SAĞLIK
Manisa’daki hastalara mesir macunu dağıtıldı 02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:48:58 Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı. Festival etkinliklerine katılamayan hastalar ve refakatçileri, belediye ekiplerinin ziyaretiyle geleneksel şifalı mesir macununa kavuştu. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Manisa Büyükşehir Belediyesi, hastanede tedavi gördüğü veya refakatçi olduğu için festival alanına gidemeyen vatandaşlardan gelen talepler üzerine harekete geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya ulaştırılan, "Hastanede olduğumuz için festivale katılamadık, bizlere de mesir macunu ulaştırabilir misiniz?" talepleri kısa sürede karşılık buldu. Üç büyük hastanede dağıtım yapıldı Başkan Dutlulu’nun talimatıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından organize edilen çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi ve Merkez Efendi Devlet Hastanesi ziyaret edildi. Ekipler, servisleri tek tek ziyaret ederek hasta ve yakınlarına mesir macunu ikram etti. Vatandaş odaklı hizmet anlayışını vurgulayan Başkan Besim Dutlulu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Mesir macunu geleneği, toplumun her kesimine hitap eden köklü bir mirastır. Festival heyecanını yerinde yaşayamayan vatandaşlarımızın talebine kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Ekiplerimiz aracılığıyla bu şifalı geleneği hastanelerimize ulaştırdık. Tek dileğimiz, bu kadim mirasın herkese şifa ve moral olmasıdır." Hastanede festival sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, kendilerini unutmayan Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Besim Dutlulu’ya teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi. Bu anlamlı çalışma, hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de hastaların moral bulmasına katkı sağladı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:00 Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu: "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" KASTAMONU (İHA) – Kastamonu’da bölgedeki veteriner odalarının temsilcileriyle bir araya gelen Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi’nin 5’inci Bölge Oda Başkanları Toplantısı Kastamonu’da gerçekleştirildi. Şehit Şerife Bacı Öğretmenevi2nde gerçekleştirilen toplantıya Kastamonu, Düzce, Samsun, Çankırı, Ankara, Bartın, Sinop, Bolu, Tokat, Çorum, Zonguldak ve Amasya illerinden veteriner odalarının başkanları katıldı. "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün önemine değinerek, "Gıda ve sağlığın koruyucuları veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş. Hayvan sağlığı, hayvan refahı, hayvan hakları, hayvansal üretim, çevre sağlığı, veteriner halk sağlığı, biyoteknoloji, biyogüvenlik ve tabii ki insan sağlığı sonuçta hizmet eden bir meslek grubu. Hayvan ve insan sağlığına aynı anda hizmet eden meslek grubu dünyada sadece veteriner hekimlerdir. Bugün sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda veteriner hekimliğin farkındalığını ortaya koyma, yaşama ve hayata dair olan hizmetlerini ortaya koymak ve daha ileri noktalarda standartları geliştirilmiş bir veteriner hekimlik uygulamaları günüdür" dedi. Veteriner hekimlere yönelik yapılan yasal düzenlemelere değinen Eroğlu, "Türkiye’de 72 veteriner hekim odamız var. Bütün odalarımız mesleğimizin sorunlarını ve daha ileri noktalara nasıl taşınması gerektiğini gösteren etkinlikler yapıyorlar. 