Son Dakika
|
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
TAG Otoyolu’nda feci kaza: 2 ölü, 2 yaralı
Küçükçekmece’de suikast girişimi polisin dikkatiyle engellendi
Ukrayna, Rusya’ya en az 556 dron ile saldırdı: 3 ölü, 12 yaralı
Taraftarları taşıyan midibüs devrildi, 27 taraftar yaralandı
MSB’den "seferberlik emri" iddialarına ilişkin açıklama
Dursun Özbek: "Biz artık küresel ölçekte rekabet eden bir organizasyon olmak zorundayız
Büyükçekmece’deki bıçaklı kavgada 16 yaşındaki çocuğun ölümüne ilişkin yeni detaylara ulaşıldı
SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
4
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 13:21
8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti
5
28 Ağustos 2024 Çarşamba- 10:51
Bursalı avukattan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a suç duyurusu
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:46
Bakan Memişoğlu: "Cenevre’de Suriye Sağlık Bakanı El-Ali ile bir araya gelerek verimli bir görüşme gerçekleştirdik"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "78’inci Dünya Sağlık Asamblesi vesilesiyle bulunduğumuz Cenevre’de Suriye Sağlık Bakanı Sayın Dr. Musab Nizal el-Ali ile bir araya gelerek verimli bir görüşme gerçekleştirdik" dedi. Bakan Memişoğlu X hesabından yaptığı paylaşımda, "78’inci Dünya Sağlık Asamblesi vesilesiyle bulunduğumuz Cenevre’de Suriye Sağlık Bakanı Sayın Dr. Musab Nizal el-Ali ile bir araya gelerek verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Suriye’nin yeni hükümetinin izleyeceği sağlık politikaları, yürüteceği sağlık hizmetleri ve altyapı çalışmaları ile ülkelerimizin sağlık alanındaki iş birliğine dair geniş bir yelpazede istişarelerde bulunduk. Her alanda olduğu gibi sağlık alanında da Suriye ile yakın ilişki ve iş birliklerimizi güçlendirmek için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi.
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:14
Ağrı Valiliği, ’ambulans verilmedi’ iddialarını yalanladı
Ağrı Valiliği, bazı basın yayın organlarında yer alan "kanaması bulunan çocuk hastanın ambulans verilmeden Ağrı’dan Erzurum’a gönderildiği" yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi. Ağrı Valiliğinden yapılan açıklamada, haberlere konu olan hastanın, milyonda bir görülen ve diş eti ile burun kanamalarının sık yaşandığı kalıtsal bir kanama bozukluğu olan Glanzmann Trombastenisi hastası olduğu belirtildi. Ağrı’da ikamet eden çocuğun takibinin, tetkiklerinin daha kapsamlı yapılabildiği Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Çocuk Hematoloji Kliniği’nde sürdürüldüğü kaydedildi. Açıklamada, "Görüntülerin çekildiği gün, hastamız rutin kontrolü için sevk kâğıdı almak amacıyla Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniği’ne başvurmuş, işlemleri birkaç dakika içinde tamamlanmıştır. Hastamızın o sırada herhangi bir rahatsızlığı bulunmamaktadır." denildi. Çocuğun, sevk sonrası ailesiyle birlikte Erzurum’a gitmek üzere Ağrı Otogarı’nda bulunduğu esnada şiddetli burun kanaması geçirdiği aktarılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:"112 Acil Çağrı Merkezimiz aranmış, hastamız ambulansla alınarak Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisi’ne ulaştırılmıştır. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından KBB uzmanlarımızca yapılan işlemlerle kanama kontrol altına alınmış, çocuk hastalıkları uzmanlarımızca süreci titizlikle takip edilmiştir. Tedavinin ardından hastamız ambulansla Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne sevk edilmiştir." Açıklamada, "Dolayısıyla hastamızın rahatsız olduğu halde ambulans verilmeden Ağrı’dan Erzurum’a sevk edildiği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır." ifadeleri kullanıldı.
