SAĞLIK
Doç. Dr. Evigen’den hantavirüse karşı kritik uyarı 08 Mayıs 2026 Cuma - 22:12:25 Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, son günlerde Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Arjantin’den hareket eden "MV Hondius" isimli gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan hantavirüs vakalarının ardından konu gündeme geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen ise hantavirüs hakkında bilgi vererek, virüsün farelerin dışkı, idrar ve tükürüğü yoluyla insanlara bulaştığını söyledi. "İnsandan insana bulaşmıyor" Hastalığın ciddi sağlık sorunlarına ve ölüme yol açabileceğini belirten Evirgen, virüsün şu an için insandan insana bulaşmadığını ifade etti. Özellikle fare ve kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Evirgen, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor" Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye’de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi’nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi. "Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor" Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52 Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
Sıcak hava dalgası geliyor! Su içmek için susamayı beklemeyin
26 Haziran 2025 Perşembe - 08:06 Sıcak hava dalgası geliyor! Su içmek için susamayı beklemeyin Bunaltıcı sıcaklar tüm Türkiye’yi etkisi altına aldı. Sıcaklık ve nemin artışıyla birlikte vücut ısısında görülen artışın başta beyin olmak üzere diğer hayati öneme sahip organlara da olumsuz etkide bulunduğunu ifade eden Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Merve Bayram; su içmenin önemine değinerek, su içmek için susamanın beklenmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu. Hava sıcaklığında yaşanan yoğun artış vücutta da belirli değişimleri beraberinde getiriyor. Metabolizma, artan vücut ısısını terleme ile dengede tutmaya çalışsa da, aşırı sıcak havalarda yeterli olamıyor. Artan vücut ısısı da başta beyin olmak üzere diğer hayati öneme sahip organlara olumsuz yönde etki ediyor. Tüketilen besinlere oldukça dikkat edilmesi gerektiğini belirten Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Bayram, özellikle kronik hastalığı bulunanların, yüksek sıcak havalarda beslenmelerine daha çok dikkat etmeleri konusunda uyarılarda bulundu. Su tüketiminde zorlanan kişiler için öneriler Sıvı, vücudun olmazsa olmazı. Özellikle yaz aylarında daha da önemli hâle gelen sıvı takviyesi, hayati bir öneme sahip. Terleme ile vücutta sıvı, mineral ve elektrolit kaybı görülüyor. Sıvı ve mineral kaybını önlemek için günde en az 2-2,5 litre su içmenin önemine değinen Bayram, "Su içmek için susamayı beklemeyin. Su tüketiminde zorlanan kişiler de, su içimini kolay hale getirmek için suyun içine taze meyve parçaları, nane, limon, zencefil, salatalık gibi yiyecekler ekleyebilirler. Soğuk bitki çayları, ev yapımı limonata, ayran ve maden suyu da sıvı tüketimini artırmaya yardımcı olabilir. Kahve, çay ve gazlı içecekler su tüketme eğilimini azalttığı için, vücutta sıvı kaybının yerine geçmeyecekleri unutulmamalı. Yeterli sıvı tüketiminin olup olmadığı idrar renginden anlaşılabilir. Eğer, idrar rengi renksize yakınsa sıvı alımı yeterlidir fakat koyu sarı ise sıvı alımı yetersizdir, dikkat edilmesi gerekir" şeklinde belirtti. "Hem sağlığı hem de çevreyi olumlu yönde etkilediği kanıtlanmış Akdeniz tipi beslenme" Vitamin, mineral ve su içeriği yüksek sebze ve meyvelerin tüketimi sıcak havalarda büyük önem taşıyor. Meyvenin fruktoz içerdiğinin unutulmaması gerektiğini ve aşırıya kaçılması hâlinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirten Bayram, "Sıcak havalarda aşırı yağlı, baharatlı ve şekerli besinlerden kesinlikle uzak durulmalı. Kızartmalar, aşırı yağlı besinler ve sakatatlar yerine ızgara, haşlama ve buğulama şeklinde yapılan yağsız etler tercih edilmeli. Balığın da haftada minimum 2 kere tüketilmesine özen gösterilmeli. Aşırı baharatlı yiyecekler bağırsak hareketlerini artırabilir ve vücutta sıvı kaybına yol açabilir. Bunların yerine sıvı, vitamin ve mineral açısından zengin sebze, meyve ve tam tahıllı yiyecekler tüketilmelidir. Hem sağlığı hem de çevreyi olumlu yönde etkilediği kanıtlanmış Akdeniz tipi beslenme buna en güzel örnek" dedi. Akşam yemeği saatinin çok geçe bırakılmaması, mümkünse en geç saat 20.00 gibi yenmesi gerektiğinin altını çizen Merve Bayram, "Uyumadan 2-3 saat öncesinde minik bir ara öğünle günün bitirebileceğini" dedi. "Tüketilecek besinlerin güneşte uzun süre bekletilmemesine dikkat" Bayram, sözlerini şöyle sonlandırdı: "Gıda güvenliği özellikle sıcak günlerde daha da önemli bir hâle geliyor. Sıcak havalarda özellikle et ve et ürünleri, tavuk, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri içeren yiyecekler daha çabuk bozulmakta ve besin zehirlenmelerine yol açabilmekte. Tüketilirken kesinlikle dikkat edilmesi gerekiyor. Sebze ve meyveler iyice yıkanmalı. Ayrıca, temiz olmayan su kullanımı ve bu sularda yıkanan sebze ve meyvelerin tüketilmesi ishale yol açabilir. Tüketilecek besinlerin güneşte uzun süre bekletilmemesine de dikkat edilmelidir."
Ağrı’da solunum sıkıntısı yaşayan bebek helikopter ambulansla Tatvan’a sevk edildi
25 Haziran 2025 Çarşamba - 19:37 Ağrı’da solunum sıkıntısı yaşayan bebek helikopter ambulansla Tatvan’a sevk edildi Ağrı’da 37 haftalık olarak dünyaya gelen ve doğumun ardından solunum sıkıntısı yaşayan bebek, Sağlık Bakanlığı’na ait helikopter ambulansla Bitlis’in Tatvan ilçesindeki Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 37 haftalık ve 3 kilo 800 gram ağırlığında dünyaya gelen bebek, doğumun hemen ardından solunum problemi yaşadı. Sağlık ekiplerinin acil müdahalesiyle entübe edilen bebek, yenidoğan yoğun bakım ünitesine alınmak istendi. Ancak hastanede uygun yoğun bakım yatağı bulunamaması üzerine tedavi amaçlı sevk kararı alındı. Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde, Sağlık Bakanlığı’na bağlı helikopter ambulans devreye alındı. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer’in koordinesiyle gerçekleşen sevk işlemi kapsamında bebek, Tatvan Devlet Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’ne güvenli şekilde ulaştırıldı. Sevkin ardından açıklama yapan Ağrı İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer, "Yenidoğan bebeğimizin sağlık durumu yakından takip edilmektedir. Tatvan’daki yoğun bakım ünitesine ulaşımı hızlı ve güvenli şekilde sağlanmıştır. Sağlık hizmetlerimiz, vatandaşlarımızın her an yanında olmak için gece gündüz demeden çalışmalarını sürdürüyor" ifadelerini kullandı. Bebeğin tedavisi Bitlis’in Tatvan ilçesindeki Devlet Hastanesi’nde devam ederken, sağlık durumunun stabil olduğu öğrenildi.
‘HealthTürkiye’ uygulaması kullanıma sunuldu
25 Haziran 2025 Çarşamba - 17:21 ‘HealthTürkiye’ uygulaması kullanıma sunuldu Uluslararası Sağlık Hizmetleri, sağlık turizminin geliştirilmesine yönelik ‘HealthTürkiye’ uygulamasını hayata geçirdi. Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ), Türkiye’nin sağlık turizmi alanındaki dijital altyapısını güçlendirmek amacıyla yeni bir adım attı. Türkiye’nin uluslararası sağlık hizmetleri alanındaki resmi platformu olan HealthTürkiye’nin mobil uygulaması kullanıma sunuldu. Tüm mobil mağazalardan ücretsiz indirilebilen uygulama ile kullanıcıların konumuna göre en yakın sağlık kuruluşlarını ve turistik noktaları önererek hastaların tedavi süreçlerini kolaylaştırması hedefleniyor. Uygulama sayesinde uluslararası hastalar sağlık hizmetlerindeki imkanların yanı sıra konaklama ve gezi planlamalarına da kolayca ulaşabilecek. Kullanıcılarına teklif durumu, iletişim talepleri ve güncel kampanyalar gibi konular da anlık bildirim olarak gönderilmesi planlanıyor. "HealthTürkiye platformunda hastalarımız doktorlarını tercih edebiliyor" Uygulama kapsamında hastaların kendi doktorlarını ve hastanelerini seçebildiklerini ve aldığı hizmetleri rahatlıkla görebileceklerini belirten USHAŞ Genel Müdürü Behlül Ünver, "HealthTürkiye platformunu her geçen gün daha çok geliştiriyor ve misafirlerimize, hastalarımıza kolaylıklar sunmaya çalışıyoruz. HealthTürkiye platformunda misafirlerimiz hastanelerini tercih edebiliyorlar, doktorlarını seçebiliyorlar. Kurumlarda hangi hizmetlerin alındığını rahatlıkla görebiliyorlar. Mobil uygulamayla bu işi daha kolay hale getirdik. Telefonlardan HealthTürkiye uygulamasını mekan fark etmeksizin dünyanın her yerinde indirebilirler. Buradan randevu alabilirler, hekimlerini seçebilirler. Diğer taraftan vize kodunu buradan da yine talep edebilirler, oluşturabilirler. Türkiye’ye giriş noktasında bu avantajları bu uygulama sayesinde sağlamış olurlar. Dolayısıyla bu düzenlemeler hastalarımızın ve Türkiye’ye gelecek olan misafirlerimizin daha kolay ve daha hızlı bir şekilde dijital ortamdan kurumlara ulaşmasını sağlamak amacıyla yaptık" diye konuştu. "İnsanların sağlık tesislerine ulaşmasını kolaylaştırmamız gerekiyor" Turistlerin ve Türkiye’deki vatandaşların sağlık kurumlarına ve tesislerine ulaşımının kolaylaştırılması için bu uygulamayı hizmete sunduklarını söyleyen Ünver, "İnsanların sağlık tesislerine, kurumlara ulaşmasını kolaylaştırmamız gerekiyor ve bununla ilgili birçok uygulamalarımız olacak. Mümkün olduğu kadar hastalarımıza ve misafirlerimize daha kolay ve daha çabuk ulaşılabilir bir sistem ulaştırmaya çalışıyoruz. Sağlık son derece önemli, güven tesis etmek son derece önemli. Bunun da doğru kurumlarla yapılabiliyor olması gerek. Sadece sosyal mecralarda yapılan reklam ya da birtakım görsel mecraların kullanılmasıyla değildir. Türkiye’de sağlık hizmetinin hangi kurumdan nasıl alınmasıyla ilgili süreç önemlidir. O yüzden bu durumu çok önemsiyoruz ve bu alanın her geçen gün gelişmesini sağlıyoruz. Bu platform sadece hastalarımız ve misafirlerimize yönelik bir alan değil. Diğer taraftan Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Turizm Bakanlığı ile entegre bir sistem. Dolayısıyla bunların hem hızlı ve doğru şekilde teyit edilmesi noktasında da bu platformu önemsiyoruz" ifadelerini kullandı.
Çocuklarda lenf bezi büyümesi masum olmayabilir
25 Haziran 2025 Çarşamba - 17:14 Çocuklarda lenf bezi büyümesi masum olmayabilir DÜZCE(İHA) – Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, çocukların enfeksiyonlardan korunması, düzenli hekim kontrolleri, aşıların zamanında yapılması ve ailelerin bilinçli olması erken tanı açısından çok önemli olduğunu söyledi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, çocuklarda lenf bezleri büyümesi (Lenfadenopati) hakkında bilgiler verdi. Lenfadenopatiyi, lenf bezlerinin büyümesi veya yapısal olarak değişmesi durumu olarak açıklayan Doç. Dr. Çakmak, "Çocuklarda sıklıkla üst solunum yolu enfeksiyonları gibi nedenlerle ortaya çıkar. Genellikle boyun bölgesinde yumuşak, hareketli, bazen ağrılı şişliklerle kendini gösterir. Ancak altta yatan nedene göre sistemik belirtiler de eşlik edebilir" dedi. "Çocukluk çağında yaygın görülüyor" Çocukluk çağı lenfadenopatisinin oldukça yaygın görüldüğüne işaret eden Çakmak, özellikle 1–5 yaş arası çocuklarda bağışıklık sisteminin gelişim sürecinde sık enfeksiyon geçirmeleri nedeniyle daha sık gözlendiğine vurgu yaptı. Çocuklarda lenfadenopatinin en sık nedeninin enfeksiyonlar olduğunu bildiren Öğretim Üyesi Çakmak, "Bunlar arasında viral, bakteriyel ve daha nadiren tüberküloz gibi özgül enfeksiyonlar yer alır. Ayrıca otoimmün hastalıklar, ilaç reaksiyonları ve nadiren maligniteler de neden olabilir" diye konuştu. Belirtilere dikkat Lenfadenopatinin kanserle ilişkilendirilebildiğini ancak çocukluk çağı lenfadenopatilerinin ekseriya iyi huylu olduğunu ifade eden Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Çakmak, uzun süreli sert, sabit, ağrısız lenf bezleri, gece terlemesi, kilo kaybı ve ateş gibi sistemik semptomlarla birlikteyse malignite açısından dikkatli olunması gerektiğinin altını çizdi. Lenf büyümesinin altta yatan nedene yönelik tedavi ile genellikle gerilediğini açıklayan Çakmak, "Enfeksiyona bağlı olanlar çoğu zaman kendiliğinden ya da uygun tedaviyle iyileşir. Altta malignite yatması durumunda hastalığın türüne göre tedavi seçenekleri çeşitlilik gösterir" şeklinde konuştu. "Tanı gecikirse hastalık ilerleyebilir" Lenfadenopatiye yol açan viral enfeksiyonlarda genellikle destek tedavisi yeterli olduğunu dile getiren Çakmak, "Nadiren antiviral denen virüslere özgün ilaçlar verilir. Bakteriyel nedenlerde uygun antibiyotik tedavisi başlanır. Tüberküloz gibi özgül enfeksiyonlarda ise özel tedavi protokolleri uygulanır" dedi. Özellikle bakteriyel lenfadenopatilerin tedavi edilmediğinde apseleşme, çevre dokulara yayılım veya kronikleşme gibi komplikasyonlar gelişebildiğine işaret eden Hatice Mina Çakmak, "Altta yatan malignite varsa (lösemi, lenfoma veya solid tümör metastazı), tanı gecikirse hastalık evre olarak ilerleme gösterebilir ve buna bağlı tedavi yoğunlaşabilir’’ ifadelerine yer verdi. Doç. Dr. Hatice Mine Çakmak, çocuklardaki lenfadenopatiyi fark etmek için ailelerin dikkat etmesi gerekenler hakkında ise "Boyunda, koltuk altında veya kasıkta oluşan şişliklerin hepsinin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları tarafından muayene edilmesi gerekmektedir. Bu bölgelerde hassasiyet, kızarıklık, eşlik eden ateş, lenf nodunda günden güne hızlı büyüme, iştahsızlık veya halsizlik sonradan eklenirse tekrar hızla hastaneye getirilmelidir. Enfeksiyon bulgusu olmaksızın 2 haftadan kısa sürede hızlı büyüme, iki haftalık izlemde büyümeyen, 6 haftalık izlemde gerilemeyen 3 cm’den büyük lenfadenopatiler, köprücük kemiğinin üstünde lenf nodu varlığı, anormal akciğer filmi, karaciğer, dalak büyüklüğünün eşlik etmesi, enfeksiyon veya sistemik hastalık gösterilememesi durumunda lenf nodundan biyopsi yapmaktayız" dedi. Çocukların enfeksiyonlardan korunması, düzenli hekim kontrolleri, aşıların zamanında yapılması ve ailelerin bilinçli olması erken tanı açısından çok önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Çakmak, açıklamasını "Lenfadenopati çoğu zaman iyi huyludur ve enfeksiyonlarla ilişkilidir. Ancak geçmeyen, büyüyen, sert veya eşlik eden sistemik semptomlarla giden durumlar dikkatle izlenmelidir. Ailelerin paniğe kapılmadan ama ihmal etmeden hekimlerine başvurmaları en doğru yaklaşımdır" ifadeleri ile sonlandırdı.
Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Enerji Verimliliği KABEV Projesi hayata geçiyor
25 Haziran 2025 Çarşamba - 16:28 Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Enerji Verimliliği KABEV Projesi hayata geçiyor Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen Kamu Binalarında Enerji Verimliliği (KABEV) Projesi kapsamında enerji tasarrufu ve sürdürülebilirliğe yönelik çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi, KABEV Projesi’nin bölgedeki en önemli uygulama alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Yaz mevsiminin sonuna doğru hayata geçirilmesi planlanan proje ile birlikte hastane ana binası ve kadın doğum ek binasına toplam 1400 kWe gücünde Güneş Enerjisi Santrali (GES) kurulacak, ısıtma ve soğutma sistemleri yenilenecek, enerji izleme sistemleri devreye alınarak tüketim anlık olarak takip edilecek. Proje sayesinde hem çevresel sürdürülebilirlik sağlanacak hem de hastanenin enerji maliyetlerinde önemli oranda tasarruf elde edilecek. Kapsamlı dönüşüm ile Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bölgenin örnek çevreci kamu sağlık tesisi olma yolunda önemli bir adım atmış olacak. Enerji verimliliğini artırmak ve kamu kaynaklarını etkin kullanmak amacıyla geliştirilen proje, hem çevresel hem de ekonomik anlamda önemli kazanımlar sağlayacak. Yer teslimi için sözleşmenin Haziran ayı sonunda imzalanması bekleniyor. Projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na, İl Sağlık Müdürlüğü Destek Hizmetleri Başkanlığı’na, Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Teknik Hizmetler Müdürlüğü’ne ve projeye katkı sunan tüm mühendis ve teknik personele teşekkür ederiz. Bu iş birliği sayesinde hastanemiz, sadece sağlık hizmetlerinde değil, enerji yönetiminde de örnek gösterilecek bir kurum olma yolunda ilerliyor.
Her 100 kişiden 85’inde yaşanıyor, kötü duruş ve stres ortaya çıkarıyor
25 Haziran 2025 Çarşamba - 15:10 Her 100 kişiden 85’inde yaşanıyor, kötü duruş ve stres ortaya çıkarıyor Algoloji Uzmanı Doç. Dr. Erkan Özduran, miyofasiyal ağrı sendromunun tedavisinde sadece ilaçların değil, kasların verdiği sinyalleri dikkate almanın büyük önem taşıdığını söyledi. Sivas Numune Hastanesi’nde görev yapan Algoloji Uzmanı Doç. Dr. Erkan Özduran, halk arasında kulunç ya da kas tutulması olarak bilinen miyofasiyal ağrı sendromu hakkında bilgilendirmede bulundu. Kas, bağ ve tendonlarda ağrı, hassasiyet ve sertlikle karakterize olan miyofasiyal ağrı sendromunun; kötü duruş postürü, stres ve tekrarlayıcı hareketler nedeniyle ortaya çıktığını ifade eden Doç. Dr. Özduran, "Toplumda her 100 kişiden 85’i, yaşamlarının bir döneminde en az bir kez kulunç ya da kas tutulması yaşamaktadır" dedi. "Kasların fısıltısı olan kulunçları dinlemek, ağrıyı önlemenin anahtarıdır" Miyofasiyal ağrının tedavi yöntemleri hakkında da bilgi veren Özduran, "Tedavi yaklaşımları ise ağrı kesici ve kas gevşetici ilaç kullanımından çeşitli fiziksel modalitelere kadar uzanır. Bu yaklaşımlar germe ve postür egzersizleri, tens cihazları, şok dalga tedavisi (ESWT) ve masaj olarak sıralanabilir. Tedaviye dirençli olgularda kuru iğneleme ya da ağrılı kastaki gergin bant içerisine lokal anestezi enjeksiyonu girişimsel tedaviler başlığı altında sıralanabilir. Tüm tedaviler içerisinde stres yönetimi, uyku hijyenin sağlanması ve ev/işyerindeki vücut postürümüzü iyileştirici ergonomik düzenlemeler önemli rol oynamaktadır. Zira kasların fısıltısı olan kulunçları dinlemek ve yeniden doğrulmak, ağrıya geçit vermemenin anahtarıdır" ifadelerine yer verdi.
Tedavi gördüğü hastanede ikinci baharını yaşadı
25 Haziran 2025 Çarşamba - 13:59 Tedavi gördüğü hastanede ikinci baharını yaşadı Bursa Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesinde tedavi gören 49 yaşındaki kanser hastası Yaşar Ünsever, yakın zamanda tanıştığı 45 yaşındaki Hatice Sağılır ile hastanede evlendi. Yaklaşık 6 aydır kemik kanseri tedavisi gören ve hastalık nedeniyle belden aşağısı felç olan Yaşar Ünsever, yakınları vasıtasıyla İzmir’de yaşayan Hatice Sağılır ile tanıştı. Kısa sürede muhabbetleri ilerleyen ikili, hayatlarını birleştirmeye karar verdi. Ünsever’in tedavisi devam ettiği için hastane yönetimi duyarlı hareket ederek konferans salonunda uygun ortamı hazırladı. Ünsever ve Sağılır çifti, nikah şahitliğini Bursa Vali Yardımcısı Mustafa Güney, İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin ile Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Faruk Uysal’ın yaptığı törenle dünya evine girdiler. Tören sonunda duygularını aktaran Yaşar Ünsever, "Telefon aracılığıyla tesadüfen tanıştık. Halamın kızı, onun arkadaşı oluyor. Ben halamın kızı ile konuşurken onun sesini duydum. Evli mi, bekar mı? Diye sordum. Bekar dediler. İlk tanışmamız o şekilde oldu. Daha sonra İzmir’e ziyaretine gittim" şeklinde konuştu. "Belden aşağımı hiç hissetmiyorum" Kemik kanseri tedavisi gördüğünü belirten Ünsever, "Omuriliğimde olduğu için sinire baskı yapıyor ve yürüyemiyorum. Yaklaşık iki buçuk ay oldu. Belden aşağımı hiç hissetmiyorum. Yüksek İhtisas’ta teşhis aldım. Belim ağrıyor diye gittim ilk ameliyatımı orada oldum. Çimentolama yaptılar. Tekrar çıktı ve burada ikinci kez ameliyat oldum. Platin taktılar. Kemoterapi görüyordum. Üçüncüye tekrardan çıktı. Sinire baskı yapınca belden aşağımı hissetmemeye başladım" dedi. Hastane odasında nikâh yapılacağını beklerken büyük bir organizasyon ile karşılaştıklarını dile getiren Hatice Sağılır ise, "Buraya gelince şaşırdık. Beklemiyorduk. Vesile olan herkesten Allah razı olsun. Bizim için çok güzel oldu" ifadelerini kullandı.
Sıcak çarpmasında ilk yardımın önemi
25 Haziran 2025 Çarşamba - 13:18 Sıcak çarpmasında ilk yardımın önemi Dahiliye (İç Hastalıkları) Uzmanı Dr. Özkan Akyol, sıcak çarpmasının önemli bir durum olduğunu belirterek, bireyin beynine ve hayati organlarına zarar gelmesini önlemek için vücudun bir an önce normal bir sıcaklığa getirilmesine odaklanıldığını söyledi. Yaz döneminin gelmesiyle sıkça karşılaşılan sıcak çarpmasının (hipertermi) önemli bir rahatsızlık olduğunu ve gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirten Liv Hospital Samsun Dâhiliye Kliniği’nden Uzm. Dr. Özkan Akyol, "Sıcak çarpması anlaşıldığında ilk müdahale oldukça önemlidir. Hasta serin ve havadar bir yere alınır. Giysiler çıkarılır. Sırt üstü yatırılarak kol ve bacaklar yükseltilir. Sıcak çarpması ya da güneş çarpması olarak da bilinen hipertermi, genellikle yüksek sıcaklıklara uzun süre maruz kalmanın, uzun süreli veya yoğun fiziksel eforun veya ilaç kullanımın bir sonucu olarak bireyin vücudunun ısı düzenleme mekanizmalarının yetersiz kalarak aşırı ısınması durumuna verilen isimdir. Isıdan dolayı yaralanmanın en ağır ve ciddi türlerinden birisi olan sıcak çarpması, insan vücut ısısının 40 derece veya üstüne çıktığı durumlarda meydana gelebilir. Sıcak çarpması, acil tedavi ve müdahale gerektirir. Tedavi edilmeyen sıcak çarpması bireyin beynine, kalbine, böbreklerine ve kas dokusuna hızla kalıcı zarar verebilir. Tedavinin gecikmesi hasarı ağırlaştırır, ciddi komplikasyon veya ölüm riskini artırır" dedi. Sıcak çarpması belirtilerini doğru anlamanın önemli olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Akyol, sıcak çarpması belirtileri ve ilk müdahale ile ilgili, "Yüksek derece ısı ve nem sonucu vücut ısısının ayarlanamaması sonucu ortaya bazı bozukluklar çıkar. Sıcak çarpmasının belirtileri şunlardır: Adale krampları, güçsüzlük, yorgunluk, baş dönmesi, davranış bozukluğu, sinirlilik, solgun ve sıcak deri, bol terleme (daha sonra azalır), mide krampları, kusma, bulantı, bilinç kaybı, hayal görme, hızlı nabızdır. Hasta serin ve havadar bir yere alınır. Giysiler çıkarılır. Sırt üstü yatırılarak kol ve bacaklar yükseltilir. Bulantısı yoksa ve bilinci açıksa su ve tuz kaybını gidermek için 1 litre su, 1 çay kaşığı karbonat, 1 çay kaşığı tuz karışımı sıvı ya da soda içirilir" diye konuştu. "Güneş gözlüğü korunmak için tercih edilmelidir" Sıcak çarpmasına karşı alınması gereken önlemlere dikkat çeken Uzm. Dr. Akyol, tedavi yolları hakkında da şunları söyledi: "Özellikle güneş gözlüğü ve şemsiye gibi güneş ışığından koruyacak aksesuarlar kullanılmalıdır. Mevsim şartlarına uygun, terletmeyen, açık renkli ve hafif giysiler giyilmelidir. Bol miktarda sıvı tüketilmelidir. Vücut temiz tutulmalıdır. Her öğünde yeteri miktarda gıda alınmalıdır. Gereksiz ve bilinçsiz ilaç kullanılmamalıdır. Direkt güneş ışığında kalınmamalıdır. Kapalı mekânların düzenli aralıklarla havalandırılmasına özen gösterilmelidir. Sıcak çarpması tedavisi, bireyin beynine ve hayati organlarına zarar gelmesini önlemek veya zararı azaltmak için vücudun bir an önce normal bir sıcaklığa soğutulmasına odaklanır. Birey soğuk suya daldırılır. Soğuk veya buzlu su banyosunun, vücut sıcaklığını hızla düşürmenin en etkili yolu olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Birey ne kadar çabuk soğuk suyla temas ederse, ölüm ve organ hasarı riski o kadar az olur. Soğuk suya daldırmanın mümkün olmadığı durumlarda sağlık çalışanları buharlaştırma yöntemi kullanarak vücut sıcaklığını düşürmeye çalışabilir. Bireyin vücudu üzerinde soğuk su buharlaştırılarak cildin soğumasını sağlayabilir. Buz torbaları veya özel soğutma battaniyeleri, bireyin vücut ısısını düşürmek için kullanılabilir. Buz torbaları özellikle kasıklara, boyuna, sırta ve koltuk altına konulabilir. Titreme görülen vakalarda, titremeyi durdurmak için ilaç verilebilir. Vücut ısısını düşürmeye yönelik tedaviler bireyde titremeye yol açarsa, doktor bireye bir kas gevşetici verebilir. Normal şartlarda titreme bireyin vücut ısısının artması için gösterdiği bir tepkidir ve hipertermi durumunda tedaviyi daha az etkili hale getirebilir."
’Anoreksiya nervozayı sosyal medya ve akran baskısı tetikleyebilir’
25 Haziran 2025 Çarşamba - 12:58 ’Anoreksiya nervozayı sosyal medya ve akran baskısı tetikleyebilir’ Anoreksiya nervozanın özellikle ergenlik çağındaki gençlerde, sosyal medya ve akran baskısı sebebiyle tetiklenebileceğinin altını çizen Psikolog İrem Naz Kırım, "Anoreksiya, yalnızca kilo verme çabası değil; bireyin kendilik algısındaki derin çatışmaların, kontrol arayışının ve görünür olmakla görünmez kalma isteğinin psikolojik bir yansımasıdır" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Psikolog İrem Naz Kırım, özellikle ergenlik döneminde artış gösteren yeme bozukluklarından anoreksiya nervoza hakkında önemli uyarılarda bulundu. "Zamanla bedeninin alarm sinyalini dahi anlamaz" Anoreksiya nervozanın yalnızca bir kilo problemi değil, kökeninde çok daha derin psikolojik nedenlerin yattığı bir yeme bozukluğu olduğunu belirten Psk. Kırım, bu hastalığın genellikle mükemmeliyetçi, kaygılı, duygularını ifade etmekte zorlanan bireylerde görüldüğünü vurguladı. Psk. Kırım, "Kişi ne kadar zayıflarsa, kontrolü elinde tuttuğunu hisseder. Bu bir başarı gibi görülür. Ancak zamanla bedenin alarm vermesi bile bu algıyı değiştirmez" diye konuştu. . "Hızlı kilo kaybı görülebilir" Anoreksiya nervozanın fiziksel belirtileri arasında hızlı kilo kaybı, adet düzensizlikleri, saç dökülmesi, cilt kuruluğu ve tansiyon düşüklüğü bulunduğunu ifade eden Psk. Kırım, "Ne yazık ki bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık genellikle ilerlemiş oluyor. Bu nedenle erken farkındalık, tedavi sürecinin en önemli basamağıdır" dedi. "Aileler kilo üzerinden eleştiri yapmamalı" Özellikle ergenlik çağındaki gençlerde, sosyal medya ve akran baskısının yeme davranışları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken Psk. Kırım, "Aileler çocuklarının yeme alışkanlıklarını, beden algısı hakkındaki söylemlerini ve sosyal çevresini dikkatle gözlemlemeli. Zayıflık övülmemeli, kilo üzerinden eleştiri yapılmamalıdır" şeklinde konuştu. "Tedavi mümkün" Anoreksiyanın psikolojik destekle tedavi edilebileceğini vurgulayan Psk. Kırım, "Multidisipliner bir yaklaşımla psikolog, psikiyatrist, diyetisyen ve gerektiğinde iç hastalıkları (dahiliye) uzmanının birlikte çalışması gerekir. En önemlisi ise kişinin yalnız olmadığını hissetmesidir" ifadelerine yer verdi.
Kene ısırmalarına karşı alınacak basit önlemlerle risk büyük ölçüde azaltılabiliyor
25 Haziran 2025 Çarşamba - 12:55 Kene ısırmalarına karşı alınacak basit önlemlerle risk büyük ölçüde azaltılabiliyor Denizli Özel Egekent Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Ramazan Kenan Arıcan, ölümlere yol açan kene ısırmalarına karşı alınacak basit önlemlerle risk büyük ölçüde azaltılabildiğini belirtti. Özel Egekent Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Ramazan Kenan Arıcan, ölümlere kadar gidebilen kene ısırmalarına karşı uyarılarda bulundu. Havaların ısınmasıyla birlikte doğada vakit geçirenlerin sayısı artarken, kene ısırmalarının da ciddi bir sağlık tehdidi oluşturmaya başladığını kaydeden Uzm. Dr. Ramazan Kenan Arıcan, özellikle piknik alanları, ormanlık bölgeler ve otlaklarda bulunan kenelerin ölümcül olabilen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gibi hastalıkları bulaştırabildiğini söyledi. Uzm. Dr. Arıcan, "Keneler küçük ve zararsız gibi görünse de taşıdığı virüsler nedeniyle hayati risk oluşturabilir. Kene ısırmalarına karşı alınacak basit önlemlerle, bu riski büyük ölçüde azaltılabiliriz. Vatandaşlarımız doğa yürüyüşlerinde açık renkli, uzun kollu giysiler tercih etmeli, pantolon paçalarını çoraplarının içine almalıdır. Oturulan alanların kontrol edilmesi, yere serilen örtülerin temiz olması çok önemli. Ayrıca, doğa gezileri sonrasında vücudun mutlaka kene yönünden kontrol edilmesi gerekiyor" dedi. "Zaman kaybetmeden uzmanla görüşün" Kene ısırması durumunda neler yapılması gerektiğini de açıklayan Uzm. Dr. Ramazan Kenan Arıcan, "Keneyi kendi başınıza çıkarmaya çalışmak yerine en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurun. Uygun şekilde çıkarılmayan keneler hastalığın bulaşma riskini artırabilir. Ayrıca ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi belirtiler gelişirse zaman kaybetmeden doktora gidilmelidir" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Ramazan Kenan Arıcan, özellikle kırsal bölgelerde yaşayanların ve çiftçilerin bu konuda daha dikkatli olması gerektiğinin altını çizdi.