SAĞLIK
Başkan Çerçioğlu: "Diş tedavisi bizden, gülümsemesi sizden" 09 Mart 2026 Pazartesi - 21:30:15 Aydın Ağız Ve Diş Sağlığı Polikliniği’ni ziyaret eden Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, vatandaşların ücretsiz diş sağlığı hizmetlerine erişimi için çalışmalara devam edeceklerini vurgulayarak "Diş tedavisi bizden, gülümsemesi sizden" dedi. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu tarafından Nazilli’nin ardından merkez ilçe Efeler’e de kazandırılan Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, hizmetlerine devam ediyor. Tamamıyla ücretsiz hizmet veren poliklinik, açıldığı ilk günden bu yana vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Modern yapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman kadrosu ile kent merkezinde hizmet sunmaya başlayan polikliniği ziyaret eden Başkan Çerçioğlu, hastalarla sohbet etti, incelemelerde bulundu. Efeler ilçesinde bir polikliniğin daha hizmet vermeye başlayacağını müjdeleyen Başkan Çerçioğlu, "Nazilli’nin ardından merkez ilçemizde de ücretsiz ağız ve diş sağlığı hizmetlerimizi hemşehrilerimizle buluşturduk. Burada 10 ünite ile hizmete başladık, kısa süre içerisinde de yoğun ilgiyle karşılandı. Hemşehrilerimizden gelen talep üzerine ilçe merkezimizde, çarşı olarak bilinen bölgede 15 üniteli bir polikliniği daha hizmete açacağız. Gezici diş kliniği projemiz de yakın zamanda hizmet vermeye başlayacak. Şimdiden projelerimizin ve yatırımlarımızın Aydınımıza hayırlı olmasını diliyorum. Vatandaşlarımızın ücretsiz diş sağlığı hizmetlerine erişimi için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Diş tedavisi bizden, gülümsemesi sizden" ifadelerini kullandı. Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nde hayata geçirilen hizmetlerden memnuniyet duyduklarını belirten vatandaşlar, Başkan Çerçioğlu’na teşekkür etti.
09 Mart 2026 Pazartesi - 16:22 Manisa Şehir Hastanesi’nde bir ilk daha Manisa Şehir Hastanesi’nde Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Mustafa Özaslan tarafından çocuklarda fleksible bronkoskopi işlemi ilk kez uygulanarak başarıyla tamamlandı. Manisa Şehir Hastanesi’nde çocuk sağlığı alanında önemli bir uygulama daha hayata geçirildi. Çocuklarda fleksible bronkoskopi işlemi hastanede ilk kez uygulanmaya başlandı. Çocuk Göğüs Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Mehmet Mustafa Özaslan tarafından gerçekleştirilen işlem, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve kronik öksürük şikayetleri bulunan 11 yaşındaki Münire Gaffari isimli hastaya tanı amacıyla uygulandı. Başarıyla tamamlanan işlem sonrası hasta kısa süreli gözlem altında tutuldu ve bir gün yatışının ardından taburcu edildi. Fleksible bronkoskopi işleminin özellikle tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, kronik öksürük, hemoptizi (kanlı balgam) ve kontrolü zor astım öyküsü bulunan çocuklarda tanı ve tedavi sürecinde önemli bilgiler sağlayan ileri bir yöntem olduğu belirtildi. Uygulama sayesinde solunum yollarının ayrıntılı şekilde görüntülenebildiği, bu sayede altta yatan hastalığın belirlenmesine ve uygun tedavi planının oluşturulmasına önemli katkı sağlandığı ifade edildi. Manisa Şehir Hastanesi’nde uygulanmaya başlanan bu yöntemle birlikte çocuk hastaların tanı ve tedavi süreçlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesinin hedeflendiği kaydedildi.
09 Mart 2026 Pazartesi - 14:45 Saruhanlı’da yeni devlet hastanesinin yapımına başlandı Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde 14 bin 413 metrekare alanda yapılacak yeni devlet hastanesinin yapımına başlandı. Belediye Başkanı Ekrem Cıllı, yıllardır yürüttükleri girişimlerin sonuç verdiğini belirterek hastanenin 450 günde tamamlanacağını söyledi. Sağlık Bakanlığı tarafından Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde yapılacak olan yeni devlet hastanesinin yapım çalışmalarına başlandı. 14 bin 413 metrekare alan üzerine inşa edilecek olan hastanenin temel kazı çalışmalarının başladığı bildirildi. Saruhanlı Belediye Başkanı Ekrem Cıllı, Cengiz Topel Mahallesi’nde İlçe Jandarma Komutanlığı binasının yanındaki arsada başlayan çalışmaları yerinde inceleyerek yetkililerden bilgi aldı. Başkan Cıllı, burada yaptığı açıklamada yeni hastanenin ilçenin sağlık altyapısını önemli ölçüde güçlendireceğini belirterek, inşaatın 450 takvim günü içerisinde tamamlanmasının planlandığını ifade etti. Üç katlı olarak inşa edilecek olan devlet hastanesinde 2 ameliyathane, 1 doğumhane, yoğun bakım üniteleri ve 18 poliklinik bulunacağını kaydeden Cıllı, ilçenin uzun süredir yeni bir hastaneye ihtiyaç duyduğunu söyledi. Mevcut hastanenin 1997 yılında Saruhanlı Kaymakamlığı, belediye ve vatandaşların katkılarıyla Hastane Yaptırma Derneği çatısı altında hizmete açıldığını hatırlatan Cıllı, artan nüfus ve fiziki şartlar nedeniyle artık ihtiyaca cevap veremediğini dile getirdi. AK Parti İlçe Başkanlığı döneminden bu yana yeni hastane konusunu yakından takip ettiklerini ifade eden Cıllı, "Nihayet yıllardır sürdürdüğümüz çabalar sonuç verdi. Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirleriyle Saruhanlımızda yeni devlet hastanesinin yapımına başlandı. Saruhanlımız için belirlediğimiz beş büyük hayalimizden biri daha gerçeğe dönüşüyor. İlçemize ve vatandaşlarımıza hayırlı uğurlu olsun." dedi. Cıllı ayrıca, hastanenin ilçeye kazandırılmasında emeği geçen başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile AK Parti Manisa milletvekillerine teşekkür etti.
"Dijital yaşamın omurgaya boyun eğdiren sinsi tehdidi"
20 Ocak 2026 Salı - 13:07 "Dijital yaşamın omurgaya boyun eğdiren sinsi tehdidi" Cep telefonu ve dizüstü bilgisayarların uzun süre yanlış pozisyonda kullanımı, boyun omurlarına binen yükü katlayarak artırıyor. Uzmanlar, "text neck" ve "laptop neck" sendromlarının her yaş grubunda yaygınlaştığına, erken önlem alınmazsa kronik ağrı ve boyun fıtığına yol açabileceğine dikkat çekiyor. Günlük yaşamın vazgeçilmezleri haline gelen cep telefonu ve dizüstü bilgisayarlar, fark edilmeden omurga sağlığını tehdit ediyor. Özellikle ekranlara uzun süre öne eğilerek bakılması, son yıllarda "Text Neck Sendromu" (cep telefonu boynu) ve "Laptop Neck Sendromu" olarak adlandırılan kas-iskelet sorunlarının yaygınlaşmasına neden oluyor. Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, uzun süreli cep telefonu ve bilgisayar kullanımının boyun omurlarında ciddi yük artışına yol açtığını belirterek, "Text neck ve laptop neck sendromları artık her yaş grubunu tehdit ediyor" uyarısında bulundu. Medicana Çamlıca Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, bu iki tablonun temelinde aynı mekanizmanın yattığını vurgulayarak, "Başın uzun süre öne doğru eğilmesi, boyun omurlarına binen yükü katlanarak artırıyor. Normalde 4-5 kilogram olan baş ağırlığı, 60 derece eğimde 25-30 kilograma kadar çıkabiliyor" dedi. Gençler ve masa başı çalışanlar risk altında Yapılan çalışmaların özellikle genç erişkinler, öğrenciler ve masa başı çalışanlarda bu sendromların sık görüldüğünü ortaya koyduğunu belirten Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, "Üniversite öğrencilerinde boyun ağrısı görülme sıklığı yüzde 25 ile 70 arasında bildiriliyor. Uzaktan çalışma ve çevrim içi eğitimle birlikte laptop boynu vakalarında belirgin bir artış gözlemliyoruz" diye konuştu. Sorunun yalnızca gençlerle sınırlı olmadığını ifade eden Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan ofis çalışanları, öğretmenler, hekimler ve uzun süre bilgisayar başında çalışan herkesin risk grubunda yer aldığını söyledi. Boyun ağrısıyla başlıyor, kronik sorunlara dönüşebiliyor Text neck ve laptop neck sendromlarının en sık görülen belirtileri arasında boyun, omuz ve kürek kemikleri arasında ağrı, boyunda sertlik, hareket kısıtlılığı, gerilim tipi baş ağrıları ve üst sırt bölgesinde yanma hissi yer alıyor. İleri vakalarda duruş bozukluklarının belirginleştiğini belirten Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, "Başın öne doğru kalıcı yer değiştirmesi, omuzların düşmesi ve kamburlaşma sadece estetik bir sorun değil, fonksiyonel ve ilerleyici bir sağlık problemidir" dedi. ‘Geçici ağrı’ olarak görülmemeli Bu sendromların basit kas ağrıları olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, "Erken önlem alınmazsa servikal disk dejenerasyonu, kas dengesizlikleri, omurga eğriliklerinde bozulma ve kronik ağrı sendromlarına zemin hazırlayabilir. İleri dönemlerde boyun fıtığı ve kanal daralması gibi cerrahi gerektirebilen hastalıklara dönüşebilir" uyarısında bulundu. Basit önlemlerle korunmak mümkün Doğru ergonomi ve farkındalıkla riskin büyük ölçüde azaltılabileceğini belirten Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan şu önerilerde bulundu: "Cep telefonu ve laptop ekranı göz hizasına yakın tutulmalı. Laptop kullanırken yükseltici ve harici klavye tercih edilmeli. Her 30 dakikada bir kısa mola verilerek boyun ve omuzlar hareket ettirilmeli. Baş nötr pozisyonda, omuzlar geride tutulmalı. Boyun ve sırt kaslarını güçlendiren egzersizler günlük rutine eklenmeli." Dijital yaşamın kaçınılmaz bir parçası olan bu sendromlarla mücadele edilebileceğini vurgulayan Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, "Doğru duruş, ergonomik çalışma şartları ve düzenli egzersizle bu sorunların büyük bölümü önlenebilir. Teknoloji bize hizmet etmeli, omurgamıza zarar vermemeli" ifadelerini kullandı.
Niğde’de bir ilk: Laparoskopik Radikal Prostatektomi ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi
20 Ocak 2026 Salı - 12:52 Niğde’de bir ilk: Laparoskopik Radikal Prostatektomi ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi Niğde’de sağlık alanında önemli bir başarıya daha imza atılarak ilk kez laparoskopik radikal prostatektomi ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Üroloji Kliniği hekimlerinden Dr. Öğr. Üyesi Kadir Böcü ve Uzm. Dr. Doğucan Nuri Uğur tarafından Niğde’de ilk kez laparoskopik radikal prostatektomi ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Prostat kanseri tanısı bulunan hastaya uygulanan operasyonun sorunsuz geçtiği ve hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Ameliyatla ilgili açıklamalarda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Kadir Böcü, Niğde’de ilk kez gerçekleştirilen bu önemli cerrahi girişimin hem hasta hem de sağlık hizmetleri açısından büyük bir kazanım olduğunu belirterek; "Laparoskopik radikal prostatektomi ameliyatımız başarıyla tamamlanmıştır. Hastamızın ameliyat sonrası takipleri sorunsuz şekilde devam etmektedir. Bu tür ileri cerrahi işlemlerin ilimizde yapılabiliyor olması, sağlık hizmetlerinin geldiği noktayı göstermesi açısından son derece önemlidir" dedi. Uzm. Dr. Doğucan Nuri Uğur ise radikal prostatektomi ameliyatlarının açık, laparoskopik ve robotik olmak üzere üç farklı yöntemle yapılabildiğini ifade etti. Merkezde robotik cerrahi sistemi bulunmamasına rağmen, aynı cerrahi prensiplerle uygulanan laparoskopik yöntemle ameliyatın başarıyla gerçekleştirildiğini vurgulayan Uğur, bunun ekibin teknik donanımını ve laparoskopik cerrahinin etkinliğini ortaya koyduğunu dile getirdi. Başhekim Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor da yaptığı değerlendirmede, Üroloji Kliniği’nin son dönemde hastanede ilk kez gerçekleştirilen birçok ileri düzey cerrahi girişimi başarıyla hayata geçirdiğini belirtti. Zor; "Bu başarılı operasyon, kliniğimizin bilimsel ve teknik altyapısının ulaştığı seviyeyi açıkça göstermektedir. Başta operasyonu gerçekleştiren hekimlerimiz olmak üzere, anestezi ekibimize ve hemşirelerimize teşekkür ediyor, hastamıza acil şifalar diliyorum" ifadelerini kullandı.
Uzmanından uyarı: "Gebelikte demir eksikliği anne ve bebek sağlığını etkileyebilir"
20 Ocak 2026 Salı - 12:03 Uzmanından uyarı: "Gebelikte demir eksikliği anne ve bebek sağlığını etkileyebilir" Anne ve bebek sağlığını doğrudan etkileyen demir eksikliğinin, hamilelik sürecinde en sık karşılaşılan sağlık sorunlarının başında geldiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Merve Sarıkaya Eraslan, "Gebelikte artan demir ihtiyacının normal diyetle karşılanması mümkün olmayabilir. Bu nedenle, Gebelere Demir Destek Programı kapsamında her gebeye rutin takviye önerilmektedir" dedi. Gebelikte vücudun kan hacminin yüzde 40-50 oranında artması, yaklaşık 1000 mg ek demir ihtiyacı doğuruyor. Bu ihtiyacın karşılanamaması durumunda ise hem anne hem de bebek için ciddi riskler ortaya çıkıyor. Medical Park Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Merve Sarıkaya Eraslan, konuyla ilgili uyarılarda bulundu. Op. Dr. Eraslan, durumun tek bir nedene bağlı olmadığını belirterek; "Artan plazma hacmi için gereken bin mg ek demir ihtiyacı, yetersiz depolar ve emilim sorunlarıyla birleştiğinde demir eksikliği kaçınılmaz hale geliyor. Normal diyetle bu ihtiyacın karşılanması genellikle mümkün değildir" diye konuştu. Anne ve bebeği bekleyen riskler Demir eksikliğinin hem anne hem de bebek üzerinde olumsuz etkileri olduğunu ifade eden Dr. Eraslan, şu risklere dikkat çekti: "Annede; Aşırı yorgunluk, enfeksiyonlara yatkınlık ve doğum sonrası kanama riskinde artış. Bebekte; Prematürite yani erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve uzun dönemde nörogelişimsel sorunlar." "Belirtiler her zaman ortaya çıkmayabilir" Halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı, nefes darlığı, saç dökülmesi ve soğuğa hassasiyetin en sık görülen belirtiler olduğunu söyleyen Op. Dr. Eraslan, "Demir eksikliği uzun süre belirti vermeyebilir. Bu nedenle yalnızca şikayetlere değil, rutin kan tetkiklerine (Hemoglobin ve Ferritin) dayanmak gerekir. Ferritin düzeyinin 30 ng/mL’den düşük olması eksiklik kabul edilir" uyarısında bulundu. "C vitamini demir emilimini artırır" Gebelikte yalnızca beslenmeyle demir ihtiyacını karşılamanın genellikle mümkün olmadığının altını çizen Op. Dr. Eraslan, "Demirden zengin besinler kırmızı et, tavuk, hindi, balık, yumurta, kuru baklagiller mercimek, nohut, yeşil yapraklı sebzeler ıspanak, pazı, tam tahıllar, pekmez, kuruyemişler zengin kaynaklardır. C vitamini portakal, limon, takviyelerin aç karnına alınması ve gün aşırı demir kullanımı demir emilimini artırır. Çay, kahve, süt ürünleri ve mide ilaçları antiasitler ise demir emilimini engeller" ifadelerini kullandı. Sağlık Bakanlığı’nın ‘Gebelere Demir Destek Programı’ kapsamında her gebeye rutin takviye önerildiğini belirten Dr. Eraslan, uygulama esaslarını şöyle özetledi: "Başlangıçta genellikle 2. trimesterden (4. aydan) itibaren başlanır. Ancak eksiklik tespit edilmişse tanı konur konmaz başlanmalıdır. Kullanım şekli; Demir ilaçları gün aşırı ve aç karnına alınmalıdır." Yan etkilerle başa çıkma yolları Gebelerin demir takviyesi kullanırken nelere dikkat etmeleri gerektiğine değinen Eraslan, "Gebeler doğru dozda, doğru zamanda, engelleyicilerden uzak takviye kullanmaya dikkat etmelidir. Yan etki varsa hekimlerine bildirmeli takip ve izlemle kullanmalıdırlar" diye konuştu. Demir takviyelerinin bazı yan etkileri olduğuna da dikkati çeken Eraslan, "Bulantı, mide yanması ve en sık görülen yan etki olan kabızlık bazen hastaları zorlayabilir. Bu etkileri azaltmak için ilaçlar gün aşırı kullanılabilir, doz bölünebilir veya tolere edilemiyorsa akşamları hafif tok karnına alınabilir" tavsiyesinde bulundu. "Doğumdan sonra da takip şart" Demir ihtiyacının doğumda yaşanan kan kaybı ve emzirme süreci nedeniyle doğum sonrasında da devam ettiğini hatırlatan Eraslan, tedavinin ihmal edilmesinin annenin iyilik halini ve bebeğine bakım kapasitesini olumsuz etkileyeceğini belirterek doğumdan sonraki süreçte de demir takibinin devam etmesi gerektiğinin altını çizerek sözlerini tamamladı.
Hekimsen’den malpraktis uyarısı
20 Ocak 2026 Salı - 11:05 Hekimsen’den malpraktis uyarısı Hekimsen Genel Başkanı Adil Kurban, malpraktis (tıbbi uygulama hatası) davalarındaki hukuki boşlukların ve yüksek tazminat tutarlarının hekimlik mesleğini sürdürülemez hale getirdiğini söyledi. Adil Kurban, yaptığı açıklamada, mevcut sistemin oluşturduğu ekonomik yükün ve yargı süreçlerindeki aksaklıkların hem hekimleri hem de kamu maliyesini tehdit ettiğini belirtti. Tazminat tutarlarının akıl ve hukuk sınırlarını zorladığını ifade eden Kurban, "77 milyonluk nüfusa göre beklenen dava sayıları üzerinden yapılan hesaplamalar, yıllık 77 milyar TL ve üzerinde bir ekonomik pazarın oluştuğunu göstermektedir. Bu yük, kısa vadede hekimleri meslekten koparır, orta vadede ise Hazine’nin dahi finanse edemeyeceği bir yapıya dönüşür. Bu tablo, mafyatik oluşumları dahi iştahlandırabilecek kadar tehlikelidir" dedi. "Tıbbi dosyalar yeterince incelenmiyor" Tıbbi dosyaların yeterince incelenmeden karara bağlandığını belirten Kurban, İstinaf ve Yargıtay süreçleri beklenmeden icra yoluna gidildiğini aktardı. Kurban, "Bir dosyada, sanık avukatının beyanına göre mahkeme kararı gece saat 03.00’te veriliyor ve sabah 09.30’da icra memurları hekimin kapısına dayanıyor. Bu durum, yargıdaki liyakatsizliğin ve sistemdeki çürümenin ne boyuta ulaştığını açıkça göstermektedir" diye konuştu. "Hekimlik Yasa Taslağı hayata geçirilmeli" Hekimsen Genel Başkanı Adil Kurban, sorunların çözümü için hazırladıkları "Hekimlik Yasa Taslağı"nın önemine işaret ederek, önerilerini şöyle sıraladı: "Ayrım kaldırılmalı. Özel, kamu ve üniversite ayrımı olmaksızın tüm hekimler aynı hukuki koruma kapsamına alınmalıdır. Tazminat sınırı getirilmeli. Tazminatlar, hukukun geçmişteki makul ve adil sınırlarına çekilmelidir. Üç aşamalı kurul denetimi olmalı. Mahkeme, istinaf ve Yargıtay aşamalarında üç ayrı bilimsel kurul olayı incelemeli, hata varsa yalnızca tazminat değil, mesleki yeterliliği giderici mekanizmalar devreye alınmalıdır. Hızlı ve adil yargı olmalı. Dava süreleri kısaltılmalı, hekim ve hastanın hakları dengeli biçimde korunmalıdır. Malpraktis sigortalarının teminat tutarları ve uygulama sistemi günün gerçeklerine uygun şekilde yeniden düzenlenmelidir."
Diyarbakır’da zorlu kış şartlarında sağlık seferberliği: Kapalı yollarda UMKE ve 112’den zamanla yarış
20 Ocak 2026 Salı - 10:48 Diyarbakır’da zorlu kış şartlarında sağlık seferberliği: Kapalı yollarda UMKE ve 112’den zamanla yarış Diyarbakır’da 112 Acil Sağlık ve UMKE ekipleri, zorlu şartlara rağmen art arda gelen ihbarlara yetişerek hastaları sağlık tesislerine ulaştırdı. Diyarbakır genelinde etkili olan yoğun kar yağışı, buzlanma ve kapalı yollar, kırsal mahallelerde ulaşımı durma noktasına getirdi. 112 Acil Sağlık ve Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE), zorlu şartlara rağmen hastaları sağlık tesislerine ulaştırdı. 17 Ocak günü saat 16.40’ta Lice ilçesi Kılıçlı Mahallesi’nde 65 yaşındaki bir hasta için gelen ihbar üzerine bölgeye ambulans sevk edildi. Yoğun çamur ve kar nedeniyle ambulansın ilerleyememesi üzerine Hani’de tedbir amaçlı bekleyen UMKE ekibi sevk edildi. Ekipler hastaya ulaşarak tıbbi değerlendirmeyi yaptı ve hastayı ambulans ekibine teslim etti. Hasta Lice Halis Toprak Vakfı Devlet Hastanesi’ne nakledildi. Aynı gün saat 16.58’de Çüngüş ilçesi Avut Mahallesi’nde 62 yaşında hipertansiyon hastası için ambulans talep edildi. Yoğun kar ve kapalı yollar nedeniyle ekipler ilerleyemedi. Elektrik ve GSM şebekesinin kesik olduğu mahallede hasta yakınlarına Sağlık Komuta Kontrol Merkezi üzerinden nöbetçi hekim tarafından tıbbi danışmanlık verildi, AFAD, jandarma ve belediye bilgilendirildi. Yol açma çalışmalarının tamamlanmasının ardından 18 Ocak akşamı ambulans ekibi hastaya ulaştı. Yapılan değerlendirmede panik atağa bağlı tansiyon yüksekliği tespit edilen hasta, Çüngüş Devlet Hastanesine nakledildi. Yine 17 Ocak akşam 21.45’te Hani ilçesi Çukur Mahallesi’nde 19 yaşındaki bir hasta için nefes darlığı ihbarı alındı. Yolun kapalı olması nedeniyle UMKE timi yönlendirildi. UMKE ekibi gece saatlerinde hastaya ulaşarak ilk muayeneyi yaptı ve hastayı ambulans ekibine teslim etti. Hasta Lice’deki hastaneye sevk edildi. 18 Ocak’ta da Lice Akçabudak Mahallesi Koçmaran mezrasında 71 yaşındaki bir hasta için 112’ye ihbar geldi. Yoğun kar yağışı nedeniyle kapanan yollarda zincir takarak ilerleyen UMKE ekibi, saatler süren mücadelenin ardından hastaya ulaştı. İlk müdahalesi yapılan hasta, ambulansla yine Lice’deki hastaneye sevk edildi. Konuya ilişkin açıklamada bulunan Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, kış aylarında sağlık hizmetlerinin sürekliliğine ayrı bir önem verdiklerini belirterek, ’’Kar yağışı, buzlanma, kapalı yollar ve coğrafi zorluklar, vatandaşlarımızın sağlık hizmetine erişimi konusunda bizim için hiçbir zaman engel değildir. Özellikle kırsal ve ulaşımı güç bölgelerde UMKE ve 112 Acil Sağlık ekiplerimiz, zamanla yarışarak büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Gece ve gündüz demeden sürdürülen bu çalışmalar, sağlık çalışanlarımızın mesleki sorumluluk bilincini ve insan hayatına verdikleri önemi açıkça ortaya koymaktadır. Zorlu şartlar altında görevini fedakârca sürdüren tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum’’ dedi.
Diyarbakır’da kışa rağmen sağlık seferberliği: Kapalı yollarda UMKE ve 112’den zamanla yarış
20 Ocak 2026 Salı - 10:36 Diyarbakır’da kışa rağmen sağlık seferberliği: Kapalı yollarda UMKE ve 112’den zamanla yarış Diyarbakır genelinde etkili olan yoğun kar yağışı, buzlanma ve kapalı yollar, kırsal mahallelerde ulaşımı durma noktasına getirirken, 112 Acil Sağlık ve UMKE ekipleri, zorlu şartlara rağmen art arda gelen ihbarlara müdahale ederek hastaları sağlık tesislerine ulaştırdı. 17 Ocak 2026 günü saat 16.40’ta Lice ilçesi Kılıçlı Mahallesi’nde 65 yaşındaki bir hasta için gelen ihbar üzerine ambulans sevk edildi. Yoğun çamur ve kar nedeniyle ambulansın ilerleyememesi üzerine Hani’de tedbir amaçlı bekleyen UMKE timi görevlendirildi. UMKE ekibi hastaya ulaşarak tıbbi değerlendirmeyi yaptı ve hastayı ambulans ekibine teslim etti. Hasta Lice Halis Toprak Vakfı Devlet Hastanesi’ne nakledildi. 18 Ocak 2026’da ise Lice Akçabudak Mahallesi Koçmaran mezrasında 71 yaşındaki bir hasta için 112’ye başvuruldu. Yoğun kar yağışı nedeniyle kapanan yollarda zincir takarak ilerleyen UMKE ekibi, saatler süren mücadelenin ardından hastaya ulaştı. İlk müdahalesi yapılan hasta, ambulansla yine Lice’deki hastaneye sevk edildi. 17 Ocak 2026 saat 16.58’de Çüngüş ilçesi Avut Mahallesi’nde 62 yaşında hipertansiyon hastası için ambulans talep edildi. Yoğun kar ve kapalı yollar nedeniyle ekipler ilerleyemedi. Elektrik ve GSM şebekesinin kesik olduğu mahallede hasta yakınlarına Sağlık Komuta Kontrol Merkezi üzerinden nöbetçi hekim tarafından tıbbi danışmanlık verildi, AFAD, jandarma ve belediye bilgilendirildi. Yol açma çalışmalarının tamamlanmasının ardından 18 Ocak akşamı ambulans ekibi hastaya ulaştı. Yapılan değerlendirmede panik atağa bağlı tansiyon yüksekliği tespit edilen hasta, Çüngüş Devlet Hastanesine nakledildi. Aynı gün saat 21.45’te Hani ilçesi Çukur Mahallesi’nde 19 yaşındaki bir hasta için nefes darlığı ihbarı alındı. Yolun kapalı olması nedeniyle UMKE timi yönlendirildi. UMKE ekibi gece saatlerinde hastaya ulaşarak ilk muayeneyi yaptı ve hastayı ambulans ekibine teslim etti. Hasta Lice’deki hastaneye sevk edildi. Konuya ilişkin açıklamada bulunan Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, kış aylarında sağlık hizmetlerinin sürekliliğine ayrı bir önem verdiklerini belirterek, ’’Kar yağışı, buzlanma, kapalı yollar ve coğrafi zorluklar, vatandaşlarımızın sağlık hizmetine erişimi konusunda bizim için hiçbir zaman engel değildir. Özellikle kırsal ve ulaşımı güç bölgelerde UMKE ve 112 acil sağlık ekiplerimiz, zamanla yarışarak büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Gece ve gündüz demeden sürdürülen bu çalışmalar, sağlık çalışanlarımızın mesleki sorumluluk bilincini ve insan hayatına verdikleri önemi açıkça ortaya koymaktadır. Zorlu şartlar altında görevini fedakârca sürdüren tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum’’ dedi. (MAK-YRT
Dr. Demiroğlu, "HPV aşısı hayat kurtarıyor"
20 Ocak 2026 Salı - 10:10 Dr. Demiroğlu, "HPV aşısı hayat kurtarıyor" Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, serviks kanserinin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğunun altını çizerek, toplumda farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı. Dr. Demiroğlu 1-31 Ocak Serviks Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında uzmanlar, rahim ağzı kanserine karşı en etkili korunma yöntemlerinden biri olan HPV aşısının önemine dikkat çekiyor" dedi. Serviks kanserinin en sık nedeninin İnsan Papilloma Virüsü (HPV) olduğunu belirten Dr. Demiroğlu, "HPV, genellikle cinsel yolla bulaşan ve birçok kişide belirti vermeden ilerleyebilen bir virüstür. Ancak bazı yüksek riskli HPV tipleri, yıllar içinde rahim ağzı kanserine yol açabilmektedir. Bu noktada HPV aşısı, kanser gelişimini önlemede son derece güçlü bir koruyucudur" ifadelerini kullandı. "HPV aşısı ile yüksek oranda korunma mümkün" HPV aşısının, özellikle kanserle ilişkili HPV tiplerine karşı yüksek oranda koruma sağladığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, "Aşı, hem kadınlar hem de erkekler için güvenli ve etkilidir. İdeal olarak cinsel yaşam başlamadan önce yapılması önerilse de, ileri yaşlarda da önemli faydalar sağlamaktadır" şeklinde konuştu. "Erken tanı ve aşılama birlikte hayat kurtarıyor" Serviks kanserinin düzenli tarama testleri ve aşılama ile büyük ölçüde önlenebileceğini belirten Demiroğlu, "HPV aşısı tek başına yeterli değildir; düzenli smear ve HPV tarama testleriyle birlikte uygulandığında hastalığa karşı güçlü bir kalkan oluşturur. Ne yazık ki birçok kadın bu kontrolleri ihmal ediyor. Farkındalık ayları bu nedenle çok kıymetli" ifadelerini kullandı. Toplumsal bilinç artmalı Ocak ayının, serviks kanseri konusunda bilinçlenmek için önemli bir fırsat sunduğunu dile getiren Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, "Doğru bilgilendirme, aşılanma ve düzenli kontrollerle bu hastalığın önüne geçebiliriz. Tüm kadınları sağlık kontrollerini ertelememeye, HPV aşısı ve tarama testleri hakkında bilgi almaya davet ediyorum" diye konuştu.
Çarpıntı şikâyetini hafife almayın; ihmali felce sürükleyebilir
20 Ocak 2026 Salı - 10:00 Çarpıntı şikâyetini hafife almayın; ihmali felce sürükleyebilir Günlük pratikte kendisine sıklıkla çarpıntı şikayetiyle başvurulduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, bu şikayetlerin hafife alınmaması gerektiğini vurgulayarak uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, "En sık karşılaşılan kalp ritim bozukluklarından biri atrial fibrilasyondur. Pek çok kişi bu durumu yalnızca çarpıntı olarak algılıyor. Oysa atrial fibrilasyon tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilen önemli bir kalp hastalığıdır" dedi. Çarpıntı şikâyeti toplumda çoğu zaman geçici bir stres ya da yorgunluk belirtisi olarak görülse de bu durum aslında ciddi bir hastalığın habercisi olabilir. Kalp ritim düzensizlikleriyle ilgili önemli açıklamalarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, özellikle atrial fibrilasyonun erken dönemde tespit edilmediğinde pıhtı oluşumuna ve buna bağlı gelişebilecek felç riskine dikkat çekti. Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, "Atrial fibrilasyon, tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilen önemli bir kalp hastalığıdır. Kalbin kulakçıkları düzensiz çalıştığında kan akımı yavaşlar, bu da kalp içinde pıhtı oluşma riskini artırır. Oluşan pıhtının beyne gitmesi ani felçle sonuçlanabilir. Bu nedenle atrial fibrilasyonu olan hastalarda inme riski, olmayanlara göre belirgin şekilde daha yüksektir ve hastalığın mutlaka ciddiyetle ele alınması gerekir" mesajını verdi. Herkes için aynı riski taşımıyor Atrial fibrilasyon hastalığının her insanda aynı riski doğurmadığını aktaran Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, "Özellikle 65 yaş üzerindeki bireyler, yüksek tansiyonu olanlar, kalp kapak hastalığı veya kalp yetmezliği bulunanlar, şeker hastalığı ve obezitesi olanlar, tiroid bezinin fazla çalıştığı durumlar, uyku apnesi yaşayanlar ve düzenli olarak fazla alkol tüketen kişiler bu ritim bozukluğu açısından daha yüksek risk altındadır. Ayrıca ailesinde atrial fibrilasyon öyküsü bulunan bireylerde genetik yatkınlık da önemli bir rol oynar. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin, ‘arada sırada çarpıntım oluyor’ diyerek durumu hafife almaması ve mutlaka kardiyolojik değerlendirmeden geçmesi gerekir" diye konuştu. Kontrol altına alınmayan atrial fibrilasyonun sadece inme riskini artırmakla kalmadığını dile getiren Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, "Uzun vadede kalbin pompa gücünü azaltarak kalp yetmezliğine de zemin hazırlar" dedi. Doğru yaklaşımla kontrol altına alınabiliyor Sürekli çarpıntı hissi, çabuk yorulma ve nefes darlığı hastaların yaşam kalitesini belirgin biçimde düşürdüğünü söyleyen Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, "Pek çok hasta sosyal hayatından uzaklaşır, iş verimi azalır ve sık acil başvuruları nedeniyle hem kendisi hem de sağlık sistemi için ciddi bir yük oluşur. Oysa günümüzde atrial fibrilasyon, doğru yaklaşımla büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Tedavide ilk basamak çoğu zaman ilaçlardır; ancak bazı hastalarda ilaçlara rağmen şikâyetler devam edebilir ya da ilaçların yan etkileri tolere edilemeyebilir. İşte bu noktada ablasyon tedavisi önemli bir seçenek olarak çıkar. Ablasyon, açık ameliyat değil; kasık damarından girilerek yapılan kapalı bir girişimdir. Kalbin içine ilerletilen ince kateterler yardımıyla, ritim bozukluğuna yol açan anormal elektriksel odaklar etkisiz hale getirilir. Günümüzde bu işlem üç temel teknikle uygulanmaktadır ve her birinin kendine özgü avantajları vardır" sözlerini kaydetti. Atrial fibrilasyon tedavisinde kullanılan yöntemler hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, son yıllarda daha da gelişen ve giderek yaygınlaşan pulsed field ablasyon tekniğine dikkat çekti. Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, sözlerine şöyle devam etti: "Bu yeni nesil teknikte ısı ya da soğuk yerine kısa süreli elektrik alanları kullanılır. Bu alanlar yalnızca kalp kası hücrelerini etkiler; yemek borusu, sinirler ve damarlar gibi çevre dokulara zarar verme riski son derece düşüktür. Bu nedenle pulsed field ablasyon, hem güvenliği hem de işlem süresinin kısalığıyla geleceğin en umut verici teknolojilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu yöntemlerin hepsinde, günümüzde kalbin içyapısını milimetrik hassasiyetle gösteren üç boyutlu haritalama sistemleri eşliğinde uygulanmaktadır. Böylece hangi bölgenin tedavi edileceği net biçimde belirlenir, gereksiz dokuya müdahale edilmez ve hem başarı oranı artar hem de işlem güvenliği en üst düzeye çıkarılır." Kişiye özgü uygulamalarla tedavi mümkün Ablasyonun her atrial fibrilasyon hastasına doğrudan uygulanamayacağının da altını çizen Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, sözlerini şöyle tamamladı: "En iyi sonuç, doğru hasta seçimiyle elde edilir. Özellikle ilaçlara rağmen çarpıntısı devam edenler, ataklar halinde gelen atrial fibrilasyonu olanlar, ilaç yan etkileri yaşayan hastalar ve genç, aktif yaşam süren bireyler ablasyondan en fazla fayda gören gruplardır. Uygun değerlendirme sonrası bazı kalıcı atrial fibrilasyon hastalarında ve ritim bozukluğu nedeniyle kalp yetmezliği bulguları artan kişilerde de ablasyon, yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilmektedir. Ancak ileri yaşta olup çok sayıda ek hastalığı bulunanlar, sol kulakçığı aşırı büyümüş olanlar ya da kalpte aktif pıhtı saptanan hastalarda karar mutlaka kişiye özel verilmelidir. Bugün geldiğimiz noktada atrial fibrilasyon, kader olarak kabul edilmesi gereken bir durum değildir. Erken tanı, düzenli takip ve kişiye uygun tedaviyle hem inme gibi ağır komplikasyonların önüne geçmek hem de hastaların daha kaliteli bir yaşam sürmesini sağlamak mümkündür. Önemli olan, çarpıntıyı basit bir şikâyet olarak görmeyip, bu ritim bozukluğunun ardında yatan riskleri zamanında fark edebilmektir."
Rahim ağzı kanseri farkındalık ayında uzmanlardan kansere karşı uyarı
20 Ocak 2026 Salı - 09:53 Rahim ağzı kanseri farkındalık ayında uzmanlardan kansere karşı uyarı Ocak ayı, rahim ağzı kanserine karşı farkındalığın artırılması ve koruyucu sağlık uygulamalarının hatırlatılması açısından önemli bir dönem olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, rahim ağzı kanserinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekiyor. Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla Medicana Konya Hastanesinde etkinlik düzenlendi. Etkinlikte farkındalık oluşturmak amacıyla hastane çalışanları ve tedavi gören hastalar hastane önünde birlikte balon bıraktı. Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. S. Nihal Gökmen, rahim ağzı kanserinin en büyük sebebinin, Human Papilloma Virüs (HPV) denilen bir DNA virüsü olduğunu belirterek, "200’den fazla alt tipi var ve oldukça yaygın görülen bir virüs. Öyle ki insanlar arasında belki de bu virüse yakalanmayan kişi yoktur da diyebiliriz aslında. Her tipi kanser yapmıyor; belli tipleri kansere yol açıp, çoğu tipi de siğil olarak gelip geçiyor. En büyük sıkıntı, bulgu vermemesi, erken evrede hasta kendinde bir hastalık olduğunu fark edemeyebilir. Bulgu verdiğinde de genelde ilerlemiş dönemde oluyor. Bu dönemdeki bulgulardan en sık karşılaştığımız, cinsel ilişki sonucu kanama, kaşıntı ağrısı, adet dönemlerinin uzaması ya da ara kanamalar ve kötü kokulu akıntı şeklinde" dedi. "Aşı yapıldıktan sonra bir daha tekrar doza gerek yok" Erken teşhisin önemine değinen Op. Dr. S. Nihal Gökmen, "Özellikle bununla ilgili tüm dünyada ve ülkemizde tarama testleri uygulanmakta. PAP smear ve HPV DNA testi bunlar. HPV DNA testi, bildiğiniz gibi çok fazla tipi var, bu serviks kanserine yol açan tipleri teşhis etmek üzerine geliştirilmiş. Pap smear testinde bir sürüntü alıyoruz bunu mikroskop altında inceliyoruz ve kanserin öncü lezyonları var mı, o inceleniyor. HPV aşısı da, serviks kanserine yol açan tiplere karşı geliştirilen bir aşı; koruyuculuk sağlıyor, yani kişi bu virüsle karşılaştığında bir nevi onu koruyor aslında. Bu yüzden çok önemli. Özellikle 9-45 yaş arası tüm kadınlara ve erkeklere yapılabilen bir aşı. Aşı yapıldıktan sonra da bir daha tekrar doza gerek yok; üç doz halinde yapılıyor. Aşı koruyuculuğu oldukça yüksek, o yüzden herkese tavsiye ediyoruz" şeklinde konuştu. "Aşı olanlar da taramalarını ihmal etmesinler" Op. Dr. S. Nihal Gökmen, "Aşı olanlar da tabii tarama yaptırmalı. Çünkü aşı, belli tiplere karşı geliştirilmiş bir aşı; ancak sup tiplerde de hücresel değişiklikler olabiliyor, o yüzden taramalarına devam etmeleri gerekir. Serviks kanseri, sonuçta erken teşhis edilebilen bir kanser ve tarama testleri olduğu için teşhis edildiğinde de erkenden tedavisi yapılabilen bir kanser. Aşılarıyla da insanlar taramalarını ihmal etmesinler" diye konuştu.
Uzmanından uyarı: "PRP yöntemi KOAH tedavisinde umut değil"
20 Ocak 2026 Salı - 09:48 Uzmanından uyarı: "PRP yöntemi KOAH tedavisinde umut değil" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Alev Gürgün, PRP yönteminin KOAH tedavisinde etkinliğinin bilimsel olarak kanıtlanmadığını belirterek, hastaların bilimsel dayanağı olmayan uygulamalara karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi. Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Alev Gürgün, son yıllarda sıkça gündeme gelen PRP (Platelet Rich Plasma) yönteminin KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) tedavisindeki yeri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Gürgün, PRP’nin KOAH tedavisinde etkinliği ve güvenilirliğinin henüz yeterli klinik çalışmalarla kanıtlanmadığını vurguladı. KOAH’ın dünya genelinde ölüme yol açan hastalıklar arasında üçüncü sırada yer aldığını belirten Prof. Dr. Gürgün, hastalığın hava yolları ve alveollerdeki yapısal bozukluklar sonucu ortaya çıktığını ifade etti. Gürgün, "KOAH; nefes darlığı, kronik öksürük ve balgam çıkarma gibi şikâyetlerle kendini gösteriyor ve genellikle ilerleyici seyrediyor. Tanı ne kadar erken konursa, hastalığın kontrol altına alınması da o kadar mümkün oluyor" dedi. KOAH’ın kronik ve ölümcül bir hastalık olması nedeniyle yeni tedavi arayışlarının sürdüğünü belirten Gürgün, PRP yönteminin de hastalar tarafından sıkça gündeme getirildiğini söyledi. PRP’nin, kişinin kendi kanından elde edilen ve iyileşmeyi destekleyen hücrelerden zengin serumun kullanıldığı bir yöntem olduğunu belirten Gürgün, "Kan alındıktan sonra özel işlemlerle ayrıştırılan bu sıvı, doku onarımını destekleyen maddeler içeriyor. Ancak PRP’nin akciğer hastalıklarındaki etkisini inceleyen çalışmalar halen araştırma aşamasındadır. Akciğer fonksiyonlarını iyileştirip iyileştirmediği, semptomlar ve alevlenmeler üzerindeki etkisi konusunda henüz net bir bilimsel veri bulunmamaktadır" ifadelerini kullandı. PRP’nin KOAH tedavisinde kullanılabilmesi için geniş katılımlı ve uzun süreli klinik çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gürgün, hastaların bilimsel temeli olmayan uygulamalara karşı temkinli olması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Gürgün, KOAH tedavisinde halen en etkili yöntemlerin bilimsel olarak kanıtlanmış uygulamaları şöyle sıraladı: " Sigara, elektronik sigara ve tüm tütün ürünlerinin bırakılması, nefes açıcı ilaç tedavileri, solunum yetmezliği olan hastalarda uzun süreli oksijen tedavisi, pulmoner rehabilitasyon (solunum rehabilitasyonu) programları."