SAĞLIK
Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:59:13 Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:57 Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. (ST-TB-
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41 Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21 8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Stresle başa çıkmanın yolu: Stresin kaynağını tespit etmek
27 Mayıs 2025 Salı - 10:05 Stresle başa çıkmanın yolu: Stresin kaynağını tespit etmek Günlük yaşamın getirdiği zorluklar, bireylerde fiziksel ve ruhsal belirtilerle stres durumlarına neden oluyor. Psikiyatri uzmanları, stresin kalp çarpıntısı, titreme, nefes darlığı, uykusuzluk, yüksek tansiyon ve nabız gibi fiziksel belirtilerinin yanı sıra hazımsızlık ve iştah kaybı gibi sindirim sorunlarına da yol açtığını belirtiyor. Günlük yaşamın getirdiği zorluklar, bireylerde hem fiziksel hem ruhsal belirtilerle kendini gösteren stres durumlarına neden oluyor. Psikiyatri uzmanları, stresin kalp çarpıntısı, titreme, nefes darlığı, uykusuzluk, yüksek tansiyon ve nabız gibi fiziksel belirtilerinin yanı sıra hazımsızlık ve iştah kaybı gibi sindirim sorunlarına da yol açtığını belirtiyor. Ruhsal olarak ise kaygı, huzursuzluk, sıkıntı, bunaltı, depresyon, içe kapanma ve öfke nöbetleri gibi duygusal dalgalanmalar gözlemleniyor. Bazı kişiler ise bu süreçte alkol veya madde kullanımına yönelebiliyor. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Dr. Öğretim Üyesi Psikiyatri Uzmanı Kübra Orman, stresle başa çıkmanın ilk adımının farkındalık olduğunu belirterek, kişinin yaşadığı durumu anlaması, stresin kaynağını tespit etmesi ve buna göre çözüm yolları geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Orman, bu süreçte uyku düzeninin sağlanması, dengeli ve sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve yürüyüş yapılması, hobiler edinilmesi ve sosyal faaliyetlere katılmanın yanı sıra meditasyon ve gevşeme egzersizleri ile hayvanlarla vakit geçirmenin önemli yöntemler arasında yer aldığını ifade ederek, olumlu bir bakış açısı benimsemek ve kendini geliştirmeye, yeni şeyler öğrenmeye açık olmak da stres yönetiminde etkili olduğunu söyledi. Bazı durumlarda bireylerin stresle kendi başlarına başa çıkmakta zorlanabileceğini de belirten Orman, bu durumda profesyonel destek alınmasının önemine dikkat çekerek, "Psikiyatri polikliniklerine başvuran hastalarda uyku bozuklukları, kaygı, iştahsızlık ve öfke kontrolü problemleri sıklıkla görülüyor. Genç erişkinlerde geç yatıp geç kalkma, yoğun kaygı ve odaklanma sorunları yaygınken, ileri yaş grubunda uykuya dalamama, erken uyanma ve yalnızlık hissi ön plana çıkıyor. Her iki yaş grubunda da psikolojik destek ihtiyacı artıyor" dedi. Dr. Öğretim Üyesi Psikiyatri Uzmanı Kübra Orman stresin yönetilebilir bir süreç olduğunu ve yardım almaktan çekinilmemesi gerektiğini kaydederek, psikolojik destek almanın zayıflık değil sağlıklı bir adım olduğunu söyledi.
Günde kullandığı 12 ilaçtan tek tedaviyle kurtuldu
27 Mayıs 2025 Salı - 09:58 Günde kullandığı 12 ilaçtan tek tedaviyle kurtuldu Medicana International Ankara Hastanesi’nde ileri evre Parkinson hastalarına yönelik nöroloji ve gastrenteroloji bölümlerinin iş birliğiyle Levodopa-Karbidopa İntrajejunal Jel (LCIG) uygulamaları yapılmaya başlandı. Babası 10 senedir Parkinson hastası olan Ümit Turgut, "Tedaviye başlamadan önce günlük 10-12 ilaç kullanırken şu an sadece bir kaset jel kullanıyoruz" dedi. Parkinson hastalarına yönelik dünya çapında etkinliği kabul edilen Levodopa-Karbidopa İntrajejunal Jel (LCIG) tedavisi Medicana International Ankara Hastanesi’nde gerçekleştirildi. Ağız yoluyla alınan ilaçların çok sayıda ama yetersiz olduğu durumlarda bu tedavi ile bir bağırsak tüpü takılıyor ve tüpün dışarıda kalan ucuna apomorfin pompası bağlanarak hastaya ilaç yerine jel buradan veriliyor. İleri seviye Parkinson tedavisinde dünyada son yıllarda yaygın kullanılan bu tedavi yöntemi, Türkiye’de sayılı merkezde yapılabiliyor. "İlacı hastanın bağırsağından vermeye başladık" Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Müge Kuzu Kumcu, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada Hasan Turgut’un 10 senedir Parkinson hastası olduğunu belirterek "Levodopa, Karbidopa, İntestinal Jel tedavisi Parkinson’da altın standart olarak kullanılan bir tedavi. Biz bağırsağın ‘jejunum’ denilen ilk kısmından yani ilaçların emildiği bölgeden sürekli bir şekilde kesintisiz tedaviyi uygulamayı planladık. Bunun için bir peg yardımı ile pegin ucunu bağırsağın ucuna yerleştirdik. Böylelikle biz sürekli olarak bu ilacı bir kaset yardımıyla minik minik hastanın bağırsağından vermeye başladık ve bu sayede hastanın iyilik halinin devamlılığını planladık" diye konuştu. Doç. Dr. Kumcu, ağız yoluyla alınan ilaçların yeterli olmadığı anlarda bu tedavi yönteminin kullanıldığını dile getirerek, hedeflerinin hastanın iyilik halinin sürekliliğini sağlamak olduğunu aktardı. Jel tedavisinin her hastaya uygulanmadığının altını çizen Doç. Dr. Müge Kuzu Kumcu, "Yaştan fayda görmesi ve motor dalgalanmalarına ağızdan tedavilerle başa çıkılamaması gerekiyor" dedi. "2-3 hafta içinde hastayı istediğimiz düzeye getiriyoruz" Hasta Hasan Turgut’un durumunun ilk geldiği haline göre daha iyi olduğunu ve ilaç dalgalanmalarının azaldığını söyleyen Doç. Dr. Kumcu, "İlacın tedavi süreci devam ediyor. Önümüzdeki günlerde daha iyi olacağını düşünüyoruz. Vakit gerekiyor. Yavaş yavaş ilacı kanda istediğimiz konsantrasyonu çekerek en iyi hali sağlamaya başlıyoruz. Bunun için de sanırım 1-2 haftaya daha ihtiyacımız var. Genelde 2-3 hafta içinde hastayı istediğimiz düzeye getiriyoruz" ifadelerine yer verdi. "Parkinson bir son değil" Doç. Dr. Müge Kuzu Kumcu, bu tedavilerin hastanın durumunu en iyi seviyede tutan tedaviler olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu: "Parkinson hastalığı aslında bütün bir süreçte ilerleyici bir hastalık olduğu için kendilerini çok umutsuz hissediyorlar. Ama Parkinson bir son değil aslında. Biz bu hastaları en iyi seviyede tutarak, genel olarak bütün o semptomatik şikâyetlerini mümkün olduğu kadar minimale indirerek hayat kalitelerini artırmalarını ve normal bir hayat sürmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Bütün bu ekstra tedavilerin amacı da bu. Hastalığın ilerlemesini önleyemezsek de hastalığın etkilerini minimale indirip hastayı olacak en iyi halinde yaşamasına yardımcı olmayı sağlıyoruz." "Günde 10-12 ilaç kullanırken şu an sadece bir kaset jel kullanıyoruz" 10 senedir babasının hastalığıyla bizzat ilgilenen Ümit Turgut ise, babasını hem tedavi sürecinde hem de evde bakımı konusunda yalnız bırakmadığını belirtti. Jel tedavisinin geçen hafta uygulanmaya başladığını aktaran Turgut, hasta yakınlarının bu tarz tedaviler konusunda iyi araştırma yapması gerektiğine dikkati çekti. Belirli bir ilaç dozuna gelindikten sonra daha da ileriye gidilmediğini dile getiren Turgut, "Tedaviye başlamadan önce günlük 10-12 ilaç kullanırken şu an sadece bir kaset jel kullanıyoruz. Bu süreç hasta yakını olarak hem beni hem de babamı yıprattı" şeklinde konuştu. "Telaşa kapılmadan tedavi araştırılmalı" Hastalığın kendini gün içinde hafıza kaybına bağlı tekrarlamalar, yemede birtakım yutkunma bozuklukları gibi şikâyetlerle aşama aşama karşılarına geldiğini anlatan Turgut, "İlk önce kabullenme süreci yaşıyorsunuz. Çünkü benim babam dünyayı belki iki tur atmış bir insan. Yurt dışında elektrik elektronik mühendisi, yurt dışında çok büyük işlere imza atmış birisi ve bir anda bir bakıyorsunuz eve bağlanmış durumda ve istediği yaşam standardına sahip değil ve bu giderek de geriliyor. Bunları kabul etmek hem onun için çok zor hem bizim için çok zordu. Önemli olan burada telaşa kapılmadan çok iyi analizler yaparak, iyi tedavi yöntemleri ülkemizde var. Çok iyi nörologlar var. İyi araştırılıp hastaya en uygun tedavi protokolü oluşturulduğunda hem yaşam kalitesini hem yaşam süresini çok rahatlıkla artırabilecek tedbirleri alabiliyorsunuz" dedi. "Daha fazla yanıt elde etmek amaçlı uyguladığımız bir endoskopik durumudur" Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Karaahmet de nöroloji ekibiyle koordineli çalıştıklarından bahsederek, "Biz bunu, nöroloji ekibimizle birlikte önce mideye bir geçiş yaparaktan rutin yapılan hastalarda peg takılarak bu pegin içinden de yaklaşık olarak bir 75 santimetre bir kateter geçirip ince bağırsakların son kısmına bırakarak oraya belli saatlerde, belli sürelerde o ilacın direkt maruziyetiyle birlikte daha fazla emilimi, daha fazla yanıt elde etmek amaçlı uyguladığımız bir endoskopik durumudur" şeklinde konuştu. "Ne kadar hızlı bir şekilde iyileşmeyi sağlayabilirsek maddi ve manevi de büyük katkılar sunmuş oluyoruz" Prof. Dr. Karaahmet, "Kazanılan bu tecrübe, Parkinson hastalarında tedavi amaçlı ince bağırsaktan ilaç emilimini en üst düzeyde sağlamak amaçlı kullanmak tedavinin başarısını arttırmakta ve invaziv bir yöntem olduğundan oluşacak komplikasyonların yönetimini kolaylaştırmaktadır. Bazen endoskopik olarak da kontrol etmemiz gerekebiliyor. Ama hastanede kısa bir süreli yatışta hızlı bir şekilde müdahalelerde ve hasta yakınlarına planlar anlatıldıktan sonra yakın izlem, takip altında hastalardaki yanıt daha iyi olacağı kanısındayım. Özellikle Parkinson grubu, nöroloji, fizik tedavi ve diğer ek hastalıkları yönetecek grupların ortak hareket etmesi gereken gruplardır. Aileleri ve yakınları da süreçte çok yıpratan bir hastalık grubu. Ne kadar hızlı bir şekilde bu hasta gruplarında iyileşmeyi sağlayabilirsek maddi ve manevi de büyük katkılar sunmuş oluyoruz. Süreçlerin yönetiminde ekip olarak kalmak da en büyük fayda diye düşünüyorum" dedi.
