Son Dakika
|
İsrail ordusu: "İran’da yüzlerce askeri hedef hava saldırılarıyla vuruldu"
Doha'ya düşen füze enkazı patlamaya yol açtı
Rusya Dışişleri: "ABD ve İsrail, bir kez daha tehlikeli bir maceraya girişti"
AB Başkanlarından İran’a saldırının ardından azami itidal çağrısı
İran Dışişleri: "Bu saldırıya karşılık vermek, İran’ın meşru hakkı''
İran'daki ilkokul saldırısında hayatını kaybeden öğrenci sayısı 85'e yükseldi
Medvedev: "Barış elçisi bir kez daha gerçek yüzünü gösterdi"
THY'den Ortadoğu seferlerine yönelik iptal duyurusu
Gürsel Tekin göreve devam edecek
Kazakistan’da kafede gaz tüpü patladı: 7 ölü, 19 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Ecuador Prison Crisis and the Rise of Criminal Control
İran ordusu, ABD ve İsrail’e ait 12 İHA düşürdüklerini açıkladı
Putin, Güvenlik Konseyi üyeleri ile toplantı yaptı
Bakan Fidan, Birleşik Arap Emirlikleri, İspanya ve Macaristan Dışişleri Bakanları ile telefonda görüştü
İletişim Başkanı Duran: "Sıcak çatışma kabul edilemez bir durumdur"
İsrail ordusu: "İran’da yüzlerce askeri hedef hava saldırılarıyla vuruldu"
İran Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Şikarçi: "Bölgedeki tüm ABD üsleri hedef alınacak"
THY'den Ortadoğu seferlerine yönelik iptal duyurusu
SAĞLIK
Bingöl’de helikopter ambulans diyaliz hastası havalandı
28 Şubat 2026 Cumartesi - 21:01:26
Bingöl’ün Genç ilçesinde diyaliz hastası vatandaş, helikopter ambulansla hastaneye ulaştırıldı. Bingöl’ün Genç ilçesine bağlı Kepçeli köyü İmece mezrasında yaşayan 70 yaşındaki kronik böbrek hastası bir vatandaş, diyaliz ihtiyacı nedeniyle sağlık ekiplerinden yardım talebinde bulundu. Yoğun kar yağışı nedeniyle karayoluyla ulaşım sağlanamayınca hasta için helikopter ambulans devreye alındı. Kısa sürede mezraya ulaşan helikopter ambulans, hastayı bulunduğu noktadan alarak Genç İlçe Jandarma Komutanlığı’nda hazır bekleyen 112 Acil Sağlık ekiplerine teslim etti. Sağlık ekiplerince ilk müdahalesi yapılan hasta, ardından Genç Devlet Hastanesi’ne nakledilerek tedavi altına alındı. Zorlu hava şartlarına rağmen görevini özveriyle sürdüren sağlık ekiplerinin çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü belirtildi.
28 Şubat 2026 Cumartesi - 15:31
Kars’ta hasta kadın için ekipler seferber oldu
Kars’ta etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi, hayatı olumsuz etkilemeye devam ediyor. Köyde rahatsızlanan kadın için sağlık ve özel idare ekipleri adeta zamanla yarıştı. Edinilen bilgilere göre, Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Melikköy de yaşayan ve aniden fenalaşan hasta kadın için yakınları 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen ambulans, yoğun kar yağışı ve kapanan köy yolu nedeniyle ilerlemekte güçlük çekti. Bir süre sonra kara saplanan ambulans hareket edemeyince durum yetkililere bildirildi. Bunun üzerine İl Özel İdaresi ekipleri iş makinesiyle olay yerine yönlendirildi. Kısa sürede ambulansın bulunduğu noktaya ulaşan ekipler, kar küreme ve kurtarma çalışması başlattı. Yapılan çalışmalar sonucunda kara saplanan ambulans bulunduğu yerden çıkarıldı. Yolun açılmasının ardından sağlık ekipleri köye ulaşarak ilk müdahaleyi evde gerçekleştirdi. Durumu kontrol altına alınan hasta kadın, daha sonra ambulansa alınarak Kars Harakani Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastanede tedavi altına alınan hastanın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
28 Şubat 2026 Cumartesi - 15:28
Kars’ta hasta kadın için ekipler seferber oldu
Kars’ta etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi, hayatı olumsuz etkilemeye devam ediyor. Köyde rahatsızlanan kadın için sağlık ve özel idare ekipleri adeta zamanla yarıştı. Edinilen bilgilere göre, Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Melikköy de yaşayan ve aniden fenalaşan hasta kadın için yakınları 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen ambulans, yoğun kar yağışı ve kapanan köy yolu nedeniyle ilerlemekte güçlük çekti. Bir süre sonra kara saplanan ambulans hareket edemeyince durum yetkililere bildirildi. Bunun üzerine İl Özel İdaresi ekipleri iş makinesiyle olay yerine yönlendirildi. Kısa sürede ambulansın bulunduğu noktaya ulaşan ekipler, kar küreme ve kurtarma çalışması başlattı. Yapılan çalışmalar sonucunda kara saplanan ambulans bulunduğu yerden çıkarıldı. Yolun açılmasının ardından sağlık ekipleri köye ulaşarak ilk müdahaleyi evde gerçekleştirdi. Durumu kontrol altına alınan hasta kadın, daha sonra ambulansa alınarak Kars Harakani Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastanede tedavi altına alınan hastanın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
28 Şubat 2026 Cumartesi - 13:32
Ramazan’da sporcular için beslenme önerileri
Ramazan’da sporcular için beslenme önerilerinde bulunan Diyetisyen Deniz Türkaslan, "Hem sahurda hem de iftarda yüksek yağlı kızartmalar, şekerler ve hazır gıdalardan uzak durmamız gerekiyor. Bu yiyecekler gün içerisinde açlık hissini artırıp oruç tutarken zorlanmamıza, iftarda yemeğe saldırmamıza ve kan şekeri dalgalanması oluşturarak kas kaybına sebep olacaktır" dedi. Diyetisyen Deniz Türkaslan, Ramazan’da oruç tutan sporcuların kas kaybı yaşamaları ve daha rahat bir ramazan geçirmeleri için beslenme önerilerinde bulundu. Türkaslan, "Ramazan’da uzun süreli bir açlık söz konusu. İftar yemeğine değindiğimizde sporcu danışanlarımızda aşırı derecede kan şekeri dalgalanmasından kaynaklı olarak iftarda yemeğe saldırma durumunu görebiliyoruz. Yüksek yağlı yiyecek ve içecekler menümüzde olabiliyor. Bunlar bize en çok zarar verecek ve kas kaybını destekleyecek yiyeceklerdir. Sporcular iftarda çorba ve su ile başlayıp, kan şekerini dengeye sokmak için hurma tüketebilir. Yemekten sonra protein merkezli beslenme yapılabilir" ifadelerini kullandı. "Mineral ve vitamin kaynağı olan sebzeleri es geçmememiz gerekiyor" Türkaslan, sahurda kahvaltılıkların yanına ceviz ve tahin gibi sağlıklı yağlar eklenerek tüketilebileceğini belirtti ve, "Sahurda ise protein ağırlıklı ve sağlıklı yağ ile desteklenecek yiyecekler kıymetli oluyor. Yumurta ve peynir gibi protein kaynakları tüketmeliyiz. Zeytin, ceviz, zeytinyağı, tahin gibi sağlıklı yağ kaynakları ekleyebiliriz. İftar ve sahur arasında da su tüketimine dikkat etmemiz gerekiyor. Uzun süreli bir açlıktan sonra vücut su kaybına girebiliyor ve kas kaybı ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Bir anda tüketmek yerine aralıklarla su içerek vücudun su depolarını doldurmamız gerekiyor. Mineral ve vitamin kaynağı olan sebzeleri es geçmememiz gerekiyor. Hem sahurda hem de iftarda yüksek yağlı kızartmalar, şekerler ve hazır gıdalardan uzak durmamız gerekiyor. Bu yiyecekler gün içerisinde açlık hissini artırıp oruç tutarken zorlanmamıza, iftarda yemeğe saldırmamıza ve kan şekeri dalgalanması oluşturarak kas kaybına sebep olacaktır" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
28 Şubat 2026 Cumartesi- 10:29
Samsun Şehir Hastanesi’nde ilk ameliyat gerçekleştirildi
2
28 Şubat 2026 Cumartesi- 10:22
Profesör açıkladı: "Yaşayan her hücrenin sonu kanser"
3
28 Şubat 2026 Cumartesi- 10:15
"Migren hastalarına oruç tavsiyeleri"
4
28 Şubat 2026 Cumartesi- 10:56
Kovancılar’da bir ilk: Evde fizik tedavi uygulaması
5
27 Şubat 2026 Cuma- 15:10
GAÜN’de altın kan çalışmasına "En İyi Sözel Bildiri" birinciliği
11 Şubat 2026 Çarşamba - 12:50
Tunceli’de 11 yıllık sigara bağımlılığı son buldu
Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi’nden destek alan 27 yaşındaki Seçil Kılıç, 11 yıllık sigara bağımlılığını bıraktı. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Sağlıklı Hayat Merkezi, sigara bağımlılığıyla mücadelede yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlara umut olmaya devam ediyor. Uzman hekimler tarafından sunulan ücretsiz tıbbi ve psikolojik destek sayesinde birçok kişi sigarayı bırakırken, bunlardan biri de 11 yıldır sigara kullanan 27 yaşındaki Seçil Kılıç oldu. Günde 2 pakete kadar çıkan sigara tüketimi ve buna bağlı sağlık sorunları yaşayan Kılıç, merkeze başvurmasının ardından başlatılan tedavi süreciyle sigarayı bırakarak sağlıklı bir yaşama adım attı. "Sigarayı resmen tiksinerek bıraktım" Sigarayı bırakma sürecinden bahseden Kılıç, "Son zamanlarda keskin bir mide ağrısı yaşamaya başladım, dişlerimde sıkıntılar olmaya başladı. İlk önemi adımım Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurmak oldu. Buradaki hekim arkadaşların önerdiği ilacı kullanmak gerçekten hayatımın dönüm noktası oldu, hayatım gerçekten değişti. İlk gün ilaçla beraber 5 sigara içmiştim. 5’inci sigaraya doğru tat ve kokunun değiştiğini ilk günden fark etmeye başladım. 2’nci gün sigaranın kokusu ve tadı daha da kötüleşti. 3’üncü gün daha da kötüleşti. Sigarayı resmen tiksinerek bıraktım. Şu an 3 aydır sigara kullanmıyorum. Sigara ortamlarında bulundum fakat hiç sigara içmedim. Kendime kızmak yerine kendime destek olmayı seçtim. Bir uzmana danıştım, bir ilaç kullandım ve her aynaya baktığımda gözlerimde gururdan başka hiçbir şey göremiyorum" dedi.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 12:29
Uzmanından kritik uyarı: "Dizde sesle birlikte ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı varsa mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir"
Güven Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan İltar, "Dizde sesle birlikte ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı varsa; kireçlenme, kıkırdak aşınması, menisküs ya da bağ lezyonu açısından mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir" dedi. Güven Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serkan İltar, dizden gelen tıkırtı ve çıtırtı seslerinin çoğu zaman tek başına endişe nedeni olmadığını fakat ağrı ve şişlik olması durumunda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirtti. İltar, diz ekleminden gelen tıkırtı ve benzeri seslerin son dönemde hastaların en sık sorduğu konular arasında yer aldığını ifade ederek, bu seslerin her zaman bir hastalık anlamına gelmeyebileceğini söyledi. "Normalde dizimizden ses gelmesi endişe edecek bir şey değil" Seslerin yalnızca eklem içinden gelmediğini ifade eden İltar, "Normalde dizimizden ses gelmesi endişe edecek bir şey değil. Eklem içi ya da eklem çevresi dışındaki kasların, tendonların ya da bağların kemik çıkıntılar üzerinde hareketleriyle ortaya çıkan sesler var. Tıkırtı sesine ağrı eşlik ediyorsa, şişlik gelişiyorsa, hareket kısıtlılığı ortaya çıkıyorsa o zaman kaygılanmalı ve mutlaka doktora müracaat etmeliyiz. Bu sesler; osteoartrit (kireçlenme), kıkırdak aşınması, menisküs lezyonu ya da bağ lezyonu gibi problemlerle ilişkili olabilir. Araya sıkışıp takılan bir şey var mı yok mu araştırılmak üzere doktora başvurulması gerekir" ifadelerini kullandı. Diz kireçlenmesi için 3 ana risk: Yaş, kilo, genetik Diz ekleminde kireçlenme gelişimiyle ilgili risk durumlarına da değinen İltar, "Üç majör faktör var. Genetik yatkınlık, fazla kilo ve yaş alma. Birkaç kilo bir şey olmaz demeyelim. Dizin taşıdığı yük çok büyük" cümlelerine yer verdi. Robotik uygulama önerdi İleri düzey diz osteoartritinde son aşama tedavilerden birinin diz protezi olduğunu açıklayan İltar, "Robotik uygulama, ameliyattan önce planlamayı hatasız şekilde sunuyor. Daha iyi bağ dengesi kurmaya yardımcı olabiliyor. En önemli dezavantajı günümüz şartlarında ekonomik yük" ifadelerini kullandı.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 12:25
Elazığ Medilines Hospital ile 3 esnaf odası arasında sağlık protokolü
Elazığ Medilines Hospital, 3 esnaf odası ile imzaladığı iş birliği protokolüyle esnaf ve ailelerine özel sağlık imkanı sağladı. Elazığ’da sağlık alanında önemli bir iş birliğine imza atıldı. Elazığ Medilines Hospital ile kentte faaliyet gösteren üç ayrı esnaf odası arasında sağlık protokolü imzalandı. Hastanede düzenlenen imza törenine Medilines Hospital Yönetim Kurulu Başkanı Celal Çoban, Elazığ Tuhafiyeciler ve Konfeksiyoncular Esnaf Odası, Elazığ Bakırcılar, Kalaycılar ve Züccaciyeciler Esnaf ve Sanatkarlar Odası ile Elazığ Madeni İmalatçılar ve Camcılar Esnaf ve Sanatkarlar Odası başkanları katıldı. Oda üyeleri ve birinci derece yakınları hastanenin sunduğu sağlık hizmetlerinden protokolde belirtilen şartlar dahilinde yararlanacak. Tören, tarafların imzaları atmasının ardından fotoğraf çekimiyle sona erdi.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 12:13
Sigara Bırakma Polikliniği tiryakileri bekliyor
Uzman Doktor Ebru Kazandırmak Oflaz, sigaranın dünyada ve Türkiye’de önlenebilir hastalık ve ölüm nedenlerinin başında geldiğini vurguladı. Şükrüpaşa Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi ve Sigara Bırakma Polikliniği sorumlusu olan Oflaz, sigaranın kalp-damar hastalıklarından kansere, KOAH’tan inmeye kadar birçok ciddi sağlık sorunuyla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, "Sigara bir alışkanlık değil, tedavi edilebilir bir bağımlılıktır" dedi. Sigara Bırakma Polikliniğinde bilimsel ve etkili yöntemler uygulandığını ifade eden Oflaz, polikliniğe başvuran bireylerde öncelikle nikotin bağımlılık düzeyinin ve bırakmaya hazır oluşun değerlendirildiğini söyledi. Değerlendirme sonrası kişiye özel bırakma planı oluşturulduğunu aktaran Oflaz, motivasyonel görüşme teknikleri ve gerekli görülen hastalarda farmakolojik tedavilerle sürecin tıbbi çerçevede yürütüldüğünü kaydetti. Toplumda sıkça dile getirilen "çok denedim ama olmadı" düşüncesinin çoğunlukla nikotin bağımlılığının güçlü etkisinden kaynaklandığını belirten Oflaz, nikotinin yüksek derecede bağımlılık yapıcı bir madde olduğuna dikkat çekti. Profesyonel destek alınmadan yapılan bırakma girişimlerinin çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlandığını ifade eden Oflaz, destek almanın bırakma sürecini kolaylaştırdığını ve başarı oranını önemli ölçüde artırdığını vurguladı. "Sigarayı bırakmak mümkün" Sigarayı bırakmanın sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin çok kısa sürede başladığını belirten Oflaz, "Bıraktıktan yalnızca 20 dakika sonra kalp atım hızı ve kan basıncı düşmeye başlar. İlk 24 saat içinde kanda karbonmonoksit seviyesi normale inerken oksijen düzeyi yükselir. İlk haftalarda tat ve koku duyusu düzelir, öksürük, balgam, nefes darlığı ve yorgunluk azalır. Uzun vadede ise kalp krizi, inme ve birçok kanser türü açısından risk belirgin şekilde düşer" dedi. Ayrıca sigarayı bırakan bireylerin ailelerini ve özellikle çocuklarını pasif dumandan koruduğunu da sözlerine ekledi. Vatandaşlara çağrıda bulunan Oflaz, sigarayı bırakmanın mümkün olduğunu ve doğru yöntemlerle planlandığında çok daha başarılı sonuçlar elde edildiğini ifade etti. Sigara Bırakma Polikliniklerinin ücretsiz hizmet verdiğini hatırlatan Oflaz, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı, MHRS üzerinden randevu alarak, Sağlıklı Hayat Merkezlerine doğrudan başvurarak ya da MHRS üzerinden Uzaktan Değerlendirme randevusu ile online görüşme yaparak hizmetten faydalanabileceklerini söyledi. "Bırakmak için doğru zaman yoktur, en doğru zaman bugündür" diyen Oflaz, sigarayı bırakmak isteyen tüm vatandaşları Sigara Bırakma Polikliniğine davet etti.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 11:36
Gereksiz antibiyotik kullanımına dikkat: Yüzbinlerce insan dirençli enfeksiyonlar nedeniyle hayatını kaybediyor
Antibiyotiğin etkinliğinin gereksiz kullanımdan dolayı ciddi bir tehdit altında olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu, "Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl 700 bin ile 1,5 milyon arasında insan, doğrudan dirençli bakteriyel enfeksiyonların tedavi edilememesi nedeniyle hayatını kaybediyor" dedi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu yaptığı açıklamada, tüm dünyada giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline gelen antibiyotik direncine karşı farkındalık çağrısında bulundu. Demiroğlu, "Antibiyotikler, modern tıbbın en önemli buluşlarından biri olarak insanlık tarihine damgasını vurdu. 1928 yılında penisilinin keşfiyle başlayan bu süreç, 1940’lı yıllarda klinik kullanıma girmesiyle birlikte milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Ancak bugün, bu ilaçların etkinliği dünya genelinde ciddi bir tehdit altında" diye konuştu. Antibiyotiklerin bilinçsiz ve yaygın kullanımının, bakterilerde güçlü direnç mekanizmalarının oluşmasına neden olduğunu vurgulayan Demiroğlu, bu durumun özellikle Türkiye, bazı Akdeniz ve OECD ülkelerinde kritik seviyelere ulaştığını söyledi. Demiroğlu, "Bir bakteri belirli bir antibiyotiğe direnç geliştirdiğinde artık o tedavi yöntemi geçerliliğini yitiriyor. O ilacı kullanımdan kaybediyoruz ve tedavi edilemeyen enfeksiyonlar hasta kayıplarına yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl 700 bin ile 1,5 milyon arasında insan, doğrudan dirençli bakteriyel enfeksiyonların tedavi edilememesi nedeniyle hayatını kaybediyor. Dolaylı etkilerle bu sayı 5 milyon kişiye kadar ulaşabiliyor" ifadelerini kullandı. "Gereksiz antibiyotik kullanımı direnci hızlandırıyor Demiroğlu, antibiyotiklerin yalnızca insan sağlığında değil, hayvancılık sektöründe de yoğun şekilde kullanıldığını belirterek dünyadaki antibiyotik tüketiminin yaklaşık yüzde 70’inin büyükbaş, küçükbaş, kanatlı hayvan yetiştiriciliğinde gerçekleştiğini vurgulayarak bu durumun çevresel ve tarımsal alanlarda da dirençli bakterilerin yayılımını kolaylaştırdığına söyledi. Dünya Sağlık Örgütü’nün antibiyotik farkındalığına yönelik çalışmalarının, FAO ve diğer çevresel paydaşlarla birlikte yürütüldüğünü belirten Demiroğlu, şöyle devam etti: "Bu iş birliğinin temel hedefleri gereksiz antibiyotik kullanımını azaltmak, farkındalığı artırmak ve küresel bir eylem planı oluşturmaktır. Ülkelerin "tek sağlık yaklaşımı" çerçevesinde tarım, gıda ve sağlık sektörlerini birlikte değerlendirerek ortak stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir. Türkiye’de reçetesiz antibiyotik satışının yasaklanması bu amaç doğrultusunda atılmış önemli bir adım. Buna rağmen hâlâ gidilecek çok yol var. Özellikle bazı dirençli gram - negatif bakterilerde direnç oranları yüzde 60’ın üzerine çıktı. En güçlü antibiyotiklere karşı bile etkisiz hale gelen bakterilerle karşılaşıyoruz. Bu durum hastalar için hayat kaybettiren sonuçlar doğurabiliyor." "Antibiyotik ateş düşürücü değildir, gelişigüzel kullanılmamalıdır" Yanlış kullanımın en yaygın sebeplerinden birinin antibiyotiklerin ateş düşürücü veya ağrı kesici gibi değerlendirilmesinden kaynaklandığını belirten Demiroğlu, ,"Üst solunum yolu enfeksiyonlarının çok büyük bölümü viral kaynaklıdır. Gereksiz antibiyotik alımı vücuttaki yararlı bakterilerin yok olmasına, dirençli bakteri türlerinin çoğalmasına ve bu bakterilerin diğer kişilere bulaşmasına neden olmaktadır. Semptomları olan kişiler en az 3-4 gün sıvı desteği, istirahat ve destekleyici tedavilerle takip edilmesi gerekir. Ancak bu yaklaşım çocuklar, ileri yaşta olanlar ve kronik hastalığı bulunanlar için geçerli değildir" şeklinde konuştu. Antibiyotik kullanımında doktor önerisinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyleyen Demiroğlu, özellikle idrar yolu enfeksiyonu gibi durumlarda mümkünse kültür ve antibiyogram sonucuna göre ilaç başlanmasının önemine değindi. Demiroğlu, "Antibiyotik tedavisinin mutlaka doğru dozda ve önerilen sürede kullanılması gerekir. Hastaların, birkaç gün içinde kendilerini iyi hissettiklerinde tedaviyi yarıda bırakmaları ciddi bir direnç problemine yol açar. Ayrıca gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmek, direnç gelişimini azaltmanın en güçlü yoludur. Her bireyin bu konuda sorumluluk taşıdığını unutmamalıyız" diyerek sözlerini tamamladı.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 11:07
Alaplı köylerinde alınan su numuneleri temiz çıktı
Zonguldak’ın Alaplı’da geçtiğimiz günlerde su kuyularına telef tavuk karıştığı iddiası sonrası bazı köylerde yaşanan susuzluk ve kirlilik endişesi, yapılan incelemelerle sona erdi. Alınan su numunelerinin temiz çıktığı bildirildi. Olayın ardından harekete geçen köy muhtarları, su kuyularının uzun süredir temizlenmediğine yönelik bilgilerin ortaya çıkması üzerine önlem amaçlı temizlik çalışmaları başlattı. Bu kapsamda Kürkükler, Çamcılar, Sabırlı, Sarıkadı, Çamlıbel, Çiçekli ve Mollabey köylerinde su kuyularında temizlik ve dezenfekte işlemleri gerçekleştirildi. Alaplı İlçe Sağlık Müdürlüğü, su kuyularının hijyen durumu konusunda muhtarlara gerekli uyarılarda bulunarak, kuyuların hijyenik şartlarda temizlenmesini ve yeniden güvenli hâle getirilmesini sağladı. Yapılan çalışmaların ardından alınan numunelerde herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadığı belirtildi. Yetkililer ayrıca, köylerdeki tüm su kuyularının kontrollü klorlama yöntemiyle en az altı ayda bir temizlenmesi gerektiğini vurgulayarak muhtarlara düzenli bakım konusunda uyarılarda bulundu.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 11:04
Kepez’de akılcı ilaç kullanımı eğitimi
Kepez Belediyesi, Yaşlı Dostu Kepez Projesi kapsamında toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik, "İlacını Doğru Kullanıyor musun" konulu akılcı ilaç kullanımı hizmet içi eğitimi düzenledi. Kepez Belediyesi tarafından akılcı ilaç kullanımı konusunda "İlacını Doğru Kullanıyor musun" başlıklı hizmet içi eğitimi gerçekleştirildi. Eğitim programında, akılcı ilaç kullanımının temel ilkeleri, ilaçların doğru dozda ve doğru sürede kullanılması, bilinçsiz ve gereksiz ilaç tüketiminin yol açabileceği sağlık riskleri ele alındı. Özellikle yaş almış bireylerde sıkça karşılaşılan çoklu ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında önemli bilgiler paylaşıldı. Prof. Dr. Hicran Bektaş, ilaçların doktor önerisi dışında kullanılmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurgulayarak, bilinçli ilaç kullanımının hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından hayati öneme sahip olduğunu ifade etti. Hizmet içi eğitim kapsamında, sahada görev yapan personelin bilgi ve farkındalık düzeyinin artırılması hedeflenirken, yaşlı bireylere sunulan hizmetlerde ilaç kullanımı konusunda dikkat edilmesi gereken hususlar katılımcılara aktarıldı. "Sağlıklı bir toplum ancak bilinçli bireylerle mümkündür" Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, eğitime ilişkin yaptığı açıklamada "yaşlı dostu Kepez" anlayışıyla hareket ettiklerini belirterek, şu ifadeleri kullandı: "Yaş almış bireylerimizin sağlığını korumak ve yaşam kalitelerini yükseltmek, sosyal belediyeciliğin en temel sorumluluklarından biridir. Akılcı ilaç kullanımı, özellikle ileri yaşlarda hayati sonuçlar doğurabilen bir konudur. Personelimizin bu alandaki bilgi ve farkındalığını artırmak, sahada sunulan hizmetlerin güvenliğini ve niteliğini doğrudan güçlendirmektedir. Sağlıklı bir toplum ancak bilinçli bireylerle mümkündür."
11 Şubat 2026 Çarşamba - 11:02
Çocuklarda tedavi edilmeyen seröz otit kalıcı işitme kayıplarına sebep olabiliyor
Çocuklarda sık görülen seröz otit rahatsızlığı hakkında önemli açıklamalarda bulunan Denizli Özel Egekent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emrah Yücel; "Seröz Otit, tedavi edilmez ve kronikleşirse kalıcı işitme kayıplarına sebep olabilir" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emrah Yücel, çocuklarda sık görülen akut ve kronik seröz otit rahatsızlıkları hakkında önemli uyarılarda bulundu. Seröz otitin çocuklar için "sessiz bir tehlike" olduğunu belirten Yücel, hastalığın çoğu zaman geç fark edildiğine dikkat çekti. Op. Dr. Yücel, seröz otitin genellikle ateş ve ağrı gibi belirgin şikâyetlere yol açmaması nedeniyle fark edilmesinin zor olduğunu ifade ederek, "Seröz otitte orta kulakta sıvı birikimi olur. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda bu durum uzun süre fark edilmeyebilir" dedi. Hastalığın çocukların gelişimini olumsuz etkileyebileceğini vurgulayan Yücel, küçük yaş grubunda konuşma gelişiminde akranlarına göre gecikme görülebildiğini belirtti. Daha büyük çocuklarda ise konuşulanları anlamada zorluk, söylenenleri sık sık tekrarlatma, televizyonu ya da okulda öğretmeni daha yakından dinleme isteği, okul başarısında düşüş ve dikkat dağınıklığı gibi belirtilerin ortaya çıkabildiğini söyledi. Çocuklarda seröz otitin daha sık görülmesinin nedenlerine de değinen Op. Dr. Emrah Yücel, "Çocuklarda orta kulak havalanmasını sağlayan Östaki kanalı yetişkinlere göre daha dar, kısa ve yatay seyirli olduğu için tıkanmaya daha yatkındır. Bu durumu tetikleyen çeşitli faktörler de bulunmaktadır" diye konuştu. Yücel, alerjiler, okula veya kreşe erken yaşta başlama, geniz eti büyümesi ve sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonlarının çocuklarda seröz otit riskini artırdığını belirterek, ailelerin bu belirtiler konusunda dikkatli olmaları gerektiğini vurguladı. "Ameliyat olan hastalarımızda ekseriya ameliyat sonrası ciddi bir ağrı olmaz ve aynı gün taburcu edilir" Çocuklarda görülen rahatsızlık için tedavileri dile getiren Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Emrah Yücel, "Tanıda ise öncelikle kulak muayenesi eğer gerekli görülürse işitme testleri yapıyoruz. Bu testler çocuklar için ağrısız güvenilir testlerdir. Bunun sonrasında tedaviye geçiyoruz. Tedavilerde her zaman antibiyotik ya da ameliyat gerekmiyor. Bazen sadece takip ve burun açıcı tedaviler yeterli oluyor. Bazı hastalarda duruma göre antibiyotikler gerekebiliyor. Eğer tablo kronikleşirse yani 3 aydan uzun sürecek olursa da ameliyat gerekebiliyor. Ameliyatla kulak zarına küçük bir çizik yapıp ventilasyon(havalandırma)tüpü yerleştiriyoruz. Ameliyat sonrası işitmede çok hızlı düzelme oluyor. Kulak tüpü ameliyatı genellikle günübirlik yapılan bir cerrahidir. Ekseriya geniz eti ameliyatı ile birlikte yapılır. Çocuklar ameliyat sonrasında çok ciddi bir ağrı hissetmezler. Ameliyat sonrasında genellikle aynı gün evlerine taburcu ediliyorlar" diye konuştu. "Seroz Otit, tedavi edilmez ve kronikleşirse kalıcı işitme kayıplarına sebep olabilir" Çocuklarda konuşma gecikmesi veya söylenenleri tekrarlatma durumu olursa ailelerin en kısa sürede kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurması gerektiğini belirten Op. Dr. Emrah Yücel, "Çocuklarda konuşma gecikmesi varsa akranlarına göre geç konuşuyorsa veya daha büyük yaş gurubu çocuklarda konuşmaları tekrarlatma gibi durumlar varsa aileler kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına danışmaları gerekiyor. Eğer tedavi edilmez ve kronikleşirse seröz otit kalıcı işitme kayıplarına sebep olabiliyor" dedi.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 10:50
Kanser tedavisinde doğru beslenme hayati önem taşıyor
Kanserle mücadelede ilaç ve tıbbi uygulamalar kadar doğru ve yeterli beslenmenin de büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, bağışıklığı destekleyen dengeli bir beslenme programının tedavi sürecine güçlü katkı sağladığını söyledi. Kanserle mücadelede tedavi yöntemlerinin yanı sıra doğru ve yeterli beslenmenin de önemli rol oynadığına dikkat çeken Pamukkale Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Diyetisyen Sümeyra Sarı, tedavi sürecinde artan enerji ihtiyacı ve bağışıklık sistemi yükü nedeniyle beslenmenin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. Diyetisyen Sarı, dengeli ve kişiye özel planlanan bir beslenme programının hem tedaviye uyumu artırdığını hem de yaşam kalitesini desteklediğini ifade etti. kanserle mücadelede ilaç tedavisi kadar beslenmenin de önemli olduğunu vurgulayan Diyetisyen Sümeyra Sarı, "Kanserle mücadelede çoğu zaman aklımıza ilk olarak ilaç tedavileri, ameliyatlar ya da radyoterapi geliyor. Oysa tedavinin görünmeyen ama en güçlü destekçilerinden biri de doğru ve yeterli beslenmedir. Çünkü vücudumuz, tedavi sürecinde adeta ekstra bir maraton koşar. Bağışıklık sistemi daha fazla çalışır, doku onarımı hızlanır, enerji ihtiyacı artar. Eğer bu süreçte yeterince beslenemezsek; halsizlik, kas kaybı, enfeksiyonlara yatkınlık ve tedaviye uyumda azalma görülebilir. Kısacası beslenme, sadece karın doyurmak değil, iyileşmenin temel taşlarından biridir" diye konuştu. "‘Mucize besin’, ‘kanseri bitiren kür’ ya da bilinçsiz takviyeler bilimsel değildir" Kanser hastalarında bağışıklık sistemini güçlendirmenin önemli olduğunu ifade eden Diyetisyen Sümeyra Sarı, "Kanser hastalarında sıkça görülen iştahsızlık, bulantı, tat değişiklikleri, yutma güçlüğü ve kilo kaybı beslenmeyi zorlaştırabilir. Bu nedenle uzun süre aç kalmak yerine küçük ve sık öğünlerle beslenmek, her öğünde mutlaka protein almak çok önemlidir. Yumurta, yoğurt, süt ürünleri, et, tavuk, balık ve kurubaklagiller kas kaybını önlemeye ve vücudu güçlü tutmaya yardımcı olur. Bağışıklık sistemini desteklemek için vitamin ve minerallerden zengin bir beslenme düzeni de büyük rol oynar. C vitamini, A vitamini ve beta karoten, çinko, D vitamini ve omega-3, demir ve folat bu besin öğeleri bağışıklığın güçlenmesine, hücrelerin korunmasına ve vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına katkı sağlar. Renkli sebze ve meyvelerle dolu bir tabak, aslında doğal bir ‘antioksidan kalkanı’ gibidir. Ancak burada önemli bir nokta var: ‘Mucize besin’, ‘kanseri bitiren kür’ ya da bilinçsiz takviyeler bilimsel değildir ve bazen tedaviyle etkileşime girerek zarar bile verebilir. Bu nedenle internetten duyulan her bilgiye güvenmek yerine, beslenme planı mutlaka kişiye özel ve uzman kontrolünde olmalıdır. Sağlıklı Hayat Merkezlerimizden ücretsiz sağlıklı beslenme danışmanlığı alınabilir. Unutmayalım; doğru beslenme tek başına tedavi değildir ama tedavinin etkinliğini artıran, yaşam kalitesini yükselten güçlü bir destektir. Dünya Kanser Günü’nü içinde barındıran Şubat ayında kendimize ve sevdiklerimize bir hatırlatma yapalım: Dengeli beslenelim, hareket edelim, düzenli kontrollerimizi aksatmayalım ve sağlığımızı ertelemeyelim. Çünkü bazen en büyük destek, tabağımızdan başlar" dedi.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 10:44
El Bebek Gül Bebek Derneği’nden RSV İçin toplumsal farkındalık çalışması
El Bebek Gül Bebek Derneği, Respiratuvar Sinsityal Virüs’ün (RSV) yalnızca bebekleri değil, ailelerin de tüm yaşam dengesini etkileyen çok boyutlu sonuçları olduğunu gösteren kapsamlı araştırmasını paylaştı. El Bebek Gül Bebek Derneği, RSV sürecinin ebeveynler üzerindeki duygusal, sosyal ve ekonomik etkilerini tüm boyutlarıyla ortaya koymak amacıyla kapsamlı bir araştırma gerçekleştirdi. Araştırma, RSV’nin yalnızca bir enfeksiyon hastalığı değil, aile sistemini, çalışma hayatını ve ruh sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı meselesi olduğunu gösterdi. Araştırma bulgularını "RSV’yi Tanı" başlığıyla düzenlenen basın toplantısında paylaşan El Bebek Gül Bebek Derneği Başkanı Uzman Psikolog İlknur Okay, RSV konusunda bilgiye zamanında ulaşamamanın süreci daha yıpratıcı hale getirdiğini vurguladı. Ailelerin gerçek yaşam hikâyelerinin de paylaşıldığı toplantıda, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vefik Arıca, RSV’nin çocuk sağlığı üzerindeki kritik etkilerini güncel bilimsel verilerle ele alırken, Cerrahpaşa Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Haluk Özsarı ise RSV’nin sağlık sistemleri üzerindeki yükünü değerlendirdi. Ailelerin yaşadıkları ilk kez bu kapsamda ölçüldü Araştırma bulguları; ailelerin yaşadığı yoğun kaygı, bilgi eksikliği, iş gücü kaybı ve ekonomik yükün, RSV sürecini daha da ağırlaştırdığını ortaya koyuyor. RSV sürecinde bir bebeğin nefes almakta zorlandığı her an, ebeveynler için hayatın adeta durduğu bir döneme dönüşüyor. O dönemlerde ailelerin sosyal yaşamları askıya alınıyor, günlük rutinler yerini derin bir endişeye, belirsizliğe ve sürekli tetikte olma haline bırakıyor. Türkiye’de bebeklerin büyük çoğunluğu, yaşamlarının ilk iki yılında RSV kaynaklı bronşiolit ve zatürre gibi ciddi solunum yolu enfeksiyonlarıyla karşı karşıya kalıyor. Ancak, uzmanlar RSV’nin yalnızca tıbbi bir sorun olmadığının fark edilmesi için uyarıyor. Bu süreç, ailelerin sosyal yaşamlarını, iş hayatlarını, psikolojik dayanıklılıklarını ve ekonomik dengelerini derinden etkileyen çok katmanlı bir yük oluşturuyor. Araştırma, RSV’ye yönelik toplumsal farkındalığın hâlen istenilen düzeyde olmamasının, ailelerin bu zorlu süreçte kendilerini çoğu zaman yalnız ve desteksiz hissetmelerine neden olduğunu ortaya koyuyor. Araştırma bulguları; ailelerin yaşadığı yoğun kaygı, bilgi eksikliği, iş gücü kaybı ve ekonomik yükün, RSV sürecini daha da ağırlaştırdığını ortaya koyuyor. "RSV, aileler açısından bilinmeze karşı bir mücadeledir" Uzman Psikolog İlknur Okay ise araştırma sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "RSV 0-2 yaş bebeklerde çok sık görülmesine, ayaktan tedavi ve hastane yatışına kadar giden bir süreç olmasına rağmen, 1061 anne-baba ve hamilelerle Türkiye genelinde yaptığımız araştırmaya göre, ebeveynlerin yüzde 87’sinin bu virüsü daha önce hiç duymadığını tespit ettik. Ayrıca, çocuğu olan ailelerin yüzde 90’ı doğum sonrası hastaneden taburcu olurken veya rutin kontroller sırasında, doktor veya hemşirelerinden RSV konusunda bilgi alamadıklarını belirttiler. Bu sonuç, aileler açısından bilinmeze karşı bir mücadeledir." "RSV, yalnızca riskli bebeklerin değil, tüm bebeklerin hastalığıdır" RSV’nin aslında ne olduğunu ve kimlere bulaştığını aktaran Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vefik Arıca şu değerlendirmeyi yaptı: "RSV, çoğu zaman basit bir nezle gibi başlıyor ancak, özellikle ilk iki günden sonra hızla bronşit ve zatürreye ilerleyerek küçük bebeklerde ciddi solunum sıkıntısına yol açabiliyor. En çarpıcı gerçek ise, RSV sebebiyle hastaneye yatırılan bebeklerin büyük bölümünün zamanında doğmuş ve daha önce tamamen sağlıklı çocuklar olmasıdır. Bu nedenle RSV, yalnızca riskli bebeklerin değil, tüm bebekleri etkileyebilen bir virüs olarak ele alınmalıdır." "RSV’nin yükü iyi yönetilirse, önlenebilir" RSV’nin sağlık sistemine etkisini değerlendiren Cerrahpaşa Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Haluk Özsarı ise sözlerine şöyle devam etti: "RSV, sadece bir virüs değil, aynı zamanda sağlık sistemleri açısından iyi yönetilmesi gereken hastalık yükü olarak değerlendirilmelidir. Her yıl yüz binin üzerinde hastane yatışına ve giderek artan yoğun bakım ihtiyacına yol açan bu yük, doğru ve zamanında önleyici yaklaşımlarla büyük ölçüde azaltılabilir. Ancak gerekli adımlar atılmadığı sürece, bu tablo ne yazık ki her yıl tekrar etmektedir." Dernek, RSV konusunda erken farkındalığın artması, ailelerin doğru bilgiye zamanında ulaşabilmesi ve önleyici yaklaşımların güçlenmesi için kamu kurumları, sağlık profesyonelleri ve tüm paydaşlarla birlikte hareket etmenin önemine dikkat çekiyor.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 10:05
MEAH’ta hizmet standartları mercek altında
Sağlıkta kalite standartları gereği düzenlenen "Bina Turu" denetimleri kapsamında, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi ve teknik ekipleri tesis güvenliğini yerinde inceledi. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, sağlıkta kalite ve hasta güvenliğini en üst seviyede tutmak amacıyla gerçekleştirilen saha denetimleri aralıksız devam ediyor. Bu kapsamda, 2026 yılı Şubat ayı "Bina Turu" faaliyeti geniş bir katılımla tamamlandı. Sağlık tesisi değerlendirme standartları uyarınca periyodik olarak yapılan denetimlere; hastane yöneticileri, Tesis Güvenliği Ekibi üyeleri ve Kalite Birim Sorumluları katıldı. Denetim sırasında hastanenin fiziksel durumu, teknik altyapısı ve hizmet sunum alanları titizlikle incelendi. Hastane yönetiminden yapılan açıklamada, bu tür denetimlerin sadece birer kural değil, sunulan sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği ve güvenliği için kritik birer araç olduğu vurgulandı. Şubat ayı bina turunda elde edilen verilerin, hastane hizmet kalitesini daha da ileriye taşımak adına raporlandığı belirtildi.
11 Şubat 2026 Çarşamba - 09:50
OMÜ’de ilk kez ameliyatsız "Mandallama" operasyonu gerçekleştirildi
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, kalp sağlığı alanında önemli bir ilke imza attı. Üniversitenin kateter laboratuvarlarında, ileri derecede mitral kapak yetersizliği bulunan ve ameliyat riski yüksek olan hastalara yönelik ilk kez ameliyatsız "mandallama" (MitraClip) yöntemi uygulandı. Dünyada 2014 yılında onaylanan ve Türkiye’de bugüne kadar genellikle Ankara ve İstanbul gibi büyük merkezlerdeki seçilmiş hastalara uygulanan bu tedavi yöntemi, artık Samsun’da da hayata geçirildi. İşlem, açık kalp ameliyatı olamayacak kadar veya cerrahi riski çok yüksek olan hastalar için hayati bir alternatif sunuyor. Güçlü bir ekip çalışması Hastanenin Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. Metin Çoksevim ve ekibinin öncülük ettiği bu zorlu operasyonlarda, İstanbul Aydın Üniversitesi ve Medical Park Florya Hastanesi’nden gelen tecrübeli isimler Prof. Dr. Hakan Uçar ve Doç. Dr. Sinem Özyılmaz da yer alarak destek verdiler. Prof. Dr. Mahmut Şahin ise bu girişimin üniversite ve hastalar için hayırlı olmasını dileyerek ekibe desteklerini sundu. Hastanın konforu ve işlemin başarısı için büyük önem taşıyan Prof. Dr. Deniz Karakaya ve Doç. Dr. Sezgin Bilgin liderliğinde anestezi ekibi de operasyon boyunca kardiyoloji ekibiyle omuz omuza çalışarak sürecin sorunsuz ilerlemesini sağladı. Yaşam kalitesini artıran teknoloji Tıbbi literatürde "Transkateter Uçtan Uca Tamir" (TEER) olarak da bilinen bu yöntem hakkında bilgi veren uzmanlar, işlemin hastaların yaşam kalitesini artırdığını, hastaneye yatış sıklığını düşürdüğünü ve ölüm oranlarını azalttığını vurguladı. İlk etapta iki vakanın alındığı laboratuvarda, işlemlerin başarıyla sonuçlanması ve bu tedavinin bölgedeki hastalar için standart bir hizmet haline gelmesi hedefleniyor.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder