SAĞLIK
Türk Kızılay’dan Oktay Kaynarca ile kan bağışı çağrısı 02 Nisan 2026 Perşembe - 11:46:12 ’Birbirimize candan bağlıyız’ sloganıyla toplumda kan bağışı farkındalığını artırmayı hedefleyen Türk Kızılay, ünlü oyuncu Oktay Kaynarca’nın gönüllü olarak yer aldığı bir kampanya filmiyle izleyicilerin karşısına çıktı. Bir süper kahraman hikayesiyle başlayan film, asıl kahramanlığın kan bağışıyla mümkün olabileceğini çarpıcı bir biçimde aktarıyor. Gönüllü kan bağışçılarının desteğiyle ülke genelinde bin 140 hastanenin günlük kan ve kan ürünleri ihtiyacını karşılayan Türk Kızılay, vatandaşları düzenli kan bağışına yönlendirmek amacıyla yeni bir kampanya filmini kamuoyuyla buluşturdu. Bir kaza sahnesiyle açılan filmde, süper güçlere sahip bir karakter olarak hızla olay yerine ulaşan Kaynarca, tehlike altındaki bir baba ve kızını kurtarıyor. Ardından kurgu yerini gerçeğe bırakıyor ve izleyici asıl mesajla buluşuyor. Gerçek kahramanlık için süper güçlere ihtiyaç olmadığını vurgulayan Oktay Kaynarca, ‘Unutma, kahraman sensin’ sözleriyle izleyicileri kan bağışçısı olmaya davet ediyor. ‘Birbirimize candan bağlıyız’ kampanyasının bir parçası olarak hazırlanan film, tek bir ünite kan bağışının üç kişinin hayatına dokunabileceğini hatırlatırken, yapılan her bağışın doğaya üç fidan olarak geri kazandırıldığına da dikkat çekiyor. "Herkesi bu iyiliğin bir parçası olmaya davet ediyorum" Kampanyaya ilişkin konuşan Oktay Kaynarca, "Kahramanlık bazen çok basit bir adımla başlar. Kan bağışı da bu adımların en değerlilerinden biri. Kan ihtiyacı her gün devam eden hayati bir gereklilik. Bugün verilen bir ünite kan, yarın bir hayat kurtarabilir. Herkesi bu iyiliğin bir parçası olmaya davet ediyorum" dedi. Türk Kızılay, kampanyaya verdiği destek için Oktay Kaynarca’nın adını memleketi Malatya’daki bir kan merkezine verecek. Usta oyuncu, merkezin açılışına da katılacak. Kan acil değil, sürekli ihtiyaçtır Türk Kızılay, ‘Kan acil değil, sürekli ihtiyaçtır’ yaklaşımıyla çalışmalarını sürdürürken, gönüllü bağışçıların desteğiyle 2025 yılında 3 milyon kan bağışına ulaştı ve ülke genelinde 300’den fazla mobil ve sabit ekiple kan bağışı çalışmalarına devam ediyor. Stoklarını belli bir seviyede koruyabilmek için günlük 9 bin ünite kan bağışına ihtiyaç duyan Kızılay’a, 18-65 yaş arası sağlıklı her birey yalnızca 15 dakikasını ayırarak destek olabiliyor. Kan bağışında bulunmak isteyen vatandaşlar, kendilerine en yakın kan bağışı noktası ve güncel hizmet saatlerine kanver.org adresi üzerinden ulaşabiliyor.
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:45 Enfeksiyon Uzmanı Kaygusuz: "Besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden biri yiyeceklerin yeterince pişirilmemesidir" Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden birinin yiyeceklerin yeterince pişirilmemesi olduğunu belirterek özellikle et, tavuk ve deniz ürünlerinin iyice pişirilerek mikroorganizmalardan arındırılması gerektiğini söyledi. Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, artan gıda zehirlenmeleri hakkında açıklamalarda bulundu. Gıda zehirlenmesinin genellikle bakteri, virüs, parazitler ve onların ürettiği toksinlerle kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sonucunda ortaya çıktığını aktaran Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, "Bu mikroorganizmaların mide ve bağırsak sisteminde çeşitli düzeylerde etkilere neden oluyor. Gıda tüketimi sonrasında bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş, ishal, baş dönmesi ve yutma güçlüğü gibi belirtiler başladığında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Sadece dışarıda hazırlanmış gıdaların değil, evde yapılan yiyeceklerin de hijyen, saklama ve pişirme şartlarına uyulmadığı takdirde zehirlenmeye yol açabilir. Kalabalık topluluklara yemek hazırlayan ve servis eden işletmeler ayrı bir öneme sahiptir. Evdeki yemekten bir kişinin zehirlenmesi dikkat çekmezken yurt, okul ve düğün gibi yerlerde yaşanan zehirlenmeler çok kişiyi etkilediği için daha önemlidir. Bu nedenle bu alanlarda yapılan denetimlerin aksatılmaması gerekiyor. Özellikle soğuk ortamda saklanması gereken mayonezli, kremalı gıdalar, süt ürünlerini içeren yiyecekler, tavuk, balık ve diğer deniz ürünlerinin tüketiminde daha dikkatli olunması gerekir. Saklama ve depolama şartları konusunda şüphe duyulduğunda restoran veya sokak satıcılarından gıda alınmaması gerekiyor" ifadelerini kullandı. Gıda zehirlenmelerinde en sık görülen belirtileri de belirten Dr. Kaygusuz, "Bunlar, mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, ateş ve titremedir. Belirtilerin zehirlenmeye neden olan yiyeceğin tüketilmesinden birkaç saat veya birkaç gün sonra başlayabilir. Bundan dolayı da sorumlu yiyeceği bulmak zaman zaman güçleşiyor. Besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden biri yiyeceklerin yeterince pişirilmemesidir. Özellikle et, tavuk ve deniz ürünlerinin iyice pişirilerek mikroorganizmalardan arındırılması gerekir. Bir diğer önemli faktör, yiyeceklerin oda sıcaklığında uzun süre bekletilmesidir. Tavuk, et, kremalı ve çiğ yiyeceklerin vakit kaybetmeden buzdolabına kaldırılması lazım. Gıda hazırlayan kişilerin el hijyenine dikkat etmemesinin de zehirlenmeye yol açabilir. Pişirilmemiş yiyeceklerin doğrandığı tahta, zemin, bıçak ve kaşıkların her kullanım sonrası iyice temizlenmesi gerekiyor. Et doğradığınız zeminde salata yapılmamalıdır. Pişmiş gıdaların çiğ gıdalarla temasının da zehirlenmeye yol açabilir. Mikroorganizmaların protein, şeker ve tuz içeren gıdalarda kolaylıkla çoğalır. Et, et suları, salam, kremalı yiyecekler, mayonezli salatalar ile yumurtalı salataların riskli gıdalar arasında yer alıyor. Pirinç pilavının da oda sıcaklığında uzun süre bekletildiğinde zehirlenmeye yol açabileceğini, ayrıca süt tozu, puding, vanilya sosu ve kurutulmuş sebzelerdeki bazı bakterilerin toksinleri nedeniyle zehirlenme gelişebilir. Ev yapımı konservelerde bilinen en güçlü toksinlerden birinin oluşabilir. Özellikle sebze konservelerinin ölümcül risk taşıyor. Konserve zehirlenmelerinde görme bozukluğu, ışığa hassasiyet, yutkunma güçlüğü, halsizlik, bulantı, kusma ve konuşma bozukluğu gibi belirtilerin görülebilir. Bu veriler genellikle 18-36 saat sonra başlar, ancak günler hatta haftalar sonra da ortaya çıkabilir. Hastalarda ilerleyen süreçte güç kaybı ve felç yaşanabilir. Besin zehirlenmeleri hastanın bağışıklık durumuna ve tüketilen etkenin miktarına bağlı olarak ölümcül olabilir. Korunma için yiyeceklerin iyi pişirilmesi, ısıtma işleminin 60-70 derece üzerinde yapılması, önceden pişirilmiş yemeklerin düşük derecede tekrar ısıtılması ve uzun süre bekletilmesi zehirlenmeyi kolaylaştırıyor. Bu nedenle yemekler soğuduktan hemen sonra buzdolabına kaldırılması ve yalnızca bir kez ısıtılması lazımdır. Ayrıca sebzelerin bol suyla iyice yıkanmasına özen gösterilmesi ve kirli olduğundan şüphe edilen suların kesinlikle içilmemesi gerekiyor" cümlelerini kullandı.
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:37 Yozgat Sağlıklı Yaşam Merkezi özel çocuklara umut oluyor Yozgat Sağlıklı Hayat Merkezi, bünyesinde barındırdığı Çocuk Gelişimi birimiyle özel ihtiyaçlı çocuklara ve ailelerine umut olmaya devam ediyor. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla kapılarını açan merkezde ücretsiz eğitim alan Ali Asaf Kılıç’ın katettiği mesafe otizmin nitelikli eğitimle aşama kat edilebilir olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Yozgat İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezi, otizm spektrum bozukluğu başta olmak üzere çeşitli özel ihtiyaçları olan çocuklara kapılarını açıyor. Uzman çocuk gelişimciler eşliğinde yürütülen bireysel eğitim süreçleri, çocukların sosyal becerilerini artırmayı ve günlük hayata adaptasyonlarını sağlamayı hedefliyor. Merkezde eğitim alan çocuklardan biri olan Ali Asaf Kılıç, uzman desteğiyle gelişim basamaklarını emin adımlarla tırmanıyor. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen oyun terapileri ve sosyal etkileşim çalışmaları sayesinde Ali Asaf’ın iletişim becerilerinde olumlu aşamalar kat edildiği gözlemlendi. "Otizmli bireylere oyun temelli yaklaşım uyguluyoruz" Merkezde görevli Çocuk Gelişimi Uzmanı Şeyma Örs, verilen hizmetin tamamen ücretsiz olduğunun altını çizerek, "Otizm spektrum bozukluğu çocuğun doğuştan gelen nörogelişimsel bir farklılığı olduğunu düşündüğümüz bir spektrumdur. Genel hatlarıyla göz teması kurmaması, sınırlı ilgi ve tekrarlayıcı davranışlar, yönergelere tam olarak karşılık verme, sosyal izolasyonla biz bu çocukları fark edebiliyoruz. Otizmli bireyler ve ailelerine yönelik burada oyun temelli bir yaklaşım uygulamaktayız. Bu süreçte özel eğitim süreçlerini takip ediyoruz hem de otizmli bireylere oyun temelli özel eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Bu hizmetlerimiz ücretsiz. Ailelerimiz Türkiye’nin 81 ilinde bulunan Sağlıklı Hayat Merkezlerindeki Çocuk Gelişimi birimlerine başvurarak hem özel eğitim alanlarında destek alabilirler hem bu alanda danışmanlık alabilirler hem de çocukların gelişiminin değerlendirilmesi açısından bu alanlardan faydalanabilirler" dedi. "Aileler bu durumu fark edince uzmanlara başvurmalı" Otizm fark edildiğinde yapılması gerekenler hakkında bilgi veren Örs, "Aileler çocuklarıyla ilgili farklılıkları gözlemlediğinde ne yapabilirler? Vakit kaybetmeden evlerine yakın Sağlıklı Hayat Merkezi veya hastane çocuk psikiyatrisi, çocuk doktoru gibi alanlardaki uzmanlara başvurup çocuklarıyla ilgili değerlendirme almaları ve özel eğitime başlamalarını tavsiye ediyoruz" dedi. "6 haftadır geliyoruz ve oğlum harika gelişim sağladı" Ali Asaf Kılıç’ın babası Ali Kılıç, "Oğlum 800 gram doğdu ve 3 ay kuvözde büyüdü. 1 kilo 800 gram olarak bize verdiler. 2 buçuk yaşındayken atipik otizm tanısı konuldu. Özel eğitimlerimize devam ediyorduk ve burayı tavsiye üzerine aldık. Yaklaşık 6 haftadır geliyoruz ve harika bir gelişim sağladı. Eğitim mükemmel. Velilerin bu türlü yerlere gelmelerini tavsiye ederim ve çocukların eğitimini buralarda da sağlayabilirler" şeklinde konuştu. "Hizmetler ücretsiz, çok memnunuz" Ali Asaf konuşmadığı için doktorlara başvurduklarında atipik otizm tanısı konulduğunu söyleyen baba Kılıç, "Özel eğitim, ergoterapi ve dil konuşma eğitimlerine başladık. Özel eğitim rehabilitasyon merkezinde buranın var olduğunu öğrendik ve bir başvuralım dedik evladımız için. Denedik ve 6 hafta içerisinde özel eğitim ve ergoterapi ile birlikte çok güzel yol aldığımızı gördük. Halen devam ediyoruz. Eğer ki böyle yerlere ihtiyaç duyan veliler varsa özel çocuklar varsa buraya rahatlıkla gözü kapalı gelebilirler. Çok çok memnunuz. Özellikle hocamızdan çok çok memnunuz. Biz anne babaysak ebeveynsek hocamız da oğlumun ikinci anne ve babası olabilecek bir kişi. Hizmetler ücretsiz. Hiçbir ücret talep etmiyorlar, devlet karşılıyor. Çok memnunuz. Devletin de bu konuda böyle yerler açmasını daha fazla açmasını temenni ediyoruz" ifadelerine yer verdi. (EY-RM-
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:32 Enfeksiyon Uzmanı Kaygusuz: "Besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden biri yiyeceklerin yeterince pişirilmemesidir" Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden birinin yiyeceklerin yeterince pişirilmemesi olduğunu belirterek özellikle et, tavuk ve deniz ürünlerinin iyice pişirilerek mikroorganizmalardan arındırılması gerektiğini söyledi. Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, artan gıda zehirlenmeleri hakkında açıklamalarda bulundu. Gıda zehirlenmesinin genellikle bakteri, virüs, parazitler ve onların ürettiği toksinlerle kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sonucunda ortaya çıktığını aktaran Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, "Bu mikroorganizmaların mide ve bağırsak sisteminde çeşitli düzeylerde etkilere neden oluyor. Gıda tüketimi sonrasında bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş, ishal, baş dönmesi ve yutma güçlüğü gibi belirtiler başladığında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Sadece dışarıda hazırlanmış gıdaların değil, evde yapılan yiyeceklerin de hijyen, saklama ve pişirme şartlarına uyulmadığı takdirde zehirlenmeye yol açabilir. Kalabalık topluluklara yemek hazırlayan ve servis eden işletmeler ayrı bir öneme sahiptir. Evdeki yemekten bir kişinin zehirlenmesi dikkat çekmezken yurt, okul ve düğün gibi yerlerde yaşanan zehirlenmeler çok kişiyi etkilediği için daha önemlidir. Bu nedenle bu alanlarda yapılan denetimlerin aksatılmaması gerekiyor. Özellikle soğuk ortamda saklanması gereken mayonezli, kremalı gıdalar, süt ürünlerini içeren yiyecekler, tavuk, balık ve diğer deniz ürünlerinin tüketiminde daha dikkatli olunması gerekir. Saklama ve depolama şartları konusunda şüphe duyulduğunda restoran veya sokak satıcılarından gıda alınmaması gerekiyor" ifadelerini kullandı. Gıda zehirlenmelerinde en sık görülen belirtileri de belirten Dr. Kaygusuz, "Bunlar, mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, ateş ve titremedir. Belirtilerin zehirlenmeye neden olan yiyeceğin tüketilmesinden birkaç saat veya birkaç gün sonra başlayabilir. Bundan dolayı da sorumlu yiyeceği bulmak zaman zaman güçleşiyor. Besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden biri yiyeceklerin yeterince pişirilmemesidir. Özellikle et, tavuk ve deniz ürünlerinin iyice pişirilerek mikroorganizmalardan arındırılması gerekir. Bir diğer önemli faktör, yiyeceklerin oda sıcaklığında uzun süre bekletilmesidir. Tavuk, et, kremalı ve çiğ yiyeceklerin vakit kaybetmeden buzdolabına kaldırılması lazım. Gıda hazırlayan kişilerin el hijyenine dikkat etmemesinin de zehirlenmeye yol açabilir. Pişirilmemiş yiyeceklerin doğrandığı tahta, zemin, bıçak ve kaşıkların her kullanım sonrası iyice temizlenmesi gerekiyor. Et doğradığınız zeminde salata yapılmamalıdır. Pişmiş gıdaların çiğ gıdalarla temasının da zehirlenmeye yol açabilir. Mikroorganizmaların protein, şeker ve tuz içeren gıdalarda kolaylıkla çoğalır. Et, et suları, salam, kremalı yiyecekler, mayonezli salatalar ile yumurtalı salataların riskli gıdalar arasında yer alıyor. Pirinç pilavının da oda sıcaklığında uzun süre bekletildiğinde zehirlenmeye yol açabileceğini, ayrıca süt tozu, puding, vanilya sosu ve kurutulmuş sebzelerdeki bazı bakterilerin toksinleri nedeniyle zehirlenme gelişebilir. Ev yapımı konservelerde bilinen en güçlü toksinlerden birinin oluşabilir. Özellikle sebze konservelerinin ölümcül risk taşıyor. Konserve zehirlenmelerinde görme bozukluğu, ışığa hassasiyet, yutkunma güçlüğü, halsizlik, bulantı, kusma ve konuşma bozukluğu gibi belirtilerin görülebilir. Bu veriler genellikle 18-36 saat sonra başlar, ancak günler hatta haftalar sonra da ortaya çıkabilir. Hastalarda ilerleyen süreçte güç kaybı ve felç yaşanabilir. Besin zehirlenmeleri hastanın bağışıklık durumuna ve tüketilen etkenin miktarına bağlı olarak ölümcül olabilir. Korunma için yiyeceklerin iyi pişirilmesi, ısıtma işleminin 60-70 derece üzerinde yapılması, önceden pişirilmiş yemeklerin düşük derecede tekrar ısıtılması ve uzun süre bekletilmesi zehirlenmeyi kolaylaştırıyor. Bu nedenle yemekler soğuduktan hemen sonra buzdolabına kaldırılması ve yalnızca bir kez ısıtılması lazımdır. Ayrıca sebzelerin bol suyla iyice yıkanmasına özen gösterilmesi ve kirli olduğundan şüphe edilen suların kesinlikle içilmemesi gerekiyor" cümlelerini kullandı.
Dikme Köyü Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışı yapıldı
27 Ekim 2025 Pazartesi - 20:39 Dikme Köyü Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışı yapıldı KARS (İHA) – Hayırsever iş insanı kendi köyüne yaptığı Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışı yapıldı. Merkez Dikme köyünde düzenlenen programa Vali Ziya Polat, Milletvekili Adem Çalkın, AK Parti İl Başkanı Muammer Sancar, Hayırsever Berat Yılmazer kurum daire amirleri ile köylüler katıldı. Programın açılışında konuşan Milletvekili Adem Çalkın, sağlık merkezinin hayırlı olması dileklerinde bulundu. Çalkın, "Biz sağlık alanında Cumhurbaşkanımızın önderliğinde çok büyük hizmetler yaptık. Elbette devletimiz güçlüdür. Burada çok ince bir durum var. Devletin yükünü alanlardan Allah Razı olsun. Örnek bir aile, örnek bir davranış, bu sağlık merkezinin köyümüze ve ilimize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Daha sonra söz alan Vali Ziya Polat ise sağlık merkezinin yapımında emeği geçenlere teşekkür etti. Yapılan konuşmaların ardından Aile Sağlık Merkezi’nin açılışı yapıldı. Açılışı yapılan sağlık merkezi protokol üyelerince gezildi. Dikme Köyü Aile Sağlığı Merkezi 2023 yılında hayırsever Berat Yılmazel ile Sağlık Müdürlüğü arasında yapılan protokol doğrultusunda 2025 yılında yapımı tamamlanarak Sağlık Bakanlığı tarafından açılış onayı verildi. Sağlık evi toplam 100 metrekare olup, 1 acil müdahale odası, 1 muayene odası, 1 aşı gebe bebek izlem odası, 1 emzirme ve bebek bakım odası, 1 mutfaktan oluşuyor.
Balıkesir Üniversitesi Kardiyoloji Kliniği kalp sağlığında çığır açıyor
27 Ekim 2025 Pazartesi - 16:44 Balıkesir Üniversitesi Kardiyoloji Kliniği kalp sağlığında çığır açıyor Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı, kalp sağlığı alanında dikkat çeken bir başarıya imza attı. Artık Balıkesir’de başarıyla uygulanan elektrofizyolojik çalışma ve ablasyon işlemleri, bölge halkı için büyük bir kolaylık sağlıyor. Kalp ritim bozukluğu yaşayan hastalar, tedavi için büyük şehirlere gitmek zorunda kalmadan, yerel imkanlarla tedavi olabiliyor. Balıkesir Üniversitesi, kardiyoloji alanında güçlü akademik kadrosu ve modern altyapısı ile sadece bu bölgedeki değil, çevre illerdeki hastalar için de bir referans merkezi haline geldi. Kardiyoloji Anabilim Dalı, özellikle ritim bozukluğu tedavisindeki hızlı ve başarılı uygulamalarıyla dikkat çekiyor. Prof. Dr. Halil Kısacık, Prof. Dr. Eyüp Avcı, Doç. Dr. Tarık Yıldırım, Doç. Dr. Özgen Şafak ve Yrd. Doç. Dr. Mehmet Tolga Hekim’in yönetiminde yapılan ablasyon işlemleri, kalp hastalarının yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştiriyor. Prof. Dr. Eyüp Avcı, ritim bozukluklarının hem hayat kalitesini etkileyen hem de ciddi hayati riskler taşıyan hastalıklar olduğunu belirterek, "Ablasyon işlemiyle kalpteki hatalı ileti noktaları düzeltilerek, hastalar çoğu zaman ilaçsız bir yaşam sürebiliyor. Bu, kalp sağlığında devrim niteliğinde bir adım" dedi. Balıkesir Üniversitesi’nin Kardiyoloji Kliniği, sadece ritim bozukluğu tedavilerinde değil, tüm kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde de son yıllarda kayda değer başarılar elde etti. Bu alandaki ilerlemeler, Balıkesir’i sağlıkta bölgesel bir merkez haline getiriyor. Balıkesir Üniversitesi’nin sağlık alanındaki bu başarısı, şehrin ve bölgenin gururu olmaya devam ederken, Kardiyoloji ekibi bu süreçte kendilerine büyük destek veren Balıkesir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Oğurlu ve Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bahadır Çağlar’a teşekkürlerini sundu.
Öğrenciler için ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliği düzenlendi
27 Ekim 2025 Pazartesi - 15:38 Öğrenciler için ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliği düzenlendi Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü’nce Batıkent Ticaret Borsası İlkokulu’nda ’Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ isimli kapsamlı ve eğitici bir etkinlik gerçekleştirildi. Etkinlik, İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı tarafından yürütülen program çerçevesinde düzenlendi. Diyetisyenler, Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) ve acil sağlık ekipleri öğrencilere bilgilendirmede bulundu. Sağlıklı beslenme, hijyen, temel ilk yardım, fiziksel aktivite, ağız ve diş sağlığı, aile hekimliği ve bulaşıcı hastalıklar gibi konular öğrencilere detaylıca anlatıldı. Hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim Program boyunca öğrenciler, interaktif sunumlar ve uygulamalı gösterimler aracılığıyla sağlıklı yaşam alışkanlıklarını öğrenme fırsatı buldu. Okul önünde açılan bilgilendirme stantlarında farklı konularda farkındalık çalışmaları yürütülerek, çocukların soruları yanıtlandı ve sağlık bilinci desteklendi. Öğrenciler, sağlık ekipleriyle birebir iletişim kurarak hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim yaşadı. İl Sağlık Müdürlüğü, bu tür çalışmalarını sürdürecek Etkinliğin çocukların sağlık farkındalığını artırmak, sağlıklı yaşam bilincini geliştirmek ve doğru alışkanlıkları kazandırmak amacıyla düzenlendiği belirtildi. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, geleceğin teminatı olan çocukların fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı bireyler olarak yetişmesi için farkındalık çalışmalarının kararlılıkla devam ettiğini açıkladı.
Kanserde erken teşhisin önemine dikkat çekmek için yürüdüler
27 Ekim 2025 Pazartesi - 14:36 Kanserde erken teşhisin önemine dikkat çekmek için yürüdüler Manisa’da yüzlerce vatandaş ellerinde pankart ve dövizlerle kanserde erken teşhisin önemine dikkat çekti. Yürüyüşe katılan Manisa Valisi Vahdettin Özkan hükümetin sağlıkta önleyici çalışmalarının çok önemli olduğunu belirtti. Manisa’da yüzlerce vatandaş, Cumhuriyet Meydanından başlayıp 15 Temmuz Demokrasi Meydanına kadar ellerinde kanserde erken teşhise dikkat çeken döviz ve pankartlarla "Meme kanseri farkındalık yürüyüşü" gerçekleştirildi. Katılımın yoğun olduğu yürüyüşe Manisa Valisi Vahdettin Özkan da eşi Dr. Ruhan Özkan ile birlikte katılarak destek verdi. Türkiye birincisi olan ekibe teşekkür Yürüyüşün sona erdiği 15 Temmuz Demokrasi Meydanında kurulan stantta sağlık personelinden yapılan çalışmalar hakkında bilgi alan Manisa Valisi Vahdettin Özkan, "Hükümetimizin Sağlık Bakanlığımızın kurmuş olduğu güçlü sistemin en önemli bileşenlerinden birisi koruyucu sağlık hizmetleridir. Bu koruyucu sağlık hizmetleri çerçevesinde icra edilen bir faaliyetin bugün tanıtımını hep beraber bizler de bulunuyoruz. Bugün sağlık personeli ile beraber milli eğitim, kolluk birimleri, merkezi idare, belediyeler, meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları hep beraber koordineli bir şekilde iyi bir iletişimle bu koruyucu hizmetlerle ilgili her birimimize ne düşüyorsa, bunu yapıyoruz. Bunun iletişimini sağlamaya çalışıyoruz. Kanserle ilgili özellikle önsel çalışmalar, öncü çalışmalar, koruyucu çalışmalar adına ne derseniz bunların yapılmasının çok önem arz ettiğini bütün hekimlerimiz ifade etmektedir. Biz de tekraren ifade edelim. Erken teşhis gerçekten hayatı kurtarır. Kanser taramaları ile ilgili İl Sağlık Müdürlüğümüzün koordinasyonunda yapılan faaliyetleriyle takdirle izliyoruz. Türkiye’de de bu taramalarda 1. oldu. Tebrik ediyoruz arkadaşlarımızı. KETEM’de çalışan bütün hekimler ve personel başta olmak üzere İl Sağlık Müdürlüğümüzün koordinasyonunda bütün bileşenlere çok teşekkür ediyoruz." dedi. "Önemli olan riskleri azaltmak" Sağlıkta tedavi kısmının en iyi şekilde sunulduğuna dikkat çeken Vali Özkan, "Esas olan riskleri bertaraf etmek, azaltmak. Tedavi sistemiyle bildiğiniz gibi hastanelerimiz çok iyi bir fiziki altyapıyla hizmet veriyor. Tıbbi teknolojik cihazlarla en güzel bir hizmetler sunmaya çalışıyoruz. Nitelikli insan kaynaklarıyla hekimlerimiz başta olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanında şehrimizde de hassaten bu önemli ve hayati hizmet olan sağlık kamu hizmetini icra ediyor bakanlığımız. Bir şekilde bu tedavi hizmetleri uygulanırken daha önemlisi hasta olmadan neler yapmak lazım? Önleyici tedbirler nelerdir? Bu çerçevede sistemi daha da güçlendirmemiz lazım. Bu önleyici ve koruyucu hizmetlerle ilgili her alanda iyileştirmemiz gereken alanlarla ilgili Sağlık Bakanlığımızın ve ilgili otoritelerin geliştirmiş olduğu eylem planları vardır. Bu eylem planlarını bihakkın hep beraber icra ediyoruz. Bugünkü faaliyette emeği olan İl Sağlık Müdürümüz, Halk Sağlığı Başkanlığı Birimi, KETEM birimi, diğer bütün sağlık personelinin bu çalışmalarından dolayı kendilerine de tekrar teşekkür ediyoruz. Aslında vatandaşımız da ilgi gösteriyor, vatandaşımıza da teşekkür ediyoruz. Meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, diğer kuruluşlar. Temel çağrımız bütün vatandaşlarımız, sağlık birimlerimize önleyici hizmetlerden istifade etmek üzere başvursun. Özellikle kanser taramaları ile ilgili. Herkesin katkısını, katılımını bekliyoruz. Bu sağlık merkezlerine, risk gruplarına davet ediyoruz." diye konuştu. "Bütün kadınlarımıza ulaşmaya çalışıyoruz" Kanseri yakalayabilecekleri en erken zamanda yakalamak ve tedaviye başlamak için çaba sarf ettiklerini anlatan Manisa İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Fatih Zeren ise, "40-70 yaş arasındaki bütün kadınlarımızı ulaşmaya çalışıyoruz. Ekim ayında onları aile hekimliklerimize, halk sağlığı merkezlerimize, sağlıklı hayat merkezlerimize bilhassa davet ediyorum. Kanseri yakalayabileceğimiz en erken zamanda yakalamak ve bununla ilgili tedaviyi başlatmak amacımız." şeklinde konuştu.
"Eklem koruyucu cerrahi ile doğal hareket korunabilir"
27 Ekim 2025 Pazartesi - 14:07 "Eklem koruyucu cerrahi ile doğal hareket korunabilir" Günümüzde gelişen biyolojik ve cerrahi yöntemler sayesinde, eklemi onarmanın ve korumanın mümkün olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Kliniği’nden Opr. Dr. Barış Özgürol, "Bu nedenle uzun süren eklem ağrısı, takılma veya hareket kısıtlılığı yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden bir ortopedi uzmanına başvurması, hem tedavi başarısını hem de yaşam kalitesini artıran en önemli adımdır" dedi. Liv Hospital Samsun Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nden Opr. Dr. Barış Özgürol, eklem koruyucu cerrahiler hakkında bilgilendirmede bulundu. Eklemlerin vücudumuzun hareket merkezi olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nden Opr. Dr. Barış Özgürol, "Diz, kalça, omuz ve ayak bileği gibi büyük eklemler günlük yaşamda en çok yük taşıyan yapılardır. Ancak zamanla aşırı kullanım, spor yaralanmaları, yanlış egzersiz, kilo fazlalığı veya yaşa bağlı kıkırdak aşınmaları bu yapılarda hasara yol açar. Eklemlerde ağrı, takılma hissi, şişlik veya hareket kısıtlılığı başladığında, bu genellikle bir ’alarm’ işaretidir. Erken tanı konulmadığında bu sorunlar ilerleyerek kalıcı eklem dejenerasyonuna, hatta protez ameliyatı ihtiyacına kadar gidebilir" diye konuştu. "Tedavi, hasarın boyutuna göre yapılmalıdır" Uzmanların erken dönemde fark edilen eklem problemlerinde her zaman cerrahi dışı tedavilerin öncelikli olduğunu vurguladığını kaydeden Dr. Özgürol, "Bu aşamada fizik tedavi, eklem çevresi kas güçlendirme egzersizleri, PRP veya kök hücre gibi biyolojik enjeksiyonlar, ağrı azaltıcı eklem içi uygulamalar ve kilo kontrolü oldukça etkili yöntemlerdir. Bu tedaviler eklemdeki yükü azaltır, kanlanmayı artırır ve kıkırdak dokunun korunmasına yardımcı olur. Ancak hasar derinleştiğinde yalnızca bu yöntemlerle kalıcı iyileşme sağlanamayabilir. İşte bu noktada ’eklem koruyucu cerrahi’ devreye girer. Bu cerrahiler, eklemi tamamen değiştirmek yerine, mevcut dokuları onarmayı ve yük dağılımını düzeltmeyi amaçlar. Örneğin menisküs yırtıklarında tamir ameliyatı, kıkırdak hasarlarında mikro kırık veya kıkırdak nakli işlemleri, diz çevresindeki eğriliklerde düzeltici osteotomiler ya da kalça sıkışma sendromunda yapılan artroskopik girişimler eklem koruyucu cerrahilere örnektir. Bu ameliyatlar genellikle ’kapalı yöntem’ dediğimiz artroskopik tekniklerle, yani küçük kesilerden kamera eşliğinde yapılır" bilgisini paylaştı. "Erken müdahale ile tedavi başarısı artar" Erken müdahalenin öneminden bahseden Özgürol, şunları söyledi: "Modern cerrahi yaklaşımlar sayesinde hastalar hem kendi doğal eklemlerini koruyabilir hem de yıllarca protez gerektirmeden aktif yaşamlarına devam edebilir. Eklem koruyucu cerrahiler, doğru hasta seçimi ve deneyimli ortopedi cerrahlarının elinde uygulandığında oldukça başarılı sonuçlar verir. Cerrahi sonrası erken fizik tedavi ve kontrollü egzersizle, çoğu hasta birkaç hafta içinde ağrısız yürüyebilir, hatta spora dönebilir." "Herkeste protez çözüm olmayabilir" Sonuç olarak, eklem ağrısı çeken herkesin çözümünün protez olmadığının altını çizen Opr. Dr. Özgürol, "Günümüzde gelişen biyolojik ve cerrahi yöntemler sayesinde, eklemi onarmak ve korumak çoğu zaman mümkündür. Bu nedenle uzun süren eklem ağrısı, takılma veya hareket kısıtlılığı yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden bir ortopedi uzmanına başvurması, hem tedavi başarısını hem de yaşam kalitesini artıran en önemli adımdır" şeklinde açıklamasını sonlandırdı.