SAĞLIK
Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:59:13 Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:57 Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. (ST-TB-
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41 Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21 8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Diyetisyen Gönen: "Deniz mevsimi açıldı, yazı sağlıklı karşılayın"
27 Mayıs 2025 Salı - 12:39 Diyetisyen Gönen: "Deniz mevsimi açıldı, yazı sağlıklı karşılayın" Yaz aylarının gelmesiyle birlikte deniz mevsimi de başladı. Tatil planları yapılırken pek çok kişi, aynı zamanda sağlıklı ve fit bir vücuda sahip olmanın yollarını ararken Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi Diyetisyeni Ezgi Gönen, bu dönemde dengeli beslenmenin ve yeterli su tüketiminin önemine dikkat çekti. Sıcak havaların metabolizmayı doğrudan etkilediğini belirten Diyetisyen Ezgi Gönen, özellikle yaz tatilleri öncesinde başvurulan şok diyetlerin sağlık açısından ciddi riskler taşıdığını söylüyor. Gönen, "Tek tip diyetler ya da uzun süre aç kalmak kısa vadede kilo kaybı sağlayabilir. Ancak bu durum metabolizmayı yavaşlatır, kas kaybına yol açar ve kalıcı değildir. Bunun yerine bireye özel, dengeli ve sürdürülebilir beslenme planları tercih edilmelidir" dedi. "Su tüketimini artırın" Diyetisyen Gönen, su tüketiminin önemine dikkat çekerek, "Günde en az 2–2.5 litre su içmeye özen gösterin. Su, metabolizmayı desteklerken vücuttaki ödemin atılmasına da yardımcı olur. Domates, salatalık, karpuz, çilek gibi yaz meyve ve sebzeleriyle hem vitamin hem de lif ihtiyacınızı karşılayın. Kızartmalardan uzak durun, hafif pişirme yöntemlerini tercih edin. Bu sayede sindirim sisteminizi yormazsınız. Sağlıklı da olsa fazla tüketilen her gıda kilo alımına neden olabilir, ölçülü olun. Fiziksel aktiviteyi ihmal etmeyin. Günlük kısa yürüyüşler bile metabolizmayı canlandırır, enerjinizi artırır. Güneşe çıkmadan önce güneş koruyucu sürün, sıvı kaybını önlemek için mineralli su ve ayran gibi içecekler tüketin" uyarılarında bulundu. "Yaza sağlıkla girin" Yalnızca estetik kaygılarla değil, genel sağlık açısından da bilinçli beslenmenin önemine değinen Diyetisyen Ezgi Gönen, yaz döneminin sağlıklı alışkanlıklar kazanmak için ideal bir fırsat sunduğunu belirterek, "Kilo kontrolü, yalnızca dış görünüşle ilgili değil. Kalp-damar sağlığı, sindirim sistemi ve bağışıklık sistemi için de doğru beslenme için büyük önem taşıyor" diye konuştu.
Op. Dr. Ahmet Zorlutuna: "Belirtiler önemsenmezse hasar bırakır"
27 Mayıs 2025 Salı - 12:04 Op. Dr. Ahmet Zorlutuna: "Belirtiler önemsenmezse hasar bırakır" Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Zorlutuna, özellikle baş ağrısı, boyun ve bel ağrısı, elde ya da ayakta uyuşma, karıncalanma gibi durumların önemsenmesi gerektiğini belirterek, bu tür belirtilerin ciddi rahatsızlıkların habercisi olabileceğini söyledi. Özel Mersin Ortadoğu Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Zorlutuna, toplumda sık görülen bazı sağlık belirtilerinin basit birer ağrı ya da yorgunluk işareti olarak görülmesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade ederek uyarılarda bulundu. Özellikle baş ağrısı, boyun ve bel ağrısı, elde ya da ayakta uyuşma, karıncalanma, denge kaybı, ani görme bozuklukları ve kas güçsüzlüğü gibi şikayetlerin geçici olmadığına dikkat çeken Zorlutuna, bu belirtilerin beyin, omurilik ve sinir sistemini ilgilendiren ciddi rahatsızlıkların habercisi olabileceğini vurguladı. "Ağrıyı değil, sebebini tedavi etmeliyiz" Zorlutuna yaptığı açıklamada, "Birçok hasta, baş ağrısı ya da bel ağrısı gibi şikayetlerde ağrı kesiciye başvuruyor ve belirtileri geçici olarak bastırıyor. Ancak bu yöntemler yalnızca sorunu erteler. Sinir sistemindeki baskı, tümör, fıtık ya da damar tıkanıklığı gibi hayati tehlike taşıyan durumlar erken teşhis edilmezse kalıcı hasara neden olabilir" dedi. "Geç kalmak hayat kalitesini düşürüyor" Hastaların belirtileri hafife almadan uzman görüşü almasının hayati önem taşıdığını söyleyen Zorlutuna, "Özellikle el ve ayakta uyuşma, yürürken sendeleme, baş dönmesi ve idrar kontrolü problemleri gibi bulgular, omurilik veya beyin kaynaklı ciddi durumlara işaret edebilir. Bu yüzden her şikâyet ciddiyetle ele alınmalı" diye konuştu. "Sağlıklı sinir sistemi için 3 temel kural" Ahmet Zorlutuna, sinir sistemi sağlığını korumak için şu tavsiyelerde bulundu: "Vücudunuzu dinleyin. Yeni başlayan veya tekrarlayan şikayetleri ihmal etmeyin. Uzman değerlendirmesi almadan ağrı kesiciyle geçiştirmeyin. Düzenli kontrolleri ihmal etmeyin. Özellikle masa başı çalışanlar ve yaşlı bireyler periyodik muayene yaptırın."
Bilinçli güneşlenme ile tehlikeli ışınlar dost kalabilir
27 Mayıs 2025 Salı - 12:02 Bilinçli güneşlenme ile tehlikeli ışınlar dost kalabilir Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte güneş ışığına maruziyet artarken, güneşin sağlık üzerindeki etkileri de yeniden gündeme geldi. Kimileri bronzlaşmak için güneşin altında uzun vakit geçirirken, kimileri ise zararlı ışınlardan korunmanın yollarını aramaya başladı. Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, güneş ışınlarının hem dost hem de düşman olabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Güneş ışığının, vücutta D vitamini sentezlenmesi açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Cüneyt Soyal, "Haftada 2-3 gün, özellikle saat 10.00 ile 12.00 arasında, 4-15 dakikalık bir güneş maruziyeti günlük D vitamini ihtiyacını karşılamak için yeterlidir. Ancak bu sürenin kişinin deri rengine göre değişebileceğini unutmamak gerekir. Deri rengi koyulaştıkça, güneşte kalma süresi uzayabilir" dedi. Bağışıklık sistemiyle güneş ışığı arasındaki ilişkiye dikkat çeken Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Yeterli düzeyde D vitamini bağışıklık sistemini güçlendirirken, uzun süreli ultraviyole (UV) maruziyeti cilt bağışıklığını baskılayarak zararlı etkilere neden olabilir. Öte yandan cilt yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biri korunmasız güneş maruziyetidir. Yeryüzünde insan hayatının devamlılığı için güneş ışığı zaruri iken, aynı güneş ışığı cilt yapımızı, deri hücrelerimizi deforme edip bozuyor, cilt yaşlanması, lekeler ve deri kanserlerinin gelişimine sebep oluyor" ifadelerini kullandı. Cilt lekeleri ve DNA hasarı Güneş ışığının farklı dalga boylarında ışınlar içerdiğini ve bunların cilt üzerindeki etkilerinin farklı olduğunu belirten Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, şöyle konuştu: "Güneş ışığı dediğimiz ışık aslında farklı ışın cinslerini bir arada içeren bir buket gibidir. Ultraviyole (morötesi) ışıklar, bu buketteki önemli ışık gruplarından sadece biri ve dalga boylarına göre Ultraviyole-A (UVA), Ultraviyole-B (UVB) ve Ultraviyole-C (UVC) olarak üç grupta incelenirler. UVC ve UVB’nin büyük bir kısmı yeryüzüne ulaşamıyor. D vitamini sentezinden, güneş yanıkları, cilt yaşlanmasına, lekeler, bağışıklık sistemi zayıflaması ve deri kanserlerine kadar birçok etkiden de UV ışıkları sorumlu. Bronzlaşma dediğimiz olgu, aslında derinin UV ışığına karşı kendisini ve DNA’larını korumak için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. UV ışıkları deride yer alan renk hücreleri başta olmak üzere tüm hücrelerini etkileyerek yapılarının bozulmasına neden olur. Bu bozulma sonucu lekeler ve deri kanserleri gelişebilmektedir. Hücre yapısının ne kadar bozulduğuna ve kişinin güneşle olan ilişkisine göre lekeler kalıcı karakter de kazanabilirler. Güneş ışığının en korktuğumuz yan etkisi deri hücrelerinde DNA hasarına yol açabilmesidir. DNA hasarı gelişen alanlarda deri kanseri gelişme riski yüksektir." Her mevsimde, her hava koşulunda güneş kremi Güneşten korunmada en etkili yöntemlerden birinin güneş koruyucu ürünler olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Bu konuda güneşten koruyucu ürünler en önemli yardımcı. Güneşten koruyucu ürünleri, mevsim ve hava koşulları gözetmeksizin her gün kullanmak gereklidir. Unutmayalım ki UV ışıkları hava nasıl olursa olsun, her mevsim, içerisi - dışarısı, gölge - açık alan her ortamda cilde etki edebilir. Ayrıca UV’nin tek kaynağı güneş de değil. Günlük hayatta, çalışılan kapalı ortamlarda bile UV üretebilen ışıklandırma sistemleri mevcut" açıklamasında bulundu. Solaryum, güneşten daha masum değil Bronz bir ten hayaliyle tercih edilen solaryumun da en az güneş ışığı kadar zararlı olduğunu belirten Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Solaryumun verdiği yapay ışık da ciltte DNA hasarına yol açabilir. Ayrıca ’Bronzlaştım, artık güneş zararlı gelmez’ gibi yanlış bir algı yaratması da riski artırıyor" şeklinde konuştu. Cilt tipine göre güneşin etkilerinin değişebileceğine de dikkat çeken Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Açık tenli bireyler, koyu tenlilere göre güneşin zarar verici etkilerine daha kısa sürede maruz kalabilir. Bu nedenle güneşte kalma süresi belirlenirken deri rengi önemli bir kriter olmalıdır" dedi. Ultraviyole İndeksi’ni takip edebilirsiniz Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, sözlerini şöyle tamamladı: "Güneş ışıklarının yeryüzüne en dik ulaştığı, dolayısıyla en çok UV’ye maruz kalınabilen saatler öğlen saatleridir. Bulunduğumuz konum ve özellikle yaz mevsimi göz önüne alındığında 10.00-16.00 saatleri arasıdır. Daha etkin bir koruma için Ultraviyole İndeksi (UVİ) takip edilmeli. UVİ, güneşin o günkü konumunuzda ve hava koşullarında size ne kadar zarar verebileceğini belirten sayısal bir değerdir. Bu değer, meteroloji tarafından saatlik ve günlük olarak hesaplanıp yayınlanıyor. Güneşe maruz kalınacak zaman seçilirken cep telefonlarının hava durumu kısmından çok kolay ulaşılabilecek bu değeri takip etmek pratik bir uygulama olabilir. Dışarıya çıkarken korunma tedbirlerini almayı ve güneşte kalma sürelerimizi olabildiğince kısa tutmayı unutmayalım."
Bafra Devlet Hastanesi’nde NRP Yenidoğan Canlandırma Eğitimi
27 Mayıs 2025 Salı - 11:59 Bafra Devlet Hastanesi’nde NRP Yenidoğan Canlandırma Eğitimi Samsun Bafra Devlet Hastanesinde, Yenidoğan Canlandırma Programı (NRP) kapsamında eğitim düzenlendi. Bafra Devlet Hastanesinde, bebeklerin sağlıklı bir başlangıç yapabilmesi adına önemli bir adım atıldı. Yenidoğan Canlandırma Programı (NRP) kapsamında düzenlenen eğitim, Samsun İl Sağlık Müdürlüğü, 19 Mayıs Üniversitesi ve Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli alanında uzman sağlık personelleri tarafından verildi. Hastane yönetimi, özellikle yenidoğan ve yoğun bakım alanlarında görev yapan tüm personelin NRP sertifikasına sahip olduğunu belirtti. Konuyla ilgili açıklama yapan Bafra Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm.Dr. Alaiddin Domaç, "Yeni doğan bebeklere temas eden tüm sağlık çalışanlarımızın bu eğitimi alması için gerekli girişimlerde bulunmaktayız. Bu sayede doğum sonrası yaşanabilecek hayati riskleri en aza indirmeyi hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. Bafra Devlet Hastanesi, Samsun genelinde bu eğitimi düzenleyen ilk ilçe hastanesi olma özelliğini taşıyor. Eğitim için hastane bünyesinde interaktif bir alan oluşturularak katılımcıların uygulamalı öğrenme sürecine katkı sağlandı. Yenidoğan bebeklerin yaşamlarının ilk dakikalarının kritik olduğuna dikkat çeken uzmanlar, bu eğitimin doğum sonrası bebek sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. "Her doğan bebek sağlıklı bir geleceğin temelidir" anlayışıyla hareket eden Bafra Devlet Hastanesi, bu tür eğitimlerle hem sağlık hizmetlerinin kalitesini yükseltmeyi hem de bölge halkına daha güvenli bir sağlık ortamı sunmayı amaçlıyor.
Böbrek hastaları gereksiz ilaç ve takviyeden uzak durmalı
27 Mayıs 2025 Salı - 11:55 Böbrek hastaları gereksiz ilaç ve takviyeden uzak durmalı Kronik böbrek hastaları için tavsiyelerde bulunan Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Mansur Kayataş, "Kan basıncı ve kan şekerinin kontrol altında tutulması ve hedef değerlerin tutturulması önemlidir. Yeterli, sağlıklı ve dengeli su tüketilmelidir. Gereksiz ilaç ve içeriği tam tahmin edilemeyen bilinçsiz takviye kullanımından sakınılmalıdır. Fazla tuzlu ve proteinli et ve işlenmiş et tüketimi sınırlanmalıdır. Bunun dışında sebze, meyve, tam tahıllar ve sağlıklı yağ tüketilmeli; kurşun, cıva gibi ağır metaller ile pestisit ve boya maddeleri içerebilecek gıdalardan uzak durulmalıdır" dedi. Medical Park İzmir Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Mansur Kayataş, kronik böbrek hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Böbreklerin kandaki atık maddeleri ve fazla sıvıyı süzerek idrarla dışarı atan, sıvı-elektrolit, asit-baz dengesini sağlayan, kan basıncını düzenleyen, D vitaminini aktif eden ve kemik iliğinde kırmızı kan hücrelerini uyaran bir hormon olan eritropoetinin üretildiği organlar olduğunun altını çizen Prof. Dr. Mansur Kayataş, "Kronik Böbrek Hastalığı (KBH), böbreklerin işlevlerini kademeli olarak kaybettiği, genellikle aylar veya yıllar içinde ilerleme özelliği olan kalıcı (müzmin) bir sağlık sorunudur" şeklinde konuştu. "Riski artıran etkenler" Kronik böbrek hastalığında en sık nedenin diyabet (şeker hastalığı), ikinci sıradaki nedeninin ise hipertansiyon olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kayataş, "Ayrıca glomerülonefritler, polikistik böbrek hastalığı gibi kalıtsal hastalıklar, uzun süreli idrar yolu tıkanıklıkları, sık tekrarlayıcı idrar yolu enfeksiyonları, böbrek ve idrar yollarının taş hastalığı, nefrotoksik ilaçlar (bazı ağrı kesiciler, bazı kanser ilaçları, bazı ağır metaller, uzun süreli lityum vb.), bağ dokusu hastalıkları ve kalp damar sistemi hastalıkları sık karşılaştığımız nedenlerdir. Öncelikle yeterince tedavi edilmemiş diyabet ve hipertansiyonu olan hastalar risk altındadır. Bu kişilerin dışında uzun süreli ağrı kesici kullanan, bağ dokusu (romatizmal) hastalığı olanlar, kalp damar sistemi hastalığı olanlar, kanser tedavisi gören hastalar ile ileri yaş ve ileri obezitesi olan hastalar risk grubuna dâhil edilmelidirler" ifadelerini kullandı. "Hastalığın gelişip gelişmemesi genetik faktörlerle ilişkili" Genetik faktörlerin hastalığa etkisinden bahseden Prof. Dr. Kayataş, "Genetik faktörler her böbrek hastalığında ön planda olmamasına rağmen bazı böbrek hastalıklarında hem hastalığın ortaya çıkışında hem de ilerleyişinde önemli rol oynayabilir. Özellikle bazı bireylerde çevresel risk faktörleri (örneğin hipertansiyon, diyabet) olsa bile hastalığın gelişip gelişmemesi veya ne kadar hızlı ilerleyeceği, genetik yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Genetik testler, rutin bakılması gereken testler değildir; ancak özellikle erken yaşta ortaya çıkan, ailesel öyküsü olan ya da nedeni açıklanamayan glomerülopatilerde tanıya katkı sağlayabilir. Ayrıca, nakil sonrası hastalık nüksü (tekrarlaması) riski olan bireylerin belirlenmesinde de önemlidir" dedi. "Yorgunluk ve halsizlik görülebilir" Hastalığın başlangıcında kişinin herhangi bir yakınması olmayabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Kayataş, hastalık ilerlediğinde ise yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, idrarda azalma ya da köpüklenme, bacaklarda, ayaklarda şişlik, kaşıntı, nefes darlığı, anemi (kansızlık) ve yüksek tansiyon gibi belirtilerden biri veya birkaçı olduğunda hastanın hekime başvurabileceğini dile getirdi. Tanının nasıl yapıldığından bahseden Prof. Dr. Kayataş, "Herhangi bir nedenle rutin yapılan biyokimya tetkiklerinde (üre, kreatini, böbreğin süzme fonksiyonunu gösteren GFR-glomerüler filtrasyon hızı), idrar (idrarda protein kaçağı, hücre ve silendir) ve böbrek ultrasonografisindeki anormallikler ile tanı konulmaktadır. Bazı hastalara böbrek biyopsisi gerekmektedir. Erken tanı ile hastalığı ortaya çıkaran nedenler erkenden tespit edilerek, bu nedenlerin etkin tedavisi ile hastalığın ilerleyişinin yavaşlatılması, durdurulması hatta geriletilmesi mümkün olabilmektedir" diye konuştu. "Diyet