- 19 Haziran 2023 Pazartesi 11:55

Bu araştırma denizi olmayan kenti alabalık yetiştiriciliğinde dünya birincisi yapacak

A
A
A
Bu araştırma denizi olmayan kenti alabalık yetiştiriciliğinde dünya birincisi yapacak

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi bünyesinde yürütülen Gökkuşağı Alabalığı yetiştiriciliği ıslah çalışmaları, Türkiye’nin Gökkuşağı Alabalığı üretiminde dünyada ilk sıraya taşıyacak.

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi bünyesinde yürütülen Gökkuşağı Alabalığı yetiştiriciliği ıslah çalışmaları, Türkiye’nin Gökkuşağı Alabalığı üretiminde dünyada ilk sıraya taşıyacak.


Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi bünyesinde yürütülen Gökkuşağı Alabalığı yetiştiriciliği ıslah çalışmaları dünya da ikinci sırada yer alan Türkiye’yi ilk sıraya taşıyacak. Türkiye Gökkuşağı Alabalığı üretiminde Avrupa’da ilk sırada yer alırken dünya sıralamasında İran’ın hemen ardında ikinci sırada yer alıyor. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi bünyesinde yürütülen ıslah çalışmaları sayesinde üretimi yapılan Gökkuşağı Alabalığının hastalıklara karşı dayanıklılık elde etmesi sağlanacak. Hastalıklara karşı dayanıklılık elde etmesinin yanında Gökkuşağı Alabalığının daha hızlı büyümesi sağlayacak. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Doğukan Kaya, su ürünlerinin önemli bir noktada bulunduğunu belirterek, "Ülkemizde Gökkuşağı Alabalığı yetiştiriciliğinde kaliteli yavru temini için anaç kalitesini yükseltecek ıslah çalışmalarının başlatılması projesine başladık. Burada bizim asıl amacımız yetiştiricilik periyodunda daha hızlı büyüyen, hastalıklara karşı dayanaklığı daha yüksek bireyler elde etmek. Genetik olarak hastalıklara dayanıklı gen bölgelerinin tanımlanmasıyla seçici yetiştiriciliği geliştirmek istiyoruz" şeklinde konuştu



"Kaliteli yavru temini için anaç kalitesini yükseltecek ıslah çalışmalarının başlatılması projesine başladık"


Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Doğukan Kaya, anaç kalitesini yükseltecek çalışmamalara başladıklarını belirterek, "Su ürünleri su da yaşayan canlıların insan yaşamına faydalarını ifade eden bir terimdir. Su ürünleri denildiğinde gıda olarak algıya sahibiz ancak bilmemiz gereken, sular ile nefes alabildiğimizdir. Su ürünleri gıda olarak yer almasının yanında hayati fonksiyonlarımız için önemli olduğundan bizlerde bundan hareketle, araştırma birimimizde hem su ürünleri sektörüne katkı sağlamak hem de öğrencilerimize uygulamalı eğitim vermek amacıyla faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Burada şuan devam eden farklı TUBİTAK projelerimiz var. Ülkemizde geçtiğimiz yıl Gökkuşağı Alabalığı yetiştiriciliği Tarım ve Orman Bakanlık verilerine göre Avrupa’da birinci sıraya ulaşmış durumdadır. Yetiştiricilikte çok iyi noktaya geldik. Dünya da İran’ın ardından Türkiye ikincisi sıraya ulaşmış durumdadır. Bizlerde bu artan üretimleri, yeni stratejilerle artırarak ülkemizin su ürünleri sektörüne katkı sağlamayı maksatlıyoruz. Son dönemde ortaya koyduğumuz önemli projelerden bir tanesi ülkemizde Gökkuşağı Alabalığı yetiştiriciliğinde kaliteli yavru temini için anaç kalitesini yükseltecek ıslah çalışmalarının başlatılması projesine başladık. Burada bizim asıl amacımız yetiştiricilik periyodunda daha hızlı büyüyen, hastalıklara karşı dayanaklığı daha yüksek bireyler elde etmek. Genetik olarak hastalıklara dayanıklı gen bölgelerinin tanımlanmasıyla seçici yetiştiriciliği geliştirmek istiyoruz. Elbette ülkemizin üretim kapasitesinin armasını çok önemli görüyoruz. Ancak yumurta temininde dışa tabimiz söz konusudur. Bizde bu noktada ülkemizin çeşitli bölgelerinde faaliyet gösteren yüksek kapasiteli ve kendi imkanlarıyla anaç bulundurup yumurta ve yavru üreten işletmelerimizin ellerinde bulunan genlerin daha iyi olanlarını ortaya çıkarıp ülkemize Gökkuşağı Alabalığı yetiştiriciliğinde üretim performansı artıracak uygulamaları gündeme getirip, sonra ki çalışmalara öncülük etmek istiyoruz. Bununla beraber Gökkuşağı Alabalığı yetiştiriciliğinde üretim verimini artırabilecek farklı yem katkı maddeleri üzerine çalışmalarımız bulunuyor” dedi.



“Yem de hastalık problemini minimuma düşürebilecek, üretim başarısını arttırabilecek yem katkı maddelerinin araştırması yapıyoruz”


Kaya, “Özellikle son dönemde tıbbi aromatik bitkiler gibi yem de etkin katkı maddesi olarak kullanarak balıklarda büyüme performansı, yemden yararlanmanın ortaya çıkması gibi çalışmalarımız var. Sektörde kullanılan antibiyotiklerin pek çoğu işe yaramıyor. Bununla beraber sularda kalan antibiyotiklerle sorun ortaya çıkarıyoruz. Şuan sektörün ihtiyacı olan antibiyotikten ziyade yemde hastalık problemini minimuma düşürebilecek, üretim başarısını arttırabilecek yem katkı maddelerinin devreye alınabilmesi için bu maksat istikametinde balıklarda deneyerek katkı sağlamayı maksatlıyoruz. Burada üretilen balıklar, üniversitemizin önce ki öğretim üyeleri tarafından 1990’lı yıllarda faaliyete geçirilmiş. Hem kuluçkana alt yapısına hem de beton havuz alt yapısına sahip bir tesistir. Burada sektörden yumurta temin edilip, yetiştiriciliğinin ardından beton havuzda üretimleri gerçekleşiyor. Üretimin yanı sıra belirli bir kısımda araştırma faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Burada yıllık ortalama olarak 3 tonun üzerinde üretim oluyor. Kapasiteyi artırdığımızda 5 ton civarında alabalık üretimini gerçekleştirebiliyoruz. Ürettiğimiz balıklara üniversite bünyesinde bulunan personelimizin yoğun ilgisi bulunuyor. Üretilen balıklar personellin günlük istekleri istikametinde canlı ve taze olarak hasat edilmektedir. Paketleme işleminin ardından üniversitemiz içerisinde yer alan ürün satış merkezimize gönderilmektedir. Böylelikle de üniversite bünyesine katkıda bulunmuş oluyoruz. Bunun dışında günlük olarak yemekhane de çıkarılmak üzere balıklar satıla sunuluyor” diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Uzmanından "Açlığı taklit eden diyetle hücresel yenilenme mümkün olabilir" açıklaması Son yıllarda sıkça konuşulan FMD diyetini değerlendiren Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, "Fasting Mimicking Diet, tam açlığın zorluklarını ve risklerini bertaraf ederken, vücuda ‘kıtlık varmış’ sinyali gönderir. Bilimsel çalışmalar, periyodik olarak uygulanan FMD diyeti ile enflamasyonun azalmasına, kök hücre bazlı yenilenmenin aktive olmasına ve bilişsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir" dedi. "Açlığı taklit ederek vücutta onarım sürecini tetikliyor" Beslenme biliminin, son on yılda kabuk değiştirdiğini belirten Erden, "Beslenme bilimi artık yalnızca ne yediğimizle değil, yemediğimiz anlarda vücudumuzda neler olduğuyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Odak noktamız sadece tartıdaki rakamlar değil, DNA hasarının onarımı, mitokondriyal verimlilik ve hücresel düzeyde sağlığın sürdürülebilirliği. "Fasting Mimicking Diet" adı verilen FMD diyeti de açlığı taklit ederek vücutta onarım sürecini tetikleyen 5 günlük bir program" diye konuştu. "Hücreye ‘büyümeyi durdur, onarıma geç’ talimatı verir" Vücudumuzun, evrimsel süreç boyunca bolluk ve kıtlık dönemlerine uyum sağlayacak şekilde programlandığına dikkat çeken Erden, "Ancak modern dünyadaki kesintisiz kalori alımı, vücudun hayatta kalma mekanizmalarını pasifize etmektedir. Fasting Mimicking Diet, tam açlığın zorluklarını ve risklerini bertaraf ederken, vücuda ’kıtlık varmış’ sinyali göndererek belirli makro besin dengelerine dayalı bir protokoldür. Besin alımının kontrollü kısıtlanmasıyla birlikte vücutta insülin ve IGF-1 seviyeleri düşer. Bu düşüş, hücreye ’büyümeyi durdur, onarıma geç’ talimatı verir. Aynı zamanda vücut, birincil yakıtı olan glikozdan, yağ asitlerinin oksidasyonu sonucu oluşan keton cisimciklerine geçiş yapar" ifadelerini kullandı. "Hücre içinde biriken hasarlı proteinlerin, işlevini yitirmiş yapıların ve metabolik atıkların parçalanarak enerjiye dönüştürülmesini sağlar" Otofaji sürecine dikkat çeken Erden, "FMD’nin kalbinde yatan en kritik süreç otofajidir. Kelime anlamıyla ’kendi kendini yeme’ olan bu mekanizma, hücre içinde biriken hasarlı proteinlerin, işlevini yitirmiş yapıların ve metabolik atıkların parçalanarak enerjiye dönüştürülmesini sağlar. Bilimsel çalışmalar, periyodik FMD uygulamalarının bu temizlik sürecini tetikleyerek enflamasyonun azalmasına, kök hücre bazlı yenilenmenin aktive olmasına ve bilişsel fonksiyonların korunmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir" dedi. "Harika reçete değil, stratejik bir müdahaledir" Klinik sonuçlara değinen Erden, "İnsanlar üzerinde yapılan klinik denemelerde, ayda bir kez uygulanan FMD protokolünün bel çevresinde azalma, kan basıncında iyileşme ve sistemik enflamasyon göstergelerinde düşüş sağladığı gözlemlenmiştir. Ancak bu yaklaşım bir harika reçete değil, stratejik bir müdahaledir" diye konuştu. "Bilinçsiz uygulanması kas kaybına, hormonal dengesizliklere yol açabilir" Risklere dikkat çeken Erden, "Bu tür kısıtlayıcı protokollerin bilinçsiz uygulanması kas kaybına, hormonal dengesizliklere ve özellikle bazı kronik hastalıklarda ciddi sağlık risklerine yol açabilir. Tip 1 diyabet, ileri böbrek yetmezliği veya yeme bozukluğu öyküsü olan bireylerde bu protokoller hayati tehlike oluşturabilir. Dolayısıyla kalori kısıtlamasıyla hücresel yenilenmenin mümkün olup olmadığı sorusunun yanıtı bilimsel olarak şartlı bir evettir. FMD, doğru metabolik profile sahip bireylerde, uzman gözetiminde ve belirli periyotlarla uygulandığında fayda sağlayabilir" dedi. Sürdürülebilirliğe vurgu yapan Erden, "Beslenme biliminin temel taşı sürdürülebilirliktir. Beş günlük bir disiplin, yılın geri kalanındaki kötü beslenme alışkanlıklarını telafi edemez. Gerçek hücresel sağlık, kısa vadeli müdahaleler ile uzun vadeli dengeli beslenme alışkanlıklarının birlikte yürütülmesiyle mümkündür" diye konuştu.
Samsun Çözünebilir lifler kolesterolü düşürebilir Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yunus Amasyalı, liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzelerin düzenli tüketilmesinin önemli olduğunu, çözünebilir liflerin kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebildiğini söyledi. Liv Hospital Samsun, Kardiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Yunus Amasyalı, Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla bilgilendirmelerde bulunarak "Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su için. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir" dedi. Kalp sağlığı için sağlıklı bir beslenme alışkanlığının edinilmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Kalp hastalıkları için risk oluşturan yüksek kan basıncı (hipertansiyon), fazla kilo ve yüksek kolesterol durumuna sağlıklı beslenme alışkanlığı ile olumlu bir katkıda bulunulabilir. Kan dolaşımındaki kolesterolün yüzde 75’i karaciğerde, yüzde 25’i ise aldığımız gıdalardan emilir. Gıdalarla aldığımız yağın miktarı ve türü kan kolesterol düzeyine önemli ölçüde etki eder. Dolaşımdaki fazla kolesterol, kalbi besleyen damarların iç yüzeylerinde ’plak’ adı verilen birikimler yapar. Bu plaklar da büyüyerek kan dolaşımını engeller. Ancak kalp hastalığına yol açan asıl etken yağın miktarından ziyade yağın türüdür. Ayrıca günde 6 gramdan fazla tuz tüketilmemelidir" diye konuştu. Yapılması gerekenin günlük kalorinin en fazla yüzde 30’unu yağlardan almak ve ’kötü’ yağları ’iyi’ yağlarla değiştirmek olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Doymuş ve trans yağların tüketimi ’kötü kolesterol’ olarak bilinen LDL kolesterol düzeyini, dolayısıyla kalp hastalığı riskini artırır. Bu tip yağlardan alınan toplam kalorinin yüzde 10’unu aşmaması gerekiyor. LDL kolesterolü yüksek ya da kalp hastası olanlarda bu oran yüzde 7’nin altına, kolesterol alımı ise günde 200 miligramın atına inmelidir. Margarin, kırmızı et, yumurta sarısı, tam yağlı süt ve ürünleri, kızarmış gıdalar, hamburger ve benzerleri, ticari unlu mamuller bu tür ’kötü’ yağların başlıca kaynaklarıdır. Doymamış yağlar ise LDL kolesterol düzeyini düşürürken ’iyi kolesterol’ olarak adlandırılan HDL kolesterolü artırır. Zeytinyağı, fındık yağı, mısırözü yağı, balık, ceviz, soya fasulyesi bu ’iyi’ yağların kaynaklarıdır ve günlük kalorinin en fazla yüzde 30’u olması gereken yağ tüketiminde bunlara ağırlık verilmelidir" şeklinde konuştu. Kalp sağlığını korumak için yapılması gerekenlerden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, şunları söyledi: "Orta derecede karbonhidratlar, proteinler ve az miktarda ancak sağlıklı yağlardan oluşan dengeli öğünlerle beslenin. Tam yağlı süt ve ürünleri yerine yağı azaltılmış olanları tercih edin. Haftada 4 yumurtadan fazlasını yemeyin. LDL kolesterolü yüksek kişiler yumurta sarısı bakımından daha da dikkatli olmalıdırlar. Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su içmelisiniz. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir."