tansiyonla ilgili hiçbir şikayetim olmadı’ söylemidir. Bize başvuran hastaların öyküsünü sorguladığımızda, tansiyonlarının ne kadar süredir yüksek seyrettiğini soruyoruz. Aldığımız yanıtlar çoğunlukla, ’şimdiye kadar hiç ölçüm yaptırmadım, herhangi bir şikayetim yoktu" şeklinde oluyor. Bu ifadenin yanlışlığı üzerinde özellikle durmak isterim. Hipertansiyonun, dünyada en sık görülen hastalıklardan biri olduğunu her zaman vurguluyoruz. En önemli özelliklerinden biri, ciddi şikayetlere, semptomlara veya belirgin bulgulara neden olmadan seyredebilmesidir. Bu nedenle, hiçbir şikayeti olmayan kişilerde tansiyonun normal olduğu yönünde yanlış bir algı oluşmaktadır. Oysa tansiyon yüksekliği çoğu zaman herhangi bir belirti vermez. Nadiren baş ağrısı, kulak çınlaması, baş dönmesi veya burun kanaması gibi bulgularla ortaya çıkabilir ancak çoğunlukla sessiz seyreder. Bu yüzden kişiler tansiyonlarını düzenli ve belirli aralıklarla ölçmedikçe yüksek tansiyona sahip olduklarının farkına varamazlar. Hastanelerde yatan en ağır hastalıkları sıraladığımızda, hipertansiyonun birçok tablonun temelinde yer aldığını görmekteyiz" dedi. Hipertansiyon ilk sırada yer alıyor "Kalp yetmezliği, kalp damar tıkanıklıkları, kalp krizleri, ciddi ritim bozuklukları ve aort damarının genişlemesi gibi durumların altında yatan nedenler arasında hipertansiyon ilk sırada yer almaktadır" diyen Çiçek, şu bilgileri verdi: "Aynı şekilde, beyin damar tıkanıklıkları, beyin kanamaları ve böbrek yetmezliğinin nedenleri araştırıldığında da en önemli etkenin hipertansiyon olduğu görülmektedir. Göz damar hastalıkları ve buna bağlı gelişen görme bozukluklarının altında da hipertansiyon önemli nedenlerden biridir. Bu nedenle ’hiç şikayetim yoktu, ölçüm yaptırmadım, bilmiyordum’ cümlesini artık değiştirmemiz gerekmektedir. Günümüz koşullarında ulaşılabilir maliyetlerle tansiyon ölçüm cihazlarına sahip olmak mümkündür. Benim önerim, her evde mutlaka bir tansiyon ölçüm cihazının bulunmasıdır. Cihazın çok pahalı ya da çok özellikli olması şart değildir, önemli olan doğru ölçüm yapabilmesidir. Tansiyon sorunu olmasa bile erişkin yaşa ulaşmış, özellikle 30 yaş üzerindeki bireylerin tansiyonlarını 6 ayda bir, yılda bir ya da gerekirse 3 ayda bir ölçmeleri faydalıdır. Bu sıklık kişiye göre artırılabilir, kesin bir kural yoktur. Önemli olan, dinlenmiş halde ve doğru ölçüm tekniğiyle zaman zaman tansiyonun kontrol edilmesidir. Ölçüm değerleri 13,5/8,5 ve üzerinde çıkıyorsa tek bir ölçüm elbette yeterli değildir. Bir hafta boyunca sabah ve akşam yapılan düzenli ölçümlerde ortalamanın bu değerlerin üzerinde seyretmesi durumunda mutlaka bir kardiyoloji hekimine başvurulmasını öneriyorum. Kardiyoloji hekimi yapacağı değerlendirmede fizik muayene, kalp grafisi, ekokardiyografi, laboratuvar tetkikleri, idrar tetkiki ve gerekirse batın usg ve böbrek damarı için doppler incelemesi yapıp, hipertansiyondan kaynaklı kalp yetmezliği, kalp duvarlarında kalınlaşma, aort damarında genişleme, kalp damar daralması, kalpte ritim bozukluğu, böbrek fonksiyonlarında bozulma var mı diye değerlendirme yapıp uygun tedavi planını önerecektir. İlaveten göz damarlarında etkilenme olup olmadığını tespit etmek için göz hastalıkları hekimi değerlendirmesini istenebilir. Burada özellikle vurgulamak isterim ki korkulması gereken ilaç kullanmak değil, tansiyonun tedavi edilmemesidir. Hipertansiyon kontrol altına alınabilir bir hastalıktır ancak sessiz seyretmesi nedeniyle uzun yıllar tedavisiz kaldığında kalp, böbrek, beyin ve göz gibi hayati organlarda kalıcı ve ciddi hasarlara yol açabilir. Bu hasarların büyük bir kısmı, ne yazık ki geri döndürülemez hale gelebilmektedir."
Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı"
13 Şubat 2026 Cuma - 11:43 Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı" Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı" dedi. Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Sağlıklı Hayat Merkezleri, 81 ilde vatandaşlara hizmet veriyor. Diyetisyenden psikoloğa, sigara bırakma polikliniklerinden akademilere kadar pek çok alanda vatandaşlara destek verilen merkezlerde, artık menopoz okulları da hizmet vermeye başladı. Konuya ilişkin açıklama yapan Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, Bakanlık olarak koruyan sağlık vizyonuyla vatandaşın sağlığını korumaya devam ettiklerini belirterek, "Yapmış olduğumuz çalışmaların en önemli kısmını vatandaşlarımızın doğru sağlık bilgisini en hızlı ve en etkin şekilde ulaşması. Sağlık okur yazarlığını Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğümüzle beraber artırmaya ve bu konuda vatandaşlarımızı geliştirmeye gayret ediyoruz" şeklinde konuştu. Bu kapsamda sağlıklı hayat merkezlerinin de 81 ilde hizmet verdiğini hatırlatan Demirkol, "Psikologlarımız, sosyal çalışmacımız, diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz, yine sigara bırakma polikliniklerimizle etkin bir koruyucu sağlık hizmeti ve sağlıklı kalma hizmeti veriyoruz. Bu kapsamda sağlıklı hayat merkezlerimizi aynı zamanda bir akademi okul gibi de kullanmaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. "Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı" Geçen yıl Sağlıklı Hayat Akademisinde 300 bin kişinin mezun olduğunu dile getiren Demirkol, bunun yanı sıra farklı yaş grupları için de akademi açıldığını söyleyerek, "0-2 yaş grubu için bebek akademisi, 2-12 yaş için çocuk akademisi, 12-18 yaş grubundaki gençlerimiz için de genç akademilerimizi açtık. Tabii ki yine en önemli ihtiyaçlardan biri menopoz döneminde sağlıklı yaşam ve sağlıklı kalabilme noktasında da kadınlarımıza menopoz okulu açtık. Yani bu dönemi her açıdan sağlıklı geçirebilmek için menopoz okulumuzda da kendilerine sağlık profesyonellerimiz vasıtasıyla eğitim veriyoruz ve bu dönemi el birliğiyle daha sağlıklı geçirebilmek ve hayatlarında yeni bir dönem olan bu döneme hazırlanmalarını istiyoruz. Menopoz okulumuz Ocak 2026 itibariyle 81 ilimizde tüm sağlıklı hayat merkezlerimizde açıldı" diye konuştu. "Menopoz okulumuzda tüm kadınlarımızın yanında sağlık profesyonellerimizle olmak istedik" Menopoz okullarında vatandaşlara ruhsal ve fiziksel anlamda destek verildiğini aktaran Demirkol, sözlerine şöyle devam etti: "Menopoz okulumuzda kendileri için bir hormonal değişim olan, ruhsal ve fiziksel değişim olan bu hassas dönemde tüm kadınlarımızın yanında sağlık profesyonellerimizle olmak istedik. Bu dönem içerisinde doğru fiziksel hareketler fizyoterapistlerimiz vasıtasıyla kendilerine anlatılıyor. Bu dönem içerisinde hormonal değişikliğe bağlı oluşan ruhsal değişimlerde de yine psikologlarımız yanlarındalar. Bu dönem içerisinde hormonal değişime bağlı olan kilo değişimleri sebebiyle de diyetisyenlerimiz yanlarında olacaklar ve burada bu dönemi daha kolay nasıl el birliği ile atlatabiliriz? Ruhsal, fiziksel ve hormonal değişimleri kendi hayatlarında yönetirken onlara nasıl yardımcı olabiliriz diye vermiş olduğumuz derslerden oluşan menopoz okulumuza bu yaş grubundaki tüm kadınlarımızı sağlıklı hayat merkezlerimizde bekliyoruz. Vatandaşlarımızın doğumundan ölümüne kadar sağlıklı yaşama, merhaba demeleri, hastalanmadan sağlığının kıymetini bilmelerini ve Sağlık Bakanlığı olarak bu imkanı onlara sağlayabilmeyi de üzerimize bir borç kabul ediyoruz." "Sağlıklı hayat merkezlerimize direkt doğrudan bu menopoz okulları için başvurulabiliyor" Demirkol, vatandaşların aile hekimlikleri vasıtasıyla Sağlıklı Hayat Merkezlerinde bulunan menopoz okullarına yönlendirilebildiğini ifade ederek, şunları kaydetti: "Yine sağlıklı hayat merkezlerimize direkt doğrudan bu menopoz okulları için başvurulabiliyor. Belirli süreçler ve periyotlarla, belirli bir kontenjana ulaştıklarında bu kurslar açılıyor. Oradaki vaka koordinatörlerimizi bu kursa katılmak istediklerini söylediklerinde de onlar en kısa sürede açılan kursa bu yaş grubundaki kadınlarımızı kaydediyorlar, kendilerini arıyorlar ve oraya gitmişken de hem diyetisyene hem fizyoterapiste hem psikoloğa eğer sigara kullanılıyorsa sigara bırakma politikalarına da vatandaşlarımızı vaka koordinatörlerimiz yönlendiriyor. Onların randevularını alarak süreci komple bir sağlıklı yaşam, kendini iyi hissetme ve doğru yaşama, kaliteli yaşama anlamında kendilerine yardımcı oluyorlar."
Psikolog Karaçiçek: "Sevdiğiniz insan hayatınızın tamamı olmamalı"
13 Şubat 2026 Cuma - 11:41 Psikolog Karaçiçek: "Sevdiğiniz insan hayatınızın tamamı olmamalı" Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, ilişkide sevdiğiniz kişinin hayatınızın tamamı olmaması gerektiğini belirterek, "Tüm planlarınızı ona göre yapmak, her şeyi onun üzerine kurmak zamanla sizi tüketir" dedi. Yoğun iş temposu, artan stres, iletişimin büyük ölçüde dijital ortama taşınması ve insanların birbirine ayırdığı zamanın azalması, çiftler arasında duygusal kopukluklara neden olabiliyor. Bu durum zamanla karşılıklı anlayışı azaltıp tahammülsüzlüğü artırırken, küçük sorunlar bile büyük tartışmalara dönüşebiliyor. Teknolojinin gelişmesi, tüketimin artması ve toplumsal yapının değişmesi ilişkileri yürütmeyi her geçen gün daha zor hale getiriyor. Medline Adana Hastanesi’nden Klinik Psikolog Fulda Karaçiçek, bazen küçük görünen hataların zamanla büyük sorunlara dönüşebildiğini söyleyerek, "İlişkilerde mutluluğun anahtarı ise iletişim, anlayış ve karşılıklı saygıdır" dedi. Klinik Psikolog Karaçiçek, çiftlerin en sık yaptığı 10 büyük hatayı şu şekilde sıraladı: Partneri hayatın merkezine koymak İlişkide sevdiğiniz insan elbette çok değerlidir, ancak hayatınızın tamamı olmamalıdır. Tüm planlarınızı ona göre yapmak, her şeyi onun üzerine kurmak zamanla sizi tüketir. Bu durum ilişkinin dengesini de bozar. İlişki, hayatı tamamlayan güzel bir parçadır; hayatın tek amacı haline gelmesi sağlıklı değildir. Sürekli haklı olmaya çalışmak Hayatta her zaman haklı olmak imkansızdır. Ancak bazı kişiler ilişkilerinde her tartışmada üstün çıkmaya çalışır. Bu tutum zamanla ilişkinin dengeli ve eşit yapısını