SAĞLIK
Medical Point Gaziantep Hastanesi son teknoloji cihazlarla bölgede öncü 20 Nisan 2026 Pazartesi - 13:48:30 Medical Point Gaziantep Hastanesi, hastalarına modern ve etkili tedavi seçenekleri sunmak amacıyla FDA onaylı Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) cihazını hizmete aldı. Yeni cihazlar özellikle nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarla mücadele eden bireyler için umut verici bir alternatif olarak öne çıkıyor. TMS nedir ve kimler için uygundur Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS), manyetik alanlar aracılığıyla beynin belirli bölgelerini hedefleyerek sinir hücrelerinin aktivitesini modüle etmeyi amaçlayan, non-invaziv (ameliyatsız) bir tedavi yöntemidir. İlaç dışı bir seçenek olarak değerlendirilen TMS, klinik rehberler ve bilimsel çalışmalar doğrultusunda, özellikle tedaviye yeterli yanıt alınamayan bazı psikiyatrik durumlarda kullanılabiliyor. TMS uygulaması; başta depresyon olmak üzere, anksiyete bozuklukları ve obsesif-kompulsif bozukluk gibi psikiyatrik hastalıklarda, uygun hasta gruplarında ve uzman hekim değerlendirmesi sonrası tedavi seçenekleri arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra nöroloji alanında; migren, kronik ağrı sendromları ve bazı nörolojik rehabilitasyon süreçlerinde destekleyici bir yöntem olarak kullanımına yönelik bilimsel çalışmalar ve klinik uygulamalar bulunuyor. Tedavinin Nöroloji Kliniğinde uygulama süreci nöroloji alanında uzman hekimler tarafından uygulanıyor. Tedavi, hastanın nörolojik değerlendirmesi sonrasında kişiye özel olarak planlanıyor. Seanslar genellikle haftada 4-5 gün olacak şekilde düzenlenirken ortalama 4-6 hafta sürüyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Hayrullah Kubba hastanede uygulanmaya başlayan yeni tedavi yöntemi hakkında, "Modern tıbbın sunduğu ileri teknolojileri hastalarımızla buluşturmak önceliklerimiz arasındadır. FDA onaylı TMS cihazımız sayesinde özellikle tedaviye dirençli vakalarda etkili ve güvenli bir alternatif sunuyoruz. Amacımız, hastalarımızın tedavi sürecini daha konforlu hale getirerek yaşam kalitelerini artırmaktır. Hasta Odaklı Nörolojik Yaklaşım sağlayan bu yatırım, yalnızca teknolojik bir gelişme değil; aynı zamanda hasta odaklı yaklaşımın güçlü bir göstergesidir" dedi.
20 Nisan 2026 Pazartesi - 13:19 Kilo vermek için başvurduğu merkezde kanser olduğunu öğrendi Kilo vermek için başvurduğu Osmangazi Sağlıklı Hayat Merkezi’nde doktor tarafından kanser taraması da yaptırması tavsiye edilen 44 yaşındaki hastada, erken evrede meme kanseri tespit edildi. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamında Bursa’da kanser erken teşhis çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda sağlıklı hayat merkezlerinde yer alan KETEM (Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezleri) birimleri ve aile sağlığı merkezlerinde vatandaşlara ücretsiz kanser taramaları gerçekleştirilirken, riskli belirtilere sahip vatandaşlar hızlıca tedavi merkezlerine sevk ediliyor. Bu vatandaşlardan biri olan 44 yaşındaki Yasemin Çelik, diyetisyen hizmeti almak için Osmangazi Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu. Yaşı itibarıyla meme kanseri taraması (mamografi) yaptırması gerektiği belirtilen Çelik, görevlilerin tavsiyesine uyarak, çekim yaptırdı. Kısa süre sonra çıkan sonuçlarda birinci evre meme kanser belirtilerine rastlanılan Çelik, ileri tetkik ve tedavi için hastaneye sevk edildi. 2025 yılı Ağustos ayında diyetisyen randevusu için Osmangazi Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurduğunu belirten Çelik, "Büşra Hoca, mamografi çekilmemi tavsiye etti. O dönem sonuçlar çıktığı zaman birinci evre meme kanseri teşhisi konuldu. Şu anda tedavim devam ediyor. KETEM çalışanlarına, Sağlıklı Hayat Merkezi çalışanlarına çok teşekkür ediyorum. Yönlendirmeselerdi ben şu anda belki de çok farklı bir süreçte yaşayabilirdim. Erken teşhis hayat kurtarır. Herkesi korkmadan gelip KETEM’de taramalarını yaptırmalarını tavsiye ediyorum. Herkese teşekkürler" şeklinde konuştu. Çelik’e mamografi çekilmesini tavsiye eden Osmangazi Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Büşra Kaba ise, "Hastamız diyetisyen randevusu için Sağlıklı Hayat Merkezimize başvurdu. Kendisine kanser taramalarını yaptırıp yaptırmadığını sorduğumuzda KETEM’e yönlendirebileceğimizi ilettik. Hastamız KETEM’e başvurdu ve erken evre kanser tespit edildi. ’Şikâyetim yok’ diyerek ya da ’vaktim yok’ diyerek kanser taramalarınızı ihmal etmeyin. Çok fazla vaktinizi almıyor. Kanserde erken teşhis gerçekten hayat kurtarıyor. Sizler de en yakın Sağlıklı Hayat Merkezlerine, KETEM’lere başvurarak taramalarınızı yaptırabilirsiniz" dedi.
20 Nisan 2026 Pazartesi - 12:59 Söke’de uyku laboratuvarı hizmete girdi Aydın’ın Söke ilçesinde Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan uyku laboratuvarı hasta kabulüne başladı. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi’nde uyku laboratuvarı faaliyete geçti. Hastanenin 4. katında hizmet vermeye başlayan laboratuvarda, uyku rahatsızlıklarının tanı ve değerlendirme süreçleri yürütülecek. Uyku apnesi, horlama, uykuda solunum bozuklukları başta olmak üzere birçok uyku hastalığının teşhisinde önemli rol oynayan laboratuvarın, alanında uzman sağlık personeli eşliğinde hizmet vereceği belirtildi. Kaliteli uykunun sağlıklı yaşamın temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi yönetimi, yeni açılan laboratuvar sayesinde vatandaşların uyku ile ilgili sağlık sorunlarının daha etkin şekilde tespit edilip tedavi sürecine yönlendirileceğini ifade etti. Laboratuvarın aktif hale gelmesiyle birlikte hastanede uyku hastalıklarına yönelik tanı hizmetlerinin kapsamının genişletildiği bildirildi. Konu ile ilgili Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi’nden yapılan açıklamada "Hastanemiz 4. katında yer alan Uyku Laboratuvarımız aktif hale gelmiş olup hasta kabulüne başlamıştır. Uyku apnesi, horlama, uykuda solunum bozuklukları ve diğer uyku rahatsızlıklarının tanı sürecinde önemli hizmet sunan laboratuvarımız, uzman kadromuz eşliğinde vatandaşlarımızın hizmetindedir. Sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri olan kaliteli uyku için çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz" ifadeleri yer aldı.
20 Nisan 2026 Pazartesi - 12:59 Prostat kanseri tedavisindeki gecikme, idrar kanalına baskı oluşturabilir Prostat kanserinde tedaviye erken başlamanın önemine dikkat çeken Üroloji Uzmanı Op. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, "Prostat kanseri zamanında tedavi edilmezse, zamanla büyüyerek idrar kanalına baskı oluşturabilir. Böyle hastalarda idrar yapmayla ilgili bazı şikâyetler meydana gelir" dedi. Erkeklerde en sık görülen kanser türünün prostat olduğunu, kansere bağlı ölümlerde ise ikinci sırada yer aldığını işaret eden Liv Hospital Samsun Üroloji Kliniği’nden Opr. Dr. İdris Kıvanç Cavıldak, dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu. Prostatın erkeklerde bulunan, yaklaşık bir ceviz büyüklüğünde, mesanenin altında yerleşmiş, üreme faaliyetleri için çeşitli salgılar üreten bir salgı organı olduğunu belirten Opr. Dr. Cavıldak, "Genellikle 65 yaş üstünde görülen prostat kanseri, erken dönemlerinde hiçbir belirti vermeyebilir. Fakat tedavi edilmezse, zamanla büyüyerek idrar kanalına baskı oluşturabilir. Böyle hastalarda idrar yapmayla ilgili bazı şikâyetler meydana gelir" diye konuştu. "Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar" Hastalıkta en önemli risk faktörlerinin yaş ve aile öyküsü olduğunun altını çizen Opr. Dr. Cavıldak, "Yaş ilerledikçe prostat kanseri görülme sıklığı artar. 70 yaş üzeri erkeklerin yüzde 50’sinde, 90 yaş üzerindekilerin de hemen hemen hepsinde mikroskobik düzeyde prostat kanseri tespit edilmektedir. Hastalığa 50 yaşından genç bireylerde sık rastlanmamaktadır. Bu yüzden erken teşhis için 50 yaşın üstündeki erkeklere prostat kanseri taraması önerilmektedir. Yapılan çalışmalar hastaların yaklaşık yüzde 15’lik bir bölümünde diğer aile üyelerinin de prostat kanseri öyküsü olduğunu ortaya koymuştur. Prostat kanserinin oluşmasından sorumlu kimi gen grupları tanımlanmıştır. Bunların yanı sıra, obezite ve sigara kullanımı da prostat kanseri için tanımlanan risk faktörleri arasındadır" şeklinde konuştu. "Gece sık idrara çıkma ve idrarda zorlanmaya dikkat" Lokalize (prostata sınırlı) prostat kanserinin sıklıkla hiçbir belirti vermeden geliştiğini ifade eden Op. Dr. Cavıldak, ayrıca şunları söyledi: "Özellikle geceleri sık idrar çıkma ihtiyacı, idrar yapmaya başlarken ya da durdururken zorlanma, damla damla, kesintili idrar yapmak, cinsel ilişki sırasında ve boşalma anında ağrı, yanma, acı hissetmek, cinsel ilişki sonrası boşalma miktarında azalma, idrarda ya da menide kan görülmesi, ereksiyon sırasında zorlanma belirtiler arasındadır." Tarama testi yaptırmayan ya da tanı almış olmasına rağmen rutin kontrollerini aksatan kişilerde prostat kanseri tedavisinin geciktiğinin altını çizen Cavıldak, bu durumlarda hastalığın ilerlemeye başladığını sözlerine ekledi.
Uzmanından şeker tüketimi uyarısı: Fazla şeker obezite ve diyabet riski taşıyor
25 Eylül 2025 Perşembe - 12:13 Uzmanından şeker tüketimi uyarısı: Fazla şeker obezite ve diyabet riski taşıyor Doç. Dr. İbrahim Demirci, aşırı şeker tüketiminin obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi ciddi sağlık riskleri taşıması ile ilgili uyarılarda bulundu. Güven Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü Doç. Dr. Demirci, ’Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası’ kapsamında açıklamalarda bulundu. Doktor Demirci, aşırı şeker tüketiminin obezite, tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları ve daha birçok sağlık sorununa yol açabileceğini belirtti. "Aşırı şeker tüketimi obezite ve tip 2 diyabete yol açıyor" Şekerin hayatta tatlı bir keyif gibi görünse de fazla tüketildiğinde sağlık için ciddi riskler barındırdığını vurgulayan Demirci, "Aşırı şeker tüketimi; obezite, tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, karaciğer yağlanması ve diş çürükleri gibi pek çok soruna yol açabiliyor. Şeker denildiğinde çoğumuzun aklına çaya kattığımız şeker veya yemek sonrası tükettiğimiz ekstra tatlılar gelse de aslında tükettiğimiz birçok hazır gıdanın içinde şeker mevcut. Ayrıca ekmek, pilav, hamur işi gıdalar ve meyvelerde de yüksek oranda karbonhidrat, yani şeker bulunuyor. İdeal bir beslenme düzeninde öğünlerimizin yaklaşık yüzde 40 ila 50 kadarlık bir oranı karbonhidrat kaynaklı alınmakta. Ancak ilave alınan şekerli gıdalar ile bu oran sıklıkla aşılmakta" diye konuştu. "Çocukluk çağı obezitesi ve diyabet vakaları hızla artmakta" Herkesin hayatında olduğu gibi, çocukluk çağında da fazla şeker tüketiminin önemli bir problem olduğunu ifade eden Demirci, "Günümüzde çocukluk çağı obezitesi ve erken yaşta başlayan diyabet vakaları hızla artmakta. Davranış değişikliklerinin geliştiği, kişiliğin şekillendiği çocukluk döneminde doğru bir beslenme alışkanlığının sağlanması, çocuklarımızın erişkin yaşlarda karşılaşacakları birçok hastalığı önleyebilir. Bu riskleri öncelemek için şekeri tamamen hayatımızdan çıkarmaya gerek yok ancak tüketim miktarını ve tükettiğimiz şekerin türünü kontrol altına almak önemli. Çocuklarımızı gazlı içecekler yerine suya, hazır tatlılar yerine meyveye yönlendirebiliriz. Paketli gıdaları alırken etiketleri okuyarak gizli şeker miktarlarını fark edebilir, evde doğal ve dengeli beslenmeyi teşvik edebiliriz" diye konuştu. "Hekim tavsiyesi olmadığı sürece tatlandırıcı kullanımından kaçınmalıyız" Demirci, paketli gıdalarda bulunan tatlandırıcıların düşünüldüğü kadar masum olmadığını belirterek şöyle uyardı: "Zorunlu durumlar veya hekim tavsiyesi olmadığı sürece tatlandırıcı kullanımından da kaçınmalıyız. Unutmayalım, şeker kısa süreli mutluluk verse de uzun vadede olumsuz etkileri çok fazla. Hem çocuklarımız hem de bizler için şeker tüketimini sınırlamak, mümkün olduğunda işlenmiş şekerden kaçınmak bizlere daha sağlıklı, daha enerjik ve hastalıksız bir yaşam sağlayacaktır."
