GÜNDEM - 11 Haziran 2025 Çarşamba 09:52

En iyi yüzücüler bile zorlanıyor: Rip akıntısında hayatta kalma yolları

A
A
A
En iyi yüzücüler bile zorlanıyor: Rip akıntısında hayatta kalma yolları

Yaz mevsiminde artan boğulma vakalarına karşı uyarıda bulunan Prof. Dr. Ali Uzun, özellikle Karadeniz’de sıkça görülen çeken (rip) akıntılarının doğru bilgi ve davranışla hayati tehlike oluşturmadan atlatılabileceğini söyledi. Uzun, "Yüzme bilmek tek başına yeterli değil, rip akıntısını da tanımak şart" dedi.



"Denize gitmenin şartı: Yüzme bilmek"


Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Uzun, yaz aylarında boğulma vakalarının artış gösterdiğine dikkat çekerek, Samsun kıyılarında rip akıntısının ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Denize girmenin temel şartının yüzme bilmek olduğunu vurgulayan Uzun, "Yüzme, ehil kişilerden ya da kurslardan öğrenilmeli. Özellikle iç bölgelerden gelen vatandaşlarımız kıyı yapısını önceden araştırmalı" diye konuştu.



Rip akıntısı nedir, nasıl kurtulunur?


Rip akıntılarının genellikle kumsal kıyılarında, su altındaki sığ kum setlerinin gediklerinde meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Uzun, şunları kaydetti:


"Dalga enerjisiyle sahile yığılan su, bu gedikler boyunca geri çekilirken güçlü bir akıntı oluşturur. Bu, vatandaşların ‘kum çekmesi’ dediği durumdur ancak aslında bir su akıntısıdır. Akıntı, birkaç 10 ila birkaç 100 metre sonra sona erer. Panik yapılmaz, su üstünde kalınır ve yanlara yüzülürse rip akıntısından kurtulmak mümkündür."



"Ne kadar iyi yüzücü olursanız olun"


Rip akıntılarının tehlikesinin yüzme seviyesinden bağımsız olduğuna dikkat çeken Uzun, "Çok iyi yüzücüler bile panikle bu akıntıya karşı yüzmeye çalışınca yoruluyor, bu da boğulmalara yol açıyor. Oysa yanlara doğru yüzmek genellikle yeterlidir. Ülkemizin 8 bin 333 kilometrelik kıyısı var ama yüzme bilenlerin sayısı yetersiz. Yüzme eğitimi okullarda başlamalı" ifadelerini kullandı.


Prof. Dr. Uzun, ayrıca denize girerken mutlaka birinin karada beklemesinin ve yardım çağırabilecek birinin bulunmasının da hayati önem taşıdığını sözlerine ekledi.



