SAĞLIK
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli 17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39:34 Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:22 Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 12:37 400 uzman, Antalya’da romatizmal hastalıkları ele alacak Uluslararası katılımlı ’Türk Romatoloji Kongresi’ 20-24 Mayıs 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Antalya’da düzenlenecek Türk Romatoloji Kongresi’nde, GLP1 reseptör agonistleri ve inflamatuar romatizmal hastalıklar, obezite romatizmal hastalık aktivitesini ve ilaçların etkinliğini etkiler mi?, yapay zekâ çağında FTR hekiminin sosyal medya kullanımı, hukuki sorumluluklar, Car-T tedaviler, tedavisi zor PsA yaklaşımı, MR erken tanıya mı yol açıyor?, fibromiyalji, mikrobiyata ve beslenme, vitaminler, obezite ve ilaç etkinliği, romatolojide steroidlerin akılcı kullanımı ve osteoporoz ile eklem ağrılı çocuk konuları ele alınacak. Türk Romatoloji Kongresi hakkında bilgi veren Kongre Eş Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Ketenci, "Romatoloji günümüzde bir yan dal olarak tanımlansa da, romatolojik hastalıkların geniş yelpazesi nedeniyle her FTR hekiminin bu alanda bilgi sahibi olması; farklı alanlarda uzmanlaşmış hekimlerimizin ise ayırıcı tanıda romatoloji bilgilerini geliştirmesi büyük önem taşımaktadır" dedi. Kongre Eş Başkanı Prof. Dr. Özgür Akgül ise, "Kongremizde, romatolojik hastalıkların tanı ve tedavisindeki güncel gelişmeler, bilimsel veriler ışığında ele alınacak, vaka sunumları, interaktif oturumlar, kurslar, ‘Uzmanına Danış’ platformları ve bilimsel tartışmalar ile zengin bir program sunulacaktır. Bu içerik, alanımızda bilgi paylaşımını güçlendirmeyi ve klinik uygulamalarımıza yeni yaklaşımlar kazandırmayı hedeflemektedir" şeklinde konuştu. Türk Romatoloji Kongresi’nde 19 panel, 5 Uydu Sempozyumu, Görüntüleme Okulu MR Görüntüleme Kursu, 6 sözel bildiri oturumu, 83 sözel bildiri ve 70 poster bildiri sunumu gerçekleştirilecek. Hasan Eker yönetimindeki BURKON tarafından organize edilen Türk Romatoloji Kongresi, 400 uzmanın katılımıyla bilimsel düzeyi yüksek toplantılar ve bildirilerle 4 gün sürecek.
Edremit’te ‘uzaktan hasta muayenesi’ başladı
20 Mayıs 2025 Salı - 15:22 Edremit’te ‘uzaktan hasta muayenesi’ başladı Balıkesir’de Edremit Devlet Hastanesi’nde hayata geçen Uzaktan Hasta Değerlendirme (UHD) uygulaması ile hasta veya hasta yakınları, sıra beklemeden ve hastaneye gitmeden sağlık ihtiyaçlarını giderebilme imkanı buldu. Bilgi sistemi üzerinde gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra UHD süreci hayata geçirildi. Edremit Devlet Hastanesi, evde sağlık hizmeti alan hastalarının mama, bez ve ilaçlarının bitmesi durumunda, Uzaktan Hasta Değerlendirmesi (UHD) yaparak ihtiyaçlarını karşılamak üzere e-reçete ve e-rapor dönemini başlattı. Bu gelişme, hastalar arasında büyük memnuniyetle karşılandı. Başhekim Opr. Dr. Oktay Yıldırım, MHRS üzerinden ayarlanan randevularla ihtiyacı olan hasta veya yakınlarıyla görüntülü görüşme yapan uzman hekimlerin, mama, bez ve ilaç raporlarını hazırlayarak kendilerine elektronik ortamda ulaştırdıklarını belirtti. Böylece evde sağlık ekiplerince değerlendirilen hastaların yakınları, hastaneye gelmeden ihtiyaçlarını giderebilme imkanına kavuştu. Uygulama, yatalak ve hastaneye gidemeyen hastalar için büyük bir kolaylık sağlarken, hastanelerdeki yoğunluğu da azaltması bakımından büyük önem teşkil ediyor. Uygulamadan yararlanan hastalar, sağlık hizmetlerine daha hızlı erişim imkanı bulurken, Balıkesir’de ilk kez Edremit’te hayata geçirilmesi için gayret gösteren başta hastane başhekimliği olmak üzere hastane yetkililerine teşekkür ettiler. Uzaktan hasta değerlendirmesi, sağlık sisteminin dijitalleşmesine katkı sağlarken, hasta bakımını da daha etkin hale getirmeyi hedefliyor.
"Sağlıklı kalmak için hareket edin"
20 Mayıs 2025 Salı - 14:07 "Sağlıklı kalmak için hareket edin" Hareketsizliğin birçok sağlık problemine zemin hazırlayacağını belirten Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meliha Kasapoğlu Aksoy, her gün 30 dakikalık tempolu yürüyüş yapmanın önemine dikkat çekti. Modern hayat tarzının bireyleri daha az hareket eder hale getirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Aksoy, "Uzun saatler masa başında oturmak, kısa mesafeleri bile arabayla gitmek, teknolojik cihazlarla geçirilen hareketsiz zamanlar farkında olmadan sağlığımızı tehdit eden alışkanlıklar haline geldi. Oysa fiziksel aktivite kilo kontrolü için değil, kalp damar sağlığından kemik yoğunluğuna, ruh sağlığından bağışıklık sistemine kadar pek çok alanda doğrudan etkilidir" şeklinde konuştu. Hareketsizliğin günümüzde yüksek tansiyon, diyabet, obezite, eklem ağrıları, kas kütlesinde azalma, depresyon gibi birçok kronik hastalığın temel sebeplerinden biri olarak görüldüğünün altını çizen Aksoy, "Bu tabloyu değiştirmek elimizdedir. Her gün 30 dakika tempolu yürüyüş şart. Yürüyüşün temposu konuşma testi ile ayarlanabilir. Şarkı söyleyemeyecek kadar hızlı, konuşabilecek kadar da yavaş yürümeliyiz. Nefes nefese kalmayacak şekilde ayarlayabiliriz" diye konuştu. Hareket etmenin ihtiyaç değil sağlıklı kalmanın en kolay yolu olduğunu dile getiren Aksoy, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Gün içinde merdiven çıkmayı tercih etmek, masa başı çalışanlar için saat başı esneme hareketlerinin bile vücudumuzun dengesini korumada büyük faydası vardır. Burada önemli olan spordan çok hareketli yaşam biçimini kazanmaktır. Herkes maraton koşmak zorunda değil ancak herkes kendi bedenine uygun bir hareket biçimi bulmalı ve bunu yaşamının parçası haline getirmelidir."
MSKÜ’de sağlıkta bilim ve yenilik rüzgarı esti
20 Mayıs 2025 Salı - 14:00 MSKÜ’de sağlıkta bilim ve yenilik rüzgarı esti Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü iş birliğiyle düzenlenen "II. Sağlık Bilimleri Öğrenci Sempozyumu" Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Bu yıl ikincisi düzenlenen sempozyum, sağlık bilimleri alanında lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim gören öğrencilerin bilimsel bilgi ve deneyimlerini paylaşmalarına, yenilikçi fikirlerini sunmalarına ve akademik dünyaya adım atmalarına imkan sağladı. "Geleceğin sağlık profesyonelleri söz aldı" Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ömer Gider, bilimsel bilginin üretilmesi ve paylaşılmasının, eleştirel düşünmenin teşvik edilmesinin ve disiplinler arası etkileşimin artırılmasının önemine vurgu yaptı. Prof. Dr. Gider, sempozyumun öğrenciler için önemli bir öğrenme ve gelişim fırsatı sunduğunu belirterek, destek veren fakülteler ve enstitülere teşekkür etti. Prof. Dr. Gider ayrıca, Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Spor Bilimleri Fakültesi ile Muğla ve farklı illerdeki fakülte ve enstitü yönetimlerine, anabilim dallarına, katılım sağlayan tüm öğrenci ve akademisyenlere teşekkür ederek disiplinler arası iş birliğinin altını çizdi. "Bilimsel paylaşımda farklı disiplinler buluştu" Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Müesser Özcan ise konuşmasında, günümüzde disiplinler arası akademik çalışmaların önem kazandığını belirtti. Özcan, sempozyuma sunulan bildirilerin öğrencilere akademik bakış açısı kazandırma açısından değerli olduğunu ifade etti. Açılış kapsamında, MSKÜ Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Gazi Topdemir tarafından "Geleceğin Tasarımı Olarak Bilim Tarihi" başlıklı bir konferans da gerçekleştirildi. "87 sözlü bildiri, 15 oturumda sunuldu" İki gün süren sempozyum boyunca Atatürk Kültür Merkezi’nin B ve C salonlarında 15 oturum düzenlendi. Muğla ve farklı illerden gelen öğrenciler, sağlık bilimlerinin farklı alanlarına dair toplam 87 sözlü bildiri sundu. Öğrenciler akademik çalışmalarını, vaka sunumlarını ve araştırma projelerini jüri ve katılımcılarla paylaştı.
Prof. Dr. Meliha Kasapoğlu Aksoy: "Sağlıklı kalmanın en kolay yolu hareket etmektir"
20 Mayıs 2025 Salı - 14:00 Prof. Dr. Meliha Kasapoğlu Aksoy: "Sağlıklı kalmanın en kolay yolu hareket etmektir" Hareketsiz yaşamın birçok sağlık problemine zemin hazırlayacağını belirten Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meliha Kasapoğlu Aksoy, her gün 30 dakikalık tempolu yürüyüş yapmanın önemine dikkat çekti. Modern yaşam tarzının bireyleri daha az hareket eder hale getirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Aksoy, "Uzun saatler masa başında oturmak, kısa mesafeleri bile arabayla gitmek, teknolojik cihazlarla geçirilen hareketsiz zamanlar farkında olmadan sağlığımızı tehdit eden alışkanlıklar haline geldi. Oysa fiziksel aktivite kilo kontrolü için değil, kalp damar sağlığından kemik yoğunluğuna, ruh sağlığından bağışıklık sistemine kadar pek çok alanda doğrudan etkilidir" şeklinde konuştu. Hareketsizliğin günümüzde yüksek tansiyon, diyabet, obezite, eklem ağrıları, kas kütlesinde azalma, depresyon gibi birçok kronik hastalığın temel sebeplerinden biri olarak görüldüğünün altını çizen Aksoy, "Bu tabloyu değiştirmek elimizdedir. Her gün 30 dakika tempolu yürüyüş şart. Yürüyüşün temposu konuşma testi ile ayarlanabilir. Şarkı söyleyemeyecek kadar hızlı, konuşabilecek kadar da yavaş yürümeliyiz. Nefes nefese kalmayacak şekilde ayarlayabiliriz" diye konuştu. Hareket etmenin ihtiyaç değil sağlıklı kalmanın en kolay yolu olduğunu dile getiren Aksoy, sözlerini şu şekilde sürdürdü; "Gün içinde merdiven çıkmayı tercih etmek, masa başı çalışanlar için saat başı esneme hareketleri bile vücudumuzun dengesini korumada büyük faydası vardır. Burada önemli olan spordan çok hareketli yaşam biçimini kazanmaktır. Herkes maraton koşmak zorunda değil ancak herkes kendi bedenine uygun bir hareket biçimi bulmalı ve bunu yaşamının parçası haline getirmelidir."
Biden’a geç kaldılar, kanser kemiklerine yayıldı: Uzmanlardan Türk erkeklerine kritik uyarı
20 Mayıs 2025 Salı - 13:54 Biden’a geç kaldılar, kanser kemiklerine yayıldı: Uzmanlardan Türk erkeklerine kritik uyarı ABD Başkanı Joe Biden’a ileri evre prostat kanseri teşhisi konuldu, hastalık kemiklere kadar yayıldı. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Nuhoğlu, Türkiye’de 50 yaş üstü erkekleri "Prostat kanseri belirti vermeden ilerliyor, erken teşhis hayat kurtarır" diyerek uyardı. Joe Biden’a konan prostat kanseri teşhisi, sadece Amerika’yı değil, dünyadaki milyonlarca erkeği ilgilendiriyor. Hastalık, çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerliyor ve fark edildiğinde çok geç olabiliyor. Türkiye’de de benzer riskin altını çizen Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Nuhoğlu, "Ailesinde prostat kanseri öyküsü olanlar 40, olmayanlar ise 50 yaşından itibaren mutlaka kontrol yaptırmalı" uyarısında bulundu. Göz ardı edilmemesi gereken belirtiler Prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Barış Nuhoğlu, hastalığın genellikle sinsi ve yavaş ilerlediğini, ancak bazı türlerinin hızlı yayılım gösterebildiğini ifade etti. "Kendine ait standart klinik bulguları olmadığından yıllık kontrol çok önemlidir" dedi. Risk faktörlerine dikkat Aile öyküsü, hormonal değişiklikler, yaş ve beslenme alışkanlıklarının prostat kanseri riskini artıran faktörler arasında olduğunu belirten Prof. Dr. Nuhoğlu, tedavi seçeneklerinin tümörün yapısına ve hastanın genel sağlık durumuna göre belirlendiğini kaydetti. "Tedavi hastaya ve tümörün yapısına göre planlanmalı" Prostat kanserinin tedavisinde uygulanan yöntemlerin hastalığın evresine, tümörün yapısına ve hastanın genel sağlık durumuna göre belirlendiğini söyleyen Prof. Dr. Barış Nuhoğlu, en sık kullanılan teknikler hakkında şu bilgileri verdi: "Erken evrede prostat kanserini tam olarak iyileştirebiliyoruz. Bu yöntemlerden hasta için en basit yöntemi, prostat kanserinin lokal tedavisidir. Günümüzün en yeni ve kullanışlı tedavisidir. Hastayı ameliyat etmeden sadece kanserli doku ortadan kaldırılır. Bu işlem ile ameliyatsız prostat kanseri tedavisi sağlanır. Erken evre uygun hastalara yapılabilir. Bunun için Elektroporation ve Nanoknife teknikleri kullanır. Erken evre diğer hastalarda Radikal Prostatektomi ve Radyoterapı uygulanarak tam iyileşme sağlanabilir." Prof. Dr. Nuhoğlu, bu yöntemlerin uygun hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini belirterek, tedavinin kişiye özel planlanması gerektiğinin altını çizdi.
Samsun’da erkek sağlığı farkındalık semineri
20 Mayıs 2025 Salı - 12:43 Samsun’da erkek sağlığı farkındalık semineri Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mustafa Çağlar, Samsun 19 Mayıs ilçesinde bir fabrikanın erkek çalışanlara yönelik ürolojik sağlık konulu bilgilendirici bir seminer gerçekleştirdi. Samsun 19 Mayıs ilçesinde bir fabrikada düzenlenen seminerde VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mustafa Çağlar, erkeklerde sık görülen ürolojik hastalıklar ve cinsel sağlık konularına değindi. Özellikle prostat hastalıkları ve ileri yaş erkeklerde en sık karşılaşılan prostat kanseri hakkında bilgilendirmede bulunan Opr. Dr. Çağlar, "Prostat kanserinin nedenleri arasında beslenme, hormonlar, şişmanlık, şeker hastalığı, sigara, alkol, genetik faktörler ve ileri yaş gibi birçok etken bulunur. Ailesinde prostat kanseri öyküsü olan erkeklerin 40 yaş sonrasında her yıl PSA testi yaptırmaları büyük önem taşır" diye konuştu. "Varikosel hastalığı kısırlığa neden olabilir" Seminerde erkeklerde kısırlık nedenlerine de değinen Opr. Dr. Çağlar, özellikle varikosel hastalığının infertilite (kısırlık) üzerinde etkili olduğunu belirtti. Opr. Dr. Çağlar, "Korunmasız olarak bir yıl boyunca gebelik oluşmayan çiftlerde ilk değerlendirme erkekten başlamalıdır. Varikosel tanısında sperm tahlili büyük önem taşır" açıklamasında bulundu. "Cinsel fonksiyon bozuklukları tedavi edilebilir" Erkek cinsel sağlığı hakkında da bilgilendirmede bulunan Opr. Dr. Çağlar, sık karşılaşılan cinsel fonksiyon bozukluklarının tanı ve tedavi yöntemleri konusunda bilgi verdi. Dr. Çağlar, erken başvuru ve doğru tedaviyle bu sorunların kontrol altına alınabileceğini ifade etti. Fabrika çalışanları tarafından ilgiyle takip edilen seminer sonunda katılımcılar, hekime merak ettikleri soruları yönelterek birebir bilgi alma fırsatı da buldu.
‘Mesane kanseri riski 50 yaşından büyüklerde daha fazla’
20 Mayıs 2025 Salı - 12:36 ‘Mesane kanseri riski 50 yaşından büyüklerde daha fazla’ Mesane kanseri hakkında bilgi veren Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Kıvanç Cavıldak, "Mesane kanseri, mesanenin iç yüzeyini kaplayan hücrelerin kontrolsüz büyüyerek tümör oluşturmasıyla ortaya çıkan bir kanser türüdür. Mesane kanserinin en yaygın belirtisi, genellikle ağrısız hissedilen idrarda kan (hematüri) görülmesi durumudur. Mesane kanseri, genellikle 50 yaş üstü bireylerde daha sık görülür ve erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 3-4 kat daha yaygındır" dedi. Liv Hospital Samsun Üroloji Kliniği’nden Opr. Dr. Kıvanç Cavıldak, Mesane Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Mesane kanserinin ne olduğundan bahseden Opr. Dr. Cavıldak, "Mesane kanseri, mesanenin iç yüzeyini kaplayan hücrelerin kontrolsüz şekilde büyüyerek tümör 0oluşturmasıyla ortaya çıkan bir kanser türüdür. En yaygın tipi, mesanenin iç yüzeyini döşeyen hücrelerden gelişen ‘ürotelyal karsinom’dur" diye konuştu. "Erkeklerde daha yaygındır" Mesane kanserinin kimlerde daha fazla görüldüğüne değinen Opr. Dr. Cavıldak, "Mesane kanseri, genellikle 50 yaş üstü bireylerde daha sık görülür ve erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 3-4 kat daha yaygındır. Sigara içenler, kimyasal maddelere (örneğin boya, kauçuk, tekstil ve petrol sanayinde kullanılan maddeler) uzun süre maruz kalanlar ve kronik mesane enfeksiyonları geçiren kişilerde risk daha yüksektir. Ayrıca, ailede mesane kanseri öyküsü olanlar ve radyoterapi gibi tedavilere maruz kalan bireylerde de hastalık gelişme ihtimali artmaktadır" şeklinde konuştu. "Sık idrara çıkma belirtiler arasındadır" Belirtiler hakkında bilgi veren Opr. Dr. Cavıldak, şunları söyledi: "Mesane kanserinin en yaygın belirtisi genellikle ağrısız hissedilen idrarda kan (hematüri) görülmesi durumudur. Bunun dışında sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma veya ağrı, idrar yapmada zorlanma veya zayıf idrar akışı gibi belirtiler de görülebilir. Hastalık ilerledikçe alt karın bölgesinde veya belde ağrı, kilo kaybı ve iştahsızlık gibi şikâyetler ortaya çıkabilir. Erken teşhis, tedavi sürecinde büyük önem taşır." "Hastalığın evresine göre tedavi planı değişebilir" Tedavi yollarına değinen Opr. Dr. Cavıldak, "Tedavi hastalığın evresine, tümörün türüne ve yayılım durumuna göre değişiklik gösterir. Erken evrede teşhis edilen kanserlerde, tümörün cerrahi yöntemlerle çıkarılması (TUR-mesane) uygulanabilir ve bazı durumlarda kemoterapi ya da immünoterapi (BCG tedavisi) ile desteklenebilir. İleri evrelerde ise mesanenin tamamen çıkarılması (radikal sistektomi), kemoterapi ve radyoterapi gibi yöntemlere başvurulur" şeklinde açıklamasını sonlandırdı.
FÜ Hastanesi’nde palyatif bakım yatak sayısı 35’e çıkarıldı
20 Mayıs 2025 Salı - 12:34 FÜ Hastanesi’nde palyatif bakım yatak sayısı 35’e çıkarıldı Fırat Üniversitesi (FÜ) Hastanesi’nde palyatif bakım yatak sayısı 35’e çıkarıldı. Elazığ ve bölgeye hizmet veren Fırat Üniversitesi Hastanesi, her anlamda gelişimini ve büyümesini sürdürüyor. Bu çerçevede mevcut 11 yataklı palyatif bakım kapasitesi yeni açılan 24 yataklı klinikle birlikte toplamda 35 yatağa çıkarıldı. Fırat Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Gökhan Artaş, "Palyatif bakım, sadece hastaya değil aynı zamanda ailesine de uzanan şefkatli bir eldir. Fırat Üniversitesi, 50. kuruluş yılında hem üniversiteye hem de bölgeye yakışır bir hizmeti daha hayata geçirmenin gururunu yaşıyor. Mevcut 11 yataklı palyatif bakım kapasitesi yeni açılan 24 yataklı klinikle birlikte toplamda 35 yatağa çıkarıldı. Bu genişlemeyle birlikte ilimizde ve bölgemizde palyatif bakım alanında daha güçlü, daha erişilebilir ve daha kapsayıcı bir sağlık hizmeti sunma kapasitesine ulaşıldı. Palyatif bakımın sadece hastalığı değil, hastanın yaşamını ve ailesiyle olan bağlarını da merkezine alan bütüncül bir yaklaşımdır. Bu yönüyle, T.C. Cumhurbaşkanlığı tarafından ilan edilen ‘2025 Aile Yılı’ temasına da doğrudan katkı sağlandı. Palyatif bakım, ailenin yükünü paylaşıp destek sunuyor. Böylelikle birlikte geçirilen zamanın değeri artıyor. FÜ Hastanesi olarak insan onuruna yakışır bir bakım anlayışını güçlendirmeye devam ediyoruz. 50. yılda bu hizmeti üniversitenin kalıcı eserlerinden biri olarak topluma sunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz" dedi.
Türk kardiyoloğa "2025 bilimsel mükemmellik" unvanı
20 Mayıs 2025 Salı - 12:11 Türk kardiyoloğa "2025 bilimsel mükemmellik" unvanı Avrupa Kardiyoloji Birliği 2025 bilimsel mükemmelliğin sembolü olarak tanınan Fellow of ESC unvanı Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ersin Sarıçam’ın oldu. Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ersin Sarıçam, kardiyoloji alanındaki akademik ve klinik başarılarıyla Avrupa Kardiyoloji Birliği (European Society of Cardiology- ESC) tarafından bilimsel mükemmelliğin sembolü olarak tanınan 2025 Fellow of the ESC (FESC) unvanı aldı. Doç. Dr. Ersin Sarıçam Covid-19 virüsünün kalp sağlığı ile ilişkisine dair yaptığı çalışmalarla dünya literatürüne sağladığı katkılar sebebiyle bu unvana sahip oldu. Covid-19 virüsü ile ani ölümlere sebep olan kalp tutulması arasındaki bağlantıya dair tespitleri ile ölümlerin önüne geçmede yaptığı çalışmalarla bu unvana sahip olan Doç. Dr. Ersin Sarıçam, "Şahsım, hastanem ve ülkem adına gurur duyuyorum" dedi. "Covid kalp yorgunluğu ile ani ölüm getirebilir" Pandemi boyunca sahada aktif görev alarak vaka izlediğini söyleyen Doç. Dr. Ersin Sarıçam çalışmasına dair şunları paylaştı: "Pandemi sonrası kalp tutulumunun mekanizmasını yani virüsün kalbi nasıl etkilediğini çalışmalarımızla ortaya koyduk. Hastalarımızın MR sonuçları normalken Kardiyak PET sonuçlarında kalp kasılmalarında tembellik, yorgunluk fark ettik. MR’ları normal olmasına rağmen kalp tutulmasının kontrol altına alınmaması, tedavi edilmemesi sebebi ile ritim bozukluğuna girerek ani ölümlere tanık olduk. Çalışmalarımızla klinik şüphe var ise Kardiyak PET’in de bakılması gerektiği gördük. Araştırmamız ile virüse bağlı kalp yorgunluğu literatüre eklenerek tanı kriteri değişmiş oldu ve hastaların tanı alması kolaylaştı. Böylece Covid öyküsü olan kişilerde Kardiyak PET bakılarak ani ölümlerin riskini azaltmak mümkün olabilir. Bu sebeple ailesinde kalp hastalığı öyküsü olan, Covid geçirmiş, 40 yaş üstü bireylerin yılda bir kere mutlaka kalp kontrollerini yaptırmalarını önemle tavsiye ediyorum. Ayrıca üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerin de mutlaka kalp tutulumu ihtimali ile incelenmesi gerektiğini düşünüyorum." "Ülkem adına gurur duyuyorum" Çalışmalarının uluslararası saygın kılavuzlarca alıntılanmasının yeni hedef ve çalışmaları için motivasyon kaynağı olduğunu belirten Doç. Dr. Ersin Sarıçam, "Şahsım, hastanem ve ülkem adına gurur duyuyorum" diye konuştu.