Son Dakika
|
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Çorlu’da 2 polisin şehit olduğu saldırıda detaylar ortaya çıktı
Fethiye’de orman yangını
TAG Otoyolu’nda feci kaza: 2 ölü, 2 yaralı
Küçükçekmece’de suikast girişimi polisin dikkatiyle engellendi
Taraftarları taşıyan midibüs devrildi, 27 taraftar yaralandı
MSB’den "seferberlik emri" iddialarına ilişkin açıklama
Dursun Özbek: "Biz artık küresel ölçekte rekabet eden bir organizasyon olmak zorundayız
SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
4
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 13:21
8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti
5
28 Ağustos 2024 Çarşamba- 10:51
Bursalı avukattan Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a suç duyurusu
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:59
Geyve’ye yeni Aile Sağlığı Merkezi
Geyve’nin İnciksuyu Mahallesi’nde açılan yeni Aile Sağlığı Merkezi ile ilçedeki ASM sayısı 4’e, aile hekimi sayısı 17’ye yükseldi. Geyve’nin İnciksuyu Mahallesinde yeni Aile Sağlığı Merkezi (ASM) hizmete girdi. İnciksuyu ASM binasının açılışına Sakarya Milletvekili Murat Kaya, Geyve Kaymakamı Murat Güven, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, ilçe protokolü ve vatandaşlar katıldı. Açılış İlçe Müftüsü Mülayim Bayındır’ın dualarıyla yapılırken, programda konuşan Milletvekili Murat Kaya, Geyve’nin sağlık alanında önemli hizmetlere kavuştuğunu ifade ederek, eksiklerin giderilmesine yönelik çalışmalarında planlı bir şekilde yürütüldüğünü kaydetti. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, İnciksuyu ASM’de göreve başlayacak aile hekimleri için, "Doktorlarımız Geyve’nin kendi evlatları. Geyveli iki kardeşimiz memleketlerine hizmet edecekler. Onları doktor hasta ilişkisinden ziyade birer kardeşiniz gibi görün, sağlık hizmeti almaya gelen vatandaşlarımızı asla geri çevirmeyeceklerdir" diye konuştu. Protokol üyeleri ASM binasını gezerek çalışmalarla ilgili bilgi aldı. İnciksuyu ile birlikte ASM sayısı Geyve’de 4’e yükselirken, toplam aile hekimi sayının da 17 olduğu ifade edildi. Milletvekili Murat Kaya, ASM binasının ardından Geyve Devlet Hastanesi bahçesinde projesi tamamlan ve yakında ihalesi yapılacak ek binayla ilgili incelemelerde bulundu. Kaya, "Hastane bahçesinde yeni bir ek bina için İl Sağlık Müdürlüğümüz projeyi hazırladı. İnşallah Sağlık Bakanlığımız yakın zamanda ihalesini yapacaktır. Geyve Devlet Hastanesinde sağlanan sağlık hizmetinin daha da iyi seviyelere gelmesi için her zaman olduğu gibi elimizden gelen desteği vereceğiz" şeklinde konuştu.
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:49
Samsun’da kilo takip ekipleri sahada
Samsun İl Sağlık Müdürlüğü görevlileri vatandaşların yoğun olduğu alanlarda kurdukları stantlarda vatandaşların vücut kitle indeksi(VKİ) ölçümlerini gerçekleştiriyor. Bu sayede fazla kilolu vatandaşlar tespit edilerek, ilgili merkezlere yönlendiriliyor. Fazla kilolu kişilerin tespit eden uygulama Samsun’da faaliyete geçti. Sağlık Bakanlığı Samsun İl Sağlık Müdürlüğü görevlileri İlkadım ilçesinde bulunan Büyük Cami’nin hemen yanına stant açarak fazla kiloluları tespit etmeye başladı. İlk olarak kiloları ölçülen vatandaşların daha sonra boy uzunluklarına bakıldı. Bu sayede vücut kitle endeksi hesaplanan vatandaşlarından fazla kilolu çıkanlar ikametlerine en yakın sağlıklı hayat merkezleri veya aile sağlığı merkezlerine yönlendirildi. Kimi vatandaşlar doğuştan kilolu olduğunu söyledi kimileri ise uygulamanın güzel olduğu ifade etti. 5 günde 15 bin ölçüm Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, "Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ‘İdeal Kilonu Öğren, Sağlık Yaşa’ etkinlikleri Samsun’da 17 ilçede başlatıldı. 5 günlük zamanda 15 bin vatandaşımızın boy ve kilo ölçümleri yapılarak vücut kitle endeksleri hesaplandı. Beslenme alışkanlığında değişikliğe gidilmesi gereken vatandaşlarımız uygun merkezlere yönlendirildi. Tüm hizmetler ücretsiz şekilde veriliyor. Vatandaşımızı yoğun olduğu yerlerde bu tür etkinlerle devam edecek. 9 ilçemizde ücretsiz diyetisyen hizmeti verilmektedir. Atakum, Canik ve Bafra’da da fizyoterapistlerimiz tarafından vatandaşların fiziksel aktiviteyi nasıl yapmaları hakkında eğitimler verilmektedir" dedi.
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:39
Sadece erkeklerde görülmüyor: "Kadınlarda bu ağrıya dikkat"
"Her adet döneminde ağrı kesici almayı gerektiren ağrı, kadınlarda hayatı çekilmez hale getirebiliyor. Bazı durumlarda ağrı kesiciler bile işe yaramazken; bu konu genelde rutin bir şey gibi görülüp önemsenmeyebiliyor. Ancak bu rahatsızlığın altından çok farklı bir durum çıkabiliyor" diyen Prof. Dr. Murat Uğur, kadınlarda jinekolojik hastalıklarla karıştırılabilen ‘pelvik venöz konjesyon’ hakkında bilgi verdi. "Erkeklerde sıkça görülen varikosel aslında kadınlarda da görülebiliyor. Yumurtalık toplardamarlarından kaynaklanan varisler pelvik venöz konjesyon olarak adlandırılıyor. Erkek gonadal organlarının dışarıda yerleşmesi nedeni ile farkındalığı ve tanısı kolay olan varikosel için kadınlarda aynı şey geçerli olmuyor" açıklaması yapan Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Murat Uğur, "Kadın genital organlarının karın içinde yerleşmesi nedeni ile hastalıktan şüphelenmek ve tanı koymak zordur" dedi. Prof. Dr. Uğur, "Bu nedenle hastalar yıllarca farkında olmadan pelvik venöz konjesyonun neden olduğu şikayetler ile yaşayabilmekte, sosyal ve aile düzenleri bozulabilmektedir. Son yıllarda hastalığın farkındalığının artması ile pelvik venöz konjesyon tanısı alan kadın sayısı giderek artmaya başlamıştır" şeklinde konuştu. Kadınları sosyal hayattan koparabiliyor Pelvik venöz konjesyon sendromunda karın alt kısmında anlamsız karın ağrıları, her adet döneminde ağrı kesici almayı gerektiren şiddetli ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı görülebildiğini söyleyen Prof. Dr. Murat Uğur, "Adet dönemindeki ağrı bazen ağrı kesiciye rağmen geçmeyebilir. Adet dönemindeki ve cinsel ilişki esnasındaki ağrı kişinin sosyal yaşantısını kısıtlayacak şekilde ciddi olabilir. Aynı zamanda yan ağrısı, idrar yaparken yanma, aniden idrara sıkışma hissi, idrarda renk değişikliğine neden olabilir. Kronik pelvik ağrı en önemli şikâyettir. Kronik pelvik ağrı genellikle altı aydan daha uzun süren karnın alt kısmında yerleşim gösteren 6 aydan uzun süren ağrı olarak tanımlanır. Bacaklarda ağrı, şişlik, uyluk yanında ve arkasında varis bulunan kişiler pelvik venöz konjesyon açısından da değerlendirilmelidir. Genital bölgedeki varisler sıklıkla pelvik venöz konjesyondan kaynaklanır" şeklinde görüş verdi. Nedeni kesin olarak bilinmiyor Pelvik konjesyonun kesin nedeninin tam olarak bilinmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Uğur, "Genetik ve çevresel faktörler pelvik venöz konjesyon açısından risk oluştururlar. Toplardamar kapakçıklarında yetersizlik, toplardamarda tıkanıklık ya da damarlarda yapısal bozukluk nedeniyle pelvik venöz konjesyon gelişebilir. Damardaki tıkanıklık pıhtıya bağlı ya da dışarıdan basıya bağlı olarak gelişebilir. Menopozdan sonra şikayetler azalmaktadır. Bu durum hastalıkta hormonların etkisini göstermektedir. Çoklu gebelik, polikistik over hastalığı, östrojen tedavisi, rahim prolapsusu, ağırlık kaldırma, bacaklarda varis varlığı, aile hikayesi, geçirilmiş karın cerrahisi pelvik venöz konjesyon ile ilişkili bulunmuştur. Hamilelerde pelvik venöz konjesyon demek için doğumdan en az 3 ay geçtikten sonra tekrar değerlendirme yapmak gereklidir" diye konuştu. Tedavisi var Görüntüleme yöntemleriyle tanı konulduğunu kaydeden Prof. Dr. Murat Uğur, "Sorunla ilgili çeşitli tedaviler vardır. Medikal tedavisinde ağrı kesiciler, hormonal tedavi ve venoaktif ilaçlar kullanılabilir. Medikal tedavinin etkisi sınırlı olup hastalığın direk tedavisinden çok, neden olduğu şikâyetlerin azalmasında fayda sağlar. Genişlemiş ve özelliğini yitirmiş damarın cerrahi tedavisi erkeklerde daha kolay olmakla birlikte bayanlarda daha komplikedir. Erkeklerde gözle görülen testis bölgesindeki genişlemiş damarın çıkarılması daha kolay iken, kadınlarda karın içi bölgeye laporaskopik yöntemle ya da açık cerrahi ile ulaşılarak tedavi gerçekleştirilir" ifadelerini kullandı. Anjiyografik yöntemler de kullanılabiliyor Anjiyografik yöntemlerle de tedavilerin yapıldığının altını çizen Prof. Dr. Murat Uğur, "Anjiografik tedavi yönteminde, yumurtalık toplardamarına bir katater aracılığı ile girilerek hastalıklı damar segmenti koil, tıkaç ya da sıvı ajanlarla kapatılmaktadır. İşlem sonrası erken dönemde konulan tıkaçlara bağlı olarak geçici bir süre karın ağrısı olabilir. Bu ağrı nedeniyle 3 hafta kadar ağrı kesici kullanmak gerekebilir. Hastaların yüzde 75’inde şikayetler ortadan kaybolur. Hastaların bir kısmında şikayetler hemen kaybolurken, bazılarında şikayetlerin ortadan kalkması ikinci ya da üçüncü adet periyoduna kadar uzayabilir" şeklinde konuştu.
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:13
Çağın sessiz çığlığı: Uykusuzluk
Son yılların yükselen trendi "İyi yaş alma" veya "Sağlıklı yaşlanma" konuları denilince akla sağlıklı beslenme ve egzersiz gelse de kaliteli uyku tam da bu ikilinin ortasında yer alıyor. Uyku problemleri tek başına hem ruh sağlığı etkiliyor hem de günlük hayatta akla gelebilecek pek çok hastalığın habercisi olabiliyor. Eskilerin ‘uyusun da büyüsün’ sözü bir dönem unutulmuş olsa da günümüzde hem çocuklar hem yetişkinler hem de ileri yaş bireyler için yaşam kalitesi adına uykunun önemini tekrar gün yüzüne çıkarıyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın, yeterli ve kaliteli uykunun sağlıklı yaşam için vazgeçilmez unsurların başında geldiğini belirterek, "Uyku hem bağışıklık sisteminin düzgün çalışabilmesi hem de başta beyin ve sinir dokuları olmak üzere, vücudun geri kalanında uyumlu ve düzenli bir fizyolojik ortam sağlanabilmesi için hayati bir ihtiyaçtır. Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) verilerine göre insomnia yani uykusuzluk, toplumda en sık görülen uyku bozukluğudur. Buna göre tüm yetişkinlerin üçte birinde uykusuzluk belirtilerinin izlendiği yapılan bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Bu, yetişkinlerin yüzde 6 ila 10’unda ise ‘uykusuzluk’ tanısı alacak derecede şiddetli belirtiler izlenir" dedi. Tedavi edilmeyen uyku bozukluklarının günlük hayatı giderek zorlaştırdığına değinen Aydın, "Uyku problemleri, sosyal hayatın etkilenmesi, sabah yorgunluğu, sabah baş ağrısı, dikkati toplamada bozukluk, unutkanlık, işte başarısızlık, trafik kazalarında artış, kalp sorunları, hipertansiyon, sinirlilik, mide yanması, bazı reflü çeşitleri de dahil olmak üzere mide ve bağırsak hastalıkları, obezite, depresyon, cinsel isteksizlik, kan hastalıkları ve geceleri idrar sorunları gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen pek çok rahatsızlığa yol açabilir. Günlük yeterli ve kaliteli uyku uyuyamayan kişilerde hayatı tehdit edebilecek düzeyde sağlık problemleri ortaya çıkabilir. Bu açıdan uykusuzluğun tedavi edilmemesi, yetersiz ve kalitesiz uykuya yol açarak birçok komplikasyonun gelişmesine imkan verir" dedi. Aydın, "Polisomnografi (PSG) yani uyku testi, uyku ile ilgili hastalıkların tanısında sıklıkla başvurulan bir yöntem. Bu içerikte; hastanın gece uykusu sırasında beyin dalgaları, solunum düzeni, kas aktiviteleri, kanındaki oksijen düzeyi, göz hareketleri gibi hayati faaliyetleri kayıt altına alınır. Ayrıca hastanın uyku esnasındaki görüntüsü de kaydedilerek ileriki değerlendirmeler için saklanır. Polisomnografi ile elde edilen tüm bu bilgiler ışığında hastada uyku apnesi tanısı olup olmadığına karar verilir. Uyku apnesi durumunda multidisipliner bir yaklaşım ile onun üzerine eğilmek faydalı olacaktır. Bu süreçte hastaya yaklaşım, sadece tedavi değil aynı zamanda önemli "yaşam tavsiyeleri" vermektir. İnsomnia rahatsızlığında kişiler yakınları tarafından desteklenmesi de son derece önemlidir. Hasta yakınlarının doğru ve yeterli düzeyde bilgilendirilmesi, hastaların günlük yaşam pratiğinde yaşadıkları sorunlar hakkında farkındalıklarının arttırılması da tedavi sürecinde önemli bir destek olacaktır. Hastaların uyku kalitesinin arttırılmasına yönelik tedbirlerde aile bireyleri aktif rol üstlenmeli, hastaların yeterli ve kaliteli uyku alabilmeleri için gerekli hassasiyeti göstermelidirler" dedi. Psikiyatrist Uzm. Dr. Pelin Taş ise iyi bir ruh haline sahip olabilmek için sağlıklı bir uyku rutinin önemine dikkat çekerek, "Uyku bozuklukları psikiyatrik hastalıkların hem sonucu hem de sebebi olarak karşımıza çıkabiliyor. Ruhsal hastalığı olan bireylerin yaklaşık yüzde 50-80’inde uyku sorunu bulunmakla birlikte, uyku sorunu olan hastaların da yaklaşık üzde 50’si psikiyatrik tanı almaktadır. Uyku sorunları birçok psikiyatrik hastalık için tanı ölçütlerinin bir parçasıdır. Depresyonda, anksiyete bozukluklarında, duygudurum bozukluklarında, bağımlılıklarda ve bozukluklarda sıklıkla uyku bozuklukları görülebiliyor" dedi. Taş, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde yalnızca ilaç ve terapi değil, uyku hijyeninin de düzeltilmesi gerektiğini belirtti.
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:52
Ter kokmasın diye kullanılan kozmetik ürünlerinde kanser riski
Havaların ısınmasıyla birlikte ter kokusu sorunu yaşayanlar çözümü deodorant ve farklı kozmetik ürünlerinde arıyor. Uzmanlar, bazı kozmetik ürünlerinde kullanılan belirli kimyasal maddelerin sağlık üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabileceği, hassas cilt yapısına sahip bireylerde bu risklerin daha yüksek olduğu konusunda uyarıyor. Deodorant ve roll-on gibi ter kokusu kontrolü için tercih edilen ürünlerdeki içerikler, cilt problemlerinden kansere kadar uzanan çeşitli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Uzmanlar, roll-on ve deodorantlarda bulunan bazı kimyasal maddelerin, ciltte alerjik ve irritan kontakt dermatit gibi reaksiyonlara, kıl kökü iltihaplanmalarına ve uzun vadede kansere yol açabileceği konusunda uyarıyor. Koku vermesi için kullanılan ftalatlar, antibakteriyel etkisinden dolayı kullanılan triklosanlar, paraben, alüminyum, toluen gibi maddelerin insan sağlığına zarar verebildiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nursel Dilek, "Alerjik kontak dermatite neden olabilir, irritan kontakt dermatite neden olabilir. O bölgede kaşıntı, kızarıklık, tahrişe neden olabilir. Sık kullanıldığı zaman özellikle roll-onlarda bilhassa kıl kökü iltihaplanmalarına neden olabilir" dedi. "Toluen ve paraben içeren deodorantların kansere neden olabildiği ile ilgili çalışmalar elimizde mevcut" Hassas olan kişilerde irritan kontakt dermatit ya da alerjik kontakt dermatit, kıl köklerinde iltihaplanmaların daha fazla görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Nursel Dilek, "Bu kişiler roll-on kullanırlarsa, deodorant kullanırlarsa bu şikayetleri daha fazla karşımıza çıkıyor ve bu kişiler daha fazla egzama geliştirebiliyorlar. Ne yazık ki son dönemlerde yapılan çalışmalarda özellikle toluen ve paraben içeren deodorantlarda kansere neden olabildiği ile ilgili çalışmalar elimizde mevcut. Şimdi biz sadece paraben ve toluenlerin kanser yapabildiğini, alüminyumun kanser yapabildiğini tespit ettik. Diğer maddelere karşı da belki vücutta kanser gelişebiliyor ama bunlarla ilgili elimizde henüz veri olmadığı için kansere neden oluyor diye hepsini söyleyemiyoruz. Ama paraben, toluen, alüminyumun artık özellikle kadınlarda meme kanserine neden olabildiği ile ilgili elimizde çalışmalar bulunmakta" ifadelerini kullandı. Çok terleyenlerde, ter kokusu olanlarda bazen de çoğu kişinin hassas olabildiğini ifade eden Prof. Dr. Nursel Dilek, "Çok fazla terleme ya da koku olmadığı halde günlük hayatlarında roll-on ve deodorant kullanmayı tercih ediyor kişiler. Ama bunların içerisindeki bazı maddeler birtakım hastalıklara, egzamalara, ne yazık ki kadınlarda meme kanserine kadar gidebilen problemlere neden olabiliyor. Kişilerde ter kokusu ya da fazla terleme gibi bir durum varsa roll-on veya deodorant alternatifi olarak çok terleyenlerde botoks öneriyoruz, botoks yapılabilir. Botoks yapılmasının herhangi bir zararı yok. Eğer ehil ellerde yapılırsa, uygun dozlarda, uygun yerlere yapılırsa koltuk altı terlemesinde kişilerin deodorant, parfüm ya da roll-on gibi ürünleri kullanmasına gerek kalmaz" diye konuştu.
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:52
Medical Point Hastanesi’nde Hemşirelik Haftası coşkuyla kutlandı
Hemşirelik Haftası kapsamında Medical Point Hastanesi, hemşireler için özel etkinlikler düzenledi. Medical Point Hastanesi, Hemşirelik Haftası kapsamında sağlık sisteminin vazgeçilmez yapı taşları olan hemşireler için özel etkinlikler düzenledi. Hemşirelik mesleğinin önemine dikkat çekmek ve emeklerini onurlandırmak amacıyla hazırlanan program, renkli ve anlamlı anlara sahne oldu. Etkinlik kapsamında ilk olarak, göz hekimi Prof. Dr. Sait Eğrilmez ve Korneanın Sesi grubu sahne aldı. Prof. Dr. Sait Eğrilmez, kardeşi İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medical Point Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları hekimi Dr. Öğr. Üyesi Murat Eğrilmez ile beraber türkü seslendirdi. Grup üyeleri söyledikleri türkülerle dinleyenlerin yüreğine dokundu. Hemşireler ve hastane çalışanları keyifli anlar yaşarken, birlik ve dayanışma ruhu bir kez daha hissedildi. Ardından Hemşirelik Gücüyle Geleceği Şekillendirmek: Dünyayı Değiştiren Dokunuşlar başlıklı panel gerçekleştirildi. Panelin moderatörlüğünü İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Filiz Öğce Aktaş ile Medical Point Hastaneler Grubu Sağlık Bakım Hizmetleri Grup Müdürü Uzm. Hem. Hayriye Takıcı üstlendi. Panel yapıldı Panelin açılış konuşmaları, Medical Point Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Zafer Önen ve Tıbbi Direktör Prof. Dr. Ahmet Memiş tarafından yapıldı. Konuşmalarında hemşirelik mesleğinin kutsallığı ve sağlık hizmetlerindeki rolünün altı çizildi. Panelde farklı bakış açılarıyla hemşirelik mesleği ele alındı. Yönetici Hemşire Gözüyle başlıklı oturumda, İzmir Medical Point Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Ayşen Karagöz ve Ameliyathane Sorumlu Hemşiresi Yelda Aydoğdu sunum yaptı. Yarışma yapıldı Akademisyen Gözüyle oturumunda, İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Bahise Aydın bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Mesleki Örgütler Gözüyle başlıklı sunumda, Türk Hemşireler Derneği İzmir Şube Başkanı Dr. Ebru Melek Benligül konuşma yaptı. Öğrenci Hemşire Gözüyle oturumunda ise, İzmir Ekonomi Üniversitesi Hemşirelik Bölümü 4. sınıf öğrencisi Gizem Aslan kendi deneyimlerini anlattı. Panelin sonunda ise hemşireler arasında bilgi yarışması düzenlendi. 1. Sağlıkçılar Yarışıyor Yarışması’nda, eğlenceli dakikalar yaşandı.
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 10:31
Diz ağrısı şikayetiyle hastaneye giden vatandaş kapalı yöntemle ameliyat edildi
Bayburt’ta diz ağrısı şikayetiyle Bayburt Devlet Hastanesine başvuran vatandaş, kapalı yöntemle dizinden ameliyat edildi. Diz ağrısı şikayeti bir türlü geçmeyen hasta, Ortopedi ve Travmatoloji polikliniğine başvurdu. Hastanın, iç menisküsünde yırtık olduğu çekilen MR olduğu tespit edildi. Vücuttaki herhangi bir eklemin kamera aracılığı ile görüntülenmesi işlemi olan artskopik diz cerrahisi, hastaya uygulandı. Inside outside tekniği ile hastanın menisküs onarımı, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op.Dr Ünal Saraç tarafından başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. Kapalı yöntemle yapılan diz ameliyatı sonrasında hastanın ilerleyen günlerde sağlığına kavuşacağı bekleniyor.
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 09:33
Hakkari’de besiciler şap hastalığı konusunda bilgilendiriliyor
HAKKARİ (İHA) – Hakkari’de besiciler, şap (tabak) hastalığı konusunda bilgilendiriliyor. Hakkari’nin Derecik ilçesinde şap hastalığının görülmesinin ardından harekete geçen yetkililer, cuma buluşmaları çerçevesinde bir araya geldikleri besicileri şap konusunda bilgilendiriyor. Hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla merkez ve çevre köylerde üreticilere yönelik bilgilendirme toplantıları düzenleyen yetkililer; merkeze bağlı Durankaya, Akçalı ve Bağışlı köylerin yanı sıra Çukurca ilçesine bağlı Narlı, Gündeş ve Çığlı, Derecik ilçesine bağlı Orta Mahalle, Başaklı ve Samanlı, Şemdinli ilçesine bağlı Tütünlü, Boğazköy ve Kayalar ile Yüksekova ilçesine bağlı Kadıköy, Mamak ve Kalemli köylerinde üreticilere şap hastalığı hakkında bilgi verdi. Toplantılarda hastalığın bulaşma yolları, korunma yöntemleri ve alınması gereken önlemler hakkında detaylı bilgilendirmede bulunan yetkililer, hastalığın yayılmasının önlenmesi için bölgedeki tüm üreticilerin duyarlı olmalarını ve gerekli hijyen kurallarına uymalarını istedi.
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 09:32
Makat fıtığı tedavisine kök hücreyle 10 dakikada çözüm
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde dünyada ilk kez uygulanan yöntemle, kadınlarda başta kabızlık olmak üzere dışkılama ile ilgili birçok şikayete yol açan makat fıtığı (rektosel) hastalığı ameliyatsız ve hastanın kendi karın cilt altından alınan yağ dokusuyla tedavi ediliyor. Şimdiye kadar 200’den fazla hastaya işlem yaptıklarını, bu hastalardan takip süresi 6 aydan fazla (ortalama 12 ay) olan 65 hastayı geriye yönelik olarak değerlendirdiklerinde işlem sonrası memnuniyet seviyesinin hastaların yüzde 89’unda tek seansta ‘’yeterli ve daha iyi’’ seviyede olduğunu belirten Doç. Dr. Özgür Dandin, "işlem sadece 10 dakika sürüyor, hasta en fazla 2 saat hastanede kalıyor ve aynı gün normal hayatına dönebiliyor" dedi. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ve Tıbbi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Dandin, kadınlarda yaygın olarak görülen pelvik taban hastalıklarına dikkat çekerek, makat fıtığı olarak bilinen rektoselin özellikle doğum yapmış kadınlarda sık karşılaşılan bir pelvik taban hastalığı çeşidi olduğunu söyledi. Toplumda kadınların yüzde 30 ila yüzde 50’sini ilgilendiren bu hastalığın sıklığının giderek arttığını belirten Doç. Dr. Dandin, "ABD Nüfus Sayım Bürosu’nun 2010’dan 2050’ye kadar olan nüfus projeksiyonlarından elde edilen veriler kullanılarak yapılan bir çalışmada pelvik taban hastalıklarının görülme sıklığında önemli bir artış öngörmektedir. 2050 yılına kadar, en az bir pelvik taban hastalığı yaşayan kadın sayısının 2010’daki 28.1 milyondan 43.8 milyona çıkması beklenmektedir. Bu projeksiyon, rektoselin de içinde bulunduğu pelvik organ sarkmalarının %46 oranında artacağını göstermektedir" dedi. Kabızlık, ağrı, dışkılayamama gibi şikayetlerle geliyorlar Rektoselin, rektum yani bağırsağın son kısmı ile vajen arasındaki fibröz duvarın özellikle doğum sonrasında bozulması sebebi ile, rektumun vajinaya doğru fıtıklaşması olduğunu anlatan Doç. Dr. Dandin, bu durumun kadınlarda kabızlık, zorlu dışkılama, makat ve vajina bölgesinde ağrı, laksatif veya lavman kullanımı, karın şişkinliği, karın ağrısı, idrar semptomları (inkontinans), vajinal semptomlar (disparoni, vajinal şişlik), dışkı kaçırma, seyrek bağırsak hareketleri, makattan kanama, anal şişlik gibi şikayetlere yol açtığını aktardı. Dandin, "Bu hastalarda hemoroid, makat çatlağı gibi sorunlar da çok sık rastlanıyor. Kimi zaman tanı konulamadığında hastalara yalnızca hemoroid tedavisi uygulanabiliyor, ancak bu, asıl sorunu çözmüyor". Asıl sorun tedavi edilmediği için şikayetler de devam ediyor" diye konuştu. Dandin, rektoselin toplumdaki gerçek sıklığının da tam olarak bilinmediğine dikkat çekerek, "şikayetleri olsa bile pek çok kadın doktora gitmekten çekindiği için hastalık çoğu zaman tanısız kalabiliyor. Bu da insidansı belirlemeyi zorlaştırıyor" dedi. Ameliyat yerine vücuttan alınan yağ dokusu kullanılıyor Geleneksel tedavilerde cerrahi olarak yama koyma ya da vajina duvarının açılıp onarılması gibi yöntemler kullanıldığını belirten Doç. Dr. Dandin, bu ameliyatların hem komplikasyon riski taşıdığını hem de hastalığın tekrar etme olasılığının bulunduğunu söyledi. Hasta memnuniyetinin bu nedenle düşük kaldığını ifade etti. Yeni yöntemle ilgili bilgi veren Dandin, "karın bölgesinden alınan yağ, mekanik filtrasyon yöntemiyle kök hücre açısından zenginleştirilerek rektumla vajen arasındaki hasarlı bölgeye enjekte ediliyor. Tamamen minimal invaziv bir işlem. Bu yöntem, şu anda dünyada yalnızca tarafımızca uygulanmaktadır" dedi. Tedavi sonrası hastalar aynı gün taburcu ediliyor İşlemin oldukça kısa sürede tamamlandığını vurgulayan Doç. Dr. Dandin, "Yaklaşık 10 dakika süren bu uygulamadan sonra hasta oldukça kısa sürede taburcu edilebiliyor. Hastanede kalış süresi en fazla 2 saat oluyor. Ertesi gün işe dahi gidebilir. Kabız kalmamaları için diyet öneriyoruz ve pelvik taban egzersizleri tavsiye ediyoruz" ifadelerini kullandı. Tedavinin iki seans halinde uygulandığını, ilk uygulamadan 1,5 ila 2 ay sonra ikinci enjeksiyon yapıldığını dile getiren Dandin, "Şu ana kadar hiçbir yan etki gözlemlenmemiştir. Çünkü hastanın kendi dokusu kullanılıyor. Yağ dokusunun sağladığı mekanik destek ve bu dokudan elde edilen kök hücrelerin yenileyici etkisi sayesinde iyileşme süreci hızlı ilerliyor" dedi. "Cerrahiden sonuç alamadığımız 10 hastaya bu yöntemi uyguladık" Yöntemin, daha önce cerrahi tedaviden fayda göremeyen hastalarda da işe yaradığını belirten Doç. Dr. Dandin, "cerrahiden sonuç alamadığımız 10 hastaya bu yöntemi uyguladık. Hepsinde olumlu sonuç aldık. Hasta memnuniyeti, daha önce belirttiğim gibi %89 oranındadır" dedi. Dandin, ayrıca yöntemin tekrar uygulanabilir olması sayesinde, özellikle yaşlı, ameliyat olamayacak durumda olan veya hastalığı başlangıç seviyesinde olan kadınlarda da tedavi seçeneği sunduğunu vurguladı. Bilimsel makale uluslararası dergide yayına hazırlanıyor Takip süresi 6 ayı geçen hastalardan elde edilen verilerle makale hazırladıklarını ifade eden Doç. Dr. Dandin, şunları söyledi: "Techniques in Coloproctology adlı uluslararası dergiye makalemizi gönderdik. Şu anda internet ortamında ön baskı (preprint) olarak yer alıyor. Hastaların demografik özellikleri, klinik özellikleri, işlem öncesi ve sonrası semptomları, kabızlık skorlamaları, hastalığın klinik evrelerindeki değişiklikler ve memnuniyet seviyesi değerlendirildiğinde, işlem sonrası şikayetlerin anlamlı olarak azaldığı, memnuniyet oranının oldukça yüksek olduğu, öncesine göre evrelerin olumlu anlamda düştüğü, kabızlık ile ilgili skorların yine olumlu anlamda düştüğü tespit edilmiştir." Dandin, bu 65 hastaların ortalama 12 aylık (6-17 ay) takip süresine ulaştığını ve uzun vadeli sonuçlarda da benzer başarı düzeylerini beklediklerini vurguladı. "Hem yağ dokusunun doldurucu etkisi hem de kök hücrelerin yenileyici etkisiyle vajenle rektum arasındaki defektin kısa sürede iyileştiğini gözlemledik" diyen Dandin, yöntemin özellikle ek hastalıklar, yaşlılık vb. nedenler ile ameliyat olamayacak durumdaki hastalar ve başlangıç evresindeki rektosel vakalarında da uygulanabilir olduğunu belirtti. Ayrıca bu işlemin tekrar edilebilir özelliği sayesinde, hastalığın ilerlemeden kontrol altına alınmasında etkili bir seçenek sunduğunu sözlerine ekledi.
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 09:28
Zayıflama iğnesi doktor tavsiyesiyle kullanılmalı
Obezite tedavisinde son dönemde sıkça gündeme gelen zayıflama iğneleri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Hakan Düğer, bu ilaçların mutlaka hekim kontrolünde, diyete ve egzersize devam edilerek kullanılması gerektiğini vurguladı. Doç. Dr. Düğer, "Bu ilaçları hastalarımız mutlaka doktor tavsiyesi ve gözetiminde kullanmalı" dedi. Medical Park Antalya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Düğer, son günlerde kamuoyunda "zayıflama iğnesi" olarak anılan ilaçların aslında obezite ve diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar olduğunu söyledi. Obezitenin bir yağ doku fazlalığı hastalığı olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Düğer, "Vücut kitle endeksi 30’un üzerinde olan kişilere obeziteli bireyler diyoruz" diye konuştu. Türkiye’nin obezite sıklığında en üst sıralarda yer aldığını vurgulayan Doç. Dr. Düğer, bu ilaçların bağırsaklarda üretilen bazı hormonların etki süresinin uzatılması prensibiyle geliştirildiğini belirtti. Doç. Dr. Düğer, ilacın beyindeki iştah merkezini kapatarak, mide boşalmasını geciktirerek ve tokluk hissi vererek etki gösterdiğini ifade etti. "Diyet ve egzersize rağmen kilo veremeyenler için uygun olabilir" Bu ilaçların sadece doktor gözetiminde, diyete ve egzersize devam edilerek kullanılması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Düğer, "Bu ilaçları hastalarımız mutlaka doktor tavsiyesi ve gözetiminde kullanmalı ve bu ilaçları kullanırken diyete ve egzersize mutlak suretle devam edilmeli" dedi. Kullanım kriterlerine de değinen Doç. Dr. Düğer, vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan bireylerde ve 27’nin üzerinde olup eşlik eden diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, uyku apnesi ya da karaciğer yağlanması gibi hastalıkları olan kişilerde bu ilaçların tercih edilebileceğini söyledi. Kimler kullanmamalı? İlacın herkes için uygun olmadığını ifade eden Doç. Dr. Düğer, şu uyarılarda bulundu: "Bu ilaçları gebeler ve emzirenler kesinlikle kullanmamalı. Bunun dışında, bu ilaçlara bağlı alerjik reaksiyon gelişenler, geçmişinde pankreas iltihabı olanlar, yine çok nadir görülen bir tiroit kanseri alt tipi olan medüller tiroit kanseri hastalığı olanlar kullanmamalı." İlaçların Türkiye’de hem günlük hem de haftalık enjeksiyon formlarıyla bulunduğunu aktaran Doç. Dr. Düğer, proteinden zengin ve lifli gıdaların tüketilmesini, basit karbonhidratlardan uzak durulmasını önerdi ve kas dokusunun korunması açısından protein tüketiminin önemli olduğunu da sözlerine ekledi. "Bu ilaçlara erişim sınırlı, maliyeti yüksek" Doç. Dr. Hakan Düğer, bu ilaçların maliyetinin hem Türkiye’de hem de dünya genelinde kullanım oranlarını sınırladığını vurguladı. Bu ilacı kullanması uygun olan kişilerin sadece yüzde biri bu ilacı kullanıyor" dedi. İlerleyen yıllarda maliyetin düşmesini temenni ettiklerini belirten Doç. Dr. Düğer, ilacın yan etkilerini ise şöyle anlattı: "Özellikle mide ve bağırsak sistemiyle ilgili şikayetlerin görülebilir. Reflü, bulantı, kusma, hazımsızlık, şişkinlik, kabızlık ve ishal gibi etkilerin genellikle başlangıçta ve tolere edilebilir düzeydedir. Halsizlik, baş ağrısı, çarpıntı gibi daha nadir şikayetler de görülebilir."