bozar. İnsanlar bazen haklı olmayı o kadar önemser ki mutlu olabilecekleri anları kaçırırlar. Unutmayın, ilişkilerde çoğu zaman tek bir doğru yoktur. Gerektiğinde özür dilemekten kaçınmayın; çünkü özür dilemek zayıflık değil, olgunluk göstergesidir. Aşırı kıskançlık Kıskançlık, kontrolsüz hale geldiğinde ilişkiyi yıpratan ciddi bir probleme dönüşebilir. Sürekli hesap sormak, partnerin telefonunu kontrol etmek, kimlerle görüştüğünü sorgulamak ve sosyal çevresini kısıtlamak zamanla güven duygusunu yok eder. Aşırı kıskançlık, sevginin değil güvensizliğin göstergesidir ve ilişkinin sağlıklı ilerlemesini engeller. Kişiyi değiştirmeye çabalamak Sürekli partnerinizi değiştirmeye çalışmak, ilişkiyi yoran ve çıkmaza sokan bir davranıştır. Üstelik kişi istemedikten sonra onu zorla değiştirmek mümkün değildir. Burada önemli nokta şudur: Partnerinizin davranışı size veya çevresine zarar veriyor mu? Eğer zarar vermiyorsa, onu değiştirmeye çalışmak haksızlık olabilir. Her şeyi birlikte yapmak Birlikte vakit geçirmek güzel olsa da her anı beraber geçirmek sağlıklı değildir. Bu durum bağlılık gibi görünse de aslında zamanla bağımlılığa dönüşebilir. Sağlıklı bir ilişkide her iki tarafın da kendi alanının olması da gerekir. Kişinin arkadaşlarıyla vakit geçirmesi, ailesine zaman ayırması ve hobilerini sürdürmesi ilişkiyi güçlendirir. Dijital dünyaya aşırı zaman ayırmak Günümüzde ilişkilerde en sık yaşanan problemlerden biri, taraflardan birinin sürekli telefon ya da bilgisayarla meşgul olmasıdır. Eve gelir gelmez telefona sarılmak, birlikte vakit geçirirken bile sosyal medyadan kopamamak ya da "kafamı dağıtıyorum" diyerek saatlerce oyun oynamak, gerçek iletişimi zayıflatır. Ayrıca sosyal medyada görülen "kusursuz hayat" paylaşımları çoğu zaman gerçeği yansıtmaz. İnsanlar bu sahte mutlulukları kendi ilişkileriyle kıyasladığında, gereksiz sorgulamalar ve memnuniyetsizlikler başlayabilir. Çok kırıcı tartışmalar Tartışmalar her ilişkide olur ancak tartışma şekli çok önemlidir. Bağırmak, hakaret etmek, küçümsemek ya da kişinin değerlerine saldırmak ilişkide en büyük yaraları açar. Sorun konuşulurken kişiliğe değil, davranışa odaklanmak gerekir. Öfke kontrolü ve yapıcı bir dil kullanmak ilişkiyi koruyan en önemli unsurlardandır. Gerçekçi olmayan beklentiler Bazı kişiler geçmişte yaşadığı hayal kırıklıklarını farkında olmadan ilişkiye taşır. Oysa herkesin sevgisini hissettirme kapasitesi farklıdır. Karşınızdaki kişiden sadece verebileceği kadarını beklemek gerekir. Geçmişe takılı kalmak Bazı insanlar geçmişte yaşanan olayları unutamaz ve sürekli gündeme getirir. Oysa eski sorunları tekrar tekrar açmak, ilişkiye zarar verir. Elbette hatalardan ders almak önemlidir. Ancak geçmiş affedildiyse sürekli hatırlatmak ilişkiyi yıpratır. Sorunların üstünü kapatmak Sorunları yok saymak ya da içine atmak çözüm getirmez. Aksine zamanla küçük kırgınlıklar büyür ve daha büyük problemler haline gelir. Rahatsız olduğunuz konuları doğru zamanda, sakin bir şekilde ve kırıcı olmadan dile getirmek önemlidir. Duygularınızı paylaşmak, iletişimi güçlendirir ve ilişkinin sağlıklı şekilde ilerlemesine yardımcı olur.
Dr. Öztürk, çocukluk çağı kanserlerinde erken teşhisin önemine dikkat çekti
13 Şubat 2026 Cuma - 11:25 Dr. Öztürk, çocukluk çağı kanserlerinde erken teşhisin önemine dikkat çekti Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürü Dr. Hakkı Öztürk, çocukluk çağı kanserlerinin dünyada ve ülkemizde her yıl binlerce çocuğun hayatını etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve bu konuda erken teşhisin hayati önem taşıdığını vurguladı. Öztürk, çocukluk çağı kanserlerinin yetişkinlere göre daha nadir görülmesine rağmen, birçok ülkede çocuklarda hastalığa bağlı ölümlerin önde gelen nedenleri arasında yer aldığını anımsattı. Öztürk, " Yetişkinlerde en sık meme, prostat, akciğer ve kolorektal kanserler görülürken; çocuklarda en sık görülen kanser türleri; lösemiler, merkezi sinir sistemi tümörleri ve lenfomalardır. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü çocukluk çağı kanserlerine dikkat çekmek, erken teşhisin önemini vurgulamak, aileleri bilgilendirmek ve kanserle mücadele eden çocuklar ile ailelerine destek olmak amacıyla dünya genelinde çeşitli etkinliklerle anılmaktadır. Son yıllarda çocukluk çağı kanserlerinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Modern kemoterapi protokolleri, hedefe yönelik tedaviler, cerrahi ve radyoterapi yöntemlerinin etkin şekilde kullanılması sayesinde sağ kalım oranları belirgin biçimde artmıştır. Özellikle akut lösemilerde beş yıllık sağ kalım oranlarının yüzde 80’in üzerine çıkması, bu alandaki ilerlemelerin en önemli göstergelerindendir. Çocukluk çağı kanserlerinin büyük çoğunluğu önlenebilir değildir ve bu yaş grubuna yönelik rutin bir tarama programı bulunmamaktadır. Bu nedenle erken tanı; belirtilerin fark edilmesi ve zamanında sağlık kuruluşuna başvurulmasıyla mümkündür. Uzun süren halsizlik, solukluk, nedeni bilinmeyen morluk ve kanamalar, iştahsızlık ve kilo kaybı, lenf bezlerinde şişlik, kemik ve eklem ağrıları, uzun süren ateş, görme değişiklikleri ve şiddetli baş ağrıları gibi bulgular dikkatle değerlendirilmelidir. Bu belirtiler farklı hastalıklarda da görülebilmekle birlikte, süreklilik göstermesi hâlinde mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" ifadelerine yer verdi.
Jandarmadan Alaşehir’de toplu sigarayı bırakma adımı
13 Şubat 2026 Cuma - 11:14 Jandarmadan Alaşehir’de toplu sigarayı bırakma adımı MANİSA (İHA) – Manisa’nın Alaşehir ilçesinde 9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte, Alaşehir İlçe Jandarma Komutanlığı personeli sigarayı bırakmak için ilk adımı attı. Toplu destekle başlatılan kampanya ilçede örnek bir farkındalık hareketine dönüştü. Alaşehir İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından kaymakamlık toplantı salonunda düzenlenen etkinliğe İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Fatma Seven de katıldı. Etkinlik kapsamında Alaşehir İlçe Jandarma Komutanlığı personeli sigarayı bırakma kararı alarak ilçede örnek bir davranış sergiledi. Jandarma personelinin topluca sigarayı bırakmaya yönelik adım atması, sigara bırakma kampanyasının başlangıcı olarak değerlendirildi. Programda Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Merve Türkan tarafından jandarma personeline sigaranın zararları ve sigarayı bırakmanın faydaları hakkında eğitim verildi. Etkinlik kapsamında karbonmonoksit ölçümleri yapıldı, değeri yüksek çıkan ve sigarayı bırakmak isteyen personel, sigara bırakma polikliniklerine yönlendirildi. Uzm. Dr. Merve Türkan, tütün birimi tarafından ilçe genelinde faaliyet gösteren işletmelerde dumansız hava sahası denetimlerinin sürdüğünü belirterek, ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı hakkında da bilgilendirme çalışmaları yapıldığını ifade etti. Halkın yoğun olduğu alanlarda kurulan stantlarda karbonmonoksit ölçümleri gerçekleştirildiği, broşür dağıtıldığı ve tütün ürünlerinin zararları hakkında vatandaşlara bilgi verildiği kaydedildi. Sigara kullanımının kanser, kalp ve damar hastalıkları, akciğer hastalıkları, KOAH, felç ve mide hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalık riskini artırdığını vurgulayan Türkan, özellikle akciğer, dil, gırtlak ve mide kanserleriyle doğrudan bağlantı bulunduğunu söyledi. Tütün ürünlerinin mesane, böbrek, prostat ve rahim ağzı kanserleri için de önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çekildi. Sigara kullananların yaklaşık yüzde 50’sinin sigaraya bağlı nedenlerle hayatını kaybettiği belirtilirken, tütün kullanımının insan sağlığının yanı sıra çevre ve ekonomi üzerinde de ciddi olumsuz etkiler oluşturduğu ifade edildi.
Karabağlar Yaylası girişinde içme suyu hat yenilemesi yapılıyor
13 Şubat 2026 Cuma - 10:41 Karabağlar Yaylası girişinde içme suyu hat yenilemesi yapılıyor Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Menteşe Orhaniye Mahallesi’nde bulunan Yıldıray Çeltiklioğlu Caddesi’nde 2 bin 700 metre uzunluğunda içme suyu hattı yenileme çalışmalarına başladı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, il genelinde altyapının güçlendirilerek kesintisiz su iletiminin sağlanması yönündeki talimatları doğrultusunda yatırımlarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, çalışmalarına Menteşe’de devam ediyor. Menteşe ilçesine bağlı olan Orhaniye Mahallesi’ndeki Kireç Sanayi bölgesi Yıldıray Çeltiklioğlu Caddesi’ndeki 2 bin 700 metre uzunluğundaki içme suyu hattının eski olması ve sürekli arıza vermesi sebebiyle tüm hattın yenileme çalışmalarına başlanıldı. MUSKİ ve Büyükşehir Belediyesi’nin koordineli çalışması Menteşe ilçesinin Orhaniye Mahallesi Yıldıray Çeltiklioğlu Caddesi’nde, zamanla yıpranarak ekonomik ömrünü tamamlayan 2 bin 700 metrelik eski içme suyu hattı, zaman zaman arıza ve bu nedenle su kayıplarına neden oluyordu. Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin üstyapı çalışmaları ve çevre düzenlemeleriyle eş zamanlı olarak, MUSKİ tarafından planlı ve koordineli şekilde yürütülen çalışmalar kapsamında mevcut hatlar yenileniyor. Bu sayede, altyapı imalatlarının tamamlanmasının ardından üstyapı için ikinci bir müdahaleye gerek kalmadan bölgedeki önemli bir sorun kalıcı olarak çözüme kavuşturuluyor. Yürütülen yenileme çalışmalarıyla, kullanım ömrünü tamamlayan hatlar devre dışı bırakılarak, daha dayanıklı ve uzun ömürlü yeni içme suyu hatları sisteme dahil ediliyor. Revizyon işlemlerinin tamamlanmasıyla birlikte içme suyunun iletimi daha verimli, güvenli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşuyor. 2 bin 700 metre hat yenilenecek Yapımına başlanan 2 bin 700 metre uzunluğundaki içme suyu hat yenileme çalışmalarıyla; arızalara bağlı su kesintilerinin azaltılması, fiziki ömrünü tamamlamış hatlardan kaynaklanan kayıp ve kaçak oranlarının düşürülmesi ve vatandaşlara kesintisiz, sağlıklı ve güvenli içme suyu ulaştırılması hedefleniyor. Çalışmalar yoğun yağışlara rağmen devam ederken en kısa sürede tamamlanıp vatandaşların hizmetine sunulması bekleniyor.