SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası 17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21 Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29 Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21 Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39 Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Uzmanı uyardı: "Sabah saatlerinde camları açmayın"
13 Mayıs 2025 Salı - 11:32 Uzmanı uyardı: "Sabah saatlerinde camları açmayın" Bahar aylarında artan polen yoğunluğu, alerjik hastalıkları da beraberinde getiriyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Yayla Yerlikaya, özellikle sabah saatlerinde yoğunlaşan polenlerin, alerjik bireylerde birçok semptoma neden olabileceğini söyledi. Bahar aylarında havadaki polen yoğunluğunun artmasıyla birlikte, alerjik hastalıklar da artış gösteriyor. Özellikle sabah saatlerinde yoğunlaşan polenler; burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde sulanma, kaşıntı, öksürük ve nefes darlığı gibi şikâyetlere neden oluyor. Sivas Medicana Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Yayla Yerlikaya, alerjik bireylerin bu dönemde daha dikkatli olması gerektiğini belirtti. Alerjik rinit ve astım gibi hastalıkların bahar mevsiminde sık görüldüğünü söyleyen Yerlikaya, korunmak için polen yoğunluğunun arttığı saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini ifade etti. "Alerji, enfeksiyonla karıştırılmamalı" Alerjinin çevresel temasla ortaya çıktığını, genellikle ateş gibi belirtiler göstermediğini ancak tekrarlayıcı şikâyetlerle kendini belli ettiğini söyleyen Yerlikaya, "Polenler özellikle sabah saatlerinde yoğun olur. Bu da alerjisi olan kişilerde belirtilerin artmasına neden olur. Bahar mevsiminde en sık görülen alerjik hastalıklardan biri alerjik rinittir. Rinit, halk arasında saman nezlesi olarak bilinir. Astımı olan hastalar bu dönemde, daha çok nefes darlığı gibi şikâyetlerle acile başvurur. Polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmaktan kaçınılmalı, eve geldikten sonra kıyafetlerimizi değiştirip, elimizi yüzümüzü yıkamalıyız. Camları, özellikle sabah saatlerinde açmamaya özen göstermeliyiz. Güneş gözlüğü ve şapka kullanımı polen temasını azaltabilir. Gerektiğinde hekimimizin önerdiği anti alerjik ilaçlardan kullanmamız gerekebilir. Alerji de ateş gibi görülmez şikâyetler tekrarlayıcıdır. Alerji genellikle çevresel temaslarla ortaya çıkar. Enfeksiyon hastalıklarında ise halsizlik, kas ağrısı ve eklem ağrısı gibi şikâyetler meydana gelebilir. Ayırıcı tanı için, gerektiğinde hekim değerlendirmesi de önemli bir etmendir. Alerji tanısı, hastanın öksürüğü ile başlar. Gerekli görüldüğünde deri Prick testi ya da kanda spesifik Ige testi yapılabilir. Bu sayede hem korunma hem de uygun tedavi planlanabilir" dedi.
Medical Point’te bel fıtığına kapalı yöntemle başarılı müdahale
13 Mayıs 2025 Salı - 10:50 Medical Point’te bel fıtığına kapalı yöntemle başarılı müdahale İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Gürkan, uzun süredir bel fıtığı nedeniyle ağrı ve yürüme güçlüğü yaşayan kamu çalışanı Ömer Gürbüz’ü tam kapalı, endoskopik yöntemle başarıyla ameliyat etti. 35 yaşındaki Ömer Gürbüz, yaklaşık 7-8 yıldır bel fıtığı şikayetleri yaşadığını, son bir yıldır ise bu durumun hayat kalitesini ciddi şekilde etkilediğini belirtti. Kalçasından ayak tabanına kadar yayılan ağrılar nedeniyle yürümekte zorlandığını ifade eden Gürbüz, "Yaklaşık 25-30 adım attıktan sonra sendeliyordum, oturmak zorunda kalıyordum. Son bir yılda sol ayağıma tam basamıyordum, hep bir uyuşma ve ağrı vardı" dedi. Geçmişte fizik tedavi, egzersiz, radyo frekans ve ozon gibi çeşitli yöntemleri deneyen Gürbüz, bu süreçte ağrılarından kurtulamayınca bir yıl önce tanıştığı Doç. Dr. Gökhan Gürkan’a yeniden başvurdu. Yapılan tetkikler sonucunda belinde ciddi bir fıtık tespit edildi ve ameliyat önerildi. Doç. Dr. Gürkan, hastanın durumu hakkında şu açıklamada bulundu: "Ömer Bey bize sol bacağında ağrı şikayetiyle başvurdu. Daha önce bel fıtığı olduğu biliniyordu ama ağrılarının sporla, egzersizle geçeceğini düşünmüştü. Ancak şikayetleri artınca tekrar değerlendirdik ve MR’ında büyük bir fıtık tespit ettik. Daha önce çeşitli tedaviler denemiş ama fayda görmemiş. Sol ayağının üzerine basamama, ayakta güçsüzlük ve uyuşma şikayetleri de gelişince kendisine ameliyat önerdik. Bu ameliyatı kapalı, endoskopik yöntemle gerçekleştirebileceğimizi belirttik. Bu yöntemin en büyük avantajı küçük bir kesiyle yapılması, vücut dokularına zarar vermemesi ve hastanın kısa sürede ayağa kalkabilmesi. Ömer Bey ameliyattan sadece iki saat sonra yürüyebildi." Ameliyatın ardından yaşadığı değişimi anlatan Ömer Gürbüz ise duygularını şu sözlerle ifade etti: "Yaklaşık 10-12 saat oldu ameliyat olalı. Şu an kendimi yeni doğmuş gibi hissediyorum. Sol ayağımı çok iyi basabiliyorum artık. Bir yıl boyunca hep ağrıyla yaşadım, şimdi rahatlıkla yürüyebiliyorum. Sanki sol ayağım yeniden eklenmiş gibi. Şükürler olsun, artık o rahatsız eden ağrı hissi yok." Doç. Dr. Gökhan Gürkan, bel ve bacak ağrısı, uyuşma, yürüme güçlüğü gibi şikayetleri olan hastaların mutlaka bir beyin ve sinir cerrahına danışması gerektiğini belirterek, "Bu ameliyat uzman hekimler ve uygun merkezlerde uygulanmalıdır. Gecikmeden doğru tedaviye ulaşmak, hastanın yaşam kalitesini hızla artırır. Kapalı yöntemle bel fıtıkları artık çok daha konforlu bir şekilde tedavi edilebiliyor" dedi.
"Genel anestezi altında diş tedavisi artık daha çok tercih ediliyor"
13 Mayıs 2025 Salı - 10:50 "Genel anestezi altında diş tedavisi artık daha çok tercih ediliyor" Biruni Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Taha Aktaş, genel anestezi altında uygulanan diş tedavilerinin hem hasta hem de hekim açısından önemli avantajlar sunduğunu belirtti. Dr. Aktaş, "Özellikle çocuklar, özel gereksinimli bireyler ve diş hekimi korkusu olan hastalar için bu yöntem konforlu ve güvenli bir çözüm sunuyor" dedi. Genel anestezi altında diş tedavisi günümüzde diş tedavisinde hasta konforunu artırmak ve süreci daha kolay hale getirmek amacıyla uygulanan yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu yöntem sayesinde tedavi sürecinde hiçbir şey hissetmeyen hastaların, ağrısız ve travmasız bir deneyim yaşadıklarını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Taha Aktaş, özellikle iş birliği kurulamayan hasta gruplarında genel anestezinin büyük bir kolaylık sağladığını ifade etti. "Bir seansta tüm tedaviler tamamlanabiliyor" Hastane Başhekimi Dr. Aktaş, "Genel anestezi sayesinde tek seansta tüm işlemleri gerçekleştirebiliyoruz. Bu hem hastanın tekrar tekrar kliniğe gelmesini engelliyor hem de tedavi sürecini hızlandırıyor. Özellikle küçük yaş grupları, engelli bireyler veya fobisi olan hastalar için büyük bir avantaj" dedi. "Hastalar bu yönteme daha sıcak bakıyor" Dr. Aktaş, genel anestezi altında tedavi yöntemine hasta ilgisinin son yıllarda belirgin şekilde arttığını da vurgulayarak, "Hasta konforunun ön plana çıkması ve işlemlerin güvenli bir şekilde tamamlanabilmesi, genel anesteziyi daha çok tercih edilen bir yöntem haline getirdi. Özellikle uzun sürecek ya da kapsamlı işlemler söz konusu olduğunda, hastalar bu yönteme daha sıcak bakıyor" diye konuştu. "Tüm hayati bulguları işlem boyunca takip ediliyor" Genel anestezi işlemlerinin tam donanımlı ameliyathanelerde, deneyimli anestezi uzmanları eşliğinde gerçekleştirildiğini belirten Dr. Aktaş, "Hastaların işlem öncesi detaylı bir sağlık değerlendirmesi yapılıyor. Tüm hayati bulguları işlem boyunca takip ediliyor. Bu da güvenliği üst düzeye çıkarıyor" ifadelerini kullandı. "Yanlış bilgilere inanmayın" Toplumda genel anesteziye dair bazı yanlış inanışlar olduğuna dikkat çeken Dr. Aktaş, "Genel anestezi tehlikeli olarak algılanabiliyor. Ancak günümüz teknolojisi ve deneyimli ekiplerle bu tür işlemler oldukça güvenli şekilde gerçekleştiriliyor. Yeter ki hasta doğru merkezlerde, uzmanlar tarafından tedavi edilsin" dedi. Gelecekte daha yaygın kullanılacak Dr. Aktaş, genel anestezi altında diş tedavisinin gelecekte daha da yaygınlaşacağını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: "Hasta konforunun ön planda tutulduğu tedavi yaklaşımları artıyor. Özellikle özel gereksinimli bireyler ve çocuk hastalar için bu yöntem, diş hekimliğinde standart uygulamalardan biri haline gelecektir."
Geçmeyen baş dönmesi tümörün habercisi olabilir
13 Mayıs 2025 Salı - 10:27 Geçmeyen baş dönmesi tümörün habercisi olabilir Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Odyoloji Uzmanı Op. Dr. Tuna Kenar, genelde insanların önemsiz bir rahatsızlık olarak gördüğü baş dönmesinin beyne pıhtı atma, beyin ve kulak tümörleri gibi önemli hastalıkların ilk bulgusu olabileceğini belirtti. Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Odyoloji Uzmanı Op. Dr. Tuna Kenar, günlük hayatta çoğu insanın yaşadığı fakat çok fazla üstüne düşmediği halk arasında baş dönmesi olarak bilinen vertigoya dikkat edilmesi konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Acil servise yapılan en sık başvurulardan birisinin baş dönmesi olduğunu ve baş dönmelerinin yaklaşık yüzde 80-85’inin iç kulak kaynaklı olduğunu söyleyen Op. Dr. Tuna Kenar, hastaların böyle bir durumda öncelikle bir Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanına başvurmaları gerektiğini belirtti. Aynı zamanda Op. Dr. Tuna Kenar, baş dönmesi rahatsızlığının, yaklaşık yüzde 15-20’sinin beyinden kaynaklı olduğunu ve çok düşük oranda da boyunda düzleşme ve farklı hastalıklarla ilgili olduğunu dile getirdi. Kişilerin baş dönmesini bir hastalık olarak gördüğü, fakat uzmanlar tarafından hastalık öncesi bir bulgu olarak kabul edilen vertigonun birçok önemli hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çekiliyor. "Geçmeyen baş dönmesi zamanında tedavi edilmezse, önemli hastalıkların tanısında gecikmeye yol açabilir" KBB Uzmanı Op. Dr. Tuna Kenar, baş dönmesi için gelen hastalara uygulanan tanı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verirken; bu rahatsızlığın zamanında tedavi edilmezse, sadece kişinin hayat kalitesini bozmadığını, aynı zamanda kulakta veya beyindeki önemli hastalıkların tanısında gecikmeye de yol açabileceğine dikkat çekerek, "Sabah kalktığında ani baş boyun hareketleriyle tetiklenen, 15-20 saniye gibi kısa süreli, gün içinde tekrarlayıcı, bulantının da eşlik ettiği şikayetlerle hastalarımız bizlere başvuruyor. Bu klinik durumda, kulak kaynaklı baş dönmelerinin en sık sebepleri arasında yer alan "kristal kayması" diye bilinen pozisyonel vertigo dediğimiz bir durum söz konusu. Hastalarımız bu şikayet ile geldiğinde, hızlı bir nörolojik muayeneden sonra beyin veya iç kulak kaynaklı olup olmadığını tespit ediyoruz. Baş dönmesine eşlik eden işitme kaybı, çınlama, güç kaybı, baş ağrısı vb. şikayetlerini de soruyoruz. İç kulak kaynaklıysa işitme testi yanısıra, tanı manevralarının ardından sağ kulak veya sol kulak kaynaklı olduğunu anlıyoruz. Ardından ise tedaviye başlıyoruz. Tedavide ise en önemli olay hastaya düzeltme manevrası yapılması ve ani hareketler yapılmaması. Hastaya ani hareketler yapmaması konusunda uyarıda bulunurken kristal kayması hastalığının tedavisinde manevra tedavisi yapılması şart. Ardından hastalarımızı, normal hayata daha çabuk dönmesi için ilaçlar ile destekliyoruz. Eğer bu şekilde kristal kayması, iç kulak tansiyonu (Meniyer) vb. en sık görülen baş dönmesi sebeplerini elersek, kulakta veya beyinde tümör varlığı veya farklı damarsal yapılarla ilgili radyolojik görüntülemeler yapılıyor. Baş dönmesinde,sebebe yönelik tanı konduktan sonra, hastanın acil ve idame tedavisi planlanır. Baş dönmesi, ilk etapta fizik muayeneyle tanısı konabilen bir hastalık. Bu hastalık hayat kalitesini oldukça bozuyor. Her yaşta her cinste görülebiliyor" diye konuştu. "Baş dönmesi ihmal edilecek bir rahatsızlık değil, hastalık değil başka bir hastalığın belirtisidir" Vertigonun birçok önemli hastalığın habercisi olabileceğini belirten Op. Dr. Kenar, "Baş dönmesi olduğu zaman hastalar çok panikliyor ve rahatsız oluyor. Bu tür durumda, yere düşmemek için sakin kalıp güvenli bir şekilde oturmak ve sabit kalmak lazım. Göz hareketlerinde şiddetli hareketler olup bulantıyı tetiklediği için, parmağınızı göz hizasında, yaklaşık 30 cm karşıya tutup tam ortasına bakarsak yoğun baş dönmesi azabilir. Ardından ise en yakın tıbbi yardım çağırmalarını öneriyoruz. Hastalar bazen, baş dönmesi oldu ve geçti diye düşünebiliyor ama gün içinde tekrarlıyor ve böyle bir durumda beklememek lazım. Çünkü manevra tedavisi ile düzeltilebilecek bir kristal kayması hastalığı olabileceği gibi beyinde tümör, baloncuk veya damarsal patolojiyi bulgusu da olabilir. Özetle; baş dönmesi ihmal edilecek bir rahatsızlık değil, hastalık değil başka bir hastalığın belirtisi. Bu rahatsızlığı dikkate alıp tedavi için hastaneye başvurmak gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Uzmanı uyardı: Etleri kömür, sağlığınızı riske etmeyin