Bursa Şehir Hastanesi’nden yanık vakalarına botokslu tedavi
27 Mayıs 2025 Salı - 09:50 Bursa Şehir Hastanesi’nden yanık vakalarına botokslu tedavi Bursa Şehir Hastanesinde yanık vakalarının tedavisinde botoks yöntemi ilk kez uygulandı. İki bacağında da derin yanık izleri bulunan 17 yaşındaki Cengiz Özgülmez, aldığı tedavi sonucu gözle görülür değişim olduğunu dile getirdi. 2017 yılında tiner tenekesinin patlaması sonucu vücudunda derin yanıklar meydana gelen Özgülmez, ikamet ettiği İzmir’de çeşitli tedaviler aldı. Aradan geçen 8 yılda bacaklarındaki yanık izleri geçmeyen Özgülmez, doktorunun tavsiyesiyle Bursa Şehir Hastanesi Yanık Merkezine başvurdu. Çocuk Yanık Sorumlusu Doç. Dr. Sabriye Dayı tarafından değerlendirilen Özgülmez’e lazer tedavisinin yanında botoks tedavisi uygulandı. Yaşadığı süreci aktaran Özgülmez, "Sabriye hanımdan bir kere lazer tedavisi gördüm. Bir de botoks tedavisi gördüm ve bana çok iyi geldi. Derilerde gözle görülür değişim var ve ben de kendimi çok iyi hissediyorum. Her iki ayağımda yanıklar var. Bacaklarımda botoks iğnesi yapıldıktan sonra lazer tedavisi uygulanıyor. Gözle görülür bir değişim var. Renkte büyük bir değişim var. Biraz ten rengine dönmeye başladı. Bu tedaviyle etlerim biraz daha yumuşadı. Bileklerim daha sertti. Sabriye hocam çok iyi geldi bana. Her şey için teşekkür ederim" şeklinde konuştu. İlk sonuçlar oldukça olumlu Genelde kozmetik alanda uygulanan botoks uygulamasını yanık vakalarında yeni bir tedavi yöntemi olarak kullanmaya başladıklarını belirten Bursa Şehir Hastanesi Yanık Merkezi Çocuk Yanık Sorumlusu Doç. Dr. Sabriye Dayı ise, ilk sonuçların oldukça olumlu olduğunu vurguladı. Hastalara bu yöntemi hangi durumlarda kullandıklarını açıklayan Doç. Dr. Dayı, "Kasılma ya da büzüşme durumu dediğimiz, eklemini kullanamama durumlarında kullandığımızda; o eklem fonksiyonunun oldukça iyi açıldığını gözlemekteyiz. Kontraktür (Kas esnekliği kaybı) dediğimiz olaylarda veya kaşıntıda da gerçekten çok faydasını görüyoruz. Ayrıca skar dediğimiz yanık sonrası oluşan, aşırı doku olan bölümlerde onların da inceldiğini, renginin normalleştiğini görmekteyiz. Hastalarımızdan bu yönde çok olumlu dönüşler anlamaktayız" dedi.
Sigara tüketiminde korkutan zirve: Türkiye’de kişi başına yılda 100 paket sigara düşüyor
27 Mayıs 2025 Salı - 09:41 Sigara tüketiminde korkutan zirve: Türkiye’de kişi başına yılda 100 paket sigara düşüyor Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, Türkiye’de 2024 yılında toplam 150 milyar 400 milyon dal sigara tüketildiğini belirterek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin sigara kullanımında dünya birincisi olduğunu vurgulayan Özkaya, "Yeni doğan bebekler dahil herkesin yılda 100 paket sigara içmiş kadar sigara içilmiş" dedi. Sigara kullanım ile ilgili bilgi veren Göğüs Hastalıkları Uzm. Prof. Dr. Şevket Özkaya, Dünya Sağlık Örgütü’nün "dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını" olarak ifade ettiği sigara, son yıllarda gelişmiş ülkelerde azalmakta iken, bizim gibi gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde tüketimi her geçen yıl artış göstermektedir. Toplumsal, ekonomik ve sosyokültürel etmenler nedeniyle nikotin bağımlılığı sık gelişebilmekle birlikte bugün biliyoruz ki Türkiye dünyada sigara tüketiminde zirveyi bırakmıyor. Yapılan araştırmalarda Türkiye’nin kişi başına düşen ortalama günlük sigara tüketim adedi sayısında 17,1 ile dünya birincisi. Bu rakam Yunanistan’da 15.7, İsrail’de 15.5 ile Japonya ve Avusturya’da 15.4 adet" diye konuştu. "Katranı gizleyerek bırakmayı önlüyorlar" Sigaradaki hile ile ilgili açıklamalarda bulunan Özkaya, "Bir dal sigara içildikten sonra, katranın izmarit üstünde bıraktığı bu sarı-kahverengi zift, kullanıcıların görüp tiksinerek sigarayı bırakmalarını önlemek yada sigaranın bu izmarit kısmından ellere bulasan