41. Madde gibi çok önemli bir konumuz vardı. Biliyorsunuz üç yıldan beri bir türlü bir sonuca gidilememişti. Geçen ay Tarım Komisyonu’ndan 41. Madde geçti. İnşallah önümüzdeki günlerde de genel kurula gelecek. Tabii bakanlığın konuyu sahiplenmesi, bakanlık eliyle meclise gitmesi önemliydi" dedi. Devlet nezdindeki temsil taleplerini yineleyen Eroğlu, "Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu kararı alındı Kasım ayında. Biz bu kurulda, ülkemizdeki 47 bine yaklaşan veteriner hekimi temsil eden yasal bir kurum olarak yer almamız gerektiğini devletimizin çeşitli makamlarına ilettik. Ayrıca veteriner fakültelerinde bir kontenjan azaltıldı. Çok sevindirici bir durumdu, bunun devam etmesini istiyoruz. Yüzdelik dilim, taban puan uygulaması, son sınıf öğrencilerine ücret verilmesi gibi konuları büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" şekinde konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ise toplantının hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:40 KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen deneysel araştırmada, Trokserutin’in nörodejeneratif hastalıklardaki etkileri dünyada ilk kez kapsamlı şekilde incelendi. Karabük Üniversitesi (KBÜ) Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir’in yürütücülüğünü yaptığı "Kainik Asit ile Oluşturulan Deneysel Nörodejenerasyon Modelinde Trokserutinin Nöroprotektif Etkilerinin ve Galektin-3 İlişkisinin Araştırılması" başlıklı bilimsel çalışma; Alzheimer, Parkinson ve Huntington gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisine yönelik önemli bulgular ortaya koydu. TÜBİTAK destekli projede, beynin temel uyarıcı nörotransmitteri olan glutamatın aşırı birikiminin sinir hücrelerinde ciddi hasara yol açtığına dikkat çekildi. Bu durumun bilişsel ve motor bozukluklarla seyreden, ilerleyici ve geri dönüşümsüz özellikteki nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde önemli rol oynadığı vurgulandı. "Yaşlanan nüfusla hastalıklar artıyor" Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir, dünya nüfusunun giderek yaşlandığını belirterek, "Dünya nüfusu yaşlandıkça hem Türkiye’de hem de dünyada Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların temelinde oksidatif stres, nöroinflamasyon ve bazı kimyasal habercilerin dengesizliği yer almaktadır" dedi. Araştırmada deneysel model kullanıldığını ifade eden Demir, "Mikrocerrahi yöntemle denekler üzerinde kainik asit kullanarak nörodejenerasyon modeli oluşturduk. Bu modelde beyin hasarı ve nöron kaybını gözlemleyerek hastalığın mekanizmasını inceleme imkânı bulduk" diye konuştu. "Trokserutin umut verdi" Çalışmada Trokserutin’in etkilerini incelediklerini kaydeden Demir, elde edilen sonuçların dikkat çekici olduğunu belirterek şunları söyledi: "Son dönemde önem kazanan Galektin-3 proteini üzerine de yoğunlaştık. Trokserutinin hem nöroinflamasyonu hem de oksidatif stresi azalttığını, ayrıca Galektin-3 seviyelerini düşürdüğünü tespit ettik. Elde ettiğimiz sonuçlar oldukça olumlu." Elde edilen bulguların gelecekte yeni tedavi yöntemlerine kapı aralayabileceğini vurgulayan Demir, "Bu çalışma dünya ve Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyor. Uluslararası saygın bir dergide yayınlanmak üzere kabul edildi. Bu bizim için son derece umut verici" ifadelerini kullandı.
İnme geçiren 91 yaşındaki hastaya başarılı müdahale, uzmanlardan uyarı: "Dakikanın önemi var"
12 Mart 2026 Perşembe - 12:26 İnme geçiren 91 yaşındaki hastaya başarılı müdahale, uzmanlardan uyarı: "Dakikanın önemi var" İstanbul’da yaşayan 91 yaşındaki Ali Bakırkalay’da bir anda konuşma bozukluğu, ağızda kayma gibi durumlar gelişince hemen hastaneye kaldırıldı. İnme geçirdiği anlaşılan ve başarılı bir tedavi süreci geçiren Kalay, "Kızlarım ‘Baba ağzın kaydı’ dedi. Hepsi düzeldi, bana çok iyi baktılar" derken uyguladıkları tedavi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Songül Şenadım, "Hastamızı yürüyerek taburcu ettik. İnmenin tedavisi acildir, 1 dakika bile önemli. İnme gençlerde de artık sık görülüyor. Hipertansiyon, diyabet, sedanter yaşam, sigara kullanımı gibi risk faktörü olan insanlarda inmeyi diğer insanlara göre daha fazla görüyoruz" dedi. Yüzde kayma, çekilme, konuşmada bozulma, kol ya da bacakta güçsüzlük, kol ve bacak bölgesinde uyuşma gibi belirtileri olan inme (felç) her yıl çok sayıda kişiyi yaşamdan koparırken uzmanlar, uyarıyor. İstanbul’un Avcılar ilçesinde de 91 yaşındaki Ali Bakırkalay’da edinilen bilgiye göre 30 Ocak Cuma günü 16.00 sıralarında konuşma bozukluğu, bir anda yüzünde kayma gibi belirtiler ortaya çıktı. Endişelenen ailesi önce tansiyon ile ilgili bir problemden şüphelendi sonra inme olduğunu anlayınca sağlık ekiplerine haber verildi. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi İnme Merkezi’ne getirilen Kalay için hemen işlemlere başlandı. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Songül Şenadım ve inme merkezi ekibinin başarılı tedavisiyle sonrası Kalay taburcu edildi. Doç. Dr. Şenadım, uygulanan tedavi ve inmeye ilişkin bilgi verdi. İnmede 1 dakikanın bile büyük önem taşıdığını aktaran Doç. Dr. Şenadım, inmenin önlenebilir olduğuna dikkat çekti. Kalay ve torunu ise yaşadıkları süreci anlattı. "Kızlarım ‘Baba ağzın kaydı’ dedi, hepsi düzeldi" Rahatsızlandığı süreçle ilgili konuşan 91 yaşındaki Ali Bakırkalay, "Evvela bir şey hissetmedim, odaya girdim, çıkıyordum, sağ tarafa düştüm. Kafamı kapıya vurdum. Ondan sonra bir daha konuşamadım, Allah doktor kızlarımdan sağ olsun. Bana çok iyi baktılar, çok teşekkür ediyorum. Ertesi gün iyileştirdiler beni, Kızlarım ‘Baba ağzın kaydı’ dedi. Hepsi düzeldi, düzelttiler" ifadelerini kullandı. "En sık belirtiler; ağızda kayma, kol ve bacakta güçsüzlük, konuşma bozukluğu" Hastasının durumuna ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Songül Şenadım, "Ali Bey 91 yaşında, ani gelişen sağ kol ve bacakta güçsüzlük, konuşma bozukluğu şikayetleriyle acil servisimize başvurdu. Bu belirtiler bize ilk olarak inmeyi düşündürdü. Hastamızı acil olarak görüntüleme amacıyla radyoloji ünitesine aldık. Beynin sol orta serebral arter dediğimiz büyük damarlarından birinde bir tıkanıklık olduğunu fark ettik. Buradaki damarı açmak üzere acil olarak hastamızı anjiyo ünitesine aldık. Mekanik trombektomi dediğimiz bir işlemi yaptık ve oldukça iyi geçti. İşlemden sonra kol ve bacağındaki güçsüzlükte belirgin bir düzelme gördük, yürüyerek taburcu ettik. İnme bir beyin damar hastalığıdır, beyin damarlarının tıkanması ya da kanamasına bağlı olarak ortaya çıkar. En sık belirtiler; ağızda kayma, kol ve bacakta güçsüzlük, konuşma bozukluğu, dengesizlik, görme bozukluğu şeklinde. Bu belirtiler hastada gelişir gelişmez hemen 112’yi aramaları, çok hızlı bir şekilde hastanın inme merkezine getirilmesi gerekiyor" dedi. "İnme gençlerde de artık sık görülüyor, 1 dakika bile önemli" İnme sonrası hızlı müdahalenin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Şenadım, "İnmenin tedavisi acildir, birkaç tedavi seçeneği var. İlk 24 saate kadar mekanik trombektomi dediğimiz işlemi uygun hastalarda yapabiliyoruz. Tabi ki bu süre ne kadar erken olursa o kadar iyi. Bizim için 1 dakika bile önemli, dakikada 1.7 milyon nöron kaybımız oluyor. Bu hastamızda kalpte ritim bozukluğu tespit ettik, pıhtının sebebini ona bağladık. Bu da yine ileri yaşta sık görülen inme sebebidir. İnme gençlerde de artık sık görülüyor. İnme sıklığı artıyor çünkü beklenen yaşam süresi artık arttı. İnme sıklığının artmasının diğer bir sebebi de risk faktörlerimizin olması. Hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, sedanter yaşam, sigara kullanımı, uyku apne sendromu. Bu tür risk faktörü olan insanlarda inmeyi diğer insanlara göre daha fazla görüyoruz. Hastalar risk faktörlerini kontrol altına alırsa inme önlenebilir. Ali Bey ilk 6 saat içinde geldi" şeklinde konuştu. "Gayet sağlıklı, şu an her şeyini yapabiliyor" Kalay’ın torunu Halil Kaan Sarıkaya ise "30 Ocak Cuma günü 16.00-16.30 gibi anneannem aradı. Dedemin kötü olduğuna dair, direkt annem ve babam onlara geçti. İlk başta bizimkiler tansiyon ile alakalı bir şey olduğunu düşünmüşler. Daha sonra toparlamak yerine daha kötü olunca yüzde kayma meydana gelince, isim hatırlamama olunca inme olduğunu anlıyorlar. Ambulansa haber veriliyor, ambulans bu hastaneye getirdi. Operasyon yapıldı, gerçekten çok hızlıydı. Burada çok iyi bakıldı, çok hızlı bir şekilde her şey halloldu. Çok mutluyuz, şu an gayet iyi, öncesinde yaptığı işleri kendi başına yapmaya devam ediyor. Gayet sağlıklı bir şekilde şu an her şeyini yapabiliyor" dedi.
Ahmet Akın Balıkesir’i Avrupa termal kentler ağına taşıdı
12 Mart 2026 Perşembe - 12:11 Ahmet Akın Balıkesir’i Avrupa termal kentler ağına taşıdı Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Tarihi Termal Kentler Birliği’ne (EHTTA) kabul edilerek, Türkiye’nin ilk üye Büyükşehir Belediyesi oldu. Termal turizm başta olmak üzere turizm faaliyetlerini uluslararası düzeyde güçlendirmek için önemli bir adım atan Büyükşehir Belediyesi, ekonomik kalkınma hedeflerini uluslararası boyuta taşıdı. Zengin coğrafyası, kültürel mirası ve termal kaynaklarıyla öne çıkan Balıkesir’i ulusal ve uluslararası düzeyde geleceğe taşımak için önemli çalışmalara imza atan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın’ın girişimleriyle Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Tarihi Termal Kentler Birliği’ne üye oldu. Avrupa’daki tarihi termal kaplıca kentlerini ve bölgelerini temsil eden birliğe üye olan Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Tarihi Termal Kentleri Rotası’nda yer alacak. Bununla birlikte dijital ve fiziksel iletişim kanalları aracılığıyla şehrin görünürlüğü güçlenirken, termal turizm başta olmak üzere turizm hareketliliğinde artış sağlanarak yerel ekonomik gelişime katkı sunulması hedefleniyor. Balıkesir’in Termal Turizmi Uluslararası düzeyde güçleniyor Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, şehrin termal turizmini uluslararası düzeyde güçlendirmek, Avrupa kurumlarıyla yakın iş birliğinde olmak için Avrupa Tarihi Termal Kentler Birliği’ne üyelik başvurusunda bulundu. Avrupa kurumlarıyla yakın iş birliği içinde ve Avrupa programlarının desteğiyle spa sektöründe araştırma, analiz, çalışma ve istatistikleri teşvik etmek, tanıtmak ve geliştirmek, mimari ve sanatsal spa mirasını geliştirmek ve korumak amaçlarıyla üyelik başvurusu yapan Balıkesir Büyükşehir Belediyesi detaylı değerlendirme sonucunda birliğe kabul edilen Türkiye’nin ilk üye Büyükşehir Belediyesi oldu. Turizm hareketliliğinde artış sağlanması hedefleniyor Balıkesir Büyükşehir Belediyesi söz konusu üyelikle birlikte çeşitli kamu ve özel sektör paydaşlarıyla uluslararası ölçekte iş birliği geliştirme imkânına kavuşacak. Avrupa Birliği kurumlarıyla gerçekleşecek temaslar sayesinde girişim ve proje teşviklerine erişim fırsatları da artacak. Ayrıca şehrin görünürlüğü güçlenirken uluslararası tanıtım faaliyetleri de ivme kazanacak. Bu sürecin, termal turizm başta olmak üzere turizm hareketliliğinde artış sağlayarak yerel ekonomik gelişime katkı sunması hedefleniyor. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, bu üyelikle birlikte sürdürülebilir turizm, kültürel mirasın korunması ve uluslararası iş birliği alanlarında çalışmalarını kararlılıkla sürdürmeye devam edecek.
Horlayan çocuklarda sorunun nedeni geniz eti olabilir
12 Mart 2026 Perşembe - 12:08 Horlayan çocuklarda sorunun nedeni geniz eti olabilir Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sümbül Bayraktar Güzeldağ, geniz etinin çocuklarda horlama, ağızdan nefes alma, sürekli ağız açık dolaşma, burun tıkanıklığı ve burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösterdiğini hatırlatarak, "Tedavi edilmezse damakta kubbeleşme, dişlerde düzensizlik ve ön üst dişlerin öne doğru çıkması gibi sorunlar gelişebilir" dedi. Çocukluk çağında sık enfeksiyon geçiren, geceleri horlayan ya da ağzı açık uyuyan çocuklarda geniz eti büyümesi önemli bir etken olabiliyor. Çoğu zaman "basit bir burun tıkanıklığı" olarak değerlendirilen bu durum, erken fark edilmediğinde hem fiziksel gelişimi hem de okul performansını etkileyebiliyor.Uzmanlar, halk arasında "geniz eti" olarak bilinen yapının görevini burundan giren mikroplara karşı savunma oluşturmak şeklinde tanımlıyor. Ancak çocukluk çağında sık görülen geniz eti büyümesinin hafife alınmaması gerekiyor. Medline Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sümbül Bayraktar Güzeldağ, ailelerin bu sorunun belirtileri konusunda bilinçli olması gerektiğini söyleyerek önemli uyarılarda bulunuyor. Okul başarısını etkileyebiliyor Geniz eti büyümesinin yalnızca solunum yollarını değil, çocuğun okul performansını da etkileyebildiğini kaydeden Dr. Sümbül Bayraktar Güzeldağ, "Gece boyunca yeterli ve kaliteli uyuyamayan, sık apne atakları yaşayan çocuklarda kandaki oksijen seviyesinin düşmesi; dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü ve konsantrasyon sorunlarına yol açabilir. Gün içinde yorgun, huzursuz ve isteksiz görünen çocuklarda okul başarısında belirgin düşüş yaşanabilir. Bu nedenle sık hastalanan, horlayan, ağzı açık uyuyan ya da öğretmenlerinden dikkat dağınıklığına yönelik geri bildirim alınan çocukların bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmesi önem taşır. Erken tanı ve uygun tedavi ile hem çocuğun sağlıklı gelişimi hem de okul performansı belirgin şekilde iyileştirilebilir. Geniz eti genellikle 4-7 yaş arasında en büyük boyutuna ulaşır ve ilerleyen yaşlarda küçülme eğilimi gösterir. Ancak pasif sigara maruziyeti, alerjik hastalıklar ve özellikle kreş çağındaki çocuklarda sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle bu doku büyüyebilir. Büyümüş geniz eti genellikle horlama, ağızdan nefes alma, sürekli ağız açık dolaşma, burun tıkanıklığı ve burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösterir. Bunun yanı sıra sık orta kulak iltihabı, kulakta sıvı birikimi ve buna bağlı işitme kaybı görülebilir. Bazı çocuklarda ağızdan salya akması ve sık bademcik enfeksiyonu da tabloya eşlik edebilir" diye konuştu. Yüz ve diş gelişimin etkileyebiliyor Güzeldağ, uzun süre tedavi edilmeyen geniz eti büyümesinin diş ve damak gelişimini olumsuz etkileyebileceğini ifade ederek, "Damakta kubbeleşme, dişlerde düzensizlik ve ön üst dişlerin öne doğru çıkması gibi sorunlar gelişebilir. Halk arasında "dişlek" olarak tarif edilen yüz görünümü oluşabilir. Bu değişiklikler çocuğun hem estetik hem de fonksiyonel gelişimini etkilerken ileriki dönemlerde psikolojik olarak da sorun oluşturabilir. Geniz eti büyümesi ciddi solunum sıkıntısı, tekrarlayan kulak enfeksiyonları, işitme kaybı veya uyku apnesine yol açıyorsa cerrahi tedavi gündeme gelir. Tıbben 1 yaşından itibaren ameliyat mümkün olmakla birlikte, zorunlu bir durum yoksa genellikle 3 yaş ve sonrasında planlama yapılması daha uygundur. Günümüzde modern anestezi teknikleri sayesinde operasyonlar güvenli şekilde gerçekleştirilmektedir. Genel anestezi altında yapılan geniz eti ameliyatı yaklaşık 15-20 dakika sürer ve ağız içinden, endoskop yardımıyla gerçekleştirilir; dışarıdan herhangi bir kesi yapılmaz. Operasyon sonrası hasta genellikle bir gece gözlem altında tutulur. İlk günlerde ödeme bağlı geçici horlama görülebilir ancak bu durum kısa sürede azalır. Genellikle 3-5 gün boyunca soğuk ve yumuşak gıdalar önerilir. Hasta 1 hafta gibi kısa bir sürede günlük yaşamına dönebilir" dedi.
ESOGÜ’de Pulmoner Rehabilitasyon Haftası etkinliği düzenlendi
12 Mart 2026 Perşembe - 11:27 ESOGÜ’de Pulmoner Rehabilitasyon Haftası etkinliği düzenlendi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde Pulmoner Rehabilitasyon Haftası etkinliği gerçekleştirildi. ESOGÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Anadolu Şube Başkanı Doç. Dr. Şenay Yılmaz’ın öncülüğünde, hastane poliklinikler girişinde düzenlenen etkinliğe Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Yıldız ile Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. M. Sinan Erginel de katıldı. Doç. Dr. Şenay Yılmaz, pulmoner rehabilitasyon ile ilgili, "Kronik solunum hastalıkları sıklıkla nefes darlığı, yetersiz hava yolu temizliği, hava akımının kısıtlanması, solunum kasları ve diğer kaslarda fonksiyon bozukluğu, egzersiz toleransı ve aktivite düzeyinde azalma gibi problemlere yol açmaktadır. Bu hastalıklarda hastalığın tıbbi tedavisi uygun bir şekilde yapılsa dahi nefes darlığı ve diğer solunum bulguları şiddetlenebilmekte, egzersiz kapasitesinin azalmasıyla birlikte yaşam kalitesi düşmektedir. Pulmoner rehabilitasyon, söz konusu hastaların tıbbi tedavilerini desteklemek, fonksiyonel ve psikososyal durumlarını iyileştirmek için alanında uzman olan kişilerden oluşan bir ekip tarafından her bireyin ihtiyacına göre hazırlanan ve yürütülen kapsamlı bir müdahale programıdır" dedi. Rehabilitasyon hizmetleri hakkında Pulmoner rehabilitasyon hizmetlerinin uzman hekim, fizyoterapist, solunum terapisti, diyetisyen, psikolog, hemşire ve iş-uğraşı terapistinin yer aldığı bir ekip ile yürütüldüğünü belirten Doç. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti: "Rehabilitasyon üniteleri; göğüs hastalıkları hastaneleri, şehir hastaneleri, üniversite hastaneleri ve eğitim-araştırma hastanelerinde bulunmaktadır. Programın, egzersiz eğitimi başta olmak üzere beslenme eğitimi, özyönetim eğitimi, sağlık davranış değişikliği gibi çeşitli bileşenleri bulunmaktadır. Program KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) başta olmak üzere astım, bronşektazi, interstisyel akciğer hastalıkları, kistik fibrozis, göğüs duvarı hastalıkları, nöromusküler hastalıklar, akciğer nakli öncesi ve sonrası, akciğer kanseri, akciğer tansiyonu, obezite ilişkili tüm akciğer hastalıklarında başarı ile uygulanmaktadır. Her yaş grubunun ihtiyacına göre hastanede yatırılarak, ayaktan takip ile ya da ev ortamında uygulanabilen bu programlar, çoğu zaman yüksek maliyetli cihazlara gerek duyulmadan yürütülebilmesi sayesinde geniş kitlelere ulaştırılabilmektedir. Uzaktan sağlık hizmetlerinin gelişmesiyle, uygun hastaların bulundukları yerden katılabildiği tele-pulmoner rehabilitasyon programları da mümkün hale gelmiş, erişimi ve sürekliliği artırma potansiyeliyle önemli bir seçenek olarak öne çıkmıştır."
Uzmanı tehlikeyi açıkladı: "Her 10 yetişkinden 1’i risk altında"
12 Mart 2026 Perşembe - 11:18 Uzmanı tehlikeyi açıkladı: "Her 10 yetişkinden 1’i risk altında" Prof. Dr. Esat Korğalı, kronik böbrek hastalığının dünya genelinde her 10 yetişkinden 1’ini etkilediğini ifade etti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esat Korğalı, Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Kronik böbrek hastalığına karşı erken teşhisin önemine dikkat çeken Korğalı, hastalığın çoğu zaman erken evrelerde belirti vermediğini ve bu nedenle genellikle geç teşhis edildiğini söyledi. Kronik böbrek hastalığının dünya genelinde her 10 yetişkinden 1’ini etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Korğalı, "Böbrek fonksiyonlarının yüzde 90’ı kaybedilene kadar hastalık sessiz şekilde ilerleyebilir. Bu durum hastaların diyaliz ya da böbrek nakline ihtiyaç duyduğu son dönem böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilmesine neden olabilir." dedi. Kronik böbrek hastalığı için en önemli risk faktörlerinin diyabet, hipertansiyon, obezite ve sigara kullanımı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Korğalı, ailede böbrek hastalığı öyküsü bulunan kişilerin de risk grubunda yer aldığını ifade etti. Dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı Böbrek sağlığını korumak için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Korğalı, "Böbrek sağlığınızı korumanın en etkili yollarından biri kan basıncı ve kan şekeri seviyelerinin düzenli olarak takip edilmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesidir. Günlük en az 2-2,5 litre su içmek, tuz tüketimini günde 5 gramın altında tutmak, işlenmiş gıdalardan kaçınmak ve düzenli fiziksel aktivite yapmak böbreklerin yükünü hafifletir. Özellikle kontrolsüz ağrı kesici ve antibiyotik kullanımı böbrek dokusuna zarar verebilir. Bu nedenle gereksiz ilaç kullanımından kaçınılmalıdır. Yılda en az bir kez kreatinin ve idrar testleri yaptırarak böbrek fonksiyonlarınızı kontrol ettirmek erken teşhis için kritik önem taşımaktadır." ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Korğalı, Dünya Böbrek Günü dolayısıyla vatandaşlara çağrıda bulunarak, böbrek sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, "Risk faktörleriniz varsa bir üroloji veya nefroloji uzmanına başvurarak gerekli taramaları yaptırın. Böbreklerinizi korumak, sağlığınızı korumanın önemli bir parçasıdır" dedi.
Böbrek hastalığına karşı kritik uyarı: Her 7 kişiden biri risk altında
12 Mart 2026 Perşembe - 11:12 Böbrek hastalığına karşı kritik uyarı: Her 7 kişiden biri risk altında Prof. Dr. Mehmet Tanrısev, böbrek hastalıklarının ileri evreye kadar belirti vermediğini vurgulayarak, ’gece idrara çıkma’ uyarısında bulundu. Tanrısev, böbrek nakli için diyalizin şart olmadığını ifade etti. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında böbrek sağlığına ilişkin hayati uyarılarda bulunan SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Tanrısev, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve yanlış beslenmenin böbrekleri tehdit ettiğini belirtti. Hastalığın sinsi ilerlediğine dikkat çeken Tanrısev, toplumun her kesimini önlem almaya çağırdı. "En önemli belirti gece idrara çıkmak" Böbrek hastalıklarının en riskli yanının uzun süre semptom göstermemesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tanrısev, "Böbreklerimiz fonksiyonlarını kaybetse bile vücut bu durumu uzun süre tolere edebiliyor. Bu da hastalığın ancak çok ileri evrelerde fark edilmesine yol açıyor. En önemli erken belirtilerden biri gece idrara çıkmaktır. Bu durumu yaşayan vatandaşlarımızın mutlaka bir uzmana görünmesi gerekir" dedi. Tuz ve su tüketimine dikkat Hipertansiyon ve diyabet hastalarının en yüksek risk grubunda olduğunu hatırlatan Tanrısev, böbrek dostu bir yaşam için şu kriterleri sıraladı: Tuz sınırı: Günlük 3 gramı aşmayın. Su tüketimi: En az 1,5 litre su tüketin ve susadıkça su içmeyi ihmal etmeyin. Düzenli kontrol: Özellikle risk grubundakiler rutin kontrollerine idrar tetkikini ekletmeli. "Bilinçsiz ilaç kullanımı kalıcı hasar bırakıyor" Ağrı kesiciler ve bitkisel çayların masum görülmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tanrısev, "Bilinçsiz kullanılan her ilaç böbreğe yük bindirir. Özellikle içeriği bilinmeyen bitkisel takviyeler ciddi risk taşıyor. Kısa süreli kullanımlarda hasar geri döndürülebilir olsa da, kronikleşen bilinçsiz kullanımlarda böbrekte kalıcı hasarlar oluşabiliyor" uyarısında bulundu. "Nakil için diyalize girmeyi beklemeyin" Böbrek yetmezliği sürecinde doğru bilinen bir yanlışa değinen Tanrısev, en başarılı yöntemin ’erken nakil’ olduğunu belirterek, "Böbrek nakli olmak için illa ki diyaliz sürecine girmiş olmak gerekmez. Canlı vericisi olan hastalar için diyalize başlama zamanı geldiğinde doğrudan yapılan nakil, yaşam kalitesi açısından en başarılı sonuçları vermektedir" şeklinde konuştu. Organ bağışında şeffaflık ve güven vurgusu Kadavradan organ bağışı oranlarını artırmak için şeffaflığın önemine değinen Prof. Dr. Tanrısev, ailelerin sağlık sistemine olan güveninin bağış kararlarında belirleyici olduğunu söyledi. Tanrısev, "Bağışçı yakını, hastasına her şeyin yapıldığına ve sürecin titizlikle yönetildiğine inanıyorsa bağış yapmaktan çekinmiyor" ifadelerini kullandı.
Göz tansiyonu kalıcı görme kaybına yol açabiliyor
12 Mart 2026 Perşembe - 10:54 Göz tansiyonu kalıcı görme kaybına yol açabiliyor Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom, tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kaybı ve körlüğe neden olabiliyor. Toplam körlük vakalarının yüzde 30’undan sorumlu olan bu rahatsızlıkta hastaların yalnızca beşte biri durumunun farkında bulunuyor. Göz içi basıncının yavaş yavaş artmasıyla birlikte görme sinirinde hasara neden olan glokom, uzun süre belirgin bir şikayet vermeden ilerliyor. Hastalık nedeniyle oluşan görme kayıplarının geri dönüşü olmuyor. Genetik yatkınlık, rahatsızlıkta en önemli risk faktörlerinin başında geliyor. Anne, baba ya da kardeş gibi birinci derece akrabalarında hastalık bulunan kişilerde risk 10 kata kadar artabiliyor. İleri yaş, diyabet, tansiyon, migren ve göz yaralanmaları da riski artıran diğer etkenler olarak öne çıkıyor. Açık açılı ve dar açılı olmak üzere iki türü bulunan glokom, erken teşhis edilmediğinde kalıcı hasarlar bırakıyor. Körlük nedenleri arasında ikinci sırada Acıbadem Kent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Deveci, hastalığın sinsi ilerlediğini ve kişinin günlük hayatta durumu fark edemediğini belirterek, "Dünya üzerinde 70-80 milyon kişi glokom hastası ve bunların 7-8 milyonu körlükle sonuçlanabiliyor. Şu anda körlükle sonuçlanan göz hastalıkları içinde ikinci sırada. İlk sırada katarakt var ama kataraktın tedavisi var. Glokom ise geriye dönüşsüz bir göz siniri hasarı oluşturuyor" dedi. Kırk yaş sonrası kontroller önemli Hastalığın hiçbir belirti vermediği için ancak muayenelerle ortaya çıkabildiğini ifade eden Deveci, "Yaşla beraber sıklık artıyor, o yüzden 40 yaş sonrası kontroller çok önemli. Ailede varsa genetik etmenler devreye girdiği için daha sık takipler, göz tansiyonunun ölçülmesi, bazı filmlerin çekilmesi ve görme alanı testinin yapılması büyük önem taşıyor. Hastalık sinsi seyredip görme alanında daralmaya yol açıyor. Bu daralma en çevreden, yani perifer dediğimiz alandan başlayıp merkeze doğru geliyor" şeklinde konuştu. Erken teşhis ve acil müdahale Erken teşhis ve uygulanacak tedavi adımlarının önemine değinen Uzm. Dr. Deveci, "Çok fazla gecikilmeden tedaviye başlanması son derece önemli. Tedavide ilk aşamada göz tansiyonu damlaları veriyoruz. Eğer hasta bundan fayda görmezse lazer tedavisi, yine fayda görmezse cerrahisi var. Özellikle dar açılı glokomda ’açı kapanması’ dediğimiz akut bir olay ortaya çıkabiliyor. Şiddetli ağrı ile başlayan görme bulanıklığı, ışıklar etrafında hareler görme gibi oldukça şiddetli semptomlar var. Ciddi bir baş ağrısı ile seyreden bu tabloya hemen müdahale edilmesi ve göz içi basıncının birden düşürülmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Koca: "Raynaud Fenomeni, romatizma hastalıklarının habercisi olabiliyor"
12 Mart 2026 Perşembe - 10:49 Prof. Dr. Koca: "Raynaud Fenomeni, romatizma hastalıklarının habercisi olabiliyor" Raynaud Fenomeni hastalığının soğukta ve heyecanda ortaya çıkan parmak uç kısımlarda deri renk değişimi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Süleyman Serdar Koca, "Raynaud Fenomeni bazı romatizma hastalıklarının habercisi olabiliyor. Bunlardan bir tanesi el romatizmasıdır. Bu nedenle bu belirtileri yaşayan kişilerin en az bir kez romatizma hastalıklarıyla ilgilenen bir doktora başvurması önemlidir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Romatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süleyman Serdar Koca, özellikle kış aylarında daha sık görülen Raynaud Fenomeni hakkında önemli bilgiler verdi. Prof. Dr. Koca, "Raynaud Fenomeni, soğukta, heyecanda ortaya çıkan parmak uç kısımlarda deri renk değişimidir. Solukluk, morarma oluyor, hafifte kızarıyor ve geçiyor. Bu sıralarda ağrıda söz konusudur. Normal popülasyonun yüzde 5’inde görebiliyoruz. Oldukça sık görülen bir hadisedir. Bu hastalarımızın özellikle kış aylarında sıkıntıları çok daha fazla olur. Raynaud Fenomeni bazı romatizma hastalıklarının habercisi olabiliyor. Bunlardan bir tanesi el romatizmasıdır. Bu nedenle bu belirtileri yaşayan kişilerin en az bir kez romatizma hastalıklarıyla ilgilenen bir doktora başvurması önemlidir. Raynaud Fenomeni’nin altında farklı nedenler olabilir. Bazı romatizma hastalıkları, kullanılan bazı ilaçlar veya hormon tedavileri bu duruma yol açabilir. Bu nedenle nedeninin mutlaka araştırılması gerekir" diye konuştu. Tedavi süreci hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Koca, "Hastalara damarların daralmasını önleyen ve kan dolaşımını rahatlatan ilaçlar verile bilinir. Yaşam tarzı da hastalığın seyrinde önemlidir. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulmalı, kahve tüketimi azaltılmalı, mümkün olduğunca soğuktan korunulmalı ve stresten uzak durulmalıdır. Bu faktörler şikayetlerin artmasına neden olabilir" şeklinde konuştu.