Son Dakika
|
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Ukrayna, Rusya’ya en az 556 dron ile saldırdı: 3 ölü, 12 yaralı
Taraftarları taşıyan midibüs devrildi, 27 taraftar yaralandı
MSB’den "seferberlik emri" iddialarına ilişkin açıklama
Dursun Özbek: "Biz artık küresel ölçekte rekabet eden bir organizasyon olmak zorundayız
Büyükçekmece’deki bıçaklı kavgada 16 yaşındaki çocuğun ölümüne ilişkin yeni detaylara ulaşıldı
İngiltere’de istifa eden eski bakandan Başbakan Starmer ile rekabet çağrısı
Kocaeli semalarında dronlarla "AK Parti" ve "Cumhurbaşkanı Erdoğan" koreografisi
SAĞLIK
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21:46
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:22
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 12:42
ASKOM 19’uncu bölge toplantısı Muğla’da gerçekleştirildi
2026 Yılı 19. Bölge Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM) toplantısı Muğla’da gerçekleştirildi. Muğla Sağlık Müdürlüğü ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya; İl Sağlık Müdürümüz Dr. Eriş Başaran Akça, Denizli İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Berna Öztürk, Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul ile Aydın, Denizli ve Muğla illerinin ilgili kurum yöneticileri katıldı. Acil ve afetlerde sağlık hizmet sunumunun değerlendirilmesi, verimliliğin artırılması, işleyişte yaşanan aksaklıkların tespit edilerek çözümlenmesi, sağlık tesisleri ile iller arası hasta sevklerinin koordinasyonu, hastane yatak kapasiteleri ve doluluk oranlarının ele alınması, merkez ve taşra teşkilatları arasında etkin koordinasyonun sağlanması amacıyla gerçekleştirilen toplantıda; bölgedeki acil sağlık hizmetlerinin daha etkin, verimli ve kaliteli hale getirilmesi, sağlık tesisleri ve iller arası hasta sevk koordinasyonunun güçlendirilmesi ile bölgesel sağlık sisteminde iş birliği ve birlikte çalışma kültürünün pekiştirilmesi konuları değerlendirildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 13:21
8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti
4
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
5
28 Ağustos 2024 Çarşamba- 10:51
Bursalı avukattan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a suç duyurusu
20 Mayıs 2025 Salı - 12:11
Türk kardiyoloğa "2025 bilimsel mükemmellik" unvanı
Avrupa Kardiyoloji Birliği 2025 bilimsel mükemmelliğin sembolü olarak tanınan Fellow of ESC unvanı Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ersin Sarıçam’ın oldu. Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ersin Sarıçam, kardiyoloji alanındaki akademik ve klinik başarılarıyla Avrupa Kardiyoloji Birliği (European Society of Cardiology- ESC) tarafından bilimsel mükemmelliğin sembolü olarak tanınan 2025 Fellow of the ESC (FESC) unvanı aldı. Doç. Dr. Ersin Sarıçam Covid-19 virüsünün kalp sağlığı ile ilişkisine dair yaptığı çalışmalarla dünya literatürüne sağladığı katkılar sebebiyle bu unvana sahip oldu. Covid-19 virüsü ile ani ölümlere sebep olan kalp tutulması arasındaki bağlantıya dair tespitleri ile ölümlerin önüne geçmede yaptığı çalışmalarla bu unvana sahip olan Doç. Dr. Ersin Sarıçam, "Şahsım, hastanem ve ülkem adına gurur duyuyorum" dedi. "Covid kalp yorgunluğu ile ani ölüm getirebilir" Pandemi boyunca sahada aktif görev alarak vaka izlediğini söyleyen Doç. Dr. Ersin Sarıçam çalışmasına dair şunları paylaştı: "Pandemi sonrası kalp tutulumunun mekanizmasını yani virüsün kalbi nasıl etkilediğini çalışmalarımızla ortaya koyduk. Hastalarımızın MR sonuçları normalken Kardiyak PET sonuçlarında kalp kasılmalarında tembellik, yorgunluk fark ettik. MR’ları normal olmasına rağmen kalp tutulmasının kontrol altına alınmaması, tedavi edilmemesi sebebi ile ritim bozukluğuna girerek ani ölümlere tanık olduk. Çalışmalarımızla klinik şüphe var ise Kardiyak PET’in de bakılması gerektiği gördük. Araştırmamız ile virüse bağlı kalp yorgunluğu literatüre eklenerek tanı kriteri değişmiş oldu ve hastaların tanı alması kolaylaştı. Böylece Covid öyküsü olan kişilerde Kardiyak PET bakılarak ani ölümlerin riskini azaltmak mümkün olabilir. Bu sebeple ailesinde kalp hastalığı öyküsü olan, Covid geçirmiş, 40 yaş üstü bireylerin yılda bir kere mutlaka kalp kontrollerini yaptırmalarını önemle tavsiye ediyorum. Ayrıca üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerin de mutlaka kalp tutulumu ihtimali ile incelenmesi gerektiğini düşünüyorum." "Ülkem adına gurur duyuyorum" Çalışmalarının uluslararası saygın kılavuzlarca alıntılanmasının yeni hedef ve çalışmaları için motivasyon kaynağı olduğunu belirten Doç. Dr. Ersin Sarıçam, "Şahsım, hastanem ve ülkem adına gurur duyuyorum" diye konuştu.
20 Mayıs 2025 Salı - 11:52
EÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde yeni ameliyathane hizmete açıldı
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesinde yapımı tamamlanan Merkezi Ameliyathanenin açılışında konuşan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, "Gerek tıp eğitimi gerekse sağlık hizmetleri açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden birisiyiz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yapılan büyük yatırımlar, tıp eğitimini ve sağlık hizmetlerini dünya standartlarına çıkarmıştır. Bugün açtığımız ameliyathane de bunun bir nişanesidir" dedi. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, "Bu projede, toplam 59 ameliyathane, 9 doğum odası, 8 endoskopi salonu ve 205 tanesi erişkin ve çocuk, 8 yenidoğan yoğun bakım odası hizmete sunulmuştur. Bu rakamlar sadece bir büyüklüğü değil; İzmir ve Bölgemiz için aynı zamanda sağlık hizmetlerinde erişilebilirlik, verimlilik ve hızın da garantisi olacaktır. Mevcut ameliyat kapasitemizi yaklaşık 4 kat artırmaktadır" diye konuştu. Ege Üniversitesi 70. Kuruluş Yıl Dönümü Törenleri Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın katılımı ile gerçekleştirdi. Kutlama programı kapsamında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapımı tamamlanan dev Merkezi Ameliyathanenin açılışı yapıldı. Törene EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar’ın yanı sıra İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, üniversite üst yönetimi, senato üyeleri, il protokolü ve akademisyenler katıldı. İçerisinde 59 ameliyathane, 9 doğum odası, 8 endoskopi salonu ve 205’i erişkin ve çocuk, 8 yenidoğan yoğun bakım odası bulunan, ileri tıp teknolojileri ile donatılı sağlık kompleksinin açılışı YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ve YÖK Yürütme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Naci Gündoğan ve Prof. Dr. Hüseyin Karaman tarafından yapıldı. EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Merkezi Ameliyathanenin açılışında konuşan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, "Bugün, Ege Üniversitesi ailesi ile birlikte güzel bir sağlık tesisinin açılışını gerçekleştiriyoruz. Türkiye, yükseköğretim kapasitesi açısından Avrupa’nın en büyükleri arasında yer almaktadır. Gerek öğrenci sayıları, gerek üniversitelerin alt yapısı, gerekse bilimsel araştırma ve teknoloji geliştirme noktasında ülkemiz, Avrupa’da önemli bir yerde bulunuyor. Ülkemizde 128 adet tıp fakültesi var. Bunların 91’i devlet üniversiteleri bünyesinde hizmet veriyor. Bugün itibarıyla yükseköğretim kurumlarımız her yıl 20 bin civarı hekim yetiştiriyor. Önümüzdeki yıllarda hekim ihtiyacının artacağı öngörülüyor. Nüfusumuzun yaşlanmasına paralel olarak sağlık hizmetlerine ihtiyacın artması, hekim ve sağlık çalışanlarına olan ihtiyacı da artırmaktadır. Türkiye bu alanda tüm dünyaya önemli katkılar sağlamaktadır. Gerek tıp eğitimi gerekse sağlık hizmetleri açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden birisiyiz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yapılan büyük yatırımlar, tıp eğitimini ve sağlık hizmetlerini dünya standartlarına çıkarmıştır. Bugün açtığımız ameliyathane de bunun bir nişanesidir" dedi. Sağlık Mükemmeliyet Merkezi kurulacak Prof. Dr. Özvar, "Ege Üniversitesi Hastanesi kapsamında yeni bir ameliyathaneyi hizmete açıyoruz. Bu ameliyathane üniversitemizin sağlık hizmetleri kapasitesini bir nokta daha iletiye taşıyacaktır. Aynı anda 70 ameliyat gerçekleştirme kapasitesine sahip. Üniversitemizdeki hekim arkadaşlarımızla gerçekleştirdiğimiz istişareler neticesinde başta kalp olmak üzere üniversitemizde çeşitli mükemmeliyet merkezleri kurma noktasında iş birliği içerisinde olacağız. Ege Üniversitesi, İzmir’den tüm dünyaya hizmet verecek olan bir ‘Sağlık Mükemmeliyet Merkezi’ne kavuşacak" dedi. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, "Donanımlı sağlık kadrosu ile nitelikli, güvenilir ve ulaşılabilir sağlık hizmeti sunan Tıp Fakültesi Hastanemiz, 290.779 metrekare hizmet alanı, 43 anabilim dalı, 1.809 yatak kapasitesi, 16 ameliyathane ve 36 yoğun bakım ünitesiyle, yılda yaklaşık 1 milyon 500 bin civarında poliklinik ve 160 bin civarında ameliyat hizmeti ve A Plus Hastane statüsüyle bulunduğu bölgede ve ülkemizde en çok tercih edilen hastaneler arasında yer almakta. Açılışını gerçekleştireceğimiz Merkezi Ameliyathanemizle sağlık hizmetlerinde niteliğin, teknolojinin ve hasta güvenliğinin yükseldiği ilimiz ve bölgemiz için yeni bir sürecin başlangıcı olacak. Bu yeni yapı, hem mimari hem de teknolojik açıdan sağlık hizmetlerinin geleceğine yön verecek niteliktedir" diye konuştu. "Hem akıllı hem hibrid ameliyathane" Binanın yapımında tıbbi güvenlik ve konforun ön planda tutulduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, "Bu projede, toplam 59 ameliyathane, 9 doğum odası, 8 endoskopi salonu ve 205 tanesi erişkin ve çocuk, 8 yenidoğan yoğun bakım odası hizmete sunulmuştur. Bu rakamlar sadece bir büyüklüğü değil; İzmir ve Bölgemiz için aynı zamanda sağlık hizmetlerinde erişilebilirlik, verimlilik ve hızın da garantisi olacaktır. Mevcut ameliyat kapasitemizi yaklaşık 4 kat artırmaktadır. Özellikle üzerinde durmak istediğim bir diğer konu ise Teletıp sistemi konseptinde yapılan ‘Hem Akıllı hem Hibrid Ameliyathane’dir. Bu ameliyathane sistemi sayesinde, her türlü ameliyat sırasında yüksek çözünürlüklü video akışı ile canlı yayın yapılabilmekte, iki yönlü sesli-görüntülü iletişim kurulmakta ve tıp eğitimi için ulusal ve uluslararası düzeyde yeni kapılar aralanmaktadır. Aynı teknoloji altyapısı tüm cerrahi kliniklere hizmet verebilecek Robotik Cerrahi salonuna da sağlanmıştır. Bu salonda tüm cerrahi branşlarımıza hizmet verebilecektir." dedi. "Hastalar Radyoloji MR için sıra beklemeyecek" Yeni ameliyathanenin, pandemi, deprem gibi olağanüstü koşullarda dahi hizmet verecek kapasite ve donanıma sahip olduğunu vurgulayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, "Genişletilmiş mesai düzeni, etkili iş gücü kullanımı ve optimize edilmiş stok yönetimi ile her türlü sağlık ihtiyacına hızlı ve güvenli cevap verebilecek bir sistem kurulmuştur. Radyoloji ünitesinden günübirlik ameliyathanelere, doğumhanelerden yoğun bakım servislerine kadar her birim hem hasta konforu hem de sağlık personelinin verimli ve konforlu çalışması için yeniden tasarlandı. Hasta taşıma sistemlerinden hemşire çağrı panellerine kadar her detay titizlikle planlandı. Radyoloji MR için vatandaşlarımız artık sıra beklemeyecek. Ayrıca, binamız enerji verimliliği, hijyenik standartlar ve yangın güvenliği açısından uluslararası normlara uygun olarak inşa edilmiştir. Havalandırma, nem kontrolü, basınçlandırma gibi sistemler ameliyat türüne göre anlık olarak kontrol edilebilecek şekilde yapılandırılmıştır" diye konuştu. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, " Ege Üniversitesi olarak bizler, yalnızca geçmişin mirasını taşımakla yetinmiyor; aynı zamanda geleceği de inşa ediyoruz. Sağlıkta dijitalleşmenin, altyapı yenilenmesinin ve nitelikli insan kaynağının gücüyle, Türkiye’nin sağlık alanındaki vizyonuna katkı sunmaktan büyük onur duyuyoruz. Sözlerime son verirken Üniversitemize her daim desteğini hissettiğimiz başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere açılışımızı teşrifleriyle bizleri onurlandıran, YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar’a ve devlet erkânımıza katkı ve desteklerinden dolayı şükranlarımı sunuyor, Merkezi Ameliyathane Binamızın, üniversitemize, ilimize, bölgemize, ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 11:40
Medical Point İzmir Hastanesi’nde dijital dönüşümle çevreye büyük katkı
Medical Point Hastaneleri’nde gerçekleştirilen dijital dönüşüm çalışmaları kapsamında sadece İzmir’de, son 1 yıl içinde 4 milyon 800 bin A4 kağıt çıktısından tasarruf sağlandı. Bu dönüşümle birlikte yaklaşık 2 bin 800 ton litre su tasarrufu yapılırken, 32 ton karbondioksit (CO2) emisyonunun önüne geçildi ve 562 ağacın kesilmesi engellendi. Geçtiğimiz yıl "ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası" alan İEÜ Medical Point Hastanesi, sürdürülebilirlik çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Hastane bahçesine kurulan iki adet elektrikli araç şarj istasyonu ile çevreci ulaşım desteklenirken, makam aracı tercihi de TOGG gibi çevre dostu elektrikli araçlardan yana kullanıldı. Ayrıca, başlatılan Güneş Enerjisi Santrali (GES) projesiyle İzmir’de hastanenin elektrik ihtiyacının büyük kısmı yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmaya başlandı. Dijitalleşme kapsamında özellikle hemşirelik hizmetleri ve biyometrik onam işlemleri, elektronik ortama taşındı. Böylece sadece hizmet süreçleri kolaylaşmakla kalmadı aynı zamanda ciddi oranda kağıt, su ve enerji tasarrufu sağlanarak çevreye katkı sunuldu. Aynı zamanda süreçlerde verimlilik artışı ve çalışan memnuniyeti gibi birçok alanda da iyileşme kaydedildi. Medical Point Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Veysi Kubba, dijitalleşmenin çevresel etkilerine dikkat çekerek, "Doğal kaynakların sonsuz olmadığının farkındayız. Bu nedenle sadece bugünü değil, gelecek nesilleri düşünerek hareket ediyoruz. Dijitalleşme faaliyetlerimizle yalnızca hasta deneyimini geliştirmiyor; aynı zamanda doğaya karşı sorumluluğumuzu da yerine getiriyoruz. Elimizi taşın altına koymaktan çekinmiyoruz. Bu adımlar, sadece bugün için değil, gelecekte yaşayacak kuşaklar için atılıyor. Aynı zamanda her alanda sürekli iyileşmeyi hedefleyen bir anlayışla hareket ediyoruz," ifadelerini kullandı.
20 Mayıs 2025 Salı - 11:27
Uykusunda yuttuğu dişler bronşundan çıkarıldı
İstanbul’da yaşayan 41 yaşındaki adam, yoğun öksürük ve nefes darlığıyla uyandı, aynaya baktığındaysa bir süre önce takılan 2 dişinin olmadığını görünce hastaneye koştu. Hastanın bronşuna kaçtığı belirlenen 2 dişi başarılı operasyonla çıkaran Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Efsun Gonca Uğur Chouseın, "2’li bir diş aspire etmiş hem ağırlığı hem de büyüklüğü nedeniyle Heimlich manevrası bu hastada fayda sağlamayacaktı. Böyle ana bronşlara yerleşmiş cisimler bazen tamamen akciğerin havalanmasına engel olabilir hale geliyor, yabancı cisim kaçmasından şüphelendiklerinde uzmanına başvurulmalı" derken, hasta E. Ö., "Gece uyurken oldu, sabah işe gitmek için kalktığımda bir nefes darlığı fark ettim. Olacağı varmış diyelim, beterin beteri var" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 10:32
Kilo vermek isteyen vatandaşlar çareyi fitoterapide arıyor
Yaz mevsimine fit girmek isteyen vatandaşlar aldıkları fitoterapi ürünlerini bilinçsiz bir şekilde tüketerek sağlıklarından oluyorlar. Bu konu hakkında Eskişehirli aktar Metin Ağılönü, internette satılan hızlı kilo verme ürünlerinin bazılarının vatandaşları sağlığını olumsuz yönde etkilediğini anlattı. Eskişehir’de yaz aylarının yaklaşmasıyla beraber vatandaşlar hızlı kilo verme amacıyla aktarların yolunu tutuyor. Uzun süredir aktarlık yapan Metin Ağılönü, kilo verme amacıyla kendisine gelen vatandaşları hem uyarıp hem de tavsiyelerde bulunuyor. Aktar Ağılönü, "Vatandaşlarımız kendileri zayıflamak isterken bilinçsiz şekilde vücudundaki metabolizmayı bozuyorlar" dedi. "Ürünleri bilinçsiz bir şekilde tüketerek vücutlarına zarar veriyorlar" Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla hızlı kilo vermek isteyen insanların bilinçsiz şekilde vücuduna zarar vermesi hakkında Metin Ağılönü, "Vatandaşlarımız kendileri zayıflamak isterken vücudundaki metabolizmayı bozmaya çalışıyorlar. Yani hızlı zayıflamak için kullanmış olduğu ürünleri fazlasıyla tüketiyorlar ya da bilinçsiz tüketiyorlar. Bilinçsiz tüketilmesi de insanların vücuduna zarar veriyor haliyle. Onun için bizim aktarcı arkadaşlarla, eğer bitkisel yönden, yani fitoterapi yöntemiyle, bitkisel tedavi yöntemiyle kendilerini zayıflamak istiyorlarsa, aktarcı arkadaşların uyarıları tavsiyesinde zayıflama yönüne gidebilirler" ifadelerini kullandı. "Zayıflayacağım derken kendilerini ölüme bite götürebilirler" Zayıflama kapsülü adı altında satılan ürünlerin bilinçsiz şekilde kullanılması halinde ölüme kadar götürebileceğini anlatan aktar Ağılönü, "Özellikle kapsüllerde, mesela kapsül çok zararlı; vücudun bağırsaklarıyla beraber, karaciğer, böbrek, bu tarz şeylere çok zarar veriyor. Bunların bilinçsiz kullanması, vücudun zayıflamadan çok, Allah korusun, ölüme kadar da götürebiliyor. O yüzden bizim yapmış olduğumuz yöntemde daha çok fitoterapi yöntemi, yani bitkisel tedavi yöntemiyle insanlara tavsiyede bulunuyoruz. Şu an gündemde çiya tohumu diye bir tohum var. Çiya tohumuyla beraber keten tohumu. Hem keten tohumu, bu omega 3, yani vücudun omega 3 eksikliğini de gidermiş oluyor. Hem aynı zamanda bağırsaklarını da çalıştırarak yavaş yavaş vücuttaki yağ oranını azalttığı gibi aynı zamanda da bağırsakları çalıştırmış oluyor" şeklinde konuştu. "Bitkisel ürünleri verdiğimiz ölçüler nispetinde kullanın" Aktar Metin Ağılönü, hızlı kilo vermek isteyen vatandaşların aldıkları ürünleri aktarlarının verdiği ölçülerde kullanması gerektiğini şu kelimeler ile ifade etti: "Bağırsakları hızlı çalıştıracağım düşüncesi bazı kişilerde ürünleri hızlı tüketmek istiyorlar. Biz diyoruz ki, biz her zaman aynı yöntemi kullanıyoruz. Diyoruz ki, verilen ölçüler nispetinde kullanın. Bir hafta kullanıyorsa, 2-3 gün ara veriyor, sonra bir hafta daha kullanıyor ki vücut hem bağışıklık kazanmasın hem de etkisi olsun diye. Bunun yanı sıra sandaloz sakızı vardır, şu an gündemde, onunla beraber elma sirkesiyle beraber eritip de kullanabilirler. Ayrıca karışık bitkilerimiz var, bunun içerisinde yeşil çay önerebilirim. Yeşil çay da kullanabilirler. Zencefil, zerdeçal da kullanabilirler. Bunlar da zayıflamaya yönelik karışık bitkilerdir" "İnternette satılan bazı ürünler çok fazla zarar verebiliyor" İnternette hızlı kilo verdireceğini vaat eden bazı ürünlerin zararlı olduğu konusunda konuşan aktar Ağılönü, "Sosyal medya ve internette, işte 20 kilo birden şu kadar günde veriliyor diyorlarsa, onlara kesinlikle inanmasınlar. Çünkü öyle bir hız mümkün değil, yoktur. Varsa da sonu kötü olacaktır. Yani vücudu kesinlikle bozacaktır. O yüzden piyasadaki böyle bilinmedik kapsüldür ya da zayıflama ürünleridir, bu tarz ürünleri bizim tavsiyemiz dışında kullanmasınlar" diye konuştu.