13 Mayıs 2025 Salı - 10:11 Uzmanı uyardı: Etleri kömür, sağlığınızı riske etmeyin Havaların ısınmasıyla birlikte mangal sezonu da açıldı. Uzmanlar, özellikle sıcak havada uygun şartlarda saklanmayan etlerde bakteri üremesine karşı dikkatli olunmasını, etlerin çok yüksek ateşte aşırı yanacak, kömürleşecek şekilde pişirilmemesi gerektiği konusunda uyarıyor. Kömürleşmiş etlerin sık tüketimi mide ve bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebilirken, sadece protein ağırlıklı beslenmek karaciğeri zorlayabiliyor. Yüksek sıcaklık, tavuk eti gibi protein açısından zengin gıdalarda salmonella gibi zararlı bakterilerin hızla çoğalmasına yol açabiliyor. Uzmanlar, etlerin iyi pişirilmesi, sebzelerin iyice yıkanması ve dengeli bir menü oluşturulmasının sağlıklı bir mangal keyfi için önemli olduğunu vurguluyor. "Tavuk etinde salmonella gibi bazı bakterilerin üremesi için uygun ortam oluşabiliyor" Yaz aylarında herkesin parklarda, bahçelerde mangal yapmayı sevdiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Bilal Toka, dikkat edilmesi gereken konularda uyarılarda bulundu. Doç. Dr. Bilal Toka, "Özellikle yüksek proteinli et türü gıdalar, daha özellikle de tavuk etinde bakterilerin üremesi için sıcak hava oldukça uygun bir ortam oluşturabilir. Bu yüzden etleri uygun şartlarda saklamak, marinesini yaptıktan sonra uygun şartlarda çok uzun süre sıcak havada kalmayacak şekilde saklamak önemli. Buna dikkat etmediğimiz takdirde özellikle tavuk etinde salmonella gibi bazı bakterilerin üremesi için uygun ortam oluşacağından gastroenterit vakalarıyla besin zehirlenmesi dediğimiz durumlara yol açan başka bakterilerin çoğalmasıyla çeşitli enfeksiyonlara yol açabilmektedir. Buna dikkat etmemiz mangal sezonunda üzücü günler yaşamamamız için bize yardımcı olur" dedi. Doç. Dr. Bilal Toka, şöyle devam etti: "Aşırı pişmiş, ateşle temas ederek pişmiş, üzerinde kömürleşme olmuş etlerin beraberinde tükettiğimiz turşu, sucuk gibi salamura besinlerin çok sık tüketilmesi, mide ve bağırsak hastalıklarına, mide mukozasının bozulmasına, bağırsaklarda polip gelişimine, zamanla tabii ki bu bir kere yemekle değil, sürekli bu şekilde beslenmekle, özellikle Uzak Doğu ülkelerinde sık gördüğümüz atrofik gastrit dediğimiz mide yüzeyinin incelerek tümör gelişimine yatkınlık oluşmasına sebep olabilir. Yine sebze türü besinlerin az tüketilmesi, özellikle mangalda pişmiş aşırı yanmış protein içeren gıdaların tüketilmesi kabızlık gibi çeşitli bağırsak problemlerine de yol açabilmektedir." "Etleri uygun şartlarda saklamak ve sebzeleri de mutlaka iyi yıkamak gerekiyor" Mangal yaparken öncelikle etlerin veya mangalda kullanılacak diğer sebzelerin iyi yıkanması, etlerin de uygun şartlarda saklanmasının önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Bilal Toka, "Çünkü sıcak hava bakterilerin birçoğu için enfeksiyon bakterilerinin çoğalması için uygun ortam oluşturur. Bunun yanında etteki yüksek protein de özellikle tekrar söylemek istiyorum tavuk etine bağlı bu tür enfeksiyöz hastalıkları görebiliyoruz. Mangal yapmaya giderken etleri uygun şartlarda saklamak ve sebzeleri de mutlaka iyi yıkamak gerekiyor. Tabii ki hepimiz mangal yapacağız, arada gideceğiz parklara piknik yapmaya, biz de gidiyoruz. Ama etlerin özellikle çok yüksek ateşte aşırı yanacak, kömürleşecek şekilde pişirilmemesine dikkat etmek mide bağırsak sisteminin sağlığı için iyi olacaktır" şeklinde konuştu. "Mangal veya piknik esnasında sadece proteinli gıdaları almak aslında beraberinde düşük düzeyde de olsa karbonhidrat ve sebze tüketmekten daha kötü" diyen Doç. Dr. Bilal Toka, "Sadece protein içeren bir beslenme karaciğerimizi biraz yorar. Beynin çalışması ve diğer organların glukoz yani kan şekerini yeterli seviyeye taşımak, glikoz ihtiyacını sağlamak için bu kez karaciğer proteinleri parçalayarak onlardan şeker elde etmeye yönelecektir. Uygun miktarda, çok aşırıya kaçmadan beslenmek de yine önemli. Çünkü özellikle hızlı yiyorsak yeterince çiğnemeden bu gıdalar midede sindirilmesi, içerisine asitin nüfuz etmesi daha zor olacağından mide gıdaları sindirmek için çok daha fazla asit salgılamaya yönelecektir. Bu da tabii fazla asit, mide ülserleri, gastrit gibi durumların mide mukozasının tahrişine sebep olacaktır. Beraberinde mutlaka bir miktar sebze ve tatlılarla birlikte, gerekirse tüketmek sağlığımızı korumak için daha faydalı olacaktır" ifadelerini kullandı.
Kardiyak rehabilitasyon programlarıyla kalp hastalıklarının önüne geçin
13 Mayıs 2025 Salı - 09:59 Kardiyak rehabilitasyon programlarıyla kalp hastalıklarının önüne geçin Denizli Özel Egekent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. S. Anıl Sarıca, kardiyak rehabilitasyon programlarıyla kalp hastalıklarının önüne geçmenin mümkün olabileceğini belirtti. Özel Egekent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. S. Anıl Sarıca, kalp hastaları için kardiyak rehabilitasyon programlarının faydalarından bahsetti. Bu programların kalp sağlığını korumada kritik bir öneme sahip olduğunu belirten . Kardiyoloji Uzmanı Dr. S. Anıl Sarıca, "Günümüzde kalp hastalıkları, dünya genelinde en yaygın ve en ölümcül sağlık sorunlarının başında geliyor. Bu hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde önemli rol oynayan kardiyak rehabilitasyon programları, uzmanlar tarafından giderek daha fazla öneriliyor. Kardiyak rehabilitasyon, sadece bir tedavi yöntemi değil, aynı zamanda yaşam tarzı değişikliğinin anahtarıdır. Uzmanlar, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve stres yönetimi gibi unsurların bütünleştirildiği bu programların, hastaların günlük yaşam kalitesini artırırken, kalp hastalıklarının tekrar etme riskini de önemli ölçüde azaltmaya yardımcı olduğunu vurguluyor" dedi. "Kalp krizi geçirenler ve risk grupları için daha önemli" Risk faktörlerini taşıyan kişilerin kardiyak rehabilitasyon programlarını ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. S. Anıl Sarıca, şu tavsiyelerde bulundu: "Özellikle kalp krizi geçirmiş hastaların veya risk grubundaki bireylerin erken dönemde bu programlara başlaması, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilmesine katkı sağlıyor. Herkesin kalp sağlığına özen göstermesi ve risk faktörleri taşıyan kişilerin kardiyak rehabilitasyon programlarını ihmal etmemesi gerekiyor. Bu sayede, kalp hastalıklarının önüne geçmek ve daha sağlıklı bir yaşam sürmek mümkün hale gelir"