hastalığın ilerlemesini yüzde 20 oranında yavaşlatabilir" Diyet ve yaşam tarzı değişiklilerinin hastalıktaki etkisine değinen Prof. Dr. Kayataş, şu bilgileri paylaştı: "Diyet, sıvı dengesinin sağlanması, ilaç tedavileri ve yaşam tarzı değişiklikleri gibi yöntemler ile hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak, semptomları hafifletmek ve yaşam kalitesini artırmak mümkündür. Örneğin, diyet hastalığın ilerlemesini yüzde 20-30 oranında yavaşlatabilir. Multidisipliner yaklaşım ( nefrolog, diyetisyen, aile hekimi, bazen kardiyolog) bu hastalarda diyalize geçiş süresini yıllarca erteleyebilmektedir. Genel olarak tuz (bazı istisnai durumlar hariç, genelde günlük 2-3 gram sodyum içerikli ) ve proteinden kısıtlı bir diyet uygulanırken; bazı evrelerde fosfor ve potasyum kısıtlaması da diyette gerekli olabilir. Sigaranın kesilmesi ve alkolün azaltılması, düzenli egzersiz, kişi obez ise sağlıklı bir kiloya ulaşma, stres yönetimi gibi yaşam tarzı değişiklikleri de kronik böbrek hastalarının yönetiminde önemlidir." "Böbrek sağlığına iyi gelen öneriler" Böbrek hastalığından korunmak için nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Kayataş, "Kan basıncı ve kan şekerinin kontrol altında tutulması, hedef değerlerin tutturulması önemlidir. Yeterli, sağlıklı ve dengeli su tüketilmesi, gereksiz ilaç ve içeriği tam olarak tahmin edilemeyen bilinçsizce takviye kullanımından sakınılması gerekir. Fazla tuzlu ve proteinli et ve işlenmiş et tüketiminin sınırlanması, sebze, meyve, tam tahıllar ve sağlıklı yağ tüketilmesi, kurşun, cıva gibi ağır metaller ile pestisit ve boya maddeleri içerebilecek gıdalardan uzak durulmasına özen gösterilmelidir. Obeziteden korunma ve böbrek yükünden kaçınmak için ideal kiloyu korumaya yönelik uygulamalar böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken durumlardır" şeklinde konuştu. "Çok yönlü bir yaşam tarzı ve tedavi uyumu gereklidir" Kronik böbrek hastalığında tedavi sonrası dikkat edilmesi gerekenlerden bahseden Prof. Dr. Kayataş, "Çok yönlü bir yaşam tarzı ve tedavi uyumu gereklidir. Tıbbi takip ve tedaviye uyumun iyi düzeyde olması gerekir. Nefroloji uzmanı takibi düzenli aralıklarla sürdürülmelidir. İlaçlarını düzenli ve doğru bir şekilde kullanması gerekir. Kan basıncı, diyabeti olanlarda kan şekeri ve böbrek fonksiyon testleri düzenli olarak baktırmalıdır" dedi.
Astımı grip ile karıştırmayın
27 Mayıs 2025 Salı - 11:37 Astımı grip ile karıştırmayın Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Karaduman, astımın grip ile karıştırıldığını kaydederek, "Astım önlenebilir ve toplum tarafından iyi tanımlanması gereken kronik bir hastalıktır" dedi. Kayseri Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Karaduman, astım ile ilgili bilgiler vererek, önemli uyarılarda bulundu. Astımın belirtileri ile gribin benzerlik gösterdiğini kaydeden Karaduman, "Astım tüm dünyada 340 milyon civarında gözüken kronik hava yolu hastalığıdır. Ülkemizde yaklaşık 4-5 milyon kişi de bu hastalık görülmektedir. Hem çocuklarda hem de erişkinlerde bu hastalığı izlemekteyiz. Genel de hastalarımız atak halinde bize başvurularında bu tanıları almaktadır. Öksürük, nefes darlığı, hışırtılı solunum ve göğüste daralma hissi şikayetlerde ön plana çıkmaktadır. Astım aslında önlenebilir ve toplum tarafından iyi tanımlanması gereken kronik bir hastalıktır. Genelde hastalarımız bu tanıyı yanlış yorumlayıp gribal bir enfeksiyon geçirdiklerini düşünmektedirler. Göğüs hastalıkları uzmanına başvurduklarında tedavi tarafımızca düzenlenmekte ve kontrol altına alınıp hasta-doktor uyumu çerçevesinde mutlu bir şekilde hayatlarını yaşamaktadırlar" ifadelerini kullandı. Vatandaşlara uyarılarda bulunan Karaduman, "Özellikle ev hanımlarının çamaşır sularını kullanmaları ve tütün tüketimi ön plana çıkmaktadır. Bunlardan uzak durmalarını şiddetle öneriyoruz. Astımla alakalı hastalarımızda yaşadığımız en önemli problemlerden biri de solunum yoluyla aldıkları cihazlara tam olarak uyum sağlayamamalarıdır. Servislerimizde buna özellikle önem gösteriyoruz. Bu hastalıkta öksürüğün süresi bizim için çok önemlidir. 3 haftayı geçen öksürüklerde astım şüphesi ortaya çıkıyor. Bunun uzun süreli olmasını da bekleriz. Eğer üst solunum yolu enfeksiyonunun üzerine kalıcı enfeksiyon kaldıysa astımla alakalı testlerimizi yapıyoruz" diye konuştu.
Akıllı ilaçla dördüncü evre iki kanseri yendi
27 Mayıs 2025 Salı - 11:12 Akıllı ilaçla dördüncü evre iki kanseri yendi İzmir’de yaşayan Banu Öğüt, gördüğü tedaviyle 4’üncü evre yumurtalık ve rahim ağzı kanserini yendi. Kendisi gibi hasta olan birçok kişi bulunduğuna değinen Öğüt, "Kesinlikle tedaviye sırtlarını dönmesinler, çünkü bu süreç biraz zorlu bir süreçtir, insan psikolojik olarak çok düşüyor. Çaresi olan herkes tedaviye devam etsin" dedi. İzmir’de yaşayan ve bir çocuk annesi olan Banu Öğüt (32), 2022 yılında vücudundaki çeşitli şikayetler nedeniyle rahim ağzı ve yumurtalık kanseri tanısı aldı. Teşhisin ardından etkili bir tedaviye ulaşamayan Öğüt, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Elvina Almuradova ve ekibi tarafından tedavi altına alındı. Öğüt, hastalığın dördüncü evrede teşhis edilmesi nedeniyle umutsuzluğa kapılsa da ailesinin desteği, uygulanan kemoterapi ve akıllı ilaç tedavisi sayesinde 2,5 yıl süren zorlu bir sürecin ardından kanseri yenmeyi başardı. Teşhisin ardından tedavi sırasında zor süreçler geçirdiğini ifade eden Öğüt, "2022 yılında tanı aldım, bunun üzerine bir ameliyat geçirdim. Ardından çeşitli tedaviler gördüm ama hastalık tam olarak bitmedi. Daha sonra gördük ki bu tedavi de fayda etmedi. Sonrasında Elvina Hocam’ın teşhisiyle akıllı ilaç tedavisine başladık. Onun tedavisiyle birlikte fayda gördüm, hastalığım gerilemeye başladı. Yaklaşık 2-2,5 yıldır bu tedaviyi görüyorum. Şu an hastalığım tamamen bitmiş durumda. Önümüzdeki süreçte ilacım kesilecek, artık devam etmeyeceğiz. Bu işlemin ardından doktorumla görüştüğümüzde, tedavimin başarılı olduğunu söylediğinde çok mutlu oldum. Benim gibi hasta olan birçok insan varsa kesinlikle tedaviye sırtlarını dönmesinler, çünkü bu süreç biraz zorlu bir süreçtir, insan psikolojik olarak çok düşüyor. Çaresi olan herkes tedaviye devam etsin" ifadelerini kullandı. Dr. Almuradova: "Hastalığı 4’üncü evredeydi" Hastası Banu Öğüt’ün kendisine başvurduğunda umudunu kaybetmiş bir durumda olduğunu vurgulayan Can Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Elvina Almuradova, "Banu Hanım’a hem yumurtalık hem de rahim kanseri tanısı konulmuştu. Hastamız ilk tanı anında birkaç ameliyat geçirdi, ardından ilaçlı tedaviye başlandı. İlk tedavi süreci tamamlandıktan sonra hastalık tekrar ortaya çıktı ve başka organlara da sıçradı, farklı ilaçlarla tedavi sürdürüldü. Benim gördüğümde artık dördüncü evreye gelmiş, umudunu yitirmiş bir durumdaydı. Güzel olan taraf ise, böyle bir dönemde yapılan özel kalıtsal incelemelerle tespit edilen bir değişim sayesinde hedefe yönelik ilaçlara ve bağışıklık sistemini harekete geçiren tedavilere uygun olduğunun görülmesiydi. Her kanser türünde olmasa da bazılarında hala bir dönüm noktası mümkün olabiliyor; bizim hastamızda da bu şekilde oldu. Yapılan incelemelerde bağışıklık sistemini güçlendiren ve tümöre özgü etkili ilaçlara çok iyi yanıt verebileceği anlaşıldı ve bu tedaviye başladık. Tedaviye 2,5 yıl önce başladık ve ilk 6 ayın sonunda yapılan görüntülemelerde hastalığın tamamen gerilediği görüldü. Bu kadar iyi yanıt alınmasına rağmen tedaviye bir süre daha devam ettik. Artık tedaviyi sonlandırıp hastamızı düzenli aralıklarla izlemeye almayı planlıyoruz" sözlerini kullandı.
Küçük gözlerde büyük tehdit: Ekran süresi kontrol altına alınmalı
27 Mayıs 2025 Salı - 11:02 Küçük gözlerde büyük tehdit: Ekran süresi kontrol altına alınmalı Çocuklar başta olmak üzere herkesin ekran süresine dikkat etmesi gerektiğini belirten Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aysel Pelit, ekran süresinin kontrolsüz artışının uyku sorunları, sosyal etkileşimde azalma, obezite, dikkat eksikliği ve özellikle göz sağlığı üzerinde ciddi tehditler oluşturduğunu söyledi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aysel Pelit, Adana Başkent Okullarında "Dijital Çağda Ekran Süresinin Çocuk Göz Sağlığına Etkileri" başlıklı kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. 4, 5, 6 ve 7. sınıf öğrencilerine yönelik canlı ve çevrimiçi olarak yapılan sunuma, öğretmenlerin de katılımıyla yaklaşık bin 500 kişi yer aldı Dijital çağın çocukların yaşamına etkilerini çok yönlü olarak değerlendiren Prof. Dr. Pelit, dijital araçların bilgiye erişimi kolaylaştırarak eğitim ve öğrenme süreçlerini desteklediğini, çocukların yeni beceriler kazanmasına ve gelişmesine katkı sağladığını vurguladı. "Ekran süresinin artışı ciddi tehditler oluşturuyor" Bilinçsiz ekran kullanımı nedeniyle ortaya çıkan olumsuzluklara da dikkat çeken Pelit," Ekran süresinin kontrolsüz artışı, uyku sorunları, sosyal etkileşimde azalma, obezite, dikkat eksikliği ve özellikle göz sağlığı üzerinde ciddi tehditler oluşturuyor. Ekranlardan yayılan mavi ışık, melatonin hormonunun salgılanmasını baskılamakta ve geç saatlere kadar ekrana maruz kalan çocuklarda uykusuzluk, bağışıklık sisteminde zayıflama ve dikkat dağınıklığı gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Sosyal izolasyon, depresyon, anksiyete ve kötü sosyal ilişkiler gibi psikolojik etkiler de uzun ekran süresiyle ilişkilendirilirken; fiziksel hareketsizlik ve kötü yaşam alışkanlıkları çocukluk çağı obezitesinde artışa neden olmaktadır. Dijital platformlarda maruz kalınan içerikler, zihinsel kapasiteyi etkilemekte ve dikkat eksikliği oluşturabilmektedir. Oxford Sözlüğü’nün 2024 yılı kelimesi olarak seçtiği ’beyin çürümesi terimi’, bu durumu özetler niteliktedir"dedi. "Dijital çağda çocuk göz sağlığı alarm veriyor" Prof. Dr. Aysel Pelit, göz sağlığı açısından ekran süresinin uzunluğu çocuklarda başta göz kuruluğu, dijital göz yorgunluğu, gözde kayma ve miyopi gibi sorunlarla birlikte, gözde kızarıklık, batma hissi, baş ağrısı, bulanık görme, ışığa hassasiyet gibi rahatsızlıklara da neden olduğunu belirtti. Pelit"Miyopi, ekran çağının en büyük göz sağlığı problemi olarak öne çıkıyor. Günümüzde dünya nüfusunun yüzde 28’i miyopken, 2050 yılında bu oranın yüzde 50’ye ulaşacağı öngörülüyor. Miyopun olumsuz etkileri arasında katarakt, retina dekolmanı, miyopik makula dejeneresansı ve glokom gibi hastalıkları sayabiliriz. Uzun süreli yakın mesafe ekran kullanımı, gün ışığında yeterince vakit geçirmemek, az uyumak, karanlıkta ekran kullanımı ve sürekli kapalı ortamda bulunmak miyopinin oluşumunu ve ilerlemesini etkileyen faktörler arasında sayılabilir. Yapılan bilimsel çalışmalarda, yeterli uyku alan ve açık havada vakit geçiren çocukların miyopi riskinin belirgin şekilde azaldığı görülmüştür" şeklinde konuştu. "Aileler ve eğitimcilere büyük iş düşüyor" Çocukların dijital çağın imkanlarından faydalanabilmesi için dengeyi sağlamanın önemine vurgu yapan Prof. Dr. Pelit, teknolojinin bilinçli ve kontrollü kullanımı, belirli aralıklarla hekim kontrolü ile göz sağlığı korunabilir. Miyopi kontrolünde özellikle davranışsal değişiklikler için ebeveynlerin daha bilinçli olması gerekmektedir. Göz hekimlerinin önerdiği optik çözümler ve damla tedavileri özellikle küçük yaş gruplarında uygulanması zor olabilmektedir. Aileleri ve eğitimcileri ekran sürelerinin düzenlenmesi konusunda daha duyarlı olmaya davet ediyorum"diyerek sözlerini tamamladı.
Diş tedavisinde gelinen noktayı anlattılar
27 Mayıs 2025 Salı - 10:43 Diş tedavisinde gelinen noktayı anlattılar Avrasya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dişçilik Hizmetleri Bölümü Diş Protez Teknolojisi ve Ağız ve Diş Sağlığı Programları II. Protetik Restorasyonlarda Güncel Yaklaşımlar Sempozyumunu gerçekleştirdi. Ömer Yıldız Yerleşkesi’nde gerçekleşen sempozyumun açılışına Rektör Prof. Dr. Mahir Kadakal, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yavuz Özoran, Genel Sekreter Gülay Yeniçeri, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Eren Urtekin, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Sempozyumda konuşan Dişçilik Hizmetleri Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Zafercan Hızarcı "Diş hekimliğinde estetik, fonksiyon ve biyo-uyumluluk artık birbirinden ayrılmaz üç temel unsur haline gelmiştir. Özellikle protetik restorasyonlar, yalnızca bir dişin değil, bir yaşam kalitesinin yeniden inşası anlamına geliyor. Gelişen teknoloji ve dijitalleşme ile birlikte artık sabit ve hareketli protezlerde çok daha hassas, kişiselleştirilmiş ve uzun ömürlü çözümler sunabiliyoruz. Bu sempozyumun, alanında uzman akademisyenler ve sektör temsilcilerinin katkılarıyla öğrencilerimize ve tüm katılımcılara güncel bilgi birikimini aktaran çok değerli bir platform olacağına inanıyorum. Avrasya Üniversitesi olarak, uygulama temelli, etik değerlere bağlı ve sektörel yeniliklere açık bir eğitim anlayışını benimsiyoruz. Bu anlayışın bir sonucu olarak, Dişçilik Hizmetleri bölümümüz, 2024-2025 akademik yılında yüzde 100 doluluk oranına ulaşmış; başarı sıralamasında ise geçen yıla göre kayda değer bir yükseliş göstermiştir. Bu bizler için sadece sayısal bir başarı değil, aynı zamanda topluma daha yetkin teknikerler kazandırmanın bir göstergesidir. Dişçilik Hizmetleri bölümü olarak, yalnızca protez uygulamaları yapan değil, aynı zamanda klinik süreçlere teknik destek sunan teknikerler de yetiştiriyoruz. Böylelikle diş hekimliği pratiğinin her aşamasında etkin rol alacak, hem teknolojik gelişmeleri takip eden hem de hasta merkezli düşünen mezunlar yetiştirmeyi hedefliyoruz. Bu anlamda, öğrencilerimizin bugün burada sadece izleyici değil, aynı zamanda geleceğin uygulayıcıları ve geliştiricileri olarak bulunmaları son derece kıymetlidir" dedi. Sempozyumun açılışında sempozyum başkanı Avrasya Üniversitesi Öğr. Üyesi. Prof. Dr. İbrahim Duran "Diş Tasarımında Denge: Estetik ve Fonksiyon" konulu konferansı ile katılımcılara bilgiler verirken, Dr. Öğr. Üyesi Halil Sındıraç "Çene Ekleminde Sessiz Tehdit: TME Bozuklukları" Dr. Öğr. Üyesi Muhammet Safa Taşan "Bir Eklemin Ötesi: TME Problemlerinde Tanıdan Tedaviye" Dt. Hüseyin Karacabey "Dental Fotoğrafçılık: Başarıya Götüren İpuçları" Dr. Öğr. Üyesi Nesim Şahin "Gelenekselden Dijitale: Ölçü Tekniklerinin Evrimi" Dpt. Ahmet Karataş "Dişe Sanat Katmak: 3 Boyutlu Monolitik Restorasyonlarda Boyama Teknikleri" Arş. Gör. Mücahit Güner "Dijital Ölçü Sistemleri: Geleceğin Diş Teknisyenliği" konulu sunumları ile sempozyuma katkı sundular.