En iyi yüzücüler bile zorlanıyor: Rip akıntısında hayatta kalma yolları

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Urla’da sakız enginarının hasat mesaisi sürüyor Türkiye’nin enginar ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan İzmir’in Urla ilçesinde, karaciğer dostu olarak bilinen sakız enginarında hasat mesaisi devam ediyor. Kendine has yumuşak dokusu ve yapraklarının da tüketilebilmesiyle diğer türlerden ayrılan şifa deposu tescilli lezzet, tarlalardaki yoğun el emeğinin ardından sofralardaki yerini almaya başladı. İl genelinde ağırlıklı olarak Urla, Çeşme, Karaburun, Seferihisar ve Torbalı ilçelerindeki yaklaşık 8 bin dekarlık alanda yetiştirilerek yılda 11 bin ton civarında ürün elde edilirken, üretimin merkez üssü konumundaki Urla’da tek başına yılda yaklaşık 2 bin tonluk üretim gerçekleştiriliyor. Bölgenin ideal ikliminde yetişen ve coğrafi işaret alarak tescillenen sakız enginarı, sadece iri çanağı tüketilen sert ve kalın yapraklı bayrampaşa enginarının aksine, yumuşak dokusu ve yapraklarının da rahatlıkla yenilebilmesiyle öne çıkıyor. Ocak ve şubat aylarındaki verimli yağışların doğal bir gübre etkisi oluşturmasıyla bu yıl rekoltesi yüzde 20 oranında artan tescilli ürün, hasat edilmesinin ardından tarlada 30, pazarlarda ise ortalama 50 liradan satışa sunuluyor. Vücuttaki toksinlerin atılmasına yardımcı olan sakız enginarı, karaciğerin temizlenmesinde ve hücrelerin yenilenmesinde önemli bir rol üstleniyor. Sağlığa olan faydalarının yanı sıra benzersiz lezzetiyle de yoğun talep gören bu ürün; zeytinyağlı yemeği, dolması, salatası ve pilavıyla sofraları süslüyor. Tarladan sofraya uzanan zorlu yolculuğuyla Ege mutfağının vazgeçilmezleri arasında yer alan coğrafi işaretli bu şifa deposu lezzet, 1-3 Mayıs günleri arasında ilçede düzenlenecek olan Uluslararası Urla Enginar Festivali’nde ziyaretçilerin beğenisine sunulacak. Enginarın esas hasat zamanı başladı Sakız enginarının Urla yarımadasına mahsus bir ürün olduğunu belirten Urla Ziraat Odası Başkanı Muharrem Uslucan, "Çok değerli, kaliteli ve aroması çok güzel olan bu ürün için üreticilerimiz ağustos ayından sonra hazırlıklara başlar. Tarlayı sular, uyandırır ve ardından kökleri seyreltirler. Kışın nasıl geçeceği bilinmediği ve bazı seneler soğuk vurarak ürün ziyan olduğu için risk alıp erken uyandıranlar, kasım ve aralık aylarında tek tük hasada başlar. Son zamanlarda kış mevsimi yumuşak geçtiği için üreticiler erken uyandırarak kazanç sağlıyor. Esas hasat zamanı ise mart, nisan ve mayıs aylarıdır, mayıs ayının sonunda da hasat biter. Biz festivalimizi her yıl nisan ayının son günü veya mayıs ayının ilk haftası yapıyoruz. Bu sene de mayıs ayının ilk haftasına aldık. Tarla olarak 800-900 dönümün üzerinde enginar üretimimiz var ve bunu da 130-140 üreticimiz yapıyor. Pandemiden sonra üreticilerimizin büyük bir kısmı enginarı kendisi soyup işleyerek internet üzerinden vakumlu şekilde satmaya başladı. Bu ürünler Türkiye’nin her tarafına, hatta Avrupa’nın bazı ülkelerine de gidiyor" dedi. Dikim sonrası sulama büyük önem taşıyor Enginar tarlasını ağustos ayında hazırlayarak eylül başında dikim yaptıklarını anlatan üretici Hakan Seymen ise, "Dikim sonrası sulama büyük önem taşıyor. Fazla su hastalığa yol açarken, az su bitkinin tutmasını engelliyor. Don veya dolu gibi olumsuz hava şartları yaşanmazsa kasım ve aralık aylarında ilk meyveleri yavaş yavaş kesmeye başlıyoruz. Ancak esas verimli dönemimiz olan mart, nisan ve mayıs aylarında çok yüksek bir rekolte elde ediyoruz. Bölge insanı özellikle sakız türünün dolmasını çok severken, İstanbul pazarı genellikle çanak enginarı tercih ediyor. Enginarın tazeyken 10-15 dakika kaynatılıp üzerine limon, zeytinyağı ve tuz eklenerek tüketilmesi de oldukça yaygın ve bu şekilde vitamin değerini hiç kaybetmiyor" diye konuştu. Karaciğer hastalarının öncelikli tercihi Enginarın karaciğer ve kanser hastaları için taşıdığı önemi doktorların da tavsiye ettiğini belirten üretici Serkan Karcı da, "Özellikle karaciğer ve bazı kanser hastalarının öncelikli tercihi olan Urla enginarını, vakumlu ambalajlar ve kavanozlar içerisinde Türkiye’nin her noktasına ulaştırıyoruz. Müşterilerimizin her yıl artan talebi ve ürünlerimize gösterilen yoğun ilgi bizleri üretim konusunda daha da motive ediyor. Sakız enginarı, bayrampaşa türüne nazaran daha küçük bir yapıya sahip olsa da dolma ve çeşitli yemeklerde çok daha verimli bir kullanım sunmaktadır. Sakız enginarının yaprakları yumuşaklığı sayesinde bütünüyle tüketilebilirken, Bayrampaşa enginarının dış yaprakları sert olduğu için tüketiciler genellikle sadece çanak kısmını çeşitli garnitürlerle hazırlayarak tüketmeyi tercih ediyorlar" ifadelerini kullandı.
Gaziantep Babalarından kalan 54 yıllık lokantayı ayakta tutuyorlar Gaziantep’te babalarının 1972 yılında kurduğu lokantayı işleten İbrahim ve Ahmet Çadır kardeşler, baba mesleğine sahip çıkıyor. 37 yaşındaki İbrahim Çadır ve 32 yaşındaki kardeşi Ahmet Çadır, küçük yaşlarından itibaren kent merkezindeki lokantada babaları Sakıp Çadır’a yardım etmeye başladı. Gaziantep’in ünlü lokantacı ustalarından babalarından zamanla mesleğin inceliklerini öğrenen Çadır kardeşler, yıllarca babalarıyla birlikte çalıştı. Gaziantep’te "Sakıp Usta" olarak tanınan babaları Sakıp Çadır’ın 2019 yılında vefat etmesi üzerine 54 yıl önce kurulan ve zamanla restorana dönüşen işletmeyi ayakta tutmak ve baba mesleğini yaşatmak için omuz omuza verdi. Babalarından kendilerine emanet kalan işletmede başta kentin tescilli lezzeti olan beyran başta olmak üzere kelle-paça ve kente ait kebap çeşitlerinin satıldığı restoranda hizmet veren iki kardeş, azimleri ve çalışkanlıklarıyla çevresinden takdir topluyor. Baba mesleğini yaşatmak için omuz omuza verdiler Babalarından emanet kalan restoranı genişleten ve 24 saat açık tuttukları restoranda baba mesleğini sürdüren Çadır kardeşler, Gaziantep’in birbirinden lezzetli yemek ve kebapların satıldığı restoranda 50 kişiyi istihdam ediyor. "Gaziantep’e gastronomi adına hizmet vermekten gurur duyuyoruz" Çocukluğundan beri babasının yanında çalıştığını belirten İbrahim Çadır, "Sakıp ustanın büyük oğluyum. İşletmemize küçük yaşlardan beri gelip giderdik. Ahmet ile ben bu mesleğin içinde yetiştik. Kardeşimin benden farkı, işletmeden hiç ayrılmadı. Ben üniversiteyi bitirene kadar gidip geldim. Merhum babamın yönlendirmesiyle gıda mühendisliği bölümünü okudum. İşletmeye değer katmak için elimizden geleni yaptık. Babamız 2019’da rahmetli olunca bu işletmeyi ayakta tutmayı bir sorumluluk görebildik. Yıllardır bir sorumluluk bilinciyle babamızın emanetine sahip çıkmaya çalışıyoruz. Babamda dedesinin emanetine sahip çıkmaya çalışmış. Babamızın dedesinin ismi de Sakıp’tı. İnşallah gelecek nesillere de bu güzel lezzetleri aktarabiliriz. Gaziantep’e gastronomi adına hizmet vermekten gurur duyuyoruz" dedi. "Babamızın yolundan gidiyoruz" Babasının mesleğini severek yaptığını belirten Ahmet Çadır ise, "Ustamızdan devraldığımız bayrağı bu alanda sürdürüyoruz. 2019 yılında babamı kaybettikten sonraki serüven bizim için çok önemliydi ve babamın vefat edeli 7 yıl oldu. Babamı sevenleri hiçbir zaman burayı yalnız bırakmadı. Gaziantep’te köklü bir işletmeyiz. 1972’den beri de rahmetli babamız Sakıp usta, bu şehirde işletmecilik yapardı. Gaziantep gastronomisine ve bu şehre babam çok katkılarda bulundu. UNESCO tarafından koruma altına alınan beyranımız olsun, diğer yemeklerimiz olsun hepsinde babamın büyük emekleri vardır. Babamı rahmetle anıyoruz. Rahmetli babamız iyi bir usta, iyi bir aşçı olunca biz de bu mesleğe gönül verdik. Çünkü babamızı çok seviyorduk. Babam insanlara hizmet etmeyi çok severdi. Biz de babamın yolundan gitmek için insanlara hizmet edip, bu mesleği daha güzel şekilde yapmak zorundaydık. Çünkü bunu kendimize bir borç bildik. Babamızdan sonra günümüzün güzelliklerini işletmelerimize yansıttık. Çok küçük yaştan itibaren benim hayalim lokantacı olmaktı. O yüzden de hep babamızın yanında vakit geçirdik. Hep bu meslekte bir şeyler öğrenmek için çabaladık. Çıraklıktan itibaren hep babamızın elinin altında çalıştık. Daha sonra kendisinden öğrendiklerimizi burada uyguladık. Zaten ailecek rahmetli babamıza çok düşkün olduğumuzdan dolayı babamın yolundan gitmemek gibi bir yolumuz yoktu. Allah onun yolundan ayırmasın. Çünkü hizmeti, güzel yemek yapmayı ve insanları severdi. Biz de burada kendisini taklit ediyoruz" diye konuştu.
Eskişehir Bozdağ Mahallesi’ne dışarıdan gelen hayvancılara karşı denetimlerin sıkılaştırılması isteniyor Eskişehir’de Bozdağ Mahalle Muhtarı Ahmet Aydın, yaz mevsiminde farklı yerlerden mahalleye gelen hayvancılara karşı denetimlerini sıkılaştırılmasını istediklerini söyledi. Tepebaşı ilçesine bağlı Bozdağ Mahallesi’nde birçok vatandaş odunculuk, çiftçilik ve hayvancılık yaparak geçim sağlıyor. Kış aylarının sert geçtiği bölgede üreticiler zor şartlar altında çalışmalarını sürdürürken, Bozdağ Mahalle Muhtarı Ahmet Aydın, hayvancılıkla ilgili sıkıntı çektiklerini ifade ederek yetkililere seslendi. Aydın, yaz mevsiminde farklı yerlerden mahalleye gelen hayvancılara karşı denetimlerini sıkılaştırılmasını istediklerini, üreticinin hakkının korunması gerektiğini belirtti. "Yazın meralardan yararlanma hakkı, kışın bu çileyi çeken bölge halkının olmalıdır" Konuyla ilgili açıklamada bulunan Bozdağ Mahalle Muhtarı Ahmet Aydın, "Biz burada kırsal ve küçük bir mahalleyiz, gelir seviyesi düşük bir mahalleyiz. Geçim kaynağımız odunculuk, hayvancılık ve küçük çaplı çiftçiliktir. Özellikle hayvancılık konusunda sıkıntımız büyük; mahalle statüsünde olmamız sebebiyle yetkilerimiz sınırlı. Yetkililerden ricamız, burada karda kışta, zor şartlarda hayvancılık yapan kendi köylülerimiz ve mahalle sakinlerimiz varken; yaz geldiği zaman meralarımıza dışarıdan gelmek isteyen hayvancılara karşı denetimlerin sıkılaştırılmasıdır. Buradaki vatandaşımızın hakkını korumak adına bu kişileri meralarımızda istemiyoruz. Şu anda herkesin hayvanı içeride ve yemle besleniyor, bu da aşırı bir maliyet oluşturuyor. Dolayısıyla yazın meralardan yararlanma hakkı, kışın bu çileyi çeken bölge halkının olmalıdır. Bazı durumlara göz yumuluyor, denetlemeler tam yapılmıyor, bizlere yeterli yetki verilmiyor ve beyanımız esas alınmıyor. Bu konuda gerekli çalışmaların yapılarak konunun bir çözüme ulaştırılmasını ve netleştirilmesini istiyoruz. Bunu da mahalle sakinlerimizin bir sözü ve onların sözcüsü olarak dile getirmem gerekiyor" dedi.