SAĞLIK
Hantavirüste gıda hijyeni 15 Mayıs 2026 Cuma - 22:09:14 Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsle ilgili Türkiye’de şu anda bir pandemi sürecinin olmadığını söyleyerek, "Gıdaların kemirgenlerden korunması önem arz ediyor" dedi. Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsün 2 ana klinik tablo ile görüldüğünü söyleyerek, "Hantavirüs bir anda gündemimize çok yoğun şekilde girdi. Adı üstünde viral bir hastalık aslında. En başlıca kaynağı ise kemiriciler. Kemiricilerin ve böcekçillerin idrarı , dışkısı ve tükürükleri bu virüsle enfekte ve bulaşta söz konusu olabiliyor. Hantavirüs aslında 1978’de ilk kemiricilerde saptandıktan sonra insanlarda görülmeye başlanmış. Kırktan fazla virüs türü var dünyada tanımlanmış. Fakat özellikle bu seyahat gemisiyle ilişkili hantavirüste Arjantin’de endemik görülen bir hantavirüsün olduğunu görüyoruz ki bu hantavirüs özellikle insandan insana bulaşın en kolay olduğu ya da bulaşabilen hantavirüs olarak söyleyebiliriz. Başlıca da aerosol dediğimiz damlacıklar yoluyla insanlara bulaşabilmektedir. Hantaviüs 2 ana klinik tabloya neden oluyor. Biri akciğerde ödemle görülen kardiyopulmoner sendrom ki bu tabloda genellikle 14 ile 17 günlük ortalama kuluçka süresi ki bu yedi haftaya kadar da uzun olabilir. Temastan sonraki hastalıklar ortaya çıkana, bulgular ortaya çıkana kadarki dönem. Bir hafta kadar süren ateş, kas ağrıları, halsizlik, baş ağrısı ile giden bir dönemin ardından hızla kötüleşme, hipertansiyon ve akciğer ödemi tablosuyla karşımıza çıkabiliyor. Bu tabloya gelmiş hastalarda 24 saat içerisinde ölüm riski oldukça artmış olduğunu görüyoruz. Diğeri ise renal sendrom yani böbrek tutulumuyla seyreden bir tablo. Bu ise böbrek yetmezliği kliniği şeklinde giden ileri dönemlerinde kanamalı tablolara neden olan bir hastalığa neden oluyor. Başlıca klinik tablolar böyle" dedi. Hantavirüsle ilgili alınacak önlemlerin başında gıdaların kemirgenler ve böceklerin dışkılarından korunması geldiğini söyleyen Prof. Dr. Ersoy, "Bu hantavirüs özellikle bir kemirici ve böcekçillere özel bir grup. Her kemirici grubunun hantavirüsü de ayrı diyebiliriz. Dolayısıyla bunların endemik görüldüğü kemiricilerde bu virüsün, hantavirüsün görüldüğü durumlarda özellikle yiyeceklere, gıdalara ve insanlara kemirici çıkartılarının, tükürüğünün, salyasının, dışkısının ulaşmaması lazım. Dolayısıyla korunma önlemlerimiz de başlıca bu noktada olacak. Gıdalara ve insanlara bu kemirici ve böcekçillerin ulaşmasını, çıkartılarının bulaşmasını engellemek en önemli nokta. Bu gemideki olayla ilgili olarak ise aerosol yoluyla, damlacıkla bulaşın olduğu tür demiştim bunun için zaten. Burada ise özellikle temas ve damlacık önemli, insandan insana bulaş söz konusu olduğu için zaten o kişiler şu anda karantina altındalar. Dolayısıyla rastgele bir temas söz konusu değil. Bu yönden de bir panik havasına gerek olmadığını, Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Avrupa Enfeksiyon Kontrol Örgütü’nün de burada bir salgın olmadığını belirttiklerini ve vakaların takip sürecinde olduğunu söylememiz lazım. Şu anda bir salgın riski yok, bir pandemi riski yok görünmekte. Dolayısıyla bir vaka varsa o insanla temas konusunda dikkatli olunması lazım tabi ki. Fakat şu anda gemiden ayrılan insanlar karantinada olduğu için şu anda insandan insana bulaşla ilgili panik olmaya, tedirgin olmayı gerektiren bir durum olmadığını söylemek isterim" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 19:26 Muş Devlet Hastanesi’nde "Vefa Masası" kuruldu Muş Devlet Hastanesi’nde şehit aileleri, gaziler, engelli bireyler ve 65 yaş üstü vatandaşların hastane işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla "Vefa Masası" hizmete açıldı. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin girişimleri sonucu, Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile Muş Devlet Hastanesi Başhekimliği iş birliğinde kurulan "Vefa Masası", vatandaşların sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını hedefliyor. Uygulama kapsamında hastane içerisindeki işlemlerde destek sağlanacak, yaşanan sorunların çözümü için rehberlik hizmeti verilecek. Açılış programında konuşan Muş İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür, Engelliler Haftası kapsamında hayata geçirilen uygulamanın önemli bir sosyal destek hizmeti olduğunu belirtti. Ömür, engelli bireyler, şehit aileleri, gaziler ve yaşlı vatandaşların hastaneye girişlerinden çıkışlarına kadar her aşamada destekleneceğini ifade ederek, devletin tüm vatandaşlara eşit sağlık hizmeti sunma sorumluluğu bulunduğunu söyledi. Muş Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Bedri Korkmaz ise kentte uzun süredir hissedilen önemli bir eksikliğin giderildiğini belirterek, engelli bireylerin yaşadığı sorunları doğrudan iletebileceği bir birimin kurulmasının memnuniyet verici olduğunu kaydetti. Korkmaz, uygulamanın engelli vatandaşların yanı sıra şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacağını dile getirdi. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Olcan da yapılan görüşmeler sonucunda projenin hayata geçirildiğini belirterek, destek veren Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile hastane yönetimine teşekkür etti. Olcan, "Vefa Masası"nın şehit aileleri, gaziler ve engelli bireyler için önemli bir hizmet olacağını ifade etti. Programa Muş Kamu Hastaneleri Birliği Başkanı Uzm. Dr. Ayşe Rümeysa Doğruyol, Muş Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Yalçın Güzel, şehit ve gazi yakınları, gaziler, engelli bireyler ve vatandaşlar katıldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 18:04 "Küresel panik yersiz, bireysel korunma şart" Dünya gündemine oturan MV Hondius keşif gemisindeki hantavirüs vakaları, pandemilerin gölgesindeki kamuoyunda yeni bir endişe dalgasına neden oldu. Konuyu akademik bir perspektifle değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel virüsün yayılım dinamiklerini ve bulaşma risklerini mercek altına alarak kritik değerlendirmelerde bulundu. Pandemilerin ardından dünya, yeni bir virüs haberiyle bir kez daha tetikte. Arjantin’den ayrılan MV Hondius adlı keşif gemisinde görülen hantavirüs vakaları, İsviçre’den ABD’ye uzanan geniş bir temaslı takibini beraberinde getirdi. İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, merak edilen tüm soruları yanıtladı. "Bu virüs yeni bir düşman değil" Süreci değerlendiren Dr. Aylin Dağ Güzel, öncelikle hantavirüsün tarihsel arka planına dikkat çekerek, "Hantavirüsler aslında tıp dünyası için yeni değil. Biz bu grubu, Bunyaviridae ailesine mensup, zarflı RNA virüsleri olarak 1978 yılından beri yakından tanıyoruz. Temel olarak kemirgenler ve böcekçiller aracılığıyla yayılım gösteren bu virüslerin bugün tanımlanmış en az 40 türü bulunuyor. Her virüs tipi, kendine özgü bir kemirgen türüyle konakçılık ilişkisi kurar. Yani aslında doğada uzun yıllardır var olan zoonotik bir etkenden bahsediyoruz" dedi. "Andes virüsünü diğerlerinden ayıran kritik fark" MV Hondius gemisindeki vakaların neden bu kadar ses getirdiğine açıklık getiren Güzel, "Andes" türünün altını çizerek, "Şu an dünya gündemini meşgul eden asıl mesele, Arjantin’e özgü olan Andes Hantavirüsü (ANDV). Bu türü diğerlerinden ayıran çok kritik, hatta benzersiz bir nokta var: Andes virüsü, dünyada insandan insana bulaşabildiği belgelenmiş tek Hantavirüs türüdür. Gemiyle bağlantılı 8 vakanın 6’sının kesinleşmesi ve 3 kayıbın olması, virüsün vücut sıvılarında (kan, tükürük, idrar) tespit edilebilmesi endişeleri artırdı. Ancak literatürdeki veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel raporları, bu karşılaştığımız MV Hondius gemisindeki vakaların insandan insana bulaşma sonucu olmadığı, hastalığın geçişinin bu yolla son derece nadir gerçekleştiğini gösteriyor. Şu an için yaygın ve süregelen bir pandemi riskinden bahsetmek doğru olmaz; ancak temaslı takibi ve izolasyon hayati önemdedir" diye konuştu. "İki farklı coğrafya, iki farklı hastalık" Hastalığın seyrine ve coğrafi dağılımına dair detaylı bilgi veren Dr. Güzel, "Hantavirüs dediğimizde tek bir hastalıktan bahsetmiyoruz. Amerika kıtasında Sin Nombre ve Andes gibi virüsler, ağır akciğer tutulumu ve yüksek ölüm oranıyla seyreden Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu’na (HCPS) yol açıyor. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa ve Asya coğrafyasında ise Puumala ve Dobrava gibi virüsler; ateş, kanama ve akut böbrek yetmezliği ile karakterize olan Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) tablosuna neden oluyor" dedi. Türkiye için risk analizi ve korunma yolları Türkiye’deki durumu da değerlendiren Dr. Güzel, vatandaşlara yönelik şu uyarılarda bulundu: "Türkiye’de hantavirüslerin yaban hayatındaki kemiricilerdeki varlığı, ilk kez 2004 yılında yayınlanmış bir saha çalışmasında bildirilmiştir. Zonguldak-Bartın’da 2009’da da ilk vaka rapor edilmiştir. Ancak Türkiye’deki vakalar genellikle Avrupa tipi (Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş -HFRS) olup, ölüm oranları Amerika kıtasına kıyasla oldukça düşüktür. Genellikle kırsal alanlarda, atıl bırakılmış depolarda veya kemirgenlerin yoğun olduğu bölgelerde, virüslü atıkların solunmasıyla ortaya çıkan sporadik vakalar görüyoruz. Vatandaşlarımıza en büyük uyarım; kapalı, uzun süre kullanılmayan depo ve bodrum gibi alanlara girmeden önce mutlaka ortamı havalandırmalarıdır. Temizlik yaparken kuru süpürmeden kaçınılmalı, virüsün havaya karışmasını önlemek için ortam dezenfektanla ıslatılmalıdır. Riskli alanlarda maske (mümkünse N-95), koruyucu gözlük ve eldiven kullanımı bir seçenek değil, zorunluluktur." "Erken tanı hayat kurtarır" Hastalığın başlangıçta griple (influenza) çok kolay karıştırılabileceğini belirten Güzel, son olarak tedavi süreçlerine ilişkin şöyle dedi: "İlk evrede yüksek ateş, halsizlik ve şiddetli kas ağrıları görülür. Eğer kişi son dönemde kemirgenlerin bulunduğu bir ortamda bulunduysa ve bu belirtilere nefes darlığı veya böbrek ağrısı ekleniyorsa, vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şu an için onaylanmış bir aşımız ya da virüse özgü spesifik bir ilacımız yok. Ancak erken tanı sonrası sağlanan yoğun bakım desteği ve sıvı dengesinin korunması, hayatta kalma şansını en üst seviyeye çıkarıyor. Özetle; 12 Mayıs 2026 itibarıyla küresel bir panik havasına gerek yok, ancak bireysel korunma ve profesyonel izlem bugün her zamankinden daha önemli."
15 Mayıs 2026 Cuma - 17:02 Kansere karşı sesler yükseldi: Sağlık, eğitim ve sanat tek çatı altında buluştu KOCAELİ (İHA) – Kocaeli’de Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından kanserde farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen "S.E.S Projesi – Sağlık, Eğitim, Sanat Buluşması" etkinliğinde sağlık, eğitim ve sanat bir araya geldi. Toplum sağlığını yalnızca tedavi hizmetleriyle değil, koruyucu sağlık yaklaşımı ve sosyal sorumluluk projeleriyle de desteklemeyi hedefleyen Büyük Anadolu Hastaneleri, bu etkinlikle bir özel günü toplumsal faydaya dönüştürdü. Hastanenin Darıca’daki yeni hizmet binasında faaliyetlerine başlamasının ikinci yıl dönümü olan tarihi, farkındalık hareketinin ses getirdiği bu özel organizasyonla taçlandırıldı. Gebze’de bir alışveriş merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulması ve erken tanının önemine dikkat çekilmesi amaçlandı. Yoğun katılımla düzenlenen organizasyonda vatandaşlar, sağlık alanındaki bilgilendirme programlarının yanı sıra çeşitli sanat ve kültür etkinliklerine katıldı. Programda, Büyük Anadolu Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Nilgün Yönten ile TBMM Başhekimi ve Genel Cerrah Prof. Dr. Mustafa Şahin, kanserde erken tanının hayati önemi ve korunma yolları üzerine değerli bilgiler paylaştı. Program kapsamında öğrenciler tarafından müzik dinletileri ve folklor gösterileri sahnelenirken, tiyatro performansları ve sanat atölyeleri de katılımcılardan ilgi gördü. Sağlık mesajlarının sanat ve eğitim etkinlikleriyle desteklendiği organizasyonda, kansere karşı toplumsal bilinç oluşturulmasının önemine vurgu yapıldı. "S.E.S Projesi" ile sağlık, eğitim ve sanat kavramlarının bir araya getirilerek kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulmasının hedeflendiği belirtildi. Programa çok sayıda protokol üyesi ve vatandaşlar katıldı.
Sigara her nefeste dişleri içten çürütüyor
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:19 Sigara her nefeste dişleri içten çürütüyor Sigara ve tütün ürünleri yalnızca akciğerleri değil, ağız sağlığını da ciddi şekilde tehdit ediyor. Diş ve diş eti hastalıklarının temel nedenlerinden biri olan bu alışkanlık, aynı zamanda ağız kanseri riskini de artırıyor. 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü kapsamında, Biruni Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden Prof. Dr. Burcu Karaduman, sigara ve elektronik sigaranın ağız sağlığındaki olumsuz etkilerine dikkat çekerek "Tütün ve tütün ürünlerinin tamamı ağız ve diş sağlığın da yıkıcı etkiye sahip. Sigara bırakıldıktan ilk 20 gün içinde hasar onarım süreci başlıyor" şeklinde konuştu. Ağız sağlığına çifte tehdit Prof. Dr. Karaduman’a göre sigara, ağız içindeki kan akışını yavaşlatarak diş etlerinin savunma sistemini zayıflatıyor. Tükürük üretimini azaltarak ağız florasının doğal dengesini bozuyor. Bunun sonucu olarak ağız kokusu, diş çürükleri ve diş taşı oluşumu gibi problemler yaygınlaşıyor. Sigara içenlerde diş eti kanaması gibi uyarı belirtileri daha az görülüyor çünkü nikotin damarları daraltarak bu sinyalleri gizleyebiliyor; bu da hastalığın fark edilmeden ilerlemesine neden olabiliyor. Elektronik sigaralar da ciddi risk taşıyor Elektronik sigaraların da masum olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Karaduman, bu cihazların sıvı nikotin, ağır metaller ve uçucu organik bileşikler gibi zararlı maddeler içerdiğini belirtti. Bu bileşenler ağızda iltihaplanma ve diş eti hastalıklarına yol açabiliyor. Geçici tat kaybının da kullanıcılar arasında sık görüldüğünü ifade eden Karaduman, elektronik sigaraların ağız kuruluğu oluşturarak diş eti problemlerini tetikleyebileceğini de söyledi. Sigarayı bırakınca neler değişir Karaduman, sigaranın bırakılmasının ardından diş etlerinde genellikle birkaç hafta içinde iyileşme gözlendiğini, ilk 20 gün içinde kan dolaşımının toparlandığını, bağışıklık sisteminin güçlendiğini ve ağız florasının yeniden denge kazandığını ifade etti. Bu süreçte geçici olarak diş eti kanamaları yaşanabileceğini, bunun iyileşme sürecinin doğal bir parçası olduğunu ve paniğe gerek olmadığını, bu durumda bir diş hekimiyle görüşmenin faydalı olacağını vurguladı. Diş kaybı sadece estetik değil Diş kaybının yalnızca estetik bir mesele olmadığını vurgulayan Karaduman, özellikle arka diş eksikliklerinin çiğnemeyi zorlaştırdığını, ön diş kayıplarının ise konuşma ve özgüveni olumsuz etkilediğini söyledi. Dişlerin aynı zamanda yüz şeklinin korunmasında da önemli bir işlevi olduğunu hatırlattı. Ağız kanserinin farkındalığı düşük Türkiye’de ağız kanseri konusundaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çeken Karaduman, her yıl yüzlerce kişinin bu hastalıkla karşılaştığını ve dilin yanları, ağız tabanı ile dudakların en çok etkilenen bölgeler olduğunu belirtti. 7-10 günden uzun süren yaralar, kırmızı veya beyaz lekeler, şişlikler ya da protezlerin aniden uyumsuz hale gelmesi gibi durumların ağız kanserinin erken belirtileri olabileceğini ifade etti.
Hakkari’de hayvan hareketlerine yasak getirildi
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:08 Hakkari’de hayvan hareketlerine yasak getirildi Hakkari’nin Derecik ilçesinde tespit edilen şap hastalığından dolayı, hayvan hareketlerine ikinci bir emre kadar yasaklandı. Hakkari Valiliği İl Kurban Hizmetleri Komisyonu, Vali Yardımcısı Furkan Berber başkanlığında toplandı. Toplantıda, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi kurbanlık hayvan kesimlerinin dini hükümlere, sağlık şartlarına ve çevre temizliğine uygun şekilde yapılabilmesi için önemli kararlar alındı. "Şap Hastalığı (SAT-1) tespit edildi" Hakkari’nin Derecik ilçesi merkezi, Orta Mahallesi, Başaklı Küme Evlerinde faaliyet gösteren bir hayvancılık işletmesinden 30 Nisan 2025’te alınan numunenin laboratuvar sonucu 11 Mayıs 2025 tarihinde açıklandı. Yapılan incelemelerde, hayvanlarda şap hastalığının SAT-1 serotipi tespit edildi. Bu serotip, Türkiye’de daha önce görülmemiş olup etkili bir aşısı da henüz bulunmamaktadır. Bu nedenle hastalığın yayılımının ciddi riskler taşıdığı ifade edildi. "Hayvan hareketlerine ikinci bir emre kadar yasak" Hakkari Hayvan Sağlığı Zabıtası Komisyonu, Vali Ali Çelik başkanlığında 2025/1 sayılı kararla aşağıdaki tedbirleri uygulamaya koydu: İl içi ve il dışı tüm hayvan hareketleri ikinci bir emre kadar yasaklandı. İl genelinde biyogüvenlik önlemleri en üst düzeyde uygulanacak. İl ve ilçe müdürlükleri, kordon, karantina ve dezenfeksiyon işlemlerini titizlikle yürütecek. Hastalığın görüldüğü bölgelerdeki tüm hayvancılık işletmeleri karantina altına alınacak. "Ülke geneline yayılması durumunda Kurban ibadeti tehlikeye girebilir" Yetkililer, hastalığın sadece Hakkari’yi değil, ülke genelinde hayvancılığı ve Kurban Bayramı ibadetlerini etkileyebilecek ölçüde riskli olduğunu vurguladı. Şap (SAT-1) hastalığının yayılması, telafisi zor ekonomik kayıplara neden olabilir. "Aşılama oranı yüzde 92’ye ulaştı" Hakkari genelinde 10 farklı ilden gelen toplam 156 veteriner hekimin katkısıyla büyükbaş ve küçükbaş hayvanların yüzde 2 92’si aşılandı. Ancak, aşının etkinliğinin tam olarak sağlanabilmesi için son aşılamadan itibaren en az 21 gün geçmesi gerektiği belirtildi. Özellikle Derecik ve Şemdinli ilçelerinde hastalığın görüldüğü mihrak noktalarının aktifliği devam etmekte.
9 yaşında başladı, 52 yıllık bağımlılığını terk etti
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:00 9 yaşında başladı, 52 yıllık bağımlılığını terk etti Rize’de yaşayan ve 52 yıl boyunca sigara kullanan 61 yaşındaki vatandaş sigarayı bırakma kararı verdi ve Rize Merkez Toplum Sağlığı Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği’nden de yardım alarak sigarayı bırakmayı başardı. Rize’nin İyidere ilçesinde yaşayan 61 yaşındaki İlyas Şinaforoğlu, henüz 9 yaşındayken sigaraya başlayarak 52 yıl boyunca düzenli olarak sigara kullandı. Uzak yol şoförü de olan Şinaforoğlu bu yıl bağımlılığını fark ederek bu durumdan rahatsız oldu ve Şubat ayında sigarayı bırakmaya karar verdi. Rize İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Toplum Sağlığı Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvuruda bulunarak danışmanlık hizmeti almaya başlayan Şinaforoğlu sigarayı bıraktı ve şimdi sağlıklı yaşamın keyfini sürüyor. Sigarayı bıraktıktan sonra ‘Bunu ben bıraktıysam herkes bırakır’ diyerek bağımlılıkla mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Şinaforoğlu, sigarayı bırakmaktaki en büyük destekçinin kişinin kendi iradesi olduğunu da hatırlatıyor. "Bizi esir almış bu sigara" 9 yaşından 61 yaşına kadar düzenli olarak sigara içtiğini, bırakınca rahat bir nefes aldığını vurgulayan Şinoforoğlu "Sigaranın kötü bir şey olduğunu, insana iyi olmadığını geç anladık. 9 yaşından beri sigara içiyorum ben. Son yıllarda sigaraya bir katkı koyuyorlar. Ben anlıyorum bizi esir aldı bu sigara. Aç karnına içmeye başladık, bunu bırakılmayacak bir şey değil bu ben bunu bıraktıysam herkes bırakabilir. Bunun hiçbir şeye faydası yok. İçilecek bir şey değil. Paramızı verdik, bizi öldürmeye çalışıyorlar. Gelin burada sağlık müdürlüğünde desteğinizi alın. Rahat nefes almaya başladım. Çocuklarımı perişan etmişim. Yıllarca evimde benden başka sigara içen yok ama yıllardır çocuklarım duman altında kalmış. Sigarayı bıraktıktan sonra bu kadar koktuğunu fark ettim, çocuklarımdan helallik istedim. Ben bunu yatak odamda içtim, oturma odasında içtim, her balkonumda sigara bıraktım. 15 yaşında kızım var öksürüğümü görüp üzülüyordu bana ’Öleceksin baba’ diyerek korkuyordu" şeklinde konuştu. "Aynı isteği aynı arzuyu gösteren herkese kapımızın açık olduğunu ifade ediyoruz" Rize İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Gökhan Demiral ise Şinaforoğlu’nun isteği ve iradesini gösteren herkese kapılarının açık olduğunu dile getirerek "İlyas Bey 52 yıldır aralıksız sigara içmiş, 9 yaşında sigara içmeye başlamış. Sigarayla olan ilişkisine son vermek istemiş ve İl Sağlık Müdürlüğümüzde bulunan Sigara Bırakma Polikliniğimiz var ve kendisi buraya başvurmuş. Polikliniğimizde görevli olan doktor arkadaşımız Elif Hanım bu mücadeleye destek olmuş ve İlyas Bey şu an 3. ayında sigarayı bırakmış. Bir daha içmeyeceğini dile getiriyor. Bu süreçte aslında sigara bırakma polikliniklerinin ne kadar etkili olduğunu, ilaç olarak uygulanan aslında destek sağlayan uygulamalarında sürece ne kadar katkı sağladığının da bir örneği. 52 sene aralıksız günde 2 paket sigara içtiği zaman bile bir insanın iradesini ortaya koyup sigarayı bırakabiliyor. Dolayısıyla biz halkımızdan da aynı isteği aynı arzuyu gösteren herkese kapımızın açık olduğunu ifade ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Tevfik Özlü: "Sigara içenler, içmeyenlere göre 10 yıl daha erken ölüyor"
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 09:54 Prof. Dr. Tevfik Özlü: "Sigara içenler, içmeyenlere göre 10 yıl daha erken ölüyor" Ülkemizde her gün 300 yurttaşımızı sigaraya kurban verdiğimizi işaret eden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, "Sigara içenler, içmeyenlere kıyasla yaklaşık 10-15 yıl daha erken ölmektedir. Bir sigara, hayatınızdan 11 dakika çalmaktadır. Bir yıl sigara içtiğinizde yaşamınızdan 55 gün eksilmektedir. Sigara, içeni de içmeyeni de öldürmektedir" dedi. Tütün ve tütün ürünlerinin, her yıl 8 milyonu aşkın insanın ölümünden sorumlu olduğunu işaret eden Medical Park Karadeniz Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü nedeniyle, tütün kullanımının sakıncaları hakkında dikkat edilmesi gerekenler hakkında uyarıda bulundu. "Her gün 300 kişiyi sigara nedeniyle kaybediyoruz" Ülkemizde her gün 300 yurttaşımızı sigaraya kurban verdiğimizi işaret eden Prof. Dr. Tevfik Özlü, "Bu rakam, her gün iki uçak düşmesine eşdeğer bir faciadır. Sigarayla ilişkili ölümler önlenebilir ölümlerdir. Sigaranın neden olduğu hastalıklar ‘parayla satın alınan’ hastalıklardır. Ancak ucuza satın alınan hastalıklar değildir. Sigaraya ömür boyu ödediğiniz para bir servettir" ifadelerini kullandı. "Sigara masum bir alışkanlık değil, kronik bir intihardır" Sigaranın sağlığı tehdit eden birçok hastalığın ana sebebi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Özlü, "Sigaraya bağlı gelişen kalp-damar sistemi hastalıkları, inmeler, KOAH gibi akciğer hastalıkları, kanserler, tüm dünyada en sık rastlanan, en fazla öldüren, en çok sakat bırakan ve en yüksek maliyetli hastalıklardır. Sigara masum bir alışkanlık değil, bir kronik intihardır" diye konuştu. "Hayatını kaybeden 8 milyon kişinin 1 milyonu pasif içici" Sigara içenlerin yarısının sigaraya bağlı nedenlerden öldüğünü belirten Prof. Dr. Özlü, şunları söyledi: "Sigara içenler içmeyenlere kıyasla yaklaşık 10-15 yıl daha erken ölmektedir. Bir sigara hayatınızdan 11 dakika çalmaktadır. Bir yıl sigara içtiğinizde yaşamınızdan 55 gün eksilmektedir. Sigara içeni de içmeyeni de öldürmektedir. Sigara içmediğiniz halde yanınızda sigara içilmesine izin veriyorsanız sigara sizin de katiliniz olabilir. Her yıl sigaradan ölen 8 milyon kişinin yaklaşık 1 milyonu pasif içicidir." "Elektronik sigaralar da masum değil" Puro, pipo, nargile, sarma tütün, enfiye, çiğneme tütün gibi her türlü tütün ürünün de sigarayla aynı riskleri taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Özlü, "Elektronik sigaralar, nikotin bağımlılığı geliştirerek sigaraya atlama taşı işlevi görmektedir. E-sigara kullananların zamanla tütün veya esrar gibi diğer bağımlılık yapıcı maddelere bağımlı hale gelmeleri e-sigara kullanmayanlara kıyasla çok daha yüksektir" dedi. "Kendinize bir iyilik yapıp, bugün bırakın" Son olarak sigara bırakma konusunda önerilerde bulunan Prof. Dr. Özlü, "İsteyen herkes sigarayı bırakabilir. Sigarayı bırakamayan değil; ‘bırakamayacağını düşünen’ kişiler vardır. 31 Mayıs Dünya Sigarasız Günü, sigarayla ilgili bu gerçekleri hatırlamak ve sigarasız bir hayata adım atmak için tasarlanmıştır. Gelin kendinize bir iyilik yapın. Sizi sevenleri sevindirin. Bugün sigarayı bırakın. Biz hekimler her zaman bu konuda da size her türlü desteği vermeye hazırız" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
Sigara ile vedalaştılar, teşekkür belgelerini aldılar
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 09:54 Sigara ile vedalaştılar, teşekkür belgelerini aldılar Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü dolayısıyla düzenlenen programda, sigara bırakma polikliniği aracılığıyla sigarayı bırakan vatandaşlara teşekkür belgeleri verildi. İl Sağlık Müdürlüğü Toplantı Salonu’nda düzenlenen programa Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, Melikgazi Sağlıklı Hayat Merkezi Sigarayı Bırakma Tedavisi Polikliniği’nde görev yapan Uzman Dr. Ayşegül Yılmaz Türker ve tedavi olan sigara bağımlıları katıldı. Konu ile ilgili bilgiler veren Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, "Malumunuz tütün kullanımının sağlığa zararları konusunda toplum bilinci oluşturmak adına tüm dünyada 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü olarak kutlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 8 milyondan fazla insan tütün kullanımı nedeni ile hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde de maalesef çok farklı bir durum söz konusu değil. Bizde de 100 binin üzerinde insanımız tütün ve tütün ürünlerinin kullanımına bağlı hastalık nedeni ile hayatını kaybetmektedir. Sigara kullanımı başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanserin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Akciğer kanserinin bilindiği üzere yüzde 90 sebebi tütün ve tütün ürünlerinin kullanımıyla gerçekleşmektedir. İlimizde şu an 5 tane Sigara Bırakma Polikliniği faaliyet gösteriyor. Bir tanesi Erciyes Üniversitesi Hastanesi bünyesinde. Şehir Hastanesi bünyesinde hem göğüs hastalıkları onun dışında aile hekimliği kliniklerinde Sigara Bırakma Polikliniklerimiz var. Bunun dışında birinci basamak dediğimiz Sağlıklı Hayat Merkezlerinden de Melikgazi ve Servet Başkal Sağlıklı Hayat Merkezinde de sigara bırakmak isteyen vatandaşlarımıza sağlık çalışanı arkadaşlarımız yardımcı olmaktadır. 2024 yılında Kayseri’de toplam 4 bin 016 başvuru oldu. Bunlardan bin 558 tanesine ilaç desteği ile tedavi olanağı sunulmuş oldu. 2025 yılının ilk 4 ayında da bin 535 başvuru oldu. Bunlardan 671 tanesine ilgili hekimimiz tarafından gerekli destek sağlanmış oldu. Ben vatandaşlarımıza destek olan başta hekim arkadaşlarımız olmak üzere, eğitimleri veren, bu mücadelenin içerisinde olan hem sağlık çalışanlarına hem de bize destek veren vatandaşlarımıza hem de burada bir araya gelmemize vesile olan sigarayı bırakıp diğer insanlara örnek olan arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Melikgazi Sağlıklı Hayat Merkezi Sigarayı Bırakma Tedavisi Polikliniği’nde görev yapan Uzman Dr. Ayşegül Yılmaz Türker, "Sigara bırakma polikliniğine başvuran hasta sayısı aslında her geçen gün artıyor. Şu an net bir sayı veremiyorum ama şöyle söyleyebilirim. Başvuran hastalarımızın hepsine biz danışmanlık hizmeti veriyoruz ve uygun durumda olan hastalara da ilaç desteğinde bulunuyoruz. Tabi bu ilaç desteği Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz temin edilen ilaçlardır. O yüzden hastalara şunu söylemek istiyorum; bu bir hastalık ve bu hastalığın da tedavisi mümkün. Nasıl bir tansiyon, şeker hastalığında doktora gidip tedavi oluyorlarsa burada da sigara kullanan kişileri ben sigara bırakma polikliniğine davet ediyorum. Burada doktor destekli uygulanacak tedavi ile beraber bırakma başarısının sağlanacağını düşünüyorum. Polikliniklerde başvuru artıyor ama bu iş biraz da irade ile alakalı olduğu için genelde başvuran hastalarda bırakma başarı oranları yüzde 20-25 aralığında kalmaktadır. Fakat biz takip ve kontrollerimiz sırasında bu süreçte bırakamayan ya da bırakmakta zorlanan hastalarımıza da elimizden geleni yapıyoruz. Özellikle bunu psikososyal destek uygulayarak yapmaktayız" ifadelerini kullandı. "Hırıltıdan ve ağrıdan uyuyamıyordum" 62 yaşında sigarayı bırakan Hayrettin Kulak, "Ben 62 yaşındayım. 1974’ten beri sigara içiyorum. Sigarayı bırakmayı zaten istiyordum. Sağ olsun hocamız da bize çok destek verdi. Allah razı olsun. Onun sayesinde bunu da başardım inşallah. Başarmaya da devam edeceğim. Günde 2 paket içiyordum. Bırakma süreci 1 ay gibi sürdü. Bıraktıktan sonra çok iyiyim. Akşam öksürükten yatamazdım. Döndükçe hırıltıyla boğazımın ağrısından duramazdım. Fakat şimdi çok şükür çok iyiyim. Bütün vesile olanlara teşekkür ederim" dedi. "Oğlumda merak uyandırınca bırakmaya karar verdim" 19 yıldır sigara kullanan Tuğba İmamoğlu ise, "Ben 2006 yılından beri sigara içiyordum. Hiç bırakma denemem de olmadı. Günde 2 pakete yakın sigara kullanıyordum. Daha sonra oğlumda da merak uyandırmaya başladı. Sigara içince olabilecekleri anlamaya başlayacak yaşa geldiğinde ‘Anneciğim senin ölmeni istemiyorum’ ya da sigara paketinin üzerindeki resimlerden rahatsız olduğu için sigaraya karşı bir soru sorma isteği olunca dedim ki ben bırakmalıyım. İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş lafını da bizzat yaşadım. Ben çok özgürleştiğimi düşünüyorum. Yani sigaram var mı yok mu stresinden kurtuldum. Kötü kokuyor muyum stresinden kurtuldum. İnsanları rahatsız ediyor muyum stresinden kurtuldum. Kendime güvenim geldi. Özgüvenim arttı. Bu vesile ile birçok kişiye de örnek olmak istiyorum" ifadelerini kullandı. "Gecesi gündüzü olmayan bir bağımlılık" 27 yıl sonra sigarayı bırakan 49 yaşındaki Mithat Alpugan da, "49 yaşındayım. Yaklaşık olarak 27 senedir sigara içiyorum. Bu süreçte de sigarayı bırakma denemem hiç olmadı. Son 1 yıldan beri de sigara ile vedalaşma zamanımın geldiğini fark ettim. Harika bir doktor hanımın desteğini alarak sigarayı bırakmaya başladım. Tabi sürecimiz devam edecek fakat şu anda çok büyük keyfini yaşamaktayım. Sigara yaşam standardınıza engel. Gecesi gündüzü olmadan bir bağımlılık söz konusu. Devamlı sigarayı bulabilmek için açık marketleri ve ya sigara alabilmek için öncelikli alış verişi dile getirdik hep. Şimdi vücudumda fazladan bir ağırlık taşımıyorum. Paket nerede kaygısı gütmüyorum. Sigara bitecek derdinde değilim. Bu benim için çok büyük bir konfor" dedi. Programda İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan ve Melikgazi Sağlıklı Hayat Merkezi Sigarayı Bırakma Tedavisi Polikliniği’nde görev yapan Uzman Dr. Ayşegül Yılmaz Türker tarafından sigarayı bırakan vatandaşlara teşekkür belgesi takdim edildi.
Sigara ile vedalaştılar, teşekkür belgelerini aldılar
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 09:50 Sigara ile vedalaştılar, teşekkür belgelerini aldılar Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü dolayısıyla düzenlenen programda, sigara bırakma polikliniği aracılığıyla sigarayı bırakan vatandaşlara teşekkür belgeleri verildi. İl Sağlık Müdürlüğü Toplantı Salonu’nda düzenlenen programa Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, Melikgazi Sağlıklı Hayat Merkezi Sigarayı Bırakma Tedavisi Polikliniği’nde görev yapan Uzman Dr. Ayşegül Yılmaz Türker ve tedavi olan sigara bağımlıları katıldı. Konu ile ilgili bilgiler veren Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, "Malumunuz tütün kullanımının sağlığa zararları konusunda toplum bilinci oluşturmak adına tüm dünyada 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü olarak kutlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 8 milyondan fazla insan tütün kullanımı nedeni ile hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde de maalesef çok farklı bir durum söz konusu değil. Bizde de 100 binin üzerinde insanımız tütün ve tütün ürünlerinin kullanımına bağlı hastalık nedeni ile hayatını kaybetmektedir. Sigara kullanımı başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanserin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Akciğer kanserinin bilindiği üzere yüzde 90 sebebi tütün ve tütün ürünlerinin kullanımıyla gerçekleşmektedir. İlimizde şu an 5 tane Sigara Bırakma Polikliniği faaliyet gösteriyor. Bir tanesi Erciyes Üniversitesi Hastanesi bünyesinde. Şehir Hastanesi bünyesinde hem göğüs hastalıkları onun dışında aile hekimliği kliniklerinde Sigara Bırakma Polikliniklerimiz var. Bunun dışında birinci basamak dediğimiz Sağlıklı Hayat Merkezlerinden de Melikgazi ve Servet Başkal Sağlıklı Hayat Merkezinde de sigara bırakmak isteyen vatandaşlarımıza sağlık çalışanı arkadaşlarımız yardımcı olmaktadır. 2024 yılında Kayseri’de toplam 4 bin 016 başvuru oldu. Bunlardan bin 558 tanesine ilaç desteği ile tedavi olanağı sunulmuş oldu. 2025 yılının ilk 4 ayında da bin 535 başvuru oldu. Bunlardan 671 tanesine ilgili hekimimiz tarafından gerekli destek sağlanmış oldu. Ben vatandaşlarımıza destek olan başta hekim arkadaşlarımız olmak üzere, eğitimleri veren, bu mücadelenin içerisinde olan hem sağlık çalışanlarına hem de bize destek veren vatandaşlarımıza hem de burada bir araya gelmemize vesile olan sigarayı bırakıp diğer insanlara örnek olan arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Melikgazi Sağlıklı Hayat Merkezi Sigarayı Bırakma Tedavisi Polikliniği’nde görev yapan Uzman Dr. Ayşegül Yılmaz Türker, "Sigara bırakma polikliniğine başvuran hasta sayısı aslında her geçen gün artıyor. Şu an net bir sayı veremiyorum ama şöyle söyleyebilirim. Başvuran hastalarımızın hepsine biz danışmanlık hizmeti veriyoruz ve uygun durumda olan hastalara da ilaç desteğinde bulunuyoruz. Tabi bu ilaç desteği Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz temin edilen ilaçlardır. O yüzden hastalara şunu söylemek istiyorum; bu bir hastalık ve bu hastalığın da tedavisi mümkün. Nasıl bir tansiyon, şeker hastalığında doktora gidip tedavi oluyorlarsa burada da sigara kullanan kişileri ben sigara bırakma polikliniğine davet ediyorum. Burada doktor destekli uygulanacak tedavi ile beraber bırakma başarısının sağlanacağını düşünüyorum. Polikliniklerde başvuru artıyor ama bu iş biraz da irade ile alakalı olduğu için genelde başvuran hastalarda bırakma başarı oranları yüzde 20-25 aralığında kalmaktadır. Fakat biz takip ve kontrollerimiz sırasında bu süreçte bırakamayan ya da bırakmakta zorlanan hastalarımıza da elimizden geleni yapıyoruz. Özellikle bunu psikososyal destek uygulayarak yapmaktayız" ifadelerini kullandı. "Hırıltıdan ve ağrıdan uyuyamıyordum" 62 yaşında sigarayı bırakan Hayrettin Kulak, "Ben 62 yaşındayım. 1974’ten beri sigara içiyorum. Sigarayı bırakmayı zaten istiyordum. Sağ olsun hocamız da bize çok destek verdi. Allah razı olsun. Onun sayesinde bunu da başardım inşallah. Başarmaya da devam edeceğim. Günde 2 paket içiyordum. Bırakma süreci 1 ay gibi sürdü. Bıraktıktan sonra çok iyiyim. Akşam öksürükten yatamazdım. Döndükçe hırıltıyla boğazımın ağrısından duramazdım. Fakat şimdi çok şükür çok iyiyim. Bütün vesile olanlara teşekkür ederim" dedi. "Oğlumda merak uyandırınca bırakmaya karar verdim" 19 yıldır sigara kullanan Tuğba İmamoğlu ise, "Ben 2006 yılından beri sigara içiyordum. Hiç bırakma denemem de olmadı. Günde 2 pakete yakın sigara kullanıyordum. Daha sonra oğlumda da merak uyandırmaya başladı. Sigara içince olabilecekleri anlamaya başlayacak yaşa geldiğinde ‘Anneciğim senin ölmeni istemiyorum’ ya da sigara paketinin üzerindeki resimlerden rahatsız olduğu için sigaraya karşı bir soru sorma isteği olunca dedim ki ben bırakmalıyım. İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş lafını da bizzat yaşadım. Ben çok özgürleştiğimi düşünüyorum. Yani sigaram var mı yok mu stresinden kurtuldum. Kötü kokuyor muyum stresinden kurtuldum. İnsanları rahatsız ediyor muyum stresinden kurtuldum. Kendime güvenim geldi. Özgüvenim arttı. Bu vesile ile birçok kişiye de örnek olmak istiyorum" ifadelerini kullandı. "Gecesi gündüzü olmayan bir bağımlılık" 27 yıl sonra sigarayı bırakan 49 yaşındaki Mithat Alpugan da, "49 yaşındayım. Yaklaşık olarak 27 senedir sigara içiyorum. Bu süreçte de sigarayı bırakma denemem hiç olmadı. Son 1 yıldan beri de sigara ile vedalaşma zamanımın geldiğini fark ettim. Harika bir doktor hanımın desteğini alarak sigarayı bırakmaya başladım. Tabi sürecimiz devam edecek fakat şu anda çok büyük keyfini yaşamaktayım. Sigara yaşam standardınıza engel. Gecesi gündüzü olmadan bir bağımlılık söz konusu. Devamlı sigarayı bulabilmek için açık marketleri ve ya sigara alabilmek için öncelikli alış verişi dile getirdik hep. Şimdi vücudumda fazladan bir ağırlık taşımıyorum. Paket nerede kaygısı gütmüyorum. Sigara bitecek derdinde değilim. Bu benim için çok büyük bir konfor" dedi. Programda İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan ve Melikgazi Sağlıklı Hayat Merkezi Sigarayı Bırakma Tedavisi Polikliniği’nde görev yapan Uzman Dr. Ayşegül Yılmaz Türker tarafından sigarayı bırakan vatandaşlara teşekkür belgesi takdim edildi.
Türk ve Japon bilim adamları Sivas ve çevresinde ölümcül kenelerle ilgili bilimsel saha çalışması başlattı
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 09:47 Türk ve Japon bilim adamları Sivas ve çevresinde ölümcül kenelerle ilgili bilimsel saha çalışması başlattı İç Anadolu Bölgesi’nin doğusu ve Karadeniz Bölgesi’nin güneyinde görülen keneler ve kene kaynaklı ölümcül hastalık etkenleri uluslararası araştırma konusu oldu. Türk ve Japon bilim adamları bölgede ortak saha çalışması başlattı. Bahar aylarının gelmesiyle artan kene popülasyonu sonrası, kırsal alanlarda insanlara kene tutulumları arttı. İnsan ve hayvanların vücuduna tutunan kenelerden bulaşan birçok kene kaynaklı hastalıkların olduğu biliniyor. Türkiye’de ilk kez 2002 yılında görülen, 2010 yılından bu yana Sivas, Tokat, Erzincan, Giresun, Yozgat ve Amasya’da ölümlere neden olan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) bu hastalıklardan en önemlilerinden birisi. Sağlık Bakanlığı, Tokyo Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi iş birliği ile yürütülen projede bölgede yaygın olan kene cinslerinin tanımlanmasına yönelik çalışma yapıldı. Japon, Türk akademisyenlerden ve Sağlık Bakanlığı’ndaki uzmanlardan oluşan heyet, Tokat ve Sivas’ta çeşitli köylere giderek incelenmek üzere hayvanların üzerinde ve arazide bulunan keneleri toplama çalışması yaptı. "Sahada bol miktarda kene var" Kene ve kene kaynaklı hastalıklarla ilgili çalışmalar yürüten Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adem Keskin, "Biz uzun yıllardır keneler ve kene kaynaklı hastalıklar üzerine çalışmalar yapıyoruz. Ege Üniversitesi ve Sağlık Bakanlığı’nın ortaklığında yürütülen bu projede bizden de destek istediler. Biz de elimizden gelen katkıyı sağlamayı amaçladık. Cumartesi gününden itibaren sahadayız, çeşitli çalışmalar yaptık. Sahada bol miktarda kene var. Sahada yaygın 3 farklı cins kene görüyoruz. Biz bu proje kapsamında özellikle kene kaynaklı hastalıklara da değinmek istiyoruz. Bu bölgeler Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı açısından oldukça endemik bölgeler. Keneler 200 kadar hastalık etkenini taşıyabiliyorlar. Bunların önemli bir kısmını insanlara nakledebiliyorlar. Vatandaşların bilinçlenmesi; bu projenin en önemli çıktılarından birisi olacak" şeklinde konuştu. "Alandan yüzlerce kene topladık" Proje ortaklarından Japonya Orman Bakanlığı Yaban Hayatı Biyolojisi Bölümünden Dr. Kandai Doi, "Şu ana kadar alandan yüzlerce kene topladık. Bunlar genellikle 3 farklı cinse ait. Bunların bazılarının KKKA virüsü taşıma riski var. Kenelerin dağılımına dair bir harita yapmak istiyoruz. Böylece riski tahmin etmeye yönelik çeşitli modellemeler yapabileceğiz" ifadelerine yer verdi.
Başkentte "6 Haziran Diyetisyenler Günü" kutlandı
31 Mayıs 2025 Cumartesi - 09:45 Başkentte "6 Haziran Diyetisyenler Günü" kutlandı Ankara’da 6 Haziran Diyetisyenler Günü kapsamında kutlama etkinliği düzenlendi. Ankara’da bir üniversitede 6 Haziran Diyetisyenler Günü’ne özel kutlama programı düzenlendi. Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı ile Türkiye Diyetisyenler Derneği (TDD) iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı’nın tanıtım filmiyle başladı. TDD Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gökmen Özel ve Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı Başkanı Talat İçöz, etkinlikte açılış konuşması yaptı. Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı Başkanı İçöz, konuşmasında, vakıflarının 15. yılını kutlayarak, "Bulunduğumuz günden bu yana toplumuza dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkıda bulunmak, farkındalık oluşturmak adına her biri alanında ilk olan sürdürülebilir önemli projelere imza atıyoruz. Sosyal medyada gıda, beslenme ve sağlık konularındaki dezenformasyonun çocuklarımız ve gençlerimiz üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek amacıyla bilimsel temelli bilgileri toplumun her kesimine ileterek bilgi kirliliğiyle mücadele ediyoruz. 15. yılımızda ilk kez düzenleyeceğimiz Gıda Okuryazarlığı Zirvesi ile 5. Beslenme Sağlık Okuryazarlığı ve Eğitim Konferansı gibi önemli etkinliklerle toplumun sağlığına katkımızı artırmayı sürdüreceğiz" diye konuştu. TDD Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gökmen Özel ise, bugün burada olmalarının temelinde sadece mesleğin gelişimine katkı sunmak olmadığını belirterek, aynı zamanda karşılaştıkları sorunları tespit etme ve çözüm yolu üretmelerinin sorumluluğunda olduklarını dile getirdi. Özel, Türkiye’de diyetisyenlik mesleğinin hak ettiği saygınlığı ve mevzuat desteğine tam anlamıyla ulaşamadığını aktararak, "Bilimsel temele dayalı bir sağlık disiplini olan diyetisyenlik olmak ve güçlendirmek için daha kararlı adımlar atılması gerektiği açıktır. TDD olarak bu hedefleri gerçekleştirmek amacıyla yaklaşık 4 ay önce yola çıkarak kararlı bir şekilde mücadeleye devam ediyor" ifadelerini kullandı. Gerçekleştirilen etkinliğin meslekler arası iş birliğinin önemini ve beslenme iletişimi ve okuryazarlığı geliştirmek amacıyla büyük önem taşıdığını söyleyen Özel, "Farklı disiplinlerden gelen bizler, bilgi ve deneyimlerimizi birleştirerek daha etkili çözümler üretmek hedefiyle sizlere yol gösteriyor olacağız" şeklinde konuştu.