SAĞLIK
22 Nisan 2026 Çarşamba - 17:40 SANKO Üniversitesinde "Ameliyathanede güvenli cerrahi" konferansı düzenlendi SANKO Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Ameliyathane Hizmetleri Programı tarafından "Ameliyathanede Güvenli Cerrahi" konulu konferans düzenlendi. Sağlık alanında eğitim gören öğrenciler ile akademisyenleri bir araya getiren etkinlikte, cerrahi süreçlerde hasta güvenliğinin önemi ve enfeksiyon kontrolüne yönelik güncel yaklaşımlar ele alındı. SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı konferansta yaptığı konuşmada, "Serviste veya yoğun bakımda yatan hastalarda, hatta poliklinik hastalarında dahi asepsi ve antisepsi kurallarına hem hastalarımızın sağlığı hem de kendi sağlığımız için mutlaka riayet etmemiz gerekmektedir" dedi. Hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde alınması gereken önlemler ve sağlık çalışanlarının bu konudaki sorumluluklarını dadetaylı şekilde değerlendiren Prof. Dr. Dağlı, konferansın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. SANKO Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve SHMYO Müdürü Prof. Dr. M.Metin Bayram ise cerrahi alan enfeksiyonlarının sağlık sistemi üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Prof. Dr. Bayram, "Elimizdeki bilimsel veriler, cerrahi alan enfeksiyonlarının hasta güvenliği, morbidite ve mortalite oranları ile sağlık hizmetlerinin maliyeti üzerinde ciddi ve çok yönlü bir etkiye sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu kapsamda, ameliyathane giriş çıkışları dahil olmak üzere tüm cerrahi süreçlerin, Enfeksiyon Kontrol Komiteleri tarafından belirlenen standartlara titizlikle uygun şekilde yürütülmesi büyük önem arz etmektedir" ifadelerini kullandı. Ameliyathanede güvenli cerrahi SANKO Üniversitesi Tıp FakültesiEnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı BaşkanıDoç. Dr. Mustafa Tanrıverdi de konferansa konuşmacı olarak katılarak "Asepsi ve Antisepsi İlkeleri" başlıklı sunum yaptı. Doç. Dr. Tanrıverdi, sağlık bakımı ile ilişkili enfeksiyonların önlenmesinde temel ilkelerin önemine vurgu yaptı. Asepsi ve antisepsi ilkelerinin önemine değinenDoç. Dr. Tanrıverdi,bu kurallara uyulduğu takdirde hastalık ve ölüm oranlarında belirgin bir azalma sağlanabileceğini söyledi. SANKO Üniversitesi SHMYO Ameliyathane Hizmetleri Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Melik ise "Cerrahi Alan Enfeksiyonları" başlıklı sunumu ile cerrahi alan enfeksiyonlarının hasta üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, "Cerrahi alan enfeksiyonları, ameliyat sonrası dönemde hasta güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden ve hastanede yatış süresini uzatan önemli komplikasyonlar arasında yer almaktadır" diye konuştu. Ayrıca, bu enfeksiyonların gelişim mekanizmaları ve risk faktörlerinin doğru anlaşılmasının önemine değinen Dr. Öğr. Üyesi Melik, ameliyathane ve anestezi teknikerlerinin sorumluluklarına dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Melik, öğrencilerde farkındalık oluşturmanın gerekliliğini dile getirerek, güvenli cerrahi uygulamalarının temel ilkelerinin eğitim sürecinde etkin şekilde aktarılması gerektiğini belirtti. SANKO Üniversitesi Hastanesi Sorumlu Uzm. Hemşiresi Songül Karakuzulu da "Ameliyathane Giriş-Çıkış Kuralları" başlıklı sunum ileameliyathane kurallarına uyumun hayati önem taşıdığını anlattı. Karakuzulu, "Güvenli cerrahinin sağlanmasında ameliyathane giriş ve çıkış kurallarına eksiksiz uyum büyük önem taşımaktadır. Enfeksiyon riskinin azaltılması, ancak bu kuralların tüm ekip tarafından bilinçle ve titizlikle uygulanmasıyla mümkün olacaktır" şeklinde konuştu.
50 yaş üstündeki erkekler düzenli üroloji muayenesine gitmeli
15 Eylül 2025 Pazartesi - 15:47 50 yaş üstündeki erkekler düzenli üroloji muayenesine gitmeli Erken evrelerde prostat kanserinin belirti vermediğine ve bu nedenle erken teşhisin önemine dikkat çeken Üroloji Uzmanı Dr. Yurdaer Kaynak 50 yaşın üstündeki erkeklere düzenli PSA testi ve üroloji muayenesi yaptırmasını önerdi. Dünyada her yıl milyonlarca erkeğe prostat kanseri tanısı konulduğunu belirten Acıbadem Eskişehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Yurdaer Kaynak "Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen kanserlerden biridir. Özellikle 50 yaş üstü erkeklerde risk artmaktadır. Ancak erken teşhis sayesinde hastalık büyük oranda tedavi edilebilmektedir" dedi. Prostat kanserinin başlangıçta genellikle belirti vermediğini vurgulayan Dr. Kaynak hastalık ilerledikçe idrar yapmada güçlük, sık idrara çıkma, gece uyanmaları, idrarda kan gibi işaretlerin ortaya çıkabileceğini; benzer belirtilerin başka prostat hastalıklarında da görülebileceği için doktor kontrolünün şart olduğunu söyledi. Risk grubunda yer alan kişilere dair "50 yaş üstü erkeklerde daha sık görülür. Baba veya erkek kardeşte prostat kanseri varsa risk artar. Yağlı besinlerden zengin, sebze ve liften fakir beslenme riski yükseltir. Genetik faktörler de önemli rol oynar" ifadelerini kullandı. "İhmal etmeyin, ‘Bana bir şey olmaz’ demeyin" Erken teşhisin hayat kurtardığının altını çizen Dr. Kaynak 50 yaşından itibaren tüm erkeklerin düzenli olarak PSA testi ve üroloji muayenesi yaptırmasını tavsiye etti. Ailesinde prostat kanseri olanlar için kontrollerin 45 yaşında hatta bazı durumlarda daha erken başlaması gerektiğini sözlerine ekledi. Erkeklerin çoğu zaman utanma, ihmal veya "bana bir şey olmaz" düşüncesiyle doktora gitmeyi ertelediğine değinen Dr. Kaynak "Erken teşhis ile yaşam süresi uzar. İleri evrelerde tedavi daha zor ve yıpratıcıdır. Sevdiklerimizle daha uzun ve kaliteli bir yaşam için kontroller hayati önem taşır. Erken tanı konan prostat kanseri tedavi edilebilir ve kişi sağlıklı yaşamına devam edebilir" diye konuştu. "Kişiye özel tedavi uygulanır" Prostat kanserinin kesin teşhisi için biyopsi yapıldığını belirten Dr. Kaynak tedavi yöntemleri hakkında da bilgi verdi. Tedavinin, hastalığın evresine, hastanın genel sağlık durumuna ve bireysel tercihlere bağlı olarak değişebileceğini vurgulayan Dr. Kaynak erken evrelerde aktif izlem, cerrahi müdahale ve radyoterapinin gündeme geldiğini; daha ileri evrelerde ise hormonal tedavi, kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin tercih edildiğini dile getirdi. Hastanın durumu ve hastalığın yayılım durumuna göre birden fazla tedavi yönteminin bir arada kullanılabileceğini söyledi. Gözlem ve takip olarak özetlenebilen aktif izlemin yavaş ilerleyen ve düşük riskli prostat kanseri vakalarında tercih edildiğini ve böylece gereksiz tedavilerden kaçınılabileceğini ifade eden Dr. Kaynak "Cerrahi işlem yani ‘radikal prostatektomi’ prostat bezinin ve çevresindeki dokuların cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Açık, laparoskopik veya robotik cerrahi yöntemlerle uygulanabilir. Kanser hücrelerini yok etmek için yüksek enerjili ışınların kullanıldığı radyoterapi yöntemi yine tedavi seçeneklerinden biridir. Kemoterapi ise ileri evre prostat kanseri hastalarında, kanser hücrelerini öldürmek veya büyümesini yavaşlatmak için değerlendirilir. Bu tedavi genellikle hormon tedavisine dirençli vakalarda tercih edilir" diye konuştu. "Testislerin cerrahi olarak çıkarılması da gündeme gelebilir" Testosteron hormonunun prostat kanseri üzerindeki etkisini azaltmak için ilaç veya testislerin cerrahi olarak çıkarılması (orşiektomi) yoluyla "Androjen Baskılama" yönteminin uygulandığını ifade eden Dr. Kaynak "Bunun yanısıra kanser hücrelerini spesifik olarak hedef alan ilaçlar kullanarak ‘hedefe yönelik tedavi’ seçilebilir. Ayrıca bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine karşı savaşmasını teşvik eden ilaçlarla da özellikle ileri evre hastalarda ‘immünoterapi’ denenebilir" dedi.
Kayseri’de tütünle mücadelede yeni dönem: ‘Mobil Sigara Bırakma Aracı’ hizmete başladı
15 Eylül 2025 Pazartesi - 15:15 Kayseri’de tütünle mücadelede yeni dönem: ‘Mobil Sigara Bırakma Aracı’ hizmete başladı Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü, tütün kullanımını azaltmak ve sağlıklı yaşamı teşvik etmek amacıyla yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. Türkiye genelinde başlatılan uygulama kapsamında, ’Mobil Sigara Bırakma Aracı’ Kayseri’de vatandaşların hizmetine sunuldu. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından belirlenen takvime göre şehrin işlek noktalarına konuşlanan mobil araçta, tütün bağımlılığı tedavisi konusunda eğitim almış hekimler ve sağlık personeli tarafından sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara birebir danışmanlık hizmeti veriliyor. "Sigara bırakmak için hiçbir zaman geç değil" Proje hakkında açıklamalarda bulunan İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, tütünün halk sağlığı açısından en önemli risk faktörlerinden biri olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Hizmete aldığımız mobil sigara bırakma aracımızla tütünle mücadelemizi sahaya taşıdık. Dileyen vatandaşlarımız aracımızı ziyaret ederek karbonmonoksit ölçümü yaptırabilir, bağımlılık testinden geçebilir ve hekimlerimizden birebir danışmanlık alabilirler. Amacımız, sigara bırakmak isteyen herkese ulaşmak. Unutulmamalıdır ki sigarayı bırakmak için hiçbir zaman geç değildir. Yaş ne olursa olsun bu zararlı alışkanlıktan kurtulmak mümkündür. Tüm vatandaşlarımızı, ister mobil aracımıza ister sigara bırakma polikliniklerimize gelerek bu süreçte destek almaya davet ediyorum" dedi. 7/24 ücretsiz destek Kayseri’de hizmete sunulan mobil aracın yanı sıra, Kayseri Şehir Hastanesi, Erciyes Üniversitesi, Melikgazi Sağlıklı Hayat Merkezi ve Servet Başkal Sağlıklı Hayat Merkezi’nde faaliyet gösteren Sigara Bırakma Poliklinikleri ile ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı üzerinden de 7 gün 24 saat ücretsiz destek sağlanmaya devam ediyor.
Medipol uzmanları prostat kanserini tüm yönleriyle ele aldı
15 Eylül 2025 Pazartesi - 15:09 Medipol uzmanları prostat kanserini tüm yönleriyle ele aldı Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasında yer alıyor. Erken tanıyla kontrol altına alınabilen bu hastalığa dikkat çekmek amacıyla Medipol Sağlık Grubu tarafından "Prostat Kanserine Karşı Ortak Akıl: Farkındalık Paneli" düzenlendi. 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü’nde düzenlenen panel kapsamında alanında uzman hekimler, prostat kanserini tüm yönleriyle ele aldı. Erkeklerde sık görülen prostat kanserine karşı toplumsal farkındalığı artırmak için Medipol Sağlık Grubu, 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında önemli bir panele ev sahipliği yaptı. "Prostat Kanserine Karşı Ortak Akıl: Farkındalık Paneli" başlıklı etkinlikte Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Rahim Horuz moderatörlüğünde; Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Erol, Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tansel Çakır, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Gül Alço, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Abdullah Sakin ve Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Soytaş güncel tanı, tedavi ve takip yöntemlerini masaya yatırdı. "Ortak akıl ile süreci yönetiyoruz" Panelin moderatörlüğünü üstlenen Horuz, prostat kanserinde bilinçlenmenin önemine dikkat çekerek, "Toplumumuzu prostat kanseri konusunda bilinçlendirmek çok önemli. Tanı ve tedavide multidisipliner bir yol izliyoruz. Ortak akıl ile süreci yönetiyoruz. Kişiye özgü geliştirilmiş tedavi yöntemleri uyguluyoruz. Tanı, tedavi ve takip süreçleri bu konuda büyük öneme sahip" dedi. Görüntülemede hedefe yönelik biyopsi Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Erol, görüntüleme teknolojilerinin tedavi planlamasına sağladığı katkıyı anlatarak, "Prostat kanseri çok değişik düzeyleri olan bir kanser. Görüntüleme sayesinde prostatı net şekilde inceleyebiliyor, tedaviyi belirleyecek odakları tespit edebiliyoruz. Böylece hedefe yönelik biyopsi yapılmasını sağlıyor, hastalığın nereye ve ne kadar yayıldığını görebiliyoruz" ifadelerini kullandı. Yapay zekâ destekli ışın tedavisi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Gül Alço, risk gruplarına göre tedavi planlamasına değinerek, "Prostat kanserini düşük, orta ve yüksek risk olarak sınıflandırıyoruz. Erken risk grubunu takip ederken, diğer gruplara uygun tedavi yöntemleri oluşturuyoruz. Burada ışın tedavisini de önerebiliyoruz. Yapay zekâ ile tedaviyi organın şekline uygun olarak planlıyor, güvenli bir şekilde uyguluyoruz" dedi. "Tedavi sonrası da hastayı bırakmıyoruz" Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tansel Çakır, evreleme sürecinin önemine dikkat çekerek, "Hastanın tüm vücudunu inceliyoruz. Prostat dışına çıkmış bir evre var mı bakıyoruz. Teknolojinin sunduğu tüm imkanlardan faydalanıyoruz. Tedavi sonrasında da hastayı bırakmıyor, takiplere devam ediyoruz" diye konuştu. "Tedavi seçenekleri oldukça geniş" Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Abdullah Sakin, prostat kanserinde kişiselleştirilmiş tedaviye dikkat çekerek, "Vücudumuz bir bütün, tümör de bu bütünün içinde hareket ediyor. Prostat kanserinde çok sayıda tedavi yöntemi ve ilaç mevcut. Tümör yükü fazla olan hastalarda farklı, az olanlarda farklı yaklaşımlar izliyoruz. Akıllı ilaçlar da önemli seçenekler arasında yer alıyor. Bu konuda elimizde çok fazla seçenek var. Diğer kanser türlerine göre şanlı olarak görülmektedir" şeklinde konuştu. "Her 8 erkekten biri bu hastalıkla karşılaşıyor" Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Soytaş ise prostat kanserinin risk faktörlerine değinerek şunları söyledi: "Prostat sadece erkeklerde bulunuyor. Bu bezlerin büyümesi kanseri tetikleyebiliyor. Başlıca risk faktörleri yaş ve genetik yatkınlık. Risk faktörü olmayan kişilerde bile 50 yaşından sonra kontrollerin yapılmasını öneriyoruz. Her 8 erkekten biri prostat kanserine yakalanıyor, bu oran oldukça yüksek. Bu nedenle düzenli kontrol hayati önem taşıyor." Prostat kanserinde erken tanının ve multidisipliner tedavinin önemine dikkat çekilen panelin sonunda katılımcı uzmanlara plaket takdim edildi.
Menteşe’nin 6 Mahallesine kesintisiz su
15 Eylül 2025 Pazartesi - 15:09 Menteşe’nin 6 Mahallesine kesintisiz su Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ ekipleri Menteşe İlçesinde su yetersizliği nedeniyle dönüşümlü su verilen 6 Mahalle için yaptığı çalışmalarla bu bölgelere kesintisiz su sağladı. Sandras su kaynağında yapılan iyileştirme ve yeni içme suyu hat çalışmaları ile bu bölgelere kalıcı olarak içme suyu sağlandı. İl genelinde içme suyu altyapısını güçlendirmek için çalışmalarına devam eden MUSKİ ekipleri son olarak Menteşe’de su yetersizliği nedeniyle dönüşümlü su verilen 6 mahalleyi kesintisiz içme suyuna kavuşturdu. Sandras kaynaklarında yapılan iyileştirme ve yeni içme suyu hat çalışmaları ile 6 mahalledeki dönüşümlü su uygulaması sona erdi. Sandras Dağı kaynaklarında iyileştirme Karacaören, Yörükoğlu, Muratlar, Gazeller, Taşlı ve Fadıl Mahallelerini besleyen Sandras Dağı Akçaalan ve Doruk kaynaklarında iyileştirme çalışmaları tamamlandı. Suyun toplandığı ve depolara aktarıldığı yerler olan kaptajlarda gerçekleştirilen çalışmalar işe yaradı. Çalışmalar kapsamında: 9 yeni su çıkış noktasına kaptaj imalatı, 4 yeni kaptaj çalışması, 2 km’lik içme suyu isale hattı yapımı, gerçekleştirilerek Ilıca kaynakları sisteme dahil edildi. Sisteme günlük 2 bin 500 kişiye yetebilecek miktarda su ilave edildi İçme suyu kaynaklarında yapılan iyileştirmelerle sisteme saniyede 8 lt ilave su kazandırıldı. Böylece 6 mahallede yaşanan su kesintilerinin önüne geçildi ve vatandaşlara daha güvenli su temini sağlandı. Sisteme yeni kazandırılan su miktarının ise günlük 2 bin 500 kişiye yetebilecek miktarda olduğu belirtildi. Projenin devamında ise 500 metrelik ana isale hattının yenilenmesi planlanıyor. Bu hattın da tamamlanmasıyla birlikte çalışmalar bütünüyle hayata geçirilmiş olacak. MUSKİ İkinci Bölge İşletme Daire Başkanlığı şefi Özcan Çınar, "Karacören Mahallesi Sandraz, Mevki, Doruk 1, Doruk 2 kaynakları, Akçalan kaynaklarında iyileştirme yapmak için bu alanda çalışma yapmaktayız. Çalışma kapsamında Karacören Mahallesi, Yörükoğlu, Gazeller, Muratlar, Taşlıca, Fadıl Mahalleleri bu çalışmamızdan faydalanacaktır. Faydalanan mahallelerde dönüşümlü su vermek zorunda kalıyorduk kaynaklardaki azlıktan dolayı. Şu anda altı mahallemize de kesintisiz su vermekteyiz. Çalışma kapsamında 10 kaptaş noktasında iyileştirme ve yeni kaynak ilaveleri yaptık. 8 litre saniye gibi bir debi sisteme dahil edildi. Önümüzdeki yıllarda bu mahallelerde su kesintisinin olmayacağını ümit ediyoruz"
"Ozonu yetkili yerlerde yaptırın"
15 Eylül 2025 Pazartesi - 14:40 "Ozonu yetkili yerlerde yaptırın" İdeal Tıp Merkezi GETAT ve Acil Sorumlu Hekimi Dr. Mehmet Kınacı, ozon tedavisinin denetlenen ve yetkili yerlerde yapılması gerektiğini söyleyerek, "Sıkıntılı olaylara bakınca denetimi olmayan, klinik görüntüsü verilmiş kaçak yerler görüyoruz" dedi. Suyun bile uygun dozlarda alınmadığında zehirlenme yapabileceğini söyleyen Dr. Mehmet Kınacı, "Biliyorsunuz ki bizim en temel gıdamız su. Literatürde su zehirlenmesi diye bir şey var. Suyu bile uygun dozlarda vermezseniz bize zarar verebilir. Dolayısıyla, ozon gibi doğal bir madde dahi olsa, uygun dozlarda olmaz ise tabii ki sıkıntı verebilir. Literatürdeki, geçmişteki sıkıntılı olaylara baktığımızda; hepsinin aslında denetimi olmayan, kaçak klinik görüntüsü verilmiş yerlerde yapıldığını görüyoruz. Dolayısıyla, Sağlık Bakanlığından özel yetki almış, bu konuda uzmanlaşmış ve bu konuda özel eğitim almış hekimler tarafından yapılan ozonda herhangi bir problem olmamaktadır" dedi. Kınacı, vatandaşların tedavilerini yetkili yerlerde yaptırması gerektiğini belirterek, "Burada özel ozon jeneratörleri dediğimiz cihazları kullanıyoruz. Uygun cihaz olması çok önemli. Kaçak yerlerde cihazlar uygun değil. Cihazlar kalibre edilmiyor, dolayısıyla da uygun dozların ayarlanması çok zor oluyor. Sağlık Bakanlığının yetkili kliniklerinde, bu belli aralıklarla bizim cihazlarımızın düzenli kalibrasyonu ve denetimi yapılır; dolayısıyla da sıkıntı çıkarma ihtimali olamaz. Halkımız ozon ve bütün tedavilerini lütfen Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş, o konunun uzmanları tarafından ve düzenli denetime tabi olan hastane ve kliniklerden tedavi alsınlar" ifadelerini kullandı.
Uzmanı uyardı: "Okul kaygısı ayrılık anksiyetesine dönüşmesin"
15 Eylül 2025 Pazartesi - 14:39 Uzmanı uyardı: "Okul kaygısı ayrılık anksiyetesine dönüşmesin" Okula başlama sürecinde yaşanan kaygı ve duygusal dalgalanmaların doğal olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Deniz Aykol Ünal, çocukların okula adaptasyonunu kolaylaştırmaları için ebeveynlere önerilerde bulundu. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Yeniboğaziçi’nden Uzman Klinik Psikolog Deniz Aykol Ünal, okula adaptasyon sürecinde ebeveynlerin dikkat etmesi gereken tutumlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Her çocuğun gelişim sürecinin birbirinden farklı ilerlediğini belirten Uzm. Klin. Psk. Deniz Aykol Ünal, "Çocukların gelişim hızları, olaylara verdikleri tepkiler ve duygusal süreçleri birbirinden farklı olabilir. Bazı çocuklar okula başlamadan önce motive ve mutlu hissederken, bazıları yoğun kaygı, korku ya da isteksizlik yaşayabilir. Kimi çocuklar okulun kapısında ebeveynine el sallayarak vedalaşırken, kimileri ayrılmakta zorlanabilir ve yoğun kaygı yaşayabilir" dedi. Bu nedenle çocukların okula başlamadan önce duygusal ve zihinsel olarak hazırlanması gerektiğini ifade eden Uzm. Klin. Psk. Deniz Aykol Ünal, "Hissettikleri kaygı ve korkunun normal olduğunun mutlaka anlatılması gerekir" diye konuştu. Çocukların düzeni ve güven duygusunu sevdiğini vurgulayan Uzm. Klin. Psk. Deniz Aykol Ünal, "Yeni bir deneyim, yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da kaygı oluşturabilir. Bu kaygıya zamanında ve doğru şekilde müdahale edilmezse, süreç ayrılık anksiyetesi bozukluğuna kadar ilerleyebilir" ifadelerini kullandı. Ebeveynlere altın öneriler Her şeyden önce ebeveynlerin; çocukla şeffaf, nazik ve sevecen bir iletişim kurması gerektiğini belirten Uzm. Klin. Psk. Deniz Aykol Ünal, "Okulun nasıl bir deneyim olacağı dürüstçe anlatılmalı; okul yalnızca ‘çok eğlenceli, harikalarla dolu bir yer’ olarak değil, gerçekçi bir şekilde tanıtılmalıdır" dedi. Çocuklara; okulda yeni arkadaşlar edinebileceği, yeni aktiviteler ve beceriler kazanabileceği, belirli kuralların olduğu, yemek saatlerine uyulması gerektiği, tuvalet için öğretmenden izin alınacağı, derslerde akademik bilgi edinileceği, oyun oynayacağı ve iletişim kurmaktan keyif alacağı arkadaşlarının olabileceği gibi bazen hoşlanmadığı arkadaşlarının da olabileceğinin anlatılması gerektiğini belirtti. "Okulu bir tehdit ya da korku unsuru olarak kullanmak büyük bir hatadır" ifadelerini kullanan Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Yeniboğaziçi Uzman Klinik Psikoloğu Deniz Aykol Ünal, "Böyle yaparsan öğretmenin kızar’ ya da ‘Arkadaşların seni sevmez’ gibi söylemlerden kesinlikle uzak durulmalıdır" dedi. Bu söylemler yerine, ebeveynin kendi olumlu okul anılarını paylaşmasının çocuğa pozitif bir bakış açısı kazandıracağını ifade eden Uzm. Klin. Psk. Deniz Aykol Ünal, bunun yanında keyifli bir okul alışverişi yapmanın ve malzemelerin seçiminde çocuğa söz hakkı vermenin de onun heyecanını artırabileceğine değindi. Ebeveynlerin, çocuğundan ayrıldığı ilk anı dramatize etmemesi gerektiğinin de altını çizen Uzm. Klin. Psk. Deniz Aykol Ünal, "Çocuğun büyüdüğünü görmek elbette duygusal bir süreçtir; ancak gözyaşları çocuğun bu durumu farklı yorumlamasına yol açabilir" ifadelerini kullandı. Uzm. Klin. Psk. Deniz Aykol Ünal, son olarak adaptasyon sürecinin uzun sürdüğü ve kaygının azalmadığı durumlarda, sürecin kronikleşmemesi için uzman desteği alınması gerektiğini vurguladı.
HPV aşısı olduktan sonra da düzenli kontroller aksatılmamalı
15 Eylül 2025 Pazartesi - 14:35 HPV aşısı olduktan sonra da düzenli kontroller aksatılmamalı HPV aşısının kansere karşı son derece etkili bir koruma sağladığını ancak kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Damla Sönmez Yalçınkaya, "Aşı, bilinen en yaygın ve riskli HPV tiplerine karşı yüksek oranda koruma sağlasa da virüsün tüm tiplerine karşı yüzde 100 koruma sağlamaz ve hâlihazırda var olan bir enfeksiyonu tedavi etmez. Bu yüzden rahim ağzı kanserini erken evrede tespit etmek için yapılan Smear testleri ve HPV taramaları, aşıdan bağımsız olarak her kadının yaşamının bir parçası olmaya devam etmelidir" dedi. Medical Park İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Damla Sönmez Yalçınkaya, HPV aşısının kansere karşı en güçlü koruyucu adımlardan biri olduğunu, ancak düzenli Smear ve HPV testlerinin mutlaka devam etmesi gerektiğini söyledi. "HPV kansere yol açabilir" Human Papillomavirus’un (HPV) dünyada hem kadın hem de erkeklerde en yaygın cinsel yolla bulaşan viral enfeksiyonlardan biri olduğunu dile getiren Op. Dr. Yalçınkaya, "Çoğu zaman herhangi bir belirti göstermese de, bazı HPV tipleri yalnızca genital siğillere sebep olurken bazı HPV tipleri rahim ağzı, anüs, ağız ve gırtlak gibi bölgelerde de kansere yol açabilir. Bu noktada HPV aşısının sunduğu koruma büyük önem kazanır" dedi. Aşının bağışıklık sistemini virüs proteini ile tanıştırarak gerçek bir enfeksiyon durumunda savunmaya hazır hale getirdiğini söyleyen Op. Dr. Yalçınkaya, "İçerdiği proteinler sayesinde bağışıklık sistemimiz HPV’yi bir tehdit olarak algılar ve ona karşı antikorlar üretir. Böylece virüse maruz kalındığında vücut onu etkisiz hale getirebilir ve enfeksiyonun ilerlemesini, dolayısıyla da kanser veya siğil gibi ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkmasını engelleyebilir" diye konuştu. "Aşı düzenli kontrollerin yerine geçmez" HPV aşısının kansere karşı son derece etkili bir koruma sağladığını ancak kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Yalçınkaya, "Aşı, bilinen en yaygın ve riskli HPV tiplerine karşı yüksek oranda koruma sağlasa da, virüsün tüm tiplerine karşı yüzde 100 koruma sağlamaz, hâlihazırda var olan bir enfeksiyonu tedavi etmez. Bu yüzden rahim ağzı kanserini erken evrede tespit etmek için yapılan Smear testleri ve HPV taramaları, aşıdan bağımsız olarak her kadının yaşamının bir parçası olmaya devam etmelidir" ifadelerini kullandı. "Erken teşhis hayat kurtarır" Smear testinin rahim ağzı hücrelerindeki anormal değişiklikleri ortaya çıkardığını aktaran Op. Dr. Yalçınkaya, "Bu hücreler henüz kanser aşamasına gelmeden yıllar önce tespit edilebilir ve tedavi edilebilir. HPV taraması ise yüksek riskli HPV tiplerinin varlığını doğrudan belirler. Bu iki testin kombinasyonu, potansiyel bir problemi henüz kanserleşme aşamasına gelmeden çok önce saptama ve müdahale etme imkânı sunar" şeklinde konuştu. Rahim ağzı kanserinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Op. Dr. Yalçınkaya, "Erken teşhis, tedavinin başarısında kritik bir rol oynar. HPV aşısı geleceğinizi koruyan güçlü bir kalkan görevi görürken, düzenli Smear ve HPV taramaları bu kalkanı tamamlayan hayati bir adımdır. Her iki koruma yöntemini de ihmal etmeyerek kendinize ve geleceğinize yatırım yapın" diyerek sözlerini tamamladı.