Prof. Dr. Şahin: "göğüs ağrısını asla hafife almayın"
25 Eylül 2025 Perşembe - 12:00 Prof. Dr. Şahin: "göğüs ağrısını asla hafife almayın" Medical Point Gaziantep Hastanesi’nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ekber Şahin, Öksürük sonrası aniden başlayan ve geçmeyen göğüs ağrısının, ciddi bir sorunun habercisi olabileceğini söyleyerek uyarılarda bulundu. Öksürük sonrası aniden başlayan ve geçmeyen göğüs ağrısının, ciddi bir sorunun habercisi olabileceğini söyleyen Medical Point Gaziantep Hastanesi’nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ekber Şahin, Daha çok yaşlı ve osteoporozu olan hastalarda görülmekle birlikte genç bireylerde, spor yapan kişilerde öksürük kaynaklı kaburga kırıklarının arttığına dikkat çekerek, önemli uyarılarda bulundu. Öksürüklerin kaburga kemiklerini kırabileceğini söyleyen Prof. Dr. Ekber Şahin, "Birçok kişi şiddetli öksürüğün sadece kas ağrısına neden olacağı düşünülsede yoğun ve kontrolsüz öksürük ataklarının, göğüs kafesine fazla baskı yaparak kaburga kemiklerinde kırıklara neden olabilir. Özellikle grip, zatürre veya COVID-19 sonrası dönemde bu tür vakaları daha sık görüyoruz. Öksürükle başlayan ve dinmeyen göğüs ağrıları, sadece bir kas spazmı değil, kaburga kırığı olabilir" dedi. Kaburga kırıklarının travmasız geliştiği için çoğu zaman fark edilmeyebilileceğini belirten Prof. Dr. Şahin, belirtileri sıralayarak, "Kaburga kırıkları, travmasız geliştiği için çoğu zaman fark edilmeyebilir. Ancak aşağıdaki belirtiler varsa dikkatli olunmalı. Ani başlayan, keskin ve lokalize göğüs ağrısı, derin nefes alma, öksürme ya da gülme sırasında şiddetlenen batıcı ağrı, nefes alırken zorlanma, uykudan uyandıracak şiddette ağrı" ifadelerini kullandı. Öksürüklerin gençlerde kırığa neden olabildiğini aktaran Medical Point Gaziantep Hastanesi’nden Prof. Dr. Şahin, "Gençler spor yapıyor, aktif bir yaşam sürüyor gibi görünse de yanlış egzersiz teknikleri, zayıf beslenme ve D vitamini eksikliği kemik yoğunluğunu etkileyebiliyor. Dolayısıyla öksürük gibi bir durum bile kırığa yol açabiliyor" ifadelerine yer verdi. Kemik sağlığı için şu önerilerde bulunan Prof. Dr. Şahin, "Güneş ışığıyla yeterli D vitamini alımı, kalsiyum açısından zengin beslenme, ağırlık taşıyan egzersizler sigara ve alkol tüketiminden kaçınma, düzenli sağlık kontrolleriyle kemik yoğunluğunun izlenmesi" şeklinde konuştu. Erken teşhisin hayati önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Şahin, "Medical Point Gaziantep Hastanesi’ne başvurarak uzman değerlendirmesi alınması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Şahin, "Sürekli ve lokalize göğüs ağrısı, nefes alırken batma veya zorlanma, öksürükle birlikte gelen keskin ağrı, göğüs bölgesinde hassasiyet ve morarma. Eğer bu belirtiler varsa, beklemeyin. Basit bir röntgen veya tomografi ile tanı konulabilir. Erken müdahale ile hem ağrıyı kontrol altına almak hem de muhtemel komplikasyonları önlemek mümkündür" diye konuştu.
Çocuklarda COVID’in yeni versiyonuna dikkat
25 Eylül 2025 Perşembe - 11:41 Çocuklarda COVID’in yeni versiyonuna dikkat Dr. Nazan Tekin Çakar, çocuklarda artan COVID-19 vakalarına karşı uyararak, "Nimbus varyantının gözlemlediğimiz kadarıyla semptomları daha hafif ama yayılımı önlemek için dikkatli olunmalı." diye belirtti. Özel Ümit Batıkent Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazan Tekin Çakar, son günlerde çocuklarda artan COVID-19 vakalarına karşı aileleri uyardı. Dr. Çakar, hasta kontrollerinde hem 8 aylık hem de 15 yaşındaki çocuklarda pozitif vakalar tespit ettiklerini belirterek, "Çocuklarda keskin boğaz ağrısı, vücut ağrısı, ateş ve halsizlik, ishal ve kusma gibi şikayetler ön planda. Küçük çocuklarda ise en çok ateş görülüyor" dedi. Covid’in Dünya Sağlık Örgütü tarafından da açıklanan ve artış yüzdesi gösteren varyantının "Nimbus" olarak adlandırıldığını aktaran Dr. Çakar, "Önceki agresif varyantlara göre, nimbus varyantının daha hafif seyrettiğini gözlemlediklerini ileterek, çocuk hastalarda genellikle 5 ile 7 günlük istirahat süresi yeterli oluyor" diye belirtti. Burun sürüntüsü ile tanı konuyor Tanı için hastanede hem COVID-19 hem de influenza için tek burun sürüntüsüyle bir saat içinde sonuç alınabildiğini vurgulayan Çakar, "Çocuklarda spesifik bir COVID tedavisi yok. Destek tedavileriyle süreci yönetiyoruz. Evde istirahat, bol sıvı alımı, taze meyve sebze tüketimi, D ve C vitamini takviyeleri. Belirtiler ilerlerse veya sistemik tutulum varsa, duruma göre hastane yatışı veya yoğun bakım takibi gerekebilir (Ancak Nimbus varyantında bu durumlar azaldı). İmmün sistemi baskılanmış (kemoterapi/radyoterapi gören) çocuklar ise risk grubundadır" ifadelerini kullandı. Maske ve okul uyarısı Hastalıktan korunma yolları hakkında da konuşan Dr. Nazan Tekin Çakar, şöyle konuştu: "Hastalıktan korunmak için; hasta insanlarla temastan kaçınmak, kalabalık kapalı ortamlardan (AVM gibi) uzak durmak, açık havada ve güneşli alanlarda vakit geçirmek, yeterli uyku, en az 20 saniye el yıkama, okula gitmeden ve geldikten sonra burun temizliği, ev yapımı yoğurt, tarhana çorbası gibi probiyotik ağırlıklı beslenme, paketli gıdalardan kaçınmak gibi yöntemleri sayabiliriz." "Hasta çocuklar 5-7 gün evde dinlenmeli" Hiçbir vitamin ya da gıdanın hastalıktan korumada tek başına yeterli olmayacağını belirten Çakar, güçlü bir bağışıklık sisteminin önemine dikkat çekerek; "Bağışıklık sistemini güçlendirmek için D vitamini, çinko, C vitamini ve kış aylarında balık yağı (Omega-3) destekleri önemlidir. Ancak hiçbir takviye tamamen hastalıktan koruyamaz; amaç bağışıklık sistemini güçlendirmektir." şeklinde anlattı. Hastalığın yayılmasını önlemek için; hasta çocukların okula gönderilmemesini öneren Dr. Çakar, "Hastalığın türüne göre değişmekle birlikte, genellikle 5-7 gün evde istirahat tavsiye edilir. Bu, hastalığın sınıfta yayılmasını önlemek için kritik öneme sahiptir. Eğer çocuğun okula gitmesi zorunlu ise, mutlaka maske takması ve öğretmene durumun bildirilmesi önerilir" dedi. "COVID artık bir influenza gibi" "COVID-19’un artık tıpkı influenza gibi farklı varyantlarla hayatımızda kalacağını düşünüyorum" diyen Dr. Çakar, şunları söyledi: "Covid artık influenza gibi, İnfluenza da bir dönem domuz gribi diye çok büyük yankı yapmıştı, çok da kaygı duymuştuk ama artık bir grip türü olarak hayatımızda kalacağından düşünüyorum."
Prof. Dr. Uğur, "Plastik yerine cam, su geçirmeyen kumaşlar yerine doğal kumaşlar tercih edilmeli"
25 Eylül 2025 Perşembe - 11:07 Prof. Dr. Uğur, "Plastik yerine cam, su geçirmeyen kumaşlar yerine doğal kumaşlar tercih edilmeli" Endokrin bozucu kimyasalların vücudun hormonal dengesini değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Kader Uğur, "Bu durum, tip 2 diyabet, obezite, kalp-damar hastalıkları ve bazı kanserlere yol açabiliyor. Plastik yerine cam, su geçirmeyen kumaşlar yerine doğal kumaşlar tercih edilmeli. Evler her gün havalandırılmalı, teflon yerine çelik tencere ve tava kullanılmalı, paketli gıdalar yerine de doğal ürünler seçilmelidir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kader Uğur, endokrin bozucu kimyasalların insan sağlığı üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. Çevre kirliliği ve sanayileşmenin etkisiyle havanın, suyun ve toprağın kirlenmeye devam ettiğini aktaran İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Kader Uğur, "Modern yaşamın hemen her alanında karşımıza çıkan endokrin bozucu kimyasallar vücudun hormonal dengesini değiştiriyor. Bu durum, tip 2 diyabet, obezite, kalp-damar hastalıkları ve bazı kanserlere yol açabiliyor. Günlük yaşamda kullanılan mutfak eşyalarından kişisel bakım ürünlerine, gıdalardan oyuncaklara, plastik şişelerden kıyafetlere kadar pek çok üründe bu kimyasallarla karşılaşmamız mümkün. Bunları tamamen hayatımızdan çıkarmanın zor olduğunu ancak alınacak önlemlerle risk azaltılabilir. Plastik yerine cam, su geçirmeyen kumaşlar yerine doğal kumaşlar tercih edilmeli. Evler her gün havalandırılmalı, teflon yerine çelik tencere ve tava kullanılmalı, paketli gıdalar yerine de doğal ürünler seçilmelidir. Özellikle gebe kadınlar ve çocukların yüksek risk grubundadır. Endokrin bozucu kimyasalları azaltmaya yönelik küresel farkındalık çalışmalarının artırılması gerekiyor" diye konuştu.
Yutma güçlüğü ile ortaya çıkan sessiz tehdit: Akalazya hastalığı
25 Eylül 2025 Perşembe - 11:06 Yutma güçlüğü ile ortaya çıkan sessiz tehdit: Akalazya hastalığı Gastroenteroloji Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. İsmail Gömceli, yemek borusunun nadir görülen hastalığı akalazyanın erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabileceğini vurguladı. Yemek borusunun alt ucundaki kasların yeterince gevşeyememesi ve kas hareketlerinin bozulmasıyla ortaya çıkan akalazya, nadir görülse de yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürüyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. İsmail Gömceli, hastalığın erken dönemde teşhis ve tedavi edilmesinin önemine dikkat çekti. "Yutma güçlüğünü hafife almayın" Prof. Dr. Gömceli, akalazyanın her yaşta görülebileceğini ancak en sık 25-60 yaş arasında ortaya çıktığını belirterek, "Bu hastalıkta yemek borusunun alt ucundaki kaslar yeterince gevşeyemez ve yemek borusunun kas hareketleri bozulur. Bu nedenle yutulan gıdalar mideye geçemez ve yemek borusunda birikir. Katı ve sıvı gıdalarda yutma güçlüğü, yiyeceklerin veya sıvıların geri gelmesi, göğüs ağrısı ya da baskı hissi, sebepsiz kilo kaybı, geceleri öksürük ve boğulma hissi ile mide ekşimesiyle karışabilecek şikayetler en sık karşılaşılan belirtiler arasındadır" dedi. Erken tanı ve tedavi yaşam kalitesini artırıyor Akalazyanın her yıl 100 bin kişiden 1 ila 3’ünde görüldüğünü kaydeden Gömceli, "Erken dönemde botoks veya balonla genişletme gibi endoskopik işlemler uygulanabilir. Bu yöntemlerle hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir" ifadelerini kullandı. Cerrahi ile kalıcı çözüm Cerrahi tedavi hakkında bilgi veren Gömceli, "Heller miyotomi, yemek borusunun alt ucundaki kasların laparoskopik yani kapalı yöntemle gevşetilmesi işlemidir. Böylece yiyeceklerin mideye rahat geçmesi sağlanır. Ameliyat sırasında genellikle mide ile yemek borusu arasındaki reflü riski de ek bir işlemle azaltılır. Hastanede kalış süresi 1-2 gün olup, ilk gün sıvı diyet, ikinci günden itibaren yumuşak gıdalara geçiş yapılır. 1-2 hafta içinde ise normal gıdaya dönüş mümkündür" diye konuştu. Prof. Dr. Gömceli, yutma güçlüğü şikâyeti olanların vakit kaybetmeden gastroenteroloji uzmanına başvurması gerektiğini vurguladı.
Akdeniz mutfağı ile bilişsel gerilemeyi yavaşlatmak mümkün
25 Eylül 2025 Perşembe - 11:05 Akdeniz mutfağı ile bilişsel gerilemeyi yavaşlatmak mümkün Harvard ve MIT destekli araştırmalara göre Akdeniz tipi beslenme, genetik risk taşıyan bireylerde bile Alzheimer gelişimini yavaşlatıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Pirçek, "Antioksidan, vitamin ve sağlıklı yağlarla beyin sağlığı korunabiliyor" diyerek Dünya Alzheimer Farkındalık Ayı kapsamında Akdeniz diyetinin beyin sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı. Akdeniz tipi beslenme; sebze, meyve, tam tahıl, kuruyemiş, baklagil, balık ve zeytinyağını temel almaktadır. "Diyetin içerdiği vitamin, mineral ve özellikle polifenol gibi antioksidanlar sayesinde beyinde hücre hasarına yol açan oksidatif stres baskılanıyor. Bu sayede nöronların korunmasına ve beyin fonksiyonlarının sürdürülmesine destek oluyor" diyen Medicana Çamlıca Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Pirçek, "Polifenoller, oksidatif stres ve iltihap gibi dejeneratif süreçleri baskılayarak yalnızca Alzheimer değil, Parkinson ve diğer demans türlerine karşı da koruyucu bir rol üstleniyor" açıklaması yaptı. Alzheimer riskini azaltmada bütüncül bir model Beslenme ve Alzheimer arasındaki ilişki üzerine yapılan çalışmaların çoğu, tek tek besin bileşenlerine odaklanırken Uzm. Dyt. Deniz Pirçek asıl önemli olanın Akdeniz diyetinin bütüncül yapısı olduğuna dikkat çeti ve ekledi: "Omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar ve polifenoller birlikte çalışarak beyin fonksiyonlarını destekliyor. İnflamasyon, oksidatif stres, damar bozuklukları ve protein birikimi gibi Alzheimer’ın altında yatan süreçleri aynı anda hedef alıyor. Tek bir takviyeye odaklanmak yerine, Akdeniz diyetini bir yaşam tarzı olarak benimsemek çok daha güçlü bir koruma sağlıyor." Zeytinyağı, ceviz ve balığın gücü "Akdeniz mutfağının üç temel unsuru beyin sağlığı için özel önem taşıyor" diyen Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Düzenli zeytinyağı tüketimi bilişsel gerileme riskini azaltırken, ceviz omega-3 yağ asitleri, vitaminler ve minerallerle nöronların beslenmesine katkıda bulunuyor. Balık ise yüksek kaliteli protein ve esansiyel yağ asitleri sayesinde hem kardiyovasküler hem de bilişsel sağlık için kritik rol oynuyor. Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Zeytinyağı, ceviz ve balığı soframızdan eksik etmemek, beyin sağlığı için atılacak en basit ama en etkili adımlardan biridir" ifadelerini kullandı. Genetik yatkınlıkta da faydalı Alzheimer’ın en güçlü risk faktörlerinden biri olan APOE4 gen varyantına sahip kişilerde hastalık olasılığı kat kat artıyor. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, bu yüksek risk grubunda dahi Akdeniz tipi beslenmenin koruyucu etkiler sunduğunu gösteriyor. Harvard ve MIT iş birliğiyle yürütülen ve yaklaşık 30 yıl süren bir çalışmaya değinen Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Alzheimer için yüksek genetik riske sahip bireylerde bile Akdeniz diyeti düzenli uygulandığında demans gelişme riski düşüyor ve bilişsel gerileme yavaşlıyor" açıklamalarında bulundu. Beslenmenin ötesinde sağlıklı bir yaşam tarzı "Akdeniz diyeti beyin sağlığında önemli bir rol oynasa da tek başına yeterli değil. Düzenli fiziksel aktivite, zihinsel egzersizler, kaliteli uyku, stres yönetimi ve sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi de beyin fonksiyonlarını koruyor" diyen Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, yeni şeyler öğrenmek, bulmaca çözmek veya satranç oynamak gibi zihinsel aktiviteler de en az beslenme kadar önemlidir" diye ekledi. Günlük yaşamda uygulanabilir öneriler Modern yaşamda Akdeniz tipi beslenmeyi sürdürülebilir kılmak için bazı pratik ipuçları veren Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Tabakların küçültülmesi, şekerli içecekler yerine maden suyunun tercih edilmesi, aç karnına gıda alışverişinin yapılmaması ve kaçamakların dengelenmesinin öğrenilmesi bu beslenme modelini günlük hayatın doğal bir parçası haline getirir. Önemli olan bu beslenmeyi bir diyet değil, ömür boyu sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak görmek" diyerek sözlerini tamamladı.
Sinop İl Sağlık Müdürlüğü’nden "akılcı ilaç kullanımı" uyarısı: "Herkese iyi gelen, size zarar verebilir"
25 Eylül 2025 Perşembe - 10:40 Sinop İl Sağlık Müdürlüğü’nden "akılcı ilaç kullanımı" uyarısı: "Herkese iyi gelen, size zarar verebilir" Sinop İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli eczacılar, vatandaşlara ve ebeveynlere "akılcı ilaç kullanımı" konusunda kritik uyarılarda bulundu. Çocuklarda ilaç daha hassas bir süreç İl Sağlık Müdürlüğü’nde görevli Ecz. Hilal Bektaş, çocuklarda ilaç kullanımına dair ebeveynlere uyarılarda bulundu. Çocuklarda ilaç kullanımının yetişkinlerden çok daha dikkat gerektirdiğini söyleyen Bektaş, "Çocuklar için ilaç, yetişkin dozu küçültülerek verilmez. Her ilacın çocuklara özel dozu, kullanım şekli ve zamanı vardır. Bu nedenle doktorun önerisi dışında ilaç verilmemelidir" dedi. Antibiyotiklerin gereksiz ve yanlış kullanımının direnç gelişimine yol açabileceğini vurgulayan Bektaş, "Çocuğunuzun ateşi düştü diye tedaviyi yarıda kesmek büyük bir hatadır. İlaç mutlaka hekimin belirttiği süre boyunca kullanılmalıdır" diye konuştu. Ebeveynlere "Ölçüm için çay kaşığı değil, ilacın kendi ölçüm cihazını kullanın, ilaçları çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayın" tavsiyesinde bulunan Bektaş, çocuklara ilaç içirilirken baskı yapılmaması gerektiğini de kaydetti. "Çocuklar bizim en değerli varlıklarımız. Onların sağlığı için en küçük ayrıntıyı bile göz ardı etmemeliyiz. Doğru bilgi, doğru ilaç kullanımı demektir" diyen Bektaş, aileleri doktor ve eczacı danışmanlığında hareket etmeye çağırdı. "İlacınızı yalnızca doktorunuzun reçetesiyle alın" İl Sağlık Müdürlüğü’nde görev yapan Ecz. Engin Can Arslan ise ilaçların doğru tanı, doğru ilaç, doğru doz, doğru süre ve doğru kullanım prensipleriyle alınmasının "akılcı ilaç kullanımı" olarak tanımlandığını belirterek, bu yaklaşımın hem bireysel hem de toplum sağlığı açısından hayati önem taşıdığını söyledi. Arslan, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmak, başkasının reçetesini uygulamak veya ‘iyi gelir’ düşüncesiyle bilinçsizce ilaç almak büyük risk taşır. Yanlış ilaç seçimi ya da gereksiz antibiyotik kullanımı, hastalıkların tedavisini zorlaştırmakla kalmaz, aynı zamanda ciddi yan etkilere ve direnç gelişimine yol açabilir" şeklinde konuştu. Gereksiz ilaç tüketiminin sadece bireye değil, sağlık sistemine de ek yük getirdiğini belirten Arslan, "En önemlisi de gelecekte tedavisi daha zor hastalıklarla karşı karşıya kalmamıza sebep olur" ifadelerini kullandı. Vatandaşlara "İlacınızı yalnızca doktorunuzun reçetesiyle alın" çağrısında bulunan Arslan, en küçük şüphede dahi eczacıya danışılması gerektiğini hatırlattı.
Aile hekimlerine ’deri hastalıkları eğitimi’ verildi
25 Eylül 2025 Perşembe - 10:22 Aile hekimlerine ’deri hastalıkları eğitimi’ verildi Karabük İl Sağlık Müdürlüğü tarafından aile hekimlerinin mesleki gelişimlerine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen "Tanıdan Tedaviye Güncel Yaklaşımlar Eğitim Programı" kapsamında "Deri Hastalıkları" konulu eğitim gerçekleştirildi. Müdürlük binasındaki eğitim salonunda düzenlenen program, İl Sağlık Müdürü Op. Dr. İsmail Kara’nın açılış konuşmasıyla başladı. Kara, birinci basamak sağlık hizmetlerinde bilgi ve becerilerin güncellenmesinin önemine dikkat çekerek, "Bugün burada mesleki bilgi ve becerilerimizi güncellemek, klinik entegrasyon sürecini sahada daha etkin ve nitelikli bir şekilde uygulamak için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Güçlü birinci basamak, güçlü sağlık sisteminin temelini oluşturur" ifadelerini kullandı. Kara ayrıca, eğitimlerin yalnızca teorik bilgi güncellemesiyle sınırlı kalmayıp, sahada karşılaşılan zorlukların ortak bir dil ve standartla aşılması için de önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Eğitim programı kapsamında, her ay farklı bir başlık altında yüz yüze eğitimler düzenlenecek. Eylül ayında "Deri Hastalıkları" işlenirken, Ekim ayında "Bağışıklama", Kasım ayında ise "Kardiyovasküler Hastalıklar" konularının ele alınması planlanıyor. Eğitimlerde Karabük İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı uzman hekimler görev alırken, programa katılım şartlarını yerine getiren aile hekimlerine dijital katılım belgesi verilecek. Program, aile hekimlerinin günlük pratikte sık karşılaşılan deri hastalıklarının tanı, tedavi ve yönlendirme süreçlerine yönelik bilgi ve becerilerini artırmayı hedefliyor. Bu sayede vatandaşların birinci basamakta daha hızlı ve etkili sağlık hizmeti alması, hastanelerdeki yoğunluğun azaltılması ve hastane branş hekimleri ile aile hekimleri arasındaki klinik entegrasyonun güçlendirilmesi amaçlanıyor.