GÜNDEM - 04 Ağustos 2023 Cuma 10:37

40 yıllık saat tamircisi 20 yıldır emanet bırakılan saatin sahibini bekliyor

A
A
A
40 yıllık saat tamircisi 20 yıldır emanet bırakılan saatin sahibini bekliyor

Tokat’ta 40 yıldır saat tamirciliği yapan Hacı Özkan, 20 yıldır emanet olarak bırakılan saatin sahibini bekliyor.


Tokat’ta tarihi Taşhan karşısında 40 yıldır saat tamirciliği yapan Özkan, 20 yıl önce tamir edilmesi için emanet bırakılan saati kimselere satmadı. 20 yıl önce pil değişimi için bırakılan saat yıllardır dükkanın tezgahında sahibinin gelmesini bekliyor. Özkan, saatin sahibini tanımadığı için yıllardır saati tezgahında tutuyor. Saatin kendisine ait olmamasından dolayı saati soranlara satılık olmadığını söyleyen Özkan, ’Benim o saati satmaya gücüm yetmez’ diyerek herkesin takdirini topluyor.



"Benim o saati satmaya gücüm yetmez"


1983 yılından beri saat tamirciliği yapan 20 senedir emanet saatin kendisinde olduğunu belirten Hacı Özkan, "1983 yılından beri bu işi yapıyorum. Askerlikten sonra bir abimizin yanına gittim. 3-4 ay çıraklık yaptıktan sonra dükkan tamamen bana kaldı. Yanında çalıştığım usta rahatsızlık geçirmişti ve bu şekilde işimizi devam ettirdik. Ustam rahatsızlık geçirdiği için dükkan bana kalmıştı. Ben de müşteriler ile bu şekilde işi öğrendim. Biz saatçiler de bu durum fazladır. Bazen bazı müşteriler hemen geliyorum der saati bırakıp ve ismini yazmadan giderler. Bazen müşteriler saatini bırakır, kendi saatini tanımazlar. Bu durumlar ile karşılaşabiliyoruz. 20 seneyi geçkin bir tane emanet saatimiz var. Bir 20 sene daha ömrümüz olursa biz o müşteriyi burada bekleyeceğiz. Gelmezse saat kenarda durmaya devam edecek. Artık evlatlarımız benden sonra saati ne yaparlar onu bilemem. Saat güzel bir marka ve değerli bir saattir. Müşteri parçasını bulamamış bu sebepten dolayı bize geldi. Parçayı biz de bulamadık. Saati İstanbul’a götürdüm ve parçayı orda da bulamadım. Saatimiz şu an da çalışır durumda ama tam düzenli bir şekilde çalışmıyor. Saatimizin tarihi bir değeri de bulunuyor. Müşteri bize saati bıraktı gitti. Bir kaç gez geldi ama daha sonra gelmedi. Saat 20 seneden fazla bizde bulunuyor. Emanet bizim için önemlidir. Devletin verdiği bir yetki vardır. Saatçilik yapıyorsun ve devletin verdiği levhayı takmışsın. Kendi malını satarsın ama müşterinin malını asla satamazsın. Kendi malını bedavada verirsin ya da dağıtırsın ama müşterinin verdiği saat kötü de olsa altın değerindedir. Bunun içinde benim o saati satmaya gücüm yetmez. Adam sonradan geldi "saatimi ver" dedi, saat ortada olmadığı zaman ne yapacağım. Saatin değeri kötü olsa bile altın değerinde olabilir. Buna benim gücüm yetmez bu sebepten dolayı emanet satılmaz" diye konuştu.


40 yıllık saat tamircisi 20 yıldır emanet bırakılan saatin sahibini bekliyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Fidan: "Türkiye’nin dış politikası devlet aklıyla ve stratejik öngörüyle şekillenmektedir" Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Türkiye’nin dış politikası günübirlik reflekslerle değil, milletimizin çıkarlarını merkeze alan bağımsız bir iradeyle, devlet aklıyla ve stratejik öngörüyle şekillenmektedir" dedi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü ve dirayetli liderliğinde Türkiye; sözü dinlenen, ağırlığı hissedilen ve dengeleri etkileyen bir aktör konumuna taşınmıştır. Türkiye’nin dış politikası günübirlik reflekslerle değil, milletimizin çıkarlarını merkeze alan bağımsız bir iradeyle, devlet aklıyla ve stratejik öngörüyle şekillenmektedir" ifadelerini kullandı. Hiçbir ithamın Türkiye’nin ortaya koyduğu çabaları gölgeleyemeyeceğini vurgulayan Fidan, "Devlet yönetmenin sorumluluğuyla attığımız adımları görmezden gelmek, yaptığımız açıklamaları çarpıtmak, kötü niyetin ve milletimize karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmayan sağduyusuz zihinlerin ürünüdür. Bölgemizdeki krizlere soğukkanlılıkla yaklaşıp, barış ve istikrar için sorumluluk üstlenmekteyiz. Türkiye, doğru bildiğini her zaman net biçimde tüm taraflara söyleyebilmiş bir ülkedir. Hakikatten kopuk ithamlar bugün olduğu gibi sadece söyleyeni yorar; samimiyetle gayret eden Türkiye’nin ortaya koyduğu çabayı gölgeleyemez" dedi.
Ankara TBMM’de "basın özgürlüğü" tartışması TBMM’de AK Parti ile DEM Parti arasında tutuklu gazeteciler konusunda çıkan tartışmada "Türkiye-İsrail" polemiği yaşandı. TBMM Genel Kurulu’nda AK Parti ile DEM Parti arasında Türkiye ile İsrail basını polemiği yaşandı. AK Parti Tokat Milletvekili Mustafa Arslan, tutuklu gazetecilerin hiçbirinin gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklu olmadığını belirterek, "Basın özgürlüğü, terör propagandası, nefret söylemi ve toplumu ayrıştıran faaliyetler için bir kalkan olarak kullanılamaz. Türkiye’nin basın özgürlüğünü değerlendirmek için ideolojik saiklerle hareket ettikleri açık olan kuruluşların raporlarına değil, ülkemizdeki cari medya ortamına bakmak gerekmektedir" dedi. Arslan, İsrail’de son iki yılda 250’den fazla gazetecinin hayatını kaybettiğini de belirterek, Basın Özgürlüğü Endeksi’nde İsrail’i Türkiye’den öne alan bir raporu hiçbir vicdanın kabul edemeyeceğini ifade etti. Söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Arslan’ın konuşmasına atıfta bulunarak, "Hiç kimse mesleği nedeniyle tutuklu değildir, çünkü AK Parti’ye karşı haber yapmayı bir meslek olayı olarak görmüyorlar. Böyle bir tablo çizdi. Şimdi İsrail’de Basın Özgürlüğü Endeksi Türkiye’den yukarı, çünkü gerçekten İsrail’de basın özgürlüğü var biliyor musunuz? Oradaki gazeteciler, o soykırımcı Netanyahu hakkında yazıp çizebiliyorlar, haber yapabiliyorlar. Ama bu ülkede binlerce insan Cumhurbaşkanına hakaret nedeniyle hâlâ tutuklanıyor. Böyle bir suç var, böyle bir suç uyduruldu bu ülkede ne yazık ki. Üstelik de bakın hakaret değil, eleştiri yaptığı için. Şimdi belge paylaşmak, haber yapmak, iktidar karşıtı, iktidarı eleştiren haber yapmak, halka haber ulaştırmanın kendisini siz suç olarak tarif ediyorsunuz. Vekilimiz söyledi, Nedim Oruç Cizre’de olay takibi, eylem takibi yapıyordu, polisler darbederek aldılar. Hiçbir suçu yok, ’terör propagandası’ dediniz. Ya bizim gözümüzün önünde gittiğimiz eylemde insanları, gazetecileri döve döve polis gözaltına alıyor, diyor ki ’Örgüt propagandası yaptı.’ Niye? Eylemi fotoğraflıyor, eylemin videosunu çekiyor. Şimdi, gerçekle yüzleşmek lazım. Çünkü bu gerçek aynı zamanda bu ülkenin gerçeği ve sizin iktidarınızın oluşturduğu bir gerçek. Bu gerçekle yüzleşmeden bu ülkede basın özgürlüğü olmaz. Herkesin ağzına bant yapıştırın, gözlerini de kapatın, ondan sonra deyin ki ’Bu ülkede basın özgürlüğü var. Niye yazmıyorsunuz? Niye konuşuyorsunuz?’ Meseleniz budur" şeklinde konuştu. AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, İsrail ile Türkiye’yi karşılaştırmanın doğru olmadığını ve İsrail’in daha iyi noktada olduğunu söylemenin kabul edilemeyeceğini belirterek, "Başkanım, Sayın Grup Başkanvkilinin İsrail’i Türkiye’yle mukayese ederek İsrail’in daha iyi noktada olduğunu söylemesi asla kabul edilemez. Her gün gazetecilerin hayatına kasteden, bütün basın mensuplarına yönelik saldırılar düzenleyen, çocukları katleden, kadınları katleden, ibadethaneleri bombalayan soykırımcı İsrail’e ’Bu anlamda Türkiye’den daha iyi noktadadır’ demek asla kabul edilebilir bir şey değildir. Bu topraklara ait, bu topraklardan neşet etmiş hiçbir kimse Türkiye’yi soykırımcı İsrail’le mukayese edemez. Mukayese ettiğinde de ’Türkiye her zaman daha iyi noktadadır’ demesi gerekirken bu anlamdaki tavrı, yaklaşımı asla kabul etmiyoruz, doğru bulmuyoruz, tasvip etmiyoruz ve reddediyoruz" diye konuştu. Koçyiğit ise gazetecilerin Netanyahu’yu eleştirebildiklerini söyledi.