20 Mayıs 2025 Salı - 10:29
Yanlış dolgu uygulaması kör edebilir
Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sıla Şeremet, son yıllarda sosyal medyada sıkça karşılaşılan ve oldukça korkutucu boyutlara ulaşan ucuz ve hijyenik olmayan ortamlarda yapılan cilt işlemlerine dikkat çekti. Özellikle dolgu uygulamalarının en çok korkulan işlemlerden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Dolgu sadece estetik değil, aynı zamanda çok ciddi bir tıbbi işlemdir. Yanlış şekilde uygulandığında doku kayıplarına, enfeksiyonlara, hatta körlüğe neden olabilir" diye konuştu. Son dönemde yanlış cilt uygulamalarına rastlanabiliyor. Özellikle hijyenik olmayan ortamlarda, uzman olmayan kişilerce yapılan işlemler, ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Yanlış uygulamaların korkutucu sonuçları olabildiğini söyleyen Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Bizim yan etkilerinden en çok korktuğumuz işlem dolgular. Dolgu sadece estetik değil, aynı zamanda çok ciddi tıbbi bir işlemdir. Kullanılan malzeme, hijyenik ortam ve yapan kişinin bu konudaki yetkinliği çok önemlidir. Çünkü yüz, damar ve sinir ağları ile örülüdür. Enjekte edilen maddeler eğer damara yakın olursa ya da damarın içine denk gelirse, nekroz dediğimiz doku kayıplarına, enfeksiyonlara, hatta körlüğe bile neden olabilmektedir. Enjeksiyon yanlış bir damara yapılırsa dolgu maddesi kan akımını engelleyebilir. Özellikle burun kökü, alın ve göz çevresi gibi alanlarda, damarlar doğrudan göz damar ağıyla bağlantılıdır. Bu damarlardan birine dolgu maddesi kaçıp gözün retina damarlarını tıkarsa, ani görme kaybına, yani körlüğe neden olabilir. Hastalar, işinin ehli olmayan kişilere birçok kozmetik işlemi yaptırıp komplikasyonlar yaşayabilmekteler. Bu nedenle uygulamanın mutlaka anatomi bilgisi olan, deneyimli hekimler tarafından yapılması gerekir" ifadelerini kullandı. Asimetrik dudak dolguları sorun yaratıyor Asimetrik olarak yapılmış dudak dolguları ile hastaneye başvuran kişi sayısında artış olduğunu belirten Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Nekroza giden ya da deride yumruğu oluşturan dolgu komplikasyonları çok sık görebilmekte. Bu tarz komplikasyonlarda sistemik ilaçlar, o lezyonların içine uygulamanan bir takım enzimatik işlemlerle müdahale edip tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Tedavi süreci uzun sürmekle birlikte tedaviye rağmen bazen kalıcı izler kalabilmektedir" dedi. Doktorun yönlendirme yapması gerekiyor Prof. Dr. Sıla Şeremet, cilt işlemi yaptırmaya karar veren hastaların nelere dikkat etmesi gerektiğini ise şu sözlerle özetledi: "Bu konuda en önemlisi doktorun yönlendirmesiyle işlemin yapılması. Hastaların ayrıntılı olarak ne yapılacağı ve nasıl bir madde kullanılacağını öğrenmeleri gerekiyor. Özellikle dolgu yapılırken hangi malzemenin kullanılacağı çok önemli. Doktorlar bu bilgileri hastayla paylaşmaktan çekinmez. Ama ucuza işlem yapan, malzemenin ne olduğunu söylemekten kaçınan, hastanın hızlıca karar vermesi için baskı yapan kişilerden ve ortamlardan kaçınılması gerekmektedir. Ayrıca işlemlerde kullanılan malzemelerin paketi hastanın yanında açılmalıdır. Hatta ürünlerin barkodu hastaya verilmelidir." Temel bakım; temizlik, nemlendirme ve güneşten korunma Cilt bakım ürünlerinin artık çok küçük yaşlara kadar indiğini belirten Prof. Dr. Sıla Şeremet, genç yaş grubundaki bireylerin çok gereksiz şekilde kozmetik ürünler kullandığını vurguladı. "Aslında temel cilt bakımı denilen şey, cildi temizlemek, nemlendirmek ve güneşten korumaktır. Eğer cildinizle ilgili bir probleminiz varsa retinoller, niasinamidler, C vitaminleri ya da daha ileri bakım ürünleri kullanılabilir. Ama bunun, yaşa ya da cilt tipine uygun olup olmadığını değerlendirerek, bir dermatologla birlikte karar verilmesi daha uygun olur" diyen Prof. Dr. Sıla Şeremet, birçok ürünün aynı anda kullanılmasının doğru olmadığını, başkasına iyi gelenin herkese iyi geleceği düşüncesinden uzak durulması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Eğer bir cilt sorunu varsa ve temel cilt bakımından daha ileri bir şeyler kullanılması isteniyorsa, bu konuda mutlaka bir dermatolog görüşü alınmalıdır" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 10:08
Fındık fabrikası çalışanların kilolarını ölçtüler
DÜZCE(İHA) – Düzce İl Sağlık Müdürlüğü görevlileri vatandaşların yoğun olduğu alanlarda vücut kitle indeksi (VKİ) ölçümlerini gerçekleştiriyor. Ekipler fabrika çalışanlarının kilolarını tek tek ölçtüler. Sağlık Bakanlığınca ülke genelinde başlatılan İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa kampanyasında, Düzce Halk Sağlığı Hizmetleri başkanlığınca bağlı Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri fındık fabrikası çalışanlarının boy ve kilosu için ölçüm standı kuruldu. Fabrika çalışanlarının boy ve kilo ölçümleri yaparak, beden kitle indekslerini (BKİ) hesaplayan sağlık çalışanları, ölçüm sonuçlarına göre gerek duyulan bireyleri ilgili sağlık kuruluşlarına yönlendiriyor. Etkinlik boyunca çalışanlara ve vatandaşlara bilgilendirici broşürler dağıttırılarak, ideal kilonun korunmasının kronik hastalıkların önlenmesindeki rolü hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu.
20 Mayıs 2025 Salı - 09:59
Hiperbarik oksijen tedavi ünitesi Eskişehir’de şifa dağıtıyor
Eskişehir’de Yunus Emre Devlet Hastanesi bünyesinde hizmeti sunulan ve bazen cerrahi işlemlere bile gerek kalmamasını sağlayan hiperbarik tedavi yöntemine hem bölgeden hem de şehir dışından gelen hastalar yoğun ilgi gösteriyor. Yunus Emre Devlet Hastanesi İki Eylül Ek Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen yüksek basınçlı hiperbarik oksijen tedavisi yaraların geç iyileştiği, enfeksiyonların direnç gösterdiği ve dokulara yeterli oksijenin ulaşamadığı durumlarda etkili bir yöntem olarak öne çıkıyor. Özel basınç odalarında yüzde 100 saf oksijen solunarak uygulanan yöntem, özellikle diyabetik ayak yaraları, kemik enfeksiyonları, yanıklar ve karbonmonoksit zehirlenmeleri gibi pek çok durumda destek tedavi olarak uygulanıyor. Tedavi süresi hastalığın türüne göre değişirken, kronik vakalarda ortalama 30-60 seans yapılıyor. Bölgede sadece Eskişehir’de sunulan hiperbarik tedavi hizmeti, şehir dışından gelen vatandaşlara da şifa oluyor. "Bu tedaviyi herkes bilmiyor" Tedavi için Afyonkarahisar’dan Eskişehir’e gelen Ayşe Arsoy, "Sol kulağımda ağır işitme kaybı oluştu. Bu olay ’vertigo’ ile birlikte oldu ve oradaki doktorumuz ’hiperbarik’ tedavisi önerdi. Bu tedavinin Eskişehir’de olduğunu öğrendik. Buraya geldik, tedaviye başladık. İlk 10 günün sonunda işitme testi yapıldı, bir gelişme görüldü. Benim 106 olan derecem 96’ya düştü. İnşallah açılır diye bekliyoruz. Bu tedaviyi herkes bilmiyor. Bize sadece doktorlar duyurdu, böyle bir tedavi olduğunu biz de bilmiyorduk. Daha da duyurulması güzel olur. Herkes bu tedaviden faydalansın isteriz. Özellikle yara tedavisinde çok daha iyi olduğunu söylüyorlar" dedi. "Tedavi uygulanırken ve sonrasında kulakta aşırı bir rahatlama olduğunu gördük" Uşak’tan gelen hasta Sinan Çelik, "17 Nisan’da sağ kulağımda işitme kaybı gerçekleşti. Daha sonrasında 3 gün bekledik, 4’üncü gün doktorumuza müracaat ettik. İlk etapta 15 gün ilaçla kortizon tedavisi uygulandı. Devamındaki aşamaları kendisi bize aktardı, Allah razı olsun. Kulaktan iğne yapılması gerektiğini, bunun yanında hiperbarik tedavisi olduğunu söyledi. Tabii biz de ilk defa o vesileyle bu tedaviyi duymuş olduk. Bu hiperbarik tedavisinin de bölgede sadece Eskişehir ve Denizli’de olduğunu bizlere söyledi. Biz de yakın olduğu için Eskişehir’i seçtik. Buraya geldik, tedaviye başladık. Ben 6 seans girdim, gerçekten çok faydasını gördük. Özellikle içeride tedavi uygulanırken ve sonrasında kulakta aşırı bir rahatlama olduğunu gördük" şeklinde konuştu. "Sadece Eskişehir’den değil, çevre illerden de bu merkeze hasta geliyor" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, hiperbarik tedavisiyle ilgili şu bilgileri aktardı: "Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne bağlı hiperbarik tedavi ünitemizde bulunuyoruz şu an. Bu tedavi yaklaşımı oldukça kıymetli ve önemli. Çok spesifik durumlarda kullanılabiliyor. Ülkemizde çok yaygın bir sağlık hizmeti değil. Bizim hipebarik tedavi ünitemiz çok uzun yıllardan beri bölge halkına sağlık hizmeti sunuyor. Burada hastalarımıza yüksek basınçla yüzde 100 oksijen vermekteyiz. Sadece Eskişehir değil; Kütahya, Afyonkarahisar, Bilecik ve bazen Uşak ilinden bile bu merkeze hasta geldiğini söyleyebilirim. Bu merkezde 2024 yılında yaklaşık 950 ile bin civarında tedavi gören hasta grubumuz var. Bahse konu hasta grubunun da 3’te 1’i çevre illerden bu merkeze gelmekte. 2025 yılının ilk 4 ayında 350 civarında hasta geldiğini rahatlıkla ifade edebilirim. Tabii buradaki hasta profili farklılık arz etmekte." "Bazen cerrahiyi bile engellediği vakaların olduğu çok değerli bir tedavi" Sualtı Hekimliği Hiperbarik Tıp Uzmanı Dr. Selahattin Çakıroğlu ise, "Burası bölgenin tek hiperbarik tedavisi veren merkezi. Bizim bölgemizdeki üniversitelerde ve şehir hastanelerinde olmayan hizmeti bu devlet hastanesinde veriyoruz. Hastalarımız rutin tedavilerinde içeride 2 saat boyunca yüksek basınçlı ortamda kalıyorlar. Biz de maske yoluyla aralıklı yüzde 100 oksijen vererek 2 saatte bu hastalara oksijen tedavisi uyguluyoruz. Kronik yara hastalarını çok alıyoruz. Bunlar genellikle diyabetik hastalar olabiliyor. Onun dışında, diyabetik olmayan, kemik iltihabı ile ilerleyen başka kronik yaralar oluyor. Hastaların tedavileri 1 buçuk ay ile 3 ay civarında sürmekte. Aldığımız akut hastalar da mevcut. Bunlar genelde zehirlenme hastaları oluyor ve tedavileri görece 1-2 hafta sürmekte. Onun dışında yine ezilme yaralanmaları geliyor. Özellikle deprem zamanı burası oldukça yoğun çalıştı. Akut tarzı yaralanmalarda oldukça faydalı bir tedavi. Hatta bazen cerrahiyi bile engellediği vakaların olduğu çok değerli bir tedavi. Bölgede tek merkez olarak hizmet vermekteyiz. Oldukça yoğun bir çalışma saatlerimiz var, günde 4 seans aralıksız hizmet veriyoruz. Sabah 08.00’dan başlayıp akşam 19.00’a kadar sürüyor. 3 hekim bunu idare ediyoruz, 10 yardımcı sağlık personelimiz var. Bölgeye hizmet verdiğimiz ve tek merkez olduğumuz için tüm ekiple 7/24 kesintisiz acil vakalar için de hizmetimiz sürüyor" ifadelerini kullandı.
20 Mayıs 2025 Salı - 09:29
Uzmanlardan heliz otu ve mantar zehirlenmesi uyarısı
Van Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzman Dr. Mehmet Tatlı, bahar mevsimiyle birlikte vatandaşları doğada topladıkları heliz otu ve mantarlarla ilgili uyararak, zehirlenme riskine dikkat çekti. Van ve ilçelerinde ilkbaharın gelmesiyle birlikte yüksek rakımlı dağlarda karların erimesinin ardından doğal olarak yetişen pancar çeşitleri, bölge halkı için sadece bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda önemli bir besin kaynağı. Sabahın erken saatlerinde yola koyulan ve saatlerce süren zorlu bir yürüyüşün ardından toplanan pancarları kimileri kazanç için satarken, kimisi evde kışlık olarak saklayarak yıl boyunca tüketiyor. Mendê, kengir, tirşok, rêvas, heliz, sîrik, çorîn ve siyabo gibi onlarca şifalı otun yanı sıra mantarın yetiştiği bölgede, nisan ayının sonu ile birlikte pancar toplama mesaisi başlıyor. Dağlardan toplanan çeşitli bitkiler, ilkbahar döneminde geçim kaynağı olurken, bilinçsizce tüketilen pancar ve mantarlar hayati organlara zarar verebiliyor. Bilinçsizce tüketilen heliz ve mantarların tehlikeli olduğunu belirten Van Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzman Dr. Mehmet Tatlı, dünyanın en geniş florasına sahip bir bölgede yaşadıklarını ifade ederek, bu floradaki değişik bitkilerin yüzyıllardır kullanıldığını söyledi. Bu bitki çeşitliliği içerisinde bazen istenmeyen durumlarla karşılaştıklarını belirten Tatlı, "Bunlardan bazıları bitkinin yanlış şekilde tüketilmesi ve bu tüketime bağlı olarak özellikle karaciğer yetmezliğiyle bile sonuçlanabilecek durumda zehirlenmelerle karşılaşabiliyoruz. Bizler hem acil serviste hem 112’de bu tür vakalarla özellikle bu mevsimde sık sık karşılaşıyoruz. Özellikle heliz otu fazla tüketildiğinde ya da doğru işlemler uygulanmadan tüketildiğinde, karaciğer yetmezliğine kadar sonuçlanabilecek bazı istenmeyen durumlara neden olabilmektedir. Bu noktada halkımızın dikkatli olmasını istiyoruz. Bunun yanında yine mantar zehirlenmelerine karşı da vatandaşları uyarıyoruz. Çünkü mantarlar alemi çok çeşitlidir. Bu çeşitlilik içerisinde mantar alanında uzmanlaşmış kişiler bile bazen zehirlenebilir. Bu noktada doğru bildiğiniz mantar dışında, bilmediğiniz bir mantarı yemeğin içerisine katsam bir şey olmaz gibi denemeler yapmamak gerekir. Bilmediğiniz, daha önce görmediğiniz bir mantarı tüketmeyin. Maalesef bu mantar zehirlenmelerinde her yıl Türkiye’de onlarca aile yok oluyor. Çünkü gelen mantarla bir yemek yapılıyor ve tüm aile o yemekten yiyor ve sonrasında ise tamamen hızlı bir şekilde karaciğer nakli olması durumuna geliyor veya hayatını kaybediyorlar" dedi. Bu mevsimde dikkat edilmesi gereken konulardan birinin de kene vakaları olduğuna dikkat çeken Tatlı, "Doğu Anadolu Bölgesi’nde çok fazla kırım kongo kene vakası görülmedi ama iklim değişikliği ve yağmurların fazla yağması ile birlikte bu bölgelerde de kırım kongo kenesinin ortaya çıkabilme ihtimali olma yönündedir. Bu noktada da halkımızın çok dikkat etmesi gerekir. Doğaya çıktıklarında pantolonlarını çoraplarının içine almaları ve kene temasını minimuma indirmeye çalışmaları gerekmektir. Doğadan geldikten sonra da vücutlarını kontrol edebilirler. Çünkü kenenin ne kadar hızlı şekilde çıkarılması da önem arz etmektedir. Kene görülmesi durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları ve kenenin tıbbi şartlarda çıkarılması gerekir" diye konuştu.
20 Mayıs 2025 Salı - 09:25
Yaz geliyor, cilt kanserine dikkat
Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü, Mayıs ayının "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" olduğun ifade ederek, özellikle yaz aylarında artan güneş maruziyeti öncesinde, toplumun cilt kanseri konusunda bilinçlenmesi ve erken teşhisinin önemini vurguladı. Yapılan paylaşımda cildin, vücudu dış çevreden ayıran ve koruyan en büyük organ olduğu ifade edilerek, "Bu özelliği sayesinde vücudu zararlı çevresel etkenlere karşı koruma görevi üstlenir. Cilt kanseri, derideki hücrelerin anormal bir şekilde çoğalması sonucu oluşur. Her cilt değişikliği kanser anlamına gelmez; ancak şüpheli bir değişiklik fark edildiğinde vakit kaybetmeden doktora başvurulması önerilir. Cilt kanseri riskini artıran en önemli çevresel faktör, güneş ışınlarıdır. Özellikle ultraviyole (UV) ışınları cilt hücrelerine zarar vererek kanser gelişimine yol açabilir. Güneşin en yoğun olduğu saatler olan 10.00-16.00 arasında korunmasız kalmak, riski ciddi şekilde artırır. Ayrıca çevresel kirlilik ve zararlı kimyasalların ciltle teması da riski artıran diğer faktörlerdir. Yapılan araştırmalar, hava kirliliği ile cilt kanseri arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Hava kirliliği, cilt hücrelerine zarar vererek oksidatif stres meydana getirir ve bu da kansere zemin hazırlayabilir. İklim ve coğrafi şartlarda da ciltte kanser oluşumu riskinde etkili olabilir. "denildi. İşte cilt kanserine yakalanma riskleri Açıklamada cilt kanserine yakalanma riskini artıran diğer faktörler arasında, "Şiddetli ve uzun süreli güneş maruziyeti, solaryum gibi yapay UV ışınlarına maruz kalmak, açık havada uzun süre çalışmak, özellikle çocukluk döneminde yaşanan şiddetli güneş yanıkları, ailede ya da bireyde cilt kanseri öyküsü, açık tenli, kolay çillenen ve güneş yanığı geçiren cilt yapısı ve ve ağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullanımının yer aldığı ifade edilerek şöyle devam ediledi, "Deri kanseri genellikle güneşe maruz kalan bölgelerde görülse de güneş görmeyen alanlarda da ortaya çıkabilir. Ne kadar erken teşhis edilir ve tedaviye başlanırsa, ciddi şekil bozuklukları veya ölüm gibi olumsuz sonuçlardan korunma şansı o kadar artar. Bu nedenle düzenli cilt kontrolü yaptırmak ve risk düzeyi hakkında doktorunuza danışmak önemlidir" Cilt kanserinden korunmak için ne yapmalı? Her ne kadar cilt kanserlerini tamamen önlemenin kesin bir yolu olmasa da bireyler bazı korunma yollarını benimseyerek risklerini azaltabileceği vurgulanan açıklamada, "Cilt kanserinden korunmak için öneriler: Açık havada güvenli güneş koruma yöntemlerini uygulayın. Koruyucu giysiler (gömlek, şapka) tercih edin. Geniş spektrumlu, yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanın. Güneş gözlüğü takarak gözlerinizi ve göz çevresini UV ışınlarından koruyun. Zararlı kimyasallardan uzak durun. Cildinizi düzenli olarak kontrol edin ve neyin "normal" olduğunu öğrenin. Cilt kanserlerinin erken teşhisinde net bir yöntem bulunmamakla birlikte, kişinin kendi cildini tanıması oldukça önemlidir. Bu amaçla benlerin, lekelerin, çillerin ve diğer izlerin zaman içindeki görünümünü takip etmek faydalıdır. Ayda bir kez yapılacak kendi kendine cilt muayenesi, değişikliklerin erken fark edilmesini sağlar" ifadeleri kullanıldı.
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:46
Bakan Memişoğlu: "Cenevre’de Suriye Sağlık Bakanı El-Ali ile bir araya gelerek verimli bir görüşme gerçekleştirdik"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "78’inci Dünya Sağlık Asamblesi vesilesiyle bulunduğumuz Cenevre’de Suriye Sağlık Bakanı Sayın Dr. Musab Nizal el-Ali ile bir araya gelerek verimli bir görüşme gerçekleştirdik" dedi. Bakan Memişoğlu X hesabından yaptığı paylaşımda, "78’inci Dünya Sağlık Asamblesi vesilesiyle bulunduğumuz Cenevre’de Suriye Sağlık Bakanı Sayın Dr. Musab Nizal el-Ali ile bir araya gelerek verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Suriye’nin yeni hükümetinin izleyeceği sağlık politikaları, yürüteceği sağlık hizmetleri ve altyapı çalışmaları ile ülkelerimizin sağlık alanındaki iş birliğine dair geniş bir yelpazede istişarelerde bulunduk. Her alanda olduğu gibi sağlık alanında da Suriye ile yakın ilişki ve iş birliklerimizi güçlendirmek için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi.
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:14
Ağrı Valiliği, ’ambulans verilmedi’ iddialarını yalanladı
Ağrı Valiliği, bazı basın yayın organlarında yer alan "kanaması bulunan çocuk hastanın ambulans verilmeden Ağrı’dan Erzurum’a gönderildiği" yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi. Ağrı Valiliğinden yapılan açıklamada, haberlere konu olan hastanın, milyonda bir görülen ve diş eti ile burun kanamalarının sık yaşandığı kalıtsal bir kanama bozukluğu olan Glanzmann Trombastenisi hastası olduğu belirtildi. Ağrı’da ikamet eden çocuğun takibinin, tetkiklerinin daha kapsamlı yapılabildiği Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Çocuk Hematoloji Kliniği’nde sürdürüldüğü kaydedildi. Açıklamada, "Görüntülerin çekildiği gün, hastamız rutin kontrolü için sevk kâğıdı almak amacıyla Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniği’ne başvurmuş, işlemleri birkaç dakika içinde tamamlanmıştır. Hastamızın o sırada herhangi bir rahatsızlığı bulunmamaktadır." denildi. Çocuğun, sevk sonrası ailesiyle birlikte Erzurum’a gitmek üzere Ağrı Otogarı’nda bulunduğu esnada şiddetli burun kanaması geçirdiği aktarılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:"112 Acil Çağrı Merkezimiz aranmış, hastamız ambulansla alınarak Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisi’ne ulaştırılmıştır. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından KBB uzmanlarımızca yapılan işlemlerle kanama kontrol altına alınmış, çocuk hastalıkları uzmanlarımızca süreci titizlikle takip edilmiştir. Tedavinin ardından hastamız ambulansla Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne sevk edilmiştir." Açıklamada, "Dolayısıyla hastamızın rahatsız olduğu halde ambulans verilmeden Ağrı’dan Erzurum’a sevk edildiği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır." ifadeleri kullanıldı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder