SAĞLIK
25 Nisan 2026 Cumartesi - 11:43 Diz ağrısını hafife almayın: Sinsi tehlike menisküs kök yırtıkları Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Öztürk, diz ağrısının ardında sinsi bir tehlikenin gizlenebileceğini vurgulayarak, "Menisküs kök yırtıklarına zamanında yapılan doğru müdahale, diz ekleminin doğal yapısını korumanın en etkili yoludur" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Alper Öztürk, ortopedi polikliniklerine orta yaşlı hastaların en sık başvuru nedenlerinden birinin dizi sonuna kadar bükememe ve hareket sırasında belirginleşen ağrı olduğunu belirtti. Öztürk, "Çoğu zaman basit bir incinme olarak değerlendirilen bu tablo, aslında dizin geleceğini doğrudan etkileyebilecek sinsi bir tehlikenin habercisi olabilir, yani menisküs kök yırtıklarının" diye konuştu. Doç. Dr. Öztürk, menisküslerin diz eklemi içinde yükü dağıtan birer amortisör işlevi gördüğünü belirterek kök yırtığının bu yapının kemiğe tutunduğu ana bağlantı noktasının kopması anlamına geldiğini açıkladı. Öztürk, "Bu bağ koptuğunda menisküs yerinden kayar ve işlevini kaybeder. Diz eklemi korumasız kalır, kıkırdaklar artan yük altında hızla aşınmaya başlar" ifadelerini kullandı. Bu tablonun en sık 40-60 yaş aralığında, dizlerine fazla yük binen ve hafif kilolu bireylerde ortaya çıktığını ifade eden Öztürk, kadın hastalarda daha sık rastlandığını da vurguladı. Öztürk, "Gençlerdeki gibi büyük travmalar gerekmez; çömelmek, merdiven inmek ya da yerden kalkmak gibi günlük hareketler bile yıpranmış menisküs kökünün kopmasına neden olabilir" açıklamasında bulundu. Hastaların genellikle dizin arka kısmına yayılan ani ve keskin bir ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı tarif ettiğini belirten Öztürk, özellikle dizin tam büküldüğü pozisyonlarda ağrının belirgin şekilde arttığını söyledi. Öztürk, bu yırtıkların en önemli özelliğinin kendiliğinden iyileşmemesi olduğunu vurgulayarak, "Tedavi edilmediğinde dizde hızlı ve geri dönüşü olmayan kıkırdak hasarı gelişir. Süreç ilerledikçe kireçlenme kaçınılmaz hale gelebilir, bu da ilerleyen dönemde diz protezi ameliyatını gündeme getirebilir" şeklinde konuştu. Güncel tıbbi yaklaşımların özellikle orta yaş grubunda en koruyucu seçeneğin menisküsün tamir edilmesi olduğunu gösterdiğini hatırlatan Öztürk, "Kopan menisküs kökü, özel cerrahi tekniklerle yeniden kemiğe sabitlendiğinde dizin yük dağılımı ve biyomekaniği büyük ölçüde eski haline döner. Başarılı bir tamir, ileride protez ihtiyacını önemli ölçüde azaltabilir, hatta tamamen ortadan kaldırabilir" dedi. Öztürk, 40-60 yaş aralığında olup merdiven inip çıkarken, çömelirken ya da ani bir hareket sırasında dizden ses geldikten sonra ağrı ve şişlik gelişen kişilerin bu durumu hafife almaması gerektiğini aktararak "Gecikmeden bir ortopedi uzmanına başvurmak, erken teşhis ve doğru tedavi için kritik öneme sahiptir" ifadelerine yer verdi.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 11:08 TOGÜ Hastanesi’nde radyoterapi cihazı törenle hizmete girdi Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi’nde törenle hizmete hizmete alınan ileri teknoloji radyoterapi cihazı sayesinde kanser hastaları artık şehir dışına gitmeden hızlı, hassas ve konforlu tedavi alabilecek. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Hastanesi, sağlık altyapısını güçlendiren önemli bir yatırımı daha hayata geçirdi. Kanser tedavisinde ileri teknoloji imkânlar sunan radyoterapi cihazı düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılış törenine il protokolünün yanı sıra TOGÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Yılmaz ve hastane personeli katıldı. Bölge sağlığı için stratejik yatırım Açılış töreninde konuşan TOGÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Yılmaz, üniversite hastanesinin sağlık alanındaki kapasitesini her geçen gün güçlendirdiklerini vurguladı. Rektör Yılmaz, göreve geldikleri günden bu yana en önemli önceliklerinden birinin, bölge halkına daha nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmeti sunmak olduğunu belirterek, bu kapsamda hastaneye kazandırılan ileri teknoloji radyoterapi cihazının büyük bir ihtiyaca cevap vereceğini ifade etti. Kanser tedavisinde kullanılan bu yeni sistemin yalnızca Tokat için değil, çevre iller için de önemli bir kazanım olduğuna dikkat çeken Yılmaz; "Bu cihaz sayesinde hastalarımızın başka şehirlere gitme zorunluluğu büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. Artık ileri düzey kanser tedavileri üniversite hastanemizde, en güncel teknolojiyle yapılabilecektir" dedi. Kanser tedavisinde yüksek hassasiyet dönemi Hastanede hizmete alınan Varian TrueBeam radyoterapi sistemi, dünya genelinde birçok ileri merkezde kullanılan son teknoloji cihazlar arasında yer alıyor. Sistem hem klasik radyoterapiyi hem de "nokta atışı tedavi" olarak bilinen radyocerrahiyi aynı platformda sunabiliyor. Tedavi süreleri kısalıyor, konfor artıyor Yeni cihaz sayesinde radyoterapi seans süreleri önemli ölçüde kısalıyor. Geleneksel cihazlarda 15-20 dakika süren ışın tedavileri, TrueBeam ile 5 dakikanın altına düşebiliyor. Hastaların günlük tedavi süreci ise giriş-çıkış dahil yaklaşık 10 dakika içinde tamamlanabiliyor. Bu durum hem hasta konforunu artırıyor hem de tedavi sırasında hareket kaynaklı hataların önüne geçilmesini sağlıyor.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:31 Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ebeler unutulmadı Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, "Ebeler Haftası" dolayısıyla bir kutlama programı düzenlendi. Hastane yönetimi, doğum ünitesi ve kadın doğum servisinde görev yapan ebeleri çalışma alanlarında ziyaret ederek günlerini kutladı. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetim ekibi, Ebeler Haftası kapsamında hastane bünyesinde görev yapan ebelerle bir araya geldi. Doğum ünitesi ve kadın doğum servislerine gerçekleştirilen ziyaretlerde, ebelerin sağlık sistemindeki kritik rolüne vurgu yapıldı. Programda bir konuşma gerçekleştiren Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Emine Gönül Korkmaz, ebelik mesleğinin kutsallığına değinerek "Ebelik, hayatın başlangıcına tanıklık edilen, sevgi, sabır ve özveri gerektiren çok kıymetli bir meslektir. Ebelerimiz, anne ve bebek sağlığının korunmasında üstlendikleri önemli sorumluluklarla sağlık sistemimizin vazgeçilmez yapı taşlarından biridir. Gösterdikleri fedakârlık ve üstün gayretlerinden dolayı tüm ebelerimize teşekkür ediyor, Ebeler Haftası’nı en içten dileklerimle kutluyorum" dedi. Etkinlik kapsamında görev başındaki ebelere çeşitli ikramlar sunulurken, samimi bir ortamda geçen ziyaretler günün anısına çekilen hatıra fotoğraflarıyla son buldu. Hastane yönetimi, özverili çalışmalarıyla sağlık hizmetlerine değer katan tüm ebelere teşekkürlerini ileterek, meslek hayatlarında başarılar diledi.
"Gebelik zehirlenmesi hem anneyi hem bebeği tehdit ediyor"
08 Nisan 2026 Çarşamba - 09:50 "Gebelik zehirlenmesi hem anneyi hem bebeği tehdit ediyor" Halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsinin gebelikte görülebilen ciddi bir komplikasyon olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Bergen Laleli Koç, "Preeklampsi genellikle gebeliğin 20’nci haftasından sonra ortaya çıkar. Yüksek tansiyon ile idrarda protein kaçağıyla seyreden bir durumdur. Bu tabloya böbrek, karaciğer ve diğer organ sistemlerini etkileyen bazı bulgular da eşlik edebilir. Preeklampsinin temelinde plasentanın gelişimindeki bazı bozuklukların rol oynadığı düşünülmektedir. Bu durum anne damarlarında daralmaya ve tansiyon yükselmesine yol açabilir" dedi. Gebelikte hem anne hem de bebeğin sağlığını etkileyebilen önemli sağlık sorunlarından biri olan preeklampsi, halk arasında "gebelik zehirlenmesi" olarak biliniyor. Özellikle gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkabilen bu durumun erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabileceğini kaydeden VM Medical Park Maltepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum (Jinekoloji) Uzmanı Doç. Dr. Bergen Laleli Koç, anne adaylarının gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek bazı belirtiler konusunda dikkatli olması gerektiğini söyledi. "Genellikle 20’nci haftadan sonra ortaya çıkar" Preeklampsinin gebelikte görülebilen ciddi bir komplikasyon olduğunu ifade eden Doç. Dr. Koç, "Gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsi, genellikle gebeliğin 20’nci haftasından sonra ortaya çıkan ve yüksek tansiyon ile idrarda protein kaçağıyla seyreden bir durumdur. Bu tabloya böbrek, karaciğer ve diğer organ sistemlerini etkileyen bazı bulgular da eşlik edebilir. Preeklampsinin temelinde plasentanın gelişimindeki bazı bozuklukların rol oynadığı düşünülmektedir. Bu durum anne damarlarında daralmaya ve tansiyon yükselmesine yol açabilir" diye konuştu. "Gebeliğin ikinci yarısında daha sık görülür" Preeklampsinin çoğunlukla gebeliğin ikinci yarısında görüldüğünü belirten Doç. Dr. Koç, "Bu durum özellikle 32’nci haftadan sonra daha sık görülmekle birlikte bazı gebeliklerde daha erken haftalarda da ortaya çıkabilir. Bu nedenle gebelik sürecinde düzenli kontrollerin yapılması hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşır" şeklinde konuştu. "Bebeğin anne karnında kaybına yol açabilir" Preeklampsinin erken fark edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabileceğini dile getiren Doç. Dr. Bergen Koç, şu bilgileri paylaştı: "Anne adayında yüksek tansiyon, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarında bozulma, pıhtılaşma sorunları ve görme problemleri gelişebilir. Nadir durumlarda ise preeklampsi adı verilen ve nöbetlerle seyreden hayati risk taşıyan bir tablo ortaya çıkabilir. Bebek açısından da bazı riskler söz konusu olabilir. Preeklampsi durumunda plasentaya giden kan akımı azalabilir. Bu durum bebeğin yeterli oksijen ve besin alamamasına bağlı olarak gelişme geriliğine, erken doğuma ve bazı durumlarda bebeğin anne karnında kaybına yol açabilir. Bu yüzden preeklampsi, gebelik takibinde özellikle dikkat edilmesi gereken durumlardan biridir." "Bu belirtiler varsa doktora başvurun" Anne adaylarının bazı belirtiler konusunda dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Koç, "Şiddetli ve geçmeyen baş ağrısı, görmede bulanıklık veya ışık çakmaları, yüz ve ellerde ani şişlik, hızlı kilo artışı, mide üst kısmında ağrı ve nefes darlığı gibi belirtiler görülebilir. Bu bulgular her zaman preeklampsi anlamına gelmeyebilir ancak özellikle şiddetli baş ağrısı, görme değişiklikleri ve ani gelişen ödem durumlarında vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır" dedi. "Bazı anne adaylarında risk daha yüksek" Preeklampsi gelişme riskinin bazı durumlarda daha yüksek olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Koç, "İlk gebelik, önceki gebelikte preeklampsi öyküsü, kronik hipertansiyon, diyabet veya böbrek hastalığı, obezite, ileri anne yaşı ve çoğul gebelikler risk faktörleri arasında yer alır. Ayrıca ailede preeklampsi öyküsünün bulunması da riski artırabilir. Bu yüzden risk grubundaki anne adaylarının gebelik takiplerinin daha yakından yapılması gerekir" açıklamasında bulundu. "Düzenli kontroller erken tanı sağlar" Gebelik kontrollerinin preeklampsinin erken teşhisinde kritik rol oynadığını belirten Doç. Dr. Bergen Koç, "Her kontrolde yapılan tansiyon ölçümü ve idrar testleri sayesinde preeklampsi çoğu zaman henüz ciddi belirtiler ortaya çıkmadan fark edilebilir. Ayrıca ultrason ve doppler incelemeleri ile bebeğin gelişimi ve plasentaya giden kan akımı değerlendirilebilir. Risk faktörü olan gebelerde gebeliğin erken döneminde düşük doz aspirin tedavisi gibi koruyucu yaklaşımlar da uygulanabilir. Bu nedenle gebelik sürecinde kontrollerin aksatılmaması hem anne hem de bebek sağlığı açısından hayati önem taşır" dedi. "Tedavide gebelik haftası belirleyici" Preeklampsi tanısı konulduğunda tedavi sürecinin gebeliğin haftasına ve hastalığın şiddetine göre planlandığını söyleyen Doç. Dr. Koç, "Preeklampsinin kesin tedavisi çoğu zaman doğumdur. Ancak hafif olgularda anne ve bebeğin durumu yakından izlenerek gebeliğin güvenli şekilde devam etmesi sağlanabilir. Bu süreçte tansiyon kontrolü, kan ve idrar testleri ile bebeğin gelişimi düzenli olarak takip edilir. Daha ağır durumlarda ise anne adayının hastanede yatırılarak izlenmesi ve gerekli tedavilerin uygulanması gerekebilir" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşam riski azaltabilir" Anne adaylarının bazı önlemlerle riskleri azaltabileceğini belirten Doç. Dr. Bergen Laleli Koç, "Düzenli gebelik kontrollerini aksatmamak, sağlıklı ve dengeli beslenmek, aşırı kilo alımından kaçınmak ve doktorun önerdiği fiziksel aktiviteyi sürdürmek önemlidir. Sigara gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durulması ve tansiyon kontrollerinin düzenli yapılması da büyük önem taşır" dedi. Preeklampsinin günümüzde düzenli takip ve erken tanı sayesinde çoğu gebelikte güvenli şekilde yönetilebildiğini vurgulayan Doç. Dr. Koç, "Anne adaylarının gebelik boyunca vücutlarında fark ettikleri değişiklikleri mutlaka hekimleriyle paylaşmaları hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşır" şeklinde konuştu.
Sosyal medya üzerinde satılan diş parlatıcı ve benzeri ürünlere inanmayın
08 Nisan 2026 Çarşamba - 09:33 Sosyal medya üzerinde satılan diş parlatıcı ve benzeri ürünlere inanmayın Özellikle sosyal medya üzerinde satılan diş parlatıcı, beyazlatıcı ve benzeri ürünler konusunda diş hekimlerinden uyarı geldi. Diş Hekimi Ahmet Toka, "Bu tip ürünlere kesinlikle inanmayın" dedi. Sosyal medya üzerinden satın alınan diş ürünlerini kullanan vatandaşların dişleri mahvolurken dişlerde diş eti çekimleri ve yıkımlar başlıyor. Bursa’nın Yenişehir ilçesinde faaliyet gösteren Diş hekimi Ahmet Toka, "Bizim mesleğimizde de doğru bildiğimiz yanlışlar var. Diş taşı temizliğini 6 ayda bir rutin kontrollerle yaptırmalıyız. Yaptırmadığımız zaman dişeti kanamaları, diş eti çekilmeleri, uyandığımızda kanamalar yemek yerken ya da fırçalama anında olabilir. Bunun sebebi o bölgede diş taşları oluşması ve diş etlerinin çekilmesi ve kemiklerin açığa çıkmasıdır. Düzenli diş bakımları sayesinde herhangi diş taşı birikmesi ve enfeksiyon oluşmaz. Diş sağlığımıza kavuşmuş oluruz" dedi. Toka, " Sosyal medyalarda satılan diş temizliği parlatıcı gibi bu tip ürünler hatalı ve asılsızdır. Bunlar firmaların kendi satış projeleridir. Bunları sosyal medyalarda satıyorlar. Bunları kullanan hastalar genellikle bize geldiklerinde ilk başlarda çok güzel beyazladığını ardından dişlerinin mahvolduğunu diş eti çekimleri ve yıkımlar olduğunu söylüyorlar. Lütfen bunlara inanmayın diş hekimlerinize danışın sağlıklı kalın" diye konuştu.
Psikolog Kırım: "Zihniniz sizi yanıltıyor olabilir"
08 Nisan 2026 Çarşamba - 09:20 Psikolog Kırım: "Zihniniz sizi yanıltıyor olabilir" Bireylerin çoğu zaman zihinsel senaryolarını gerçekmiş gibi algıladığını belirten Psikolog İrem Naz Kırım, "Düşüncelerimiz her zaman gerçeği yansıtmaz. Zihin, eksik bilgileri tamamlamak için çoğu zaman en olumsuz ihtimali seçer. Oysa istatistiksel olarak baktığımızda korkulan pek çok şeyin gerçekleşmediğini görüyoruz" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi’nden Psikolog İrem Naz Kırım, günlük yaşamda birçok kişinin gerçekleşme ihtimali düşük senaryolar üzerine yoğun kaygı duyduğunu belirterek, zihnin tehditleri olduğundan daha büyük algılama eğiliminde olduğunu söyledi. Günlük hayatta sıkça "Ya kötü bir şey olursa?", "Ya başaramazsam?", "Ya terk edilirsem?" gibi düşüncelerle karşılaşıldığını ifade eden Kırım, bu tür düşüncelerin zamanla gerçeklik algısını etkileyebildiğini dile getirdi. "Zihnimiz tehdidi abartmaya eğilimlidir" Bu durumun insan beyninin evrimsel yapısından kaynaklandığını belirten Psk. Kırım, "Beynimiz, hayatta kalmayı önceliklendiren bir sistemle çalışır. Bu nedenle olması muhtemel tehditleri olduğundan daha büyük ve daha yakın algılama eğilimindedir. Ancak modern yaşamda bu sistem çoğu zaman gereksiz yere alarm verir" ifadelerine yer verdi. Kaygının temelinde belirsizliğe tahammülsüzlüğün yattığını vurgulayan Psk. Kırım, "İnsan zihni, kontrol edemediği durumları tehdit olarak algılayarak senaryolar üretmeye başlar. Bu da kişinin henüz gerçekleşmemiş olaylar için yoğun stres yaşamasına neden olur" diye konuştu. "Zihnimiz bir hikâye anlatıcısıdır" Bireylerin çoğu zaman zihinsel senaryolarını gerçekmiş gibi algıladığını ifade eden Psk. Kırım, "Düşüncelerimiz her zaman gerçeği yansıtmaz. Zihin, eksik bilgileri tamamlamak için çoğu zaman en olumsuz ihtimali seçer. Oysa istatistiksel olarak baktığımızda korkulan pek çok şeyin gerçekleşmediğini görüyoruz" şeklinde konuştu. "Kaygıyla baş etmenin yolları" Kaygı oluşturan düşüncelerle baş edebilmek için bazı yöntemlerin etkili olabileceğini belirten Psk. Kırım, şu önerilerde bulundu: "Düşünceyi sorgulamak, ‘Bu gerçekten olacak mı, yoksa sadece bir ihtimal mi?’ diye kendine sormak önemlidir. Daha önce benzer bir durum yaşanıp yaşanmadığını değerlendirmek ve kanıt aramak da fayda sağlar. Bunun yanı sıra kişinin geleceğe dair senaryolar yerine şimdiki ana odaklanması gerekir. Nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri de bedensel rahatlama sağlayarak kaygıyı azaltabilir." "Korku çoğu zaman bir yanılsamadır" Korkunun işlevine de değinen Kırım, "Korku bizi korumak için vardır ancak kontrolsüz olduğunda yaşam kalitesini düşürür. Zihnimizin ürettiği her senaryo gerçek değildir. Çoğu zaman korktuğumuz şeyler başımıza gelmez ancak bu ihtimaller nedeniyle bugünü kaçırabiliriz" diyerek sözlerini tamamladı.
Yüzlerce kişi sağlıklı yaşama dikkat çekmek için yürüdü
07 Nisan 2026 Salı - 18:19 Yüzlerce kişi sağlıklı yaşama dikkat çekmek için yürüdü Çorum’da 7 Nisan Dünya Sağlık Günü’nde farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen yürüyüşte yüzlerce kişi ellerindeki sağlıklı yaşama dikkat çeken dövizlerle yürüdü. Çorum Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü tarafından 7 Nisan Dünya Sağlık Günü kapsamında farkındalık yürüyüşü düzenlendi. Sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla Türkiye genelinde 81 ilde eş zamanlı gerçekleştirilen yürüyüş, Çorum’da da 7’den 70’e yüzlerce vatandaşı bir araya getirdi. Kadeş Barış Meydanı’nda bir araya gelen protokol üyeleri ve vatandaşlar, Veli Paşa Konağı’na kadar yürüdü. Daha sonra buradaki meydanda düzenlenen etkinlikte, hareketli yaşamın teşvik edilmesi ve toplumda sağlık bilincinin artırılması amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlendi. Etkinliğin sonunda çocuklar, gençler ve vatandaşlar birlikte "erik dalı" oynadı. Yürüyüşte konuşan Çorum Gençlik ve Spor İl Müdürü Mustafa Demirkıran, sporun sadece spor müsabakalarında yapılmadığını, sağlıklı yaşam için de büyük önem taşıdığını dile getirdi. Demirkan, sporun sosyal yaşama da önemli katkı sağladığına dikkat çekti. İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Hüseyin Göksal da Dünya Sağlık Günü temasının ‘sağlık için birlikte, bilimin yanında dur’ olarak belirlendiğini belirterek, temanın sağlık hizmetlerinin planlanması aşamasında bilimsel bilginin rehberliğine ve toplumsal iş birliğin önemini vurguladığını söyledi. Yürüyüşe Çankırı Vali Yardımcısı Cengiz Nayman, Çorum Belediye Başkan Tardımcısı Turhan Candan ve kurum müdürleri de katıldı.