ASAYİŞ - 07 Aralık 2021 Salı 11:21

Karısının evine pompalı tüfekle saldırdı, katliamı jandarma engelledi

A
A
A
Karısının evine pompalı tüfekle saldırdı, katliamı jandarma engelledi

Tokat’ta koruma kararı olan kadının evine giderek pompalı silahla saldıran koca dehşet saçtı.

Tokat’ta koruma kararı olan kadının evine giderek pompalı silahla saldıran koca dehşet saçtı. Olayda yaralanan jandarma personeli kadının zarar görmesini engelledi.


Edinilen bilgiye göre olay; Tokat merkez ilçeye bağlı Çerçi köyünde yaşandı. Eşi H.S. ile boşanma aşamasında olan Ö.S., üç gün önce uzaklaştırma kararı olmasına rağmen ayağındaki elektronik kelepçeyi keserek evinden uzaklaştı. Durumun fark edilmesi üzerine H.S. ile ilgili arama çalışması başlatılarak, jandarma ekipleri tarafından H.S.’nin evinin çevresinde güvenlik tedbiri aldı. Jandarma ekipleri, saat 4.30 sularında evin çevresindeki köpeklerin havlaması üzerine çevreyi kontrol etmek istedi. Bu sırada Ö.S. yanındaki pompalı tüfekle jandarma görevlilerinin üzerine ateş açtı. Jandarma Astsubay Kıdemli Çavuş F.K. sol kolundan ve bacağından yaralandı. Ö.S., yakalanarak gözaltına alındı. Koruma kararı bulunan H.S. isimli kadın, olayı zarar görmeden atlattı. Yaralanan jandarma görevlisinin hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtildi. Yaşanan olayın ardından gün ağrıması ile birlikte dehşetin boyutu gözler önüne serildi.



Jandarma olmasaydı hepsi ölebilirdi


7 yıllık evli olan 1 çocuk annesi Hacer Gençay (26) geçtiğimiz yıl mart ayında boşanma davası açtığını, sürekli tehdit mesajları aldığını kaydetti. Jandarmanın aldığı önlem sayesinde hayatı kurtulan kadın cinayetlerinin önlenmesi için çağrıda bulunarak , “Koruma kararım vardı. Bu şahıs kelepçeyi kırıp buraya geliyor. Polis jandarmalar buradayken elinde pompalı tüfekle ateş ediyor ve jandarma bakmak için buraya gelirken ona ateş ediyor ve onu yaralıyor. Polisi, jandarmamızı, askerimizi bu şahıs yaralıyor. Yani jandarmamız olmasaydı benim ailemden birisi veyahut da hepimiz ölebilirdik. İçeriye girip tarayabilirdi hepimizi. Yani önlemini alsınlar. Bizler öldükten sonra mı önlem alınacak? Yani bizim canımız yanmadan bir önlem alsınlar. Biz bıktık artık” dedi.



Adliye’de iken de saldırıya uğramış


Gençay, boşanma aşamasında da saldırıya uğradığını belirterek, “Bir buçuk iki yıl ben adliye kapılarında sürekli gidip şikayette bulunuyorum. Sürekli bu insan beni adliyenin içinde duruşmayı beklerken darp etti. Beş tane dikiş atıldı kaşıma. İki ay kaldı avukat tutup geri her türlü tehdidi yine yapmaya devam etti. Ve sürekli tutanak tuttum, ben bu insanı alın diye. Sürekli ihlal ediyor diye tutanak tuttum. Ama hiçbir şekilde bir şey yapılmadı. Ne olursunuz artık bu insanı çıkarmayın. Yine diyerek gitti. Polisimizi, jandarmamızı burada yer alıyor. Ve orada bağırarak yine geleceğim. Yine geleceğim diyor. Lütfen artık bir çare bulun. Lütfen izin vermeyin böyle pisliklerin yaşamasına izin vermeyin. Lütfen yaşamasına izin vermeyin. Ben öldükten sonra bakın diyorum yine diyorum. Eğer benim aileme bir şey olursa bana bana bir şey olursa nasıl, nasıl uyuyacaksınız? Ne olursunuz ben, ben empati yapılsın istiyorum artık. Ben sadece onlardan empati yapılsın. Kendi evlatlarına, kendi canlarına böyle bir şey olsa böyle davranmazlar. Ben sizden bunu istiyorum. Lütfen devlet büyükleri. Yalvarırım size yardım edin” diye konuştu.



"Ben de ölen kadınlardan olmak istemiyorum"


Şahsın serbest bırakılmamasın isteyen Gençay, “Bu insanı bırakırsanız bu insan yine gelecek. Ya beni öldürecek ya abilerim öldürecek ya da bir başka bir şey. Lütfen size yalvarıyorum. Başka hiçbir şey istemiyorum sizden. Ben de ölen kadınlardan olmak istemiyorum. Yedi yıllık evliyim. Geçen yıl mart ayında ben boşanma davası açtım. Bir tane kızım var. Yani böyle. iki yıldır kabus. Başta barışmak istedi, ayrılmak istemedi, kabul etmedim. Ve bu şekilde böyle davranmaya devam ettim. Barışmazsan sana şunu yapacağım, bunu yapacağım. Her türlü şeyi yaptı. Ve artık gerçekten ben yoruldum. Ben yoruldum artık. Ölmek istemiyorum. Beni duyun. Beni duyun lütfen. Ben buramı darp ettiği zaman. yansıtmak istedim. Ama ulaşamıyorsun. Belli bir şeye kadar oluyor. Ondan sonra ulaşamıyorsun. Ben sürekli sesimi duyurmak istedim. Yani her an korkuyla yaşıyoruz.. Ne zaman bir şey olacak? Nasıl olacak? Korktuk. Ya o kelepçeyi nasıl kırıyor? Nasıl? Ben bunu anlatmak istiyorum. Nasıl kırıyor? Bu kadar güvenli değil demek ki. Ya içeriye alın. Atın bu adamı. Ya da başka bir çözüm bulun yalvarıyorum” ifadelerini kullandı.


Genç kadının babası ve ağabeyi de şahsın cezalandırılmasını istedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Toplantısı başladı Fenerbahçe Olağan Yüksek Divan Kurulu Toplantısı başladı. Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, futbolda bir zihniyet değişikliği şart olduğunu belirterek, "Bu da anlık hissi kararlarla değil, başarısı kanıtlanmış sportif yaklaşım ve anlayışın futbola da hakim kılınacağı yeni bir çalışma ve sistemin kurulması ile mümkün olacaktır" dedi. Fenerbahçe nisan ayı Olağan Yüksek Divan Kurulu Toplantısı, Fenerbahçe Spor Kulübü Faruk Ilgaz Tesisleri’nde yapılıyor. Toplantıya, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Sadettin Saran, Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu ve Divan Kurulu üyeleri katıldı. Sarı-lacivertli kulübün eski başkanı Aziz Yıldırım da toplantıya katılım sağladı. Toplantı saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Şekip Mosturoğlu: "Futbolda bir zihniyet değişikliği şarttır" Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, yaptığı konuşmada futbol takımının dün yaşadığı puan kaybına değinerek, son yıllarda ulaşılamayan başarıya dikkat çekti. Mosturoğlu, "Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde yaşanan elim hadise ile ilgili olarak Fenerbahçe camiası adına üzüntülerimi belirtmek istiyorum. Hayatlarını kaybeden öğretmenlerimiz, öğrencilerimize Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Olayda yaralananlara geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Bugün burada dün akşam yaşadığımız ve hepimizi derinden üzen maç sonucunun ardından bir araya gelmiş bulunuyoruz. Futbol takımımızın almış olduğu beraberliğin Süper Lig şampiyonluk yarışında ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz. Hepimiz çok üzgünüz, hayal kırıklığı yaşıyoruz. Oysa ki maçtan önce camia olarak şampiyonluk hedefine odaklanmış adeta tek yürek olmuştuk. Dün Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda taraftarlarımızın oluşturduğu atmosferle takımımız skor olarak geriye düşmesine rağmen öne geçmiş ancak son saniyelerde taraftarımızı büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu sezon bu durum birden fazla yaşanmış, liderlik koltuğuna oturabilecekken geriye düşülmüştür. Halen şampiyonluk şansımız matematiksel olarak devam etmiş olsa da ipler maalesef bizim elimizde değil inisiyatif rakibimizin eline geçmiş durumda. Bugün bu tabloyu görmezden gelmek, küçümsemek yada olduğundan farklı göstermeye çalışmak ne bu kürsüye ne de bu camiaya yakışır. Taraftarımızın öfkeli olması da son derece doğaldır. Çünkü Fenerbahçe taraftarı her zaman kupa ister, şampiyonluk ister. Bu kulüp yenilmeyi kabul etmeyenlerin kulübüdür. Bu nedenle taraftarımızın yaşadığı hayal kırıklığını en derinden bizler de hissediyoruz. Elbette bu olumsuz sonuçların sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk sadece bir kişiye, bir gruba indirilemez. Yönetiminden, teknik heyetine, futbolcusundan tüm paydaşlarına kadar herkes bu sorumluluk hissiyatı içindedir. Bu durumun bütün sorumluluğu da sadece bu yönetime ait değildir. Yarıştığımız diğer bütün branşlarda ezici bir üstünlüğe sahipken neden futbolda bu seviyeye gelemiyoruz? Neden. Kulüpten kulübe değişen çifte standart kararları kabul etmiyor, bugün yaşadığımızla bunların normalleşmesini istemiyorum. Mücadele ettiğimiz diğer branşlarda ezici üstünlüğümüz ve başarımız sistemli şekilde inşa edilen istikrar ile sürdürülen bir anlayışın eseridir. Bu anlayışla sürekliliği sağlanan kadro ve teknik heyet istikrarıyla, mevcut takımın üzerine inşa edilen kadrolarla sürekli ve ezici başarılara ulaşılmıştır. Yarıştığımız diğer branşlarda bizi başarıya götüren bu dinamikler futbolda tam tersi şekilde çalışmaktadır. Teknik heyet ve kadroların her sezon yap-boz gibi değiştirilmesi futbolda sık tekrarlanan başarısızlıkların temel sebebidir. Bizim için futbolda bir zihniyet değişikliği şarttır. Bu da anlık hissi kararlarla değil, başarısı kanıtlanmış sportif yaklaşım ve anlayışın futbola da hakim kılınacağı yeni bir çalışma ve sistemin kurulması ile mümkün olacaktır" ifadelerini kullandı. Şekip Mosturoğlu konuşmasına şu şekilde devam etti: "Fenerbahçe tarihi boyunca zorlu dönemler yaşamış, ancak her defasında ayağa kalkmayı başarmış bir kulüptür. Bugün yaşadığımız hayal kırıklığı büyüktür, evet. Ama bu camianın gücü, tam da böyle zamanlarda ortaya çıkar. İçinde bulunduğumuz zorluklardan ancak ortak akılla çıkabilmemiz mümkündür. Bugün burada yapmamız gereken en önemli şey, birbirimizi yıpratmak değil; ortak aklı korumak olmalıdır. Eleştiri elbette olacaktır, olmalıdır da. Ama bu eleştirinin yapıcı olması, Fenerbahçe’ye zarar vermeyecek bir zeminde kalması hepimizin sorumluluğudur. Unutmayalım ki bu kulüp, en büyük gücünü birlikten alır. Ayrıştığımızda değil, omuz omuza durduğumuzda güçlüyüz. Bugün belki moralimiz bozuk, belki öfkeliyiz. Ancak unutmamamız gerekir ki camiamız, bizlerden tam da böylesine zor bir günde çözüm üretmemizi beklemektedir. Bu camia, mücadeleyi asla bırakmaz. Bugün üzülür, yarın yeniden ayağa kalkar. Çünkü Fenerbahçe’nin karakteri budur. Bugün yapılması lazım gelen ise hızla ayağa kalkmamızı sağlayacak fikir ve çözümleri üretmektir."