Son Dakika
|
Muhittin Böcek'i oğlu Gökhan Böcek etkin pişmanlıktan yararlandı!
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Ankara’da yaşlı adamı ağır yaralayıp parasını gasp eden saldırgan tutuklandı
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Pentagon, UFO dosyalarını yayınlamaya başladı
Bolu Dağı’nda araç devrildi: Kilometrelerce araç kuyruğu oluştu
ABD, İran’a yönelik ablukayı ihlal ettiği öne sürülen 2 gemiyi vurdu
İranlı Sözcü Bekayi: "ABD’nin yanıtı hala değerlendirme aşamasında"
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık"
Yol ortasındaki hindi kavgası trafiği durdurdu
SAĞLIK
Prof. Dr. Oytun Erbaş’tan hantavirüs açıklaması: "İnsandan insana bulaşmıyordu, bir varyantı var, And-v virüsü insandan insana bulaşıyor"
08 Mayıs 2026 Cuma - 21:25:20
Prof. Dr. Oytun Erbaş, son günlerde gündeme gelen hantavirüsle ilgili, "İnsandan insana bulaşmıyordu. Bir tane varyantı var, o da Andes varyantı. Bunu çok duyacağınızı öğrenin. Bu And-v virüsü insandan insana bulaşıyor. Ama nasıl bulaşıyor, yakın temasla" dedi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52
Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı
Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10
Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu
Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:08
Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu
Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından, "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü öncesinde gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda anne ve çocuk sağlığına ilişkin güncel bilgiler paylaşılırken, sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyum kapsamında ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, toplantıda yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’ni tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var." "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasın önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir, anne sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle, annenin sesi de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu açıklayan Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek, tabi ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" ifadelerini kullandı. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Artık içerisinde olanlar ispat edildi ki bunun bir mucize besin olduğunu biliyoruz. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe de o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu. (DLR-
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
07 Mayıs 2026 Perşembe- 15:13
DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu
2
08 Mayıs 2026 Cuma- 14:44
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
3
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
4
08 Mayıs 2026 Cuma- 12:46
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
29 Haziran 2025 Pazar - 11:04
TUSYAD Bölge Bilimsel Toplantısı Erzincan’da yapıldı
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanları ile asistanlarının katıldığı TUSYAD Bölgesel Bilimsel Toplantı Erzincan’da yapıldı. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Prof. Dr. Erdoğan Büyükkasap Kültür ve Kongre Merkezi’nde bölgede farklı illerden ortopedistlerin katıldığı ön çapraz bağ yaralanmaları hastalıklarında kullanılan gelişmiş cerrahi teknikler deneyimli eğitmenler tarafından anlatıldı. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara gerçekleştirilen toplantı ile ilgili bilgi verdi. Koçkara, "Bugün Erzincan’da Türkiye Spor Yaralanmaları Artroskopi ve Diz Cerrahisi Derneği (TUSYAD) Erzurum Şubesi ile birlikte düzenlediğimiz ön çapraz bağ konulu panelimize Rize’den, Trabzon’dan, Giresun’dan, Sivas’tan, Van’dan ve Erzurum’dan olmak üzere ortopedistler katılım sağladı. TUSYAD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yavuz Kocabey’in de katılım sağladığı toplantının bilimsel açıdan yüksek verimlilikle tamamlandığını söyleyen Prof. Dr. Koçkara, amacımız bölgemizde ki ortopedi uzmanların bu konuda güncel bilgilerle eğitimdeki tecrübeli isimlerle buluşturmak, bölgemizde verilen hizmetin kalitesini artırmak. Hepimizin bildiği gibi ön çapraz bağ yaralanmaları insanlarımızın hayatında hayat kalitesini oldukça bozan bir yaralanmadır, bu yaralanmaların tedavisinde, teşhis ve tedavi sonrası sürecinde mevcut ve en güncel bilgileri meslektaşlarımıza sunmak." dedi. Yapılan toplantının Erzincan, üniversite ve meslektaşlar için oldukça yararlı olduğunu belirten Prof. Dr. Koçkara tüm katılımcılara teşekkür ederek konuşmasını tamamladı. Katılımcılar ön çapraz bağ yaralanmaları hastalıklarında kullanılan gelişmiş cerrahi teknikleri en deneyimli eğiticilerden dinleme fırsatı buldular.
29 Haziran 2025 Pazar - 10:00
Aşırı terlemeye bağlı sıvı kaybı, kalp krizine yol açıyor
Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte, hava sıcaklıkları ülke genelinde normalin üzerine çıktı. Uzmanlar, aşırı sıcakların terlemeyle birlikte vücutta sıvı kaybına yol açarak kalp krizi riskini artırabileceğini belirtiyor. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte ülke genelinde hava sıcaklıkları etkisini artırarak mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Kavurucu sıcakların, kalp hastalarının yanı sıra böbrek yetmezliği, solunum rahatsızlığı ve obezite gibi kronik hastalıklara sahip bireyler için de ciddi sağlık riskleri oluşturduğu belirtiliyor. Artan sıcaklıklarla birlikte vücutta terleme yoluyla meydana gelen aşırı sıvı kaybı, kalp krizini tetikleyebildiğini belirten Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Aşırı sıcak, sağlıklı bireylerde bile bazı mekanizmalarla sağlığı olumsuz etkileyebilir. Terleme yoluyla oluşan sıvı kaybı, vücutta sodyum ve potasyum gibi elektrolit dengesizliklerine yol açabilir. Bu durum, kanın yoğunlaşmasına ve dolayısıyla pıhtılaşmaya meyil oluşturur. Özellikle hipertansiyon veya kalp yetmezliği olan bireylerde, kullanılan idrar söktürücü ilaçlar da tabloyu ağırlaştırabilir. Bu yüzden hem sağlıklı kişilerde hem de kronik hastalığı olan bireylerde aşırı sıcağa maruz kalmamak büyük önem taşır. Sıcaklığın en yüksek olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında güneşten uzak durmak ve mutlaka yeterli sıvı tüketmek gereklidir" dedi. Gençler de tehlike altında Son yıllarda kalp ve damar hastalıklarının genç yaş grubunda da artış göstermeye başladığına değinen Tengiz, "Covid enfeksiyonu ve bazı durumlarda aşılar, pıhtılaşma eğilimini artırabiliyor. Ancak esas neden, sağlıksız yaşam tarzının giderek yaygınlaşmasıdır. Hareketsizlik, obezite, kolesterol açısından zengin beslenme, sigara kullanımı bu riskleri tetikliyor. Özellikle yaz aylarında gençlerin plajlarda ya da sıcak ortamlarda aşırı alkol ve enerji içeceği tüketmesi, sıvı kaybını hızlandırarak kalp sağlığı açısından ciddi tehlikeler doğurabilir. Genç yaşlardan itibaren sağlıklı, dengeli ve kolesterolden fakir bir diyet, sigarasız yaşam ve düzenli egzersiz alışkanlığı kazandırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Aspirin kanı sulandırıyor Kalıtsal kalp hastalıkları olan genç bireylerde sıcakla birlikte gelen stres, sıvı kaybı ve aşırı fiziksel aktivite kalp krizine neden olabileceğini söyleyen Tengiz, cümlelerini şu şekilde noktaladı: "Özellikle spor yapılacaksa, sıcak olmayan saatlerde ve bol sıvı alımıyla yapılması önemlidir. Kalp krizi belirtileri arasında göğüste baskı, ağrı ve soğuk terleme yer alır. Böyle bir durumda hastanın rahat bir pozisyona alınması ve eğer mümkünse 300 mg aspirin çiğnetilerek kanın akışkanlığının artırılması faydalı olabilir. Ancak en önemli adım, hiç vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna ulaşmaktır."
29 Haziran 2025 Pazar - 09:54
Prof. Dr. Özkan: "Diş eksikliği kalp krizi riskini nasıl artırıyor?"
Uzman Diş Hekimi Ağız Diş Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan: "Kalp krizi geçirme riskinizi sadece kalp değil, ağzınızda eksik olan dişleriniz de belirliyor" dedi Özkan yaptığı açıklamada, "Kliniklerde diş çürüğü ve diş eti hastalıklarına bağlı olarak çekilen dişler, sadece estetik kaygı oluşturmakla kalmıyor. Uzun yıllardır üzerinde çalışılan ve geçtiğimiz günlerde Güney Kore’den gelen kapsamlı bir araştırmayla kanıtlanan gerçek artık bilimsel bir netliğe kavuştu. Diş kaybı kalp yetmezliğine zemin hazırlıyor. Üstelik bu ilişki, ileri yaş grubunun ötesinde, genç bireylerde de ciddi riskler taşıyor" diye konuştu. Ağız ve diş, kalbin aynası mı? Özkan, ağzın, vücudun giriş kapısı olduğuna dikkat çekerek şöyle devam etti: "Bu kapıda yaşanan bir bozulma, domino taşı etkisiyle tüm sistemleri etkiler. Diş eksikliği sadece ağız bölgesinde bir sorun olmasının ötesinde, kronik sistemik hastalıkların tetikleyicisi haline gelir. Bir dişinizi kaybettiğinizde o dişin yanında beslenmenize katkı sağladığı dişeti, çene kemiğiniz, komşu dişler ve hatta kalbiniz de bu eksiklikten etkileniyor. Ağız sağlığı ile kalp sağlığı arasında doğrudan, bilimsel olarak kanıtlanmış bir bağ var. Kalbinize giden yol dişlerinizden geçiyor. Bu çalışmayla bir kez daha anlıyoruz ki, erken yaşta başlayan diş eksikliği, ilerleyen yaşta kalp yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor. Özellikle periodontitis gibi ileri diş eti hastalıklarıyla başlayan süreçte, bakterilerin kana karışarak damar sertliğine ve inflamasyona yol açtığı net olarak görülüyor." Gençler de risk altında! Bilimsel araştırmalar, 65 yaş altındaki bireylerde de kalp krizi riskinin yüksek olduğunu anlatan Özkan, "Özellikle sigara kullanan, diyabet hastası olan veya stresli yaşam süren bireylerde, erken diş eksikliği kalp damar sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisi daha belirgin hale geliyor. Peki diş eksikliği kalbi nasıl çökertir? Ağızdaki iltihap, kana karışır. Eksik diş bölgesindeki çene kemik zamanla eriyor, dişeti çekiliyor ve çevre dokular iltihaplanıyor. Bu iltihaplı ortam, bakterilerin kan yoluyla vücuda yayılmasına neden oluyor. Bağışıklık sistemi bu yükü taşımakta zorlanıyor, kalp-damar sistemi strese giriyor. Vücut, her gün ağızdan yayılan bu mikro enfeksiyonlarla boğuşurken kalp yavaş yavaş yetmezliğe doğru ilerliyor. Damar iç yüzeyi hasar görür. İltihaplanma, damarların iç duvarında mikro çatlaklar oluşturur. Bu da ateroskleroz (damar sertliği) ve hipertansiyonun temelini hazırlar. Kalp kası yıpranır. Kalp, bu enfeksiyöz yükü taşımak için daha fazla çalışır. Sürekli inflamasyon kalp kasının işlevini bozar. Sonuç: Kalp Yetmezliği! Dişi tedavi ettiğimizde, kalpleri de düzeliyor. Çünkü iltihap asıl kaynak noktasından kesildiğinde, vücut toparlanmaya başlıyor" diye konuştu. Her kaybedilen diş başına kalp kriz risk oranı nasıl etkileniyor? Peki çözüm? Her kaybedilen dişin yapılan araştırmalara göre, yüzre 1 oranında kalp krizi (MI), yüzde 1.5 oranında kalp yetmezliği (HF), yüzde 1.5 oranında felç ve yüzde 2 oranında ölüm riski artışı anlamına geldiğinin altını çizen Özkan şunları kaydetti: "Ve en çarpıcı bulgu şu oldu: Eksik 1-4 diş bile bu riskleri belirgin şekilde yükseltirken, 5 ve üzeri diş eksikliği tehlikeyi adeta katlıyor. İstatistik değil, gerçek: Ağızda başlayan sessiz yıkım, yıllar içinde kalbinize ulaşabilir. Prof. Dr. Özkan, şunları söyledi: "Bugün bir diş kaybını sadece implantla telafi etmek yetmez. Ana dişi korumak ve dişi çekmeden kurtarmak yaşam kalite artışıyla birlikte yaşam süresi uzaması meselesi haline geldi. Her eksik dişin, vücutta sistemik bir karşılığı var. Kalp, böbrek, beyin Hepsi etkileniyor. Bu yüzden bizim artık ‘dişi çekmeden kurtarma’ operasyonlarımız, yalnızca bir dişi değil, bir hayatı kurtarmak anlamına geldiğini anlamamız gerekiyor. Diş eksikliğiyle gelen domino taşı etkisi. Her diş bir organ gibi değerlendirilmeli. Diş eksildiğinde; komşu dişler boşluk olan bölgeye devrilir, boşluğa karşılık gelen diş kendini boşluğa bırakır, geriye kalan tüm dişler kökten hareketlenir, çürük artışı gözlenir, çiğneme etkinliği yitirilir, ağzın dengesi kaybolur, çene kası dengesizleşir, çene eklem stresi artar, çene kemik erimesi ve dişeti çekilmesi gelişir, sindirim sistemi bozulur ve kalp, bu sistemik yükü taşımakta zorlanır." Özkan: vücudun, bir bütün olarak çalıştığını, diş eksikliğinin domino etkisiyle sadece çene kemiğini değil, kalbi de yere serebileceğini belirterek, "Diş eti kanaması = kalp alarmı. Periodontitis (Kronik dişeti hastalığı) sadece ağız değil, kalp sağlığı için de büyük tehlikedir. Diş eti iltihabı, kalp kapakçıklarında endokardit gibi ölümcül enfeksiyonlara yol açabilir. Bu yüzden kanayan her diş eti, kalbinizden gelen sessiz bir yardım çağrısıdır." dedi. Bu hastalıkların önüne geçmek için Özkan’ın Önerdiği 6 hayat kurtarıcı yol şöyle: "Dişi çekmeden kurtar. Çekmek kolay, yaşatmak sanattır. Dişi kaybetmeden önce uygulanabilecek en gelişmiş tekniklerle hastanın kendi dişini kurtarılması esastır; minividalı anatomik dolgu, Kanal tedavisi, Kanal tedavisi yenileme, Apikal rezeksiyon, Hemiseksiyon, Reimplantasyon, Diş nakli yöntemi gibi Dişi çekmeden kurtarılması yöntemleriyle Kalp krizi riskinin de azaltılması hedeflenmeli" şeklinde özellikle vurguluyor. "Bugün çekilecek dediğiniz dişler bile dişi çekmeden kurtarma yöntemleriyle yaşatılabilir. Çünkü her doğal diş, vücutla mükemmel bir uyum içindedir. Onun yerini en iyi implant bile doldurması güçtür. Lazerle dikişsiz implant. Kalbe saygılı çözüm. Diş kaybından sonra çene kemik erimesi ve dişeti çekilmesi başlar ve implant uygulanacak alan kaybolur. İlk 45 gün bu açıdan kritiktir. "Dişi çektikten sonraki zaman kaybı, çene kemik erimesi anlamı taşır. Çene kemik erimesi, sistemik hastalıkların önünü açar. Kalp bu yükü taşıyamaz." Lazerle Dikişsiz İmplant yöntemi sayesinde; dikişsiz, lazerle dişetinde ve çene kemiğinde hızlı iyileşme süreci oluşur. "Lazerle dikişsiz implantlar, iltihap riskini azaltarak kalp dostu bir tedavi sunar. Özellikle kalp rahatsızlığı olan bireyler için altın standart denilebilir. Kalbiniz için dişlerinizi kurtarın. Diş eksikliğini önemsememek, kalbinizin çöküşünü hızlandırmak demektir. Her eksik diş, kalp sisteminde bir yük daha oluşturur. Bugün ihmal edilen bir boşluk, yarın sizi yoğun bakım kapısına götürebilir. "Her sabah aynaya baktığınızda eksik bir diş görüyorsanız, bilin ki eksilen sadece estetik değildir. Eksilen; sağlıktır, yaşam kalitesidir, belki de ömürdür."
29 Haziran 2025 Pazar - 09:49
Çocuklarda miyopi artıyor: Ekran süresi ve gün ışığı eksikliği en büyük neden
Miyopinin son yıllarda çocuklarda daha sık görülmeye başladığını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Betül Tuğcu, "En büyük nedeni ise ekran başında geçirilen uzun süre, aşırı yakına bakmak ve yeterince gün ışığına çıkmamak. Miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak için özel gözlükler, kontakt lensler ve göz damlaları kullanıyoruz. Ancak ailelerin de üzerine düşeni yapması gerekiyor. En önemli görev ise ekran aktivitesi sınırı, ekran mesafe ayarı, ve gün ışığı görülmesi. Bunlar yapılmaz ise retina yırtılması, dekolman, glokom gibi önemli göz hastalıkları riski ortaya çıkabilir" dedi. Liv Hospital Ulus Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Betül Tuğcu, son yıllarda özellikle çocuklarda çok sık görülen göz hastalığı miyopi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Miyopinin artmasındaki en büyük nedenin bilgisayar, tablet ve telefon başında uzun süre geçirilmesinin olduğunu vurgulayan Tuğcu, "Miyopinin ilerlemesinin durdurulabilmesi için en önemli görev ise ekran aktivitesi sınırı, ekran mesafe ayarı ve gün ışığı görülmesi. Bunlar yapılmaz ise retina yırtılması dekolman, glokom gibi önemli göz hastalıkları riski ortaya çıkabilir. Çağımızın en önemli sorunu bu aslında. Bundan 10 yıl sonra bu rahatsızlık daha da artacaktır. Araştırmaların çoğu bu durumu nasıl engelleriz diye yapılıyor" dedi. "İleri derecede miyoplarda retina yırtılması gibi önemli göz sorunları ortaya çıkabilir" Miyopi hastalığının uzağı bulanık görmeye sebep olan bir sağlık sorunu olduğunu belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Betül Tuğcu, "Son yıllarda çocuklarda görünme sıklığı arttı. Bunun en büyük sebebi aşırı ekran aktivitesi, tablet, telefon oyunları, aşırı yakına bakma ve gün ışığı görmeme gibi etkenlerdir. Bu nedenle çocuklarda miyopinin daha da ilerlediğini görmekteyiz. Anne ve baba da eğer miyopi varsa risk daha da artmakta. Biz göz doktorları olarak miyopinin ilerlemesini durdurmak için özel tasarımlı gözlükler, kontak lensler ve özel hazırlanan damlalar uygulamaktayız. Bu da yeterli olmuyor ailelere de önemli görevler düşmekte. En önemli görev ekran aktivitesine sınır koyulması. Doktorlar 2 saat öneriyoruz, 2 saati aşmaması gerekiyor. Ekran süresi sırasında aralar verilmesi gerekiyor. Örneğin; çocuğun 20 dakikada bir 5 dakika boyunca uzağa bakması öneriliyor. Uzağa bakınca kaslar gevşeyebiliyor. Ekran mesafesinin ayarlanması, 30 santimden uzakta tutulması ve aydınlatma çok önemli. Ek olarak gün ışığı görmesi lazım bu çocukların. Dışarıda aktivitelerin en az 2 saat olmasını öneriyoruz. Miyopinin ilerlemesini durdurmalıyız. Çünkü ileri derecede miyoplarda çok önemli göz sorunları ortaya çıkabiliyor. Retina yırtılması, dekolman, glokom gibi önemli göz hastalıkları riski ortaya çıkabilir. Sarı nokta hastalığı riskini bile arttığı bildiriliyor. O yüzden bu durumu yavaşlatmak için çalışmalar yapılıyor. Aslında çağımızın en önemli sorunu bu. Bundan 10 yıl sonra bu rahatsızlık daha da artacaktır. Araştırmaların çoğu bu durumu nasıl engelleriz diye yapılıyor" şeklinde konuştu.
29 Haziran 2025 Pazar - 09:32
KKKA hayatınızı tehdit etmesin
Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına karşı risk artıyor. Uzmanlar, özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar ile kırsal alanları ya da piknik yerlerini ziyaret eden vatandaşların bu dönemde daha dikkatli olması gerektiği konusunda uyardı. Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Özkul, KKKA’nın keneler aracılığıyla bulaşan ve ciddi sonuçlara yol açabilen tehlikeli bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirterek, korunma yolları ve erken teşhisin önemine dikkat çekti. Özkul, "Hastalık genellikle kene ısırması yoluyla bulaşıyor. Ayrıca, hastalığı taşıyan hayvanların kanı veya vücut sıvılarıyla doğrudan temas da virüsün insana geçmesine neden olabiliyor. Kene, vücuda tutunduktan sonra virüsü kana karıştırarak hastalığın ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Kene ısırmasından sonra hastalığın belirtileri genellikle 1 ila 3 gün içinde ortaya çıkıyor. Bu dönemde yüksek ateş, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi şikayetler görülebiliyor. Hastalık ilerledikçe ciltte döküntülerle birlikte burun ve diş eti kanamaları gibi ciddi belirtiler de ortaya çıkabiliyor. Dr. Özkul, hastalıktan korunmak için özellikle kırsal alanlarda açık renkli ve uzun kollu giysiler tercih edilmesini, pantolon paçalarının çorap içine alınmasını ve vücutta kene kontrolünün düzenli olarak yapılmasını öneriyor. Kene tespit edildiğinde en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması hayati önem taşıyor. Ayrıca, hasta ya da hastalık şüphesi taşıyan hayvanlarla temastan kesinlikle kaçınılmalı" diye konuştu. Kene tutunması durumunda ya da hastalık belirtileri ortaya çıktığında zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten Dr. Özkul, KKKA’nın erken tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabilecek bir hastalık olduğunu hatırlattı.
28 Haziran 2025 Cumartesi - 22:15
Kanser tedavisinde yeni ufuklar anlatıldı
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Atike Pınar Erdoğan tarafından verilen "Kanser Tedavisinde Yeni Ufuklar" söyleşisinde, alandaki en son gelişmeler ve yarının tedavi yöntemleri anlatıldı. Manisa Celal Bayar Üniversitesi tarafından Yükseköğretim Kurulu Bilim İletişim Ofisi desteği ile MCBÜ Tıp Tarihi ve Deontoloji Müzesinde, ortaklaşa düzenlenen ‘Kanser Tedavisinde Yeni Ufuklar’ söyleşisinde kanserle mücadelede kat edilen ilerlemelerin, umut veren yeni stratejilerin ve bilimin ışığındaki yaklaşımların tüm detayları MCBÜ Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Atike Pınar Erdoğan tarafından katılımcılara aktarıldı. Sosyal medya üzerinden de canlı olarak verilen söyleşiye hem tıp camiası hem de vatandaşlar yoğun ilgi gösterirken etkinliğe Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar da katıldı. Kanserin birçok alt kolunun olduğunu kaydeden Erdoğan, yaptığı sunumda kanserin, hücrelerin içindeki DNA’da meydana gelen mutasyonlar ve anormal büyümeler sonucu meydana geldiğini, yapısal nedenlerle birlikte kansere neden olan durumlar arasında genetik faktör, çevresel faktörler, yoğun güneş ışını, sigara-alkol tüketimi, kanserojen maddeye maruz kalma, kötü beslenme ve stres gibi faktörlerin yer aldığını söyledi. Sunumu sırasında katılımcılara kağıt ve kalem dağıtarak herkesin bir ağaç çizmesini isteyen Erdoğan, herkesin çizdiği ağacın birbirinden farklı olduğunu ancak hepsinin ağaç olduğunu vurgulayarak kanserin de böylesine çeşitli bir hastalık olduğunu söyledi. Sunum soru cevap bölümüyle sona ererken, programın sonunda katılımcılara katılım belgesi takdim edildi.
28 Haziran 2025 Cumartesi - 18:10
Sağlık Turizmi Konfederasyonu ile Medicana arasında iş birliği protokolü
Türkiye’nin önde gelen sağlık gruplarından Medicana ile Sağlık Turizmi Konfederasyonu arasında sağlık turizmi alanında önemli bir iş birliği protokolü imzalandı. Türkiye’nin önde gelen sağlık gruplarından Medicana ile Sağlık Turizmi Konfederasyonu arasında sağlık turizmi alanında önemli bir iş birliği protokolü imzalandı. Sağlık Turizmi Konfederasyonu ile Medicana Sağlık Grubu arasında imzalanan protokol, Türkiye’nin sağlık turizminde uluslararası alanda daha güçlü bir aktör olmasını hedefliyor. Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız ile Sağlık Turizmi Konfederasyonu Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay’ın öncülük ettiği protokol, sektör adına stratejik kazanımlar vaat ediyor. Protokol kapsamında nitelikli sağlık hizmetlerinin yabancı hastalara sunulması, uluslararası hasta portföyünün genişletilmesi, eğitim ve tanıtım faaliyetlerinin artırılması ile kalite standartlarının yükseltilmesi gibi başlıklarda ortak çalışmalar yürütülecek. Sağlık Turizmi Konfederasyonu Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, yapılan iş birliğinin önemine değinerek, "Türkiye’nin sağlık turizminde sahip olduğu potansiyeli daha da ileriye taşımak, dünyada söz sahibi olmak için güçlü ve vizyoner ortaklıklar kuruyoruz. Medicana gibi köklü ve kaliteli bir kurumla gerçekleştirdiğimiz bu protokol, sektörümüz için stratejik bir adımdır" dedi. Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız ise yaptığı değerlendirmede, "Sağlıkta kaliteyi ve erişimi artıracak tüm girişimlere destek veriyoruz. Medicana olarak bu iş birliğiyle uluslararası hasta kabulünde yeni bir dönem başlatmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. Her iki taraf da protokolün hayırlı olmasını dileyerek, iş birliğinin Türkiye’nin sağlık turizmi hedeflerine katkı sunacağına olan inançlarını dile getirdi.
28 Haziran 2025 Cumartesi - 17:36
Ambulans uçak 7 yaşındaki çocuk için havalandı
Siirt’te 7 yaşındaki bir çocuk, ileri tetkik ve tedavisi için ambulans uçakla Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. Cheidak Higashi sendromu, epilepsi ve trakeostomiye bağlı olarak immobil (hareket edemeyen) durumda olan 7 yaşındaki çocuk için ileri tetkik ve tedavisinin yapılması için ambulans uçak talep edildi. Küçük çocuk, Siirt Sağlık İl Müdürlüğü tarafından talep edilen ambulans uçakla ile Ankara Eğitim Araştırma Hastanesine sevk edildi.
28 Haziran 2025 Cumartesi - 15:00
İstanbul Tıp Fakültesi’nde Geriatri Bilim Dalı’nın kuruluşunun 25’inci yılı kutlandı
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde 2000 yılında kurulan Geriatri Bilim Dalı’nın 25’inci yaşı kutlandı. Programda konuşan İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, "Şu anda bakıldığı zaman tıp alanının ihtiyaç duyduğu alanını mükemmel bir şekilde kapattığını görüyoruz" şeklinde konuştu. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi bünyesinde 20 Haziran 2000’de kurulan Geriatri Bilim Dalı’nın 25’inci yılı düzenlenen program ile kutlandı. Rektörlük binasında düzenlenen programa İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Karan ve Guinness Rekorlar Kitabı’nda en uzun kariyere sahip erkek spor spikeri Orhan Ayhan katıldı. Konuşmaların ardından protokol heyeti, 25’inci yıl anısına pasta kesti. Program farklı oturumlar şeklinde devam etti. "Geriatriyi öğretecek bir duruma geldik" Programda konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, "Geriatriyi öğrettirecek bir duruma geldik. Geriatri çocuklarımız azaldı, 40 sene geçti bunun üzerinden. İnsanoğlunun gençken var olan hücrelerinin dinamikliği, gücü, kuvveti erken evlilikle ancak gelecek nesillere aktarılır. Ben öyle açıklama yaptığımda o zaman ’sen neredesin’ dediler. Şimdi o dediklerimin dönüşümlerini yaşıyoruz. Şimdi gerçekten geriatride birçok detayı önceden görüp, iki neslimizin Mehmet Akif Hocamızın dediği geriatri sorunlarını çözme bilim dalı olarak bunu görmeyin. Daha iyi yaşlanma nasıl olabilir, yaşlılık nasıl daha mutlu olabilir öyle bakmayın böyle bakın dedim" dedi. "Geriatri bilim dalı kurulduktan sonra kendine çok güzel bir alan oluşturdu, müfredatını geliştirdi, müktesebatını genişletti" Geriatri Bilim Dalı’nın kurulmasına öncülük eden İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek ise, "2000 yılında İstanbul Tıp Fakültesinde kuruldu. Öncesinde de kurulması ile ilgili adımlar var. Biz kendi aramızda da sohbet ederken özellikle yan dal uzmanları ile birlikte konuştuğumuzda geriatriye ne gerek var, geriokardiyoloji var ya da psikiyatri var, gerohemetoloji var. Herkes kendi alanındaki hastaya bakıyor, geriatri acaba gerekli mi? 1980’li yıllardaki gecikmenin sebebi de bu. Akif Hocamız tam söylemedi. İlk nüfus yaşlı değil denildi o zaman ama yan dalların bastırmasıyla kurulamadı. Geriatri bilim dalı kurulduktan sonra kendine çok güzel bir alan oluşturdu, müfredatını geliştirdi, müktesebatını genişletti. Şu anda bakıldığı zaman tıp alanının ihtiyaç duyduğu alanını mükemmel bir şekilde kapattığını görüyoruz" şeklinde konuştu. "Temelinde yaşlılık bilimi çalışmaları var" Programda konuşan Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Karan da, "Olayların gelişiminde, kurumların oluşumunda bireylerin etkisinde çok fazla olduğunu düşündüğümüz kişilerin davranışları, yaptıkları aktif ya da pasif eylemleri birçok olayın oluşumunu doğruluyor. Kişilere karşı da vefa duygusu beslememiz gerekiyor. Bu toplantının ikinci konusu da bu vefa duygusudur. Geriatrinin Türkiye’deki ve dünyadaki gelişiminde kimlerin rol aldığından sizlere bahsetmek istiyorum. Geriatri, yaşlı sağlığı ve hastalıklarının temelinde daima temel bilimler olmadan tek başına gelişmeye ulaşamıyor. Temelinde yaşlılık bilimi çalışmaları var, ontoloji var" şeklinde konuştu.
28 Haziran 2025 Cumartesi - 13:50
Erzincan’da KKKA uyarısı: Kene temasına karşı dikkatli olun!
Erzincan İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, yaz aylarında artış gösteren Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarına karşı vatandaşları dikkatli ve tedbirli olmaları konusunda uyardı. Yapılan açıklamada, hastalığın hayati risk taşıdığı ve alınacak basit önlemlerle bulaş riskinin büyük ölçüde azaltılabileceği vurgulandı. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada, mevsim ve çevresel faktörlerin etkisiyle keneler aracılığıyla bulaşan KKKA hastalığında dönemsel artış gözlemlendiğine dikkat çekildi. Özellikle tarla, bağ, bahçe, ormanlık alan ve piknik yerlerine gidecek vatandaşların vücudu örten açık renkli kıyafetler giymeleri, pantolon paçalarını çorap içine sokmaları ve dönüşte vücutlarını kene yönünden kontrol etmeleri gerektiği ifade edildi. Açıklamada, kene vücuda tutunmuşsa çıplak elle kesinlikle müdahale edilmemesi, sigara, kolonya gibi maddelerle çıkarılmaya çalışılmaması gerektiği belirtildi. Bu durumda vatandaşların en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiği bildirildi. Ayrıca, hayvanların üzerindeki kenelere temas edilmemesi, hayvanların kanı ve vücut sıvılarıyla temastan kaçınılması gerektiği de hatırlatıldı. Kene teması sonrası 10 gün içinde halsizlik, ateş, iştahsızlık, baş ağrısı, bulantı, kusma veya ishal gibi şikayetlerin görülmesi halinde vakit kaybedilmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması çağrısı yapıldı.
28 Haziran 2025 Cumartesi - 13:44
Siirt’te obezite ile mücadele devam ediyor
Siirt İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, sağlıklı yaşamın teşviki amacıyla il merkezinde açılan stantlarda, vatandaşlara obezite, dengeli beslenme ve fiziksel aktivitenin önemi hakkında bilgilendirmeler yapılıyor. Güres Caddesi Sancaklar Ortaokulu yanı, Millet Bahçesi, Siirt Park, Hayrettin Özgen Parkı, Devlet Hastanesi ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde bilgilendirme stantları kurularak boy uzunluğu ve vücut ağırlığı ölçümleri yapılarak, vatandaşların beden kütle indeksi hesaplandı. Normal değerlerin altında ve üstünde çıkan vatandaşlar, diyetisyenlere ve obezite taramalarını yaptırmaları için kayıtlı oldukları aile hekimlerine başvurmaları için yönlendirildi. Obezitenin dünya genelinde son yıla bakıldığında iki kattan fazla artış gösterdiğini belirten Diyetisyen Nevzat Ertaş, obezitenin yalnızca vücuttaki yağ oranın artmasıyla ilişkilendirilemeyeceğini belirtti. Ertaş; "Obezite, insülin direnci, tip diyabet, kolesterol, hipertansiyon, eklem hastalıkları, kalp damar hastalıkları, bazı kanser türleri ve hatta depresyonla ilişkilendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre ülkemiz obezite nüfusunun en fazla olduğu 10 ülkeden biri arasındadır. Ülkemizde yine Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre her 3 yetişkinden 1’i obeziteye sahipken her 3 yetişkinden 1’i yine hafif kilo sınıfındadır. Bu yükselişi engellemek adına Sağlık Bakanlığımız belirli eylem planları ve eylem programları düzenlemektedir. Bu programlardan biri de bugün gerçekleştirmiş olduğumuz ideal kilonu öğren, sağlıklı yaşa kampanyasıdır. Siirt ilinde en az 40 bin nüfusa ulaşmayı hedeflemekteyiz. Bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışmalarda 31 bin vatandaşımıza ulaştık. Vatandaşlarımızın sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirerek bu hizmetten faydalanmalarını tavsiye etmekteyiz’’ dedi. Vatandaş Mansur Oktay ise boyunu ve kilosunu ölçtüğünü belirterek, "Biraz yağlanmam olmuş. Onları egzersiz yaparak biraz daha eritmem gerekiyor" diye konuştu.
28 Haziran 2025 Cumartesi - 13:43
Siirt’te obezite ile mücadele devam ediyor
Siirt İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, sağlıklı yaşamın teşviki amacıyla il merkezinde açılan stantlarda, vatandaşlara obezite, dengeli beslenme ve fiziksel aktivitenin önemi hakkında bilgilendirmeler yapılıyor. Güres Caddesi Sancaklar Ortaokulu yanı, Millet Bahçesi, Siirt Park, Hayrettin Özgen Parkı, Devlet Hastanesi ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde bilgilendirme stantları kurularak boy uzunluğu ve vücut ağırlığı ölçümleri yapılarak, vatandaşların beden kütle indeksi hesaplandı. Normal değerlerin altında ve üstünde çıkan vatandaşlar, diyetisyenlere ve obezite taramalarını yaptırmaları için kayıtlı oldukları aile hekimlerine başvurmaları için yönlendirildi. Obezitenin dünya genelinde son yıla bakıldığında iki kattan fazla artış gösterdiğini belirten Diyetisyen Nevzat Ertaş, obezitenin yalnızca vücuttaki yağ oranın artmasıyla ilişkilendirilemeyeceğini belirtti. Ertaş; "Obezites, insülin direnci, tip diyabet, kolesterol, hipertansiyon, eklem hastalıkları, kalp damar hastalıkları, bazı kanser türleri ve hatta depresyonla ilişkilendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre ülkemiz obezite nüfusunun en fazla olduğu 10 ülkeden biri arasındadır. Ülkemizde yine Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre her 3 yetişkinden 1’i obeziteye sahipken her 3 yetişkinden 1’i yine hafif kilo sınıfındadır. Bu yükselişi engellemek adına Sağlık Bakanlığımız belirli eylem planları ve eylem programları düzenlemektedir. Bu programlardan biri de bugün gerçekleştirmiş olduğumuz ideal kilonu öğren, sağlıklı yaşa kampanyasıdır. Siirt ilinde en az 40 bin nüfusa ulaşmayı hedeflemekteyiz. Bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışmalarda 31 bin vatandaşımıza ulaştık. Vatandaşlarımızın sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirerek bu hizmetten faydalanmalarını tavsiye etmekteyiz’’ dedi. Vatandaş Mansur Oktay ise, boyunu ve kilosunu ölçtüğünü belirterek, "Biraz yağlanmam olmuş. Onları egzersiz yaparak biraz daha eritmem gerekiyor" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder