SAĞLIK - 27 Şubat 2025 Perşembe 14:27

İşte Ramazan’da zinde kalmanın formülü

A
A
A
İşte Ramazan’da zinde kalmanın formülü

Ramazan ayının gelmesiyle birlikte sağlıklı beslenme ve oruç süresini daha rahat geçirilmesi için tavsiyelerde bulunan Sakarya Büyükşehir Tıp Merkezi Diyestisyeni Betül Kurt, vatandaşlara zinde kalmanın formülü olarak aşırı yağlı, şekerli ve tuzlu gıdalardan uzak durmayı önererek, "Bol su tüketmeyi asla ihmal etmeyin" uyarısı yaptı.


Ramazan ayına sayılı günler kala pek çok kişi Ramazan süresince nasıl beslenilmesi gerektiğini araştırırken, Büyükşehir Tıp Merkezi Diyetisyeni Betül Kurt’tan Ramazan’da oruç sürecini daha rahat geçirmeye yardımcı olacak sağlıklı beslenme önerisi geldi. Sahurda protein, lif ve sağlıklı yağlar açısından zengin besinler tüketmenin gün boyu tokluk sağlayacağına dikkat çeken Diyetisyen Kurt, iftarda ise ani kan şekeri yükselmelerini önlemek için hafif ve dengeli beslenmenin önemini vurguladı. Kurt, Ramazan’da zinde kalmanın formülü olarak ise aşırı yağlı, şekerli ve tuzlu gıdalar tüketmekten kaçınmayı ve su tüketimini ihmal etmemeyi önerdi.



"Orucu hafif besinlerle açmak büyük önem taşıyor"


Bu yıl Ramazan’da oruç süresinin 13-14 saat olacağını hatırlatan Diyetisyen Betül Kurt, "Uzun süren açlığın ardından orucu hafif besinlerle açmak büyük önem taşıyor. Zeytin, hurma ve çorba gibi besinlerle orucu açtıktan sonra, sindirimi rahatlatmak ve kan şekerinin ani yükselmesini önlemek için 5-10 dakika beklemek faydalı olacaktır. Bu kısa aranın ardından ana yemeğe geçilmesi, mideyi yormadan daha sağlıklı bir iftar yapılmasına yardımcı olur. Orucu açarken ilk olarak su içmek oldukça önemlidir ancak iftar sırasında aşırı su tüketiminden kaçınılmalıdır. Su alımını birden değil, iftar sonrası sahura kadar zamana yayarak tüketmek daha sağlıklıdır. Bu sayede vücudun su dengesi korunur ve sindirim rahatlar. Ayrıca ayran veya az şekerli hoşaf gibi içecekler de sıvı alımını destekleyebilir" dedi.



"Tek öğünle vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri yeterince almak mümkün değildir"


Ramazan’da en sık yapılan hatalardan birinin sahur yapmadan sadece iftarla oruç tutmak olduğuna değinen Kurt, "Tek öğünle vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri yeterince almak mümkün değildir. Bu nedenle sahur yapmak hem yeterli enerji alımı hem de oruç süresince daha rahat hissetmek için büyük önem taşır. Sahurda ise mideyi yormayan, sindirimi kolay besinler tercih edilmelidir. Özellikle yağlı kızartmalar ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak, gün boyunca daha konforlu ve enerjik hissetmeye yardımcı olur" diye konuştu.



İşte Ramazan’da zinde kalmanın formülü

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Yapay zekada küresel yarış: Çin hızla yaklaşıyor Amazon’un Türk yöneticisi Dr. Ruhi Sarıkaya, Yıldız Teknik Üniveristesi’nde verdiği konferansta yapay zekanın geleceğine ilişkin açıklamalar yaptı. Çin’in bu alanda hızla ilerlediğini belirten Sarıkaya ABD’nin çip ambargosuna rağmen 10 yıl sonra dengelerin değişebileceğini vurguladı. Amazon Alexa Yapay Zeka Başkan Yardımcısı Dr. Ruhi Sarıkaya, yapay zekada küresel rekabetin hızla derinleştiğini söyledi. Sarıkaya, ABD’nin çip ambargosu uyguladığı Çin’in yapay zekada çok hızlı ilerlediğini belirterek, "10 sene içinde ABD’yi yakalayacak çipler inşa edebilirler" dedi. YTÜ Davutpaşa Kampüsü Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen "Yapay Zekada Yeni Dönüşüm" başlıklı konferansı öğrencilerin ve akademisyenlerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Dr. Ruhi Sarıkaya’nın yapay zekanın geleceği, küresel teknoloji rekabeti ve girişimcilik ekosistemine dair değerlendirmeleri ilgi gördü. YTÜ Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik’in de katıldığı programda Sarıkaya, öğrencilerin sorularını da cevapladı. "AI ABD için varoluşsal bir mesele" Alexa’da 700 kişilik yapay zeka ekibine liderlik yapan Dr. Ruhi Sarıkaya, yapay zekanın artık yalnızca bir teknoloji alanı değil, ülkeler arasında stratejik rekabetin merkezinde yer alan bir güç olduğunu söyledi. ABD’nin yapay zekayı "varoluşsal bir mesele" olarak gördüğünü belirten Sarıkaya, hükümetin bu alanda hızlı ilerlemeyi destekleyen bir yaklaşım benimsediğini ifade etti. "Yapay Zeka kimin elindeyse dünyayı o yönetecek" Sarıkaya, şöyle konuştu: "Amerika’nın yaklaşımı, ‘mümkün olduğunca engelleri kaldırın ve olabildiğince hızlı ilerleyin.’ Çünkü yapay zekayı kim kazanırsa dünyayı o yönlendirecek düşüncesi var. Avrupa ise uzun süre bunun tam tersini yaptı. Hatta bu durumu anlatan bir ifade var: ‘Amerika yenilik üretir, Avrupa düzenleme yapar.’ Avrupa teknoloji henüz filizlenmeden düzenlemelere odaklandı. Bunun sonucu olarak Avrupa’da çok güçlü üniversiteler ve çok yetenekli insanlar olmasına rağmen, birçok girişimci şirketlerini Amerika’da kurmayı tercih etti. Çünkü yoğun düzenlemeler start-up’ların enerjisinin büyük bölümünü mevzuata uyum sağlamaya harcamasına yol açabiliyor." "Çin 10 sene içinde kendi çipini inşa edebilir" Çin’in de yapay zeka alanında hızla yükseldiğini vurgulayan Sarıkaya, akademik çalışmaların önemli bir bölümünün Çin’den geldiğini ifade ederek, "Çin’in geliştirdiği modeller, Amerika’nın yaklaşık 9 ay gerisinde. Çin bu alanda çok güçlü bir şekilde ilerliyor. Ancak Çin’in karşılaştığı en büyük darboğaz ileri çip teknolojisi. Nvidia’nın en yeni çiplerini kullanamıyorlar ve daha eski versiyonlarıyla çalışıyorlar. Huawei kendi çiplerini geliştirmeye çalışıyor ama çip teknolojisi derin mühendislik bilgisi gerektiren ve yıllar içinde oluşan bir birikim. Bu nedenle kısa vadede Nvidia seviyesine ulaşmaları zor görünüyor. Fakat 10 sene içinde bir önceki versiyonunu yakalayarak çipler inşa edebilirler" diye konuştu. Geleceğin sorusu: ABD’ye mi Çin’e mi bağımlısın Bugün ileri seviyedeki bir yapay zeka modelini eğitmenin maliyetinin 1 milyar doların üzerine çıktığını söyleyen Sarıkaya, "Türkiye gibi ülkelerde ise yapay zeka farkındalığı yeni yeni oluşuyor. Bu nedenle gelecekte şu soru önemli olacak: Kullandığımız yapay zekâ sistemleri ne kadar Amerika ve Çin’e bağımlı" diye konuştu. Yapay zekanın performansı birçok alanda insanı geçti Konuşmasında yapay zeka sistemlerinin bilişsel görevlerdeki performansına da değinen Sarıkaya, araştırmacıların insan zihninin yaptığı görevleri ölçmek için kullanılan benchmark veri setleri üzerinden karşılaştırmalar yaptığını belirtti. Sarıkaya, özellikle 2016 sonrası dönemde yapay zekanın bu testlerde insan seviyesini hızla aştığını söyledi: "Konuşma tanıma, dil anlama, kodlama, matematik ve soru yanıtlama gibi birçok alanda yapay zeka sistemlerinin performansı insan seviyesini geçti. Yeni bir benchmark tanımlandığında, yapay zeka çok kısa sürede bu seviyeyi aşabiliyor. Bu yüzden sürekli yeni testler geliştirmek gerekiyor." "Yapay zekanın insan zekasını geçtiği yeri göremiyoruz" Yapay zeka ile insan zekası arasındaki ilişkiyi değerlendiren Sarıkaya, yaygın ancak eksik bir yaklaşımın yapay zekayı insan zekasının içinde daha küçük bir alan olarak konumlandırdığını söyledi. Sarıkaya, daha doğru modelin iki zekanın kesişen ancak aynı zamanda birbirinden bağımsız alanlara sahip olduğunu belirterek şunları söyledi: "Yapay zekayı insan zekasının içinde küçük bir elips gibi düşünmek yaygın ama doğru bir model değil. Daha doğru model, insan zekasıyla yapay zekanın bazı alanlarda kesiştiğini ancak yapay zekanın insanın kavrayamadığı alanlara da sahip olduğunu gösteriyor. Biz bu alanı gözlemleyemiyor olabiliriz ama bu onun var olmadığı anlamına gelmez." Genel Yapay Zeka tahminleri hızla öne çekildi Konuşmasında Genel Yapay Zeka (Artificial General Intelligence - AGI) kavramına da değinen Sarıkaya, AGI’nin tüm bilişsel görevleri insan seviyesinde gerçekleştirebilen sistemler anlamına geldiğini söyledi. Geçmişte bu hedefe ulaşmanın onlarca yıl uzakta görüldüğünü hatırlatan Sarıkaya, son gelişmelerin tahminleri dramatik biçimde değiştirdiğini belirterek, "Deep learning gelişmeden önce yapılan tahminlerde genel yapay zekaya ulaşmak için ortalama 80 yıl gibi süreler konuşuluyordu. GPT-3 ve benzeri büyük modellerin ortaya çıkmasıyla bu tahminler hızla aşağı indi. Bugün bazı analizler AGI’ye 2-5 yıl içinde ulaşılabileceğini söylüyor. Benim kişisel tahminim ise 2030 civarı" ifadelerini kullandı. Sarıkaya’ya göre artık tartışma "genel yapay zekaya ulaşılıp ulaşılamayacağı" değil, "ne zaman ulaşılacağı" üzerine yoğunlaşıyor.