SAĞLIK
Doç. Dr. Evigen’den hantavirüse karşı kritik uyarı 08 Mayıs 2026 Cuma - 22:12:25 Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, son günlerde Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Arjantin’den hareket eden "MV Hondius" isimli gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan hantavirüs vakalarının ardından konu gündeme geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen ise hantavirüs hakkında bilgi vererek, virüsün farelerin dışkı, idrar ve tükürüğü yoluyla insanlara bulaştığını söyledi. "İnsandan insana bulaşmıyor" Hastalığın ciddi sağlık sorunlarına ve ölüme yol açabileceğini belirten Evirgen, virüsün şu an için insandan insana bulaşmadığını ifade etti. Özellikle fare ve kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Evirgen, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor" Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye’de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi’nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi. "Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor" Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52 Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
Malatyalılar, meyan kökü şerbetiyle serinliyor
26 Haziran 2025 Perşembe - 09:50 Malatyalılar, meyan kökü şerbetiyle serinliyor Malatya’da hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte vatandaşlar, serinlemek için geleneksel içeceklerden olan meyan kökü şerbetine yöneldi. Kent merkezinde buzla soğutularak satılan şerbet, hem serinletici etkisi hem de sağlığa faydaları nedeniyle yoğun ilgi görüyor. Yaz Aylarında Doğu Ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde yaygın olarak tüketilen meyan kökü şerbeti, Malatya’da da serinlemek isteyen vatandaşların tercihi oldu. Meyan bitkisinin kökünden elde edilen ve geleneksel yöntemlerle hazırlanarak kent meydanında satılan şerbet, asitli içeceklerden uzak durmak isteyenlerin gözdesi haline geldi. yaklaşık 15 yıldır meyan şerbeti satışı yapan Harun Sarıçiçek, mesleği babasından öğrendiğini belirterek, "Babam 35 yıldır bu işi yapıyor, ben de 15 yıldır devam ettiriyorum. Satışlarımız çok şükür iyi gidiyor. 6 Şubat depreminden sonra çarşı yıkıldığı için yoğunluk azaldı ama yine de işlerimiz güzel. Meyan kökü mideye, böbreklere faydasıyla biliniyor. Malatya’da bu işi yapan sadece babamla ben kaldık. Bardağını 15 TL’den satıyoruz" şeklinde konuştu. Meyan kökü şerbetini tüketen vatandaşlar da içeceğin sağlığa faydalarına dikkat çekerek, "Meyan kökü mide, böbrek, bağırsak, idrar yolları, tansiyon, şeker, akciğer ve karaciğer gibi pek çok rahatsızlığa iyi geliyor. Bardağı sadece 15 TL. Ancak bazı hastalıkları olanlar fazla tüketmemeli" ifadelerini kullandı. Bir hekim olduğunu belirten bir vatandaş ise, "böbrekler üzerinde olumlu etkileri var. Arkadaşımın emeğine sağlık, faydalı bir ürün sunuyor" diye konuştu.
Sıcak hava varislerin artmasına sebep olabilir
26 Haziran 2025 Perşembe - 09:39 Sıcak hava varislerin artmasına sebep olabilir Genellikle bacaklarda belirginleşen, genişlemiş ve kıvrımlı hale gelmiş toplardamarların neden olduğu bir dolaşım bozukluğu olan varisin, toplardamar kapakçıklarının işlevini yitirmesiyle kanın geriye doğru akması ve damar duvarlarının genişlemesi sonucu oluştuğunu söyleyen Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Hayat Gökmengil, yazın varis şikayetleri olanlara önemli tavsiyelerde bulundu. Varis, estetik bir sorun olarak görünse de tedavi edilmezse ciddi sonuçlara neden olabiliyor. Genetik yatkınlık, uzun süre ayakta durmak, fazla kilo, hamilelik ve hareketsiz yaşam tarzının varise neden olabileceğini söyleyen Medicana Konya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Hayat Gökmengil, sıcak havaların varis problemi yaşayanlarda şikayetlerin çoğalmasına neden olduğunu söyledi. "Varis sadece estetik bir sorun değildir" Varisin kadınlar için estetik bir sorun gibi görülse de ilerlediğinde ciddi sağlık problemlerine de yol açabildiğini kaydeden Op. Dr. Hayat Gökmengil, "Özellikle sıcak havalarda varis şikayetleri artar. Çünkü yaz aylarında sıcak havanın etkisiyle damarlar genişler. Bu genişleme, zaten zayıf olan toplardamar kapakçıklarının daha da yetersiz hale gelmesine yol açar. Sonuç olarak, varis şikayetleri yaz mevsiminde belirgin biçimde artar. Ağrı, sızlama, yanma hissi, bacaklarda ağırlık, şişlik ve gece krampları gibi belirtiler sıcak havalarda daha yoğun hissedilir" dedi. "Güneş koruyucu kullanmak önemli" Uzun süre güneşte kalmanın varisleri artırabileceğini kaydeden Op. Dr. Hayat Gökmengil, "Sıcaklık damarların genişlemesine neden olduğu için güneşlenirken bacaklara soğuk su uygulaması yapmak damarları rahatlatabilir. Ayrıca güneş koruyucu kullanmak da önemlidir. Eğer varis çorabı kullanılıyorsa güneşlenirken çıkarılmalı, sonrasında tekrar giyilmelidir" ifadelerini kullandı. "Yeterli sıvı almayı ihmal etmeyin" Yetersiz sıvı alınımının da varis şikayetlerinin çoğalmasına neden olacağını kaydeden Op. Dr. Hayat Gökmengil, şöyle devam etti: "Yaz aylarında artan su kaybı ve terleme de damarların elastikiyetini etkileyebilir. Yetersiz sıvı alımı kanın yoğunluğunu artırarak dolaşım sistemini zorlar ve bu durum varislerin ilerlemesini tetikleyebilir. Bu nedenle bol su tüketimi ile vücudun sıvı dengesi korunmalı. Bol bol serin duş alınmalı. Uzun süre ayakta durmaktan ya da oturmaktan kaçınılmalı, sık sık bacaklar hareket ettirilmelidir. Bacaklar yukarı kaldırılıp dinlenmeli, varis çorabı tercih edilmeli, düzenli egzersiz ve yürüyüş yapılmalıdır. Yolculuklarda diz altı varis çorabı kullanılması tatili daha konforlu bir hale getirir. Sonuç olarak, yaz mevsimi varis hastaları için şikayetlerinin arttığı bir dönem olabilir. Bu nedenle yaşam tarzında yapılacak bazı küçük değişiklikler, yaz aylarını daha konforlu geçirmeye yardımcı olabilir. Varis problemi olan bireylerin bir kalp ve damar cerrahına danışarak uygun tedavi ve bakım yöntemlerini öğrenmeleri önerilir" diye konuştu.
AOSB, kan bağışı kampanyasına ev sahipliği yaptı
26 Haziran 2025 Perşembe - 09:22 AOSB, kan bağışı kampanyasına ev sahipliği yaptı Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi (AOSB), her yıl olduğu gibi bu yıl da Türk Kızılay iş birliğinde geleneksel kan bağışı kampanyasına ev sahipliği yaptı. Düzenlenen kampanya, bölgedeki sanayiciler ve çalışanlar tarafından yoğun ilgiyle karşılandı. Etkinlik, kan bağışı öncesi yapılan analizlerle, bağışçıların sağlık durumu kontrol edilerek başlatıldı. Kızılay ekipleri eşliğinde bağışlar güvenli şartlarda alındı. Her bir ünite kan, ihtiyaç sahipleri için umut olacak şekilde Kızılay’ın ulusal sistemine aktarıldı. Etkinliğe katılarak kan bağışında da bulunan AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, kampanyaya gösterilen ilgiden memnuniyet duyduklarını söyledi.Akpınar"Sanayicilerimiz üretim kadar toplumsal dayanışma konusunda da örnek bir duruş sergiliyor. Bu organizasyonu her yıl geleneksel olarak sürdürüyor olmaktan gurur duyuyoruz. Çünkü biliyoruz ki her bağış, bir hayat demektir. Tüm katılımcılara, Kızılay ekiplerine ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum"dedi. "Organize sanayi bölgeleriyle yürütülen iş birlikleri hayat kurtarıyor" Kampanyaya destek veren Türk Kızılay Genel Sekreteri Ramazan Saygılı da etkinliğin önemine dikkat çekti.Saygılı "AOSB gibi büyük sanayi bölgelerimizle yürüttüğümüz bu tür iş birlikleri, kan bağışı konusunda farkındalığı artırmakla kalmıyor, somut olarak hayat kurtarıyor. Bugün burada gördüğümüz duyarlılık, sanayinin yalnızca üretimle değil, insan hayatına verdiği değerle de öncü olduğunu gösteriyor. AOSB yönetimine ve gönüllü bağışçılarımıza yürekten teşekkür ediyorum"diye konuştu. AOSB tarafından geleneksel hale getirilen anlamlı kampanyanın, toplumsal dayanışmanın güçlü bir örneğini de temsil ettiği ifade edildi. ’Bir Ünite Kan, Bir Hayat’ anlayışıyla yürütülen etkinliklerin, önümüzdeki yıllarda da devam edeceği bildirildi.
Somon balığı yağından sabun üretti
26 Haziran 2025 Perşembe - 09:15 Somon balığı yağından sabun üretti Giresun’un Eynesil ilçesinde pratisyen hekim olarak görev yapan Dr. Semih Gürel, evinde kurduğu laboratuvarda somon balığı yağından sabun üretti. Pandemi döneminde sabun üretimine ilgi duymaya başlayan Gürel, ilk olarak fındık yağı ile denemeler yaptı. Daha sonra somon balığı yağını kullanarak formülünü geliştirdi. Norveç’ten özel olarak temin ettiği balık yağıyla üç aylık bir çalışmanın ardından tamamen doğal içerikli, katkısız bir sabun ortaya çıkardı. Dr. Gürel, somon balığı yağından sabun üretiminin dünyada bir ilk olduğunu iddia ederek "Daha önce bitkisel yağlarla yapılan sabunları gördük ama somon balığı yağı ile üretilmiş bir sabun yoktu. Kendi formülümü oluşturarak bunu başardım. Hiçbir katkı maddesi kullanmıyorum ve tüm süreci evimde, laboratuvar ortamında kendim yürütüyorum" dedi. Cilt hastalıklarına iyi geliyor Sabunun cilt üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Gürel, "Özellikle egzama, sedef ve kuruluk gibi cilt rahatsızlıklarında olumlu etkiler gözlemlendi. Balık yağı kozmetik alanda büyük bir potansiyele sahip. Bu sabun bitkisel sabunların sağlayamadığı faydaları sunmaktadır. Cilt sağlığı açısında oldukça faydalı olduğunu söyleyebilirim" diye konuştu. Sabunda balık kokusu olmuyor Balık yağı sabunu hakkında en çok sorulan sorulardan birinin "Kokar mı?" olduğunu belirten Gürel, "Sabunlaşma süreciyle birlikte yağ kimyasal olarak değişiyor. Sabun kokusu dışında hiçbir koku kalmıyor. Balık yağı olduğu anlaşılmıyor bile. Ev ortamında tamamen doğal yollarla üretilmektedir. Sabun hamuru yaklaşık iki saat boyunca karıştırıp el emeğiyle yoğrularak kurutulmaktadır. İlk denemeleri aile ve arkadaşlar üzerinde gerçekleştirdim ve olumlu geri dönüşler aldım" şeklinde konuştu. Şimdilik ürünlerini sosyal medya üzerinden satışa sunan Gürel, sabunu için patent başvurusu yapmaya hazırlanıyor. Gürel, hedefinin ise bu yerli ve özgün ürünü yurt dışına ihraç etmek ve Türkiye’nin doğal kozmetik alanında söz sahibi olmasına katkı sağlamak olduğunu sözlerine ekledi.
Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan: "Çocuklarda kafa travmaları ihmal edilmemeli"
26 Haziran 2025 Perşembe - 09:11 Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan: "Çocuklarda kafa travmaları ihmal edilmemeli" Çocuklarda yazın kazaların daha sık olduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, özellikle yaşanabilecek kafa travmalarının göz ardı edilmemesinin altını çizdi. Demirhan, "Kafa travması sonrası çocukta bilinç düzeyinde bozulma veya koma, geçici bilinç kaybı, davranış değişiklikleri, bulantı ve/veya tekrar eden kusmalar olayı ciddiye almanıza yönelik belirtilerdir. Bu durumlarda acil olarak hastaneye başvurulması şarttır" dedi. Yazın gelip havaların ısınması sonucu çocukların daha fazla dışarıda zaman geçirmeye başlaması, kaçınılmaz olarak kaza risklerini de artırıyor. Özellikle düşmelerde meydana gelen kafa travmalarının çocuklarda yaygın görülen yaralanmalar arasında ilk sıralarda geldiğini belirten Medical Park Karadeniz Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. "Baş ağrısı, kusma, uyku hali, mide bulantısı, kusma ve havaleye dikkat" Kafa travmalarının en sık nedenlerinin trafik kazaları, bisikletten düşme, oyun bahçelerinde kaydıraktan düşme, ev ortamında koltuktan düşme gibi olaylar sonucu meydana geldiğini ifade eden Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, "Kafa travmaları çocuklarda hiçbir semptom vermeyeceği gibi, baş ağrısı, kusma, uyku halinin olması, mide bulantısı, kusma, nöbet (havale) ile kendini gösterebilir" diye konuştu. Op. Dr. Mehmet Feryat Demirhan, kafa travması sonrasında görülebilecek belirtiler hakkında şu bilgileri paylaştı: "Kafa travması sonrası çocuklarda hiçbir anormal beyin bulgusu görülmeyeceği gibi en sık sırasıyla kafa kemikleri kırıkları, kafa kemiklerinin çökme kırıkları (kemiklerde seviye farkı oluşması), epidural hematom (beyin kemikleri ile beyin zarı arası kanama), subdural hematom (beyin zarı ile beyin yüzeyi arası kanama), intraserebral hematom (beyin dokusu içi kanamalar) ve beyin ödemi görülebilir." "Önemli olan kafa travmasının oluş mekanizması ve şiddeti" Kafa travmalarına nasıl müdahale edilmesi gerektiğine değinen Op. Dr. Demirhan, "Hafif kafa travmalarında, herhangi bir şikâyeti ve muayene bulgusu olmayan çocuklarda belirgin bir beyin hasarının ortaya çıkma ihtimali düşüktür. Önemli olan kafa travmasının oluş mekanizması ve şiddetidir. Kafa travması sonrası çocukta bilinç düzeyinde bozulma veya koma, geçici bilinç kaybı, davranış değişiklikleri, bulantı ve/veya tekrar eden kusmalar olayı ciddiye almanıza yönelik belirtilerdir" uyarısında bulundu. "Hastane ortamında ayrıntılı muayene ve tetkik şart" Travma sonrası hastanın mutlaka hastane ortamında ayrıntılı muayene ve tetkik edilmesi gerektiğini söyleyen Op. Dr. Demirhan, "Muayene sonrası Direkt Kafa Grafileri (Röntgen), Bilgisayarlı Tomografi veya MR isteyebiliriz. Muayene sonucunda herhangi bir problem görmediğimizde; hastadan bazen hiçbir tetkik istemeyebilir ve hasta yakınlarını travma konusunda bilgilendirerek evine göndeririz. Bazen de gerekli müdahalenin yapılması sonrası travmanın durumuna göre cerrahi de dâhil olmak üzere gerekli tedavi planı oluşturulur" dedi. "Bu belirtilerden bir ya da birkaçı görülürse acilen hekime başvurun" Op. Dr. Demirhan, hafif kafa travması sınıfında değerlendirilen, erişkin veya çocuk hastalarda taburculuktan birkaç gün sonrasına kadar "Bilinç kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma, anlama ve konuşma problemi. 5-6 kez fışkırır tarzda kusma. Uyanık olunması beklenen saatlerde bebeğin uyuklaması. Bebeklerde etrafa ilginin azalması, emme veya yeme bozukluğu. Burun veya kulaktan saydam sıvı ya da kan gelmesi. Baş ağrısı yakınması. Denge kaybı veya yürümede problem. Bulanık, çift görme veya ani görme kaybı. Her iki kolda veya bacakta güçsüzlük. Epilepsi yani sara nöbeti veya kasılmalar" gibi belirtilerden bir ya da birkaçı görüldüğünde en kısa sürede bir uzmana başvurulması gerektiğini belirtti:
Sel suları ile kirlenen denizde yüzmek enfeksiyon riskini artırıyor
26 Haziran 2025 Perşembe - 09:10 Sel suları ile kirlenen denizde yüzmek enfeksiyon riskini artırıyor Sel suları ile kirlenen denizlerde yüzmenin enfeksiyon riskini artırdığını belirten uzmanlar, özellikle yaz aylarında denize girecek vatandaşlara dikkatli olmaları uyarısında bulundu. İmperial Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hava Aydın, artan yağışlar ve sel sularının halk sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekerek özellikle yaz aylarında denize giren vatandaşların dikkatli olmaları gerektiğini vurguladı. Sel ve kirli sularla denize taşınan mikroorganizmaların enfeksiyonlara neden olabileceğini kaydeden Aydın, "Karadeniz bölgemiz yıl boyunca yoğun yağış alan bir coğrafyaya sahiptir. Yağışların fazla olması, toprakta bulunan mikroorganizmaların veya atık sulardaki zararlı mikroorganizmaların yüzey sularına, derelere, nehirlere ve yer altı su şebekelerine geçişini kolaylaştırmaktadır. Bu durum, çeşitli enfeksiyon risklerini beraberinde getirmektedir. Özellikle sel suları ve kirli sular aracılığıyla bu mikroorganizmalar denize kadar taşınabilmekte ve deniz suyunu kirletebilmektedir. Bu kirli sularla temas sonucunda bazı enfeksiyon hastalıkları ortaya çıkabilmektedir. Özellikle denize girme ya da suyla doğrudan temas yoluyla enfeksiyonların bulaşması mümkündür. En yaygın görülenler bağırsak enfeksiyonlarıdır. Bununla birlikte Hepatit A ve Hepatit E gibi bulaşıcı hastalıklar da kirli sular yoluyla vücuda alınabilir. Ayrıca açık yarası olan kişilerde, özellikle yaşlılarda ve diyabet gibi kronik hastalığı bulunan bireylerde, kirli sularla temas sonucunda yara enfeksiyonları sıkça görülmektedir. Bu enfeksiyonlar genellikle ayak ve bacaklarda meydana gelmekte, tedavi sürecini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, yalnızca temizliği onaylanmış ve denetlenen alanlarda denize girilmesini öneriyoruz. Herhangi bir hastalık belirtisi (örneğin ishal, ateş, mide bulantısı, yara iltihabı vb.) görülmesi durumunda, vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu enfeksiyonlara yol açan mikroorganizmalar oldukça çeşitlidir ve doğru tedavi ancak uygun tanıyla mümkündür. Gelişigüzel ilaç kullanımı enfeksiyonun seyrini kötüleştirebilir" dedi. Havuzlarda da risk var "Kirli sulardan kaynaklanan enfeksiyonlar yalnızca denizlerde değil, havuz gibi toplu kullanım alanlarında da görülebilir" diyen Aydın, "Özellikle göz ve kulak enfeksiyonları yaygındır. Kirli havuz sularının yutulması halinde mide bulantısı, karın ağrısı, ishal, ateş, kulak ağrısı gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Gözde iltihaplanma, kaşıntı ve alerjik reaksiyonlar da bu duruma eşlik edebilir. Bu nedenle havuzların düzenli dezenfekte edilmesi ve kişisel hijyen kurallarına uyulması, olası enfeksiyonların önlenmesi açısından son derece önemlidir" diye konuştu.
HBX Ar-Ge ekipleri kahvede yenilik yaptı: Buzlu enerjik ve anti stres kahve ürettiler
26 Haziran 2025 Perşembe - 09:09 HBX Ar-Ge ekipleri kahvede yenilik yaptı: Buzlu enerjik ve anti stres kahve ürettiler Türkiye’de yetişmemesine rağmen Türk Kahvesi olarak dünyaya yayılan ve özellikle Yörüklerin vazgeçilmez içeceği olan Türk Kahvesi Efeler Diyarı Aydın’da Z kuşağına uyarlandı. ADÜ Teknokent’te yaklaşık 20 yıldır ilginç çalışmaları ile gündeme gelen ve 18 ayrı patent alan Karya Farma HBX Ar-Ge ekipleri Türk Kahvesi’nin buzlu, enerjik ve anti stres modelini geliştirdiğini açıkladı. . Türkiye’ye ilk olarak 16. Yüzyılda Yemen Valisi Özdemir Paşa tarafından İstanbul’a getirildiği belirtilen ve Türkler tarafından bulunan özgün pişirme yönteminden dolayı dünyaya Türk Kahvesi olarak yayılan kahve, Aydın’da yeni bir tada kavuşturuldu. Son zamanlarda sağlıksız bulunan ve adeta bağımlılık yaptığı belirtilen asitli içeceklere karşı bu yeni nesil kahveyi geliştirdiklerini belirten Karya Farma HBX Ar-Ge Kurucusu Hakan Başlık, geliştirdikleri kahvenin yazın buzlu olarak tüketildiğini kaydetti. Modern çağın hızla artan stres, yorgunluk ve enerjisizlik sorunlarına karşı yaptıkları bu çalışmaya ‘HBX Ice Coffee Anti-Stress + Energy’ adını verdiklerini belirten Başlık, "Tatlı, acı, ekşi ve tuzlu tat moleküllerinin uyumla bir araya gelmesiyle geliştirilen bu özel formülasyon, hem zihni rahatlatıyor hem de bedeni enerjiyle donatıyor. Bu ürün yalnızca bir içecek değil; fonksiyonel, bilimsel ve doğal bir yaşam destekleyici olarak konumlanıyor. HBX Ice Coffee, klasik kahvelerden farklı olarak kahve çekirdekleri değil, yüksek antioksidan içerikli meyve çekirdekleri ile geliştirildi. Bu doğal kombinasyon, özel bitkisel moleküller ve omega 3-6-9 yağ asitleriyle desteklenerek hem bedensel hem zihinsel etkiyi aynı anda sunuyor. İçeriğinde hiçbir yapay katkı maddesi bulunmayan bu içecek, aynı zamanda safran gibi kıymetli bileşenlerle zenginleştirilerek anti-stres ve enerji desteğini doğal yollarla bir araya getiriyor" diyerek sundukları ürünün hem sinir sistemini yatıştıran hem de zihinsel ve fiziksel enerjiyi artıran bileşenleriyle günlük yaşamda ihtiyaç duyulan dengeyi sağlamaya yardımcı olduğunu kaydetti. Ürünü yedide yetmişe herkes içebileceğini özellikle uzun nöbet ve arazi görevi yapan meslekleri icra edenler ile odaklanma sorunu yaşayan öğrencilere tavsiye ettiklerini belirten Hakan Başlık, "40 yıllık hatırı olan kahvenin keyfini ve faydasını arttırdık" dedi.
Aydın’da yaşayanlara ‘sıcak’ uyarısı: Sıcaklık gölgede 43 derece olacak
26 Haziran 2025 Perşembe - 09:03 Aydın’da yaşayanlara ‘sıcak’ uyarısı: Sıcaklık gölgede 43 derece olacak Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Aydın, yılın en sıcak günlerinden birini yaşayacak. Gölgede 43 dereceye kadar yükselecek olan sıcak havaya karşı uzamanlar vatandaşları uyardı. Özellikle hamile, yaşlı ve kronik rahatsızlığı bulunanların öğlen saatlerinde zorunlu olmadıkça dışarı çıkmamaları önerildi. Yüksek sıcaklıkların güneş ve sıcak çarpması gibi sağlık risklerini beraberinde getirebileceğini belirten uzmanlar, yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin daha dikkatli olması gerektiği belirtildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre Aydın bugün güne sabah saatlerinde 31 derece sıcaklıkla başlayıp öğlen saatlerinde bu sıcaklığın 43 dereceye kadar yükseleceği belirtildi. Nem ile birlikte hissedilen sıcaklığın daha fazla olacağı belirtilirken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, bunaltıcı sıcakların hamilelik sürecini zorlaştırabildiğini bu günlerde Aydın’da yaşayan Anne adaylarının daha dikkatli olması gerektiğini belirtti. Aydın’ın aşırı sıcağının tedbirl olunmadığında hamileler için çeşitli problemler oluşturabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Aydın, "Anne adayları kendileri ve bebeklerinin sağlığı için yılın en sıcak günlerinin yaşandığı bu dönemde daha dikkatli olmalı. Hamilelikte cilt hormonal değişikliklere bağlı olarak daha hassas olabiliyor. Bu nedenle sıcak ve nemli hava bebek bekleyen anne adaylarını diğerlerine göre daha fazla etkiliyor" diyerek bu günlerde Aydın’da yaşayan herkesin kıyafet seçiminden sıvı tüketimine kadar sağlığına dikkat etmesini önerdi.
Klima yoluyla bulaşan hastalıklara dikkat!
26 Haziran 2025 Perşembe - 08:08 Klima yoluyla bulaşan hastalıklara dikkat! Erzincan’da sıcaklık değerlerindeki yükseliş, klima kullanımını da arttırırken beraberinde ciddi sağlık sorunlarına da neden olabiliyor. Uzmanlar, sıcak havalarda konforlu olabilmek ve verimli çalışabilmek için kullanılan klimaların aynı zamanda insan sağlığı açısından ciddi sorunlara da yol açabildiğini belirtti. Klima yoluyla bulaşan en önemli hastalığın "klima hastalığı" olarak da adlandırılan "lejyoner hastalığı" olduğunu belirten uzmanlar, "Lejyoner hastalığı, Legionelle Pneumophilia adlı bir bakterinin sebep olduğu bir zatürredir. Bu bakteri, klimaların filtre sistemlerinde, uygun nem ve ısıda çoğalıp buralardan ortam havasına dağılmaktadır. Salgınlar sıklıkla otel ve hastanelerde olmakla birlikte, tek tek vakalar olarak da bildirilmiştir. İnsandan insana bulaştığı görülmemiştir. Akciğerlere girişi için tespit edilen en önemli yollar, solunum cihazları, havalandırma sistemleri ve hastanelerde solunum yollarına uygulanan birtakım işlemlerdir. Hastalık vücut direnci düşük kişilerde daha kolay yer edebilir. Şeker hastaları, alkolikler, kemoterapi hastaları, kronik böbrek ve akciğer hastalığı olan kişilerde oluşumu daha yüksek oranlardadır. En yaygın kolaylaştırıcı faktör sigara içilmesidir" dedi. Özellikle iyi temizlenmeyen klimalarda üreyebilecek küf mantarlarının alerjik rinit ve alerjik astıma sebep olabileceğinin de unutulmaması gerektiğini ifade eden uzmanlar, araçlardaki klimaların doğru kullanılmamasının da sinüzit, kulak iltihapları ve yüz felci gibi sorunlara neden olabildiğini, bu yüzden araçlarda klima kullanırken havanın direkt yüze ve göğse değil, ön cama doğru yönlendirilmesi bu sorunların oluşmasını engelleyeceğini belirtti.