ziftin, ellerde leke bırakmasını istemeyen kullanıcıların sigaradan uzaklaştıklarını gördükçe bir hileye başvurdular. Yeni sigaralarda, bu izmarit kısmını, yani sigaranın ziftini gösteren filtre kısmını daha derine gömerek, kullanıcıların bu zifti görmelerini ve ellerine bulaşarak tiksinmelerinin önüne geçmek için, sigara üzerinde değişik bir dizayn geliştirdiler. Şu an bu izmarit kısmı, sigaraların daha derinde ve görünmeyecek şekilde, uzatılmış izmarit ile karton sonlanma yaparak kullanıcıların bu tabloyu görmelerine engel oluyorlar. Ama bu yeni hile, sigara dumanına daha tübüler lineer akım oluşturarak daha doğrusal olarak akciğere daha fazla ulaşmasına neden oluyor ve bağımlı kişi sigaradan her nefes çekisinde sadece daha fazla nikotin alarak daha çok keyif almasının yanında, daha fazla kanserojen maddeleri ve katranı alarak daha fazla ölümcül tehlikeye maruz kalıyor. Bu daha hızlanan ve tübüler lineer akim haline gelen sigara dumanı akciğerlerimizin üst loblarına daha çok ulaşıyor ve bu katran görünümü artık akciğer tomografilerinde daha belirgin olarak görüyoruz. Sigaradaki bu son teknolojik yenilik, sigaradan daha fazla zevk alınmasına ve günlük stres etkisinden kaçmak için daha çok içilmesine neden oluyor. Açıklanan istatistik verilerine göre Türkiye’de 2024 yılında içilen sigara miktarının, tarihin en yüksek seviyesine ulaşarak rekor kırdı" ifadelerini kullandı.
Doğru tanı hastayı bir haftada ayağa kaldırdı
27 Mayıs 2025 Salı - 09:39 Doğru tanı hastayı bir haftada ayağa kaldırdı Adana’da 5 yıl önce düşerek omurga kırığı geçiren 83 yaşındaki Meral Erten, yıllarca süren bel ve bacak ağrılarının ardından Prof. Dr. Orhan Şen’in yaptığı fiziksel muayene sayesinde bir haftada sağlığına kavuştu. Daha önce birçok doktorun ameliyat önerdiği yaşlı kadının şikâyetlerinin, kasık bölgesinde oluşan ödemden kaynaklandığı ortaya çıktı. Erten, 5 yıl önce yaşadığı düşme sonucu belinde kırık oluştu. O dönemde ameliyat önerilen Erten’in ailesi, yaşı nedeniyle cerrahi müdahaleye sıcak bakmadı. Ancak ilerleyen süreçte artan ağrılar nedeniyle birçok kez farklı doktorlara başvurdu. Tüm hekimlerin ortak görüşü yine ameliyat yönünde oldu. Fizik tedavi yöntemlerinden de sonuç alınamayınca aile son olarak Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e başvurdu. "Bir haftada yürüyebilecek duruma geldi" İhlas Haber Ajansı’na konuşan Meral Erten’in oğlu Uğur Erten, annesinin yıllarca süren ağrıların ardından sonunda doğru tanıya ulaşıldığını belirtti. Erten, "Annemi yıllardır belindeki kırık nedeniyle ameliyat ettirmemiz söyleniyordu. Ancak yaşından dolayı hep çekindik. Ağrıları arttı, artık yürüyemez hale gelmişti. Fizik tedavi de çare olmadı. Orhan Hoca, annemi detaylı muayene etti. Ayaklarında güç kaybı olmadığını belirledi. Kasık bölgesine bastığında annem çığlık attı. Sorunun kırık değil, bu bölgedeki ödemden kaynaklandığını söyledi. Uyguladığı tedaviyle annem bir hafta içinde yürüyebilecek hale geldi" dedi. Meral Erten ise artık ağrılarının kalmadığını ve yeniden yürüyebildiğini ifade ederek, "Zor kalkıyor, adım atamıyordum. Doktor beyin muayenesi ve tedavisiyle şimdi iyiyim" diye konuştu. "Doğru tanının sırrı muayenede" Tedaviyi gerçekleştiren Prof. Dr. Orhan Şen ise, tanı sürecinin önemine dikkat çekti. Şen, "Hastamız bundan yıllar önce düşmüş ve omurgasında kırık oluşmuş. Sürekli ameliyat önerilmiş. Bize geldiğinde kasık bölgesinde ciddi ağrı vardı. Nörolojik muayenesinde kuvvet kaybı yoktu. Kasık bölgesine dokunduğumda şiddetli ağrısı olduğunu gördüm. Bu da genellikle o bölgedeki ödemden kaynaklanır. Medikal tedaviye başladık ve bir hafta içinde ağrıları geçti, yürümeye başladı. Buradaki en önemli nokta, sadece radyolojik görüntülere bağlı kalmamak. Hastayı mutlaka dinlemek, dokunmak ve muayene etmek gerekiyor. Doğru tanının sırrı muayeneden geçer" dedi.
‘Gece uykudan uyandıran kalp çarpıntısı masum değil’
27 Mayıs 2025 Salı - 09:36 ‘Gece uykudan uyandıran kalp çarpıntısı masum değil’ Gece uykudan uyandıran çarpıntıların dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Adnan Köşüş, "Uykudan uyandıracak kadar şiddetli bir çarpıntı, özellikle yapısal kalp hastalıkları, tiroit problemleri, ritim bozuklukları (aritmiler), anksiyete bozuklukları veya elektrolit dengesizliklerinin bir göstergesi olabilir" dedi. Birçok kişi zamanla kalp çarpıntısı yaşasa da, gece uykudan uyandıran çarpıntıların dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durum olduğunun altını çizen Medical Park Ordu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Adnan Köşüş, özellikle istirahat halindeyken ve uykuda ortaya çıkan kalp çarpıntılarının masum olmayabileceğine dikkat çekti. Uzm. Dr. Köşüş, bu tür çarpıntıların ciddi kalp ritim bozukluklarının habercisi olabileceği konusunda uyarılarda bulundu. "Gizli kalp ritim bozukluklarına dikkat" Kalp çarpıntısının kalbin normalden daha hızlı, düzensiz ya da güçlü atması olarak tanımlandığını dile getiren Uzm. Dr. Köşüş, gece görülen çarpıntıların en önemli nedenlerinden birinin ‘paroksismal supraventriküler taşikardi’ (PSVT) ve ‘atriyal fibrilasyon’ gibi ritim bozuklukları olduğunu ifade ederek, "Özellikle atriyal fibrilasyon gibi düzensiz ritim bozuklukları başlangıçta sessiz seyredebilir ancak ilerleyen dönemde felç ve kalp yetersizliği gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Uykudan çarpıntıyla uyanmak, bu bozuklukların ilk sinyali olabilir. Bu yüzden erken tanı hayat kurtarıcıdır" ifadelerine yer verdi. "Tansiyon, tiroit ve stres faktörü de göz ardı edilmemeli" Çarpıntının her zaman kalp kaynaklı olmayabileceğini de vurgulayan Uzm. Dr. Köşüş, "Hipertiroidi (tiroit bezinin fazla çalışması), anksiyete bozuklukları, kansızlık (anemi) ve aşırı kafein tüketimi gibi nedenler de gece çarpıntısına yol açabilir. Özellikle genç bireylerde panik atak veya stres kaynaklı uykudan uyanmalar çarpıntıyla karışabilir. Ancak burada önemli olan, kalp kaynaklı ciddi bir sorunun gözden kaçırılmamasıdır" diye konuştu. "Tanı konma süreci" Gece çarpıntılarının tanısı için 24 saatlik ritim kaydı (Holter monitörü), EKG ve kan tetkiklerinin temel araçlar olduğunu belirten Uzm. Dr. Köşüş, "Hastanın şikâyetlerini ayrıntılı dinledikten sonra ritim bozukluğu ihtimalini netleştirmek için EKG ve gerekirse holter cihazı ile takip yapılır. Eşlik eden tiroit hastalıkları, kansızlık ya da vitamin eksiklikleri de araştırılır. Tüm bu veriler bir araya getirilerek tedavi planı oluşturulur" ifadelerini kullandı. "Tedavi kişiye özel planlanmalı" Ritim bozukluklarının tedavisinde ilaç tedavileri, ablasyon işlemleri ve yaşam tarzı değişikliklerinin yer aldığını belirten Uzm. Dr. Köşüş, "Gece çarpıntısı yaşayan bireylerin mutlaka kardiyoloji uzmanına başvurması, altta yatan nedenin tespit edilmesi açısından hayati önem taşır. Özellikle ailesinde ani kalp ölümü öyküsü olan bireylerde bu durum göz ardı edilmemelidir. Eğer siz de gece çarpıntısıyla uyanıyorsanız, bu durumu basit bir stres tepkisi olarak görmeyin. Zamanında yapılacak bir kardiyolojik değerlendirme, olması muhtemel risklerin önüne geçebilir" dedi.
Doğru tanı hastayı bir haftada ayağa kaldırdı
27 Mayıs 2025 Salı - 09:36 Doğru tanı hastayı bir haftada ayağa kaldırdı Adana’da 5 yıl önce düşerek omurga kırığı geçiren 83 yaşındaki Meral Erten, yıllarca süren bel ve bacak ağrılarının ardından Prof. Dr. Orhan Şen’in yaptığı fiziksel muayene sayesinde bir haftada sağlığına kavuştu. Daha önce birçok doktorun ameliyat önerdiği yaşlı kadının şikâyetlerinin, kasık bölgesinde oluşan ödemden kaynaklandığı ortaya çıktı. Erten, 5 yıl önce yaşadığı düşme sonucu belinde kırık oluştu. O dönemde ameliyat önerilen Erten’in ailesi, yaşı nedeniyle cerrahi müdahaleye sıcak bakmadı. Ancak ilerleyen süreçte artan ağrılar nedeniyle birçok kez farklı doktorlara başvurdu. Tüm hekimlerin ortak görüşü yine ameliyat yönünde oldu. Fizik tedavi yöntemlerinden de sonuç alınamayınca aile son olarak Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e başvurdu. "Bir haftada yürüyebilecek duruma geldi" İhlas Haber Ajansı’na konuşan Meral Erten’in oğlu Uğur Erten, annesinin yıllarca süren ağrıların ardından sonunda doğru tanıya ulaşıldığını belirtti. Erten, "Annemi yıllardır belindeki kırık nedeniyle ameliyat ettirmemiz söyleniyordu. Ancak yaşından dolayı hep çekindik. Ağrıları arttı, artık yürüyemez hale gelmişti. Fizik tedavi de çare olmadı. Orhan Hoca, annemi detaylı muayene etti. Ayaklarında güç kaybı olmadığını belirledi. Kasık bölgesine bastığında annem çığlık attı. Sorunun kırık değil, bu bölgedeki ödemden kaynaklandığını söyledi. Uyguladığı tedaviyle annem bir hafta içinde yürüyebilecek hale geldi" dedi. Meral Erten ise artık ağrılarının kalmadığını ve yeniden yürüyebildiğini ifade ederek, "Zor kalkıyor, adım atamıyordum. Doktor beyin muayenesi ve tedavisiyle şimdi iyiyim" diye konuştu. "Doğru tanının sırrı muayenede" Tedaviyi gerçekleştiren Prof. Dr. Orhan Şen ise, tanı sürecinin önemine dikkat çekti. Şen, "Hastamız bundan yıllar önce düşmüş ve omurgasında kırık oluşmuş. Sürekli ameliyat önerilmiş. Bize geldiğinde kasık bölgesinde ciddi ağrı vardı. Nörolojik muayenesinde kuvvet kaybı yoktu. Kasık bölgesine dokunduğumda şiddetli ağrısı olduğunu gördüm. Bu da genellikle o bölgedeki ödemden kaynaklanır. Medikal tedaviye başladık ve bir hafta içinde ağrıları geçti, yürümeye başladı. Buradaki en önemli nokta, sadece radyolojik görüntülere bağlı kalmamak. Hastayı mutlaka dinlemek, dokunmak ve muayene etmek gerekiyor. Doğru tanının sırrı muayeneden geçer" dedi.
Yapay zeka destekli MR ile meme kanseri taramaları hızla ve kolay
27 Mayıs 2025 Salı - 09:27 Yapay zeka destekli MR ile meme kanseri taramaları hızla ve kolay Meme Radyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Füsun Taşkın, meme kanserinin erken tanısında tıp teknolojisinin çok önemli bir rol oynadığını belirterek, tanının yanı sıra evrelemesinde meme MR’ın önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Taşkın, meme MR tetkikinin toplam 2 dakika süren, verilen kontrast maddenin ilk geçişini gösteren "Ultrafast" kısmının kolay karar verilemeyen, hem iyi, hem de kötü huylu hastalıklarda saptanabilen bulguların doğru tanısına katkı sağladığını söyledi. Dr. Taşkın "Toplam 6 saniyede yüksek çözünürlükle tüm memenin taranmasını sağlayan yöntem meme MR görüntülemenin önemli bir parçası olma yolunda, küçük ve tipik olmayan lezyonlarda erken tanıyı arttırıp gereksiz biyopsileri azaltma potansiyeline sahip." dedi. Mamografi ve ultrasona yardımcı Acıbadem Kent Hastanesi Meme Radyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Füsun Taşkın, yapay zeka ile desteklenen yeni kuşak 3 Tesla MR (Manyetik Rezonans) cihazı ile daha önce yapılamayan ve çok kısa sürede çok detaylı meme taraması sağlayan ultrafast meme MR’ı ile ilgili bilgi verdi. Meme kanserinin teşhisinde mamografi ve ultrasonografinin yerinin vazgeçilmez olduğunu, MR’ın yüksek riskli kadınların taramasında, kanser tanısı alan kadınlarda evrelemede, problem çözücü amaçla, kemoterapi yanıtını değerlendirme, implant görüntüleme gibi endikasyonlarda kullanıldığını belirten Prof. Dr. Taşkın yeni teknolojinin uzmanlar açısından iş akışını ve karar sürecini de kolaylaştırdığını söyledi. Dr. Taşkın, yeni nesil 3 Tesla MR cihazının yapay zekayla desteklendiğini vurgulayıp, özellikleri sayesinde kolay karar verilemeyen, hem iyi, hem de kötü huylu hastalıklarda saptanabilen bulguların doğru tanısına olanak sağladığını belirtti. 6 saniye gibi kısa sürede yüksek çözünürlükle tüm memenin taranmasını sağlayan yöntemin küçük ve tipik olmayan lezyonlarda erken tanıyı arttırıp gereksiz biyopsileri azaltma potansiyeli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Taşkın, "Menopoz öncesi hastalarda meme MR görüntülemenin en önemli dezavantajı olan meme glandüler doku boyanması incelemenin duyarlılığını azaltıyor. Ultrafast MR bu sınırlılığı da ortadan kaldıran bir yöntem" diye konuştu. Vakum destekli meme biyopsisi Meme kanseri tanısında görüntüleme eşliğinde biyopsilerin önemine de dikkat çeken Dr. Taşkın, vakum destekli biyopsinin ultrason, mamografi ve MR kılavuzluğunda yapılabildiğini, diğer iğne biyopsilerine göre daha fazla örneği kısa sürede aldığını, patolojik değerlendirmeyi kolaylaştırdığını vurguladı. Prof. Dr. Taşkın sözlerini şöyle tamamladı: "Özellikle mamografide saptanan mikrokalsifikasyonların tanısında ve sadece MRG’de saptanan bulguların tanısında vakum biyopsisi güncel ve vazgeçilmez biyopsi yöntemidir. Eskiden mamografide saptanan mikrokalsifikasyonlar işaretlenirdi ve operasyonla çıkartılırdı. Kanser saptanırsa ikinci tamamlayıcı operasyon gerekirdi. Vakum biyopsi ile operasyonsuz doğru tanı ve tek seansta tedavi planlanması mümkün oluyor"
Arkadaşları minik Mert’in iyileşmesi için ele ele verdi
27 Mayıs 2025 Salı - 09:19 Arkadaşları minik Mert’in iyileşmesi için ele ele verdi Sarayköy Sakarya İlkokulu öğrencileri, Denizlili kas erimesi hastalığına yakalanan Mert Eskici’nin tedavisi için yardım eli uzattı. Minikler, bir yıl boyunca yaptığı el işi ürünlerini düzenledikleri etkinlikte Eskici’nin tedavisi için satarak örnek bir davranış sergiledi. Denizli’nin Çal ilçesinde yaşayan 3 yaşındaki Mert Eskici, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) adıyla bilinen ‘kas erimesi’ hastalığıyla mücadele ediyor. Sağlığına kavuşabilmesi için Dubai’de uygulanan ‘Elevidys İnfüzyon Gen’ tedavisi olması gereken minik Mert için Valilik onaylı yardım kampanyası başladı. Mert Eskici’nin sağlığı için önemli olan yardım çağrısını Sarayköy Sakarya İlkokulu öğrencileri cevapsız bırakmadı. Sakarya İlkokulu öğrencileri bir yıl boyunca emek emek yaptıkları bileklik, kitap ayracı, şişe ve taş boyama gibi çeşitli el işi ürünlerini, DMD kas hastası Mert Eskici’nin tedavisine katkıda bulunmak için düzenledikleri etkinlikte satışa sundu. Öğrencilerin, minik Eskici için düzenledikleri yardım etkinlikte hem veliler hem de ilçedeki vatandaşların büyük ilgisini çekti ve kısa sürede satışa sunulan ürünler tükendi. Toplanan paralar ise valilik onaylı olan hesap numarasına okul yönetimi tarafından gönderilerek tedavi sürecine katkıda bulunuldu. Öğrencileriyle gurur duyduklarını dile getiren öğretmenler, "Çocukların küçük yaşlarına rağmen konunun önemini algılayarak yardımlaşma sürecinde canla başla çalışmaları bizleri mutlu etti" dedi. Küçük kardeşlerinin bir an önce iyileşmesini istediklerini ifade eden öğrenciler, yardım kampanyasına dahil oldukları için çok mutlu olduklarını dile getirdi. Okul yönetimi, öğretmenleri ve öğrencilerinin bir araya gelerek oluşturduğu bu örnek davranış büyük alkış topladı.
Prof. Dr. Nevin Şanlıer: "Her 10 çocuktan 2 tanesi obezite"
27 Mayıs 2025 Salı - 09:11 Prof. Dr. Nevin Şanlıer: "Her 10 çocuktan 2 tanesi obezite" Ankara Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Obezite Diyetisyenliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Nevin Şanlıer, "Türkiye’de maalesef ben 10 yıl sonra çocuklarımızın obeziteyle çok mücadele edeceğini düşünüyorum. Her 10 çocuktan 2 tanesi obezite. Yani yüzde 10 civarında. Yani hafif şişman değil benim söylediğim, gerçekten morbid obezite dediğimiz obezite. Birçok tedavi yöntemleri var. Ama biz tabii diyetisyenler olarak beslenmeyle bu işin çözüme ulaşacağını düşünüyoruz" dedi. Beslenme, fizik tedavi, fizyoterapi ve sağlıklı beslenme ile ilgili çalıştaya katılmak üzere Bitlis’e gelen Prof. Dr. Nevin Şanlıer, obezitenin erkeklere nazaran kadınlarda daha çok görüldüğünü ve ciddi hastalıklara yol açtığını kaydetti. Obezitenin kanser hastalığı başta olmak üzere migren, şizofreni ve kalp rahatsızlığı gibi hastalıkları beraberinde getirdiğini beliren Prof. Dr. Şanlıer, "Obezite çok önemli bir halk sağlığı problemi. Bizim ülkemizde de hem yetişkinler için hem de çocuklar için sıkıntılı bir durum" dedi. Şanlıer, obezitenin tüm dünya ülkelerini ilgilendiren bir sorun olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Ben obezite demiyorum, globuzite diyorum. Çünkü global düzeyde, dünya çapında bütün dünya ülkelerini ilgilendiren çok önemli bir konu. Çocukluk çağından başlamak üzere aslında bebeğin beslenmesi anne karnında başlıyor. Anne karnından annenin beslenmesiyle başlayan bir süreç ölene kadar sürüyor. Eskiden bir dirhem et bin ayıp örter diyorduk. Şimdi bütün ayıplarımızı obezite ortaya çıkarıyor. Çünkü tepeden tırnağı, yani bugün yapılan çalışmalarda migren, kanser, hatta şizofreni, depresyondan tutun osteoporoza kadar pek çok hastalıkla, kalp hastalıkları, diyabetle ilişkisinin olduğunu biliyoruz." "Artık dünyada insan ömrü artarken sanırım bir taraftan da azalacak" Prof. Dr. Şanlıer, kadınların erkeklere nazaran biraz daha obez olduğunu sözlerine ekleyerek, "Obezite, vücut ağırlığındaki özellikle yağ miktarının artması demek. Erkeklerde bu oranın yüzde 25’in üzerinde olması, kadınlarda da yüzde 32’nin üzerinde olması obezite olarak tanımlanıyor. Bizim ülkemize baktığımız zaman kadınlar biraz daha erkeklere göre daha obez. Son verilerde erkeklere göre bir buçuk kat daha fazla olduğunu görüyoruz. Ama erkeklerde de maalesef özellikle karında biriken yağlar, bizim metabolik sendrom dediğimiz diyabet, obezite, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon disiplini dediğimiz hastalıkların üçünü kapsıyorsa biz buna metabolik sendrom diyoruz. Bu metabolik sendrom eskiden sadece yetişkinlerin problemiydi. Ancak şu an çocuklarda da metabolik sendromu görüyoruz. Artık dünyada insan ömrü artarken sanırım bir taraftan da azalacak. Çünkü bulaşıcı olmayan dejeneratif bu hastalıklar sebebiyle hepimizin herhalde yaşam süresi kısalacak. Obezite başta olmak üzere kardiyovasküler hastalıklar bütün dünyada şimdi ikinci sırada. Kanserden ölümler görülme oranı da yüksek ve beslenmeyle de çok ilişkilendiriliyor. Özellikle de bizim son yıllarda beslenme tarzımızın değişmesi, batı tipi beslenme dediğimiz testop tarzı besinlerin çok fazla kullanılıyor olması, evde çok tencere yemeklerinin yapılmaması açıkçası bu beni çok üzüyor. Bu sebeple daha çok doymuş yağ oranı yüksek, protein oranı yüksek besinler çok fazla tüketiliyor. Buna bağlı olarak da tabii ki obezite oluşuyor. Obezite gelişmiş ülkelerin sorunu mu? Hayır. Az gelişmiş ülkelerin ya da gelişmemiş ülkelerin de sorunu. Çünkü gelişmişlik derecesi arttıkça protein ve doymuş yağ alımı artarken az gelişmiş ülkelerde de karbonhidrattan beslenme tarzı artıyor. Bu nedenle de obeziteyi sıklıkla görüyoruz. Yine Türkiye’de maalesef ben 10 yıl sonra çocuklarımızın obeziteyle çok mücadele edeceğini düşünüyorum. Her 10 çocuktan 2 tanesi obezite. Yani yüzde 10 civarında. Yani hafif şişman değil benim söylediğim, gerçekten morbid obezite dediğimiz obezite. Birçok tedavi yöntemleri var. Ama biz tabii diyetisyenler olarak beslenmeyle bu işin çözüme ulaşacağını düşünüyoruz" diye konuştu. "Yaz aylarında günde en az 12 bardak su tüketilmeli" Şanlıer, kırmızı etin yerine daha çok beyaz et tüketilmesi gerektiğini ifade ederek, "İlaç tedavileri, ameliyatlar yapılabiliyor ama yaşam kalitesini arttırmak adına bir beslenme planıyla, yani kişinin yaşına, cinsiyetine, fiziksel aktivite düzeyine, özel durumuna ya da herhangi bir hastalığı varsa buna göre biz beslenme planlarımızı yapıyoruz. Herkesin beslenme planı farklıdır, parmak izi gibidir. Kişiye özel olması gerekiyor. Mümkün olduğu kadar da Akdeniz tipi beslenme. Yani ne demek? Her şeyin doğalını kullanmayı tavsiye ediyorum. Bol su tüketelim. Hele şimdi yaz geliyor, 12 bardak su içelim. Bunun dışında tam tahıllardan yapılan ekmek, tam buğday unundan yapılan ekmek, makarna, pirinç pilavı yerine bulgur pilavı, kuru baklagilleri mutlaka soframızdan eksik etmeyelim mümkün olduğu kadar. Kırmızı etin miktarını azaltalım, haftada 2-3’e düşürelim. Daha çok beyaz etleri tüketmekte fayda var. Bol sebze meyve, tabii meyve ile oturup bir kasa meyve yemeyeceğiz. Bizim ihtiyacımız olan günde 2-3 porsiyon, buna göre 2-3 porsiyon tüketmek lazım. Süt, yoğurt, ayran biliyorum Doğu Anadolu’nun çok sofralarında eksik etmediği bir besin. Özellikle yoğurt. Bunun tüketimini de arttırarak sağlıklı beslenme sağlayabiliriz. Aynı zamanda iyi yağlar kullanalım. İyi yağlar dediğimiz zaman mesela ben salatama zeytinyağı kullanabilirim ama yemeklerde ayçiçek yağı, en azından üç tür yağı karıştırarak yemeklerinize ilave etmenizde yarar var diye düşünüyorum. Aynı zamanda da fiziksel aktivite. Maalesef çocuklarımız, hepimiz aslında televizyon, bilgisayar, akıllı telefonlar, bunların başında çok vakit kaybediyoruz. Hareketli olmak lazım, daha aktif yaşamak lazım. En azından haftada 3-4 kez, yarım saat, 45 dakika, gücümüz yetiyorsa 1 saat yanımızdaki biriyle konuşabilecek düzeyde yürüyüş yapsak bile spor salonuna gitmemize gerek yok. Bu yürüyüşü yapmamız bile bizim için bir fiziksel aktivite olacaktır. Obeziteli vatandaşlarımızın vücut ağırlıklarını öğrenerek en yakın sağlık kuruluşlarına veyahut da diyetisyen arkadaşlarımızın olduğu birimlerde gidip sağlıklı beslenme önerileri almalarında yarar var. Çünkü obezite artık ayıplarımızı ortaya çıkarıyor. Bizler insan olarak sağlıklı yaşama hakkımız olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de lütfen sağlıklı beslenelim, yeterli, dengeli beslenelim. Özellikle çocuklarımıza şeker içeren meşrubatlar, gazlı içecekler, kızartmalar, paketli ürünleri tükettirmeyelim. Anne baba olarak ısrara bazen dayanamıyoruz ama lütfen hiç tükettirmeyelim. Çok istiyorlarsa ayda bir iki kez olabilir, öyle tükettirelim, daha fazla tükettirmeyelim diyorum" şeklinde konuştu.