SAĞLIK
Doç. Dr. Evigen’den hantavirüse karşı kritik uyarı 08 Mayıs 2026 Cuma - 22:12:25 Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, son günlerde Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Arjantin’den hareket eden "MV Hondius" isimli gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan hantavirüs vakalarının ardından konu gündeme geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen ise hantavirüs hakkında bilgi vererek, virüsün farelerin dışkı, idrar ve tükürüğü yoluyla insanlara bulaştığını söyledi. "İnsandan insana bulaşmıyor" Hastalığın ciddi sağlık sorunlarına ve ölüme yol açabileceğini belirten Evirgen, virüsün şu an için insandan insana bulaşmadığını ifade etti. Özellikle fare ve kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Evirgen, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor" Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye’de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi’nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi. "Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor" Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52 Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
"Ekrana çok maruz kalıyorsanız 20-20-20 kuralını uygulayın"
27 Haziran 2025 Cuma - 10:07 "Ekrana çok maruz kalıyorsanız 20-20-20 kuralını uygulayın" Dijital cihazların kullanımındaki artışla ‘dijital göz yorgunluğu’ vakalarının da arttığını belirten Op. Dr. Belma Karini, ekran başında uzun süre kalanlara 20-20-20 kuralını uygulamaları tavsiyesinde bulundu. Karini, görme hijyeni konusuna da dikkat çekti. Gelişen teknolojiyle birlikte dijital cihazlar hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, tabletler ve televizyonlar derken günün büyük kısmı ekran karşısında geçiyor. Ancak bu yoğun ekran maruziyeti, "dijital göz yorgunluğu" adı verilen ve giderek daha fazla kişiyi etkileyen bir sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Op. Dr. Belma Karini, dijital göz yorgunluğu ve görme hijyeni konusunda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Ekran karşısında gözler alarm veriyor BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Karini, dijital göz yorgunluğunun, uzun süreli ekran kullanımına bağlı olarak gelişen; gözlerde kuruluk, batma, yanma, kızarıklık, kaşıntı, sulanma, bulanık görme gibi belirtilerle kendini gösteren bir sendrom olduğunu belirtti. Karini, bu rahatsızlığın sadece gözlerle sınırlı kalmayıp baş ağrısı, boyun ve sırt ağrısı gibi sistemik semptomlarla da kendini gösterebildiğini söyledi. Özellikle masa başında çalışan yetişkinler ve uzaktan eğitim alan çocuklarda bu sorunun ciddi boyutlara ulaştığını vurguladı. Op. Dr. Karini’ye dijital göz yorgunluğunun temelindeki üç önemli faktörü şöyle aktardı: "İlki, ergonomik olmayan oturuş biçimleri ve ekrana yanlış mesafeden bakmak gibi fiziksel hatalar. İkincisi, uzun süre yakın mesafeye odaklanmaktan kaynaklanan geçici görme sorunları. Üçüncüsü ise, ekran karşısında göz kırpma sıklığının azalması sonucu oluşan kuru göz tablosudur. Bu faktörler birleştiğinde, hem görsel hem de fiziksel rahatsızlıklar kaçınılmaz hale geliyor." Göz sağlığı için basit ama etkili önlemler Göz sağlığını korumak için uygulanabilecek basit yöntemler bulunduğunu ifade eden Dr. Karini, "Bunlardan en etkilisi, 20-20-20 kuralı olarak bilinen alışkanlık: Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 6 metre (20 feet) uzağa bakmak" diyerek bu alışkanlığın göz kaslarını rahatlattığını söyledi. Dr. Karini, "Özellikle ekranla yoğun çalışan bireylerin bu uygulamayı benimsemesi gerekmektedir. Ayrıca ekranın göz hizasının biraz altında konumlandırılması, ortam ışığının dengeli olması ve yansımaların azaltılması da göz yorgunluğunu önemli ölçüde azaltabilir" şeklinde konuştu. "Gözlük, beslenme ve uyku faktörleri önem taşıyor" Dijital ekran karşısında yansıma önleyici camlara sahip gözlüklerin kullanılması göz konforunu artırıyor. Kontakt lens kullanıcılarının ise nemlendirici göz damlalarıyla göz yüzeyini desteklemesi öneriliyor. Dr. Karini ayrıca, A ve E vitamini ile Omega-3 bakımından zengin besinlerin tüketilmesinin göz sağlığını olumlu etkilediğini ve düzenli, kaliteli uykunun ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Çocuklar daha fazla risk altında Dijital ekranlar sadece yetişkinleri değil, gelişme çağındaki çocukları da ciddi biçimde etkiliyor. Yapılan araştırmalar, 10-17 yaş arası çocukların yüzde 83’ünün günde 3 saatten fazla ekran başında vakit geçirdiğini gösteriyor. Dr. Karini, bu sürenin göz sağlığının yanı sıra miyopi gelişimi, dikkat dağınıklığı ve uyku bozuklukları gibi pek çok sorunu da beraberinde getirdiğini belirtti. Amerikan Pediatri Akademisi’nin ekran kullanım süreleriyle ilgili önerilerine dikkat çeken Dr. Karini, 0-2 yaş grubu için ekranın tamamen yasaklanması, 2-5 yaş arası çocuklar için ise günlük sürenin bir saati aşmaması gerektiğini vurguladı. "Gözleriniz için dijital alışkanlıklarınızı gözden geçirin" Dr. Karini, dijital ekranların artık hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kabul etmekle birlikte, bu yeni yaşam tarzının beraberinde getirdiği göz sağlığı risklerine karşı toplumun daha bilinçli olması gerektiğini söyledi. Karini, "Görme hijyenimizi koruyarak hem gözlerimizi hem de genel yaşam kalitemizi koruyabiliriz" sözleriyle açıklamalarını sonlandırdı.
Yunusemre’den bağımlılıkla mücadelede ilk adım
27 Haziran 2025 Cuma - 10:05 Yunusemre’den bağımlılıkla mücadelede ilk adım Yunusemre Belediyesi ile Manisa Yeşilay Danışmanlık Merkezi işbirliğinde, belediye personeline yönelik olarak düzenlenen bağımlılıkla mücadele seminerinde madde, tütün, alkol ve dijital bağımlılık konuları tüm yönleriyle ele alındı. Yunusemre Belediyesi Ana Hizmet Binası’ndaki toplantı salonunda gerçekleşen seminerde, bağımlılığın fiziksel, psikolojik ve sosyal boyutları katılımcılarla paylaşıldı. Programa, Yunusemre Belediye Başkan Yardımcısı Emine Özge Arslan, Sağlık İşleri Müdürü Birsen Öcal ve Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şaver Yüksel de katıldı. Seminerde sunum yapan Sosyal Hizmetler Uzmanı Merve Ayhan, tütün ürünlerinin zararlarına dikkat çekerek, "Sigara dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunudur. Yüksek oranda nikotin içermesi nedeniyle bağımlılık yapma potansiyeli yüksektir. Her yıl dünyada 8 milyon kişi sigaraya bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor." dedi. Ayhan, sigara, nargile ve pipo kullanımının zamanla psikolojik ve fiziksel bağımlılık oluşturduğunu ifade ederken, tütün ürünlerinde 4 binden fazla kimyasal madde bulunduğunu ve bunların ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını vurguladı. Teknoloji bağımlılığına da değinen Ayhan, dijital bağımlılığın da madde ve alkol bağımlılığıyla benzer bir döngüye sahip olduğuna dikkat çekti. Özellikle çocukların küçük yaşta ekranla tanışmasının uzun vadeli olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirtti. Seminer sonunda katılımcılara broşürler dağıtılırken, bağımlılıkla mücadelede erken müdahale ve toplumsal farkındalığın önemi bir kez daha vurgulandı.
Medical Point’te gelişmiş teknoloji ile bel fıtığına etkili müdahale
27 Haziran 2025 Cuma - 10:05 Medical Point’te gelişmiş teknoloji ile bel fıtığına etkili müdahale İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Gürkan, uzun süredir bel fıtığına bağlı bacak ve bel ağrısı yaşayan Mesut Güç’ü tam kapalı, endoskopik yöntemle başarıyla ameliyat etti. Sağ bacağında şiddetli ağrı ve çekilme hissi ile birlikte bel ağrısı şikayetleri yaşayan Mesut Güç, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bu durum nedeniyle hastaneye başvurdu. Yapılan muayene ve MR görüntülemeleri sonucunda bel fıtığı teşhisi konulan hastaya, endoskopik disk cerrahisi önerildi. Doç. Dr. Gökhan Gürkan, hastanın durumu ve uygulanan tedaviyle ilgili şu açıklamalarda bulundu: "Mesut Bey bize bel ve sağ bacağına yayılan şiddetli ağrılarla başvurdu. Özellikle bacakta çekilme hissi yaşam kalitesini oldukça düşürüyordu. MR görüntülemeleri sonucunda ciddi bir bel fıtığı tespit ettik. Kendisine, tam kapalı endoskopik yöntemle ameliyat önerdik.Bu yöntemle fıtık, yalnızca birkaç milimetrelik bir kesiden kamera eşliğinde çıkarılıyor ve hastalar çok hızlı toparlanıyor.Endoskopik disk cerrahisinin en önemli avantajlarından biri, kesi yerinin çok küçük olması ve hastaların çok kısa bir süre içinde günlük yaşantılarına dönebilmesidir. Mesut Bey de ameliyat sonrası aynı gün yürüyebildi ve bir gün sonra taburcu edildi. Şu anda hiçbir ağrısı kalmadı." Hastanın aynı zamanda bir anestezi asistanı hekimin babası olduğunu belirten Doç. Dr. Gürkan, sağlık camiasından gelen bu güvenin kendileri için ayrıca kıymetli olduğunu vurguladı. Ameliyat sonrası yaşadığı değişimi anlatan Mesut Güç ise, "Sağ bacağımdaki ağrı ve çekme hissi artık tamamen geçti. Gökhan Bey ve Ali Bey çok güzel bir ameliyat yaptı. Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum. Hiçbir şikayetim kalmadı. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim." dedi. Doç. Dr. Gürkan, bel ve bacak ağrısı, uyuşma ya da yürüyüş bozukluğu gibi şikayetleri olan kişilerin vakit kaybetmeden bir beyin ve sinir cerrahına başvurmaları gerektiğini belirterek, "Uygun hasta grubunda, kapalı bel fıtığı ameliyatı hem konforlu hem de güvenli bir çözümdür" mesajını verdi.
Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği’nden TVHB’ye ziyaret
27 Haziran 2025 Cuma - 09:46 Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği’nden TVHB’ye ziyaret Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği, Türk Veteriner Hekimleri Birliği’ni (TVHB) ziyaret etti. Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği Başkanı Ali Küçükoğlu ve üye Naim Deniz Ayaz, TVHB’yi ziyaret etti. Yapılan toplantının ardından açıklamalarda bulunan Eroğlu, Küçükoğlu ve Ayaz, gıda güvenliğinin önemine dikkat çekti. TVHB’de gerçekleşen görüşmede konuşan TVHB Başkanı Eroğlu, Dünya’da 2 konuda yarış olduğunu söyleyerek, "Bunlardan bir tanesi artan nüfusun gıda ihtiyaçlarını karşılamak, diğeri de kaliteli ürün elde edebilmek" dedi. TVHB olarak Dünya Gıda Güvenliği Günü’yle ilgili çalışmalar içerisinde olduklarını belirten Eroğlu, "Veteriner hekimler, özellikle hayvansal proteinin tüketilmesi açısından insanların sağlıklı ve dengeli beslenmesi için stratejik meslek konumundalar" ifadelerini kullandı. Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği Başkanı Ali Küçükoğlu, Dünyada 200’e yakın kanserden çeşitli gıda enfeksiyonlarına varıncaya kadar 200 hastalıktan bahsedildiğini söyleyerek, "Her yıl 1 milyon 600 bin kişinin bu gıda kaynaklı hastalıklardan rahatsızlandığını, etkilendiğini görüyoruz. Bununla beraber özellikle az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde her yıl 110 milyon dolara yakın gıda kaynaklı enfeksiyonlardan intoksikasyonlardan kaynaklı maliyetin çıktığını da ifade ediyorlar. Tabi bu noktada bir risk değerlendirmesi yapıldığında insanların gıda kaynaklı enfeksiyon ve intoksikasyonlara maruz kalma nedenleri araştırıldığında bunların yüzde 90’ının hayvansal gıdalar olduğunun ancak yüzde 10’unun bitkisel kaynaklı gıdalardan ileri geldiğini görüyoruz" değerlendirmesinde bulundu. "Veteriner hekimliğin özellikle hayvansal gıdalar noktasında sorumlulukları oldukça büyük" Veteriner hekimlik mesleğinin yalnızca hayvanların tanı ve tedavisinde değil hayvanlardan elde edilen insanların tüketime sunulan gıdalarda da etkin rol oynadığına dikkati çeken Küçükoğlu, "Zaten veteriner fakültelerinin 5 yıllık eğitimleri boyunca özellikle gıda hijyeni, gıda kalitesi ve veteriner halk sağlığı konularında yoğun dersleri almakta. Bunları başarıyla geçtikten sonra hekim unvanı almaktalar. Dolayısıyla veteriner hekimliğin özellikle hayvansal gıdalar noktasında sorumlulukları oldukça büyük" ifadelerine yer verdi. "TVHB’nin gıda ile ilgili yaptığı çalışmaları takip ediyoruz" Dünya nüfusunun yüzde 1’ini Türk toplumunun oluşturduğunu anlatan Küçükoğlu "Biz nüfus olarak dünyanın 18’inci ülkesiyiz. Ama yayın sırasında 14’üncü ülkesiyiz. Yani nüfusa göre yayın anlamında daha fazla yayın yapan, daha fazla akademik çalışma yapan bilim insanlarının oluşturduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bunun teması olan bilimin aksiyonda olması, bilimin bu alanda görev alması da bizlerin sorumluluğunun bir kez daha arttırılıyor. Biz TVHB’nin gıda ile ilgili yaptığı çalışmaları, gerek sosyal medyada olsun gerek diğer çalıştaylarında olsun bu tür faaliyetleri zaten izliyoruz, takip ediyoruz. Oldukça önemsiyoruz. Mesleğimizin de çatı bir kurumu. Bizler de dernek olarak, veteriner gıda hijyenistleri derneği olarak bu önemli meseleye her zaman katkı sunmak adına sizlerin yanındayız" açıklamasında bulundu. "Olağanüstü doğa olayları gıda güvencesini tehlikeye altına sokmakta" Üye Naim Deniz Ayaz ise, toplantıda konuşulan konulara ilişkin, "Özellikle gıda güvenliği ve gıda güvencesi üzerine oluşan, son günlerde artan baskı ve bunlarla bilimsel olarak nasıl mücadele edilebileceği, veteriner hekimlerin neler yapabileceği konusunda istişarelerde bulunduk. Bu manada özellikle artan nüfus kırdan şehre göç, küresel iklim değişikliğinin oluşturduğu kuraklık, yağış rejimindeki değişmeler ve elbette olağanüstü doğa olayları gıda güvencesini tehlikeye altına sokmakta" dedi. Zoonotik hastalıkların gıda güvenliği riskini daha fazla stres altına aldığını dile getiren Ayaz, "Bu manada bizim veteriner hekimler olarak yaklaşımımız çiftlikten itibaren tüketiciye ulaşana kadar bütün bir gıda zinciri içerisinde başta zoonoz hastalıklar olmak üzere gıda kayıp ve israfına neden olabilecek etkenlerle mücadele etmek" şeklinde konuştu. Toplantının ana gündemi biyogüvenlik ve su güvenliği Gıda güvenliği konusunda çalışmalar yapmanın veteriner hekimler olarak görevleri olduğuna dikkati çeken Ayaz, "Bugün başkanımla bu manada hayvanlarda biyogüvenlik alanında neler yapmamız gerektiğini, bu konudaki mevzuat açıklarımızı ve bu alanda neler yapabileceğimiz konusunda ilk görüşmemizi gerçekleştirdik. Bu alanda çalışmalar yapmamızın veteriner hekimler olarak üzerimize düşen vazifelerden biri olduğunu değerlendiriyoruz" diye konuştu. Taze ve temiz su üretiminin de önemini vurgulayan Ayaz, sözlerine şöyle devam etti: "Ülkemizin sahip olduğu suyun yüzde 78’ini gıda üretimi amacıyla kullanıyoruz. Temiz ve taze su üretimi. Bu manada alınan küresel kararlar alternatif su kaynaklarının daha yoğun kullanılması ve verimli kullanılması ile ilgili. Bu manada da bir gıda güvenliği riskinin olabileceğini gündeme getirmek istedik. Çünkü bu atık su arıtma testlerinden elde edilen suların gıda üretiminde kullanılmasıyla aynı zamanda bazı zoonotik hastalıkların ve antibiyotik direnç genlerinin de geçmesi söz konusu olabiliyor. Bu manada da neler yapmalıyız? Mevcut kapasitemizdeki atık su arıtma tesisleriyle ilgili olsun, bu suların kullanımı ile ilgili olsun. Kapasitemiz ne durumda, neler yapabiliriz veteriner hekimler olarak üzerimize ne düşebilir konusunda istişarelerde bulunduk. Bu konuda çalışmalarımızı genişletmeyi düşünüyoruz."
SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Ünitesi açıldı
27 Haziran 2025 Cuma - 09:43 SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Ünitesi açıldı Onkoloji hastalarına üst düzey sağlık hizmeti verilmesi amacıyla güçlendirilen kadro ve son teknoloji tıbbi cihazlarla donatılan SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Ünitesi törenle açıldı. SANKO Holding Onursal Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, törende yaptığı konuşmada, büyük özveriyle kurulan onkoloji ünitesinin, hastalara şifa dağıtması dileğinde bulundu, emeği geçenlere teşekkür etti. Konukoğlu, "Hastanenin temelini 1993 yılında atarken, ‘bir gün Gaziantep hastaneler şehri olarak hastalara şifa merkezi olacak’ demiştik, bugün yeni ünitemizi hizmete açarken o sözü hatırladım" dedi. SANKO Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Zeki Konukoğlu ise onkoloji ünitesinin kuruluş sürecine değinerek, "Onkoloji Ünitemizin mimarı olarak Pittsburgh Üniversitesi Cerrahi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Atilla Soran hocamıza teşekkür etmek istiyorum. Amerika’dan bizlere her zaman destek verdi. Prof. Dr. Levent Elbeyli, Prof. Dr. Göktürk Maralcan ve Prof. Dr. Mustafa Yıldırım Hocalarımız sürece sahip çıkarak, bulunduğumuz noktaya gelmemizi sağladılar" dedi. SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı da konuşmasında 1996 hizmete açılan SANKO Üniversitesi Hastanesi’nin gelen talepler doğrultusunda 2009 yılından bu yana iki binada hizmet verdiğine dikkat çekti. Sürekli büyüyen ve gelişen hem hastanenin hem de üniversitenin başarılarına her geçen gün yenilerini eklediğini kaydeden Prof. Dr. Dağlı, "Onkoloji ünitemizin, merkeze ve enstitüye evrilmesiyle daha fazla bilimsel çalışmaya ışık tutacak ve bilimsel çalışmalarda yer alacak olmamız bizler için ayrı bir gururdur. Bu konularda desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen başta Onursal Başkanımız Abdulkadir Konukoğlu olmak üzere Mütevelli Heyet Başkanım Zeki Konukoğlu ve Yönetim Kurulu Başkanımız Adil Sani Konukoğlu’na üniversitemiz ve hastanemiz adına şükranlarımı arz ediyorum. Onkoloji ünitemizin fikir babası olan Atilla Hocam süreci her aşamada adım adım takip etti, Amerika’dan geldi, gece gündüz demeden çevrimiçi toplantılarımıza katıldı. Prof. Dr. Levent Elbeyli Hocamız da daha önceki idarecilik vasfını da kullanarak koordinatör olarak sürekli işin başındaydı. Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Metin Bayram, Genel Sekreterimiz Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Tıp Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Salih Murat Akkın, Hastanemizin Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci ve hastanenin teknik ekibi her türlü desteği verdiler. Deneyimleriyle daima yönlendirici oldular. Emeği geçenlere çok çok teşekkür ediyorum, şehrimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. "Gaziantep ve bölge için önemi büyük" SANKO Üniversitesi Onkoloji Ünitesi Süpervizörü de olan Pittsburgh Üniversitesi Cerrahi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Atilla Soran, kısa zamanda çok güzel bir ünitenin açılışında hep beraber tanıklık etmekten duyduğu memnuniyete vurgu yaptı. Prof. Dr. Soran, "Onkoloji ünitesi ve radyasyon onkolojisi ünitesi bir yıldan daha az süre içerisinde yapıldı. Bu güzel ünite hem hastalarımıza hem de Gaziantep ve bölgedeki kanser hastalarına son teknolojiyi en son tedavi hizmetini verecek şekilde tasarlandı" ifadelerini kullandı. Onkoloji ünitesinin bir sonraki aşamasında onkoloji merkezi ilerideki aşaması ise onkoloji enstitüsüne dönüşerek bölgeye ve tüm Türkiye’ye hizmet etmeyi amaçladıklarının altını çizen Prof. Dr. Soran, "Bu güzel ve anlamlı günde yanımızda olduğunuz için sizlere teşekkür ediyorum. Ayrıca bu süreçleri yöneten ve ünitenin oluşmasında çok hızlı şekilde çalışan ve emeklerini, fikirlerini koyan bütün herkese teşekkür etmek istiyorum. Ünitemiz hayırlı ve uğurlu olsun" diye konuştu. Konuşmaların ardından SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Ünitesi’nin açılışı yapıldı. Onkoloji Ünitesi ve günübirlik tedavi merkezini gezen konuklar, tedavi alan hastalarla sohbet imkanı buldu. Ayrıca çok yakında hizmete girecek olan Radyasyon Onkolojisi Ünitesi ve içinde yer alan son model radyoterapi cihazı ile konuklara tanıtıldı. Düzenlenen törene, SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, SANKO Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyeleri Dr. İbrahim Konukoğlu ve İhsan Akyol, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Metin Bayram, Üniversite Genel Sekreteri Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türkan Pasinlioğlu, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü ve Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Prof. Dr. Ayşen Bayram, İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Said Ustaoğlu, Gaziantep-Kilis Tabip Odası Başkanı Dr. Kazım Doğan Eroğulları, Sani Konukoğlu Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Naci Boran, SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, Genel Müdür Yardımcıları Rabia Ağar ve Hüseyin Söylemez, Hastane Mesul Müdürü Dr. Mehmet Subaşı, TOBB Gaziantep Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Ayşen Ahi, akademisyenler, hekimler ve yöneticiler katıldı.
Hava değişikliklerine karşı çocukları koruyun
27 Haziran 2025 Cuma - 08:57 Hava değişikliklerine karşı çocukları koruyun Sık sık değişen hava sıcaklığı en fazla çocukları tehdit ediyor. Özellikle ilköğretim çağındaki öğrenciler değişen hava sıcaklıklarından en fazla etkilenen grup içinde yer alıyor. Uzmanlar, ilköğretim ve ana sınıflarına devam eden öğrenciler arasında soğuk algınlığının çok sık görüldüğünü ve bunun ihmal edilmesi halinde daha ağır hastalıklara sebebiyet verdiğini söylüyor. Çocukların kolay hastalanmasının, beslenmede eksiklikler olduğunu gösterebileceğine dikkat çeken uzmanlar, çocukların özellikle bu mevsimlerde bol sıvı ve C vitamini ihtiva eden gıdalarla beslenmesi gerektiğini vurguluyor. Hava sıcaklıklarının sürekli farklılaştığı bu dönemde havaları günlük güneşlik görüp çocuklara ince giydirmemek gerektiğini söyleyen uzmanlar, mevsim değişiklikleri yüzünden çocukların en çok hastalandığı dönemde olduğumuza işaret ediyor. Çocuklarda vücut ısısı 38 derecenin üzerine çıktığında ateşlenmenin başladığına dikkat çeken uzmanlar, ateşin dereceyle yapılan koltuk altı ölçümlerinden anlaşılabileceğini belirtiyor. Uzmanlar, vücut ısısının 38 dereceyle 38.9 derece arasında olduğunda, eğer çocuk iyi görünüyorsa ve herhangi bir rahatsızlık belirtisi yoksa endişelenecek bir durum olmadığını söylüyor. Ateşin yükselmesi durumunda ailelerin doktora başvurmadan önce, kendi imkânlarıyla ateşi düşürmek için uğraşmasını tavsiye eden uzmanlar, "Çocuğunuz ateşlendiğinde önce soyulması gerekir. Ortam ısısı 22-24 derecenin üzerinde olmamalı, bol sıvı verilmelidir. Ilık duş aldırılabilirse bu da faydalı olur. Eğer çocuğun yaşı 12’den büyükse, bazı ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir’’ dedi.
İngiliz hasta, Fethiye’de ’Kapalı Omurga Tümörü’ operasyonuyla sağlığına kavuştu
26 Haziran 2025 Perşembe - 17:21 İngiliz hasta, Fethiye’de ’Kapalı Omurga Tümörü’ operasyonuyla sağlığına kavuştu Fethiye Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi’nde, İngiliz hastaya açık ameliyat yerine uygulanan kapalı (minimal invaziv) omurga tümörü operasyonu, ileri yaştaki hastalar için umut oldu. İngiltere vatandaşı 78 yaşındaki Alan Keith Gardıner, şiddetli sırt ağrısı ve hareket kısıtlılığı şikayetleriyle Fethiye Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan tetkiklerde, daha önce tanı konmuş malign melanomun omurgaya metastaz yaptığı belirlendi. Hastanın tedavi süreci, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Necati Uğur Hazar tarafından yürütüldü. Yaşı ve genel sağlık durumu nedeniyle açık cerrahinin yüksek risk taşıması üzerine, 3 aşamalı kapalı yöntemle müdahale edildi. "Her bel ağrısı bel fıtığı olmayabilir" Dr. Hazar, "Hastamızda omurgaya yayılmış metastatik tümör nedeniyle ciddi ağrı ve yaşam kalitesinde düşüş vardı. Bu gibi ileri yaş vakalarında klasik açık cerrahiler yüksek risk taşıyabiliyor. Bu yüzden biyopsi, termal ablasyon ve kifoplasti işlemlerini içeren kapalı bir tedavi uyguladık. Ayrıca her bel ağrısı bel fıtığı olmayabilir" dedi. "Hastaneden memnuniyetle ayrıldılar" Operasyon sonrası memnuniyetini dile getiren Alan Keith Gardıner, "Bel ağrısı olduğu için hastaneye geldim. Doktor bey doğru teşhis koydu ve ameliyat oldum. Çok başarılı bir operasyondu. Dün ameliyat oldum, bugün çok iyiyim. Doktordan tüm hastane çalışanlarına kadar herkes çok ilgiliydi, çok memnunum" dedi. "Doktor Bey, her şeyi açıklayıcı bir şekilde anlattı" Eşi Rehana Gardıner ise, "Sadece hastayla değil, doktor bey benimle de yakından ilgilendi. Bu süreci psikolojik olarak ben de yaşadım. Doktor bey her şeyi açıklayıcı bir şekilde anlattı. Çok memnunuz, sağlıklı bir şekilde evimize döneceğiz" dedi. Hastane tarafından yapılan açıklamada; tümörün kesin tanısı için özel iğneyle doku örneği alınarak biyopsi yapıldı. Termal Ablasyon: Radyofrekans veya soğuk ablasyon yöntemiyle tümör hücreleri lokal olarak yok edildi. Kifoplasti; çöken omurga kemiği balon yardımıyla yükseltilip kemik çimentosu ile sabitlendi. Bu vaka, ileri yaşta ve sistemik hastalıkları bulunan bireylerde omurga tümörlerinin tedavisinde kapalı cerrahi yöntemlerin güvenilirliğini bir kez daha ortaya koydu" denildi.
Bilecik’te de obezite ile savaş başladı
26 Haziran 2025 Perşembe - 16:18 Bilecik’te de obezite ile savaş başladı Bilecik’te "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" projesiyle obeziteyle mücadele kapsamında belirlenen noktalarda boy ve kilo ölçümleri yapılmaya başlanıldı. Yapılan çalışma hakkında bilgi veren Gölpazarı İlçe Devlet Hastanesi Başhekim Dr. İbrahim Dairecioğlu, Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye genelinde hayata geçirilen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" projesi kapsamında ilçelerinde belirlenen noktalarda boy ve kilo ölçümleri yapılmaya başlandığı söyledi. Dairecioğlu, "Gölpazarı Toplum Sağlığı Merkezi’ne bağlı ekiplerce Hükümet Konağı, kapalı pazar gibi kalabalık noktalarda boy ve kilo ölçümleri yapılırken, kişilerin beden kitle indeksi hesaplanarak BKİ değeri 25 kg/m ve üzeri olan bireylerin sağlık kuruluşlarına yönlendirilmeleri yapıldı. Obezite, ‘vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı yağ birikmesi’ olarak tanımlanmaktadır. Vücut ağırlığının, boy uzunluğunun karesine bölünmesi ile hesaplanan beden kütle indeksinin 25 veya üzerinde olması fazla kiloluluk, 30 veya üzerinde olması ise obezite olarak değerlendirilmektedir. Gerek fazla kiloluluk gerekse obezite tüm dünya ile birlikte ülkemizde de artmaktadır. Fazla kiloluluk ve obezite nedenlerinin birçoğu önlenebilir durumlardır; önleme ve mücadelede en önemli iki unsur ise sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin artırılmasıdır. Kampanyanın temel amacı; toplumda fazla kiloluluk ve obezite ile mücadele konusunda farkındalık oluşturulması, vatandaşlarımızın sağlıklı kilo aralığını öğrenmesi ve ölçüm sonuçlarına göre ihtiyacı olanların sağlık hizmetine ulaşmasının sağlanmasıdır. Sağlıklı Hayat Merkezlerine, İlçe Sağlık Müdürlüklerine ve Toplum Sağlığı Merkezlerine başvurarak ücretsiz şekilde beslenme ve fiziksel aktivite danışmanlığı hizmetleri alabilirler. Ayrıca obezite taraması için kayıtlı olduğunuz Aile Hekiminize başvurabilirsiniz. İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa projesi kapsamında Mayıs ayı ortasından itibaren yaklaşık 500 kişinin ölçümleri yapılmış olup BKİ değeri yüksek olan kişilerin ilgili sağlık kuruluşlarına yönlendirilmeleri yapılmıştır" dedi.