SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası 17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21 Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29 Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21 Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39 Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
ANKA’da hemşirelere özel kutlama
13 Mayıs 2025 Salı - 09:20 ANKA’da hemşirelere özel kutlama Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde 12 Mayıs Hemşireler Günü ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kutlandı. Hastane Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Koç ve Başhekim Dr. Fırat Dalgıçer, büyük özveri ve azimle çalışan hemşirelere tek tek teşekkür ederek, çiçek ve teşekkür belgesi takdim etti. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde 12 Mayıs Hemşireler Günü ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası nedeniyle etkinlik düzenlendi. Tüm hemşirelerin ve hastanede çalışanlarının katıldığı etkinlikte pasta kesilip, hemşirelere özverili çalışmaları için teşekkür belgesi verildi. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Koç, "Hemşireler ortaya koydukları disiplinli, özverili, sabırlı, hoşgörülü tutumları ile sağlık ekibinin her zaman temel taşlarından biri olmuştur. Günün 24 saati insanların sağlığı için kendi yaşamlarından da ödün vererek, fedakarca hizmet eden hemşirelerimize ne kadar teşekkür etsek azdır. Ülkemizdeki ve dünyadaki tüm hemşirelerin günü kutlu olsun" dedi. Mesleğini merhamet, şefkat ve özveriyle yapan tüm hemşirelerin gününü kutladıklarını dile getiren Genel Müdür Yardımcısı ve Başhekim Fırat Dalgıçer de, "Zor günlerde kahramanca ve fedakarca bazen kendi sağlıklarını bile hiçe sayarak görevini yapan tüm milletimize, şifa dağıtan sağlık çalışanlarımıza gönülden teşekkür ederiz. İyi ki varlar" diye konuştu. Hastanede görev yapan hemşireler ise hatırlanmanın çok güzel olduğunu belirterek hastane yönetimine bu güzel gün için teşekkür etti.
‘Tiroit kanserindeki artışın tek sebebi Çernobil değil’
13 Mayıs 2025 Salı - 09:09 ‘Tiroit kanserindeki artışın tek sebebi Çernobil değil’ Son yıllarda tiroit kanserinde gözlemlenen artışın, özellikle Çernobil felaketi ile ilişkilendirildiğini belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Murat Alan, "Çernobil felaketinin tiroit kanseri artışında önemli bir faktör olduğu kabul edilmekle birlikte, Türkiye’deki artış tamamen buna bağlanmamalıdır. Aile öyküsü, genetik yatkınlık, iyot eksikliği ve bazı çevresel faktörler de risk faktörleri arasında yer almaktadır. Özellikle ailesinde tiroit kanseri öyküsü olan bireylerin düzenli tarama yaptırması önemlidir" dedi. Son yıllarda tiroit kanserinde gözlemlenen artışın özellikle Çernobil felaketi ile ilişkilendirildiğini ve bu konuda birçok spekülasyon yapıldığını dile getiren Medical Park Ordu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Murat Alan, dikkat edilmesi gerekenler hakkında uyarıda bulundu. "Çernobil felaketi sonrası tiroit kanseri artışı" Çernobil nükleer kazasının 26 Nisan 1986’da Ukrayna’da gerçekleştiğini ve atmosfere büyük miktarda radyonüklid yayıldığını hatırlatan Uzm. Dr. Alan, "Bu felaketten sonra özellikle Beyaz Rusya, Ukrayna ve Rusya gibi komşu ülkelerde tiroit kanseri vakalarında belirgin bir artış yaşanmıştır. Bu artışın temel nedeni, radyoaktif iyot maruziyetidir. Radyasyona en fazla maruz kalan çocuk ve gençlerde, kazadan sonraki yıllarda tiroit kanseri görülme sıklığında ciddi bir yükselme olmuştur" şeklinde konuştu. Karadeniz Bölgesi’nde tiroit kanseri oranları Karadeniz Bölgesi’nin Çernobil kazasından sonra Türkiye’de tiroit kanseri vakalarının en sık raporlandığı bölgelerden biri olarak dikkat çektiğini ve kazanın ardından artan kanser vakaları uzun yıllar tartışıldığını belirten Uzm. Dr. Alan, "Özellikle Rize, Trabzon, Ordu ve çevresinde tiroit kanseri vakalarının artışı, halk sağlığı uzmanları ve onkologlar tarafından uzun yıllar incelenmiştir. Ancak son yıllarda yapılan epidemiyolojik çalışmalar, tiroit kanseri insidansındaki artışın sadece Çernobil’e bağlı olmadığını göstermektedir. Bu artışın erken teşhis imkanlarının artması, farkındalık düzeyinin yükselmesi ve ileri görüntüleme tekniklerinin yaygınlaşması ile de ilişkili olduğunu vurgulanmaktadır" ifadelerine yer verdi. "Radyasyon dışında risk faktörlerine dikkat" Tiroit kanserinin tek nedeni radyasyon olmadığına değinen Uzm. Dr. Alan, "Aile öyküsü, genetik yatkınlık, iyot eksikliği ve bazı çevresel faktörler de risk faktörleri arasında yer almaktadır. Özellikle ailesinde tiroit kanseri öyküsü olan bireylerin düzenli tarama yaptırması önemlidir" diye konuştu. "Erken teşhis hayat kurtarır" Çernobil felaketinin tiroit kanseri artışında önemli bir faktör olduğu kabul edilmekle birlikte, Türkiye’deki artışın tamamen buna bağlanamayacağını ifade eden Uzm. Dr. Alan, "Erken tanı imkanları ve bilinç düzeyindeki artış da önemli etkenler arasındadır. Radyasyon maruziyetinden korunmak ve düzenli sağlık kontrollerini aksatmamak, risk yönetimi açısından büyük önem taşımaktadır" açıklamasında bulundu.
Medical Point’te bel fıtığına kapalı yöntemle başarılı müdahale
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 18:18 Medical Point’te bel fıtığına kapalı yöntemle başarılı müdahale İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medical Point Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Gürkan, uzun süredir bel fıtığı nedeniyle ağrı ve yürüme güçlüğü yaşayan kamu çalışanı Ömer Gürbüz’ü tam kapalı endoskopik yöntemle başarıyla ameliyat etti. Yaklaşık 7-8 yıldır bel fıtığı şikayetleri bulunan ve son bir yılda bu durumun yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilediğini belirten 35 yaşındaki Ömer Gürbüz, farklı tedavi yöntemleri denemesine rağmen sonuç alamadı. Kalçasından ayak tabanına kadar yayılan şiddetli ağrılar nedeniyle yürüme zorluğu yaşayan Gürbüz, son dönemde sol ayağında his kaybı ve güçsüzlük de yaşamaya başladı. Daha önce fizik tedavi, egzersiz, radyo frekans ve ozon gibi yöntemleri deneyen Gürbüz, ağrılarında bir düzelme olmayınca bir yıl önce tanıştığı Doç. Dr. Gökhan Gürkan’a yeniden başvurdu. Yapılan detaylı tetkikler sonucunda belinde ciddi boyutta bir fıtık tespit edildi ve ameliyat kararı alındı. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Gürkan, hastayı tam kapalı endoskopik yöntemle başarıyla ameliyat etti. "Ameliyattan iki saat sonra yürüyebildi" Hastanın kendilerine sol bacağında ağrı şikayetiyle başvurduğunu dile getiren Doç. Dr. Gürkan, "Daha önce bel fıtığı olduğu biliniyordu ama ağrılarının sporla, egzersizle geçeceğini düşünmüştü. Ancak şikayetleri artınca tekrar değerlendirdik ve MR’ında büyük bir fıtık tespit ettik. Daha önce çeşitli tedaviler denemiş ama fayda görmemiş. Sol ayağının üzerine basamama, ayakta güçsüzlük ve uyuşma şikayetleri de gelişince kendisine ameliyat önerdik. Bu ameliyatı kapalı, endoskopik yöntemle gerçekleştirebileceğimizi belirttik. Bu yöntemin en büyük avantajı küçük bir kesiyle yapılması, vücut dokularına zarar vermemesi ve hastanın kısa sürede ayağa kalkabilmesi. Ömer Bey ameliyattan sadece iki saat sonra yürüyebildi" dedi. Doç. Dr. Gökhan Gürkan, bel ve bacak ağrısı, uyuşma, yürüme güçlüğü gibi şikayetleri olan hastaların mutlaka bir beyin ve sinir cerrahına danışması gerektiğini belirterek, "Bu ameliyat uzman hekimler ve uygun merkezlerde uygulanmalıdır. Gecikmeden doğru tedaviye ulaşmak, hastanın yaşam kalitesini hızla artırır. Kapalı yöntemle bel fıtıkları artık çok daha konforlu bir şekilde tedavi edilebiliyor" dedi. "Şükürler olsun artık o rahatsız eden ağrı hissi yok" Ameliyatın ardından yaşadığı değişimi anlatan Ömer Gürbüz, "Yaklaşık 10-12 saat oldu ameliyat olalı. Şu an kendimi yeni doğmuş gibi hissediyorum. Sol ayağımı çok iyi basabiliyorum artık. Bir yıl boyunca hep ağrıyla yaşadım, şimdi rahatlıkla yürüyebiliyorum. Sanki sol ayağım yeniden eklenmiş gibi. Şükürler olsun, artık o rahatsız eden ağrı hissi yok" diye konuştu.
Lokman Hekim Hastanesinde Hemşireler Günü kutlaması
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 17:55 Lokman Hekim Hastanesinde Hemşireler Günü kutlaması Lokman Hekim Van Hastaneleri, 12 Mayıs Hemşireler Günü’nü kutladı. Hastanede düzenlenen etkinliğe Lokman Hekim Van Hastaneleri Genel Müdürü Fatih Doğan, Lokman Hekim Van Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Veli Avcı, Lokman Hekim Hayat Hastanesi Başhekimi Barış Hanevdeloğulları, Lokman Hekim Van Hastanesi Başhemşiresi Gamze Gençer Baran ve Lokman Hekim Hayat Hastanesi Başhemşiresi Yağmur Kaçan ve hemşireler katıldı. Burada hemşirelerin gününü kutlayan Müdür Doğan, sağlık personelinin önemli bir parçası olan hemşirelerin, hasta bakımındaki kritik rolüne dikkat çekti. Doğan, "Hemşireler; hastanelerde, polikliniklerde, yoğun bakım ünitelerinde ve evde hasta bakımı gibi çeşitli ortamlarda, hastalara şifa sürecinde destek oluyor. Bu süreçte sadece tıbbi ihtiyaçları karşılamakla kalmayıp aynı zamanda hastalara manevi destek de sunuyorlar. Örneğin, kronik hastalığı olan bir hastanın düzenli ilaç takibini sağlamak, ameliyat sonrası bir hastanın ağrılarını dindirmek veya psikolojik desteğe ihtiyaç duyan bir hastaya moral vermek gibi görevler hemşirelerin sorumluluğunda bulunuyor. Görevli hemşireler, hasta memnuniyetini ön planda tutarak, sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor. Ben bu vesileyle tüm hemşirelerin gününü kutluyor, özverili çalışmalarından dolayı kendilerine teşekkür ediyorum" dedi.
