SAĞLIK
Şanlıurfa’da rahatsızlanan İspanyol turist acilen alındığı ameliyatla sağlığına kavuştu 29 Nisan 2026 Çarşamba - 13:07:03 Şanlıurfa’da karın ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran İspanyol turist acilen alındığı ameliyatla sağlığına kavuşurken, tedavi sürecinde kullanılan yapay zeka destekli çeviri, iletişimi kolaylaştırdı. Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ziyaret amacıyla kente gelen yabancı bir hastaya yönelik başarılı müdahalesiyle dikkat çekti. İspanya vatandaşı Jose Miguel Marzal Gas, 2 gündür devam eden şiddetli karın ağrısı şikayeti üzerine hastanenin acil servisine başvurdu. Yapılan muayene ve tetkiklerin ardından hastaya "akut perfore apandisit" tanısı konuldu. Hayati risk taşıyan durum nedeniyle hasta acil ameliyata alındı. Başarıyla gerçekleştirilen operasyonun ardından İspanyol turist sağlığına kavuştu. Genel durumu iyi olan turist, başarılı ameliyatı gerçekleştiren genel cerrahi uzmanı Op. Dr. İskender Kutlu’ya yapay zeka çevirisi yardımıyla teşekkür etti. Tedavi sürecinden memnuniyet duyduğunu belirten Jose Miguel Marzal Gas, "Cumartesi günü öleceğimi düşündüm. Çok şiddetli bir ağrım vardı. Ancak kısa sürede kendimi toparladım. Doktoruma ve burada görev yapan tüm sağlık çalışanlarına minnettarım" ifadelerini kullandı. Sağlığına kavuşan turistin taburcu edilmesinin ardından kentteki gezisine kaldığı yeden devam edeceği öğrenildi.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 12:41 Ani sıcaklık değişimleri çocukları vuruyor: Uzmandan ailelere "kat kat giydirin" uyarısı Ani hava değişimlerinin çocuk sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülsenem Aracı, gün içindeki sıcaklık farklarının özellikle okul çağındaki çocuklarda hastalık riskini artırdığını belirterek ailelere "kat kat giydirin" uyarısında bulundu. Son yıllarda sıkça yaşanan ani hava değişimleri, özellikle çocukların sağlığını tehdit ediyor. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Gülsenem Aracı, gün içinde yaşanan hızlı ısı farklarının çocukların bağışıklık sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu belirtti. Çocukların vücut ısılarını yetişkinlere göre daha zor dengelediğini vurgulayan Uzm. Dr. Aracı, "Gün içindeki ani sıcaklık değişimleri; soğuk algınlığı, grip ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının artmasına neden oluyor. Özellikle okul çağındaki çocuklar, kalabalık ortamlarda bulunmaları nedeniyle hastalıklara daha açık hale geliyor" şeklinde konuştu. "Sadece fiziksel değil, zihinsel etkiler de görülüyor" Değişken hava şartlarının yalnızca hastalıklarla sınırlı kalmadığını ifade eden Aracı, bu durumun çocukların günlük hayatını da etkilediğini belirtti. "Ani hava değişimleri çocuklarda halsizlik, iştahsızlık ve odaklanma sorunlarına yol açabiliyor. Aynı zamanda kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirilmesi, hem hareketsizliği artırıyor hem de bulaşıcı hastalık riskini yükseltiyor. Bu durum çocukların fiziksel olduğu kadar zihinsel gelişimini de olumsuz etkileyebiliyor" diye konuştu. Ailelere önemli öneriler Ebeveynlerin bu süreçte dikkatli olması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Aracı, şu önerilerde bulundu: "Çocuklar hava koşullarına uygun şekilde giydirilmeli ve kat kat giyim tercih edilmelidir. Dengeli beslenme, yeterli uyku ve bol su tüketimi bağışıklık sistemini destekler. Ayrıca çocukların düzenli olarak açık havada zaman geçirmesi ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi de hastalıklardan korunmada önemli rol oynar. Ani hava değişimlerinde belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık uzmanına başvurulmalıdır." "Kat kat giyinme yöntemi öne çıkıyor" Değişken hava şartlarında en etkili yöntemlerden birinin kat kat giyinme olduğunu belirten Uzm. Dr. Aracı, "Tek kalın kıyafet yerine ince ama birden fazla katman tercih edilmelidir. Bu sayede gün içinde değişen hava koşullarına göre kıyafetler kolayca çıkarılıp giyilebilir ve vücut ısısı dengede tutulur. Pamuklu ve nefes alabilen kumaşlar tercih edilmeli, sentetik ürünlerden kaçınılmalıdır. İç katmanda pamuklu tişörtler, dış katmanda ise rüzgârı kesen ama hava alan giysiler daha sağlıklıdır" ifadelerini kullandı.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 12:27 Uzmanlardan ’Kene’ uyarısı: "Vaka sayısı artacak, ölümcül olabiliyor, ciddiye alalım" Havaların sıcaklıklarının yükselmesiyle kene kaynaklı vakaların da kendini gösterebildiğini söyleyen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İlker İnanç Balkan, "Ülkemizde 3 hastalık kenelerle ilgili çok önemli, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), lyme, Akdeniz benekli ateşi. Çıplak elle değil tutunmuşsa cımbızla hiç koparmadan almak lazım. KKKA için konuşursak kenenin tutunmasından sonra 10 gün içerisinde belirtiler başlar. Halsizlik, ateş, kas ve baş ağrısı gibi belirtiler çok özgül değil, o yüzden gecikmelere yol açabiliyor. İlk 2-3 gün hiç belirti olmayabilir, keneler ölümcül bir virüsü bulaştırabilir ve 10 gün içerisinde de ölüme yol açabilir. Vaka sayısı artacak, ciddiye alalım, daha dikkatli olmamız gerekiyor" dedi. Sivas’ta Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) nedeniyle 21 yaşındaki bir gencin vefat ettiği iddia edilirken havaların ısınmasıyla birlikte uzmanlar keneye karşı uyardı. Sıcak yaz günlerinde park, bahçe, mesire alanı gibi yeşil alanlarda vatandaşların yoğunluk oluşturduğuna dikkat çekilirken İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa- Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. İlker İnanç Balkan da önemli tavsiyelerde bulundu. Kenenin kesinlikle çıplak elle çıkarılmaması gerektiğini aktaran Prof. Dr. Balkan, kişilerin açık renkli, uzun giysiler tercih etmesi ve vücutlarını kontrol etmesi gerektiğini belirtti. "Çıplak elle çıkarılmamalı" "Keneler nisan ayı ortasıyla eylül ayı ortası arasında toprak sıcaklığı 16-18 dereceye çıktığında hayatımızda bir yer teşkil etmeye, hastalık bulaştırmaya başlıyor" diyen Prof. Dr. İlker İnanç Balkan, " Ülkemizde 3 hastalık kenelerle ilgili çok önemli, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), lyme, Akdeniz Benekli Ateşi. Lyme hastalığı, Akdeniz Benekli Ateşinin kene popülasyonu daha farklı bölgelerde. Akdeniz benekli ateşi özellikle Trakya bölgesinde daha çok görülüyor. Lyme daha kırsal, dağlık ve ya tarımla ilgili faaliyetlerin olduğu bölgelerde. KKKA’nın taşıyıcısı keneler ülkemizde belirli bir bölgede daha çok görülüyor. Kelkit Vadisi denilen veya Doğu Karadeniz, Orta Anadolu Hattı’nda özellikle Sivas, Çorum, Tokat gibi illerimizin bulunduğu bölgede yoğun olarak görülüyor. Kırsal alanda çalışanlar, pikniğe gidenler, tarım ve hayvancılıkla meşgul olanlar özellikle dikkat etmeli. Kenenin tutunduğunu fark etmek bazen güç oluyor. Pikniğe gidenler, açık alanda çimenlerin üzerine oturmak yerine bir örtünün üzerine oturmalı, mümkünse pantolonlarını bir çorabın içerisine alarak bulunmalı. Eve geldiklerinde kontrol etmeleri çok önemli. Vücutta diz arkası, kulak arkası, saçlı deri gibi kıyıda köşede kalmış vücut bölgelerine keneler tutunabilir. Çıplak elle değil eğer kene tutulmamışsa bir peçete yardımıyla alınmalı. Eğer tutunmuşsa cımbızla hiç koparmadan almak lazım. Kenenin çıkartılması esnasında baş kısmı eğer cildin içerisinde kalırsa hastalığın bulaşması kolaylaşır" dedi. "İlk 2-3 gün hiç belirti olmayabilir" Sözlerini sürdüren Prof. Dr. Balkan, "KKKA için konuşursak kenenin tutunmasından sonra 10 gün içerisinde belirtiler başlar. Halsizlik, ateş, kas ve baş ağrısı, mide bulantısı, karın ağrısı gibi çok özgül olmayan belirtiler, gribi de düşündürebilecek belirtiler. O yüzden kişinin dikkatini çekmeyebiliyor, bu da gecikmelere yol açabiliyor. İlk 2-3 gün hiç belirti olmayabilir, sonrasında başlayabilir. Kene tutunmasını izleyen 10 gün içinde belirtilerden herhangi birisi ortaya çıkarsa derhal sağlık kuruluşuna başvurmak, gecikmemek gerekir. KKKA’ya yol açan virüs, vücuda yayıldığında tüm organları etkileyen organ yetmezliklerine, vücut içerisinde kanamalara yol açan, çok ağır bir klinik tabloya ve çoklu organ yetmezliğine sebep olabiliyor, bu çok hızlı ilerleyebiliyor. Burada biraz zamanla yarıştığımızı söylemeliyim. Destek tedavisi yapılıyor, kanamayı önleyici tedaviler. Antiviral bir ilacımız var ama hafif vakalarda çok ihtiyaç olmuyor. Yılda 500 ila bin vaka arası kayıtlara geçiyor. Bunlardan da yüzde 3 ila 5’i arasında vaka maalesef ölümle sonuçlanıyor. Yüzde 10-15 gibi ağır vaka olduğunu söyleyebiliriz. Eşlik eden başka hastalıkların bulunması da bir faktör. İyi takip edilmezse, geç kalınırsa ölümcül olabiliyor. Virüse özgü bir antiviralimiz yok, aşı çalışmaları devam ediyor. Spesifik, virüse özgü bir tedavi henüz elimizde yok" şeklinde konuştu. "Vaka sayısı artacak, ciddiye alalım, ölüme yol açabilir" Henüz sıcaklıkların yeni geldiğini ve kişilerin bulundukları noktalarda mutlaka dikkatli olması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Balkan sözlerine şöyle devam etti: "Vaka sayısı artacak, bunu ciddiye alalım, böyle bir risk var. Keneler ölümcül bir virüsü bulaştırabilir ve bu virüs 10 gün içerisinde de ölüme yol açabilir. Çocuklarımızı, sevdiklerimizi korumak amacıyla daha dikkatli olmamız gerekiyor. Sağlık Bakanlığı’mızın yayınladığı broşürler var, bilgilendirme videoları var. Bağda, bahçede, tarlada, piknikte vakit geçiren vatandaşlarımız eve döndüklerinde vücuda tutunan bir kene var mı, kontrol etsinler. Aile fertleri birbirini kontrol ederek kene tutunması açısından birbirini gözden geçirerek bu önlemi alabilirler. Açık renk kıyafetler giymek kenenin fark edilmesini kolaylaştıracaktır. Kişinin kene teması bütün yaklaşımı değiştiriyor, hastayı gözlem altına almayı gerektiriyor. Tanı konuncaya kadar mutlaka hastalarımızı gözlem altında tutuyoruz. Durumu hekime bildirmemiz, özellikle bu aylarda nisan-eylül aylarında keneyle ilişkili hastalıkların görüldüğü coğrafyada yaşayan vatandaşlarımız bu konuda daha duyarlı, hassas olabilirlerse daha erken tanı konulması ve tedavinin başlanması açısından hayat kurtarıcı olacaktır. Bütünlüğünü koruyarak çıkarmak lazım, sonra orayı sabunlu suyla yıkamak lazım. Kene tutunmuş vaziyetteyken üzerine herhangi bir kimyasal uygulamak kenenin kusmasına yol açacağından kene de virüsü zaten sindirim sisteminde taşıdığı için hastalığı daha da fazla bulaştırmasına yol açacağından kesinlikle önerilmez. Kenenin bütünlüğünü bozmadan çıkarma imkanımız yok ise hiç dokunmadan sağlık kuruluşuna başvuralım bu önemli"
29 Nisan 2026 Çarşamba - 12:25 Diyarbakır’da 2 bin 300 aileye yeni doğan destek paketi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla hayata geçirdiği "yeni doğan destek paketi" ile son bir yılda sosyoekonomik zorluk yaşayan 2 bin 300 aileye, doğumun ilk anından itibaren destek sundu. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, toplumsal dayanışma ağlarını güçlendirmek amacıyla 7’den 70’e her kesime ulaşma hedefiyle çalışmalarına devam ediyor. Yardım İşleri Şube Müdürlüğü, sosyal belediyecilik politikası gereği yeni doğan bebeklere yönelik özel destek paketleri oluşturdu. Yeni Doğan Destek Paketi Projesi kapsamında yapılan incelemelerde, özellikle geliri düşük ailelerin yeni doğan bebeklerinin temel ihtiyaçlara erişimde güçlük yaşadığı tespit edildi. Bu doğrultuda hazırlanan destek paketleri ailelere ulaştırılıyor. Sosyal Hizmetler ve Yardım İşleri Şube Müdürlüğü, son 1 yılda 2 bin 300 aileye ücretsiz yeni doğan destek paketi ulaştırdı. 0-1 aylık bebekler için hazırlanan destek paketinde, anne için hijyen pedi, bebek için hastane çıkış seti, battaniye, bez, şampuan, ıslak mendil ve ateş ölçer gibi temel ihtiyaç ürünleri bulunuyor. Projeye ilişkin bilgi veren Sosyal Hizmetler ve Yardım İşleri Şube Müdürü Nihal Bozhan Özbek, yeni bir bebeğin dünyaya gelişinin mutluluk kadar sorumluluk da getirdiğini belirterek, her bebeğin eşit şartlarda hayata başlaması gerektiğine inandıklarını ifade etti. Özbek, projenin yalnızca bir sosyal yardım değil, aynı zamanda bir dayanışma çalışması olduğunu vurguladı. "Her bebek eşit başlangıç hakkına sahip’’ Sosyal yardım talebi ile müdürlüğe müracaatta bulunan ailelerin evlerine ziyaretler gerçekleştirerek sosyal incelemelerde bulunduklarını ifade eden Özbek, sahada yaptıkları incelemeler sonucunda yeni doğum yapan annelerin temel ihtiyaçlara erişiminde güçlük çektiklerini tespit ettiklerini ve bu ihtiyaca somut bir destek sunmak istediklerini söyledi. Her yeni doğan bebeğin eşit bir başlangıç hakkına sahip olması gerektiğine inandıklarını aktaran Özbek, özellikle sosyoekonomik açıdan gelir durumu düşük olan ailelere bu hassas süreçlerinde yalnız olmadıklarını hissettirmek amacıyla bu projeyi ortaya çıkardıklarını kaydetti. "Doğan her bebeği bu kentin bir değeri olarak görüyoruz’’ Bu projenin sadece bir sosyal yardım projesi değil, aynı zamanda bir sosyal dayanışma projesi olduğunun altını çizen Özbek, "Çünkü biz Diyarbakır’da doğan her bebeği bu kentin bir değeri olarak görüyoruz ve hayatlarının en başlangıcından itibaren onların yanında olduğumuzu hissettirmek istiyoruz" dedi. Yaklaşık bir yıldır sürdürülen proje kapsamında bugüne kadar 2 bin 300 aileye destek verildiğini bildiren Özbek, ailelerden alınan geri dönüşlerin olumlu olduğunu ve çalışmanın artarak devam edeceğini vurguladı. Özbek, "Bu çalışmaya başlayalı tam bir yıl oldu. Bugüne kadar 2 bin 300 aileye ulaştık ve sayımız her geçen gün artıyor. Ailelerin bu anlamda yaptıkları geri dönüşler çok olumlu. Yeni doğum süreçlerinin en başında yanlarında olduğumuzu hissetmeleri, böylesi küçük paketlerle desteklenmeleri onların kendilerini değerli hissetmelerini sağlıyor ve biz bu olumlu dönüşlerle ciddi bir motivasyon yakaladık. Bu hizmeti sürdürmeye devam edeceğiz" dedi. Projeden yararlanan Ferhat Göçlü ise verilen destekten memnuniyet duyduklarını belirterek, "Bizim 3 çocuğumuz vardı. Bu dördüncü oldu. Bunun için çok sevinçliyiz. Büyükşehir Belediyesinin bize vermiş olduğu çanta biraz olsa da bize katkı sağladığı için teşekkür ederiz" şeklinde konuştu.
Neredeyse çeyrek asırdır nefes mücadelesi mutlu sonla bitti
15 Ağustos 2025 Cuma - 11:19 Neredeyse çeyrek asırdır nefes mücadelesi mutlu sonla bitti Çocuklukta yakalandığı zatürre sonrası KOAH teşhisi konulan İzzet Armutçu (55), neredeyse çeyrek asır boyunca oksijen makinesine bağlı yaşadı. Armutçu, yıllar süren bekleyişin ardından yapılan akciğer nakliyle yeniden hayata tutundu. Çocukken geçirdiği zatürre rahatsızlığının ardından hastalığı ilerleyen ve KOAH tanısı konulan 55 yaşındaki İzzet Armutçu’nun sağlık durumu yıllar geçtikçe kötüleşti. 2001 yılından itibaren oksijen makinesine bağımlı hale gelen ve nefes açıcı ilaçlar kullanan Armutçu, yaklaşık 4 yıl önce organ nakil listesine alındı. Kendisine uygun akciğerin bulunacağı umuduyla yaklaşık 4 yıl listede bekleyen Armutçu, takip ve tedavilerinin yürütüldüğü Bilkent Şehir Hastanesi’nden sabaha karşı gelen telefonla yeniden hayata tutundu. Armutçu, beyin ölümü gerçekleşen ve organları bağışlanan kişiden alınan akciğerin nakledilmesiyle çeyrek asra yakın nefes mücadelesinde mutlu sona kavuştu. "Öyle zor şartlar yaşıyorsun ki ellerini açıp ‘Allah’ım yeter’ diye yalvarıyorsun" Çocukluğunda yaşadığı rahatsızlıktan ötürü zatürre teşhisi konulduğunu ve ilerleyen günlerde hastalığının KOAH’a evrildiğini belirten Armutçu, "En son akciğer sönmesi yaşadım. Akciğer sönmesi ile itibaren daha önce bir operasyon geçirdim ve daha sonra oksijen makinesi tercih edildi. Oksijen makinesi de bana yeterli gelmiyordu. Benim 25 yılım ölüm kalım savaşı gibi geçti diyebilirim çünkü insanız ihtiyaçlarımız ve yapamıyorsun. Bu sebepten dolayı da eşini, çocuklarını çağırıyorsun. Ben hastayım ama onlar da hasta gibi çünkü onları da etkiliyor. Moral olarak sıfır oluyorsun ve hastalığın daha da artıyor. Gece oluyor daralıyorsun, sabah oluyor uyuyamıyorsun. Öyle zor şartlar yaşıyorsun ki ellerini açıp ‘Allah’ım yeter’ diye yalvarıyorsun. Allah’ın gücüne gitmesin ama bunu dediğimiz çok oluyor. Bunu çekmek çok zor çünkü bir baş ağrısı, kırık veya fıtık gibi değil nefesin gelmiyor" ifadelerine yer verdi. "Pencereyi açıp kuş gibi uçasım geldi" Donörün bulunduğu haberini aldıktan sonra çok mutlu olduğunu ifade eden Armutçu, "Pencereyi açıp kuş gibi uçasım geldi. Öyle bir hayalim vardı. ‘Allah’ım ben bu günleri de mi yaşayacaktım’ dedim. İki şansım var; biri ölüm, biri naklim. Nakil olsam rahat nefes alıp yaşayacağım, öbürü de malum. Ailem bana çok fayda sağladı. Benim hem kolum hem bacağım oldular. Çok güzel teselli ettiler" şeklinde konuştu. "Oksijen makinesi olmadan koridorda 25 tur attım" Nakil ameliyatının gerçekleşmesinin ardından rahat bir şekilde nefes alabilmeye başladığını aktaran Armutçu, "5 metre yürüyemiyordum ama şimdi oksijen makinesiz koridorda 25 tur attım. Daha ben nakil olalı yaklaşık 1 ay oldu. Nakil gerçekten çok faydalı" ifadelerini kullandı. "Taburcu olunca en çok ailemle yemek yiyip, sohbet etmek istiyorum" Organ bağışı çağrısında bulunan Armutçu, "Hasta kardeşlerim rahat bir nefes alsın, sevinsinler. Onların duasını almak belki de çok üstündür. Ben donörüm için ‘Allah Rahmet eylesin, mekanı cennet olsun, Allah’ım sevdiklerine sabır eylesin’ diyorum. Taburcu olduktan sonra en çok ailemle yemek yiyip, sohbet etmek istiyorum. Enfeksiyon korkusundan kardeşim arıyordu çağıramıyordum. Ablam arıyordu eve davet edemiyordum. Çocuklarımla sohbet edemiyordum" dedi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Akciğer Nakli Merkez Sorumlusu ve Göğüs Cerrahisi Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Erdal Yekeler ise Armutçu’nun 3-4 yıldır nakil için bekleme listesinde yer aldığını ve 22 Temmuz’da çıkan dönör ile naklin gerçekleştirildiğini kaydetti. "Tüm vatandaşlarımızı beyin ölümü gerçekleştikten sonra organ bağışına davet ediyoruz" Tüm organ nakilleri içerisinde en fazla ölüm oranının organ naklinde gerçekleştiğini belirten Yekeler, "Biz, Akciğer naklinde beyin ölümü gerçekleşmiş hastalardan ancak organı alarak nakli gerçekleştirebiliyoruz. Bu da tabii ki akciğer naklini kadavraya bağımlı kılıyor. Dolayısıyla kadavradan yapılan organ nakillerinin canlıdan bağışa kıyasla çok az olduğu ülkemizde akciğer naklinin sayısı, bekleme listemizde olan hastanın eritilmesi yapılan bağışlarla mümkün olmaktadır. Dolayısıyla ülkemizdeki bu anlamda hassas olan tüm vatandaşlarımızı beyin ölümü gerçekleştikten sonra organ bağışına davet ediyoruz" dedi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesinin Akciğer Nakli Merkezinin ortaya koyduğu başarı ile Türkiye’deki en iyi merkez olduğunu ifade eden Yekeler, Türkiye’den daha önce akciğer nakline başlayan ülkelere göre kıyasla elde edilen bu başarının dünya ortalaması üzerinde olduğunun altını çizdi. "Akciğer naklindeki süremiz 4 ila 6 saat arasında değişmektedir" Akciğer naklinde yaşanan en büyük zorluklardan bir tanesinin donörden çıkarılan organın nakledilme süresi olduğuna dikkati çeken Yekeler, "Akciğer naklinde sonuçta iki organ nakli yapıyoruz. Akciğer naklindeki süremiz 4 ila 6 saat arasında değişmektedir. Bu da bizim için bu kadar zahmetli iki organ naklini yaptığımız koşuşturmacanın içerisinde bizi strese sokan en büyük sebep. Dolayısıyla biz kendimizi karaciğer ve böbrek nakli ile kıyas dahi etmiyoruz. Yapılan karaciğer ve böbrek nakillerinin yaklaşık yüzde 85’i canlıdan bağışla organ nakli şeklinde gerçekleşmektedir. Bu planlı bir ameliyat demektir ama akciğer nakli plansız bir ameliyattır. Büyük oranda nakillerimiz gece gerçekleşmekte ve plansız nakil olmakta. Akciğer naklindeki ekipte yer alan yaklaşık 20 arkadaşımız fedakarca bu faaliyetin içerisinde yer almaktadır" diye konuştu. Armutçu’nun ameliyatının ardından 20 gün geçtiğini ve bu süre ile yoğun bakım sürecinin atlatıldığını belirten Yekeler, ameliyatın ardından ilk günlerde organ reddinin yaşanmaması ve enfeksiyon oluşmaması verilen mücadelenin başarıyla tamamlandığını ifade etti. Ayrıca Prof. Dr. Yekeler, diğer organ bağışlarında çok düşük olan ret oranının akciğer naklinde yüzde 60’ları bulabildiğini de sözlerine ekledi.
Türkiye’de bir ilk: Zihin Uygulamaları ve Araştırma Merkezi Trabzon’da açıldı
15 Ağustos 2025 Cuma - 11:17 Türkiye’de bir ilk: Zihin Uygulamaları ve Araştırma Merkezi Trabzon’da açıldı Trabzon’da sağlık alanında önemli bir adım daha atıldı. Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Hakan Usta’nın katılımıyla, Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Numune Kampüsü’nde Türkiye’nin ilk Zihin Uygulamaları ve Araştırma Merkezi hizmete girdi. Açılış törenine Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Hakan Usta’nın yanı sıra Trabzon İl Sağlık Müdürü Mehmet Topsakal, sağlık yöneticileri, akademisyenler ve davetliler katılırken, merkezin Türkiye’de nörogelişimsel bozukluklara yönelik yaklaşıma yeni bir soluk getirmesi hedefleniyor. Zihin Uygulamaları ve Araştırma Merkezi, özellikle otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özgül öğrenme güçlüğü ile entelektüel yeti yitimi gibi nörogelişimsel bozukluklara odaklanacak. Merkezde, bu alanlarda erken tanı, bilimsel temelli müdahale ve yerli-milli program geliştirme çalışmaları yürütülecek. Merkezde Eye-tracking, ERP ve zebra balığı modeli gibi yenilikçi yöntemlerle tanı ve tedavi süreçlerine bilimsel katkı sağlanacak. Bu sayede hem çocukluk hem de ergenlik döneminde görülen nörogelişimsel sorunlara daha erken ve etkili müdahale edilebilecek. Merkez, sadece tedavi değil, aynı zamanda toplumsal farkındalığın artırılması ve koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını da hedefliyor. Özellikle ergenlikten erişkinliğe geçiş sürecinde bireylere danışmanlık hizmeti verilecek. Aynı zamanda Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Geliştirme Merkezi (ÇÖZGEM) birimiyle koordineli çalışacak olan merkez, sağlık çalışanlarının araştırma kültürünü geliştirmesine katkı sunacak. Sağlık Bakanlığı’nın öncülüğünde ülke genelinde kurulması planlanan benzer merkezlerin yapılanmasına da model olacak. "Biz elimizden geldiğince bu tür merkezleri tüm ülkemizde destekler durumda faaliyetlerimize devam ettirmekteyiz" Türkiye’nin ilk Zihin Uygulamaları ve Araştırma Merkezi’nin açılışta töreninde konuşan Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Hakan Usta, "Genel hizmeti herkes verebiliyor. Ama özellikli hizmetleri ve bu nadir hastalıklara özel, özellikli hizmetleri yapabilmek her hastanenin veya her ilin harcı olmuyor. Bu anlamda Trabzon’un bunu başaran iller içerisinde sayılıyor olması hepimizin gururu olsa gerek. Otizm Merkezi de bunlardan biri ve gerçekten nadir hastalıklar içerisinde otizmin yeri de oldukça fazla. Biz bunu, buradaki İl Müdürlüğümüz döneminde önceliklendirmeye gayret ettik. Şimdi de yeni il müdürümüze ve baş hekimimize nasip olan şekliyle açılışını da yapmış oluyoruz. Biz elimizden geldiğince bu tür merkezleri tüm ülkemizde destekler durumda faaliyetlerimize devam ettirmekteyiz. Bunun tabii bir diğer ayağı daha var. Su ürünleriyle bağlantılı bir ayağı. Bir laboratuvar kurulumu daha olacak inşallah. Onu da biz yine elimizden geldiğince desteğimizi vermeye gayret edeceğiz. Ve inşallah buradan yola çıkarak tüm ülkemizde otizmle ilgili tanı ve tedavi yöntemleriyle vatandaşımızın, çocuklarımızın, gençlerimizin hizmetini sağlık anlamında daha ilerilere taşıyacağız ve eksiksiz, bir şekilde hizmetimizi vermiş olacağız. Bu merkezi inşallah bugün faaliyete geçirdiğimiz gibi bundan sonraki süreçte de yaşatacaklar ve katkı sağlayarak daha ilerilere taşıyacaklardır" dedi. Trabzon İl Sağlık Müdürü Mehmet Topsakal ise "Türkiye’de bir ilk. Yani konusunda çocuk ve ergen psikiyatrisi ile ilgili hastalıklarının tanısal değerlendirmelerinde belki ilk yapılan yapılan bir uygulama, bir bölüm. İnşallah hem bilime hem ülkemize hayırlı sonuçlar doğuracağına inanıyorum" diye konuştu.
Miyomlar gebeliğe engel mi?
15 Ağustos 2025 Cuma - 11:08 Miyomlar gebeliğe engel mi? Doruk Nilüfer Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Adnan Orhan, kadınlarda sık görülen miyomların hem hayat kalitesini hem de gebelik sürecini olumsuz etkileyebileceğini belirterek, "Miyomlar iyi huylu tümörlerdir ancak zamanında tanı ve uygun tedavi ile kontrol altına alınmalıdır" dedi. Miyomların rahmin kas dokusundan köken aldığını ve genellikle yavaş büyüdüğünü ifade eden Doç. Dr. Adnan Orhan, "Bu oluşumlar genellikle kötü huyluya dönüşmez. Kansere çevirme oranı binde bir ila dört arasında olup oldukça düşüktür" şeklinde konuştu. Miyomların en sık neden olduğu şikayetin anormal kanamalar olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Orhan, "Bazı hastalar düzensiz, bazen şiddetli, bazen fark edilemeyecek düzeyde kanamalar yaşar. Bu durum hem hastayı anemik bırakır hem de yaşam kalitesini bozar" ifadelerini kullandı. Diğer organlara baskı yapabiliyor Miyomların sadece rahmi değil, çevresindeki organları da etkileyebildiğini dile getiren Doç. Dr. Adnan Orhan, "İdrar torbasına baskı yaparak sık idrara çıkma, idrar kaçırma ya da idrar yapamama gibi şikayetlere neden olabilir. Aynı zamanda kabızlık, ishal veya dışkılama hissinin tam geçmemesi gibi sindirim sistemi şikayetlerine de yol açabilir" diye konuştu. Ani büyüyen miyomların nadiren kansere dönüşebileceğine dikkat çeken Doruk Nilüfer Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Adnan Orhan, bu duruma "Leiomyosarkom" adı verildiğini belirtti. Gebelikte miyom tehlikesi Miyomların gebeliğe engel olmayabileceğini ancak gebeliğin seyrini olumsuz etkileyebileceğini aktaran Doç. Dr. Adnan Orhan, "Miyom gebeliğin başında düşüklere, ilerleyen dönemlerde ise erken doğuma yol açabilir. Bazen 18. haftada düşükle sonuçlanan vakalarla karşılaşıyoruz" şeklinde konuştu. Yaşadığı bir olayı örnek veren Doç. Dr. Adnan Orhan, "Bir hastamızda miyomlara bağlı olarak gebeliği çok riskli geçti. Ağrıları dayanılmaz seviyeye gelmesine rağmen 36. haftaya kadar bebeği taşıyabildi. Ancak sezaryen sırasında erken doğum riski nedeniyle bebeği almak zorunda kaldık" dedi. Miyom tedavisinde modern yöntemler Miyomların tedavisinde kapalı yöntemlerin öncelikli tercih olduğunu belirten Doç. Dr. Adnan Orhan, "Rahmin içindeki miyomlar histeroskopi ile, karın içindeki miyomlar ise laparoskopik yöntemle temizlenebilir. Çok büyük miyomlarda açık cerrahiye başvurabiliyoruz" şeklinde konuştu. Sezaryen esnasında miyom ameliyatı yapmanın riskli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Orhan, "Miyomlar kanamalı dokular olduğu için bu işlemi genellikle sonraya bırakıyoruz" dedi. Rahmin tamamen alınmasının her hasta için gerekli olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Orhan, "45-50 yaş altı kadınlarda, özellikle doğurganlık planı olanlarda yalnızca miyomları almayı tercih ediyoruz. Menopoza yaklaşmış ve doğum planı olmayan kadınlarda ise rahmin alınması gündeme gelebilir" diye konuştu. Tanı koymak kolay, tedavi planı net Jinekologlar açısından miyom tanısının kolay olduğuna dikkat çeken Orhan, "Muayene esnasında vajinal ya da karından yapılan ultrasonla miyomları rahatlıkla tespit edebiliyoruz. Gerekli durumlarda MR ile 3 boyutlu planlama yaparak ameliyat sürecini ayrıntılı hazırlıyoruz" şeklinde konuştu. Doruk Nilüfer Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Adnan Orhan, kendisine 20. haftada düşük tehdidiyle başvuran bir hastanın hikayesini şu sözlerle paylaştı: "Hastamızın rahmi 15’e yakın, en büyüğü 10 santim olan miyomlarla doluydu. Rahim büyümüş, bebek gelişememişti ve ne yazık ki düşük gerçekleşti. 6 ay takip ettik, MR ve ultrasonla yerlerini netleştirdik. Ardından tüm miyomlarını ameliyatla temizledik. Bir yıl sonra hastamız yeniden gebe kaldı. Şu anda 32. haftada ve gebeliği sağlıklı bir şekilde ilerliyor."
Uzmanından uyarı: İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olun
15 Ağustos 2025 Cuma - 11:02 Uzmanından uyarı: İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olun Böbreklere kadar ilerleyen idrar yolu enfeksiyonları hakkında bilgi veren Prof. Dr. Mehmet Ziya Mocan, "İdrar yolları enfeksiyonları (İYE), toplumda özellikle kadınlar arasında yaygın olarak görülen ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyon hastalıkları arasında yer alıyor. Genellikle bakterilerin idrar yollarına ulaşarak çoğalması sonucu oluşan bu enfeksiyonlar, tedavi edilmediğinde böbreklere kadar ilerleyebiliyor ve kalıcı hasarlara neden olabiliyor" dedi. Kadınlarda İYE görülme sıklığının daha fazla olmasının nedeni, üretranın kısa olması ve genital bölge enfeksiyonlarının kolaylıkla idrar yollarına bulaşabilmesidir. Medicana Ataköy Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ziya Mocan, genç kadınların yüzde 30’u, tüm kadınların ise yaklaşık yüzde 50’si hayatlarının bir döneminde en az bir kez bu enfeksiyonu geçirdiğini belirtti. ’’En sık E. Coli bakterisi etkendir’’ İYE’lere en sık neden olan bakterinin Escherichia coli (E. Coli) olduğunu ifade eden Prof. Dr. Mocan, "Bunun dışında Stafilokok, Klebsiella, Proteus, Pseudomonas, Enterokoklar ve uzun süreli antibiyotik kullanımına bağlı olarak Candida gibi mantarlar da etken olabilir. Özellikle kateter kullanımı, bu enfeksiyonların gelişme riskini artırmaktadır. Alt idrar yollarında meydana gelen enfeksiyonlar ’sistit’ ve ’üretrit’, üst idrar yollarını etkileyenler ise ’pyelonefrit’ olarak adlandırılır. Alt idrar yolu enfeksiyonlarında sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma ve idrar kaçırma gibi belirtiler görülürken; pyelonefritte ateş, bel ağrısı, bulantı, kusma ve genel durum bozukluğu ön plandadır" şeklinde konuştu. Tanı ve tedavide gecikmeyin "İdrar yolu enfeksiyonlarında tanı genellikle idrar tahlili ve idrar kültürü ile konulur" diyen Mocan, "Tedavi, enfeksiyonun yerine, şiddetine, hastanın yaşı ve gebelik durumu gibi faktörlere göre planlanır. Uygun antibiyotik kullanımı, bol su tüketimi, hijyen kurallarına dikkat edilmesi ve düzenli takip büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Gebelikte ve çocuklarda daha önemli "Gebelerde İYE’ler, düşük doğum ağırlıklı bebeklere veya erken doğumlara neden olabilir" diyen Prof. Dr. Mocan, "Bu nedenle gebelerin her ay düzenli idrar tahlili yaptırması önerilir. Akut pyelonefrit görülen gebeler mutlaka hastaneye yatırılarak serum tedavisi ile izlenmelidir. Çocuklarda ise huzursuzluk, idrarda kötü koku, ateş, karın ağrısı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Erken teşhis, ileride oluşabilecek böbrek hasarlarının önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir" şeklinde konuştu. Korunma yolları Prof. Dr. Ziya Mocan idrar yolu enfeksiyonlarından korunma yollarını şöyle sıraladı: "Bol su tüketimi (günde 2,5-3 litre) Kişisel hijyen ve genital bölge temizliği Islak mayo ile uzun süre kalmaktan kaçınmak Ayakları sıcak tutmak Soğuk havalarda dikkatli olmak Cinsel hijyene dikkat etmek Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak"
Boğazından su bile geçmiyordu, başarılı bir operasyonla yeniden yemek yiyebildi
15 Ağustos 2025 Cuma - 10:19 Boğazından su bile geçmiyordu, başarılı bir operasyonla yeniden yemek yiyebildi Trabzon’da yaşayan 28 yaşındaki Şeydanur Yüce, bir yıl kadar önce yemek yiyememe şikayetiyle doktora başvurdu. Yemek borusunun daralması nedeniyle bir yılda su bile içemez duruma gelen Şeydanur Yüce; Trabzon, Ankara ve Erzurum’da derdine çare bulamayınca soluğu İzmir’de aldı. Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay’a ulaşan Şeydanur Yüce, bir yılın ardından ilk lokmasını yutabilmenin sevincini yaşadı. Trabzon’da yaşayan 28 yaşındaki Şeydanur Yüce, 1 yıl önce başlayan yemek borusundaki daralma nedeniyle ilk başlarda katı gıdaları ve zaman geçtikçe de sıvıları tüketmekte zorlandı. Günden güne kilo kaybeden ve güçsüz düşen Şeydanur Yüce’nin, tedavi olup eskisi gibi yemek yiyebilmek ve su içebilmek için gitmediği kapı kalmadı. Önce yaşadığı şehir olan Trabzon’da, sonrasında Ankara ve Erzurum’da şifa arayan Şeydanur Yüce, Medicana International İzmir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Süleyman Günay ile tanıştı. Doç. Dr. Süleyman Günay’a kendisiyle ilgili tetkikleri gönderen ve bir çözüm bulup bulamayacaklarını soran Şeydanur Yüce, olumlu cevap alır almaz soluğu ailesiyle İzmir’de aldı. Doç. Dr. Süleyman Günay’ın uyguladığı işlem sonrası Şeydanur Yüce, ilk olarak patates püresi ve tavuk suyu çorbasının tadına yeniden vardı. Kanser olmasından şüphelendiler Geçtiğimiz yıl yaz aylarında katı gıda tüketiminde zorluk çekmeye başladığını ve ilerleyen süreçlerde sıvıları bile tüketemediğini aktaran Şeydanur Yüce, başına gelen hastalığın ne olduğunu öğrenmek için gittiği bir hastanede kendisine kanser olduğunu söylediklerini aktardı. Şeydanur Yüce, "İlk önce Trabzon’da bir hastaneye gittim. Orada işlemler yapıldı, biyopsi alındı ama tanı gelmedi. Şikayetlerim başladığı dönemde 57 kiloydum. Hastalık ilerledikçe 48 kiloya kadar düştüm. Sonraki süreçte Ankara ve Erzurum’da da doktorlara göründüm. Her gittiğim hastanede kanserden şüphelenip biyopsi yapıp bir çözüm sunmadan gönderiyorlardı. 4 kez endoskopi ile biyopsi oldum. Bir kere de ameliyatla biyopsi alındı ama hiçbirinde tanı gelmedi. Tanı gelmediği için herhangi bir müdahale de yapılmadı. Gitmediğimiz doktor hastane kalmadı. En son Süleyman Günay’a ulaştık. Kendisi endoskopik bir işlemle yemek borusundaki darlığı açtı" ifadelerini kullandı. İki aydır sadece kemik suyu içiyordu Evladını hayatta tutmak için elinden geleni yaptığını belirten Şeydanur Yüce’nin annesi Suna Yüce, "Tanesiz, su kıvamında bir şey içiyordu. İlikle kemiğe güvenerek onları kaynattım. Midesini tutsun diye nişasta pişiriyordum. Sadece kemik suyuyla son iki aydır onunla besleniyordu. Mamalar bile boğazından geçmiyordu. Resmen bir yıldır hayatta kalma mücadelesi veriyoruz. Bir elimde blender, diğerinde süzgeçle kızıma yemek yedirmeye çalışıyordum. Tabi bu süreçte gitmediğimiz doktor da kalmadı. Ortada bir tanı yoktu, bize ‘Kızınız kanser olabilir’ diyorlardı. "Bunun tedavisi yok, kemoterapi ya da radyoterapi alabilir" diyorlardı. Çok zor bir süreçti bizim için" sözlerini kaydetti. Son kez şanslarını İzmir’de denemek için geldiklerini dile getiren Suna Yüce, "Buraya da korka korka geldik. 3 saat süren ameliyat bize 3 gün gibi geldi. Yine biyopsi yapılacak ve çaresizce döneceğiz sandık. ‘Çok güvendiğimiz hastanelerde çare bulamadık, burada nasıl bulacağız’ diye de düşündük. Ama Süleyman Bey bize yeniden umut aşıladı" diye konuştu. Yemek borusunda ip kadar açıklık kalmıştı Hastası Şeydanur Yüce’nin durumunu anlatan Doç. Dr. Süleyman Günay, "Şeydanur bize Trabzon’dan geldi. Ama bize gelene kadar Trabzon, Erzurum ve Ankara’da birçok hastaneye gitmiş. Bir sürü endoskopi yapılmış, iki kere PET-CT çekilmiş. Tümörlü doku olduğu düşünülmüş. Göğüsten VATS yapılmış. Ama herhangi bir sonuç çıkmadığı için tedavi de yapılamamış. Neden yemek yiyemediğine ilişkin bir sonuç ortaya konulamamış. Yemek borusunda ip kadar bir açıklık kalmıştı. Nadir olarak görülen demir eksikliği anemisine bağlı bir yapışıklık olabilir. Çocukluk çağında içtiği toksik bir maddenin yapmış olma ihtimali de var. Nedeni çok net olmasa da kanser olmadığını kesin olarak biliyoruz. Bu noktada artık hastalığın nedeninden çok tedavisi önemliydi. Hayata katılması, yemek yemesi, en basiti bir su içmesi bile çok zordu. Tedavi etmek ve hastayı rahatlatmak önemliydi. Birkaç kere buji yani genişletme ameliyatı yapılmış ama onlar da pek etkili olmamıştı. Sonuçta bana ulaştı. Ben de muayene olması gerektiğini söyledim. Darlığın olduğu kısımda yemek borusu kaslarını keserek orayı genişlettik. Bir nevi açık miyotomi yaparak yemek borusunu açtık. Ameliyattan iki gün sonra ilk kez tavuk çorbası ve patates püresi yedi" açıklamasını yaptı. Doç. Dr. Süleyman Günay, bu tarz bir vakaya daha önce de rastladığını söyleyerek, "Ben daha önce bir kere karşılaştım böyle bir vakayla ama yaşadığı sorun yemek borusunun daha alt tarafındaydı. Şeydanur, benim için daha zor bir vaka oldu" dedi.
Çocuklarda kasık fıtığı sessiz tehlike olabilir
15 Ağustos 2025 Cuma - 09:59 Çocuklarda kasık fıtığı sessiz tehlike olabilir Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Ürolojisi Uzmanı Op. Dr. Akın Karagözoğlu, çocuklarda sık görülen ancak çoğu zaman göz ardı edilen kasık fıtığı hakkında aileleri uyardı. Medical Point Hastanesi Çocuk Ürolojisi Uzmanı Dr. Karagözoğlu, çocuklarda kasık fıtığı sessiz tehlike olabileceğini söyledi. Dr. Karagözoğlu, "Kasık fıtığı kendiliğinden geçmez. Tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" dedi. "Ailede fıtık öyküsü bulunan bireylerde daha sık görülür" Kasık fıtığının, karın içi organların kasık kanalından dışarı çıkmasıyla oluştuğunu belirten Dr. Karagözoğlu, "Erken doğan bebeklerde, erkek çocuklarda, ailede fıtık öyküsü bulunan bireylerde daha sık görülür. Kasık bölgesinde ağlama, öksürme veya ıkınma ile belirginleşen bir şişlik varsa, zaman kaybetmeden hastaneye başvurulmalıdır. Kasık fıtığının zamanla büyüyebileceğini ve bağırsak sıkışması gibi acil cerrahi müdahale gerektiren durumlara yol açabilir" ifadelerini kulandı. "Tedavi cerrahi ile ve başarı oranı yüksek" Çocuklarda kasık fıtığının tek ve kalıcı tedavi yönteminin cerrahi olduğunu belirten Op. Dr. Karagözoğlu, "Kasık fıtığı ameliyatı, günübirlik gerçekleştirilen ve yüksek başarı oranına sahip bir işlemdir. Erken müdahale, çocuğun genel sağlığı kadar yaşam kalitesini de olumlu yönde etkiler. Kasık bölgesinde zaman zaman ortaya çıkan ve kaybolabilen şişlik. Ağlama, öksürme veya ıkınma gibi durumlarda şişliğin belirginleşmesi. Şişliğin üzerine bastırıldığında içeriye girmesi. İlerlemiş vakalarda huzursuzluk, kusma ve karın ağrısı. Bu belirtilerin gözlemlenmesi halinde, çocukların mutlaka bir uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir" diye konuştu.
Ordu Şehir Hastanesi’nde geri sayım başladı
15 Ağustos 2025 Cuma - 09:56 Ordu Şehir Hastanesi’nde geri sayım başladı Ordu’ya sağlık alanında sınıf atlatacak olan, bin 200 yataklı şehir hastanesinde çalışmalar sona yaklaştı. İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Dursun Tüzün, "Ordu Şehir Hastanemiz, morfoloji binamız ile 330 bin metrekare alana sahip. Şuanda Ordu’daki mevcut hastaneler ise 30-40 bin metrekare. Neredeyse metrekare olarak 10 kat büyüyeceğiz. Depreme karşı bin 20 adet sismik izolatör ile bulunan hastanemizin 2026 şubat-mart gibi hizmete açılacağını öngörüyoruz" dedi. Yapımına, 2021 yılının mart ayında başlanan şehir hastanesinde çalışmalar hızlı bir şekilde devam ediyor. Çalışmaların sürdüğü Ordu Çevre Yolu’nun yanında, üniversite yerleşkesi içerisinde yer alan hastane, ilin en temel ihtiyaçlarından birisi olan hastane sorununu çözüme kavuşturacak. Sağlık Bakanlığı’nın öz kaynakları ile yapılan ve 250 bin metrekare arsa üzerine inşa edilen hastanede bin 20 adet sismik izolatör bulunuyor. Hastanenin yüklenici firma tarafından 2025 yılı sonunda teslim edilmesi, taşınma işlemlerinin ardından ise 2026 yılının şubat-mart ayında hizmete açılması öngörülüyor. Hastane, Ordu’nun sağlıkla ilgili tesis ihtiyacını yaklaşık 50 yıl boyunca karşılayacak. "Şehir hastanemiz ile metrekare olarak 10 kat büyüyeceğiz" İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Dursun Tüzün, şehir hastanesinin son durumu hakkında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Tüzün, "Ordu Şehir Hastanemiz, morfoloji binamız ile 330 bin metrekare alana sahip. Şuanda Ordu’daki mevcut hastaneler ise 30-40 bin metrekare. Neredeyse metrekare olarak 10 kat büyüyeceğiz. Şuanda normalde merkezde 700 yatağımız var, bin 200 yataklı Ordu Şehir Hastanemiz açılacak, 200 yatak da devlet hastanemizde kalacak ve Ordu’da toplam bin 400 yatak kapasitemiz olacak. Otopark kapasitemiz şuan için bin 200 ama 4 katlı kapalı otopark için yer ayrıldı, önümüzdeki yıllarda inşallah o da yapılacak. Şuanda Ordu’da mevcut yoğun bakım kapasitesi 140’larda, bu sayı 350’lere çıkacak" diye konuştu. "2026 mart ayında hizmete açılmasını öngörüyoruz" İl Sağlık Müdürü Tüzün, "Yüklenici firmanın planlaması 2025 ekim ayı gibi geçici kabule başvurmak. Geçici kabulden sonra bakanlık eksikleri görüyor ve 1-2 ay eksiklerin tamamlanması için süre veriyor. Bizim görüşümüz, 31 Aralık 2025 tarihi gibi firma teslim edecek diye düşünüyoruz. Sonrası iç malzemesini bizim düzenleyip taşımamıza bağlı. Bizim öngördüğümüz inşallah 2026 şubat-mart gibi hastaneleri taşıyıp, burada hizmete girmek" ifadelerine yer verdi. "Burası Ordu’da depreme en çok dayanıklı bina, ilin 50 yıl sağlıkla ilgili tesis sorunu kalmayacak" Ordu Şehir Hastanesi’nin olması muhtemel depreme karşı bin 20 adet sismik izolatör ile korunduğunu kaydeden Tüzün, "Burası Ordu’da sanırım depreme en çok dayanıklı bina çünkü bin 20 adet sismik izolatör var. Bu izolatörlerin üzerinde zaten hastanenin etrafında oynaması için alan bırakıyoruz, oralara beton atılmıyor, esnek malzemeden yapılıyor, hastanenin kendi içerisinde de esneme alanları var. Deprem için güvenli bir bina, zaten beton kalitesi ve diğer malzemeler denetlemelerden geçiyor. Standardın üzerinde bir bina, inşallah burası yapıldıktan sonra 50 yıl Ordu’nun sağlıkla ilgili hiçbir tesis sorunu kalmayacak. Cumhurbaşkanımız şehir hastanelerine önem veriyor, burası vatandaşları başka noktalara sevk derdinden kurtaracak. Sağlık Bakanımız geldiğinde Ordu’daki sevk sayılarının 10’da 1’e düşmesini beklediklerini söyledi. İnşallah Cumhurbaşkanımızın bu vizyonunu Ordu’da gerçekleştirmiş olacağız, farklı illere sevk olan hastalarımızı çekeceğiz ve inşallah oradan da hasta kabul edeceğiz" şeklinde konuştu. "Morfoloji binamız neredeyse yüzde 100 tamamlandı, teknik binamızda çok az çalışma kaldı" İl Sağlık Müdürü Tüzün, çalışmalar hakkında şu ifadelere yer verdi: "Şehir hastanemizin içerisinde çalışmalar devam ediyor, giriş katta asansör ve yürüyen merdivenlerimizin montajları yapılıyor. 1, 9 ve 10’unda katımız tamamlandı ve temizliğimiz de bitti. Üst katlardan perdelerin takımına başladık. Reklam ihalesi yapıldı ve firma çalışmalarına başladı. Nötralizasyon tankları, soğutma depoları gibi ihaleleri yaptık ve takılıyor. Bunun dışında hastane dışarısında peyzaja başlandı, hızlı bir şekilde yol çalışmaları devam ediyor. Ordu Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (OSKİ) ekipleri çalışmalar yürütüyor. Morfoloji binamız yüzde 100’e yakın bitti, teknik binamızda ise çok az çalışmalar kaldı."
Kolay yoldan zayıflarken, kolay yoldan hasta olmayın
15 Ağustos 2025 Cuma - 09:56 Kolay yoldan zayıflarken, kolay yoldan hasta olmayın Halk arasında ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen GLP-1 ve GIP analogları, iştahı azaltarak kilo kaybı sağlasa da uzmanlar, bu ilaçların yalnızca doktor gözetiminde ve yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte kullanılmasını öneriyor. Dr. Sibel Işık, kalıcı sonucun dengeli beslenme ve düzenli egzersizle mümkün olabileceğini vurguladı. Sosyal medyanın da etkisiyle son aylarda sıkça gündeme gelen ve halk arasında "zayıflama iğnesi" olarak bilinen GLP-1 ve GIP analogları, diyabet tedavisindeki etkilerinin yanı sıra kilo verme sürecindeki etkileriyle de dikkat çekiyor. Bu ilaçların kilo vermeye olan etkisi, Hollywood yıldızlarının kullandığı yönündeki iddialarla birlikte "iğneyle incelme" trendini Türkiye’ye de taşıdı. Zayıflama iğneleri talep görüyor Birçok kişi, özellikle birkaç kilo fazlası olan bireyler, kolay yoldan zayıflamak amacıyla bu iğneleri kullanmak istiyor. Ancak Acıbadem Kent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Sibel Işık, bu ilaçların yalnızca doktor önerisiyle, düzenli takip altında ve bütüncül bir yaklaşımla kullanılması gerektiğine dikkat çekti. Işık, "Yaşam tarzı değişiklikleri ile desteklenmediği sürece sürdürülebilir bir değişiklik sağlanamaz" dedi. Obezite taramaları ve riskli bireyler Dr. Işık, obezitenin artık bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini ve bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan tarama programları kapsamında yaklaşık 6 ay içinde 15 milyon kişinin tarandığını, 3 milyona yakın kişinin obezite açısından riskli bulunduğunu belirtti. Estetik kaygıların yanı sıra sağlık için de fazla kilolarından kurtulmak isteyen bireylerin sayısının arttığını vurguladı. GLP-1 ve GIP analogları nedir? Zayıflama iğnesi olarak bilinen ilaçların, Tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan enjeksiyonlu ilaçlar olduğunu belirten Işık, bu ilaçların GLP-1 (glukagon benzeri peptid-1) hormonunu taklit ederek insülin üretimini artırdığını ve iştahı azalttığını söyledi. GIP reseptör agonistleri ise tokluk hissini artırmanın yanı sıra yağ yakımını da teşvik ediyor. Bazı ilaçlar yalnızca GLP-1, bazıları ise hem GLP-1 hem GIP etkisi taşıyor. Bu nedenle ilaç seçiminin kişiye özel olması gerektiğini belirten Işık, özellikle hipertansiyon ve kalp hastalığı olan bireylerde dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. Türkiye’de kullanılan ilaçlar Ülkemizde liraglutid, semaglutid ve tirzepatid etken maddeli üç farklı ilaç bulunduğunu söyleyen Dr. Işık, bu ilaçların cilt altı enjeksiyon şeklinde uygulandığını, günlük ya da haftalık dozlara göre değişebileceğini belirtti. İştahı belirgin şekilde azaltan bu ilaçların, obezite, insülin direnci, diyabet, kalp hastalıkları, yüksek kolesterol ve hipertansiyon gibi birçok kronik rahatsızlıkta fayda sağladığını ifade etti. Yan etkiler ve dikkat edilmesi gerekenler En sık görülen yan etkilerin bulantı, ishal, karın ağrısı, baş ağrısı ve halsizlik olduğunu belirten Işık, nadir de olsa pankreatit, retinopati ve bağırsak tıkanıklığı gibi daha ciddi durumların gelişebileceğini söyledi. Bu nedenle bu ilaçların mutlaka doktor gözetiminde kullanılması gerektiğini vurguladı. Yanlış beslenme süreci olumsuz etkileyebilir Zayıflama iğneleri iştahı azaltarak kilo kaybı sağlarken, iştahın kapanmasına bağlı olarak gelişen yetersiz ve dengesiz beslenmenin kilo verme sürecini sekteye uğratabileceğini belirten Işık, bu süreçte diyetisyen desteğinin çok önemli olduğunu söyledi. Ayrıca fiziksel aktivite ile desteklenmeyen süreçlerin yavaş ilerlediğini ifade etti. Düzenli yürüyüşler ve evde yapılabilecek egzersizlerin kilo kaybını desteklediğini vurguladı. Kalıcı sonuçlar için yaşam tarzı değişikliği şart Uzm. Dr. Işık, "GLP-1 ve GIP analogları, obezite tedavisinde devrim niteliğinde bir gelişme olabilir; ancak uzun vadeli etkinlik, güvenlik ve hasta uyumu dikkatle takip edilmelidir. İğne ile gelen incelik cazip olabilir ama sağlıklı kilo vermenin en kalıcı yolu; dengeli beslenme, hareketli yaşam ve tıbbi destekle sürdürülebilir bir yaklaşım benimsemekten geçer" dedi.
8 aylık bebeğin böbreğinden 15 milimetrelik taş çıktı
14 Ağustos 2025 Perşembe - 18:01 8 aylık bebeğin böbreğinden 15 milimetrelik taş çıktı Eskişehir Şehir Hastanesi’nde böbreğinde 15 milimetrelik taş bulunan 8 aylık bebek, gerçekleştirilen başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Eskişehir Şehir Hastanesi’nde yapılan kontrollerde böbreğinde 15 milimetrelik taş tespit edilen 8 aylık bebek, başarılı bir ameliyatla tedavi edildi. Çocuk Ürolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Çiğdem Arslan Alıcı, bebeğin daha önce sol böbreğindeki üreteropelvik darlık nedeniyle pyeloplasti ameliyatı geçirdiğini, çocuk nefroloji ve çocuk ürolojisi birimlerince düzenli olarak takip edildiğini aktardı. Dr. Alıcı, "Hastamız, daha önce sol böbrekte üreteropelvik darlık nedeniyle pyeloplasti yapılan bir hastamızdı. Bu nedenle takipteydi. Çocuk nefroloji ve çocuk üroloji tarafından takip edilen hastanın kontrol ultrasonunda sağ tarafta böbrek taşı tespit edildi. Takipte böbrek taşının daha sonra üretere düştüğünü gözledik. 15 milimetrelik üreter taşının distal üreterde olduğunu gördükten sonra hastamızı cerrahiye hazırlayarak, ameliyathaneye aldık. Anestezi Doktorumuz Kemal Bey, Çocuk Nefroloji Doktorumuz Şule Hanım ve benim takibimde hastaya başarılı bir şekilde taş kırma cerrahisi yaptık. Taş kırma cerrahisinden sonra hastanın taşı tamamen parçalandı. Taşın parçalanmasının ardından stentini yerleştirdik ve hastamızı başarılı bir şekilde ameliyattan çıkardık. Hastanın şu an genel durumu iyi. Bu nedenle sağlığına kavuşturarak hastanemizden taburcu ediyoruz" dedi. Tedavisi tamamlanan ve genel durumu iyi olan bebek, taburcu edildi.