SAĞLIK
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ebeler unutulmadı 25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:31:34 Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, "Ebeler Haftası" dolayısıyla bir kutlama programı düzenlendi. Hastane yönetimi, doğum ünitesi ve kadın doğum servisinde görev yapan ebeleri çalışma alanlarında ziyaret ederek günlerini kutladı. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetim ekibi, Ebeler Haftası kapsamında hastane bünyesinde görev yapan ebelerle bir araya geldi. Doğum ünitesi ve kadın doğum servislerine gerçekleştirilen ziyaretlerde, ebelerin sağlık sistemindeki kritik rolüne vurgu yapıldı. Programda bir konuşma gerçekleştiren Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Emine Gönül Korkmaz, ebelik mesleğinin kutsallığına değinerek "Ebelik, hayatın başlangıcına tanıklık edilen, sevgi, sabır ve özveri gerektiren çok kıymetli bir meslektir. Ebelerimiz, anne ve bebek sağlığının korunmasında üstlendikleri önemli sorumluluklarla sağlık sistemimizin vazgeçilmez yapı taşlarından biridir. Gösterdikleri fedakârlık ve üstün gayretlerinden dolayı tüm ebelerimize teşekkür ediyor, Ebeler Haftası’nı en içten dileklerimle kutluyorum" dedi. Etkinlik kapsamında görev başındaki ebelere çeşitli ikramlar sunulurken, samimi bir ortamda geçen ziyaretler günün anısına çekilen hatıra fotoğraflarıyla son buldu. Hastane yönetimi, özverili çalışmalarıyla sağlık hizmetlerine değer katan tüm ebelere teşekkürlerini ileterek, meslek hayatlarında başarılar diledi.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:24 Prof. Dr. İrfan Koca: "Hidrodiseksiyon ile ağrıya değil nedene müdahale ediyoruz" Kas-iskelet sistemi ağrıları, sinir sıkışmaları, boyun ve bel kaynaklı şikayetlerin toplumda oldukça yaygın görüldüğünü belirten Prof. Dr. İrfan Koca, son yıllarda ameliyatsız tedavi seçenekleri arasında öne çıkan hidrodiseksiyon yönteminin, ağrıyı baskılamaktan çok sorunun kaynağına yönelik bir yaklaşım sunduğunu söyledi. Hidrodiseksiyon tedavisinin ultrasonografi eşliğinde uygulandığını ifade eden Prof. Dr. Koca, "Bu yöntemde amaç; sinir, fasya ve yumuşak dokular arasında gelişen yapışıklıkları açmak, sıkışan dokuları serbestleştirmek ve bölgedeki hareket kabiliyetini yeniden kazandırmaktır" dedi. "Ağrıyı değil, nedeni tedavi etmeyi hedefliyoruz" Birçok hastada yalnızca geçici rahatlama sağlayan yöntemler yerine, problemin kaynağına yönelmenin önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. İrfan Koca, hidrodiseksiyon yönteminin özellikle kronik ağrılarda neden odaklı modern tedavi seçeneklerinden biri haline geldiğini kaydetti. Hangi hastalıklarda kullanılıyor Hidrodiseksiyon tedavisinin uzman değerlendirmesi sonrası uygun hastalarda uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Koca, "Karpal tünel sendromu ve diğer sinir sıkışmaları, boyun ve bel fıtığına bağlı yayılan ağrılar, siyatik sinir irritasyonu, omuz ağrıları ve hareket kısıtlılıkları, tenisçi dirseği, topuk ağrısı ve tendon sorunları, kas spazmları, miyofasiyal ağrı sendromu, ameliyat sonrası gelişen yumuşak doku yapışıklıkları, ilaç, egzersiz ve fizik tedaviye rağmen devam eden kas-iskelet sistemi ağrıları" dedi. "Kortizonsuz uygulanabilmesi önemli avantaj" Birçok vakada işlemin kortizon kullanılmadan yapılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. İrfan Koca, "Özellikle diyabet hastaları, kortizon kullanmak istemeyen bireyler ve tekrarlayan enjeksiyonlardan kaçınmak isteyen hastalar açısından bu önemli bir avantajdır" ifadelerini kullandı. "Aynı gün günlük yaşama dönüş mümkün" İşlemin poliklinik şartlarında ve kısa sürede uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Koca, genel anestezi gerektirmeyen yöntemde hastaların çoğu zaman aynı gün günlük yaşamlarına dönebildiğini söyledi. "Kişiye özel planlama ile etkili sonuçlar alınabiliyor" Tedavi öncesinde detaylı muayene ve değerlendirme yapıldığını belirten Prof. Dr. İrfan Koca, "Her hastanın ağrı nedeni farklıdır. Bu nedenle uygun hastalarda kişiye özel planlama ile oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir" dedi.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:21 20 yıllık tümör Van’da yapılan ameliyatla alındı Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, İstanbul’da "ameliyat edilemez, masada kalır" denilen 73 yaşındaki Hakkârili hastayı gerçekleştirdiği başarılı operasyonla sağlığına kavuşturdu. Hakkari’de yaşayan 73 yaşındaki Misrihan Karagöz, yaklaşık 20 yıl önce boyun bölgesindeki şişlik nedeniyle İstanbul’da bir hastanede glomus (şah damarı) tümörü ameliyatı oldu. Operasyon sonrası şikayetleri geçmeyen ve kitlesi büyümeye devam eden Karagöz’e, doktorlar tarafından "Bir daha kimse dokunmasın, masada kalır veya felç olur" denildi. Yıllarca bu korkuyla yaşayan Karagöz, ailesinin araştırmaları sonucu Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel’e başvurdu. Prof. Dr. Başel tarafından gerçekleştirilen riskli ameliyatla, yaşlı kadının boynundaki 6 santimetrelik tümör başarılı bir şekilde çıkarıldı. "Hekimin üzerinde ciddi stres oluşturuyor" İHA muhabirine konuşan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, hastanın yıllar önce bir operasyon öyküsü olduğunu ancak o dönemde tümörün çıkarılmadığını hatırlattı. Prof. Dr. Başel, "Tümörü çıkaramadıkları gibi bir de hastaya, ‘Bir daha kimse dokunmasın, masada kalır’ şeklinde telkinde bulunulmuş. Üstelik bunu yapan yer, İstanbul’da Türkiye’nin en sayılı hastanelerinden birisi. Tabii hastamız yıllarca bu söylemin etkisiyle yaşamış. ‘Eğer dokunulursa masada kalır, felç olur, kesinlikle müdahale edilmemesi gerekir’ gibi bir düşünceye kapılmış. Tabii yıllar içerisinde tümör daha da büyümüş. Hasta yakınlarının belirttiğine göre, ilk ameliyata girerken boynunda kitle görüntüsü varmış, çıktıktan sonra da zaten değişen bir şey olmamış; bütün şikayetler aynen devam etmiş. Bir hastaya ‘Riski var, yapılmaz, şu komplikasyonlar gelişir’ denmesi, ikinci ameliyatı yapacak hekimin üzerinde ciddi bir stres oluşturuyor. Mesela bunlar hiç söylenmese biz ameliyata daha rahat gireceğiz, daha kolay karar vereceğiz" dedi. "Tümörü tek parça halinde çıkardık" Zorlu ameliyatın ardından tümörü tek parça halinde çıkardıklarını dile getiren Başel, "Zaten önceden tümöre hiç dokunulmamış, yani kapsülü hiç etkilenmemişti. Damarlarını zedelemeden ameliyatını yaptık ve hastamız Allah’a şükür taburcu aşamasına geldi. Tümörümüz boyutu 6 santimetreye yakındı. Tümörler genelde 3 santimetreden sonra damarı sarıyorlar ve bu durum şah damarının çıkarılmasını zorlaştırıyor. İkinci bir zorluk ise daha önceki ameliyat girişiminin orada yapışıklık geliştirmiş olmasıydı. Ameliyat sırasında bu yapışıklıklar damarları etkilediği için biraz zorlandık; bu beklediğimiz bir şeydi. Ancak herhangi bir komplikasyon gelişmeden ameliyatın bitmesi bizi mutlu etti" diye konuştu. Annesinin yaklaşık 20 yıl önce İstanbul’da bir hastanede ameliyat olduğunu ifade eden Hediye Salim isimli hasta yakını ise "Ancak aradan çok uzun bir süre geçmeden, ameliyat edilen bölgede tekrar şişkinlik gördük. Kontrole götürdüğümüzde bize ameliyatın olumlu geçtiği söylendi. Buna rağmen yaklaşık bir yıl boyunca şişkinlik artarak devam etti. Aynı doktoruna tekrar gitmemize rağmen bize, ‘Ben bu hastayı artık ameliyat edemem; edersem felç olur ya da masada kalır,’ gibi söylemlerde bulunuldu. Annemin hayatını bu şekilde sürdürmesi gerektiği, yapılacak bir şey olmadığı ve vefatına kadar bu durumla devam edeceği, çünkü hiçbir tedavisinin bulunmadığı söylendi. Doğal olarak ameliyattan önce oldukça stresliydik. Halil Hoca ile görüştük; hatta bir haftalık süreçte bu stresi hem biz hem de annem onunla paylaştık. Annem ameliyata gireceği gün stresini atmış bir şekilde, gülerek girdi. Şu anda durumu gayet iyi, sağlık durumumuz yerinde. Çok şükür her şey yolunda gidiyor" şeklinde konuştu.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:15 Ekran bağımlılığı alarm veriyor: 2050’de her 2 kişiden biri miyop olabilir Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, artan ekran kullanımının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, mevcut alışkanlıkların devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olabileceğini söyledi. Teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ekran bağımlılığı bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaş grubunda yaygınlaşırken, uzun süre yakına odaklanmanın gözlerde kalıcı sorunlara yol açabileceği ifade ediliyor. Medicana International Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, özellikle ekran karşısında geçirilen sürenin giderek artmasının göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda insanların büyük bölümünün saatlerce yakın mesafeye odaklandığını belirten Özgür, bu durumun özellikle yetişkinlerde göz kuruluğu, yanma, batma, kızarıklık ve geçici bulanık görme gibi şikayetlere yol açtığını dile getirdi. Bu sorunların yaşam kalitesini düşürdüğünü kaydeden Özgür, ekran kullanımının mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Dr. Özgür, "Ekran süresi hepimizde olduğu gibi dünyada da gerçekten saatler açısından müthiş bir artış gösterdi. Neredeyse hiçbirimiz uzaklara bakmıyoruz. Genelde uzak deyince bir araç kullanımı geliyor aklımıza. Onun dışında hepimizin günlük pratikte 4-5 saat, 8-10 saat belki yakınla ilgili geçirdiğimiz zaman var. Bu yakınla geçirdiğimiz zaman çoğu zaman da ekranlarla ilgili geçirilen zaman. Çocuklarda ve yetişkinde buradaki zararlar değişiyor. Yetişkinler de geniş bir hasta grubunu oluşturuyor. Çağrı merkezi çalışanları, muhasebe, bankacı gibi meslek grupları eğer uzun süre ekrana bakıyorsak biz numara anlamında bozulmadan ziyade göz kuruluğuyla alakalı şikayetler var. Ama bu da ciddi yaşam kalitesini etkiler. Yanmalar, batmalar, kızarıklıklar, bulanık görmeler, geçici de olsa bunlar. Ekran süreleriyle ilgili olabildiğince mecbur olanın dışında azaltmak, bilgisayarda geçirdiğimiz zamanın dışında telefonla geçirdiğimiz zamanı kısıtlamak ve suni gözyaşlarıyla desteklemek diyoruz. Kalıcı bir sorun oluşturmaz ama konforumuzu etkiler, yaşam kalitesini etkiler" dedi. "Ekran süreleri bu şekilde devam ederse 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak" Artan ekran bağımlılığının büyük bir toplum sağlığı sorunu olmaya çok yaklaştığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Özgür, "Çocuklarda iş değişiyor. Çocuklarda göz gelişimi devam ettiği için uzun süre yakına bakmak, hele ki bu parlak ekransa ve yakındaki mesafe yaklaştıkça miyopi ile ilgili riskler artıyor. Bununla ilgili geleceğe dönük projeksiyonlar var. Mesela eğer bu ekran süreleri bu şekilde devam ederse ki herkes artık yakına bakıyor, ekranlara 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olacağı hesaplanıyor. Bu gerçekten çok büyük bir oran. Çünkü ben hastalarıma diyorum onu, artık uzakta işimiz yok, hepimiz yakına bakıyoruz. Çocuklarda bu ekran süresi artarak devam ediyor, çok da yakından bakıyor çocuklar. Ne kadar yakına uzun süre bakıyorsak, ne kadar yakından bakıyorsak ve bu ekransa bu yakına baktığımız, miyop ile ilgili riskler artıyor. Yani uzağa görememeyle alakalı problemler ve numaralı gözlükler kullanılmaya başlanıyor" diye konuştu. "Ekranın dibine girmeden 35-40 santim uzaktan izlenmeli" Zorunlu durumlarda dahi ekrana çok yakından bakılmaması gerektiğinin altını çizen Özgür, "Miyop’un da derecesi önemli bizde. 3 numaraya kadar hafif miyop sayarız. 3-5 arası, 3-6 arası orta miyop gibidir. Eğer 5-6 numarayı geçiyorsa ileri yüksek miyoplara dönüyor. İleri yüksek miyoplar gözlükle görebilir ama retinayla alakalı, gözün kendi sağlığıyla alakalı ciddi problemler olabilir. İleriye dönük ve bu hesaplanan 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak. Bunun yüzde 10’unun da yüksek miyop olacağı, yani 5-6 numaranın üzerinde olacağı hesaplanıyor. O zaman genel toplum sağlığında ciddi riskler içeriyor. İşin özü ekranla ilgili süreleri mecburiyet yoksa olabildiğince kısıtlamak lazım. Çocuklarımızda da ekstradan buna dikkat etmemiz lazım. Belli süreleri aşmaması lazım mecburi olanların dışında. Bakıyorsa da en azından dibine girmeden 35-40 santim koruyarak ve aralıklı, arada uzağa bakarak, gözünü dinlendirerek geçirmek lazım bu süreyi" şeklinde konuştu. "Bir gözde olan bozukluk anlaşılamayabilir, rutin muayene bu yüzden önemli" Rutin muayenelerin göz sağlığındaki öneminden de bahseden Özgür, ayrıca şunları söyledi: "Biz yenidoğanla birlikte muayenenin başlamasını öneririz. İlk 3 ayda mümkünse yaptırmak lazım. Sonrasında bir sorun yoksa yıllık kontroller öneririz. Asıl 5 ve 7 yaşları, hele ki okul çağları daha da önemli bizim için. Çünkü miyopi genelde ilkokul çağında başlar. Bir gözde olup bir gözde olmayabilir. Hipermetrop için de aynısı geçerlidir. Çocuğun bir gözü iyi görüyorsa diğer gözünün az görüp görmediğini anlama ihtimali çok düşüktür. Rutin taramalarla veya bizim muayenelerimizde ortaya çıkabilir. Onun için özellikle ilkokul çağında muhakkak yılda bir kontrol yaptırmak lazım."
İran’daki savaş mağdurları için Van’dan 3 yardım tırı gönderildi
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:32 İran’daki savaş mağdurları için Van’dan 3 yardım tırı gönderildi Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun talimatlarıyla hazırlanan ilaç, tıbbi sarf malzemesi ve tıbbi cihaz taşıyan 3 yardım tırı, Van’dan İran’a gitmek üzere yola çıktı. Bölgede devam eden savaş nedeniyle yaşanan insani drama sessiz kalmayan Türkiye, sınır komşusu İran’daki tıbbi ihtiyaçların karşılanması amacıyla yardım seferberliği başlattı. Son iki gündür Türkiye’nin çeşitli illerindeki hastane ve sağlık tesislerinden gönderilen tıbbi malzemeler Van’da toplandı. Gerekli kontrolleri ve yükleme işlemleri tamamlanan 3 tır, bugün öğleden sonra Van’dan uğurlandı. Tırların, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde bulunan Gürbulak Sınır Kapısı üzerinden İran’daki ihtiyaç sahibi bölgelere ulaştırılması hedefleniyor. "Hummalı bir çalışma yürütüldü" Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, tırların yola çıkışı öncesinde tüm sağlık personelinin gece boyunca seferber olduğunu belirtti. Yardım malzemelerinin eksiksiz ve sağlıklı bir şekilde teslim edilmesi için tüm hazırlıkların tamamlandığını ifade eden İl Müdürü Tosun, "Maalesef hepinizin de bildiği gibi bir aydır bölgemizde bir savaş devam etmekte. Dün gece itibarıyla kısmi bir ateşkes başlamış durumda. Dün geceden itibaren gerek Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gerek ülkemizin dışişleri bürokratları ve Sağlık Bakanımız Kemal Memişoğlu’nun talimatlarıyla ilimizden 3 tane ilaç, tıbbi sarf ve tıbbi cihaz yardım tırı toplandı. Bunlar da bugün itibarıyla İran sınırından, İran’daki ihtiyacı olan tıbbi bölgelere götürülmek üzere yola çıkacak" dedi. Çeşitli sağlık tesislerinden Van’da toplanan cihazların tamamen kontrollerinin yapıldığını dile getiren Tosun, "Dün gece saatlerinde gelen talimatla da bugün tırların karşı tarafa geçirilmesi bizlere iletildi. İl Sağlık Müdürlüğümüzün çalışanları, hastanelerimizin çalışanları ve yöneticilerimiz hummalı bir çalışmayla bu 3 tırı, tüm imkanlarımızı seferber ederek hazırladı. Bakanımızın talimatıyla inşallah bugün Van’dan yola çıkarak Doğubayazıt’taki sınır kapısından İran’daki kardeşlerimize yardım amaçlı teslim edilmek üzere gidecek. Bizim temennimiz bu savaşın tamamen sona ermesidir. Bu savaşın tamamen sona ermesi için de Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük bir öncülük ettiğini biliyoruz. Bu yardımlar büyük ihtimalle devam edecek. Biz de Van İl Sağlık Müdürlüğü olarak bakanımızın öncülüğünde bunları eksiksiz bir şekilde karşıdaki hem meslektaşlarımıza hem de ihtiyacı olan İranlı kardeşlerimize ulaştırmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız" diye konuştu.
Van’da sağlıkta yeni dönem
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:06 Van’da sağlıkta yeni dönem SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve İç Hastalıkları Eğitim Kliniği Sorumlusu Uzm. Dr. Ayvaz Yeler, hastanede hayata geçirilen yeni dahiliye eğitim kliniğiyle hem genç doktorların nitelikli şekilde yetiştirildiğini hem de genişletilen servis kapasitesi sayesinde daha çok hastaya baktıklarını söyledi. Hastanede göreve başlayan asistan doktorlarla birlikte yeni açılan dahiliye bölümünde hastaların vizitesini yapan Uzm. Dr. Ayvaz Yeler, daha sonra eğitim salonunda dosyaları inceleyerek genç doktorlarla durum değerlendirmesi yaptı. Genç doktorların tecrübe kazanmaları ve akademik kariyerlerini başarılı bir şekilde yürütmeleri için Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çok önemli imkanlar sunduğunu vurgulayan Yeler, önümüzdeki günlerde de yeni asistan doktorları bünyelerine katacaklarını belirtti. "Son 3 yılda 7 tane eğitim kliniği açmış bulunmaktayız" Uzm. Dr. Ayvaz Yeler, hastane bünyesinde eğitim kliniklerinin her geçen gün artırıldığını belirterek, "Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak eğitim kliniklerini gün geçtikçe artırmaya devam ediyoruz. Yeni bir klinik olarak dahiliye kliniğini açmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. SBÜ olarak son 3 yılda 7 tane eğitim kliniği açmış bulunmaktayız. Şu an için 2’si profesör, 7’si doçent, 6’sı doktor öğretim üyesi olmak üzere 17 hocamızı kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz" dedi. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak dahiliye bölümünü de eğitim kliniğine çevirmiş olmanın mutluluğunu yaşadıklarını vurgulayan Uzm. Dr. Ayvaz Yeler, şöyle devam etti: "Bu minvalde biz ilk TUS’ta açtığımız kadrolarda 3 asistan hekimle, 3 doçentimizle eğitim veriyoruz. Eğitim kliniklerinin artışı ile beraber MHRS problemi, muayene problemi ve yatan hasta problemini çözme amacındayız. Biz dahiliye klinik yaptıktan sonra da dahiliye servislerimizi iki katına çıkararak hem daha fazla hastaya bakma hem daha fazla hasta yatırma kapasitesi ile daha az sevk ve daha az dışarıya bağımlı olmayı hedefledik ve bunu başardık. Bunun mutluluğunu yaşıyoruz." Yeni açılan klinikte asistan hekimlerin aktif olarak görev aldığını belirten Yeler, "3 asistan hekimimiz ilk TUS’ta başladı. Bunların eğitimlerine, poliklinik hizmetlerinde daha çok uzmanlarımıza katkı sağlaması ve Van’ımıza daha çok hizmet etmek için canla başla çalışmaya devam ediyoruz" şeklinde konuştu. Asistan Dr. İrem Naz Kuru ise klinikte edindiği deneyimlere değinerek, "SBÜ Van Eğitim Araştırma Hastanesi’nde asistan doktor olarak görev yapmaktayım. Adım İrem Naz. Buranın ilk asistanlarından biriyim. Toplamda üç kişi olarak başladık. Kliniğimiz yeni. Yeni olmasına rağmen çeşitli vakalar görmekteyiz. Burayı yazmadan önce klinik olarak asistan açığı olduğunu öğrendiğimde ilk sıraya tercih ettim. İlk sırada da geldi. Yaklaşık 5. ayım. Şu anda çeşitli vakalar görmekteyiz. Daha önce intörnlüğümde de görmediğim hastaları burada görüyorum. Uzmanlarımız da, hocalarımız da detaylıca hepsini anlatıyorlar. Vizitlerimiz gayet eğitici geçmekte. Haftalık toplantılarımız olmakta. Bu seminerlerimizde çeşitli konular anlatılmakta ve sorularımız alınmakta. Aynı şekilde her hasta üzerinden de hem tedavi hem de tanı yaklaşımı açısından eğitim verilmekte" diye konuştu.
Medical Point Gaziantep Hastanesi 1 yılda 200’üncü kemik iliği nakline ulaştı
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:01 Medical Point Gaziantep Hastanesi 1 yılda 200’üncü kemik iliği nakline ulaştı Gaziantep’te sağlık alanında önemli başarılara imza atan Medical Point Gaziantep Hastanesi, kemik iliği nakli alanındaki çalışmalarına bir yenisini ekleyerek 1 yıl dolmadan 200’üncü kemik iliği naklini başarıyla gerçekleştirdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi, lösemi, lenfoma ve diğer ciddi kan hastalıklarının tedavisinde hayati rol oynayan, ileri düzey uzmanlık ve donanım gerektiren bir yöntem olarak öne çıkan kemik iliği naklini 1 yıl dolmadan 200’üncüsünü gerçekleştirdi. Gaziantep’te ve bölgede kemik iliği nakli alanında tek olma özelliği taşıyan, alanında uzman hekim kadrosu, güçlü teknolojik altyapısı ve deneyimli sağlık personeliyle dikkat çeken hastane, gerçekleştirdiği başarılı nakillerle hem Gaziantep’te hem de çevre illerde yaşayan hastalar için umut kapısı olmayı sürdürüyor. Doç. Dr. Ali Eser, "Yaklaşık 2 yıl içerisinde 200’üncü naklimizi gerçekleştirmiş olacağız. Bu nedenle gerçekten çok mutlu ve gururluyuz. Gaziantep’te bu yoğunlukta nakil yapan ilk ve tek merkeziz. Başarı oranlarımız da oldukça yüksek. Dünya ortalaması genelde yüzde 70 civarındayken, bizim başarı oranlarımız yüzde 90’lara ulaşıyor" dedi. "200’üncü nakle ulaşmak bizim için de hastalarımız için de büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı" Dr. Buğra Sağlam ise, "Ben de yaklaşık 2 yıldır Medical Point Hastanesi’nde iç hastalıkları ve hematoloji uzmanı olarak görev yapıyorum. Hem hematoloji servisinde hem de kök hücre nakil ünitesinde birlikte çalışıyoruz. 100’üncü naklimizi kutladıktan sonra henüz 1 yıl dolmadan 200’üncü nakle ulaşmak bizim için de hastalarımız için de büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı" diye konuştu. "Bu tek başına yapılan bir iş değil" Uzm. Dr. Buğra Sağlam, bu başarının ekip işi olduğunu vurgulayarak, "Bu tek başına yapılan bir iş değil. Ekibimizle ve hastanemizin diğer branşlarıyla birlikte yürüttüğümüz multidisipliner yaklaşımın bir sonucu. Hastalarımıza şifa sunabildiğimiz için hepimiz çok mutluyuz" ifadelerini kullandı. Kök hücre nakline ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Buğra Sağlam, "Kök hücre nakli iki ana grupta değerlendiriliyor. Birincisi, hastanın kendi hücrelerinden elde edilen otolog nakil. Bu yöntem bazı hematolojik ve onkolojik hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Daha zorlu olan ise allojenik nakil. Yani hücrelerin kardeşten ya da kök hücre bankalarından temin edildiği durumlar. Hastalarımızın büyük bir kısmını da bu grup oluşturuyor" dedi. Lösemi hastalarına dikkat çeken Uzm. Dr. Buğra Sağlam, "Özellikle akut lösemilerde, nakil yapılmadığı takdirde 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 25’in altına düşüyor. Bu nedenle kök hücre nakli, hastaların yaşam süresini uzatan ve yaşam kalitesini artıran en önemli tedavi yöntemlerinden biri olmaya devam ediyor" diye konuştu.
MCBÜ’de "21. yüzyılda kadın ve sağlık" konuşuldu
08 Nisan 2026 Çarşamba - 15:29 MCBÜ’de "21. yüzyılda kadın ve sağlık" konuşuldu Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nde düzenlenen "Kadın ve Sağlık Sempozyumu"nda, 21. yüzyılda kadın sağlığının bilimsel, teknolojik ve toplumsal boyutları ele alındı. Uzmanların katıldığı sempozyumda, kadın sağlığının yalnızca bireysel değil toplumun geleceğini de doğrudan etkilediği vurgulandı. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü ve Manisa İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen "Kadın ve Sağlık Sempozyumu", "21. Yüzyılda Kadın ve Sağlık" temasıyla Sağlık Yerleşkesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Rektör Prof. Dr. Rana Kibar ile Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren’in onursal başkanlığını üstlendiği sempozyumun başkanlığını, Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nursel Boysoy yürüttü. Açılış konuşmasını yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Nursel Boysoy, sempozyumun kadın sağlığını ve haklarını odağa alan önemli bir bilimsel buluşma olduğunu belirterek kadın sağlığının yalnızca biyolojik bir süreç olmadığını, aynı zamanda toplumsal refahın ve güçlü nesillerin temelini oluşturduğunu ifade etti. Boysoy, sempozyum süresince güncel bilimsel verilerin paylaşılacağını ve sahadaki deneyimlerin aktarılacağını belirterek kadın sağlığına ilişkin sorunlara çözüm üretmeyi hedeflediklerini söyledi. Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu ise Kadın ve Sağlık Sempozyumu’nun bu yıl ikincisinin düzenlendiğini belirterek, ilk sempozyumun "doğal doğum" temasıyla gerçekleştirildiğini ve yoğun katılımla tamamlandığını ifade etti. Topçu, sempozyumun kadın temel sağlığı, teknoloji ile kadın sağlığı ilişkisi ve kadın sağlığının sosyolojik-psikolojik boyutları olmak üzere üç ana bölümden oluştuğunu söyledi. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Seyhun Kürşat da konuşmasında kadın sağlığının günümüzde bölgesel savaşlar, çevresel kirlilik, göç hareketleri ve teknolojik gelişmeler gibi birçok faktörden etkilendiğine dikkat çekti. Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin sağlık alanında yeni fırsatlar sunduğunu ancak kadın sağlığı ve mahremiyeti konusunda dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren ise Dünya Sağlık Haftası kapsamında kadın sağlığının önemine dikkat çekerek, kadın sağlığının korunmasının aile ve toplum sağlığını da doğrudan etkilediğini söyledi. Zeren, Manisa’da 2024 yılında yüksek riskli gebe izleme programının başlatıldığını ve 2025 yılı boyunca il genelinde anne ölümü yaşanmadığını belirtti. Rektör Prof. Dr. Rana Kibar da konuşmasında kadının toplumun temel taşı olduğunu vurgulayarak güçlü ailelerin güçlü toplumların temelini oluşturduğunu ifade etti. Sempozyum açılışında oturum başkanları Kuduret Gültaş, Uz. Dr. Ümit Atman, Uzm. Dr. Metin Gümüş ile Prof. Dr. Solmaz Pınar Hasdemir, Prof. Dr. Selma Şen ve Prof. Dr. Şenay Ünsal Altan’a belgeleri takdim edildi. Program, toplu fotoğraf çekiminin ardından oturumlar ve sunumlarla devam etti.
Kuşadası Belediyesi patili dostların yanında
08 Nisan 2026 Çarşamba - 13:19 Kuşadası Belediyesi patili dostların yanında Kuşadası Belediyesi Veteriner Hekimi Ceren Yağmur Aktaş, bahar mevsiminin gelmesiyle birlikte sokak kedilerinde hastalık riskinin arttığına dikkati çekip, "Hayvan severler bakımını üstlendikleri kedileri, kedi kısırlaştırma merkezlerimize getirip ücretsiz olarak kısırlaştırabilirler. Merkezde kısırlaştırılan her sokak kedisine iç ve dış parazit uygulaması da yapıyoruz" dedi. Kuşadası Belediyesi, 2026 yılında da Veteriner İşleri Müdürlüğü aracılığıyla sahipsiz can dostlar için çalışmalarına devam ediyor. Bu kapsamda Kuşadası Belediyesi, Kuşadası Evcil Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, kente kazandırılan 2 kedi kısırlaştırma merkezi ve hayvan ambulansı olan ’Haybulans’ araçları aracılığıyla patili dostların sağlıklı bir yaşam sürmesi için birçok hizmeti ücretsiz olarak sağlıyor. Kuşadası Belediyesi Veteriner Hekimi Ceren Yağmur Aktaş, bahar mevsiminde sokak kedilerinde hastalık riskinin arttığına dikkati çekip, "Hayvan severler bakımını üstlendikleri sahipsiz kedileri, sabah 09.00 ile 11.00 saatleri arasında kent merkezi ile Davutlar Mahallesi’nde bulunan kedi kısırlaştırma merkezlerimize getirip, ücretsiz olarak kısırlaştırabilirler. Merkezde kısırlaştırılan her sokak kedisine iç ve dış parazit uygulaması da yapıyoruz. Kuşadası Belediyesi olarak patili dostlarımızın daha sağlıklı bir yaşam sürmeleri için çalışmalarımızı sürdürüyoruz" diye konuştu.
Kanser hastalarına sosyal ve psikolojik destek verilecek
08 Nisan 2026 Çarşamba - 13:15 Kanser hastalarına sosyal ve psikolojik destek verilecek Bursa Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi’nde kanser tanısı almış bireyler ile yakınlarının, hastalık sürecini daha iyi anlayabilmeleri, tedaviye uyumlarını arttırmaları ve yaşam kalitelerini yükseltmeleri amacıyla "Onkoloji Hasta Okulu" açıldı. Bursa Kanserle Savaş Derneği’nin katkıları ile Bursa Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi’nde "Onkoloji Hasta Okulu" açıldı. Hastaların tedavi sürecini doğru ve güvenilir bilgilerle öğrenmesi hedeflenen "Onkoloji Hasta Okulu" için hastane konferans salonunda açılış töreni gerçekleştirildi. Törende konuşan Başhekim Uzm. Dr. Mehmet Akın, Onkoloji Hasta Okulu’nda tıbbi onkolog, hematolog, diyetisyen, psikolog gibi alanında uzman birçok sağlık profesyonelinin hasta ve hasta yakınlarına eğitim vereceğini belirtti. Kanserin tedavi edilmesi gereken bir hastalık olmasının yanında sosyal ve psikolojik yönleri de olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Akın, "Kanser, aileyi ve çevreyi de ilgilendiriyor. O duygusal süreçleri iyi yönetmek gerekiyor. Biz burada size sadece ders anlatmayacağız. Bu tedavi süresi boyunca da yoldaşlık edeceğiz, size destek olmaya çalışacağız. Çünkü özellikle kemoterapi tedavisi başlanan hastalarımızın; ‘Başıma neler gelecek? Günlük hayatım nasıl etkilenecek? Ne gibi yan etkilerle karşılaşacağım?’ gibi birçok soru kafalarını meşgul ediyor. Bizim amacımız da bu derslerde doğru ve güvenilir bilgileri sunarak, onlara bu süreçte karşılaşacakları ufak tefek problemlerle, yan etkilerle nasıl daha doğru bir şekilde başa çıkabileceklerini anlatmak, göstermek. Gerçekten çok ufak müdahalelerle bu yan etkiler atlatılabiliyor ve gereksiz yere tedavilerimiz yarım kalmamış oluyor" dedi. "Dayanışma sergileyeceğiz" Kanser tedavisini eksiksiz tamamlamanın çok önemli olduğunun altını çizen Akın, "Bazen üzülerek görüyoruz ki bazı hastalarımız bu süreçte işin psikolojik boyutunda pes ederek kemoterapiyi yarıda bırakabiliyorlar. Bunu yapmamamız gerekiyor. Bunlarla ilgili hem eğitim hem dayanışma sergileyeceğiz. Bu eğitimler süresince ve burada Kanserle Savaş Derneği’nin de destekleriyle haftada bir gün, 8 saat boyunca ders anlatmayı planlıyoruz. Bu derslerde hem konular anlatılacak hem de hastalarımızın yaşadığı farklı deneyimler konuşulacak ve bunlarla ilgili çözüm önerileri üzerine konuşacağız" şeklinde konuştu. Akademik çalışmalarla desteklenecek Bursa Kanserle Savaş Derneği’nin katkıları ile Onkoloji Hasta Okulu’nu hayata geçirmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin ise, "Bu okuldan çıktıktan sonra hastalarımızın sağlık okuryazarlığı artacak, sağlık okuryazarlığı artan bir kanser hastasının da tedaviyle uyumu çok iyi hale gelecektir. Biz bu noktada İl Sağlık Müdürlüğü olarak Bakanlığımızdan aldığımız ilhamla sahada bu tür uygulamalarımızı, iyi uygulama örneklerimizi artıracağız ve bunu akademik çalışmalarla destekleyeceğiz. Bu akademik çalışmalar ışığında yeni verilerin ortaya çıkacağına ve sonraki çalışmalarımızı daha üst seviyelere çıkaracağından eminiz. Bu okulumuzun, bize sunduğu bu imkanların vatanımıza, milletimize, Bursa’mıza ve bölgemize hayırlı olmasını temenni ediyorum." İfadelerini kullandı. Çetin son olarak, kanser tedavisi sürecinin zorlu ancak rehberlik eşliğinde yürünürse çok kolay atlatılacak bir süreç olduğuna dikkat çekerek; yeni teşhis almış bütün kanser hastaları, bu okuldan hizmet almaya davet etti. Törene Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Dr. Melike Savaş, Sağlık Müdürlüğü yöneticileri, Başhekim Uzm. Dr. Mehmet Akın, Bursa Kanserle Savaş Derneği Başkanı Ümit Ecemiş, hastane personeli ve kanser tanısı almış hasta ile yakınları katıldı.
Kahramanmaraş’ta otizme dikkat çeken konferans
08 Nisan 2026 Çarşamba - 12:30 Kahramanmaraş’ta otizme dikkat çeken konferans KAHRAMANMARAŞ (İHA) – Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, otizme dikkat çekmek amacıyla konferans düzenledi. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi ve Özel Gereksinimli Çocuklar ve Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ÖGÇAD) iş birliğiyle otizme dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla konferans düzenlendi. Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi Kongre Salonu’nda gerçekleştirilen programda, alanında uzman isimler otizmi bilimsel ve sosyal yönleriyle ele aldı. Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, otizmin nörolojik temellerinden eğitim süreçlerine, erken tanının öneminden günlük yaşamda karşılaşılan sorunlara kadar birçok başlık kapsamlı şekilde değerlendirildi. Programa konuşmacı olarak Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Dilber, KSÜ Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hatice Altun, ÖGÇAD Başkanı Hatice Güzel ve Özel Eğitim Uzmanı Dr. Mehmet Küçükgöz katıldı. Uzman isimler, özellikle erken tanının otizmli çocukların gelişiminde belirleyici rol oynadığını vurgularken, ailelerin bilinçlendirilmesi, eğitimcilerin donanımı ve toplumun duyarlılığının artırılmasının önemine dikkat çekti. Otizmli bireylerin sosyal hayata daha aktif katılım sağlayabilmesi için kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve aileler arasında güçlü bir iş birliği gerektiği ifade edildi. Etkinlik boyunca katılımcılar, uzmanların aktardığı bilimsel veriler ve saha deneyimleri sayesinde otizme ilişkin bilgi düzeylerini artırma fırsatı buldu. Program, soru-cevap bölümüyle interaktif şekilde tamamlandı. Düzenlenen konferansın, otizme yönelik toplumsal farkındalığın artırılması ve aileler ile eğitimcilerin bilinçlendirilmesi açısından önemli bir katkı sağladığı belirtildi.