"Erken tespit ve önlemlerle birlikte hipertansiyon ömür boyu kontrol altında tutulabilir"
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 17:36 "Erken tespit ve önlemlerle birlikte hipertansiyon ömür boyu kontrol altında tutulabilir" Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, pek çok hastada hipertansiyona yol açan belirgin bir neden bulunamadığına dikkat çekerek, erken tespit ve önlemlerle birlikte hipertansiyonun ömür boyu kontrol altında tutulabileceğini dile getirdi. Tedavi edilmeyen hipertansiyonun kalp krizi ve felç gibi hayati durumlara yol açabileceğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray; erken tespit, önlem ve düzgün takiple hipertansiyonun ömür boyu kontrol altında tutulabileceğini belirtti. Kalbin vücuda kan pompalarken damar çeperine uyguladığı basınç olarak tanımlanan tansiyonun, sağlıklı bireylerde 140/90 mmHg’ nin altında seyrettiğini belirten Kaplangöray, tansiyon değerlerinin bu seviyeleri aşması durumunda ise hipertansiyon tanısı konulması gerektiğini söyledi. Kaplangöray, tedavi edilmeyen hipertansiyonun damarlara zarar vererek kalp krizi, felç ve böbrek hastalıkları gibi hayati risklere yol açabileceğini vurguladı. "Çoğu zaman belirti vermediği için kişiler kendilerinde böyle bir sorun olduğunu fark edemiyor" Yüksek tansiyonun çok sık görülen bir sorun olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray, "Araştırmalar, ülkemizde her 3 yetişkinden birinin yüksek tansiyon sorunu olduğunu gösteriyor. Risk faktörlerinden biri, yaştır. 35-56 yaş arası yetişkinliklerde yüksek tansiyon oranı daha da yükseliyor. Kadınlarda bu oranın erkeklere göre daha yüksek olduğu biliniyor. Çoğu zaman belirti vermediği için kişiler kendilerinde böyle bir sorun olduğunu fark edemiyor. O nedenle periyodik tansiyon ölçümü yapmak, yüksek tansiyon olup olmadığını anlamak için çok önemli" dedi. Sessiz düşman olarak biliniyor Hipertansiyonun genellikle belirti vermeden ilerlediği için "sessiz düşman" olarak tanımlanak uygun olacağına işaret eden Doç. Dr. Kaplangöray "Baş ağrısı, çarpıntı, halsizlik, kulak çınlaması, burun kanaması yapabilir. Ama çoğu zaman hiçbir belirti vermez. Yani kişi kendini iyi hisseder ama tansiyonu yüksektir. Dolayısıyla belli aralıklarla tansiyon ölçümü yapılmalıdır. Obezite, düzensiz beslenme, hareketsiz yaşam ve ailede erken yaşta hipertansiyon öyküsü gibi risk faktörleri olan bireylerin düzenli tansiyon ölçümü yapması ve gerekirse doktora başvurması önemlidir" şeklinde konuştu. "Hastaların yüzde 95’inde neden bilinmiyor" Hastaların yaklaşık yüzde 95’inde hipertansiyona yol açan belirgin bir neden bulunamadığını dile getiren Doç. Dr. Kaplangöray "Bu durum ‘esansiyel hipertansiyon’ olarak tanımlanır. Bu tip hipertansiyonun gelişiminde genetik yatkınlık, yüksek tuz tüketimi, obezite, sigara ve alkol kullanımı, stres ve düzensiz beslenme önemli rol oynar. Kalan yüzde 5’lik dilimde ise böbrek hastalıkları, tiroid ve böbrek üstü bezi sorunları, doğuştan gelen damar darlıkları ya da bazı ilaçların neden olduğu ‘sekonder hipertansiyon’ söz konusudur. Yüksek tuz tüketimi, obezite, sigara ve alkol kullanımı, stres ve düzensiz beslenme önemli rol oynar" ifadelerine yer verdi. "Tanı konulması için düzenli ölçüm gerekir" Hipertansiyon tanısının en basit ve etkili yolunun doğru yöntemle yapılan tansiyon ölçümü olduğunu aktaran Doç. Dr. Kaplangöray, tansiyonun ölçümünde oskültatuvar ve osilometrik tekniklerin kullanıldığını ifade etti. Oskültatuvar yöntemin, steteskop ve tansiyon aletiyle sağlık personeli tarafından uygulanan klasik ve güvenilir bir yöntem olduğunu; osilometrik yöntemin ise evde kullanıma uygun otomatik cihazlar ile yapıldığını söyledi. Ancak kalpte ritim bozukluğu gibi durumlarda manuel yöntemlerin daha doğru sonuçlar vereceğini de ekledi. Ölçümlerin farklı ortam ve cihazlarla yapılabileceğine değinen Doç. Dr. Kaplangöray doğru sonuç alınması için kişinin ölçümden önce en az beş dakika dinlenmiş olması, son yarım saatte sigara veya kahve tüketmemesi, ölçüm sırasında ayakların yere basması ve kolun kalp hizasında olması gerektiğini anlattı. ‘Beyaz önlük’ hipertansiyonu olarak bilinen durumun doktor muayenesinde ya da hastanede yapılan ölçümlerde yüksek değerlerin çıkması şeklinde geliştiğinden bahseden Doç. Dr. Kaplangöray, bu durumun gerçek hipertansiyondan ayırt edilmesi için evde düzenli ölçüm ya da 24 saatlik tansiyon holteri ile değerlendirme yapılması gerektiğini aktardı.
Aşırı tuz tüketimi kalp, böbrek ve kemik sağlığını tehdit ediyor
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 16:48 Aşırı tuz tüketimi kalp, böbrek ve kemik sağlığını tehdit ediyor Her yıl 1,89 milyon ölümün fazla sodyum tüketimiyle ilişkili olduğu belirtilirken, uzmanlar günde 1 çay kaşığı tuzun yeterli olduğunu vurguluyor. Aşırı tuz tüketimi hipertansiyondan inme riskine kadar birçok hastalığa zemin hazırlıyor. Sofra tuzu olarak bilinen sodyum klorür, besinlere lezzet katmasının yanı sıra bir gıda koruyucu olarak da kullanılıyor. Ancak Memorial Antalya Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, "12-18 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası" dolayısıyla yaptığı açıklamada, aşırı tuz tüketiminin hayati tehlike oluşturduğuna dikkat çekti. Günlük sodyum ihtiyacının yaklaşık 500 mg olduğunu belirten Dr. Çakmak, yetişkinlerin günde 2 bin 300 miligramdan (yaklaşık 1 çay kaşığı tuz) fazla sodyum almamaları gerektiğini ifade etti. Vücutta sinir iletimi, kas fonksiyonları ve sıvı dengesi için gerekli olan sodyumun fazlası, sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Aşırı tuz tüketiminin neden olabileceği hastalıklar ise; kalp kası büyümesi, baş ağrısı, böbrek hastalığı, osteoporoz, inme, kalp yetmezliği, yüksek tansiyon ve böbrek taşı olarak sıralanıyor. "Yemek pişirirken ve sofrada ekstra tuz eklemekten kaçının" Dr. Çakmak, fazla tuz tüketildiğinde vücudun bu yüksek sodyum seviyesini dengelemek için su tuttuğunu, bunun da kan hacmini ve basıncını artırarak hipertansiyona yol açtığını belirtti. Hipertansiyonun ise kalp krizi, felç ve böbrek hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini vurguladı. Tuz tüketimini azaltmak isteyenlere çeşitli önerilerde bulunan Çakmak, yemek pişirirken ve sofrada ekstra tuz eklemekten kaçınılması gerektiğini, işlenmiş ve hazır gıdaların sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Ketçap, soya sosu, turşu gibi ürünlerde gizli tuz bulunduğunu belirten Dr. Çakmak, düşük sodyumlu veya tuzsuz ürünlerin tercih edilmesini önerdi. "Yemeklerin tuzsuz hazırlanmasını talep edin" Dışarıda yemek yerken de dikkatli olunması gerektiğini kaydeden Dr. Çakmak, "Yemeklerin tuzsuz hazırlanmasını talep edin, salata soslarını ayrı isteyin. Eğer bir öğünde fazla tuz aldıysanız, günün kalanında düşük tuzlu besinler tüketmeye özen gösterin" şeklinde konuştu.
Ebelik Normal Doğum Bilgi ve Beceri Artırma ve Afete Hazırlık eğitiminin ikinci etabı başladı
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 16:43 Ebelik Normal Doğum Bilgi ve Beceri Artırma ve Afete Hazırlık eğitiminin ikinci etabı başladı Eskişehir’de ebelik mesleği ve sağlık hizmetleri açısından önemli bir yere sahip olan, gelişen bilgi ve teknolojiler doğrultusunda güncellenerek inovatif yaklaşımlarla hayata geçirilen "Ebelik Normal Doğum Bilgi ve Beceri Artırma ve Afete Hazır Oluşluk Eğitimi" programının ikinci etabı başladı. Sağlık Bakanlığı tarafından "Doğal Olan Normal Doğum" temasıyla yürütülen Normal Doğum Eylem Planı kapsamında gerçekleştirilen eğitim programı, Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı ile Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü iş birliğinde düzenleniyor. Eğitimin ikinci etabı, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici’nin açılış konuşmasıyla başladı. Konuşmasında ebelik mesleğinin gebe, anne, bebek, aile ve toplum sağlığı açısından taşıdığı önemi vurgulayan Doç. Dr. Bildirici, ebelerin yalnızca normal doğum süreçlerinde değil, afet şartlarında da kritik roller üstlendiklerine dikkat çekti. Bu kapsamlı eğitim programının sağlık hizmetlerine önemli katkılar sağlayacağına inandığını belirtti. Eğitimin ilk etabı 7-11 Nisan 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş ve 40 ebe katılım sağlamıştı. İkinci etap ise 12-16 Mayıs 2025 tarihleri arasında Yunus Emre Devlet Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenecek. Bu aşamada kamu hastaneleri, özel hastaneler ve üniversite hastanesinden gelen toplam 55 ebe eğitim programına katılım sağlayacak. Program kapsamında, normal doğum süreçlerine ilişkin bilgi ve becerilerin geliştirilmesi hedeflenirken, afetlere hazırlık konusunda da kritik bilgiler paylaşılacak. Ayrıca, simülasyona dayalı pratik uygulamalarla teorik bilgilerin pekiştirilmesi sağlanacak.
Kopan kulak memesi süpermikrocerrahi ile yerine dikildi
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 16:33 Kopan kulak memesi süpermikrocerrahi ile yerine dikildi Gaziantep’te bir vatandaşın kopan kulak memesi, Gaziantep Şehir Hastanesi’nde yapılan süpermikrocerrahi operasyonuyla tekrar yerine dikildi. Gaziantep Şehir Hastanesi’nde süpermikrocerrahi operasyonuyla önemli bir sağlık başarısına imza atıldı. 40 yaşındaki erkek hasta Fadil Karakan, kulak memesinin tamamen kopması nedeniyle hastaneye başvurdu. Plastik Cerrahi ve Mikrocerrahi ekibinin hızlı değerlendirmesi sonrası, 2 saat süren başarılı bir operasyonla kulak memesi yerine dikildi. Operasyonu gerçekleştiren Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanları Op. Dr. Serkan Tokgönül, Op. Dr. Hüseyin Demir ve Op. Dr. Ahmet Coşar, süpermikrocerrahi yöntemiyle milimetreden küçük damarların onarıldığını, bu sayede dokunun yeniden kanlanmasının sağlandığını belirtti. Mikrocerrahi ekibi sorumlusu Dr. Tokgönül cerrahi ekip, operasyon sonrası kulak memesinin canlılığını koruduğunu ve hastanın durumunun iyi olduğunu ifade etti. "İleri düzey cerrahi işlemler konusunda güçlü bir altyapıya ve deneyimli ekiplere sahibiz" Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Mehmet Doğan, operasyonun hem teknik açıdan hem de hasta memnuniyeti yönünden önemli bir başarı olduğunu vurgulayarak, "Hastanemiz ileri düzey cerrahi işlemler konusunda güçlü bir altyapıya ve deneyimli ekiplere sahiptir. Bu tür vakalar, multidisipliner yaklaşımın önemini bir kez daha ortaya koyuyor" dedi. "Hem sağlık açısından hem de estetik açıdan gayet memnunum" Operasyon sonrası duygularını paylaşan hasta Fadil Karakan, "Kulağımın ilk kopan parçasını bulduğumuzda çok tedirgin olduk. Bir daha eskisi gibi olmaz diye düşündük. Çok şükür, şu anda eski görüntüsüne kavuştu ve gayet mutluyum" diyerek memnuniyetini dile getirdi.