ÇEVRE - 24 Nisan 2026 Cuma 13:01

Tekirdağ’da kuruyan baraj yağışlarla canlandı

A
A
A
Tekirdağ’da kuruyan baraj yağışlarla canlandı

Tekirdağ’ın Süleymanpaşa ilçesinde geçtiğimiz yaz kuraklık nedeniyle adeta dibi gören Naip Barajı, son yağışlarla birlikte yeniden su tutmaya başladı.


Tekirdağ’da geçen yıl yağışların yetersiz kalması nedeniyle su debisinin kritik seviyelere kadar düştüğü Naip Barajı’nda bu yıl etkili olan yağışlar ve alınan önlemlerle birlikte kısmi toparlanma yaşandı. Önceki yıl aynı dönemde yüzde 12 seviyelerinde olan doluluk oranı, son ölçümlere göre yüzde 22’ye yükseldi. Barajda yaşanan artışın yalnızca yağışlardan değil, aynı zamanda yapılan altyapı çalışmaları ve alternatif su kaynaklarının devreye alınmasından kaynaklandığı belirtildi.



Alternatif kaynaklarla destek sağlandı


Geçtiğimiz yaz aylarında su seviyesinin aşırı düşmesi nedeniyle barajda çatlayan topraklar ve ortaya çıkan eski yapılar dikkat çekmişti. Su seviyesinin "ölü hacim" noktasına kadar gerilediği barajda bu yılki gelişmeler umut verdi. Kuraklık döneminde susuzluk yaşanmaması için farklı su kaynaklarından takviye sağlandı. Göletlerden ve derelerden alınan sular, oluşturulan hatlarla Naip Barajı’na yönlendirildi. Özellikle Yazır Göleti ve Kocadere hattı üzerinden baraja önemli miktarda su taşındı.



"Tekirdağ’ın su yükü ağır"


Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer, Naip Barajı’nda gazetecilere yaptığı açıklamada, "Türkiye’de özellikle Kırklareli ve Edirne güzel yağışlar aldı. Tekirdağ’ımız maalesef bu noktada kışın kar yağışı noktasında, yağmurlar noktasında istediğimiz yağışı alamadı. Yağdı tabii ki ama istediğimiz düzeyde, yeterli düzeyde değildi. Tekirdağ su tüketimi fazla olan bir il. Tekirdağ’ımız ağır sanayi, ağır tarım ve göç stresi altında olan bir il. Ama bu kadar stresin altında maalesef yüzey kaynakları yeterli olmayan da bir il. Maalesef şu an içme ve kullanma suyumuzun yaklaşık yüzde 90’ına yakınını biz yeraltı sularından temin etmekteyiz. Ve her yıl da daha derine inmek zorunda kalan bir mücadelemiz var. Bununla beraber hem artan göç, hem sanayi tüketimi, hem tarımın tüketimi, vahşi sulama ama bir yandan da özellikle yaz aylarında da daha da fazla katlanan sahil şeridimiz var. Dolayısıyla yaz nüfusumuzda gerek tatilcilerimiz, gerek günübirlikçilerimiz, İstanbul’a çok yakın bir il olmamız sebebiyle de gerçekten tüketimi fazla olan bir iliz’ dedi.



"Her damla suyu toplamaya çalışıyoruz"


Yüceer, barajdaki toparlanmanın sadece yağışlarla sınırlı olmadığını belirterek, "Arkamda gördüğünüz Naip Barajı en son geldiğimde, yani şimdi biraz önce gelince çok sevindim. İnşallah bir daha geldiğimde daha da çok sevineceğim. Gerçekten toprak çatlamıştı, kurumuştu, evler ortaya çıkmıştı. Yani ölü hacimden su alamadık biz. O noktadaydı. Bugün ne mutlu ki yüzde 15 seviyelerinde, ölü hacmiyle beraber yüzde 22 seviyelerinde. Ama bu sadece yağışlarla dediğiniz gibi olmadı. Ne yaptık? Denize akan suları, var olan göletlerden -Yazır Göleti’nden geliyorum şimdi, orası da çok iyi- hatlar çekerek. Geçtiğimiz sene yaşadığımız krizle beraber zaten 5,5 kilometrelik hattı hemen döşemiştik göletlerden Yazır’a. Yazır’dan da Naip’e su çekerek vatandaşlarımızı susuz bırakmama gayretindeydik. Bugün de ne mutlu ki Kocadere’den yaklaşık 9,6 kilometre, yaklaşık 10 kilometreye yakın bir hat döşeyerek Yazır Göleti’ni besliyoruz. Orada da çok ciddi anlamda su birikti. Yaklaşık günde 3 bin metreküpten 5 bin metreküpe bugün çıkmış bulunuyoruz. Bulduğumuz her yeri, denize akan nerede varsa, nerede bir su kaynağı varsa biriktirmeye çalışıyoruz. Çünkü sudan daha kıymetli bir şeyimiz yok. Bunu yaşadık biz zaten. Ve görünen o ki bu göçle, bu sanayiyle, bu küresel iklim kriziyle, bu nüfus göçüyle, tarımla. Tekirdağ çünkü gerçekten hem sanayisi hem tarımı güçlü olan nadir illerden biri. Bu iki saydığım alan da çok ciddi bir su tüketimi yapıyor. Barajların yapılması noktasında da çaba gösteriyoruz’’ ifadelerini kullandı.



"Yaza hazırlanıyoruz ama risk sürüyor"


Yüceer, su yönetimi konusunda daha kapsamlı politikalara ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, "Yaza hazırlanıyoruz ama daha fazlasına ihtiyacımız var. Bu iklim krizi ile beraber, kuraklıkla beraber, tüketimin artması ile beraber ciddi politikalar lazım ilimiz için. Bunun için yüzey sularına ihtiyacımız var. Biz kesinlikle yeraltı suyunu kullanmayı istemiyoruz. Biz biliyoruz ki bu suları çocuklarımıza, torunlarımıza rezerv olarak saklamamız gerekiyor. Biz bu rezervleri tüketiyoruz şu anda, bundan da mutlu değiliz Tekirdağ olarak’’ dedi.



Tekirdağ’da kuruyan baraj yağışlarla canlandı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ordu Karadeniz’in rengi kahverengiye döndü Ordu’da etkili olan yağışların ardından, yüksek kesimlerden ırmaklarla Karadeniz’e dökülen çamurlu sular nedeniyle deniz yüzeyinin rengi değişti. İlde hafta başından itibaren etkili olan yağışlar, yüksek kesimlerde kar yağışına dönüştü. Bugün itibarıyla sahil kesimlerinde etkili olan güneşli hava ile birlikte hava sıcaklıkları arttı. Yüksek kesimlerden dere ve ırmaklarla taşınan yağmur suları Karadeniz’e ulaştı. Irmakların Karadeniz’e döküldüğü noktalarda ise çamurlu sularla birlikte deniz yüzeyinin rengi, kıyıdan açığa doğru değişti. Çamurlu sular deniz yüzeyinin geniş bir kısmını kaplarken, tuzlu ve tatlı suyun birbirine karışmadığı da gözlemlendi. "İleri derecede kahverengileşme var" Sahilde bulunan Hakan Aktaş isimli vatandaş, "Arkadaşlarımızla ve farklı kişilerle görüştüğümüzde mevsimlerin değiştiği yönünde bilgiler var. Yüksek kesimlerde kar olduğu, mevsimlerin normalin dışında seyrettiği söyleniyor. Bunun sonucunda hava bir soğuk, bir sıcak. Baharı tam anlamıyla yaşayamıyoruz. Şu anda dereden denize akan sularda ileri derecede kahverengileşme, toprak göçü gibi bir durum mevcut. Mevsimin bu zamanında bu kadar olması normal gelmiyor ama bakıldığında güzel bir görüntü de oluşuyor. Şu anda denizin kıyı kesimlerinde kahverengilik vardı, şimdi ise epey açıklarda bulanıklık görülüyor" dedi. Taci Güney ise dereden akan suların denize karışması sonucu suyun renginin kahverengiye döndüğünü belirtti.
Malatya Battalgazi’de yaşlı vatandaşlara okuma yazma desteği Battalgazi Belediyesi, Ahmet Kekeç Kütüphanesi’nde yaşlı vatandaşlara yönelik okuma yazma kursu başlattı. Battalgazi Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü, ilçede yaşayan yaşlı vatandaşların günlük yaşamlarını kolaylaştırmak ve sosyal hayata daha aktif katılımlarını sağlamak amacıyla yeni bir eğitim çalışmasını hayata geçirdi. Bu kapsamda Ahmet Kekeç Semt Kütüphanesi’nde açılan okuma yazma kursu ile bugüne kadar temel eğitim imkânına erişememiş vatandaşlara destek veriliyor. Alanında deneyimli eğitmenler tarafından verilen kurslarda katılımcılara temel okuma ve yazma becerileri kazandırılıyor. Dersler, yaşlı bireylerin öğrenme hızına uygun şekilde planlanırken, uygulamalı anlatım yöntemleriyle eğitim süreci destekleniyor. Kurs sayesinde katılımcıların hem günlük yaşamda karşılaştıkları zorlukları aşmaları hem de sosyal bir ortamda bulunarak kendilerini geliştirmeleri hedefleniyor. Hayatın her döneminde öğrenmenin mümkün olduğunu ortaya koyan çalışma kapsamında kursa katılan vatandaşlar, yeni bilgiler edinmenin yanı sıra özgüvenlerini artırarak günlük işlerini daha bağımsız şekilde yapabilmenin mutluluğunu yaşıyor. Kursla birlikte özellikle daha önce eğitim fırsatı bulamamış kadınların kendi hayatlarına daha güçlü şekilde yön verebilmeleri amaçlanıyor. "Okumak benim çocukluk hayalimdi" Kursa katılan Şengül Toy, okuma yazma öğrenmenin kendisi için büyük bir hayal olduğunu belirterek şunları söyledi: "Ben okumayı çok istedim. Küçüklüğümden beri hayalimdi. Çocuklarım okula gitti ama ben onlara yardımcı olamadım, karnelerini okuyamadım. O sevinci yaşayamadım. Kur’an okumayı öğrendim ama okumak hep içimde kaldı. Şimdi devletimiz bize bu imkânı verdi, çok şükür." Şengül Toy, okuma yazma öğrenmek isteyen herkesi kursa davet ederek, "Okumanın yaşı yok. Herkes gelsin öğrensin. Bir harf de olsa bizim için çok kıymetli. Biz geldiğimiz için çok memnunuz, inşallah öğreniriz" diye konuştu.
İstanbul Bilim, teknoloji ve afet yönetimi buluştu: TÜBA çalıştayında kritik mesajlar İstanbul’da düzenlenen "Afetler ve Alınabilecek Önlemler Çalıştayı"nda ‘ahlaki deprem’ vurgusu öne çıktı. Uzmanlar, 6 Şubat depremlerinin yalnızca fiziki yıkımı değil, sistemsel eksiklikleri de ortaya koyduğunu belirtirken; dere yataklarının yapılaşmaya açılmasının riskleri büyüttüğüne, üniversite kampüslerinin afet anlarında kritik merkezler haline geldiğine ve yapay zekâ destekli erken uyarı ile hasar tespit sistemlerinin yeni dönemin anahtarı olduğuna dikkat çekti. Türkiye Bilimler Akademisi tarafından Yıldız Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "Afetler ve Alınabilecek Önlemler Çalıştayı"nda, kamu yöneticileri ve akademisyenler afetlere hazırlık, risk azaltma ve bilimsel çalışmaların önemini ele aldı. Çalıştayda, 6 Şubat depremleri sonrası edinilen tecrübeler ışığında yeni stratejiler ve teknolojik çözümler masaya yatırıldı. Açılış konuşmalarını ise İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Sözen, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Muzaffer Şeker, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Vatan Karakaya ve TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Yürütücüsü Mehmet Emin gerçekleştirdi. "Afetlerden ders çıkaran toplumlar riskleri azaltıyor" İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Sözen, "Kutsal değerleri olmayan, sadece dünyevi yaşamını en iyi şekilde dizayn eden bazı toplumlardaki hassasiyetin kaynağını da bilmek gerekiyor. Bizde 7, 7,5, 8 şiddetinde depremler olabileceği düşüncesi bile ciddi bir tedirginlik oluşturuyor. Ancak bazı toplumların afetlerden ders çıkararak altyapılarını ve sistemlerini buna göre kurduklarını görüyoruz" dedi. Sözen sözlerini şöyle sürdürdü: "6 Şubat depreminden sonra İstanbul Valiliği olarak Türkiye Afet Müdahale Planı ve risk azaltma planları kapsamında çok ciddi çalışmalar yürütüyoruz. Yerel ve merkezi yönetimler, üniversiteler, güvenlik birimleri ve ilgili tüm kurumların katılımıyla toplantılar gerçekleştiriliyor. Amaç, alınan önlemlerin topluma yansımasını artırmak ve afet anında hızlı müdahale ile kayıpları en aza indirmektir." "Ahlaki deprem, fiziksel yıkımı büyütüyor" Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker ise "Depremin etkilerinin çarpan etkisiyle artmasına neden olan bir ‘ahlaki deprem’ gerçeğiyle de karşı karşıyayız. Bu durumun fiziksel yıkımı nasıl büyüttüğünü yaşadığımız afetlerde açıkça gördük. Asrın felaketi olarak tanımladığımız depremler, hem can kayıpları hem de ekonomik maliyetler açısından büyük sonuçlar doğurdu. Bu yıl Amerika’da düzenlenecek G20 Zirvesi kapsamında, doğal afetler başlığında Türkiye’nin deneyimlerini uluslararası platformda paylaşacağız. Doğaya müdahale ederken dere yataklarının korunması büyük önem taşıyor. Bu alanların yapılaşmaya açılması, felaketlerin maliyetini katlayarak artırıyor" açıklaması yaptı. Prof. Dr. Şeker, "Ayrıca yaptığımız gözlemlerde üniversite kampüslerinin afet anlarında kritik merkezler haline geldiğini gördük. Barınma, enerji ve temel ihtiyaçların karşılanabildiği bu alanlar, kriz yönetiminde önemli rol üstleniyor" şeklinde konuştu. "Yapay zekâ ile afet yönetiminde yeni dönem" "Üniversitemiz, afetlerin azaltılması ve afet teknolojilerinin geliştirilmesi hedefiyle çok disiplinli çalışmalar yürütmektedir" diyen Yıldız Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Vatan Karakaya, "6 Şubat depremi sonrasında özellikle Hatay başta olmak üzere sahada hasar tespiti, yapı analizi ve tarihi dokunun korunmasına yönelik çalışmalar başlatıldı. Geçici barınma sistemleri, hızlı üretim teknikleri ve altyapı yönetimi üzerine saha araştırmaları gerçekleştirildi. Bu verilerle afet yönetimi için yapay zekâ tabanlı bir karar destek sistemi geliştirildi" dedi. Karakaya sözlerini şöyle sürdürdü: "TÜBİTAK 1001 programı kapsamında yürütülen projelerde, sismik hareketlerin yapay zekâ ile analiz edilmesi ve risklerin daha erken öngörülmesi hedefleniyor. Ayrıca uydu verileriyle entegre edilen sistemlerle hasar haritaları oluşturularak arama-kurtarma ve lojistik faaliyetler için otomatik altyapı kurulması amaçlanıyor. Üniversitemizde kurulan Afet ve Acil Yardım Koordinatörlüğü ile öğrenciler ve personel arama-kurtarma konusunda eğitilerek sertifikalandırılıyor. Hedefimiz, mezunlarımızın ülkenin her yerinde afetlere müdahale edebilecek donanıma sahip olmasıdır." "Afet yönetiminde öncelik risk azaltma olmalı" Afetlerin çoğu zaman yanlış yer seçimi, eksik mühendislik hizmetleri ve yetersiz mevzuatın sonucudur olduğunu belirten TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. Mehmet Emin da şöyle konuştu: "Türkiye, jeolojik yapısı ve sosyoekonomik dinamikleriyle çoklu afet risklerinin kesişim noktasında yer alıyor. Kuzey Anadolu Fayı’ndan Doğu Anadolu Fayı’na uzanan hatlar; heyelanlar, yangınlar, kuraklık gibi risklerle birlikte birbirini tetikleyen karmaşık süreçler oluşturuyor. 2023 Kahramanmaraş depremleri ise sistemlerin ciddi şekilde test edildiği bir dönüm noktası oldu. Afet yönetimi tek bir kurumun değil, disiplinler arası ve çok aktörlü bir süreçtir. Küresel ölçekte de afetlerin etkileri sınırları aşarak farklı coğrafyalarda hissedilmektedir. Bu nedenle uluslararası iş birliği, veri paylaşımı ve erken uyarı sistemleri büyük önem taşıyor. En temel dönüşüm ise müdahale odaklı anlayıştan, risk azaltma ve önleme odaklı yaklaşıma geçiştir. Çünkü afet gerçekleştikten sonra kayıpları tamamen telafi etmek mümkün değildir."
Çanakkale Çanakkale Kara Savaşları’nın yıl dönümünde Fransız ve İngiliz anıtlarında tören düzenlendi Çanakkale Kara Savaşları’nın 111’inci yıl dönümü nedeniyle Şehitler Abidesi’nde düzenlenen anma programının ardından Fransız ve İngiliz anıtlarında da tören düzenlendi. Fransız Askeri Mezarlığı’ndaki törenlere, Çanakkale Valisi Doç. Dr. Ömer Toraman, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, Yeni Zelanda Genel Valisi Dame Cindy Kiro, Fransa Büyükelçisi Isabelle Dumont, Fransa Temsilcisi Koramiral Yannıcık Bossu, Avustralya Büyükelçisi Sally-Anne Vincent, Birleşik Krallık Türkiye Büyükelçisi Jilly Morris, yabancı ülkelerin temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. Konuşmaların ardından Türkiye ve Fransa ulusal marşları okundu. Marşların okunması sonrasında ise Fransız Askeri Mezarlığı’ndaki yabancı ve Türk askerlerin mektuplarına sesli ve yazılı bir şekilde ulaşılabilen QR kod tanıtıldı. Ardından mezarlara karanfil bırakılması ve anı defterinin imzalanmasıyla tören son buldu. Fransız Askeri Mezarlığı’ndaki törenin ardından İngiliz Helles Anıtı’ndaki törene geçildi. Günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı. Çanakkale Savaşları’nda hayatını kaybedenler için dua edilen törende, İncil’den de bölümler okundu. Türkiye Cumhuriyeti adına Vali Doç. Dr. Ömer Toraman ve yabancı ülkelerin temsilcileri tarafından anıta çelenk bırakıldı. Saygı duruşunda bulunularak, iki ülkenin milli marşlarının okunması ile tören sona erdi.