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 08:55
Ebelik eğitimlerinin güçlendirilmesi programı tamamlandı
Sağlık Bakanlığı’nın "Doğal Olan Normal Doğum" temasıyla uygulamaya koyduğu Normal Doğum Eylem Planı çerçevesinde, Afyonkarahisar’da "Ebelik Eğitimlerinin Güçlendirilmesi" faaliyetleri hız kesmeden devam ediyor. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’nde gerçekleştirilen 5 günlük eğitim programının 2.’nci grup etabı tamamlandı. Üç gün teorik, iki gün ise pratik olarak düzenlenen eğitimlere, kamu ve özel hastanelerde görev yapan 39 ebe katıldı. Osmangazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü akademisyenleri Prof. Dr. Fatma Deniz Sayıner, Doç. Dr. Elif Yağmur Gür, Ebe Fatma Yurdunuseven, Ebe Kevser Ertuğrul, Ebe Özlem Durmuş Tekin ve Ebe Kübra Güreli’nin katkılarıyla yürütülen eğitim sonunda katılımcılara belgeleri takdim edildi. Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Opr. Dr. Ahmet Murat Koyuncu, törende yaptığı konuşmada eğitimin sağlık çalışanlarının mesleki gelişimine önemli katkılar sağladığını belirterek, eğitimciler ve katılımcılara teşekkür etti.
16 Mayıs 2025 Cuma - 23:02
Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde randevu süreleri kısaldı
AK Parti Ağrı İl Başkanı İlhami Yıldız, Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik yürütülen çalışmaları kamuoyuyla paylaştı. Özellikle randevu sistemindeki sıkıntıların giderilmesi için önemli adımlar atıldığını vurgulayan Başkan Yıldız, yapılan düzenlemelerin somut verilerle desteklendiğini söyledi. AK Parti Ağrı İl Başkanı İlhami Yıldız, Ocak 2025’te 14 bin 835 olan bekleyen MHRS randevu sayısının, Mayıs 2025 itibarıyla 9 bin 233’e düştüğünü belirtti. Yıldız, ayrıca vatandaşların hizmete erişimini kolaylaştırmak amacıyla haftada 19 gece polikliniğinin aktif hale getirildiğini ifade etti. MR randevu süresi 7 aydan 1 aya düştü Görüntüleme hizmetlerinde de kayda değer iyileştirmelere gidildiğini söyleyen Başkan Yıldız, Ocak 2025’te 7 ay olan MR randevu süresinin, Mayıs 2025 itibarıyla sadece 1 aya indirildiğini açıkladı. MR çekim sayısında da artış yaşandığını belirten Yıldız, Ocak ayında 2 bin 702 olan sayının, Nisan ayında 3 bin 733’e ulaştığını dile getirdi. İkinci bir MR cihazı için ihale sürecinin başlatıldığını ifade eden Yıldız, bu cihazın devreye girmesiyle bekleme sürelerinin daha da kısalacağını söyledi. Tomografi aynı gün, USG ve endoskopide süreler kısaldı Tomografi tetkiklerinin artık aynı gün içinde yapıldığını açıklayan Başkan Yıldız, ultrasonografi randevu süresinin Ocak 2025’te 6 ayken, Mayıs 2025’te 2 aya düşürüldüğünü ifade etti. Meme USG için de benzer bir iyileştirme sağlandığını belirten Yıldız, bu sürenin 6 aydan 20 güne indirildiğini, USG çekim sayısının ise 2 bin 451’den 3 bin 411’e yükseldiğini açıkladı. Endoskopi ve kolonoskopi randevu sürelerinde de dikkat çekici bir azalma olduğunu belirten Başkan Yıldız, Ocak ayında 8 ay olan sürenin Mayıs itibarıyla 2,5 aya indirildiğini söyledi. Kemoterapi tedavisi gören hasta sayısının aylık 472 olduğunu kaydeden Yıldız, bu hastaların başka merkezlere sevk edilmediğini vurguladı. Hekim sayısı artırıldı, yeni kadrolar tahsis edildi Hastanede görevli hekim sayısının artırıldığını belirten Başkan Yıldız, 149 uzman ve 27 pratisyen hekim olmak üzere toplam 176 hekimin hizmet verdiğini ifade etti. Yıldız ayrıca 122. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kapsamında Ağrı’ya 35 uzman ve 27 pratisyen hekim kadrosu daha tahsis edildiğini bildirdi. MR ünitesindeki su baskınına hızlı müdahale Geçtiğimiz günlerde MR biriminde yaşanan su baskınına da değinen Başkan Yıldız, sorunun 3 saat içerisinde çözüldüğünü ve tedbir amaçlı verilen bir günlük aranın ardından, 17 Mayıs 2025 tarihinden itibaren MR çekimlerinin yeniden başladığını açıkladı. Yıldız, son günlerde basında yer alan eleştiriler üzerine yaptığı açıklamada, "Ağrı’mızın sağlık alanında yaşadığı sorunları çözmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hastanemizde yapılan bu iyileştirmelerle vatandaşlarımızın daha kaliteli ve hızlı sağlık hizmeti almasını hedefliyoruz" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder