SAĞLIK
8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21:04 Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:38 Hemşirelik haftası BUÜ’de unutulmadı Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Hastanesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi iş birliğiyle düzenlenen "12-18 Mayıs Dünya Hemşirelik Haftası" kutlama töreninde hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki hayati rolü ve akademik gelişimin önemi vurgulandı. BUÜ Tıp Fakültesi Dekanlığı binasında gerçekleştirilen programa Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neriman Akansel, BUÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Halil Sağlam, akademik ve idari personel ile çok sayıda hemşirelik bölümü öğrencisi katıldı. "Sağlık ordumuzun en ön safındalar" Programda konuşan BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, hemşirelerin sağlık ordusunun en ön safında yer aldığını belirterek, bu mesleğin fedakârlık ve şefkatin sembolü olduğunu ifade etti. Üniversite yönetimi olarak temel vizyonlarının sağlık birimlerinin niteliğini artırmak olduğunu dile getiren Rektör Yılmaz, bilgiyle donatılmış ve insanı merkeze alan bir hemşirelik anlayışının toplum sağlığı için kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak tüm hemşirelerin haftasını kutladı. Fakülte ve hastane iş birliği en büyük güç Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neriman Akansel, eğitim ile uygulama arasındaki köprünün önemine değindi. Fakülte ve hastane arasındaki güçlü iş birliğinin öğrencilerin çok daha donanımlı yetişmesine imkan sağladığını ifade eden Akansel, geleceğin profesyonelleri olan öğrencilerin ve tüm meslektaşlarının bu anlamlı gününü kutlayarak başarı dileklerinde bulundu. Hemşirelik gönül işi Hastanelerin sadece teknik birimlerden ibaret olmadığını hatırlatan BUÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Halil Sağlam, hemşirelerin sağlık ekibinin en dinamik ve en çok yük çeken parçası olduğunu söyledi. Hemşirelik hizmetlerinin kalitesini artırmanın öncelikleri arasında yer aldığını belirten Sağlam, bu mesleğin sadece görev tanımlarıyla sınırlanamayacağını, şefkat ve sabırla icra edilen gerçek bir gönül işi olduğunu ifade ederek çalışma arkadaşlarına teşekkürlerini sundu. Meslek, bilimsel bilgi ve etik değerler ışığında gelişiyor Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aysel Özdemir, hemşireliğin bilimsel bilgi ve etik değerler ışığında sürekli gelişen bir disiplin olduğunu ifade etti. Eğitim faaliyetlerinin sahaya yansımasının mesleki profesyonelliği artırdığını belirten Özdemir, bu tür etkinliklerin mesleki kültürü oluşturmak ve toplumsal farkındalığı artırmak adına bir başlangıç değil, var olan güçlü temellerin bir devamı olduğunu dile getirdi. "Güçlü sağlık sistemleri, güçlü hemşirelerle mümkün" Mesleki gelişimin önemine dikkat çeken BUÜ Hastanesi Başhemşiresi Uzman Hemşire Fatma Düzgün, Uluslararası Hemşireler Birliği’nin bu yılki temasının altını çizdi. Güçlü sağlık sistemlerinin ancak iyi eğitim almış ve liderlik rolü üstlenen yetkin hemşirelerle inşa edilebileceğini belirten Düzgün, hastane bünyesinde yürütülen akademik çalışmalar ve lisansüstü eğitimlerle mesleğin akademik gücünü her geçen gün daha da ileriye taşıdıklarını kaydetti. Vefa ve bilimle taçlanan kapanış Açılış konuşmalarının ardından program, mesleğe yıllarını vermiş ve emekliye ayrılmış hemşirelere sunulan plaket töreniyle devam etti. Duygusal anların yaşandığı vefa töreninin ardından, Prof. Dr. Aysel Özdemir’in "Eğitimin Hemşireliğin Güçlenmesine Yansımaları" başlıklı konferansı gerçekleştirildi. Kutlama programı, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
’’Yaz aylarında gözlerinizi allerjenlerden koruyun’’
29 Mayıs 2025 Perşembe - 11:14 ’’Yaz aylarında gözlerinizi allerjenlerden koruyun’’ Yaz aylarında gözde görülen allerjik hastalıklara dikkat çeken Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mediha Tok Çevik, ’’Gözlerde allerjik reaksiyonlar, duyarlı olunan etkene maruz kalındığında ilgili allerjene karşı hassas olan gözlerin verdiği kızarıklık, şişlik, sulanma ile ortaya çıkar’’ dedi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte özellikle gözlerde kaşınma, kızarıklık ve şişlikler artarak görülmeye başlandı. Aslında bunlar yaz aylarında gözde görülen allerjilerin belirtileri. Çocuklarda ve adölsan çağdaki bireylerde sıklıkla görülen allerjik hastalıklarla ilgili bilinmesi gerekenleri Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mediha Tok Çevik anlattı. ’’Ülkemizde allerjik hastalıklar endüstrileşme, coğrafik özellikler, yaşam koşulları gibi değişkenlere göre bölgesel farklılıklar gösteriyor’’ Allerjik hastalıkların dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 15’ni etkilediğinin belirten Op. Dr. Mediha Tok Çevik, ’’Günümüzde bu oran her geçen gün daha da artmaktadır. Ülkemizde de allerjik hastalıklar endüstrileşme, coğrafik özellikler, yaşam koşulları gibi değişkenlere göre bölgesel farklılıklar göstermekle beraber genel olarak toplumun yüzde 25’inde görülmektedir. Gözlerde allerjik reaksiyonlar ise, duyarlı olunan etkene maruz kalındığında ilgili allerjene karşı hassas olan gözlerin verdiği kızarıklık, şişlik, sulanma ile ortaya çıkar. Allerjenler gözdeki mast hücreleri dediğimiz bağışıklık hücrelerini uyarırlar ve bu hücrelerden histamin gibi maddeler salınır ve kızarıklık, şişlik, kaşıntı gibi şikayetlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Bu reaksiyonlar devam ederse daha fazla hücre bölgeye göç eder ve inflamasyon dediğimiz durumu başlatırlar. Sonuç olarak gözlerdeki bu rahatsız edici bulgular daha da artar’’ dedi. Op. Dr. Mediha Tok Çevik, allerjiyi tetikleyen sebepleri ve korunmaya yollarını şöyle açıkladı: ’’Evcil hayvan tüyleri ve ev tozları allerjiyi tetikleyebiliyor’’ ’’Allerjik konjonktivitin en sık görülen tipleri polenler ve küf mantarı sporlarının da etken olabileceği mevsimsel alerjik konjonktivit ve şikayetlerin tüm yıl boyunca devam ettiği perenniyel allerjik konjonktivit şeklindedir. Mevsimsel allerjik konjonktivitli hastalar, ev ya da işyerleri gibi kapalı yerlerde rahat ederken, dışarı çıktıklarında yani havadaki polen, küf gibi allrjenlere maruz kaldıklarında şikayetleri başlar. Ev tozu akarları, evcil hayvanların tüyleri gibi iç ortam allerjenlerine maruz kalındığında allerjik şikayetler artıyor ise bu durum kişinin pereniyel allerjik konjonktivitinin olduğunun işareti olabilir. Bu hastalar gerekli çevresel önlemleri aldıklarında oldukça rahat ederler. ’’Egzoz dumanı ve paketli gıdalarda allerjiyi tetikliyor’’ Allerjk konjonktivitler çocuklarda ve adölasan çağda daha sık görülür. İleri yaşlarda görülme sıklığı giderek azalır. Çevresel faktörlerinin etkisinin ve endüstrileşmenin her geçen gün hızlı bir şekilde arttığı günümüzde, paralel olarak allerji ile ilgili rahatsızlıklar da artmaktadır. Hava kirliliğinin artması, egzoz dumanı, işlenmiş ve paketli gıda tüketiminin artması, mikroplastikler, nanopartiküller ve yoğun deterjan ve kimyasal madde kullanımı durumu ne yazık ki daha da kötüleştirmekte. Küresel ısınma ile birlikte polen mevsiminin uzaması da mevsimsel allerjik konjonktivit sezonunun daha uzun sürmesine ve sonuç olarak hastaların rahatsızlığının süresinin de uzamasına sebep olmaktadır. ’’Yastık, yorgan ve nevresimlerinizi 60 derecede yıkayın’’ Allerji zamanı gelmeden gerekli önlemleri alabilmek için allerjinin neye karşı olduğunu belirlemek, gerekiyorsa allerjiden koruyacak ilaçları zamanında kullanmaya başlamak kişinin yaşam kalitesini arttırmada yardımcıdır. Ayrıca çocukların işlenmiş, paketli, gıda boyalı, kıvam arttırıcılı gıdalardan uzak tutulup mümkün olduğu kadar doğal sebze ve meyvelerle beslenme alışkanlıkları edinmeleri için motive edilmeleri önem arz etmektedir. Mümkünse küçük yaştaki bağışıklık system matürasyonu henüz tamamlanmamış çocukların kreş, alışveriş merkezi gibi ortamlara sokulmaması gerekiyor. Ev içi allerjen miktarını azaltmak da çok önemlidir. Özellikle ev tozu akarlarına karşı allerji var ise kuş tüyü, yün yastık yorgan kullanılmamalı, yün halılardan, kalın perdelerden, nevresimlerden kaçınılmalıdır. Yastık, yorgan, nevresim değişiminin haftalık yapılıp 60 derecede yıkanılması gerekmektedir. ’’Dışarı çıkarken siperli şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı’’ Allerjik konjonktivitin en sık semptomları kaşıntı, kızarıklık ve sulanmadır. Ayrıca yanma, batma, ışık hassasiyeti, göz kapaklarında şişlik ve göz kapağının iç kısmında kızarıklık görülebilir. Göz ile ilgili şikayetlerin yanı sıra burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı, astım ve egzamaya ait bulgular da eşlik edebilir. Hastalığın tanısı ayrıntılı öykü ve detaylı göz muayenesi sonucunda koyulur. Allerjik konjonktivitin tedavisinde öncelikle ilgili allerjen tespit edilebiliyorsa allerjene maruziyetin kısıtlanması çok önemlidir. Bu sebeple ev ortamında toz kontrolü, polen mevsiminde camların kapalı tutulması, dış ortama çıkarken mümkünse siperli şapka ve güneş gözlüğü kullanılması gerekmektedir. Gözleri ovuşturmak semptomları daha da kötüleştirebilir ve mekanik etki göze Zarar verebilir. Bu nedenle gözleri ovuşturmaktan kaçınılmalıdır. İlaç tedavisinde ise birinci basamakta antihistaminik göz damlaları, mast hücre stabilizatörü damlalar, kortikosteroid içeren göz damlaları ve suni gözyaşı damlaları kullanılmakta. Kısa süreli de olsa kortizon içeren damlalar kesinlikle hekim bilgisi dışında kullanılmamalıdır. Bu birinci basamak tedaviye cevap vermeyen hastalarda ikinci basamak ve daha ileri tedavilere geçilmesi gerekir. Tedavi kişiye özel planlanmalıdır. Hedef uzun dönem göz sağlığının etkin bir şekilde korunmasıdır.’’
Kalp kapakçığı çürüyen hasta Van’da şifa buldu
29 Mayıs 2025 Perşembe - 11:05 Kalp kapakçığı çürüyen hasta Van’da şifa buldu Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kalp kapakçığı çürüyen ve hayati damarları tıkanan 38 yaşındaki hasta, geçirdiği başarılı ameliyatla hayata tutundu. Bitlis’ten Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen Lalihan Demir isimli 38 yaşındaki kadın hasta; nefes darlığı, kilo kaybı, karın ve eklem ağrısı şikayetleriyle tedavi altına alındı. Hastanın 3 yıl önce mitral kalp kapakçığı değişimi geçirdiği ve yaklaşık 1 yıldır brucella enfeksiyonu nedeniyle düzensiz tedavi aldığı öğrenildi. Yapılan tetkiklerde hastanın kalp kapakçığında enfeksiyona bağlı çürüme ve işlev kaybına neden olan pıhtılar tespit edildi. Çekilen tomografide ise karaciğer, dalak ve ince bağırsağı besleyen ana damarların tamamen tıkalı olduğu belirlendi. Durumu ağırlaşan hasta acil olarak ameliyata alındı. Yüksek riskli operasyon, Kalp ve Damar Cerrahı Op. Dr. Tahir Olgaç ve ekibi tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası yoğun bakıma alınan hasta, altı günlük yaşam mücadelesinin ardından servise alındı. Serviste bir hafta süren tedavisinin ardından taburcu edilen Demir, sağlığına kavuştu. Konuya ilişkin konuşan Op. Dr. Tahir Olgaç, brucella enfeksiyonunun bölgede sık görüldüğünü belirtti. Olgaç, "Çiğ süt ve et ürünlerinden bulaşan bu enfeksiyon tedavi edilmezse kalp kapakçığında çürümeye ve iç organları besleyen damarların tıkanmasına yol açabiliyor. Toplumumuzun bu konuda daha fazla bilinçlenmesi gerekiyor" dedi. Dr. Olgaç, ameliyat ekibinde yer alan Dr. Hulusi Helvacı, Dr. Uğur Postal, ameliyathane, servis hemşireleri ve yoğun bakım personeline özverili çalışmaları dolayısıyla teşekkür etti.
Bakan Memişoğlu: "62 Yanık merkezinde, toplam 780 yatakla modern ve yaygın bir hizmet ağına sahibiz"
29 Mayıs 2025 Perşembe - 10:27 Bakan Memişoğlu: "62 Yanık merkezinde, toplam 780 yatakla modern ve yaygın bir hizmet ağına sahibiz" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 2002 yılında 3 merkezde, 31 yatak kapasitesiyle sunulan yanık tedavi hizmetlerinin bugün 62 merkezde toplam 780 yatakla modern ve yaygın bir hizmet ağına eriştiğini söyledi. Bakan Memişoğlu, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bulunan bir otelde düzenlenen ‘Bölgemizde Pediatrik ve Erişkin Yanıklar ve Önleme Kongresi’ne katıldı. Burada konuşan Memişoğlu, Hacettepe Üniversitesi’nde öğrencisi olduğu Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın yanık tedavisiyle ilgili çalışmalara 1970’li yıllarda başladığını ve bu alanda Türkiye’ye öncülük ettiğini ifade etti. "62 Yanık merkezinde, toplam 780 yatakla modern ve yaygın bir hizmet ağına sahibiz" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ve liderliğinde Türkiye’nin sağlığın tüm alanlarında olduğu gibi yanık tedavi hizmetlerinde de son 20 yılda çok önemli kapasite gelişimi sağladığını ifade eden Memişoğlu, "2002 yılında yalnızca 3 merkezde, 31 yatak kapasitesiyle sunulan yanık tedavi hizmetleri; bugün 62 merkezde, toplam 780 yatakla modern ve yaygın bir hizmet ağına ulaşmıştır" ifadelerine yer verdi. Özellikle büyük şehirde kurulan ileri düzey yanık merkezlerinin bu alanda kaydedilen gelişimin somut göstergesi olduğuna dikkati çeken Memişoğlu, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesinde bulunan yanık merkezinin Avrupa’nın en büyük tesisi olduğunun altını çizdi. Yanıkların büyük bölümünün aslında önlenebilir nedenlerden kaynaklandığını dile getiren Bakan Memişoğlu, ev kazaları, iş güvenliği ihmalleri, sıcak sıvı ve ısı kaynaklarına bağlı ihmalkâr davranışlarının hayat boyu sürebilecek ciddi yaralanmalara neden olabildiğini kaydetti. "İlaçtan tıbbi cihaza kadar sağlıkta yerli ve milli üretim kapasitemizi artırıyoruz" Bakan Memişoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Koruyucu sağlık hizmetleri ve toplumsal farkındalık çalışmaları, tedavi kadar büyük bir önem arz etmektedir. Bugün sağlık sistemimizi yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil; aynı zamanda geleceğin beklentilerine göre yeniden şekillendiriyoruz. Bu anlayışla, ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonumuz çerçevesinde üç temel mottomuzu kamuoyuyla paylaştık; koruyan, geliştiren ve üreten bir sağlık modeli. Bu modelle; koruyucu sağlık hizmetleriyle toplum sağlığını tehdit eden riskleri en aza indiriyoruz. Eğitim, teknoloji ve altyapıya yaptığımız yatırımlarla sağlık sistemimizi sürekli geliştiriyoruz. İlaçtan tıbbi cihaza kadar sağlıkta yerli ve milli üretim kapasitemizi artırıyoruz. Tüm bu adımlarla birlikte, daha güçlü, sürdürülebilir ve dışa bağımlılığı azalmış bir sağlık sistemi inşa ediyoruz." Programın sonunda ise Başkent Üniversitesi Kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na çiçek ve plaket takdim etti.
"Güneş kremini dışarı çıkmadan en geç 20 dakika önce sürün"
29 Mayıs 2025 Perşembe - 10:19 "Güneş kremini dışarı çıkmadan en geç 20 dakika önce sürün" Bilinçsiz güneşlenmenin cilt sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Nasım Behkamı, "Yaz mevsimiyle birlikte güneşli günlerin artması, insanların daha fazla açık havada vakit geçirmesine neden olur. Güneş koruyucu ürünlerin kullanımı da bu süreçte büyük önem taşır. Geniş spektrumlu, yani hem UVA hem UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan güneş kremleri tercih edilmelidir. SPF değeri en az 30 olan ürünler kullanılmalıdır. Açık tenli, hassas ciltli bireyler için SPF 50 ve üzeri koruma önerilmektedir. Güneş kremi, dışarı çıkmadan yaklaşık 20-30 dakika önce sürülmeli ve her 2-3 saatte bir yeniden uygulanmalıdır" dedi. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Dr. Nasım Behkamı, yaz aylarında güneşten korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu. Bilinçsiz güneşlenmenin cilt sağlığını olumsuz etkileyebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Behkamı, "Yaz mevsimiyle birlikte güneşli günlerin artması, insanların daha fazla açık havada vakit geçirmesine neden oluyor. Güneş ışınları D vitamini üretimi açısından önemli bir kaynak olmakla birlikte, bilinçsizce ve uzun süreli maruz kalındığında cilt sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkilere yol açabiliyor" diye konuştu. "Korunmasız dışarıda bulunmak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir" Güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarının, cilt üzerinde hem kısa hem de uzun vadeli hasarlara neden olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Behkamı, "UVA ışınları cildin alt tabakalarına kadar ulaşarak elastikiyet kaybı, kırışıklık ve erken yaşlanma gibi sorunlara yol açarken, UVB ışınları cildin yüzeyinde güneş yanıkları, hücre hasarı ve lekelenmelere sebep olabiliyor. Zamanla biriken UV hasarı, DNA düzeyinde bozulmalara neden olarak cilt kanseri riskini artırıyor. Bu yüzden güneşin etkili olduğu saatlerde korunmasız şekilde dışarıda bulunmak ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebilir" dedi. "12.00 ila 15.00 saatleri arasında dışarıda bulunmak riskleri artırıyor" Zararlı güneş ışınlarından nasıl korunmamız gerektiğinden bahseden Uzm. Dr. Behkamı, şu bilgileri paylaştı: "Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı 12.00 ila 15.00 saatleri arasında dış ortamda bulunmak riskleri artırıyor. Bu saatlerde açık havada kalmak gerekiyorsa, gölge alanlar tercih edilmeli ve fiziksel koruyucular kullanılmalıdır. Geniş kenarlı şapkalar, UV filtreli güneş gözlükleri ve sık dokunmuş, açık renkli pamuklu kıyafetler güneşten korunmada önemli rol oynar. UPF (Ultraviolet Protection Factor) etiketli koruyucu giysiler ise ekstra koruma sağlayarak cildin UV ışınlarına karşı daha dirençli olmasına yardımcı olur." "Yüzme sonrasında güneş kremi yenilenmeli" Güneş koruyucu ürünler seçerken nelere dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Behkamı, "Güneş koruyucu ürünlerin kullanımı da bu süreçte büyük önem taşır. Geniş spektrumlu, yani hem UVA hem UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan güneş kremleri tercih edilmelidir. SPF değeri en az 30 olan ürünler kullanılmalı; açık tenli, hassas ciltli bireyler için SPF 50 ve üzeri koruma önerilmektedir. Güneş kremi, dışarı çıkmadan yaklaşık 20-30 dakika önce sürülmeli ve her 2-3 saatte bir yeniden uygulanmalıdır. Yüzme, terleme ya da havlu kullanımı gibi durumlarda bu koruma yenilenmelidir. Güneş kremi yalnızca yüz değil, kulaklar, ense, boyun, eller ve ayak üstü gibi genellikle ihmal edilen bölgelere de uygulanmalıdır" açıklamasında bulundu. "Şapka ve şemsiyle güneşten korunmak da önemli" Güneşten korunmada yalnızca kozmetik ürünler değil, fiziksel önlemlerin de oldukça etkili olduğunu belirten Uzm. Dr. Behkamı, "Geniş kenarlı şapkalar yüz, kulak ve ense gibi hassas bölgeleri doğrudan gelen ışınlardan korurken, UV400 filtreli güneş gözlükleri hem gözleri hem de göz çevresindeki ince deriyi güneşin zararlı etkilerinden korur. Şemsiye kullanımı da doğrudan gelen güneş ışığını keserek fayda sağlar; ancak yüzeylerden yansıyan UV ışınlarına karşı tam koruma sağlamadığı için mutlaka güneş kremiyle desteklenmelidir" dedi. "Bol su içmek cildin nem dengesi koruyabilir" Su tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Behkamı, "Sıcak havalarda artan terleme ve sıvı kaybı, ciltte kuruluğa ve hassasiyete yol açabilir. Bu yüzden yaz aylarında bol su içmek, cildin nem dengesini koruyarak dış etkenlere karşı direncini artırır. Ayrıca, antioksidan yönünden zengin sebze ve meyvelerle beslenmek, güneşin cilt üzerinde oluşturduğu oksidatif stresi azaltarak cildi içeriden destekler" ifadelerini kullandı. "Ciltte geçmeyen kızarıklık olabilir" Bazı durumlarda uzman hekime danışılmasını vurgulayan Uzm. Dr. Behkamı, şunları söyledi: "Güneşe maruz kalmanın ardından ciltte geçmeyen kızarıklık, su toplama, kabuklanma gibi reaksiyonlar görülüyorsa ya da yeni oluşan, renk veya şekil değiştiren benler fark ediliyorsa mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Güneşe bağlı lekelerin kalıcı hale gelmesi veya ciltte uzun süreli hassasiyetlerin oluşması da profesyonel değerlendirme gerektiren durumlardır." "Uygun kıyafet seçimi cilt sağlığını korur" Güneşin zararlı etkilerine karşı alınacak önlemlerin sadece yaz aylarında değil, yıl boyunca uygulanması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Behkamı, "Bulutlu havalarda bile UV ışınlarının büyük bir kısmı yeryüzüne ulaşabildiğinden, güneşten korunma alışkanlığı günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmalıdır. Düzenli güneş koruyucu kullanımı, uygun kıyafet seçimi, yeterli sıvı alımı ve bilinçli dış mekân aktiviteleri sayesinde hem cilt sağlığı korunur hem de erken yaşlanma belirtileri geciktirilmiş olur. Cildin sağlıklı, genç ve ışıltılı kalması için bilinçli güneş koruması büyük önem taşır. Basit ama etkili alışkanlıklarla, yaz mevsiminin keyfini çıkarırken cildinizi de koruma altına alabilirsiniz" dedi.
Dünya MS Günü’nde erken teşhis çağrısı
29 Mayıs 2025 Perşembe - 10:17 Dünya MS Günü’nde erken teşhis çağrısı Dünya MS Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Taşkıran, Türkiye’de 82 bin, Antalya’da ise 2 bin 219 MS hastası bulunduğunu belirterek erken tanının önemine dikkat çekti. Taşkıran, "Erken tanı ve tedaviyle birlikte engellilik oranlarında da düşüş olduğunu görüyoruz" dedi. MS hastası öğretmen Derya Kaya ise, "Bu hastalık bana ’biraz yavaşla’ dedi ama bu yolda yalnız değildim" dedi. Her yıl 30 Mayıs’ta kutlanan Dünya Multipl Skleroz (MS) Günü kapsamında Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Multiple Skleroz ve Demiyelinizan hastalıkları polikliniğinde farkındalık etkinliği düzenlendi. MS hastalığı hakkında bilgi vermek ve toplumsal bilinci artırmak amacıyla düzenlenen etkinlikte, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Taşkıran ve hastalarından ingilizce öğretmeni Derya Kaya süreç hakkında bilgi verdi. Uzm. Dr. Esra Taşkıran, MS’in beyin ve omuriliği etkileyen, sinir sistemi hasarına yol açan kronik bir hastalık olduğunu söyleyerek, "MS hastalığı, çoğunlukla 20-40 yaş aralığında başlıyor. Kadınlarda iki kat daha sık görülüyor. Hastalar genç yaşta olduğu için çoğu zaman yaşadığı atakları fark etmeyebiliyor ya da önemsemiyor" şeklinde konuştu. Tanı nasıl konur? Atakların motor kayıplar, dengesizlik, görme bozuklukları, idrar kaçırma veya cinsel işlev bozuklukları şeklinde ortaya çıkabileceğini belirten Uzm. Dr. Taşkıran, "Bu semptomlar en az 24 saat sürüyorsa ve başka bir hastalıkla açıklanamıyorsa, bu bir atak olabilir" diye konuştu. Taşkıran, tanı sürecinde kranial ve spinal MR görüntülemeleri, kan testleri ve beyin omurilik sıvısı (BOS) analizlerinin önemli rol oynadığını ifade etti. MS kronik bir hastalık Taşkıran, MS’in bulaşıcı bir hastalık olmadığını vurgulayarak, şöyle devam etti: "Genetik geçiş oranı yüzde 1 ila 5 arasında. Bu bir kronik hastalık. Tanı alan bireyin uzun yıllar hatta ömür boyu ilaç kullanması gerekebilir. Düzenli takip bu süreçte çok önemli. Dünya genelinde 3,5 milyon, sağlık bakanlığı ile yaptığımız MS epidemiyoloji çalışmamıza göre de Türkiye’de 82 bin MS hastası var. Görülme sıklığı 100 binde 96. Yani 100 bin kişiden 96’sında MS hastalığı görülüyor. Antalya bölgemizde ise 2 bin 219 MS hastası var. Bu da bizi büyükşehirlerin hemen ardından Türkiye’de ilk altıda yer alan illerden biri yapıyor. Çok da nadir bir hastalık olduğunu söyleyemeyiz" Hastalık artış gösteriyor MS hastalığının görülme sıklığının yıllar içinde arttığını vurgulayan Taşkıran, "Çünkü gençler arasında uyku hijyeninde bozulma, beslenme düzensizliği, madde kullanımı, sigara, alkol tüketimi çok arttı. Bunlar yeni nesil arasında kontrolsüz bir şekilde yayılıyor ve MS hastalığı da bu genç yaş aralığını etkiliyor. Önüne geçmek oldukça zor ve dolayısıyla da hastalık riskini artıyor" ifadelerini kullandı. MS hastalığında yaşam alışkanlıklarının belirleyici olduğunu vurgulayan Taşkıran, "Özellikle sigara tüketimi bizim için önemli risklerden biri. Genç yaş grubunu ilgilendirdiği için maalesef sigara tüketimi de çok fazla. Bu, MS hastalığıyla direkt ilişkilendirilmiş bir durum. Hastaların D vitamini takviyelerini, fizyoterapiyi çok düzenli alıyor olması lazım. Yani bu bir fizik tedavi ünitesinde sürekli almaktan ziyade egzersiz programının hastanın hayatının bir köşesinde olması gerekiyor. En az bir gününün 40-60 dakikasını ayırmalı. Beslenme alışkanlıkları da önemli. Akdeniz diyeti özellikle önerdiğimiz bir beslenme programı" diye konuştu. Risk faktörleri ve gebelik MS’in kesin nedeninin bilinmediğini ancak bazı risk faktörlerinin hastalığı tetikleyebileceğini kaydeden Uzm.Dr.Taşkıran, "Epstein-Barr virüsü(EBV), D vitamini eksikliği, beyaz ırk, obezite, sigara, alkol kullanımı ve erken ergenlik gibi birçok faktör MS ile ilişkilendiriliyor" dedi. MS hastalığının kadınlarda iki kat daha sık görüldüğünü hatırlatan Taşkıran, hastaların gebelik süreciyle ilgili çeşitli kaygılar taşıdığını söyledi. "Doğurabilir miyim? Doğurduğum çocuğun engelliliği var mı? Ne kadar çocuk doğurabilirim?" gibi sorularla sıkça karşılaştıklarını belirten Taşkıran, "MS hastaları doktorlarının kontrolünde herhangi bir hasta gibi normal doğurabilir. Gebelik sayısı da aynı şekilde hekimleriyle planlanabilir. Gebelik süreciyle ilgili, bu hastalar doğurduklarında çocuklarında normal toplumdaki gebelikle karşılaştırıldığında bir malformasyon artışı yok." dedi. Gebelik sürecinin doktor kontrolünde yürütülmesinin önemine değinen Taşkıran, "Gebelikle ilgili birtakım riskler var. Bununla ilgili çok fazla yazı ve yayın mevcut. Biz olabildiğince postpartum döneme, özellikle ilk üç aylık sürece dikkat çekiyoruz. O dönemde atak riski gerçekten bir miktar artıyor. Hem uykusuzluk hem hormonal değişiklikler tetikleyici olabiliyor" diye konuştu. Postpartum dönemde emzirmenin önemine de dikkat çeken Taşkıran, "Bu dönemde emzirme de koruyucu olabilmektedir" Tedavide önemli gelişmeler Tedavi sürecinde gelinen noktaya dikkat çeken Uzm. Dr. Esra Taşkıran, 1993 yılından önce MS için onaylanmış hiçbir tedavi bulunmazken bugün, hastalığın farklı gidişine ve aşamalarına yönelik olarak farklı tedavi alternatifleri olduğunu,dünya’da kullanılan neredeyse tüm tedavi seçeneklerine Türkiye’de de erişim sağlandığını söyledi. İlaç formlarında da önemli gelişmeler yaşandığını belirten Taşkıran, eskiden enjeksiyon şeklinde uygulanan tedavilerin hem fiziksel hem psikolojik açıdan hastaları zorladığını, ancak artık tablet ve infüzyon tedavileriyle daha konforlu bir süreç sunulduğunu ifade etti. Taşkıran, "Altı ayda bir ya da dört haftada bir uygulanan infüzyon tedavileri sayesinde hastalar sürekli hastalığını hatırlamak zorunda kalmıyor, hayatını daha kolay yönetebiliyor" dedi. MS hastalığının toplumda daha sık görülmesine rağmen engellilik oranlarında önemli düşüş yaşandığını söyleyen Taşkıran, "Mesela hastalık artıyor ama hastaların engellilik oranı çok düştü. Eskiden kapıda tekerlekli sandalyeyle MS hastaları görürdünüz. Erken tanı ve tedaviyle birlikte engellilik oranlarında da düşüş olduğunu görüyoruz, hastaların çoğu mobil, sosyal hayatın da içindeler" dedi. MS’in kronik bir hastalık olduğunu hatırlatan Taşkıran, "Bu tıpkı diyabet, tıpkı guatr gibi. Devam eden, sürekli ilaç kullanması gereken bir durum. Bu grip gibi değil, antibiyotik kullanılıp iyileştim diyebileceğimiz bir hastalık değil" diye konuştu. "Süreci kabullenmek zaman aldı" 42 yaşındaki MS hastası İngilizce öğretmeni Derya Kaya, hastalığa ilişkin ilk belirtilerin 2018 yılında ortaya çıktığını belirterek, şu ifadelere yer verdi: "Birdenbire bir sabah uyandığımda ellerimde uyuşma olduğunu fark ettim. Uzun süre yazı yazamadım. Anlamsız yorgunluklarım vardı, yıllar böyle geçti. Çok fazla kendimi dinleyen bir kişi değilim. Vitamin eksikliğine bağladım. Uykusuzluğa, strese, yorgunluğa, aşırı yoğun tempoda çalışmaya bağladım. Dolayısıyla kendimi o şekilde giderdim. Ta ki 2021 yılına kadar." 2021 yılında yaşadığı görme sorunu sonrası tanı sürecinin başladığını aktaran Kaya, "Görmeyle alakalı bir sıkıntı yaşadım. Bulanık görmeye, net görememeye başladım. Ve göz hekimine muayene için gittim. Oraya gittiğimde optik nevrit geçirdiğimi öğrendim. Bu şekilde 2021 yılında sürecim başladı" dedi. Tanı aldıktan sonra yaşadığı farkındalığı da paylaşan Kaya, "2021 yılının Ağustos ayında Esra Taşkıran hocam tarafından hastalığımın tanısı kondu. Tanı sonrası yaşam alışkanlıklarını değiştirdiğini aktaran Kaya, "D vitamini takviyesi aldım, spora başladım, düzenli beslenmeye özen gösterdim. Bu hastalık bana ’Derya biraz yavaşla’ dedi. Ben de yavaşlamayı öğrendim" dedi.
Yetişkinler gibi rahat terleyemeyen çocuklar sıcaktan daha çok etkileniyor
29 Mayıs 2025 Perşembe - 10:12 Yetişkinler gibi rahat terleyemeyen çocuklar sıcaktan daha çok etkileniyor Yaz aylarının gelmesiyle birlikte sıcak havalarda çocukların sağlığını koruma açısında önemli açıklamalarda bulunan Denizli Özel Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uz. Dr. Tunç Aydın, "Yetişkinler gibi rahat terleyemeyen çocuklar güneşten daha çok etkileniyor" dedi. Denizli Özel Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uz. Dr. Tunç Aydın, yaz aylarının gelmesiyle sıcak havalara karşı anne ve babaları uyardı. Aynı zamanda Uz. Dr. Tunç Aydın, çocukların vücutlarındaki ısı düzenleme mekanizması yetişkinler gibi gelişmediği için rahat terleyemediklerini ve aynı zamanda küçük çocuklar susadıklarını her zaman rahat bir şekilde istemediklerini belirtti. Dolayısıyla küçük çocukların ısıdan etkilenme ihtimali yetişkinlere göre daha yükse olduğunu ifade eden Uz. Dr. Aydın, "Yüksek sıcaklıkta uzun süre kalan çocuklarda öncelikle ısı çarpması dediğimiz durumlar meydana geliyor. Ardından semptom olarak kusma, mide bulantısı, halsizlik, vücut sıcaklığında yükseklik gibi durumlar ile karşımıza çıkıyor" dedi. "Çocuklara güneşten korumak için bunlara dikkat edin" Güneş ışınlarına karşı anne ve babalara, çocuklar için nelere dikkat etmesini belirten Uz. Dr. Tunç Aydın, "Güneş ışınlarının dik geldiği özellikle saat 10.00-16.00 arasında çocuklarımızı dışarıya çıkarmamalıyız. Yaz aylarında mümkün olduğunca güneş korumalı UPF dediğimiz giysiler tercih etmeliyiz. Ultraviyole ışınlarını geçirmeyen giysiler ve güneş kremlerini mümkün olduğunca kullanmamız gerekiyor. Güneş kremlerinde mümkün olduğunca mineral filtreli kremler, SPF 30 ve 50 arasındakiler tercih etmeliyiz. Kıyafet konusunda, ince pamuklu nefes alabilen ve açık renkli olacak şekilde kıyafetler seçmeliyiz. Uzun süre araçta kapalı şekilde maruz bırakmamalıyız. Çocukların sıcakta uzun süre maruz kalmaması gerekiyor. Yine bebek arabasında mümkün olduğunca etrafını örterek gezdirmemeliyiz. Bebek arabasının hava alması önemli. Kapatıldığında yüksek sıcaklıklara çocuklarımız yine maruz kalabiliyor" diye konuştu. "Çocuklarınızı bol bol su içirmelisiniz" Çocukların bol bol su içmesi gerektiğini ve halsizlik, kusma gibi bu tarz belirtilerde en kısa zamanda çocuk doktoruna başvurulması gerektiğini dişle getiren Uz. Dr. Tunç Aydın "Çocuklarımız bol bol su içmesi gerekiyor. Halsizlik, uyanmamak, bitkinlik, yine dirençli ateş yükseklikleri, kusmalar, bulantılar, idrar çıkışının azalması, bebeklerde özellikle kuru bezin olması gibi bu tarz semptomlarda aileler mümkün olduğu en kısa zamanda çocuk doktoruna başvurmalıdır" dedi.
Dr. Erdoğan: "Her burun estetiği ameliyatı kişiye özeldir"
29 Mayıs 2025 Perşembe - 09:51 Dr. Erdoğan: "Her burun estetiği ameliyatı kişiye özeldir" Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Asiye Merve Erdoğan, her hastanın yüz yapısının ve burun patolojisinin farklı olduğunu, bu nedenle de ameliyat sonrası sonuçların kişiye özel olduğunu söyledi. Acıbadem Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hekimi Dr. Asiye Merve Erdoğan, burun estetiğinin (rinoplasti), burnun dış görünümünden rahatsızlık duyan kişilerin daha estetik bir görünüme kavuşmasını sağlarken, nefes alma problemlerini de eş zamanlı olarak düzeltebileceğini ifade etti. Burun sırtında yükseklik (hump), burun ucunda düşüklük, burun eğriliği, yüzdeki oranlara göre büyük burun, burun ucunda genişlik (büllöz tip), kemik genişliği ve burun deliklerinde asimetri gibi birçok problemin rinoplasti ile düzeltilebildiğini belirten Dr. Erdoğan, ameliyat sırasında burun içindeki kıkırdak-kemik eğriliği (deviasyon) ve burun eti büyümesi (konka hipertrofisi) gibi nefes sorunlarının da giderilebileceğini kaydetti. "İdeal zaman hastanın kendini hazır hissettiği zaman" Burun estetiği için belirli bir yaş sınırı olduğuna dikkat çeken Dr. Erdoğan, "Burundan nefes alma problemi ya da kişinin psikolojisini etkileyen ciddi şekil bozukluğu varsa, 17-18 yaşından itibaren ameliyat yapılabilir. İlerleyen yaşlarda ise uykuda solunum problemleri veya yaşlanmaya bağlı burun ucu düşmesi gibi durumlar için de cerrahi müdahale gerekebilir. Burun estetiği için en ideal zaman hastanın kendini psikolojik olarak hazır hissettiği zaman"şeklinde konuştu. Burun estetiği öncesinde her hastanın yüz yapısının ve burun patolojisinin farklı olduğuna işaret eden Erdoğan, bu nedenle ameliyat sonrası sonuçların kişiye özel olduğuna dikkat çekerek "Her burun estetiği ameliyatı kişiye özeldir"dedi. Ameliyat öncesinde yapılan simülasyonların hem cerraha hem de hastaya burun şekli hakkında önemli fikirler sunduğunu, beklentilerin netleşmesi açısından faydalı olduğunu belirtti. Ameliyatın genel anestezi altında yapıldığını ve yaklaşık 2,5-3 saat sürdüğünü aktaran Dr. Erdoğan, "Kullanılan teknikler ve enstrümanlar cerrahın tercihlerine göre değişebilir. Açık veya kapalı teknik seçimi yapılabilir. Ancak sonuçta hedef, yüze uyumlu ve doğal görünümlü bir burun elde etmektir" diye konuştu. "Ameliyat sonrası süreçte dikkat edilmesi gerekenler" Ameliyat sonrası hastaların odalarına çıktıklarında burun içinde nefes almayı kolaylaştıran silikon tamponlar ve burun üzerinde koruyucu bir atel bulunduğunu anlatan Dr. Erdoğan, ilk 2-3 gün içinde ödem, morluk ve hafif sızıntı şeklinde kanamanın normal olduğunu aktardı. Tampon ve atelin çıkarılma süresinin genellikle birinci hafta civarında olduğunu belirtti. İyileşme sürecinde bazı kurallara dikkat edilmesi gerektiğini de vurgulayan Erdoğan, "Ameliyat sonrası ilk haftalarda başı öne eğmemeye, yan yatmamaya özen gösterilmeli. Sigara ve kalabalık ortamlardan uzak durulmalı, burun içi yıkama solüsyonlarıyla temiz tutulmalı ve dikişler düzenli nemlendirilmelidir. Ayrıca aşırı fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı ve burnu darbelerden korumalıyız. Güneşten korunmak da bu dönemde çok önemlidir" diyerek sözlerini tamamladı.
Ağrı’da öğrenciler göz sağlığı için taramadan geçirildi
28 Mayıs 2025 Çarşamba - 20:50 Ağrı’da öğrenciler göz sağlığı için taramadan geçirildi Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle il genelinde uygulamaya konulan "Göz Tembelliğine Karşı Erken Adım: Ambliyopi Farkındalık ve Tarama" projesi kapsamında ilkokul öğrencilerine yönelik göz taraması gerçekleştirildi. Projenin ilk uygulama noktası olan İsmail Atik İlkokulu’nda düzenlenen programa, İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Kökrek, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer, Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Oruç, Şube Müdürü Atilla Aslan, okul yöneticileri, öğretmenler ve öğrenciler katıldı. İl Milli Eğitim Müdürü Kökrek, programda yaptığı konuşmada, öğrencilerin sağlığının her şeyden önce geldiğini vurguladı. Göz hastalıklarının erken dönemde tespit edilmesinin önemine değinen Kökrek, "Çocuklarımızın hem eğitim hem de sosyal hayatları için sağlıklı bir görme kapasitesi büyük önem taşıyor. Bu proje, onların daha sağlıklı bir geleceğe adım atmasını sağlayacak" dedi. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer ise, ambliyopinin, yani göz tembelliğinin, genellikle çocukluk döneminde ortaya çıkan ve erken fark edilmediği takdirde kalıcı görme kaybına yol açabilen bir durum olduğuna dikkat çekti. Beşer, "İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz bu projeyle, anaokulu ve ilkokullarda göz taramalarının yaygınlaştırılması, ailelerin ve öğretmenlerin bilinçlendirilmesi, riskli çocukların rehberlik servisleri aracılığıyla yönlendirilmesi, gerekirse ileri tetkik ve tedavi hizmetlerine erişim sağlanması hedefleniyor" ifadelerini kullandı. Proje kapsamında İsmail Atik İlkokulu’nda 80 öğrenciye göz taraması uygulandı, bu öğrencilerden 16’sı hastaneye yönlendirildi. Ayrıca proje süresince, bir hafta boyunca gece göz hastalıkları polikliniklerinde çocuk hastalara öncelik tanınacağı belirtildi. Doç. Dr. Yavuz Oruç’un tarama işlemlerini gerçekleştirdiği programın ilerleyen günlerde diğer okullarda da devam edeceği öğrenildi.