SAĞLIK
NEÜ Diş Hekimliği Fakültesinden uluslararası başarı 27 Nisan 2026 Pazartesi - 14:08:33 Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Diş Hekimliği Fakültesi, bilimsel etkinin önemli göstergelerinden biri olan Category Normalized Citation Impact (CNCI) değerini 1.51’e yükselterek dünya ortalamasının üzerine çıktı. Uluslararası alanda elde edilen bu önemli gelişmeden ötürü büyük bir memnuniyet ve gurur duyduklarını belirten NEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Rıza Tunçdemir, "Diş hekimliği alanında bilimsel etkinin en güvenilir göstergelerinden biri olarak kabul edilen Category Normalized Citation Impact (CNCI) değerimizin 1.51 düzeyine ulaşması, fakültemizin dünya ortalamasının belirgin ve anlamlı biçimde üzerinde bir akademik etki ürettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu sonuç, yalnızca yayın sayısındaki artışı değil; üretilen bilginin uluslararası literatürde karşılık bulduğunu, atıf aldığını ve bilimsel tartışmalara yön verdiğini göstermektedir. Ortaya konan bu başarı; güçlü akademik kadromuzun sistematik ve nitelik odaklı çalışmaları, disiplinlerarası araştırma yaklaşımımız ve uluslararası düzeyde görünürlüğü yüksek yayın politikamızın somut bir çıktısıdır. Fakültemiz, diş hekimliği alanında yalnızca bilgi üreten değil, ürettiği bilginin etkisiyle öne çıkan ve referans alınan bir araştırma ortamı olma yolunda istikrarlı biçimde ilerlemektedir" dedi. Türkiye’nin diş hekimliği alanında, uluslararası mecrada önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Dekan Tunçdemir sözlerini şöyle sürdürdü: "Elde edilen bu düzey, Türkiye’nin diş hekimliği alanındaki bilimsel üretim ve etki kapasitesinin uluslararası ortalamaların üzerinde konumlandığını güçlü bir şekilde teyit etmektedir. Bu başarıyı sürdürülebilir kılmak ve daha ileri taşımak amacıyla, bilimsel mükemmeliyet, yenilikçilik ve uluslararası iş birlikleri ekseninde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz."
27 Nisan 2026 Pazartesi - 13:48 Diz protezi her zaman kalıcı mı? Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Murat Altıntaş, revizyon diz protezinin hangi durumlarda uygulandığını ve ameliyat sürecinin nasıl ilerlediğini anlattı. Balıkesir, 27.04.2026 - "Diz protezinde zaman içinde oluşabilecek enfeksiyon, gevşeme veya dengesizlik gibi durumlar ikinci bir ameliyatı gerekli kılabilir" diyen Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Murat Altıntaş, revizyon diz protezi hakkında açıklamalarda bulundu. Revizyon diz protezi nedir? Revizyon diz protezinin, daha önce diz protezi ameliyatı olan hastalarda yapılan protez değiştirme ameliyatı olduğunu belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, bazı durumlarda eklemdeki protezin yalnızca bir parçasının değiştirilmesinin yeterli olabildiğini ifade etti. Ancak bazı hastalarda tüm protez parçalarının tamamen değiştirilmesi gerekebildiğini belirten Altıntaş, bu ameliyatın ayrıntılı bir ameliyat öncesi planlama gerektirdiğini söyledi. Revizyon ameliyatlarında özel protez setleri ve malzemeleri kullanıldığını vurgulayan Altıntaş, bu operasyonların aynı zamanda tecrübe gerektirdiğini ve iyileşme süresinin diğer diz protezi ameliyatlarına göre daha uzun olabildiğini ifade etti. Diz protezlerinin uzun yıllar sorunsuz kullanılabildiğini de belirten Altıntaş, diz protezi yapılan hastaların yaklaşık yüzde 90’ının protezlerini ortalama 20 yıl boyunca problem yaşamadan kullanabildiğini söyledi. Revizyon ameliyatı neden yapılır? Revizyon diz protezi ameliyatının en sık nedenlerinden birinin enfeksiyon olduğunu belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, diz protezi ameliyatlarından sonra enfeksiyon riskinin yüzde 1’den az olduğunu ancak gelişmesi durumunda hastalarda dizde ağrı, şişlik, kızarıklık, ısı artışı ve bazen akıntı gibi şikayetlerin görülebildiğini dile getirdi. Dizde boşluk ve dengesizlik oluşmasının da revizyon ameliyatı gerektirebilen durumlar arasında yer aldığını belirten Altıntaş, ayakta dururken, dizi hareket ettirirken veya yürürken gerekli bağ dengesi bozulduğunda dizin işlevselliğinin de bozulabileceğini ifade etti. Bunun yanında, dizde sertlik oluşmasının da revizyon ameliyatını gerektirebileceğini belirten Altıntaş, geniş kas dokusu veya dizdeki protez bileşenlerinin konumunun hareket açıklığını engelleyebildiğini söyledi. Ayrıca zaman içinde protez parçalarında aşınma ve gevşeme görülebileceğini ifade eden Altıntaş, protez çevresinde oluşan kırıkların da revizyon ameliyatı gerektirebilen nedenler arasında yer aldığını belirtti. Ameliyat nasıl yapılır? Revizyon diz protezi ameliyatının önceki diz ameliyatındaki yara izinin bulunduğu bölgeden ekleme ulaşılarak yapıldığını belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, ameliyat sırasında enfeksiyon olup olmadığının tekrar değerlendirildiğini ifade etti. Protezin hangi parçalarının yıprandığı, gevşediği veya yerinden çıktığını belirlemek için protezin metal ve plastik parçalarının detaylı şekilde incelendiğini söyledi. Kemiği korumak amacıyla protez parçalarının dikkatli bir şekilde çıkarıldığını ifade eden Altıntaş, daha önce çimento kullanılmışsa çimento artıklarının temizlendiğini belirtti. Revizyon protezi için kemik yüzeylerinin hazırlandığını kaydeden Altıntaş, önemli kemik kaybı bulunan durumlarda protezin ana bileşenlerine metal takviyeli bloklar eklenebildiğini dile getirdi. Diz protezi implantının çimentolu olarak kemiğe yerleştirildiğini ve tutunmasının sağlandığını belirten Altıntaş, ameliyatın sonunda eklem içinde birikebilecek kan ve sıvının boşaltılması için dren yerleştirildiğini, ardından eklem kapsülünün onarıldığını sözlerine ekledi.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 13:43 Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar: "Nefesinizin çığlığını duyun" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar, kronik solunum sorunu olan bireylerin, egzersiz, eğitim ve yaşam tarzı düzenlemelerini içeren çok yönlü bir tedavi yaklaşımı olan pulmoner rehabilitasyonla hayat kalitelerini artırabileceğini kaydetti. Pulmoner rehabilitasyonun, özellikle Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), Astım, Akciğer Fibrozu ve uzun süreli solunum problemleri yaşayan kişilerde önemli katkılar sağladığını belirten BURTOM Biyofiz Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar, nefes darlığı yaşayan bireylerin zamanla fiziksel aktivitelerden uzaklaşabildiğini, bu durumun kas gücünün azalmasına ve dayanıklılığın düşmesine yol açarak solunum sorunlarının daha belirgin hale gelmesine sebep olabildiğine dikkati çekti. Uzm. Dr. Akpınar, "Pulmoner rehabilitasyon programları bireyin hem fiziksel kapasitesini hem de psikolojik dayanıklılığını desteklemeyi amaçlar" dedi. Pulmoner rehabilitasyonun yalnızca solunum egzersizlerinden oluşmadığını, program kapsamında kişiye özel egzersiz planları, solunum teknikleri, hastalık hakkında eğitim, doğru ilaç kullanımı ve günlük hayat aktivitelerini kolaylaştırmaya yönelik önerilerin de yer aldığını dile getiren Akpınar, şunları kaydetti; "Bu bütüncül yaklaşım sayesinde nefes darlığının azaltılması, fiziksel dayanıklılığın artırılması ve bireyin günlük yaşamda daha bağımsız hareket edebilmesi hedeflenir. Düzenli olarak uygulanan rehabilitasyon programlarının egzersiz kapasitesini artırdığı, hastaneye yatış oranlarını azalttığı ve genel yaşam kalitesini yükselttiği bilinmektedir." Uzm. Dr. Merve Dede Akpınar, solunum hastalıklarında erken değerlendirme ve tedavi sürecine zamanında başlanmasının önemini vurguladı. Nefes darlığı, çabuk yorulma, merdiven çıkarken zorlanma veya uzun süre devam eden öksürük gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunan Akpınar, "Bu tür şikâyetler çoğu zaman yaşa ya da sigara kullanımına bağlanarak göz ardı edilebilmektedir. Oysa erken dönemde başlanan pulmoner rehabilitasyon programları hastalığın etkilerini azaltmada önemli rol oynayabilir" diye konuştu. Akciğer sağlığını korumak ve solunum kapasitesini desteklemek için ise Akpınar, şu önerilerde bulundu; "Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulmalı. Düzenli fiziksel aktivite yapılmalı. Temiz hava ortamlarında yürüyüş ve nefes egzersizleri uygulanmalı. Solunum hastalıkları olan bireyler düzenli doktor kontrolü yaptırmalı. Gerektiğinde pulmoner rehabilitasyon programlarına iştirak edilmesi. Doğru egzersizler, eğitim ve düzenli takip ile solunum hastalığı olan bireylerin daha aktif ve bağımsız bir yaşam sürmesi mümkündür."
Kastamonu’da, Rusya’dan gelen polen tespit edildi: Polen alerjisi olanları ağustos ve eylül aylarında etkiliyor
26 Ağustos 2025 Salı - 12:12 Kastamonu’da, Rusya’dan gelen polen tespit edildi: Polen alerjisi olanları ağustos ve eylül aylarında etkiliyor Kastamonu Üniversitesi tarafından yaklaşık 3 yıldır yürütülen çalışma neticesinde, Rusya üzerinden gelen ambrosia poleni tespit edildi. Polen alerjisi olan kişilerde, ağustos ve eylül aylarında öksürük, burun akıntısı, gözde yanma, kızarıklık gibi etkilere sebep olabildiği belirtildi. Ormancılık ve tabiat turizmi alanında ihtisaslaşan Kastamonu Üniversitesi tarafından yapılan polen araştırmasında, Rusya üzerinden gelen ambrosia poleni tespit edildi. 2022 yılında Kastamonu Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı ve Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Talip Çeter’in yürütücülüğünde, doktora öğrencileri Oktay Bıyıklıoğlu, Serhat Karabıçak ve yüksek lisans öğrencisi Derya Keleşoğlu tarafından hazırlanan proje çerçevesinde, Kastamonu’nun İnebolu ilçesine cihaz yerleştirildi. 2022 yılında İnebolu Meslek Yüksekokulu’nun çatısına yerleştirilen cihaz sayesinde atmosferdeki polenler tespit edildi. Türkiye’de ilk kez otomatik polen sayım cihazının kullanıldığı çalışmada Kastamonu atmosferindeki polen ve spor çeşitliliği ve yoğunluğu neredeyse anlık olarak tespit edilmeye başlandı. Yürütülen çalışma neticesinde, Rusya üzerinden Türkiye’ye giriş yaptığı tespit edilen ambrosia poleni tespit edildi. Havada uçan ve insanlarda alerji semptomlarına neden olan küçük parçacıklardan oluşan polenin; öksürük, burun akıntısı ve boğazda kaşıntı gibi etkilere sebep olduğu belirtildi. "Ağustos ve eylül aylarında öksürük, burun akıntısı, kızarıklık gibi etkenlerin ambrosia poleninden kaynaklı olduğunu düşünüyoruz" Yapılan çalışmayla ilgili bilgi veren Kastamonu Üniversitesi Fen Fakültesi Palinoloji Araştırma Grubu doktora öğrencisi Serhat Karabıcak, "Cihaz içerisinde bant var ve yapışkan bir yapısı var. Atmosferdeki spor ve polenleri bu şekilde yakalıyoruz. Bunların içerisinde Rusya tarafından gelen bir polen var. Ambrosia poleni diyoruz. Ülkemizde çok yaygın değil. Bir tek Düzce tarafında tanımlama yapılmış ama Kastamonu’ya yaklaşık 200 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Belli dönemlerde özellikle ağustos ve eylül aylarında öksürük, burun akıntısı, gözde yanma, kızarıklık gibi etkenlere neden oluyor. Bundan dolayı da bunun ambrosia poleninden kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Bu poleni de üniversitemize kurduğumuz bu cihazlar sayesinde tespit ettik. Şimdi de İnebolu’ya gelip cihazın değişimini ve bakımlarını yaptık ve yeni haftaya hazır hale geldi" dedi. "Avrupa’da çok araştırılan fakat Kastamonu’da kaydı yaygın olmayan ambrosia polenini tespit ettik" Ambrosia poleninin Avrupa’da çok fazla araştırılmasının yapıldığını ve Kastamonu’da da şu ana kadar bir kaydının olmadığını söyleyen Karabıçak, "Atmosferde özellikle ağustos ve eylül aylarında dominant bir şekilde bu polene rastlamaktayız. Bunun da giriş kapısı olarak Kastamonu’nun İnebolu ilçesi gözükmektedir. Bu polenler özellikle Rusya tarafından, Kırım gibi yerlerden geliyor. Bu bölgelerde bu bitki aşırı derecede yaygın bir şekilde bulunmaktadır ve istilacı bir tür olarak geçmektedir. Özellikle bu istilacı türün polenleri de insanlar için alerjik bir seviyeye çıkartmaktadır. Bizler de bunların takibini gerçekleştiriyoruz. Bizim temel amacımız atmosferdeki tozlaşma dediğimiz mevsimini ortaya çıkartmaktır. Özellikle nisan, mayıs ve haziran dönemlerinde aşırı bir polen salımı olmaktadır. Bitkiler tarafından ve bu polen çeşitliliğinin hangi bitkiden geldiğini, hangi saatlerde bu bitkilerin dominant olarak ortaya çıktığını bu cihaz sayesinde tespit etmekteyiz" diye konuştu. Elde edilen verileri laboratuvar ortamında inceleyip doğruluğunu ölçtükten sonra web sitesinde ücretsiz şekilde yayınladıklarını söyleyen Karabıçak, "Laboratuvarımızda da cihazımızdan aldığımız numunelerle tanımlama yaparak doğruluk payını ölçüyoruz. Laboratuvarımızda mikroskopta polenleri inceliyoruz. Otomatik sayım cihazımızdan aldığımız ve doğruluk payını ölçtüğümüz polenlerle ilgili verileri de son olarak üniversitemizin web sitesinde halka açık olan kısmında yayınlıyoruz. Web sitemizde görüldüğü üzere ağaç, çimen, küf ve ot ya da çalı polenlerini görebiliyoruz. Bu veriler ayrıca saatlik olarak güncelleniyor" şeklinde konuştu.
Kastamonu’da Rusya’dan gelen polen tespit edildi: Polen alerjisi olanları ağustos-eylül aylarında etkiliyor
26 Ağustos 2025 Salı - 12:06 Kastamonu’da Rusya’dan gelen polen tespit edildi: Polen alerjisi olanları ağustos-eylül aylarında etkiliyor Kastamonu Üniversitesi tarafından yaklaşık 3 yıldır yürütülen çalışma neticesinde, Rusya üzerinden gelen ambrosia poleni tespit edildi. Polenin alerjisi olan kişilerde, ağustos-eylül aylarında öksürük, burun akıntısı, gözde yanma, kızarıklık gibi etkilere sebep olabildiği belirtildi. Ormancılık ve tabiat turizmi alanında ihtisaslaşan Kastamonu Üniversitesi tarafından yapılan polen araştırmasında, Rusya üzerinden gelen ambrosia poleni tespit edildi. B2022 yılında Kastamonu Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı ve Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Talip Çeter’in yürütücülüğünde doktora öğrencileri Oktay Bıyıklıoğlu, Serhat Karabıçak ve yüksek lisans öğrencisi Derya Keleşoğlu tarafından hazırlanan proje çerçevesinde, Kastamonu’nun İnebolu ilçesine cihaz yerleştirildi. 2022 yılında İnebolu Meslek Yüksekokulu’nun çatısına yerleştirilen cihaz sayesinde atmosferdeki polenler tespit edildi. Türkiye’de ilk kez otomatik polen sayım cihazının kullanıldığı çalışmada Kastamonu atmosferindeki polen ve spor çeşitliliği ve yoğunluğu neredeyse anlık olarak tespit edilmeye başlandı. Yürütülen çalışma neticesinde, Rusya üzerinden Türkiye’ye giriş yaptığı tespit edilen ambrosia poleni tespit edildi. Havada uçan ve insanlarda alerji semptomlarına neden olan küçük parçacıklardan oluşan polenin öksürük, burun akıntısı ve boğazda kaşıntı gibi etkilere sebep olduğu belirtildi. "Ağustos ve Eylül aylarında öksürük, burun akıntısı, kızarıklık gibi etkenlerin ambrosia poleninden kaynaklı olduğunu düşünüyoruz" Yapılan çalışmayla ilgili bilgi veren Kastamonu Üniversitesi Fen Fakültesi Palinoloji Araştırma Grubu doktora öğrencisi Serhat Karabıcak, "Cihaz içerisinde bant var ve yapışkan bir yapısı var. Atmosferdeki spor ve polenleri bu şekilde yakalıyoruz. Bunların içerisinde Rusya tarafından gelen bir polen var. Ambrosia poleni diyoruz. Ülkemizde çok yaygın değil. Bir tek Düzce tarafında tanımlama yapılmış ama Kastamonu’ya yaklaşık 200 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Belli dönemlerde özellikle Ağustos ve Eylül aylarında öksürük, burun akıntısı, gözde yanma, kızarıklık gibi etkenlere neden oluyor. Bundan dolayı da bunun ambrosia poleninden kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Bu poleni de üniversitemize kurduğumuz bu cihazlar sayesinde tespit ettik. Şimdi de İnebolu’ya gelip cihazın değişimini ve bakımlarını yaptık ve yeni haftaya hazır hale geldi" dedi "Avrupa’da çok araştırılan fakat Kastamonu’da kaydı yaygın olmayan ambrosia polenini tespit ettik" Ambrosia poleninin Avrupa’da çok fazla araştırılmasının yapıldığını ve Kastamonu’da da şu ana kadar bir kaydının olmadığını söyleyen Karabıçak, "Atmosferde özellikle Ağustos ve Eylül aylarında dominant bir şekilde bu polene rastlamaktayız. Bunun da giriş kapısı olarak Kastamonu’nun İnebolu ilçesi gözükmektedir. Bu polenler özellikle Rusya tarafından, Kırım gibi yerlerden geliyor. Bu bölgelerde bu bitki aşırı derecede yaygın bir şekilde bulunmaktadır ve istilacı bir tür olarak geçmektedir. Özellikle bu istilacı türün polenleri de insanlar için alerjik bir seviyeye çıkartmaktadır. Bizlerde bunların takibini gerçekleştiriyoruz. Bizim temel amacımız atmosferdeki tozlaşma dediğimiz mevsimini ortaya çıkartmaktır. Özellikle Nisan, Mayıs ve Haziran dönemlerinde aşırı bir polen salımı olmaktadır bitkiler tarafından ve bu polen çeşitliliğinin hangi bitkiden geldiğini, hangi saatlerde bu bitkilerin dominant olarak ortaya çıktığını biz, bu cihaz sayesinde tespit etmekteyiz" diye konuştu. Elde edilen verileri laboratuvar ortamında inceleyip doğruluğunu ölçtükten sonra web sitesinde ücretsiz şekilde yayınladıklarını söyleyen Karabıçak, "Laboratuvarımızda da cihazımızdan aldığımız numunelerle tanımlama yaparak doğruluk payını ölçüyoruz. Laboratuvarımızda mikroskopta polenleri inceliyoruz. Otomatik sayım cihazımızdan aldığımız ve doğruluk payını ölçtüğümüz polenlerle ilgili verileri de son olarak üniversitemizin web sitesinde halka açık olan kısmında yayınlıyoruz. Web sitemizde görüldüğü üzere ağaç, çimen, küf ve ot ya da çalı polenlerini görebiliyoruz. Bu veriler ayrıca saatlik olarak güncelleniyor" şeklinde konuştu.
Uzmanı açıkladı: "Biorezonans ile alerji semptomlarını hafifletmek mümkün"
26 Ağustos 2025 Salı - 11:55 Uzmanı açıkladı: "Biorezonans ile alerji semptomlarını hafifletmek mümkün" Biorezonansın sağlık sorunlarını teşhis ve tedavi etmede önemli bir alternatif olduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Doğan, "Bu yöntem, vücudun elektromanyetik dalga frekanslarını kullanarak enerji dengesini ölçer ve hastalıkların kökenine inmeyi hedefler. Özellikle alerjiler, polen, toz ve gıda alerjileri gibi durumların hafifletilmesine yardımcı olur" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Doğan, biorezonansın sağlık üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. "Yenilikçi bir yaklaşımdır" Biorezonansın tanımını yapan Dr. Öğr. Üyesi Doğan, "Biorezonans, vücudun doğal enerji sistemini kullanarak sağlık sorunlarının iyileştirilmesine yönelik yenilikçi bir yaklaşımdır. Genellikle ağrısız bir süreçtir ve vücuda zarar vermeden uygulanır. Bu yöntem, kişinin enerji alanındaki dengesizlikleri tespit eder ve bu dengesizlikleri düzeltmeyi amaçlar" şeklinde konuştu. "Biorezonans vücudun savunma mekanizmasını güçlendiriyor" Biorezonansın çeşitli sağlık sorunlarının yönetiminde etkili olabildiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Doğan, "Özellikle alerjiler, polen, toz ve gıda alerjileri gibi durumların hafifletilmesine yardımcı olur. Ayrıca, cilt rahatsızlıkları, egzama ve sedef hastalığı gibi sorunların semptomlarını azaltma potansiyeline sahiptir. Sigara, alkol ve yeme bağımlılığı gibi davranışsal sorunların üstesinden gelmede de destek sunar. Bunların yanı sıra, metabolizmayı dengeleyerek kilo verme sürecine katkıda bulunabilir; vücudun savunma mekanizmasını güçlendirir ve stresle ilişkili sağlık sorunlarını hafifletir" ifadelerini kullandı. Tedavi süreci Tedavi sürecinden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Doğan, "Biorezonans tedavisi, hastaların cildine yerleştirilen özel elektrotlarla başlar. Bu elektrotlar, kişinin enerji alanını detaylı bir şekilde inceler. Dengesiz enerji frekansları tespit edildikten sonra, uyumlu hale getirilen frekanslar hastaya geri iletilir. Bu işlem, enerji akışındaki bozuklukları düzeltmeye yardımcı olur" dedi.
MS, atak dışında 5 ayrı rahatsızlığa da neden olabiliyor
26 Ağustos 2025 Salı - 11:51 MS, atak dışında 5 ayrı rahatsızlığa da neden olabiliyor Nöroloji Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, MS’de ataklar dışında ortaya çıkan rahatsızlıklar hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Multiple Skleroz’un (MS), sinirlerin koruyucu kılıfının bozulmasına neden olan bir hastalık olduğunu belirten Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, "Multiple Skleroz uyuşukluğa, güçsüzlüğe, yürüme zorluğuna, görme değişikliklerine ve ataklar dışında bazı semptomlara da neden olabilir. Bunlar hastaların günlük yaşam kalitesini bozabilmektedir. Bu nedenle hastalar tarafından sıkça tanımlanan bu şikayetlerin, iyi yönetilmesi hastaların günlük konforunu artırmaktadır" dedi. "MS’de görülen şikayetler yönetilebilir" MS semptomlarının kişiye, sinir sistemindeki hasarın yerine ve sinir liflerindeki hasarın ne kadar kötü olduğuna bağlı olduğuna işaret eden Çakmak, "Bazı kişiler kendi başlarına yürüme veya hareket etme yeteneğini kaybeder. Diğerleri ise remisyon adı verilen yeni semptomlar olmadan ataklar arasında uzun dönemler yaşayabilir. Hastalığın seyri MS türüne bağlı olarak değişir. MS’de tedavi ataklardan iyileşmeyi hızlandırmaya, hastalığın seyrini değiştirmeye ve semptomları yönetmeyi amaçlar" ifadelerine yer verdi. "Yorgunluk, depresyon, migren uyku ve idrar problemleri" MS ataklar dışında, yorgunluk, depresyon, uyku ve idrar problemleri ile migren gibi rahatsızlıklara neden olabileceğini de kaydeden Çakmak, şunları söyledi: "Hastalar gün içinde aktivitelerin yapılmasını engelleyen fiziksel veya mental enerji kaybından bahseder. Sabah uyandıklarında bile yorgunluk olduğunu belirtmektedir. Gün ortasında daha belirgin hale gelen yorgunluk, artan stres ve ısı artışı ile kötüleşir. Yorgunluk MS hastalarında sıkça görülse de, karışabilecek diğer ayırıcı tanılar açısından da dikkatli olunmalıdır. Örneğin enfeksiyon varlığı, ilaç yan etkileri (interferonlar, benzodiazepinler, bazı antidepresan ilaçlar), anemi, hipotiroidi, depresyon gibi yorgunluğa neden olabilecek diğer hastalıklar akılda bulundurulmalı ve araştırılmalıdır. Tedavide öncelikle günlük yaşam tarzı düzenlenmelidir. Sağlıklı beslenme kurallarına uyulmalı ve düzenli günlük 7-8 saat uyumaya özen gösterilmelidir. Ayrıca alkol ve sigara gibi yorgunluğu artırabilecek alışkanlıklar bırakılmalıdır. Fizik tedavi, kas kuvvetinin artırılması ile yorgunluğun daha az hissedilmesinde çok yararlı olmaktadır. Medikal tedavide ise modafinil, amantadin, metilfenidat ve bazı antidepresanlar kullanılabilir. MS hastalarında en sık görülen nöropsikiatrik belirti depresyondur. Daha az sıklıkta da olsa anksiyete, panik bozukluk, bipolar bozukluk, psikoz da görülebilir. Dikkat, konsantrasyon güçlüğü, hafıza ve öğrenmenin etkilendiği kognitif fonksiyon bozuklukları da sıkça görülen durumlardandır. Eşlik eden psikiyatrik semptomların erken tanı ve tedavisi, hem yaşam kalitesi hem de tedaviye uyum açısından çok önemlidir. İyi bir psikiyatrik değerlendirme, farmakolojik tedavilerin yanı sıra psikoterapi, davranışsal terapiler de tedavide etkin olarak kullanılabilir." "İdrar ile ilişkili problemler MS hastalarında sıkça görülmektedir" Çakmak sözlerini şöyle sürdürdü: "Uyku problemleri, MS hastalarında yaşam kalitesini ciddi etkileyen ve sıklıkla karşılaşılan sorunlardandır. Kötü uyku kalitesi; yaşam kalitesi ve hastaların sağlığı üzerine olumsuz etkilerde bulunabilir. Hastalık seyrinde en sık görülen yorgunluk ve kognitif bozukluklar da sıklıkla uyku bozuklukları ile ilişkilidir. Uyku kalitesi iyi olan MS hastalarında fiziksel aktivite seviyelerinin ve yürüme kapasitesinin yüksek olduğu bilinmektedir. Uykuya dalma süresinin uzadığı, uyku süresinde sık bölünmelerin yaşandığı, 6-8 saat uyunması halde gündüz uykulu halin olması ve artan yorgunluk durumlarında mutlaka doktora başvurulmalıdır. Bu nedenle uyku hijyeni eğitimi, uyku düzenini bozan nokturi gibi ek semptomların tedavisi ya da uygun farmakolojik tedaviler hastalığın seyrini değiştirebilir. İdrar ile ilişkili problemler MS hastalarında sıkça görülmektedir. Acil idrar yapma isteği, idrar kaçırma, mesaneyi tam boşaltamama, sık idrara çıkma en sık rastlanan belirtilerdendir. İdrar ile ilişkili problemler tedavi edilmediği sürece hastanın günlük yaşam kalitesini ve aktivitelerini bozabilir. Bu nedenle hastalarda ürolojik değerlendirme, böbrek fonksiyonlarının takibi ve değerlendirme sonrasında probleme yönelik öneriler sunulması gerekir." MS hastalarında baş ağrısı sıklığının arttığının bilindiğini kaydeden Çakmak, "Özellikle de migren ve gerilim tipi baş ağrıları MS hastalarında artış göstermektedir. Migren ve MS birlikteliğinin nedeni tam aydınlatılamamış olsa da, iki hastalık grubunda benzer demografik veriler (cinsiyet, yaş grubu, hormonal durum, psikolojik özellikler) görülmektedir. Ayrıca MS hastalarının tedavisinde kullanılan bazı ilaçların da baş ağrısı sıklığını artırdığı bilinmektedir. Bu nedenle artan ya da yeni ortaya çıkan baş ağrısı durumlarında, yakın takip ve kontroller yapılarak, atak ya da koruyucu tedaviler uygulanabilir" ifadelerine yer verdi.
Gaziantep’te yapay kalp cihazı ile anjiyo hayat kurtardı
26 Ağustos 2025 Salı - 11:36 Gaziantep’te yapay kalp cihazı ile anjiyo hayat kurtardı Gaziantep’te farklı bir merkezde geçirdiği kalp krizi sonrası kalbi besleyen 4 ana damarının tamamen tıkalı olduğu tespit edilen hasta, bypass cerrahisinin riskli olması nedeniyle Liv Hospital Gaziantep’e sevk edildi. Hasta burada nadir rastlanan bir operasyonla, ’yapay kalp cihazı’ desteğiyle anjiyo yapılarak hayata tutundu. Gaziantep’te kalp krizi geçiren 42 yaşındaki Kadir Göçer’e farklı bir merkezde yapılan anjiyografide, hastanın kalbini besleyen 4 ana damarının tamamen tıkalı olduğu görüldü. Yapılan tetkiklerde, hastanın mevcut tablosuna eşlik eden kardiyojenik şokun, kalbin vücuda yeterli kan pompalayamamasına neden olduğu ve hayati risk doğurduğu ortaya çıktı. Bu nedenle, hastaya klasik tedavi seçeneği olan bypass cerrahisi uygulanamadı. Çünkü şokta olan hastalarda kalp ameliyatı yüksek ölüm riski taşıyordu. Bunun üzerine Göçer, acilen Liv Hospital Gaziantep’e yönlendirildi. "Yapay kalp cihazı ile hayat kurtaran müdahale" Liv Hospital Gaziantep’te hastaya Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Musa Çakıcı ve ekibi tarafından ileri teknoloji kullanılarak kritik bir müdahale gerçekleştirildi. Hastaya ECMO (geçici yapay kalp) takıldı. Bu cihaz, kalp ve akciğer görevini üstlenerek hastanın hayati fonksiyonlarını geçici olarak sürdürmesini sağladı. ECMO desteği altında gerçekleştirilen anjiyografik girişimde, Göçer’in tıkalı 4 damarı da açıldı. "Risk çok yüksekti" Operasyonu yöneten ekibin lideri Çakıcı, "Kalp krizi sonrası 4 damarında tam tıkanıklık olan bir hastayla karşı karşıyaydık. Bu kadar yaygın damar hastalığına, kardiyojenik şok tablosu eklenince risk çok yüksekti. Geçici yapay kalp desteği sağlayan ECMO cihazı sayesinde kalbi destek altına alarak anjiyografik müdahaleyi güvenle gerçekleştirebildik. Bir hafta süren takibin ardından hastamızı sağlıklı bir şekilde taburcu etmenin mutluluğunu yaşıyoruz" diye konuştu.
Ağız içinden mukozal yama alınarak idrar kanalı darlığını genişletme ameliyatı yapıldı
26 Ağustos 2025 Salı - 11:35 Ağız içinden mukozal yama alınarak idrar kanalı darlığını genişletme ameliyatı yapıldı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Polikliniği ekibi, 7’den fazla kapalı endoskopik işlem gören hastaya, ağız içinden mukozal yama alarak idrar kanalı darlığını genişletme ameliyatı yaptı. Uzun zamandır idrar yapmada zorluk şikayetiyle tedavi gören 62 yaşındaki İsmail K. şifayı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde buldu. Birçok doktora gitmesine ve çeşitli tedaviler görmesine rağmen rahatsızlığına bir türlü çözüm bulamadı. Hasta idrar kanalı darlığına yönelik defalarca kapalı kanal açılması ameliyatları olmasına rağmen darlıkları sürekli tekrarladığından, Üroloji Polikliniğine idrar yapma zorluk, sık sık idrara çıkma ve çatallı işeme şikayetleri ile başvurdu. "Bu kapalı ameliyatların hiçbirisinden bir fayda görememiş" Hastanın öyküsünde daha önceden 7’den fazla kapalı endoskopik ameliyat olduğunu öğrendiklerini belirten Doç. Dr. Ramazan Topaktaş "Bu kapalı ameliyatların hiçbirisinden bir fayda görememiş. Tekrar aynı şikayetler ile bize başvurdu. Yaptığımız radyolojik ve endoskopik tetkiklerde ve ayrıca işeme testinde idrar kanalında 5 santimetre bir darlık segmentini olduğunu gördük. Türkiye’nin sayılı merkezlerinde ve deneyimli cerrahlar tarafından yapılan üretroplasti+bukkalmokozal greft ameliyatını (Endoskopik tedaviler için uygun olmayan, ya da iki kez endoskopik tedavi yapılmasına rağmen darlığı nüks eden hastalarda uygulanan ameliyat) ilk defa Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğimizde uygulamış olduk" dedi. "Bu ameliyatların yüzde 90’dan fazla başarısı mevcut durumda" Dar olan idrar kanalını hastanın ağız içi mukozasından aldıkları yaklaşık 5 santimetrelik mukozalgrefti, dar olan idrar kanalına yamadıklarını ifade eden Dr. Topaktaş, "Bu şekilde yeniden genişlemiş idrar kanalı oluşturduk ve hastamıza sonda taktık. Sondası 3 hafta boyunca takılı duracak. 3 hafta sonra sondasını çekip işeme testini tekrarlayacağız. Hastamızın bundan büyük bir fayda göreceğini düşünüyoruz. Bu ameliyatların yüzde 90’dan fazla başarısı mevcut durumda" diye konuştu. "Biz de bu ameliyatı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaparak bir ilki gerçekleştirmiş olduk" Türkiye’de sayılı, Bilecik’te bir ilk olan ameliyatın yüzde 90’dan fazla başarı sağladığını aktaran Dr. Topaktaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu özellikli ve deneyim gerektiren operasyon Türkiye’nin sadece birkaç sayılı ve tecrübeli merkezinde yapılıyor. Biz de bu ameliyatı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaparak bir ilki gerçekleştirmiş olduk. Ekip olarak, tam bir dayanışma ile Doç. Dr. Ali Haydar Yılmaz ve Op. Dr. Mahmut Koç hocalarımla beraber başarılı bir ameliyat yaptık. Umarım hastamıza ciddi faydası olmuştur. Bundan sonraki idrar yolu darlığı nedeniyle yapacağımız vakalar için de bir ilk ve bir başlangıç olur ve hastalarımız Bilecik ilimizden başka diğer büyük şehirlere bu operasyonu olmak için gitmezler diye düşünüyoruz."
Ağız içinden mukozal yama alarak idrar kanalı darlığını genişletme ameliyatı yapıldı
26 Ağustos 2025 Salı - 11:26 Ağız içinden mukozal yama alarak idrar kanalı darlığını genişletme ameliyatı yapıldı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Polikliniği ekibi, 7’den fazla kapalı endoskopik işlem gören hastaya, ağız içinden mukozal yama alarak idrar kanalı darlığını genişletme ameliyatı yaptı. Uzun zamandır idrar yapmada zorluk şikayetiyle tedavi gören 62 yaşındaki İsmail K. şifayı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde buldu. Birçok doktora gitmesine ve çeşitli tedaviler görmesine rağmen rahatsızlığına bir türlü çözüm bulamadı. Hasta idrar kanalı darlığına yönelik defalarca kapalı kanal açılması ameliyatları olmasına rağmen darlıkları sürekli tekrarladığından, Üroloji Polikliniğine idrar yapma zorluk, sık sık idrara çıkma ve çatallı işeme şikayetleri ile başvurdu. "Bu kapalı ameliyatların hiçbirisinden bir fayda görememiş" Hastanın öyküsünde daha önceden 7’den fazla kapalı endoskopik ameliyat olduğunu öğrendiklerini belirten Doç. Dr. Ramazan Topaktaş "Bu kapalı ameliyatların hiçbirisinden bir fayda görememiş. Tekrar aynı şikayetler ile bize başvurdu. Yaptığımız radyolojik ve endoskopik tetkiklerde ve ayrıca işeme testinde idrar kanalında 5 santimetre bir darlık segmentini olduğunu gördük. Türkiye’nin sayılı merkezlerinde ve deneyimli cerrahlar tarafından yapılan üretroplasti +bukkalmokozal greft ameliyatını (Endoskopik tedaviler için uygun olmayan, ya da iki kez endoskopik tedavi yapılmasına rağmen darlığı nüks eden hastalarda uygulanan ameliyat) ilk defa Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğimizde uygulamış olduk" dedi. "Bu ameliyatların yüzde 90’dan fazla başarısı mevcut durumda" Dar olan idrar kanalını hastanın ağız içi mukozasından aldıkları yaklaşık 5 santimetrelik mukozalgrefti, dar olan idrar kanalına yamadıklarını ifade eden Dr. Topaktaş, "Bu şekilde yeniden genişlemiş idrar kanalı oluşturduk ve hastamıza sonda taktık. Sondası 3 hafta boyunca takılı duracak. 3 hafta sonra sondasını çekip işeme testini tekrarlayacağız. Hastamızın bundan büyük bir fayda göreceğini düşünüyoruz. Bu ameliyatların yüzde 90’dan fazla başarısı mevcut durumda" diye konuştu. "Biz de bu ameliyatı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaparak bir ilki gerçekleştirmiş olduk" Türkiye’de sayılı, Bilecik’tede bir ilk olan ameliyatın yüzde 90’dan fazla başarı sağladığını aktaran Dr. Topaktaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu özellikli ve deneyim gerektiren operasyon Türkiye’nin sadece birkaç sayılı ve tecrübeli merkezinde yapılıyor. Biz de bu ameliyatı Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaparak bir ilki gerçekleştirmiş olduk.Ekip olarak, tam bir dayanışma ile Doç. Dr. Ali Haydar Yılmaz ve Op. Dr. Mahmut Koç hocalarımla beraber başarılı bir ameliyat yaptık. Umarım hastamıza ciddi faydası olmuştur. Bundan sonraki idrar yolu darlığı nedeniyle yapacağımız vakalar için de bir ilk ve bir başlangıç olur ve hastalarımız Bilecik ilimizden başka diğer büyük şehirlere bu operasyonu olmak için gitmezler diye düşünüyoruz." (CKT-
Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi’nden 375 bin 866 kişiye şifa eli
26 Ağustos 2025 Salı - 11:23 Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi’nden 375 bin 866 kişiye şifa eli Kepez Belediyesi çatısı altında hizmet veren Belediye Sağlık Merkezi, 2024 yılı Nisan ayı ile 2025 yılı Ağustos ayına kadar 14 farklı alanda toplam 343 bin 133 kişiye sağlık hizmeti sundu. Merkez, 56 okulda 13 bin 563 öğrenciye göz taraması yaparken, evde sağlık hizmetiyle 12 bin 558 kişiye, mobil sağlık tırı aracılığıyla 6 bin 612 kişiye kanser tarama hizmeti ulaştırdı. Kepez Belediyesi’nin ana hizmet binasının yanında faaliyet gösteren Belediye Sağlık Merkezi, her gün yüzlerce vatandaşa hizmet sunarak, ilçe halkının sağlık ihtiyaçlarını özel hastane konforunda karşılıyor. Modern donanımı, uzman sağlık personeli ve erişilebilir yapısıyla dikkat çeken merkez, vatandaşlara hızlı ve etkin sağlık hizmeti sunma noktasında önemli bir görev üstleniyor. Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi, 2024 yılından 2025 yılı Ağustos ayına kadar 14 farklı alanda toplam 343 bin 133 kişiye sağlık hizmeti sundu. "Öğrencilere göz taraması" Yarının geleceği çocukların sağlığına büyük önem veren Kepez Belediyesi, 56 okulda yaptığı göz taraması hizmetiyle de 13 bin 563 öğrenciye ulaştı. Görme bozukluğu tespit edilen bin 152 öğrenci tedavi için yönlendirildi. "Sağlık hizmeti evlere" Evde Sağlık hizmetiyle 12 bin 558 kişiye ulaşıldı. Bu hizmet; yaşlı, engelli, yatağa bağımlı veya hasta olan vatandaşlara evlerinde düzenli olarak verildi. Sağlık Merkezi, sadece sağlık hizmeti sunmakla kalmayıp, aynı zamanda yine yaşlı, engelli, yatağa bağımlı veya hasta olan 159 kişinin evine de 367 kez temizlik hizmeti götürdü. Ayrıca, ihtiyaç duyulan 4 evde de tadilat işlemi gerçekleştirildi. "Mobil sağlık tırı her yerde" Kepez Belediyesi, mobil sağlık tırı ile kanser tarama hizmetlerini mahalle mahalle, ilçe ilçe vatandaşların ayağına götürdü. Tarama hizmetleri kapsamında; 3 bin 37 kişiye mamografi, bin 571 kişiye kolerektal ve 2 bin 4 kişiye HPV taraması yapıldı. "Her alanda halkımızın yanındayız" Sosyal belediyeciliğin sadece sosyal desteklerle sınırlı olmadığını belirten Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, "Sosyal belediyecilik anlayışıyla sağlık, eğitim ve yaşam kalitesine yönelik her alanda halkımızın yanındayız" dedi. Belediye Sağlık Merkezi, 2024 yılından 2025 yılı Ağustos ayına kadar 14 farklı alanda toplam 343 bin 133 kişiye sağlık hizmeti sundu.
Antalya’nın 2 bin 100 metre rakımındaki sağlık ocağı 5 bin kişiye hizmet veriyor
26 Ağustos 2025 Salı - 11:03 Antalya’nın 2 bin 100 metre rakımındaki sağlık ocağı 5 bin kişiye hizmet veriyor Antalya’nın Alanya ilçesi, 2 bin 100 metre rakımlı Eğrigöl Yaylası’nda Alanya Belediyesi tarafından kurulan sağlık ocağı, yaylaya çıkan Yörükler ve vatandaşlara hizmet veriyor. Ambulansın da hazır bulunduğu sağlık ocağının içinde; doktor, sağlık memuru, hemşire ve temizlik görevlisi görev yapıyor. Merkezde, günde yaklaşık 15 ila 20 hastaya bakılıyor. Sağlık ocağında muayene hizmetlerinin yanı sıra acil durumlar için özel bir müdahale odası da bulunuyor. İlk müdahalesi yapılan ve durumu ciddi olan hastalar ise ambulansla en yakın sağlık kuruluşuna sevk ediliyor. Antalya’nın bağlı, yaklaşık 2 bin metre yükseklikteki Eğrigöl Yaylası’nda Alanya Belediyesi tarafından hayata geçirilen sağlık ocağı, bölge sakinleri ve yaylayı ziyaret eden vatandaşlardan büyük takdir topluyor. "Artık gönül rahatlığıyla yaylaya çıkabiliyoruz" Bölge halkı, özellikle yaz aylarında artan nüfus baskısına karşı hizmetlerden son derece memnun olduklarına dikkat çekerek, "Artık gönül rahatlığıyla yaylaya çıkabiliyoruz" sözleriyle memnuniyetlerini dile getiriyor. Yaz ayında Alanya’nın Türkler Mahallesi’nden yaylaya çıkan vatandaşlardan Adem Yüksel, duyduğu memnuniyeti şu sözlerle dile getirdi: "Mayıs ayında yaylaya çıkıyoruz, ekim ayı sonunda iniyoruz. Böyle bir hizmetin burada olması bizim için çok önemli. Sağlık ocağı ve hekimimizin olması bize can güvenliği veriyor. Bize bu hizmeti sağlayan herkesten Allah razı olsun." Sağlık ocağında görev yapan Dr. Erhan Sarıtekin, 2 bin 100 rakımlı Eğrigöl Yaylası ve çevresindeki yayla köylerde yayla amaçlı gelmiş vatandaşlara Alanya Belediyesi tarafından sağlık hizmeti verildiğini söyledi. Sağlık ocağının bu bölgedeki yaklaşık 5 bin kişiye hizmet verdiğini söyleyen Sarıtekin, yapılan çalışmaları şöyle aktardı: "Polikliniğimiz haftanın 7 günü açık ve günlük ortalama 20 hastamız olmaktadır. Özellikle hafta sonlarında kamp amaçlı Eğrigöl’e gelen vatandaşlarımızla bölgede nüfus artışı yaşanmaktadır, biz de aynı şekilde hizmetlerimize devam etmekteyiz" dedi. "Haftanın 7 günü hizmet" Dr. Sarıtekin, "Ambulansımız her zaman acil durumlara hazır bulunmaktadır. Geceleri gerçekleşen acil vakalarda da ambulansımızla hastalarımızı en yakın sağlık kuruluşuna transfer edebilmekteyiz. Sağlık ocağımız 2023 yılında Alanya Belediyesi tarafından yaptırılmıştır. Sabah 09.00 ile akşam 18.00 saatleri arasında poliklinik hizmeti veriyoruz. Ayrıca yataklı bölümümüzde ayaktan tedavilerimizi yapabiliyoruz. Acil durumlarda ilk müdahaleleri yaptıktan sonra hastalarımızı en yakın sağlık kuruluşuna sevk etmekteyiz" şeklinde konuştu.
Uzmanı uyardı: ’Tatil dönüşü sendromuna’ dikkat
26 Ağustos 2025 Salı - 11:00 Uzmanı uyardı: ’Tatil dönüşü sendromuna’ dikkat Yaz tatili, iş ve okul hayatına kısa bir ara verip dinlenmek için önemli bir fırsat sunarken, tatil dönüşünde bazı kişilerde depresif ruh hali gelişebiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Semiha Alparslan, tatil sonrası görülen ’tatil dönüşü sendromu’ ve yaz depresyonu hakkında uyarılarda bulundu. Uzun süredir beklenen tatillerin ardından rutin hayata dönmenin zorlayıcı olabileceğini söyleyen Alparslan, "Tatil sırasında dinlenmenin yanı sıra bolca keyif alınır, beyin sürekli yeni uyaranlarla karşılaşır. Ancak dönüşte bekleyen işler, yığılmış sorumluluklar, tekrar erken kalkma zorunluluğu ya da trafikte geçirilen zaman, kişide bıkkınlık ve isteksizlik oluşturabilir. Bu süreçte ’tatilden döndüm, artık hayat yine aynı sıradanlığa girdi’ düşüncesi depresif bir ruh haline zemin hazırlayabilir" dedi. Sosyal medya paylaşımları depresyonu tetikleyebilir Tatil döneminde sosyal medya paylaşımlarının da depresif duyguları artırabileceğini belirten Alparslan, "İmkanı olan kişilerin tatile gidip paylaştıkları mutlu anlar, tatile gidemeyen bireylerde eksiklik ve yetersizlik duygularını artırabilir. Sosyal medyada sadece en mutlu anların paylaşıldığını unutmamak gerekir" ifadelerini kullandı. Tatil tüm sorunların çözümü değil Yaz aylarında da depresyon görülebileceğini vurgulayan Alparslan, beklentilerin gerçekçi tutulması gerektiğini söyledi. Tatilin tüm sorunları çözecek bir kaçış olmadığını, sadece bir mola olarak görülmesi gerektiğini kaydetti. Ayrıca tatil dönüşünde adaptasyon süresine önem verilmesi gerektiğini belirterek, "Tatilden hemen sonra yoğun işlere girmek yerine bir-iki gün adaptasyon süresi tanımak faydalı olur" dedi. Serotonin için güneşe çıkın Depresyon üzerinde etkili olan serotonin ve melatonin hormonlarının mevsimlere göre değiştiğini hatırlatan Alparslan, yaz aylarında yeterince güneşe çıkmanın önemine dikkat çekti. Düzenli uyku, dengeli beslenme, hareket etmek, küçük molalar vermek, sosyal bağları güçlendirmek ve çalışma ortamını ferah hale getirmenin yaz depresyonunu önlemede etkili olacağını söyleyen Uzm. Psk. Semiha Alparslan, "Her mevsimin ruh halimiz üzerinde farklı etkileri olsa da, yaz depresyonunu önlemenin en etkili yollarından biri dengeli bir rutin oluşturmaktır" dedi.
Anjiyo ünitesi hizmete açıldı
26 Ağustos 2025 Salı - 10:51 Anjiyo ünitesi hizmete açıldı Düzce Atatürk Devlet Hastanesi bünyesinde hizmete giren Anjiografi Merkezi’nin açılışı protokolün katılımıyla gerçekleştirildi. Düzce son dönemde sağlık alanında yapılan yatırımlara bir yenisi daha eklendi. Atatürk Devlet Hastanesi bünyesinde dönemin Sağlık Bakanının desteğiyle çalışmalarına başlanan Anjiyo Merkezi açılarak Düzceliler’in hizmetine sunuldu. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi içerisinde bulunan Anjiografi Merkezi’nin açılış törenine Vali Selçuk Aslan, AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir, Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü, İl Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, protokol üyeleri, sağlık yöneticileri ve personeli katıldı. Töreninin açılış konuşmasını yapan İl Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, "Düzce’de sağlık ihtiyaçlarını karşılamak ve vatandaşlara daha nitelikli ve kaliteli hizmet sunmak için çalışmaya devam ediyoruz. Bugün burada Anjiografi merkezimizin açılışını yapıyoruz bizim için çok kıymetli. Merkezimizde daha fazla sayıda hastaya hizmet vermeye devam edeceğiz. Anjiografi merkezimizin hastanemize kazandırılması konusunda desteklerini esirgemeyen tüm devlet büyüklerimize teşekkür ediyorum" dedi. "Türkiye yüzyılın Düzce için sağlık yüzyılı oluyor" Ünitenin açılışında konuşan Vali Selçuk Aslan, "Türkiye 2. Yüzyılın girdik. 2. Yüzyılda kararlı adımlarla ilerliyoruz. Sağlık yüzyılın tek derdimiz Düzce’nin sağlık konusunda ihtiyaçları birbir tespit ediliyor. Kurulan koordinasyonla ihtiyaçları alıyoruz. Bu noktada bir büyük ihtiyaç olan bu ünitesinin de hayata geçirdik. Bu ünitenin hayata geçmesinde emek veren bütün Devlet büyüklerimize teşekkür ederim" ifadelerinde bulundu. "2. Anjiyo cihazına kavuştu" Milletvekili Ayşe Keşir de; "Öncelikle hayırlı olsun diyorum. İlimiz için ihtiyaçtı. Normal şartlarda nüfusu 500 bin altındaki iller tek Anjiyografi kullanırlar. Ancak bizim ilimiz için çok büyük ihtiyaçtı. Döneminde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca döneminde karar alınmıştı. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi. "Anjiyo ünitesi için çok emek verildi" Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü ise konuşmasında; "Ben bu anjiyo ünitesinin ve cihazının hikayesini biliyorum. Çok emek verildi. Ayşe Hanımın çok emeği var. Teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Protokol konuşmalarının ardından Düzce Müftü Yardımcısı Talha Demirkaya’nın yaptırdığı dua sonrası protokol üyelerinin kurdele kesimi ile açılış gerçekleştirildi. Açılışında ardından Sağlık İl Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, protokol üyelerine ünite hakkında bilgiler verdi.
Panik atağın en önemli belirtisi ’Felaket’ düşüncesi
26 Ağustos 2025 Salı - 10:37 Panik atağın en önemli belirtisi ’Felaket’ düşüncesi Panik atağın, toplumda çok sık duyulan ve çoğu kişide farklı seyreden bir durum olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Ömer Öz, "Panik atak; gelip geçici fiziksel bazı belirtilerin, kişi tarafından bir felaket gibi görülmesi neticesinde, saniyeler içinde kötüleşebilir" uyarısında bulundu. Panik atak, ortada herhangi bir tehlike unsuru veya uyaran olmamasına rağmen,endişeve yoğun korku ataklarıyla ortaya çıkan, hızlı nefes alıp verme, kalp çarpıntısı ve terleme gibi semptomlar gösterenpsikolojik bir rahatsızlık olarak biliniyor. Panik atak nedeniyle kimileri nefes alamadığını, kimilerinin kalp krizi geçireceğini veya felç olacağını düşünüp acile koştuğuna dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Ömer Öz, "Panik atak vücudun, normal durumlara ani, yoğun korku ve güçlü fiziksel tepkiler ile karşılık vermesi durumudur. Panik atak geçiren kişi çok terleyebilir, nefes almakta güçlük çekebilir ve kalbinin normalden daha hızlı attığını hissedebilir. Panik atak sırasında kişide kalp krizine benzer belirtiler ortaya çıkabilir. Muayene sonrası ’senin bir şeyin yok, psikiyatriye git’ cevabıyla karşı karşıya kalıyor. Böyle fiziksel belirtileri olup da hiçbir şeyi olmadığını duyan kişilerde bir kafa karışıklığı oluyor. Daha sonra ’ne yani benim bu belirtilerim kafamda uydurduğum şeyler mi’ diye sormaya başlıyor. Bunun neticesinde de ’kafada kurma’ ve ’çok büyütme’ kavramları ortaya çıkmaya başlıyor. Hayır, bu fiziksel belirtiler gerçek. Ancak çok büyük bir ihtimal kalıcı ve tahlillerle tespit edilebilecek bir hastalığa bağlı değildir" dedi. "Panik atak kabaca 20-30 dakika süren, dehşet içinde olma haliyle kalpte hızlanma, nefeste hızlanma, sıcak basması, ellerde uyuşma, karında gariplik hissi, titreme, huzursuzlukla kendini gösteren bir rahatsızlık" diyen Uzm. Dr. Ömer Öz, "Bunu ilk kez yaşayan kişi için oldukça zorlayıcı, travmatik, unutmak isteyeceği dakikalar. Ortaya çıkardığı his ne kadar dehşet verici olsa da tedavisi de aslında dallanıp budaklanmış, kronik hastalıklara göre oldukça yüz güldürücü. En berbat hissettiğiniz panik atak dahi bir şekilde sonlanıyor ve yerini sakinliğe bırakıyor" şeklinde konuştu. İnsanların panik atak yaşadıklarında hemen bunun neden yaşandığına odaklanma eğiliminde olduğunu ve sebep olabilecek bariz bir kavga, ölüm, hastalık bulamadıklarında iyice sıkışmış ve şaşırmış hissettiklerini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Öz, "Her zaman stresli bir durum sonrasında panik atak belirtisi oluşmaz. Bazen masum, gelip geçici bir fiziksel belirtinin bir felaket olarak görülmesi neticesinde de saniyeler içerisinde başlayabilir. Örneğin kalbinizdeki ufak bir atım değişikliği sizin için bir kalp krizi gibi algılanmış olabilir ve dikkatinizi tamamen buraya verdiğinizde korkunuz bir anda sizi panik atağa itebilir. Neyi felaket olarak yorumladım ve bu atağı geçirdim diye düşünseniz de hızlıca akıp geçen düşüncelerinizi yakalamak her zaman mümkün olmaz. Panik atağı ortaya çıkartan şey masum, gelip geçici, her insanda olabilen basit fiziksel belirtileri, bazı ölümcül hastalıklarla eşit tutmamız ve sanki o ölümcül hastalığa yakalanmışız gibi bir davranış içerisine girmemizdir. Zihninizin söylediğiyle gerçekte olan şeyler aslında farklıdır. Panik atak sizin ölmenize ya da kalıcı, ölümcül bir hastalığa yakalanmanıza neden olmaz. Panik, korku, kaygı, mutsuzluk bunlar birer duygudur ve kendi akışına bıraktığımızda havadaki bulutlar gibi gelir geçer" diye konuştu. Panik atağın yönetilebilir bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Ömer Öz, "Panik atağın hayatımızın önüne geçmesine izin vermeden, onu görmeyecek, gözümüzde büyütmeyecek tarzda yaşayabiliriz. Psikoterapiler ve ilaç tedavileri panik atak tedavisinde birinci sıra seçeneklerdir ve hayatınızı sınırlandırdığınız bu rahatsızlığı psikiyatrik destekle geride bırakabilirsiniz" dedi.