SAĞLIK
01 Nisan 2026 Çarşamba - 17:26 Otizm spektrum bozukluğunda erken tanı hayatı değiştiriyor Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde erken tanının önemini vurgulayarak, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız" dedi. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla otizm spektrum bozukluğu hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Cansu Mercan Işık, "Otizm; sosyal alanda zorluk, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir bozukluktur ve yaşamın ilk üç yılında belirtiler ortaya çıkar. Genellikle bir yaş civarında sosyal gülümsemede eksiklik, göz teması kurmama ve isme bakmama şeklinde belirtilerle kendini gösterir. Sonrasında bu durum konuşma gecikmesi, akran ilişkilerinin gelişmemesi ve tekrarlayan davranışların artması şeklinde ilerleyebilir. Bu belirtiler her çocukta farklı yoğunlukta ve farklı biçimlerde görülebilir" ifadelerine yer verdi. Doç. Dr. Işık, hastalıkta erken tanıya değinerek, "Beynin ilk altı yaşındaki gelişimi oldukça hızlıdır ve ne kadar erken müdahale edersek o kadar hızlı ve etkili yanıt alırız. Bu nedenle ailelere bu süreçte önemli sorumluluklar düşmektedir. Tanıyı erteleme, korku nedeniyle başvuru yapmama ya da farklı bölümlerde zaman kaybetme gibi hatalar sıkça yapılmaktadır. Ancak şüphe duyulduğu anda vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü erken tanı, otizm spektrum bozukluğunda sürecin en kritik basamaklarından biridir" dedi. Otizmin tedavisine değinen Doç. Dr. Işık, "Aslında tek bir yöntem ya da tek başına etkili bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Medikal tedavi, yalnızca eşlik eden bazı durumlarda destekleyici olarak kullanılabilir. Bu süreçte en etkili yaklaşım bireyselleştirilmiş, yoğun ve sürekli özel eğitim programlarıdır. Bu nedenle ailelerin gecikmeden başvurmaları ve özellikle çocuk psikiyatrisi ekipleriyle iş birliği içerisinde hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi. Toplumsal farkındalığa değinen Doç. Dr. Işık, "Bizlere düşen görev farkındalığımızı artırmak, otizmli bireyleri toplumsal yaşamın içine dâhil etmek ve birlikte yaşam kültürünü güçlendirmektir. Toplum olarak daha kapsayıcı, anlayışlı ve destekleyici sosyal ortamlar oluşturmalıyız. Unutulmamalıdır ki asıl değişim toplumda başlar ve farkındalıkla büyür" şeklinde konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 16:49 En ölümcül kanser türüne tarama önerisi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, en ölümcül kanser türlerinden olan akciğer kanserinin erken evrede önlenebileceğini söyleyerek, sigara içen kişilerin ailesinde kanser öyküsü bulunuyorsa mutlaka tarama testi yaptırması gerektiğini söyledi. ERÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nur Aleyna Yetkin, akciğer kanserinin erken tanı konmasıyla birlikte tedavi sürecinin çok daha rahat geçeceğini belirterek, ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin kesinlikle bu testi yaptırmalarını gerektiğinin altını çizdi. Sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerektiğini aktaran Yetkin "Akciğer kanseri, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en ölümcül kanser türüdür. Bu kanser en çok sigarayla ilişkilidir. Bununla bağlantılı olarak 50 yaş üstü kişilerde belli bir hesaplamamız bulunmaktadır. Belirli miktarda sigara içmiş kişiler için Sağlık Bakanlığımız kanser taraması önermektedir. Bizler de hem tütünün zararlarının farkındalığını artırmak hem de kanser taramalarının kimlere yapılması gerektiğini ve sigaraya bağlı oluşmuş solunum fonksiyon anomalilerini tespit etmek için arkadaşlarımızla birlikte bu etkinlikte bulunduk. Sigaranın pasif maruziyetinde bile insanlar, sigaranın oluşturduğu kanser hastalıklarına ve sadece kanserle ilişkili değil, birçok hastalığa yakalanabilmektedir. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı dediğimiz kalıcı solunumsal sıkıntılara da sebep olabilmektedir. Sigara içmeyi bırakın; sigara içilen ortamda dahi bulunulmaması gerekmektedir. Sigara içilen ortamda güvenli bir süre yoktur; mümkün olan en kısa sürede o teması kesmek gerekmektedir. Sigara içen insanların ailesinde eğer kanser öyküsü varsa, 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içtilerse veya 10 yıl boyunca günde 2 paket sigara içtilerse; uzun süreli öksürük şikâyetleri, iştahsızlık, gece terlemeleri ve kilo kaybı varsa mutlaka vakit geçmeden göğüs hastalıkları hekimine başvurmaları gerekmektedir" dedi. "Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" Akciğer kanserinin tedavilerine değinen Yetkin, "Uzun yıllarda gelişen ilaçlar ve immünoterapiler ile daha yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Bizim hedefimiz hastalığı erken dönemde yakalamak ve cerrahi ile birlikte hastaya uzun yıllar sağ kalım sağlayabilmektir. Cerrahi olamayan, sıçrama (metastaz) yaşanmış ve evresi ilerlemiş hastalarda ise tümörün tipine göre kullanılan ilaçlar değişiklik göstermektedir. Kemoterapiden daha masum sayılabilecek ilaçlar geliştirilmiştir. Bu ilaçlar ile tümörü stabil halde tutup hastaya uzun yıllar yaşam sağlanabilmektedir. Bizim önceliğimiz hastayı erken yakalayıp cerrahi şansını artırabilmektir" şeklide konuştu.
Öğrenciler için ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliği düzenlendi
27 Ekim 2025 Pazartesi - 15:38 Öğrenciler için ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliği düzenlendi Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü’nce Batıkent Ticaret Borsası İlkokulu’nda ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ isimli kapsamlı ve eğitici bir etkinlik gerçekleştirildi. Etkinlik, İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı tarafından yürütülen program çerçevesinde düzenlendi. Diyetisyenler, Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) ve acil sağlık ekipleri öğrencilere bilgilendirmede bulundu. Sağlıklı beslenme, hijyen, temel ilk yardım, fiziksel aktivite, ağız ve diş sağlığı, aile hekimliği ve bulaşıcı hastalıklar gibi konular öğrencilere detaylıca anlatıldı. Hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim Program boyunca öğrenciler, interaktif sunumlar ve uygulamalı gösterimler aracılığıyla sağlıklı yaşam alışkanlıklarını öğrenme fırsatı buldu. Okul önünde açılan bilgilendirme stantlarında farklı konularda farkındalık çalışmaları yürütülerek, çocukların soruları yanıtlandı ve sağlık bilinci desteklendi. Öğrenciler, sağlık ekipleriyle birebir iletişim kurarak hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim yaşadı. İl Sağlık Müdürlüğü, bu tür çalışmalarını sürdürecek Etkinliğin çocukların sağlık farkındalığını artırmak, sağlıklı yaşam bilincini geliştirmek ve doğru alışkanlıkları kazandırmak amacıyla düzenlendiği belirtildi. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, geleceğin teminatı olan çocukların fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı bireyler olarak yetişmesi için farkındalık çalışmalarının kararlılıkla devam ettiğini açıkladı.
Kanserde erken teşhisin önemine dikkat çekmek için yürüdüler
27 Ekim 2025 Pazartesi - 14:36 Kanserde erken teşhisin önemine dikkat çekmek için yürüdüler Manisa’da yüzlerce vatandaş ellerinde pankart ve dövizlerle kanserde erken teşhisin önemine dikkat çekti. Yürüyüşe katılan Manisa Valisi Vahdettin Özkan hükümetin sağlıkta önleyici çalışmalarının çok önemli olduğunu belirtti. Manisa’da yüzlerce vatandaş, Cumhuriyet Meydanından başlayıp 15 Temmuz Demokrasi Meydanına kadar ellerinde kanserde erken teşhise dikkat çeken döviz ve pankartlarla "Meme kanseri farkındalık yürüyüşü" gerçekleştirildi. Katılımın yoğun olduğu yürüyüşe Manisa Valisi Vahdettin Özkan da eşi Dr. Ruhan Özkan ile birlikte katılarak destek verdi. Türkiye birincisi olan ekibe teşekkür Yürüyüşün sona erdiği 15 Temmuz Demokrasi Meydanında kurulan stantta sağlık personelinden yapılan çalışmalar hakkında bilgi alan Manisa Valisi Vahdettin Özkan, "Hükümetimizin Sağlık Bakanlığımızın kurmuş olduğu güçlü sistemin en önemli bileşenlerinden birisi koruyucu sağlık hizmetleridir. Bu koruyucu sağlık hizmetleri çerçevesinde icra edilen bir faaliyetin bugün tanıtımını hep beraber bizler de bulunuyoruz. Bugün sağlık personeli ile beraber milli eğitim, kolluk birimleri, merkezi idare, belediyeler, meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları hep beraber koordineli bir şekilde iyi bir iletişimle bu koruyucu hizmetlerle ilgili her birimimize ne düşüyorsa, bunu yapıyoruz. Bunun iletişimini sağlamaya çalışıyoruz. Kanserle ilgili özellikle önsel çalışmalar, öncü çalışmalar, koruyucu çalışmalar adına ne derseniz bunların yapılmasının çok önem arz ettiğini bütün hekimlerimiz ifade etmektedir. Biz de tekraren ifade edelim. Erken teşhis gerçekten hayatı kurtarır. Kanser taramaları ile ilgili İl Sağlık Müdürlüğümüzün koordinasyonunda yapılan faaliyetleriyle takdirle izliyoruz. Türkiye’de de bu taramalarda 1. oldu. Tebrik ediyoruz arkadaşlarımızı. KETEM’de çalışan bütün hekimler ve personel başta olmak üzere İl Sağlık Müdürlüğümüzün koordinasyonunda bütün bileşenlere çok teşekkür ediyoruz." dedi. "Önemli olan riskleri azaltmak" Sağlıkta tedavi kısmının en iyi şekilde sunulduğuna dikkat çeken Vali Özkan, "Esas olan riskleri bertaraf etmek, azaltmak. Tedavi sistemiyle bildiğiniz gibi hastanelerimiz çok iyi bir fiziki altyapıyla hizmet veriyor. Tıbbi teknolojik cihazlarla en güzel bir hizmetler sunmaya çalışıyoruz. Nitelikli insan kaynaklarıyla hekimlerimiz başta olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanında şehrimizde de hassaten bu önemli ve hayati hizmet olan sağlık kamu hizmetini icra ediyor bakanlığımız. Bir şekilde bu tedavi hizmetleri uygulanırken daha önemlisi hasta olmadan neler yapmak lazım? Önleyici tedbirler nelerdir? Bu çerçevede sistemi daha da güçlendirmemiz lazım. Bu önleyici ve koruyucu hizmetlerle ilgili her alanda iyileştirmemiz gereken alanlarla ilgili Sağlık Bakanlığımızın ve ilgili otoritelerin geliştirmiş olduğu eylem planları vardır. Bu eylem planlarını bihakkın hep beraber icra ediyoruz. Bugünkü faaliyette emeği olan İl Sağlık Müdürümüz, Halk Sağlığı Başkanlığı Birimi, KETEM birimi, diğer bütün sağlık personelinin bu çalışmalarından dolayı kendilerine de tekrar teşekkür ediyoruz. Aslında vatandaşımız da ilgi gösteriyor, vatandaşımıza da teşekkür ediyoruz. Meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, diğer kuruluşlar. Temel çağrımız bütün vatandaşlarımız, sağlık birimlerimize önleyici hizmetlerden istifade etmek üzere başvursun. Özellikle kanser taramaları ile ilgili. Herkesin katkısını, katılımını bekliyoruz. Bu sağlık merkezlerine, risk gruplarına davet ediyoruz." diye konuştu. "Bütün kadınlarımıza ulaşmaya çalışıyoruz" Kanseri yakalayabilecekleri en erken zamanda yakalamak ve tedaviye başlamak için çaba sarf ettiklerini anlatan Manisa İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Fatih Zeren ise, "40-70 yaş arasındaki bütün kadınlarımızı ulaşmaya çalışıyoruz. Ekim ayında onları aile hekimliklerimize, halk sağlığı merkezlerimize, sağlıklı hayat merkezlerimize bilhassa davet ediyorum. Kanseri yakalayabileceğimiz en erken zamanda yakalamak ve bununla ilgili tedaviyi başlatmak amacımız." şeklinde konuştu.
"Eklem koruyucu cerrahi ile doğal hareket korunabilir"
27 Ekim 2025 Pazartesi - 14:07 "Eklem koruyucu cerrahi ile doğal hareket korunabilir" Günümüzde gelişen biyolojik ve cerrahi yöntemler sayesinde, eklemi onarmanın ve korumanın mümkün olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Kliniği’nden Opr. Dr. Barış Özgürol, "Bu nedenle uzun süren eklem ağrısı, takılma veya hareket kısıtlılığı yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden bir ortopedi uzmanına başvurması, hem tedavi başarısını hem de yaşam kalitesini artıran en önemli adımdır" dedi. Liv Hospital Samsun Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nden Opr. Dr. Barış Özgürol, eklem koruyucu cerrahiler hakkında bilgilendirmede bulundu. Eklemlerin vücudumuzun hareket merkezi olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nden Opr. Dr. Barış Özgürol, "Diz, kalça, omuz ve ayak bileği gibi büyük eklemler günlük yaşamda en çok yük taşıyan yapılardır. Ancak zamanla aşırı kullanım, spor yaralanmaları, yanlış egzersiz, kilo fazlalığı veya yaşa bağlı kıkırdak aşınmaları bu yapılarda hasara yol açar. Eklemlerde ağrı, takılma hissi, şişlik veya hareket kısıtlılığı başladığında, bu genellikle bir ’alarm’ işaretidir. Erken tanı konulmadığında bu sorunlar ilerleyerek kalıcı eklem dejenerasyonuna, hatta protez ameliyatı ihtiyacına kadar gidebilir" diye konuştu. "Tedavi, hasarın boyutuna göre yapılmalıdır" Uzmanların erken dönemde fark edilen eklem problemlerinde her zaman cerrahi dışı tedavilerin öncelikli olduğunu vurguladığını kaydeden Dr. Özgürol, "Bu aşamada fizik tedavi, eklem çevresi kas güçlendirme egzersizleri, PRP veya kök hücre gibi biyolojik enjeksiyonlar, ağrı azaltıcı eklem içi uygulamalar ve kilo kontrolü oldukça etkili yöntemlerdir. Bu tedaviler eklemdeki yükü azaltır, kanlanmayı artırır ve kıkırdak dokunun korunmasına yardımcı olur. Ancak hasar derinleştiğinde yalnızca bu yöntemlerle kalıcı iyileşme sağlanamayabilir. İşte bu noktada ’eklem koruyucu cerrahi’ devreye girer. Bu cerrahiler, eklemi tamamen değiştirmek yerine, mevcut dokuları onarmayı ve yük dağılımını düzeltmeyi amaçlar. Örneğin menisküs yırtıklarında tamir ameliyatı, kıkırdak hasarlarında mikro kırık veya kıkırdak nakli işlemleri, diz çevresindeki eğriliklerde düzeltici osteotomiler ya da kalça sıkışma sendromunda yapılan artroskopik girişimler eklem koruyucu cerrahilere örnektir. Bu ameliyatlar genellikle ’kapalı yöntem’ dediğimiz artroskopik tekniklerle, yani küçük kesilerden kamera eşliğinde yapılır" bilgisini paylaştı. "Erken müdahale ile tedavi başarısı artar" Erken müdahalenin öneminden bahseden Özgürol, şunları söyledi: "Modern cerrahi yaklaşımlar sayesinde hastalar hem kendi doğal eklemlerini koruyabilir hem de yıllarca protez gerektirmeden aktif yaşamlarına devam edebilir. Eklem koruyucu cerrahiler, doğru hasta seçimi ve deneyimli ortopedi cerrahlarının elinde uygulandığında oldukça başarılı sonuçlar verir. Cerrahi sonrası erken fizik tedavi ve kontrollü egzersizle, çoğu hasta birkaç hafta içinde ağrısız yürüyebilir, hatta spora dönebilir." "Herkeste protez çözüm olmayabilir" Sonuç olarak, eklem ağrısı çeken herkesin çözümünün protez olmadığının altını çizen Opr. Dr. Özgürol, "Günümüzde gelişen biyolojik ve cerrahi yöntemler sayesinde, eklemi onarmak ve korumak çoğu zaman mümkündür. Bu nedenle uzun süren eklem ağrısı, takılma veya hareket kısıtlılığı yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden bir ortopedi uzmanına başvurması, hem tedavi başarısını hem de yaşam kalitesini artıran en önemli adımdır" şeklinde açıklamasını sonlandırdı.
Ruh sağlığı meme kanserinde görünmeyen güç
27 Ekim 2025 Pazartesi - 13:47 Ruh sağlığı meme kanserinde görünmeyen güç Uzman Klinik Psikolog Beldem Sekban, "Meme kanseri, yalnızca fiziksel değil; aynı zamanda duygusal ve ruhsal yönleri olan süreçtir. Tanı anıyla birlikte başlayan bu yolculuk, tedavi tamamlandıktan sonra da psikolojik etkilerini sürdürebilir" dedi. Uzman Klinik Psikolog Beldem Sekban, meme kanseri sonrası psikolojik destek süreci hakkında bilgi verdi. Tanı sürecinin yönetiminin, hastanın psikolojik durumunu doğrudan etkileyebileceğine dikkat çeken Medicana Ataköy Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Beldem Sekban, kişinin bu tanıyı psikologdan veya aile üyelerinden değil doktorundan öğrenmesi gerektiğini vurgulayarak, "Kişi bunu öğrendiğinde kafasında pek çok soru işareti oluşabiliyor. O anda bu sorulara en doğru cevabı verebilecek kişi doktorudur. Ancak doktorundan bu bilgiyi alırken hastanın yanında güvendiği bir yakınının olması, duygusal yükü hafifletmeye yardımcı olabilir" açıklaması yaptı. Klinik Psk. Beldem Sekban, meme kanseri tanısı alan bireylerde ilk aşamada genellikle şok, korku, üzüntü, inkâr, çaresizlik gibi duyguların görüldüğünü; ilerleyen dönemde ise depresyon, anksiyete, öfke, beden imajında değişiklik, kadınlık algısında değişimler, dişilik özelliklerini kaybetme korkusu, cinsel yaşamın etkilenmesi, eş, aile ve çevre ile olan ilişkilerde değişimler, ölüm korkusu gibi psikolojik etkilerin ortaya çıkabildiği ifadelerini kullandı. Psikolojik destek sürecin ayrılmaz bir parçasıdır Psikolojik desteğin sadece profesyonel yardımdan ibaret olmadığını belirten Psk. Beldem Sekban; aile, arkadaş çevresi, iş ortamı ve hobi gibi sosyal desteklerin de bu sürecin ayrılmaz parçaları olduğunu ifade ederek, kişinin hayatındaki bu destek unsurlarını ‘kaynaklar’ olarak tanımladı. Kişinin kaynaklarının farkında olmasının başa çıkma becerilerini önemli ölçüde güçlendirdiğini belirterek, "Kaynaklar içsel ve dışsal olarak ikiye ayrılır. İçsel Kaynaklar: Kararlılık, yardımseverlik, kendi ayakları üzerinde durabilme becerisi, müzik yeteneği gibi kişinin yaşamın zorluklarıyla baş ederken kullandığı becerileri, özellikleri, yetenekleri, güçlü yanları. Kimi zaman kişinin kendi kendine baş edebildiğini ona hatırlatan bir beden duruşu veya hareketi bile kişiye güç verebilir. Dışsal Kaynaklar: Zorluklarla baş ederken yardım eden kişiler veya dışarıdan alınan destekler aile bireyleri, arkadaşlar, evcil hayvanlar, iş bunlara örnek verilebilir. Psikoterapiye başlama sürecinin bireyden bireye değiştiğini belirten Klinik Psk. Beldem Sekban, genellikle 6-7 ay sonra terapiye başlamanın daha uygun olabileceğini ifade etti. Çünkü bireylerin olumsuz yaşam olaylarıyla başa çıkmalarını sağlayan doğal bir psikolojik sisteme sahip olduklarını, terapiye erken başlamanın ise bu doğal baş etme sürecini olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Ancak kişinin intihar riski varsa, tanı almadan önce zaten devam eden bir psikiyatrik süreci varsa ya da kişi şu an psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu belirtiyorsa, bu gibi durumlarda psikoterapiye daha erken başlanması gerektiğini vurguladı. "Terapi, sadece iyi hissettirmek için değildir" Terapinin temel amacının bireyi sadece iyi hissettirmek olmadığını belirten Klinik Psk. Beldem Sekban, "İyi hissetmek, iyileşmek anlamına gelmeyebilir. Terapide esas hedef, kişinin başa çıkma becerilerini güçlendirmek ve duygusal sürecini sağlıklı şekilde yönetmesine yardımcı olmaktır. Bu süreçte kişinin stres seviyesi, baş etme stilleri, duygularını tanıma ve ifade edebilme becerileri üzerine çalışılmaktadır. Terapi sürecine eşlik eden başka ruhsal problemler varsa, onların da ele alınmaktadır" ifadelerini kullandı. Öz duyarlılık: Bireyin kendine karşı şefkati önem taşıyor Kanser tanısı almış bir bireye destek olmak isteyen yakınlar için de önerilerde bulunan Klinik Psk. Beldem Sekban, bu süreçte kişisel yaşanmışlıkları paylaşmaktan, durumu dramatize etmekten ("Bu neden senin başına geldi?", "Bunu hak etmedin" gibi söylemler) ve aşırı pozitif söylemlerden ("Her şey iyi olacak") kaçınılması gerektiğini ifade etti. Son olarak, meme kanseri sonrası psikolojik sürecin yönetiminde bireyin kendi ihtiyaçlarına duyarlılık göstermesinin büyük önem taşıdığını belirten Klinik Psk. Beldem Sekban, "Kişi, kendi ihtiyaçlarını fark edip bu doğrultuda adım atarsa, iyileşme süreci de o ölçüde sağlıklı ilerler" dedi.
Doç. Dr. Ömer Faruk Ateş: "Tiroid nodüllerinde ameliyatsız tedavi mümkün"
27 Ekim 2025 Pazartesi - 13:02 Doç. Dr. Ömer Faruk Ateş: "Tiroid nodüllerinde ameliyatsız tedavi mümkün" Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Faruk Ateş, tiroid nodüllerinin tedavisinde kullanılan RFA/MWA yöntemleri hakkında bilgilendirmede bulundu. Ateş, "Tiroid nodülleri toplumda sık görülen bir durumdur. Her nodülün cerrahi gerektirmediğini, bazı nodüllerin farklı yöntemlerle de tedavi edilebildiğini bilmek önemlidir" dedi. RFA (Radyo Frekans Ablasyonu) ve MWA (Mikrodalga Ablasyonu) yöntemlerinin cilt üzerinden ince bir iğne yardımıyla nodül içerisine girilerek kontrollü enerji uygulanmasına dayandığını anlatan Sakarya Özel Adatıp Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Faruk Ateş, "Ablasyon, tiroid nodüllerinde ameliyata alternatif olarak kullanılan girişimsel bir yöntemdir. Cilt üzerinden ince bir iğne yardımıyla nodül içerisine girilerek kontrollü enerji verilmesi esasına dayanır. Bu sayede nodül küçültülerek hastanın şikayetlerinin azalması hedeflenir" diye konuştu. Yöntemin hangi durumlarda tercih edilebildiğini de aktaran Ateş, "Cerrahiye uygun olmayan hastalarda, kozmetik açıdan rahatsızlık veren nodüllerde, basıya bağlı yutma güçlüğü veya nefes darlığı gibi şikayetlerde, iyi huylu olduğu biyopsi ile doğrulanan nodüllerde" ifadelerini kullandı. RFA/MWA yönteminin cerrahiye alternatif olabildiğini belirten Doç. Dr. Ateş, "Her hasta için aynı yöntem uygun değildir. Tedavi seçeneği, nodülün yapısına, büyüklüğüne ve hastanın genel durumuna göre belirlenir. Bu sebeple detaylı değerlendirme büyük önem taşır. Tiroid nodüllerinde RFA/MWA yöntemi, uygun hastalarda cerrahiye gerek kalmadan etkili bir tedavi seçeneği olabilir. En önemli nokta, doğru tanı ve hekim değerlendirmesidir" şeklinde konuştu.
Erken tanı ve yeni nesil tedavilerle meme kanserine karşı umut arttı
27 Ekim 2025 Pazartesi - 12:49 Erken tanı ve yeni nesil tedavilerle meme kanserine karşı umut arttı Akdeniz Üniversitesi’nde, Dünya Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında düzenlenen toplantıda, erken tanının sağladığı yüksek yaşam oranı ve Avrupa Onkoloji Kongresi’nde uygulanan yeni nesil akıllı ilacın umut verici sonuçları paylaşıldı. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Erken tanıyla yüzde 90’ın üzerinde hastaları hayatta tutma şansına sahibiz" derken, Prof. Dr. Mustafa Karaca ise "Yeni nesil akıllı ilaç, hem daha etkili sonuç veriyor hem de daha az yan etkiye sahip" dedi. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi tarafından 1-31 Ekim Dünya Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında düzenlenen basın toplantısında, meme kanseriyle mücadelede erken tanının ve yeni tedavi yöntemlerinin önemine dikkat çekildi. "Meme Tanı ve Tedavi Merkezi bir ilk" Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, meme kanserinin kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olduğunu belirterek, erken teşhisin hayati önemine vurgu yaptı. Özkan, "Meme kanseri dünyada kadınlar arasında en çok görülen kanser türü ve maalesef akciğer kanserinden sonra en öldürücü ikinci sırada. Erken tanıyla yüzde 90’ın üzerinde hastaları hayatta tutma şansına sahibiz" dedi. Rektör Özkan, bir buçuk yıl önce kurulan Akdeniz Üniversitesi Meme Tanı ve Tedavi Merkezi’nin kısa sürede büyük bir başarıya ulaştığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Bir buçuk yıl içinde 22 bin 943 hastamıza hizmet vermişiz. Bu yılın sonuna kadar 20 bine ulaşmayı hedefliyoruz. 7 bin 580 mamografi, 11 bin 664 meme ultrasonu ve 750 biyopsi gerçekleştirildi. Üniversite hastaneleri arasında bir ilk olan merkezimiz, hem konforlu tanı ortamı hem de hızlı işlem süreçleriyle fark oluşturuyor. Ayrıca vakum biyopsi yöntemini uygulayan tek üniversite hastanesiyiz. Bu, Antalya’da yalnızca bizim merkezimizde yapılabiliyor." "Meme kanserinde en önemli silahımız erken tanı" Prof. Dr. Özlenen Özkan, sözlerini şöyle tamamladı: "1999’dan bu yana meme kanseri görülme oranı yüzde 44 arttı. Akciğer kanserinden sonra en öldürücü ikinci kanser. Bu nedenle en önemli hedefimiz erken tanı. Kadınlarımızın kendilerini düzenli muayene etmeleri, yılda bir kez mamografi yaptırmaları hayati önem taşıyor. Erken tanı, hayat kurtarır." "Dünya standartlarının üzerinde hizmet veriyoruz" Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cumhur Arıcı, merkezin hizmet kapasitesinin dünya standartlarının üzerinde olduğunu belirtti. Arıcı, "Her hasta muayene için geldiği hafta içinde mutlaka muayenesini oluyor. Gerekirse biyopsi 10 gün içinde yapılıyor ve tedavi hemen başlıyor. Bu, dünya standartlarının çok üzerinde bir hız" dedi. Prof. Dr. Arıcı, multidisipliner bir ekiple yürütülen "Meme Konseyi" uygulamasına dikkat çekerek, "Her perşembe yaklaşık 20 hekimden oluşan bir ekip, hastaların tedavi süreçlerini birlikte değerlendiriyor. Bu hem güvenli hem de kaliteli bir yaklaşım. Birinci evrede tanı konan hastalarda başarı oranı yüzde 95. Artık memeyi koruyucu ameliyatlarla tedavi ediyoruz. Gerektiğinde plastik cerrahi ekibiyle birlikte rekonstrüksiyon da yapıyoruz. Resmi kurumlar arasında bu kapsamda hizmet veren tek merkeziz" ifadelerini kullandı. "Erken tanı için multidisipliner alan oluşturduk" Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Başhekimi Prof. Dr. Yıldıray Çete, meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekti. Çete, "Sigara, alkol, obezite, hormon tedavileri gibi faktörlerin meme kanserine yol açabildiğini anlatmak, erken tanı ve tedavi yöntemlerini bütüncül biçimde sunmak istedik. Bir buçuk yıl önce oluşturduğumuz bu merkez sayesinde tanıdan tedaviye kadar tüm süreçler aynı çatı altında yürütülüyor. Cerrahiden genetiğe kadar tüm branşları bir arada bulunduran ender merkezlerden biriyiz" dedi. Vakum biyopsi yöntemiyle konforlu tanı Akdeniz Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi İmren Düzen, "Vakum biyopsisi, kalın iğne biyopsisine göre daha etkin bir örnekleme yöntemi. Mikrokalsifikasyonları tespit etmek ve küçük lezyonları çıkarmak için kullanıyoruz. Hızlı, konforlu ve güvenli bir işlem. Üniversite hastaneleri arasında bu işlemi yapan tek merkeziz" açıklamasını yaptı. "Erken tanı sayesinde normal hayatıma döndüm" Meme kanseri tedavisi gören Figen Keleş Tokur ise yaşadığı süreci şöyle anlattı: "Farklı hastanelerde üç ay kontrol sürecim sürdü ancak biyopsi yapılamadı. Akdeniz Üniversitesi Meme Merkezi’ne geldiğim gün tüm tetkiklerim yapıldı, iki gün sonra vakum biyopsiyle tanı konuldu. Doktorların ilgisi, teknik ekip ve sürecin kısa olması beni rahatlattı. Şimdi sağlığıma kavuştum ve kısa sürede yeniden çalışmaya başlamayı umuyorum. Kadınlar yıllık kontrollerini yaptırmaktan korkmamalı; erken tanı hayat kurtarıyor." "Yeni nesil akıllı ilaç umut veriyor" Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Karaca, Avrupa Onkoloji Kongresi’nde duyurulan yeni nesil akıllı ilaç gelişmelerini şu şekilde aktardı: "Geçen hafta 35 bin onkoloji hekiminin katıldığı Avrupa Onkoloji Kongresi’nde meme kanseri alanında önemli bir gelişme açıklandı. Translumapteriksekan isimli yeni nesil akıllı ilaç, erken evre meme kanserli hastalarda klasik kemoterapiye göre yüzde 11,2 oranında daha etkili bulundu ve yüzde 18 daha az yan etki gösterdi. Düşünsenize; hem daha etkili hem de daha az yan etkiye sahip bir tedavi. Şu anda metastatik dönemde kullanıyoruz. Erken dönemde kullanıma girmedi. Ama kullanıma girmesiyle birlikte biz de Akdeniz Üniversitesi olarak bu ilacı kullanmaya başlayacağız. Zaten metastatik dönemde de klinik çalışmalarda ilk bu ilacı kullanan ünitelerden bir tanesiyiz. Bu anlamda sevindirici. Biz bu erken dönemde ilaçları ne kadar etkin bir şekilde verip, ne kadar etkin bir şekilde sonuç alırsak, cerrahideki başarı ve cerrahideki o hastaların morbitesini çok önemli derecede azaltmakta." Toplantıya Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cumhur Arıcı, Başhekim Prof. Dr. Yıldıray Çete, Radyoloji Anabilim Dalı’ndan Öğretim Görevlisi İmren Düzen, İç Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Karaca ile tedavi süreci devam eden Figen Keleş Tokur katıldı.