GÜNDEM - 14 Haziran 2025 Cumartesi 12:36

Şehit polis memuru Şeyda Yılmaz'ın babasının en buruk babalar günü

A
A
A

Şehit polis memuru Şeyda Yılmaz’ın babası Mehmet Yağlı, kızı olmadan geçirdiği ilk babalar gününde kızının kızından kalan eşyalarla hasret giderdi.

Ümraniye ilçe Emniyet Müdürlüğü Dudullu Polis Merkezi Amirliği kadrosunda görevli Polis Memuru Şeyda Yılmaz, 23 Eylül 2024 tarihinde, suçlu takibinde uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit oldu. Sivas’ın ilk ve tak kadın şehidi olan Yılmaz’ın baba evinde, babalar gününde hüzün vardı. Şehit polis memuru Şeyda Yılmaz’ın babası Mehmet Yağlı, kızı olmadan ilk babalar gününü yaşadı. Yağlı, evlerinde şehit kızı için oluşturdukları köşede, kızından kalan eşyalarla hasret giderdi. Sivas Şehitler Aileleri ve Gaziler Derneği Başkanı Fatih Deveci, babalar gününde Yağlı’yı unutmayarak hem ziyaret etti hem de babalar gününü kutladı.

"Babacığım dediğinde akan sular dururdu"

Şehit polis memuru Şeyda Yılmaz’ın babası Mehmet Yağlı, kızının sesini bile çok özlediğini belirtip, "Kızım ayrı bir değere sahipti, çok hareketliydi. Her zaman saygılı, sevgili, vatanını ve milletini düşünen, devletini seven biriydi. İşine çok bağlıydı. Bizi hiçbir zaman kırmazdı. ‘Babacığım’ dediğinde akan sular dururdu. Kızımın Babalar gününde ‘babacığım babalar günün kutlu olsun’ sesini çok özlüyorum. O sesi içimden hiç gitmiyor. Her zaman kulaklarımda çınlıyor. Onsuz geçen babalar günü biraz zor oluyor. Kızım çoğunlukla dışarıda okuduğu için telefondan genelde kutlardı. Zaten polis olduktan sonra hiç babalar gününü kutlayamadık. Çünkü daha 9 aylık bir polisti. İçimizde bir yara kaldı. Basit olabilecek ama bizdeki manevi değeri çok yüksek olan eşyaları cam vitrin içine koyduk. Sabah, akşam, gece gelip bakıyoruz. Buradaki resimlerle, kızımızın elbisesiyle konuşuyoruz. Kendimize bir şekilde teselli bulmaya çalışıyoruz" diye konuştu.

Şehit polis memuru Şeyda Yılmaz'ın babasının en buruk babalar günü

"Tüm Türkiye’nin kalbine dokundu"

Sivas Şehitler Aileleri ve Gaziler Derneği Başkanı Fatih Deveci, Şeyda’nın şehadetinin tüm Türkiye’yi derinden etkilediğini ifade edip, "Babalar günü vesilesiyle Mehmet babamızı yalnız bırakmak istemedik. Şeyda’sız ilk babalar gününü geçireceğini biliyorduk. Şeyda, Türkiye’deki tüm insanların kalbine dokunan bir kardeşimizdi. Dernek ve onların bir evlatları olarak, babamızın babalar gününü kutlamaya geldik. Anı köşesi, genellikle şehit ailelerimizin yapmış olduğu bir köşedir. Evlatlarının hasretlerini, yapmış oldukları köşede gideriyorlar. Mehmet babamız ve Nurgül annemiz de Şeyda için bir hatıra kösesi yaptılar. Eve gelen ziyaretçilere evlatlarının bir parçasını burada gösteriyorlar. Bir hatırası burada sergileniyor diğer hatıraları ise derneğimizde bulunan Şeyda Yılmaz’ın emanetlerinde sergileniyor. Yakınınızda, evinizde, mahallenizde, köyünüzde, ilçenizde, Şehit babası, şehit ailesi varsa evlatlarının yerini alabilirsiniz. Babalar gününü bu şekilde kutlayabilirsiniz. Bir şehit babasını veya bir gaziyi ziyaret ederek onlara moral verebilirsiniz" şeklinde konuştu.

Şehit polis memuru Şeyda Yılmaz'ın babasının en buruk babalar günü

Yunus Çiftci

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Van Zorlu coğrafyada yoğun mesai: Sınırdaki karakollar ve yerleşim yerleşim yerlerine ulaşım sağlanıyor Türkiye’nin en soğuk ilçesi olan Çaldıran’da mart ayında karla mücadele çalışmasını sürdürüyor. Ekipler tipiye rağmen metrelerce karı temizleyerek, mahalle yolları ve hudut hattında yoğun bir çalışma yürütüyor. Türkiye’nin en soğuk ilçesi olan Çaldıran’da kar kalınlığının yer yer 2 metreyi bulduğu 2 bin rakımlı İran sınırına yakın mahalle ve karakol yollarında kar temizleme çalışmasını sürdürüyor. Kent merkezine 123 kilometre, Çaldıran ilçe merkezine ise 20 kilometre uzaklıkta bulunan Alakaya Mahallesi ile Türkiye - İran sınırında bulunan Hangedik Karakol yolunda karla mücadele çalışması büyük bir titizlikle yürütülüyor. İş makinelerinin yetersiz kaldığı noktalarda kar savurma araçlarının devreye alındığı çalışma, zorlu coğrafya şartları ve tipiye rağmen devam ediyor. "İran sınırındaki karakollarda karla mücadele" Başkale, Çaldıran ve Saray ilçelerinde İran sınırının sıfır noktasındaki yerleşim yerleri ve hudut hattında yoğun bir mesai harcıyor. 13 ilçe ve yaklaşık 6 bin kilometre yol ağında başarılı bir karla mücadele çalışması gerçekleştirerek, yolların büyük bir kısmını ulaşıma açık hale getirdi. Ekipler, kent genelinde ulaşıma kapalı olan 25 mahalle ve 15 mezra yolunda ise çalışmalarına aralıksız bir şekilde devam ediyor.
Kastamonu Ailesinin asırlık sanatını evinin kilerinde yaşatıyor: Ayetleri ahşaba ilmek ilmek işliyor KASTAMONU (İHA) – Kastamonu’da Mustafa Özeflanili atadan yadigar bir asırlık naht sanatını atölyesinde yaşatıyor. Kastamonu’da yaşayan 68 yaşındaki Mustafa Özeflanili, dedesinden talaş süpürerek öğrendiği naht (oymacılık) sanatını, yaşatmaya devam ediyor. 100 yılı aşkın süredir ailesinin sürdürdüğü naht sanatını dedesinden öğrenen Özeflanili, evinin kiler kısmında kurduğu atölyede ayet-i kelimeleri ceviz ağaçlarına işleyerek tablolar yapıyor. 40 yıldır mesleğine devam eden Özeflanili, bir tabloyu yapabilmek için 3 gün boyunca emek veriyor. Ayet-i kerimeleri nakış nakış ahşaba işleyen Özeflanili, abdest almadan tezgahın başına geçmiyor. Mesleği yaşatmak için ölene kadar çalışmaya devam edeceğini söyleyen Özeflanili, yıllardır ahşabı oyarak camiler için minber, mihrap, vaaz kürsüsü, müezzin mahfili ve kapılar yaptığını ifade etti. "Bu atölyedeki talaşları süpürerek başladım" Dedesinin atölyesinde talaş süpürerek mesleğe başladığını belirten Mustafa Özeflanili, "Evimizin giriş katında dedem oymacılık yapardı, babam da marangozluk yapardı. Babam daha sonra atölyesini sanayi çarşısına taşıdı. Ben de ilkokul dönemimde bu atölyedeki talaşları süpürerek başladım. Okulun tatil olduğu zamanlarda sürekli babamın yanında marangozluk yaptım. Askere gidene kadar devam ettim. Askerden dönünce babamla beraber mobilya imhalatına başladık. 1984 yılında da dedemin yanında oymacılığa başladım. 40 yılı aşkın süredir bu mesleği deva ettiriyorum" dedi. Dedesi sayesinde oymacılıkta kendini geliştirdiğini kaydeden Özeflanili, "Dedem 1960 yılların başında bu işe başladı. İlk işi Sarıömer köyüne mimber ve vaaz kürsü yaptı. Ben de son olarak aynı caminin mihrap ile kapısını yaptım" diye konuştu. Ölene kadar bu mesleği sürdüreceğim" Sağlık sorunları sebebiyle ara vermek zorunda kaldığı mesleğinde pandemi döneminde tekrar başladığını dile getiren Özeflanili, "1995 yılında dedem rahmetli oldu. Eski evimiz yıpranmıştı, bu binayı yaptık. Pandemi döneminden önce sağlık sorunlarından dolayı bir süre mesleğe ara verdim. Burası kilerdi, pandemi döneminde tekrar işe başlayınca burayı düzenleyerek burada devam ediyorum. Ölene kadar da bu mesleği sürdüreceğim. Daha önceki imalatlarımızda cami işleri vardı, mimber, mihrap, vaaz kürsüsü, müezzin mahfili gibi işler yaptık. Şimdi sadece ayet-i kerime yazılı tablolar üretiyorum. Mimber yaptığım zamanlarda yaklaşık 10 tane çırağım vardı ama şimdi sadece 1 tanesi bu iş üzerinde çalışıyor" şeklinde konuştu. "Bir tahtayı alıyorsunuz ve 2-3 gün berabersiniz" Naht sanatının sabır istediğini ifade eden Mustafa Özeflanili, "Bu iş benim için verilmiş bir nimet. Bunu bırakma imkanım yok. Bu işi severek yapıyorum. İşimi yaparken mutlaka abdestli oluyoruz, abdestsiz elimizi sürmüyoruz. Sabır isteyen bir iş. Bir tahtayı alıyorsunuz ve 2-3 gün berabersiniz. Sabretmek gerekiyor" ifadelerini kullandı.
İzmir Çevresel faktörler kronik böbrek hastalığı riskini artırıyor Birleşmiş Milletler tarafından küresel sağlık sorunu ilan edilen kronik böbrek hastalığı, dünya genelinde milyonlarca insanı tehdit etmeye devam ediyor. Vaka sayılarındaki artışta ve hastalığın ilerleme sürecinde, çevresel faktörlerin de belirleyici bir rol oynadığı ifade ediliyor. Dünya genelinde yaklaşık 850 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 9 milyon erişkinde böbrek hastalığı bulunduğu tahmin ediliyor. Hafif derecedeki vakalar da hesaba katıldığında, Türkiye’de yaklaşık her 6-7 erişkinden birinde bu hastalığın görüldüğü belirtiliyor. Hastalık ilerledikçe kaşıntı, halsizlik, bulantı, idrar yapma bozuklukları, nefes darlığı ve kas krampları gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Türkiye’de 65 binin üzerinde hastanın diyaliz makinelerine bağlı olarak yaşamını sürdürdüğü ve yılda yaklaşık 3 bin 500 böbrek nakli yapıldığı kaydediliyor. Hava kirliliği, küresel ısınma, su temininde yaşanan sorunlar ve hava sıcaklığındaki aşırı değişimlerin böbrek hastalığı riskini artırdığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda 2026 yılı Dünya Böbrek Günü teması "Böbrekler ve çevre sağlığı" olarak belirlendi. Böbrek sağlığını korumak ve riskleri en aza indirmek için 8 altın kural öne çıkıyor. Bu kurallar; ideal kiloda olmak, tuz tüketimini azaltıp sağlıklı beslenmek, kan şekeri ve basıncını kontrol altında tutmak, yeterince su tüketmek, sigara kullanmamak, ağrı kesici kullanımında dikkatli olmak ve düzenli böbrek testi yaptırmak şeklinde sıralanıyor. Çevre kirliliği böbrekleri vuruyor Acıbadem Kent Hastanesi Nefroloji ve Böbrek Nakli Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Töz, hastalığın bilinen risk faktörlerinin ötesinde çevre kirliliği değişkeni üzerinde de durulduğunu aktararak, "Bazı ülkelerde böbrek hastalıkları daha sık görülüyor ve daha hızlı ilerliyor. Yapılan araştırmalara göre hava kirliliğinin, egzoz gazlarının, orman yangınları sonucu dağılan ve inşaat tozlarından kaynaklanan küçük partiküllerin böbrek hastalıklarıyla ilişkili olduğu belirlendi. Küresel ısınma ve aşırı sıcaklar insanlarda sıvı kaybına neden olmakta. Susuzluk buna eklendiğinde ciddi bir dehidratasyon tablosuyla karşı karşıya kalınmakta ve bu durum böbrekleri olumsuz etkilemektedir. Suyun ve toprağın ağır metallerle kontamine olması böbrekler üzerinde zararlı olmaktadır" ifadelerini kullandı. Risk gruplarına tarama uyarısı Böbrek hastalığının çok sinsi ilerlediğini ve erken evrelerde belirti vermediğini dile getiren Prof. Dr. Töz, "Şeker hastası, tansiyon yüksekliği olan, kilo fazlası olan, ailesinde böbrek hastası bulunanların yanı sıra tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ve taş hastalığı olan kişilerin düzenli aralıklarla kontrol edilmesi lazım. Bir doktor tarafından muayene edilmeli, tansiyon ölçülmeli, kanda kreatinin tahlili ve bir de idrar tahlili yapılmalı. Aslında bu basit tetkikler küçük bir taramadır ve bize büyük fikirler verebilir. Hastaların ne olduğunu ve içeriğini bilmedikleri bitkisel ürünlerden de mutlaka uzak durmasını tavsiye ediyoruz" şeklinde konuştu. Doğal beslenme ve su tüketimi Böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken temel kurallara değinen Prof. Dr. Töz, "İdeal kilomuzu korumalıyız çünkü şişmanlık böbreğe doğrudan zararlı bir faktördür. Tansiyon ve şeker hastalarının kan değerlerini kontrol altında tutması gerekiyor. Doğal beslenmeli ve tuzdan kesinlikle uzak durmalıyız. İnsanlar susadıkça su içmeli, abartılı miktarda su tüketmemeli ancak susuz da kalmamalıdır. Ayrıca romatizmal ağrı kesiciler ve anjiyografik işlemlerde kullanılan bazı ilaçlar böbreğe zarar verebileceği için doktor kontrolü olmadan kullanılmamalıdır. Sigara her şeye olduğu gibi böbrekler için de zararlı bir etkendir ve bırakılması kuvvetle önerilir" dedi.