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:56
Ağrı’da karaciğer yetmezliği teşhisi konan 2 yaşındaki çocuk, ambulans uçakla Ankara’ya nakledildi
Ağrı’nın Patnos ilçesinde sarılık şikayetiyle hastaneye başvuran 2 yaşındaki Yunus Emre isimli çocuk, yapılan tetkikler sonucu karaciğer yetmezliği (Fulminan hepatit) tanısı aldı. Durumu ağırlaşan minik hasta, annesinden karaciğer nakli yapılmak üzere Sağlık Bakanlığı tarafından tahsis edilen ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi. Patnos Devlet Hastanesine sarılık belirtisiyle başvuran Yunus Emre, burada yapılan muayene ve tetkiklerin ardından karaciğer yetmezliği teşhisiyle Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesine nakledildi. Uzman hekimlerce yapılan değerlendirmede, çocuğun karaciğer nakli gerektirdiği belirlendi. Ağrı İl Sağlık Müdürlüğünün koordinasyonunda yürütülen çalışmalar sonucu, Yunus Emre’ye annesinden karaciğer nakli yapılmasına karar verildi. Sağlık Bakanlığı tarafından hızla devreye girilerek Ağrı’ya bir ambulans uçak gönderildi. Hastaneden ambulansla Ağrı Ahmed-i Hani Havalimanı’na ulaştırılan minik hasta, burada bekleyen ambulans uçağa alındı. Sağlık ekiplerinin eşlik ettiği Yunus Emre, başarılı şekilde Ankara Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne nakledildi. Konuya ilişkin açıklama yapan Ağrı İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer, süreci yakından takip eden sağlık personeline teşekkür ederek, "Sağlık Bakanlığımızın destekleriyle bir çocuğumuzun hayatına umut olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu tür durumlarda hızlı ve koordineli hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Tüm sağlık ekibimize, sağlık çalışanlarımıza ve Bakanlığımıza teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı. Yunus Emre’nin Hacettepe Üniversitesi’nde yapılacak değerlendirmelerin ardından karaciğer nakli operasyonuna alınması bekleniyor. Minik hastanın sağlık durumu yakından takip ediliyor.
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:04
İl Müdürü Damkacı: "Türkiye’de son difteri vakası 2011’de görüldü"
Bilecik İl Sağlık Müdürü Ferhat Damkacı, aşının toplumsal ve bireysel sağlık üzerindeki önemine dikkat çekerek, son difteri vakasının 2011’de görüldüğü söyledi. Bilecik İl Sağlık Müdürü Ferhat Damkacı, aşının yalnızca bireysel koruma sağlamakla kalmayıp, toplum sağlığını güçlendiren en etkili müdahalelerden biri olduğunu vurgulayarak, bağışıklama sayesinde milyonlarca insanın hayatının kurtarıldığını söyledi. Damkacı, aşılama çalışmalarının sağlıkla ilgili kazanımların yanı sıra ekonomik ve sosyal faydalar sunduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti. "DSÖ’nün bu yılki temasının ‘Herkes İçin Aşılama, İnsanlık İçin Mümkün’ olarak belirlendiğini’ hatırlattı. Aşı haftasının, bağışıklamanın sağladığı başarıları kutlamak ve rutin aşılama çalışmalarını güçlendirmek adına önemli bir fırsat. Ulusal Çocukluk Dönemi Aşılama Takvimi’ne eklenen 6 bileşenli karma aşının Nisan ayında uygulanmaya başlandı. Ayrıca, gebelik döneminde uygulanan tetanos ve difteri aşılarının, asellüler boğmaca bileşeni eklenerek TDAB şeklinde güncellendiğini ve her gebelikte bir doz şeklinde uygulanmasının planlanıyor. 1974 yılında başlatılan ve Türkiye’de 1981’den bu yana yürütülen Genişletilmiş Bağışıklama Programı’nın çocukları hayat kurtaran aşılara eşit erişim sağlama amaçlanıyor. GBP kapsamında Türkiye’de çocukluk döneminde ‘13 hastalığa karşı’ aşılama yapılırken, yürütülen sistematik aşılama programlarının bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde büyük rol oyuyor. Türkiye’nin 2009 itibariyle yenidoğan tetanosunu elimine eden ülkeler arasına girerken, son difteri vakasının 2011’de görüldüğünü ve kızamık vaka sayılarında büyük düşüş yaşandı." Aşının toplum sağlığı için vazgeçilmez bir unsur olduğunu vurgulayan Damkacı, ebeveynlerin çocuklarını aşılatmasının en önemli sorumluluklarından biri olduğunu ifade ederek, bağışıklamanın yalnızca bireysel değil, toplumsal bir koruma sağladığını belirtti.
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 09:24
Beyin damarındaki baloncuk ameliyatla kapatıldı
Geçirdiği beyin kanaması sonrası Özel Sular Akademi Hastanesi İnme Merkezi’ne sevk edilen ve burada şah damarında baloncuk (anevrizma) tespit edilip operasyona alınan kadın hasta sağlığına kavuştu. Operasyona katılan doktorlardan Uygar Utku, kentte ilk defa böyle bir ameliyatın yapıldığını, bundan sonra da il dışına sevke gerek kalmayacağını söyledi. Osmaniye’de yaşayan 66 yaşındaki Günyüz Suyagiren, evinde yemek yerken beyin kanaması geçirdi. Hastaneye kaldırılan Suyagiren, yapılan müdahaleler sonrasında Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi İnme Merkezi’ne sevk edildi. Burada yapılan tahlil ve tetkikler sonucu beyindeki şah damarında baloncuk olduğu tespit edilen hasta ameliyata alındı. Uzman hekimler tarafından gerçekleştirilen ameliyatla hastanın beyin damarındaki baloncuk kapatıldı. Baloncuğun daha önce kanamış olması ve hastanın hastaneye geç başvurmasının ciddi risk oluşturduğu, ancak buna rağmen başarılı bir sonuç elde edildiği bildirildi. Nöroloji ve inme merkezi hekimi Dr. Uygar Utku, daha önce bu tür ameliyatların şehir dışında yapıldığını vurgulayarak, "Artık bu müdahaleler ilimizde de yapılabilecek. Hastalar sevk edilmek zorunda kalmayacak" dedi. Sağlığına kavuşan Günyüz Suyagiren ise, "Yemek yerken beyin kanaması geçirdiğimi anladım buraya sevk edildim ve çok kötüydüm, şu anda çok iyiyim teşekkürler" diye konuştu. Eşinin sağlığına kavuşmasından dolayı mutluluğunu dile getiren Yaşar Suyagiren de, hastaneye, doktor ve tüm personele teşekkür etti.
18 Mayıs 2025 Pazar - 13:21
Kardiyoloji uzmanından hayati uyarı: "Hipertansiyonu ciddiye alın"
Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Rahman Bilal Gediz, hipertansiyonun kalp ve damar hastalıklarının en önemli nedeni olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu. Hipertansiyonun genellikle belirti vermeden ilerlemesi sebebiyle "sessiz katil" olarak adlandırıldığını hatırlatan Gediz, 40 yaş üzeri bireylerin düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Gediz, dünyada en sık görülen ölüm sebebinin kalp ve damar hastalıkları olduğunu, bu hastalıkların başlıca nedeninin ise hipertansiyon olduğunu ifade etti. Hipertansiyonun tüm organları besleyen damarlar üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten Gediz, "Hipertansiyon, damarlarda esneklik kaybına neden olur. Bu da uzun vadede organ hasarlarına yol açar. Teşhis ve tedavi edilmediği takdirde felç, kalp krizi, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği ve görme bozuklukları gibi ciddi sonuçlara neden olabilir" dedi. Genetik faktörler ön planda Hipertansiyonun nedenlerine de değinen Gediz, en sık rastlanan nedenin genetik yatkınlık olduğuna dikkat çekerek, "Ailede hipertansiyon öyküsü varsa, bireyde de görülme riski artar. Bunun yanı sıra kötü beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı, alkol ve tütün ürünleri kullanımı, aşırı tuz tüketimi ve stres de hipertansiyona yol açan faktörlerdendir" şeklinde konuştu. "Yaşam tarzı değişikliği şart" Tedavi sürecinde önceliğin yaşam tarzı değişikliği olduğunun altını çizen Gediz, "Fiziksel aktivitenin artırılması, tuz tüketiminin azaltılması, dengeli ve sağlıklı beslenme, alkol ve sigaradan uzak durma hipertansiyon kontrolünde önemli adımlardır. Gerekli hallerde ise ilaç tedavisi uygulanarak tansiyon değerleri normale çekilebilir" ifadelerini kullandı. "40 yaş üzeri bireyler dikkatli olmalı" Hipertansiyonun genellikle belirti vermeden ilerlemesi sebebiyle "sessiz katil" olarak adlandırıldığını hatırlatan Gediz, 40 yaş üzeri bireylerin düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerektiğini belirtti. Normal tansiyon değerinin 120/80 mmHg civarında olması gerektiğini vurgulayan Gediz, bu değerin üzerinde seyreden tansiyonun mutlaka kontrol altına alınması gerektiğini söyledi. Tansiyon yüksekliği tespit edilen vatandaşların vakit kaybetmeden kardiyoloji hekimlerine başvurması gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Gediz, erken teşhis ve tedavinin, ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilmesinde hayati rol oynadığını belirtti.
18 Mayıs 2025 Pazar - 13:19
Kardiyoloji uzmanından hayati uyarı: "Hipertansiyonu ciddiye alın"
Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Rahman Bilal Gediz, hipertansiyonun kalp ve damar hastalıklarının en önemli nedeni olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu. Hipertansiyonun genellikle belirti vermeden ilerlemesi sebebiyle "sessiz katil" olarak adlandırıldığını hatırlatan Gediz, 40 yaş üzeri bireylerin düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Gediz, dünyada en sık görülen ölüm sebebinin kalp ve damar hastalıkları olduğunu, bu hastalıkların başlıca nedeninin ise hipertansiyon olduğunu ifade etti. Hipertansiyonun tüm organları besleyen damarlar üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten Gediz, "Hipertansiyon, damarlarda esneklik kaybına neden olur. Bu da uzun vadede organ hasarlarına yol açar. Teşhis ve tedavi edilmediği takdirde felç, kalp krizi, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği ve görme bozuklukları gibi ciddi sonuçlara neden olabilir" dedi. Genetik faktörler ön planda Hipertansiyonun nedenlerine de değinen Gediz, en sık rastlanan nedenin genetik yatkınlık olduğuna dikkat çekerek, "Ailede hipertansiyon öyküsü varsa, bireyde de görülme riski artar. Bunun yanı sıra kötü beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı, alkol ve tütün ürünleri kullanımı, aşırı tuz tüketimi ve stres de hipertansiyona yol açan faktörlerdendir" şeklinde konuştu. "Yaşam tarzı değişikliği şart" Tedavi sürecinde önceliğin yaşam tarzı değişikliği olduğunun altını çizen Gediz, "Fiziksel aktivitenin artırılması, tuz tüketiminin azaltılması, dengeli ve sağlıklı beslenme, alkol ve sigaradan uzak durma hipertansiyon kontrolünde önemli adımlardır. Gerekli hallerde ise ilaç tedavisi uygulanarak tansiyon değerleri normale çekilebilir" ifadelerini kullandı. "40 yaş üzeri bireyler dikkatli olmalı" Hipertansiyonun genellikle belirti vermeden ilerlemesi sebebiyle "sessiz katil" olarak adlandırıldığını hatırlatan Gediz, 40 yaş üzeri bireylerin düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerektiğini belirtti. Normal tansiyon değerinin 120/80 mmHg civarında olması gerektiğini vurgulayan Gediz, bu değerin üzerinde seyreden tansiyonun mutlaka kontrol altına alınması gerektiğini söyledi. Tansiyon yüksekliği tespit edilen vatandaşların vakit kaybetmeden kardiyoloji hekimlerine başvurması gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Gediz, erken teşhis ve tedavinin, ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilmesinde hayati rol oynadığını belirtti.
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:58
Doktorların ismini yeni duyduğu rahatsızlık Eskişehir’de tedavi edildi, 10 parmağı açıldı
İzmir’de yaşayan Apert sendromlu ve parmakları yumruk şeklinde birleşik doğan 4 yaşındaki Umut Aras Şahin, götürüldüğü hastanelerde tedavi olamazken, Eskişehir Şehir Hastanesi’nde 10 parmağı ameliyat ile açıldı. Anne Nuriye Şahin, "Doktorlar ’Apert’ deyince, ’bu nasıl bir hastalık’ diye soruyorlar. Ama şu an yemeğini yiyor, kaşığını tutuyor, kapı açıyor, musluğu açıyor, fermuar çekiyor" dedi.
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:34
Atatürk Üniversitesi, kurumsal akreditasyon sürecine hazırlanıyor
Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) tarafından yürütülen Kurumsal Akreditasyon Programı (KAP) kapsamında Atatürk Üniversitesi, 25-28 Mayıs 2025 tarihleri arasında saha ziyaretiyle değerlendirilecek. Üniversitenin liderlik ve yönetişim, kalite güvence sistemi, eğitim-öğretim, araştırma ve geliştirme ile toplumsal katkı alanlarındaki faaliyetlerinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınacağı süreçte, her birimin titizlikle hazırlık yapması bekleniyor. KAP değerlendirme süreci kapsamında, 16 Mayıs 2025 tarihinde çevrim içi olarak gerçekleştirilen ön ziyarette; değerlendirme takımı ile üniversite yönetimi arasında tanışma toplantıları düzenlendi. Söz konusu toplantılarda, kurumun genel yapısı ve kalite güvencesi sistemine dair sunumlar gerçekleştirildi. Ayrıca, Değerlendirme Takımı Başkanı Prof. Dr. Hakan Atılgan öncülüğünde saha ziyaretinin detaylı planlaması yapıldı. Saha Ziyareti Süresince Birçok Görüşme Gerçekleştirilecek Değerlendirme Takımında, farklı üniversitelerden gelen akademik değerlendiriciler, idari değerlendirici ve öğrenci değerlendirici yer alıyor. Bu kapsamda, Prof. Dr. Elif Öğüt, Prof. Dr. Metin Bedir, Prof. Dr. Ahmet Şahbaz, Prof. Dr. Zait Burak Aktuğ, Doç. Dr. Selva Staub, Fakülte Sekreteri Ali Çobanlı ve öğrenci temsilcisi Oktay Kafdağlı üniversitenin çeşitli yönlerini değerlendirmek üzere görev alacaklar. Saha ziyareti süresince birim yöneticileri, akademik ve idari personel temsilcileri, öğrenci temsilcileri ve dış paydaşlarla birebir görüşmeler gerçekleştirilecek. Değerlendirme sürecinin başarıyla tamamlanabilmesi için tüm birimlerin çalışmalarını PUKÖ (Planla - Uygula - Kontrol Et - Önlem Al) döngüsü çerçevesinde hazırlamaları, ilgili belgeleri eksiksiz ve erişilebilir şekilde sunmaları gerekiyor. Kurumsal Akreditasyon, Üniversitelerin Kalite Yolculuğunda Önemli Bir Dönüm Noktası Süreçle ilgili değerlendirmede bulunan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, kurumsal akreditasyonun üniversitelerin kalite yolculuğunda önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Yükseköğretim kurumlarının ulusal ve uluslararası alanda rekabet gücünü artıran en önemli unsurlardan biri şüphesiz ki kalite güvencesidir. Atatürk Üniversitesi olarak bilimsel üretkenliğimiz, topluma katkımız ve sürdürülebilir gelişim hedefimiz doğrultusunda her geçen gün kendimizi yeniliyor ve güçlendiriyoruz. Kurumsal Akreditasyon Programı kapsamında gerçekleştirilecek değerlendirme sürecini, kurumsal hafızamızı tazeleyip geleceğe yönelik stratejik adımlarımızı pekiştirme fırsatı olarak görüyoruz. Bu süreçte emeği geçen tüm akademik ve idari personelimize teşekkür ediyorum."
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:31
Giresun’dan dünya tıbbına yeni tanı: "Karadeniz sendromu"
Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, dünya tıp literatürüne geçecek nitelikte önemli bir başarıya imza attı. Hastanede görevli gastroenteroloji uzmanları, bugüne kadar tıpta birlikte görülmemiş üçlü hastalık kombinasyonunu tanımlayarak literatüre "Karadeniz Sendromu" adıyla kazandırdı. Gastroenteroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cumhur Dülger, yaptığı açıklamada, genetik kökenli Polikistik Karaciğer Hastalığı (PCLD) ile birlikte Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığı (CH) gibi İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları’nın (İBH) aynı hastada birlikte görülmesinin, dünya tıp literatüründe ilk kez tanımlandığını belirtti. Prof. Dr. Dülger, "Giresunlu ve Ordulu iki ayrı kadın hastada daha önce hiç rapor edilmemiş olan bu üçlü hastalık birlikteliğini tespit ettik. Tespitimizi bilimsel temellere oturtarak uluslararası literatüre sunduk. Tanımladığımız bu yeni klinik tabloyu, hastaların memleketlerinden esinlenerek ‘Karadeniz Sendromu’ olarak adlandırdık. Yaklaşık bir ay içinde bu vakaları topladık, tedavi planlarını oluşturduk, tanısal doğrulamaları yaptık ve sonuçlarını uluslararası İBH kongresinde sunduk ve kabul edildi. Bu kombinasyon daha önce dünyada hiç tanımlanmamıştı" dedi. Tedavi yönteminde yeni bir yaklaşım Polikistik karaciğer hastalığının genetik kökenli ve ilerleyen evrelerde karaciğer nakli gerektirebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dülger, "İnflamatuvar bağırsak hastalıklarında kullanılan ilaçların polikistik karaciğer hastalığı üzerindeki etkisi bugüne kadar bilinmiyordu. Bu iki durumun eş zamanlı görüldüğü vakalarda uyguladığımız tedavilerin karaciğere olumsuz bir etkisi olmadığını gözlemledik. Böylece tedaviye ilişkin literatüre yeni ve güvenli bir bakış açısı kazandırmış olduk" dedi. Karadeniz’de görülme sıklığı yüksek Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Aydın ise, Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Giresun ve çevresinde, hem polikistik karaciğer hastalığına hem de inflamatuvar bağırsak hastalıklarına sık rastlandığını kaydederek, "Bu hastalıklar bölgemizde oldukça sık görülse de birliktelikleri çoğu zaman tanımlanamadan gözden kaçıyordu. Artık bu klinik tablo tıbben tanımlanmış durumda. Böylece hem tanı süreçlerinde hem de tedavi planlamalarında daha bilinçli ve sistematik bir yaklaşım benimsenebilecek. Ayrıca, Karadeniz Sendromu’nun genetik altyapısı da ilerleyen dönemlerde ayrıntılı biçimde araştırılması gereken bir durum. Bu tanı koyma süreçlerini kolaylaştıracağı gibi, hastalara uygulanacak tedavi protokollerine de yol gösterici olacaktır" dedi. Giresun Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atilla Çıtlak ise, hastanede sağlık hizmetinin yanı sıra akademik çalışmaları da ihmal etmeyerek uluslararası düzeyde başarı gösterdikleri için teşekkür etti.
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:23
Prof. Dr. Özkan: "Dişiniz eksikse dikkat! Kulak çınlaması ya da vertigo sizi bekliyor olabilir"
Uzman Diş Hekimi ve Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Dişiniz eksikse dikkat ! Kulak çınlaması ya da vertigo sizi bekliyor olabilir" dedi. Özkan, yaptığı açıklamada Temporo Mandibular Eklem Bozukluğu yani çene eklem bozukluğu (TME) olan kişilerin yaklaşık yüzde 40’nın vertigo yaşadığını belirterek bunun nedenelerini şöyle açıkladı: "Peki ağızdaki bir diş eksikliği, baş dönmesi ve denge kaybına nasıl sebep oluyor? İşte TME bozukluğu, diş eksikliği ve vertigo arasındaki şaşırtıcı bağlantısı. Diş eksikliği, çiğneme kuvvetinin çenede dengesiz dağılmasına neden olarak çene ekleminde aşırı yüklenme, çene eklem kıkırdak aşınması ve çene eklem iltihaplanma sürecini başlatıyor. Çene eklemiyle iç kulağın anatomik yakınlığı sebebiyle iç kulak yolundaki kulak vestibüler sinir sistemine hasar veriyor. Bu süreç, diş eksikliğine bağlı diş çene kapanış bozukluğuna (maloklüzyon) ilaveten çene kas spazmının oluşması Kulak çınlaması ve Vertigo hastalığına yol açmaktadır. Sonuç? Kulak çınlaması, baş dönmesi ve kontrol edilemeyen denge kaybı." Diş eksikliği çene ekleminden iç kulak yoluna neden ‘Domino taşı etkisi’ oluşturur? Diş eksikliğinin özellikle arka dişlerin eksikliğinin çiğneme sistemindeki kuvvet dağılımını bozarak çene eklemine anormal yük bindirdiğini anlatan Özkan, "Bu durum, çene eklem kıkırdağında aşınma, bağ dokularda gerilme ve zamanla karşılıklı dişlerin kapanış bozukluğuna (maloklüzyon) yol açar. Yanlış kapanış ise çiğneme kaslarında kronik spazmlara, çene eklem çevresinde iltihaplanmaya ve iç kulağa yakın bölgedeki vestibüler sinirlerin sıkışmasına neden olur. Diş eksikliği, çene ekleminde adeta bir ‘zincirleme kaza’ başlatır. Önce mekanik stres çene eklem yüzeyini ve kıkırdağını aşındırır, ardından iltihaplanma süreci başlar. İltihap, iç kulakla komşu olan bu bölgede ödem yaparak denge sinyallerinin beyne yanlış gitmesine neden olur. Bu da vertigo ve kulak çınlamasıyla sonuçlanır" diye konuştu. Diş eksikliğinden kaynaklı çene eklem sorunları; Vertigoya Giden Yol Arka diş eksikliğiyle çevre dişlerin boşluğa kaydığını ve eğildiğinin altını çizen Özkan şunları kaydetti: "İşte bu anda ilgili tarafta çiğneme kuvveti çene eklemine dengesiz aşırı yük yükler ve çene ekleminde asimetrik yüklenme başlar. Çene eklem kıkırdak aşınması: Çene eklem diskinde deformasyon ve kıkırdak kaybı gelişir. Çene ekleminde İltihaplanma: Çene ekleminde aşınan dokular enflamasyonu tetikler; şişlik, ağrı ve kas spazmları ortaya çıkar. Vestibüler sistemin etkilenmesi: Çene eklemindeki iltihap, iç kulaktaki sıvı dengesini ve sinir iletimini bozarak vertigoya yol açar. Çene eklem kaynaklı vertigonun 6 kritik belirtisi ortaya çıkar. Bunlarda Çene hareketiyle şiddetlenen baş dönmesi, kulak çınlaması veya uğultu hissi, çene ekleminde tıklama sesi, takırtı ve ağrı, sabahları çene eklem tutukluğu, yüzde ve şakaklarda zonklayıcı ağrı, ani denge kaybı ve mide bulantısı." Prof. Dr. Birkan Taha Özkan’dan çene eklem bozukluğu-vertigo tedavisinde 5 altın kural Çene eklem bozukluğu ve vertigo arasındaki ilişkiyi doğru bir şekilde değerlendirebilmek için kapsamlı bir muayene gerekli olduğunu kaydeden Özkan, "Çene Cerrahı, diş eksikliği, çene ağrısı, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi semptomları göz önünde bulundurarak bir değerlendirme yapar. Ayrıca, çene ekleminin durumunu belirlemek için klinik muayenenin ötesinde, X-ışınları, BT taramaları veya MR gibi çeşitli radyografik görüntüleme yöntemleri kullanılabilir. Öncelikle eksik dişler acilen tamamlanmalı: "İmplant veya köprü protezlerle çiğneme dengesi sağlanmalı. Böylece eklem üzerindeki stres yüzde 60’a kadar azalır. Anti-enflamatuar tedavi. Kortizon içermeyen enjeksiyonlar ve lazer terapisi ile eklem içi iltihap hızla kontrol altına alınır. Fizik tedavi ve manuel terapi. Çene eklemine yönelik mobilizasyon teknikleri ve postür egzersizleri, denge sistemini destekler. Stres yönetimi. Meditasyon ve progresif kas gevşetme teknikleri, çene sıkma alışkanlığını kırmada etkilidir" dedi. Özkan, 2024’te yapılan bilimsel çalışmalarda, diş eksikliğinin ve çene eklem bozukluğu olan 150 hasta incelendiğını belirterek şöyle devam etti: "Hastalara eksik dişler implantla tamamlandığında: yüzde 89’unda vertigo atakları tamamen sonlandı, yüzde 92’sinde kulak çınlaması şiddeti azaldı, yüzde 78’i çene eklem ağrısından kurtuldu. Çiğneme sistemini diş çene ve çene eklemi ve kafa tabanı oluşturuyor. Kafa tabında çene eklemi ve kulak iç yolu da direk bağlantılı sistem entegrasyonuna sahip. Çiğneme sisteminin anatomik bütünlüğünü sağlamak, vestibüler sistemle olan ilişkiyi doğrudan düzenliyor. Bu da vertigo tedavisinde diş hekimlerinin ve çene cerrahlarının rolünün ne kadar kritik olduğunu gösteriyor."
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:21
Giresun’dan dünya tıbbına yeni tanı: "Karadeniz sendromu"
Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, dünya tıp literatürüne geçecek nitelikte önemli bir başarıya imza attı. Hastanede görevli gastroenteroloji uzmanları, bugüne kadar tıpta birlikte görülmemiş üçlü hastalık kombinasyonunu tanımlayarak literatüre "Karadeniz Sendromu" adıyla kazandırdı. Gastroenteroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cumhur Dülger, yaptığı açıklamada, genetik kökenli Polikistik Karaciğer Hastalığı (PCLD) ile birlikte Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığı (CH) gibi İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları’nın (İBH) aynı hastada birlikte görülmesinin, dünya tıp literatüründe ilk kez tanımlandığını belirtti. Prof. Dr. Dülger, "Giresunlu ve Ordulu iki ayrı kadın hastada daha önce hiç rapor edilmemiş olan bu üçlü hastalık birlikteliğini saptadık. Tespitimizi bilimsel temellere oturtarak uluslararası literatüre sunduk. Tanımladığımız bu yeni klinik tabloyu, hastaların memleketlerinden esinlenerek ‘Karadeniz Sendromu’ olarak adlandırdık. Yaklaşık bir ay içinde bu vakaları topladık, tedavi planlarını oluşturduk, tanısal doğrulamaları yaptık ve sonuçlarını uluslararası İBH kongresinde sunduk ve kabul edildi. Bu kombinasyon daha önce dünyada hiç tanımlanmamıştı" dedi. -Tedavi yönteminde yeni bir yaklaşım Polikistik karaciğer hastalığının genetik kökenli ve ilerleyen evrelerde karaciğer nakli gerektirebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dülger, "İnflamatuvar bağırsak hastalıklarında kullanılan ilaçların polikistik karaciğer hastalığı üzerindeki etkisi bugüne kadar bilinmiyordu. Bu iki durumun eş zamanlı görüldüğü vakalarda uyguladığımız tedavilerin karaciğere olumsuz bir etkisi olmadığını gözlemledik. Böylece tedaviye ilişkin literatüre yeni ve güvenli bir bakış açısı kazandırmış olduk"dedi. -Karadeniz’de görülme sıklığı yüksek Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Aydın ise, Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Giresun ve çevresinde, hem polikistik karaciğer hastalığına hem de inflamatuvar bağırsak hastalıklarına sık rastlandığını kaydederek, "Bu hastalıklar bölgemizde oldukça sık görülse de birliktelikleri çoğu zaman tanımlanamadan gözden kaçıyordu. Artık bu klinik tablo tıbben tanımlanmış durumda. Böylece hem tanı süreçlerinde hem de tedavi planlamalarında daha bilinçli ve sistematik bir yaklaşım benimsenebilecek. Ayrıca, Karadeniz Sendromu’nun genetik altyapısı da ilerleyen dönemlerde ayrıntılı biçimde araştırılması gereken bir durum. Bu tanı koyma süreçlerini kolaylaştıracağı gibi, hastalara uygulanacak tedavi protokollerine de yol gösterici olacaktır" dedi. Giresun Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atilla Çıtlak ise, hastanede sağlık hizmetinin yanı sıra akademik çalışmaları da ihmal etmeyerek uluslararası düzeyde başarı gösterdikleri için teşekkür etti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder