KÜLTÜR SANAT - 25 Aralık 2025 Perşembe 15:07

Tokat’ın kültürel mirası objektiflerle buluştu

A
A
A
Tokat’ın kültürel mirası objektiflerle buluştu

’Kültürel Miras’ temasıyla düzenlenen 9. Aralıksız Uluslararası Davetli Fotoğraf Sergisi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sergi Salonu’nda sanatseverlerle buluştu.


Tokat’ta 136 katılımcının 208 eserinin yer aldığı 9. Aralıksız Uluslararası Davetli Fotoğraf Sergisi, bu yıl "Kültürel Miras" temasıyla Güzel Sanatlar Fakültesi Sergi Salonu’nda gerçekleştirilen açılış programıyla sanatseverlerle buluştu. Serginin açılışına Rektör Prof. Dr. Fatih Yılmaz, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Rasim Koçyiğit, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmet Türkmen, Tokat Zübeyde Hanım Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, akademisyenler, sanatçılar ve çok sayıda öğrenci katıldı.



208 eser sanatseverlerin beğenisine sunuldu


Küratörlüğünü Prof. Dr. Adem Yücel’in üstlendiği sergide, jüri değerlendirmesi sonucunda seçilen 208 eser, toplam 136 katılımcı tarafından sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Türkiye’nin birçok üniversitesinden akademisyen fotoğraf sanatçılarının yanı sıra farklı ülkelerden katılımcıların eserlerine yer verilen sergi, kültürel mirasın evrensel boyutuna dikkat çekiyor.



Rektör Yılmaz: "Tokat, kültürel miras açısından zengin bir coğrafya"


Açılışta konuşan Rektör Prof. Dr. Fatih Yılmaz, Tokat’ın çok sayıda kültürel değeri bünyesinde barındıran zengin bir coğrafya olduğunu ifade etti. Serginin Tokat’ta ve üniversite bünyesinde düzenlenmesinin ayrı bir önem taşıdığını dile getiren Rektör Yılmaz, Güzel Sanatlar Fakültesi’nin bu yıl ilk kez öğrenci aldığını ve fakültenin sanatsal üretim ve etkinliklerle gelişimini sürdüreceğini ifade etti. Üniversitenin, üreten ve topluma katkı sunan bir sanat ve eğitim ortamı oluşturmayı hedeflediğini belirten Rektör Yılmaz, jüri tarafından seçilen davetli sanatçıları ve akademisyenleri tebrik ederek katkılarından dolayı teşekkür etti.



Küratör Yücel: "Tokat, açık hava müzesi niteliğinde"


Küratör Prof. Dr. Adem Yücel ise fotoğrafın yalnızca estetik bir üretim değil, aynı zamanda bellek oluşturan ve koruma bilinci geliştiren güçlü bir ifade alanı olduğunu vurguladı. Serginin Tokat’ta düzenlenmesinin ayrı bir anlam taşıdığını belirten Yücel, "Tokat; tarihi, mimarisi ve yaşayan kültürüyle adeta bir açık hava müzesi. Bu tema için son derece güçlü bir fikir sunuyor" ifadelerini kullandı.



Tokcan boyama kitabı projesi tanıtıldı


Programda ayrıca, Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü’nce hazırlanan ve Tokat’ın kültürel miras değerlerinden ilham alan "Tokcan" boyama kitabı projesine de değinilerek projenin, kültürel miras bilincinin erken yaşlarda kazandırılması açısından önemli bir çalışma olduğu vurgulandı.



Tokat’ın kültürel mirası objektiflerle buluştu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Mersin Üniversitesi’nde yüzlerce çocuk ve genç, dijital bağımlılıktan uzak sporla yetişiyor ‘Spor Dostu Kampüs’ ödülüne layık görülen Mersin Üniversitesi (MEÜ) aracılığıyla yüzlerce çocuk ve genç ekran başından uzaklaşıp futbol, voleybol, basketbol, tenis ve yüzme gibi pek çok branşta eğitim alma fırsatı bularak geleceğe hazırlanıyor. YÖK tarafından ‘Spor Dostu Kampüs’ ödülüne layık görülen MEÜ, bünyesine kattığı spor kulübü aracılığıyla ilk ve orta öğretim öğrencilerini ekran başından uzaklaştırıp yeşil sahalara ve kortlarla tanıştırıyor. Futbol, voleybol, basketbol, tenis ve yüzme gibi pek çok branşta eğitim alan çocuklar, üniversite çatısı altında hem fiziksel hem de sosyal gelişimlerini sürdürüyor. Birçok alanda kursa katılan 640 öğrenciye eğitim veren uzman kadroya ayrıca MEÜ Spor Bilimleri Fakültesi öğrencileri de eşlik ediyor. Erol Yaşar: "Milli takıma da öğrenci kazandırmak istiyoruz" Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, spor yatırımlarının meyvelerini topladıklarını belirterek, şu an 640 olan öğrenci sayısını kısa sürede binin üzerine çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Rektör Yaşar, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde spora yapılan yatırımların sonucunu burada da meyvesini görmekteyiz. Tabii biz de 20 üniversite arasında yer alarak YÖK tarafından spor dostu bir üniversite seçildik. Burada şu anda voleybolundan basketboluna, yüzme, masa tenisinden futboluna öğrencilerimiz bulunmaktadır. 640 tane öğrencimiz spor kulübümüze üye. Tabii bu sayı giderek her geçen gün artmaktadır" dedi. 6-12 yaş grubundaki erkek ve kız öğrencilerinin eğitim aldığını anlatan Yaşar, burada hedeflerinin yetiştirdikleri çocuklar için aldıkları spor kulübü üzerinden lisan çıkarıp amatör liglere ve milli takıma kadar seçilmesini sağlamak olduğunu kaydetti. Yaşar, "Biz bir futbol okulu da satın aldık. Lisans çıkararak yakın bir zamanda Türkiye’deki tüm amatör kulüpler olmak üzere ve milli takıma da öğrenci kazandırmak istiyoruz" diye konuştu. "Dijital bağımlılığa karşı destek vermek, üniversiteyle şehri bütünleştirmek istiyoruz" Eğitim alanların yalnızca üniversite akademisyen ve idari personelin öğrencileri olmadığına dikkat çeken Yaşar, "Mersin’deki tüm velilerimiz buraya kayıt yaptırabiliyor. Biz üniversiteyle şehri bütünleştirmek istiyoruz, kaynaştırmak istiyoruz. Bu spor da bizim üniversiteyle şehrimizi kaynaştırma açısından çok önemli bir rol oynamaktadır. Bu anlamda da sevinçliyiz. Şu anda 640 öğrencimiz var. Her geçen gün istek var. Biz yakın bir zamanda ikinci bir halı sahayı, tenis kortlarımızı büyüterek, futbol sahamızı yeni futbol sahası yaparak bunu binin üzerine çıkarmak istiyoruz. Bütün branşlarda velilerimize cevap vermek istiyoruz ve tüm branşları önemsiyoruz. Çocuklarımızı önemsiyoruz. Dijital bağımlılık ve diğer kötü alışkanlıklardan çocuklarımızı uzaklaştırmak, bunlarla ilgili destek vermek istiyoruz. Küçük de olsa Mersin Üniversitesi olarak buna katkı verdiğimizi düşünüyoruz" şeklinde konuştu. Üniversite öğrencileri de çalışıyor Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın desteğiyle öğrenci çalıştırma projesi kapsamında kurslarda beden eğitiminde okuyan kız ve erkek öğrencilere spor kulübünde yer verdiklerini anlatan Yaşar, "Onlardan destek alıyoruz. Hem onlar kendi branşları anlamında çalışıyorlar hem de spor kulübümüze destek oluyorlar. Hem de çocuklarımızın profesyonel ve altyapı olarak da güçlü bir şekilde yetişmelerini sağlıyoruz" diyerek sözlerini tamamladı. Öğrenciler, "Telefon ve tabletten uzaklaşıp güzelce sporumuzu yapıyoruz" İlkokul öğrencilerinden Metehan Yıldırım, "Kurslara geldiğim için çok mutluyum. Arkadaşlarımın önerisiyle geldim, iyi ki buradayım" derken orta okul öğrencisi Dünya Aydemir, "7. sınıf öğrencisiyim. Burada şut ve pas antrenmanları yapıyoruz. Öğretmenlerimiz bize pes etmemeyi, azimli olmayı ve yaptığımız işi severek yapmayı öğretiyor" ifadelerini kullandı. 7. sınıf öğrencilerinden Asel Erya ise, "Burada çok eğleniyoruz ve öğretmenlerimizden çok şey öğreniyoruz. Telefon ve tabletten uzaklaşıp güzelce sporumuzu yapıyoruz. Pes etmemeyi öğrenmek bizim için çok değerli" dedi. Mersin Üniversitesi’nin, yeni halı sahalar ve tenis kortları projeleriyle "Spor Dostu Kampüs" unvanını güçlendirerek daha fazla gence ulaşmayı hedeflediği belirtildi.
İstanbul Satın alma dünyası 400’ü aşkın katılım ile TÜSAYDER zirvesinde buluştu TÜSAYDER tarafından düzenlenen 13’üncü Satın Alma ve Tedarik Yönetimi Zirvesi 400’ü aşkın sektör profesyonelinin katılımıyla gerçekleşti. Zirvede, küresel belirsizlikler karşısında satın alma fonksiyonunun stratejik bir güç merkezine dönüştüğü vurgulandı. Kadın liderliğin yükselişi öne çıkarken, yapay zeka destekli dönüşüm dikkat çekti. Türkiye’ye ilişkin "az tasarruf, çok tüketim" gerçeği öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Türkiye’nin satın alma ve tedarik yönetimi alanındaki çatı kuruluşu TÜSAYDER tarafından bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Satın Alma ve Tedarik Yönetimi Zirvesi (STZ’26), iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. "Satın almanın yeni çağı" temasıyla gerçekleştirilen zirvede, küresel ekonomik dalgalanmaların şirketler üzerindeki etkileri ele alınırken, satın alma fonksiyonunun giderek daha stratejik bir rol üstlendiği vurgulandı. Zirvede ayrıca kadın liderliğin kriz dönemlerindeki önemi, yapay zeka ile otonom satın alma süreçleri ve Türkiye ekonomisine ilişkin güncel değerlendirmeler öne çıktı. Zirve, TÜSAYDER Yönetim Kurulu Eş Başkanı Dr. Mehmet Sarıdoğan, TÜSAYDER Yönetim Kurulu Eş Başkanı Dr. Sevgi Yılmaz, Ekonomist Mert Başaran, SEDEFED Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem, KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu, ATC Grup YKB, UTİKAD Geçmiş Dönem Başkanı Ayşem Ulusoy, Alışan Lojistik CEO Damla Alışan, Mindzie CEO James Henderson, TÜSAYDER Yönetim Kurulu Üyesi Şenol Altuntaş, TÜSAYDER Yönetim Kurulu Üyesi - Genel Sekreter Ali İhsan İman, Yıldız Holding Hissedarı Ali Ülker, TÜSAYDER Yönetim Kurulu Üyesi Serhat Karaman, PwC Türkiye Yönetim Danışmanlığı Şirket Ortağı Dr. İsmail Karakış ve FursaGroup Pazarlama Satınalma Müdürü Mehmet Ortaç’ın katılımı ile gerçekleşti. "Yeni çağın satın alması daha çevik olmak zorunda" Zirvenin açılışında konuşan TÜSAYDER Satın alma Profesyonelleri ve Yöneticileri Derneği ve Yönetim Kurulu Eş Başkanı Dr. Mehmet Sarıdoğan, "Petrol fiyatlarındaki ani yükselişler ve lojistik hatlardaki tıkanıklıklar artık sadece bir operasyon sorunu değil, doğrudan bir nakit akışı sorunudur. IIF verilerine göre 348 trilyon dolara ulaşan küresel borç stoku ve WTO’nun mal ticareti büyümesini yüzde 0,5’e çekmesi, sanayi şirketleri için yeni bir devrin ilanıdır. Bu zorlu tabloda satın alma birimleri, şirketlerin nakit akışını yöneten bir finansal kalkan ve kurumsal dayanıklılığın tasarım ofisi haline gelmiştir. Bugün küresel ekonomi daha dalgalı. Jeopolitik hatlar daha kırılgan. Tedarik zincirleri daha hassas. Enerji, emtia, lojistik, kur ve finansman baskısı artık şirketlerin gündelik gerçeği haline gelmiş durumda. Böyle bir çağda satın alma artık arka planda duran bir destek fonksiyonu olamaz. Satın alma artık oyunun kenarında değil, tam merkezindedir. Çünkü satın alma; maliyeti etkiler, riski, nakit akışını, üretim sürekliliğini, müşteri memnuniyetini etkiler ve doğrudan şirketin rekabet gücünü belirler. Yeni çağın satın alması; daha çevik, daha görünür, daha entegre, daha teknolojik ve en önemlisi daha stratejik olmak zorunda" şeklinde konuştu. "Yapay zeka şirketlerin verimliliğini artırıyor" Sarıdoğan, "Zirvede çok önemli isimleri de ağırlıyoruz. Zirvenin ana omurgası, tedarik zincirinin kırılganlığında yapay zeka gibi yeni teknolojilerin nasıl kullanıldığını, özellikle birkaç oturumda çok iyi vurguladık. Amerika’dan gelen misafirlerimiz var. Yapay zeka üzerinde çalışan kişiler burada yaptıkları çalışmalar hakkında bize bilgiler verdi. Son dönemde gördük ki; Endüstri 4.0’la birlikte, 2011 Hannover Fuarı’ndan başlayan bu dönüşümle birlikte yeni teknolojiler, özellikle yapay zeka şirketlerin verimliliğini yüzde 20 oranında artırıp karlılıklarına yüzde 4 ila yüzde 10 arasında etki ettiğini hep birlikte gördük, test ettik, anladık. Özellikle bu tarafta bu zirvenin içinde satın almacılara, tedarik zinciri uzmanlarına, lojistik uzmanlarına biz bunları nasıl uygulayacaklarını, sistemlerine nasıl entegre edeceklerini anlattık" dedi. "Satın alma, sürdürülebilirliğin kalbidir" TÜSAYDER Yönetim Kurulu Eş Başkanı Dr. Sevgi Yılmaz ise açılış konuşmasında, "Satın alma sadece maliyet yönetimi değildir. Satın alma, stratejidir. Satın alma, risk yönetimidir. Satın alma, sürdürülebilirliğin kalbidir ve şirketlerin rekabet gücünü belirleyen en kritik fonksiyonlardan biridir. Bugün dünyaya baktığımızda; jeopolitik riskler, tedarik zinciri kırılmaları, dijitalleşme, yapay zeka hepsi aynı anda oyunun kurallarını yeniden yazıyor. Artık eski reflekslerle yönetilen satın alma organizasyonları ayakta kalamaz. Yeni reflekslere ihtiyaç ise satın almada kadın yöneticilerin varlığını güçlendiriyor. Araştırmalar gösteriyor ki kriz dönemlerinde kadın liderlerin yetkinlikleri erkek liderlerin önüne geçiyor. Şirketlerin ve tedarik zincirlerinin en güçlü sigortası kadın liderler haline geliyor. Bugün şirketlerin önündeki en büyük engel sadece dış ekonomik faktörler değil, yönetimdeki çeşitlilik eksikliğidir. ’Kırık Basamak’ dediğimiz o terfi engelleri, aslında şirketlerin dayanıklılık reflekslerini zayıflatıyor. Tedarik zinciri artık sadece bir matematik hesabı değil. Aynı zamanda yüksek empati, kriz anında hızlı manevra kabiliyeti ve etik duruş gerektiren bir ekosistem. Küresel krizler gösterdi ki; kadın liderler belirsizlik altında daha ihtiyatlı ancak daha kararlı adımlar atıyor. Şirketlerin ‘cam tavanları’ kırması artık sadece bir sosyal sorumluluk projesi değil, 2026’nın çalkantılı ekonomisinde hayatta kalmak için stratejik bir zorunluluktur. Biz TÜSAYDER olarak, satın almanın mutfağındaki kadınların, tedarik zincirinin yeni ‘Demir Leydi’leri olarak sektörü dönüştüreceğine inanıyoruz" ifadelerini kullandı. "Kadınlar riskleri ve krizleri daha rahat yönetebiliyorlar" Bu dönemin kadın ya da erkekten ziyade paylaşımcı, ortak fikirli, ortak akılla hareket etme dönemi olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Kadının da yetkinlikleri farklı, erkeklerin de farklı. Gitgide büyüyen üyelerimiz ve üye gruplarımız sayesinde çok ciddi boyutta bir alana yayıldı TÜSAYDER’in ismi. Bunun da tabii en büyük özelliği kadın ve erkek olmak üzere sevgili Mehmet Başkan’la ortak hareket etmemiz, sorumlulukları paylaşmamız. Şirketlerin önündeki en büyük eksiklik zaten çeşitliliğin az olması ve bu noktada da kapsayıcılığın az olması. Bu sebeple zaten bizler de şunu çok net görebiliyoruz. Hem globalde hem Türkiye’de artık kapsayıcı, daha geniş kapsamlı, daha geniş açılımlı bir yönetim tarzına geçiyorlar. Çünkü kadınlar riskleri ve krizleri daha rahat yönetebiliyorlar. Bunun dışında da tabii Türkiye’de de güzel gelişmeler var. Türkiye kadın liderliği konusunda yüzde 41.8’lik bir oran ile 35 ülke arasında 6’ncı sırada yer alıyor. Araştırmaya göre yine Türkiye yüzde 39 küresel ortalamanın da yüzde 32.9 olan küresel ortalamanın 8.9 puanla, yüzde 34.9 olan Avrupa Birliği ortalamasının 6.9 puan üzerinde konumlanıyor. Yani bunun anlamı şu; aslında biz hem genetik faktörlerimiz hem de kendi yapımızla beraber aslında kadın liderliğini çok önemsiyoruz ve gitgide de bu konuda ilerliyoruz" diye konuştu. "Az tasarruf yapan buna karşılık çok tüketen bir toplumuz" Zirvenin ilk oturumunda küresel çalkantıların Türkiye yansımalarını masaya yatıran Ekonomist Mert Başaran, "Belirsizlik ortamında doğru konumlanmanın ve risk bazlı kategori yönetimi çok önemli. Dünyada zenginlik artıyor, orta sınıf eriyor çoğu da ekonomik olarak alt sınıfa gidiyor. Paranın belli bir kesimde toplanması nedeniyle artık tasarruf, ülkemiz için olmazsa olmaz bir konu oldu. Bu kadar az tasarruf yapan ve buna karşılık çok tüketen toplum çok az gördüm. Ortadoğu’da birkaç ülke var. Bunu Demirel güzel bir cümleyle aktarmıştı. "Türkiye Hindistan gibi kazanıyor, Belçika gibi yaşıyor." Çok doğru. Serpme kahvaltı kültürümüz Afrika’yı doyurur. Değişime gitmek gerekiyor. Eğitim sisteminde de bir adım atılarak finansal okuryazarlığın okullarda öğretilmeye başlanacak" şeklinde konuştu. Para biriktirmenin en iyi yolunun enflasyon olan ülkelerde borçlanmak olduğunun altını çizen Başaran, "Ancak bu şekilde yatırım yapmanın mümkün değil. Küçük bütçelerle yatırımlarınızda adım adım ilerlediğinizde büyürsünüz. Yapacağım diye bekleyen olduğu yerde kalır. Eğitim sistemi yatırım yapma kapasitesini desteklemiyor. Bilgi düzeyiniz arttıkça yatırım refleksi azalıyor. Beklentisi eğitimi yüksek insan harekete geçemiyor. Enflasyon olan ülkelerde en büyük sorun nakitte durmaktır. Para biriktirilmez önce mal alınır borçlanılır sonra borç ödenir. Bekleyerek değil adım adım yatırım yaparak hareket edilmeli" dedi. "Küresel kriz Türkiye için fırsata dönüşebilir" Son olarak dünya çapında çok ciddi bir enerji krizi ortaya çıkacak gibi gözüktüğünü ifade eden Başaran, "Bununla beraber global bir enflasyon olabilir. Global bir enflasyonla tüm dünyadaki enflasyonun bize sıçramasıyla gelecekte daha da büyük enflasyonla uğraşıyor olabiliriz. Bunlar işin kötü tarafları, herkesin konuşabileceği taraflar. Asıl soru biz ne yapabiliriz? Burada yine bir olumluluk yakalamamız lazım. Aslında burada da bir fırsat var. ABD ile Çin arasındaki ekonomik rekabet nedeniyle, Amerika’nın üretim ve tedarik zincirlerinde Çin’e bağımlılığı azaltma politikası öne çıkıyor. Bu süreçte Türkiye ve Polonya gibi coğrafi konumu avantajlı, üretim potansiyeli yüksek ve görece daha rekabetçi maliyetlere sahip ülkelerin, Çin’in küresel üretim pastasından daha fazla pay alma fırsatı bulunuyor. Bu sayede biz çok daha büyük atılımlar yapabiliriz. Çok daha iyi yönetirsek bu dönemi, her şey bittiğinde daha fazla karla çıkmış, daha çok üretimden, pastadan fayda almış bir Türkiye görebiliriz" diyerek sözlerini tamamladı. "Kadın istihdamı artmadan girişimcilik gelişmez" Zirvenin kadın liderler oturumunda açıklamalarda bulunan KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu, "KAGİDER girişimcilik adına bir sivil toplum kuruluşu. Fakat sadece kendi ekosistemimiz içinde faaliyetler göstermiyoruz. Çünkü aileden gelen bir doku yoksa genelde üniversite sonrası özel sektör, kamu ve yerel yönetimlerde iş tecrübesi kazanıp bununla ilgili sermayesini biriktirip girişimci olma yolculuğu başlıyor. Dolaysıyla kadının istihdam da olma oranını arttırmamız gerekiyor ki potansiyel girişimciler olsun. Bu dönemde ben kızımı çalıştırmayacağım diye bir şey kalmadı. Bizler istihdam da oranların artacağını düşünüyoruz. Yani 3 kadından 2’si ekonomiye katkı sağlayacak" dedi. "Kadın liderlik artık bir tercih değil zorunluluk" SEDEFED Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem ise, "Kadın liderlerin var olması, iyi olma hali falan değil. Yani biraz bu bir formül. Bunları araştırmalar, denetçi firmalar da gösteriyor. Yani bu artık rekabet için, özellikle kurumların daha dayanıklı olabilmesi için ve özellikle büyüme için bir gereklilik, olmazsa olmaz. Karar mekanizmalarında daha fazla kadının olması önemli. Kadın liderliğinin sadece ve bir temsil meselesi olduğunu söyleyemeyeceğim. Yani temsiliyet falan değil artık. Bir kalkınmanın ve bir dönüşümün; bu şirkette de olur, bu aile içinden bile başlar, şirkette olur, bırakın onu toplumsal gelişme için çok büyük bir gereklilik" diye konuştu. "Tedarik zincirinin merkezinde hala insan var" UTİKAD geçmiş dönem başkanı Ayşem Ulusoy ise yapay zekanın yükselişine rağmen 21’inci yüzyılın merkezinde hala insanın yer aldığını vurgulayarak, "Tedarik zinciri aslında bir insan zinciri. Lojistik sektörü ise büyük ölçüde erkek egemen ve yönetim kurullarında kadınlar sadece yüzde 18 oranında temsil ediliyor. Biz bu konuyu bir ‘kadın sorunu’ olarak ele almadık. Tam tersine, kadınların liderlikte oluşturduğu değere odaklandık. Kadın lojistikçilerin karar mekanizmalarında yer almasının şirketler üzerinde çok güçlü ve olumlu bir etkisi olduğunu görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Lojistik erkek işi değil kadınlara daha uygun Son olarak Alışan Lojistik CEO’su Damla Alışan, "Ben bu sektöre ‘6 ay bakarım’ diye başladım ama 31 yıl olmuş. Bugün artık global bir yapının parçasıyım. 30 yıl önce lojistikte kadın sayısı neredeyse yok denecek kadar azdı. Hatta bir toplantıda beni görünce yanlış yere geldiğini düşünüp çıkan birini hatırlıyorum. Sektör zamanla gelişti, eğitimli insan kaynağı arttı ama hâlâ erkek egemen bir yapı var. Avrupa’da da durum çok farklı değil; ‘Women in Logistics’ gibi platformlarla bu alan destekleniyor. Ben şuna inanıyorum: Lojistik erkek işi değil, aksine kadınlar için çok uygun bir alan. Çünkü detay, organizasyon ve empati gerektiriyor; yani aslında kadınların güçlü olduğu yönleri barındırıyor" dedi. Ezber bozan kadın liderlerden sürdürülebilirlik vizyonu Dr. Sevgi Yılmaz moderatörlüğünde gerçekleşen ikinci oturumda; Emine Erdem (SEDEFED Yönetim Kurulu Başkanı), Esra Bezircioğlu (KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı), Ayşem Ulusoy (ATC Grup YKB, UTİKAD Geçmiş Dönem Başkanı) ve Damla Alışan (Alışan Lojistik CEO) gibi önemli isimlerin katılımıyla gerçekleşti. Oturumda iş dünyasında liderliğin evrimi tartışıldı. Kadın liderlerin kriz anlarındaki direnç yönetimi ve sürdürülebilirlik vizyonunun kurumsal performans üzerindeki çarpan etkisinin ele alındığı panelde, liyakat esaslı bir yönetim modelinin cam tavanları kırmadaki rolü üzerinde duruldu. Otonom satın alma ve yapay zeka devrimi Öğleden sonraki oturumlarda ise satın almanın teknolojik geleceği konuşuldu. Mindzie CEO’su James Henderson’ın katılımıyla gerçekleşen Agentic Procurement oturumunda, yapay zekâ ve süreç madenciliği ile otonom satın almanın nasıl mümkün olduğu canlı örneklerle gösterildi. Veriden karara giden süreçte otomasyonun sağladığı tasarruf fırsatları katılımcılarla paylaşıldı. Zirvenin final bölümünde ise Ali Ülker, kuşaklar arası satın alma yönetimi ve değer odaklı iş modelleri üzerine ufuk açıcı bir perspektif sundu. Özellikle regülasyonların sıkılaştığı, ESG beklentilerinin yükseldiği ve tedarik risklerinin çeşitlendiği bir dönemde; satın almanın "etik duruş" ve "şeffaflık" üzerinden güven inşa eden bir iş modeli kurgulaması kritik hale geldiği vurgulandı. İş dünyasının ünlü isimlerinden Ali Ülker, zirvede gerçekleştireceği bu özel oturumda; etik temelli karar mekanizmaları, tedarikçi geliştirme ve dijital dönüşümün satın alma süreçlerindeki kritik rolüne dair önemli açıklamalarda bulundu Bu oturum kurumların satın almayı 2026’nın rekabet koşullarına uyarlaması için somut bir dönüşüm perspektifi sundu. TÜSAYDER’den sektöre iki yeni veri seti haberi Zirve kapsamında TÜSAYDER, satın alma profesyonellerinin karar alma süreçlerini bilimsel temele oturtacak olan Kategori Risk Skoru ve Tedarik Süresi Oynaklığı veri setlerini ilk kez kamuoyuna tanıttı. Bu yeni ölçüm modelleriyle şirketlerin emtia, kur ve lojistik risklerini önceden hesaplayarak proaktif önlemler alabilmesi hedefleniyor. 11 Nisan’da yazılan bu yeni ekonomi anayasası, Türk iş dünyasının küresel rekabetteki gücünü artıracak stratejik bir rehber niteliği taşıyor.
Tekirdağ Tekirdağ’da ithal damızlık hayvanlar için sıkı sağlık denetimi Tekirdağ’da ithal damızlık hayvanlardan alınan kan numuneleri hastalık risklerine karşı analiz edilmek üzere laboratuvarlara gönderildi. Tekirdağ genelinde ithal damızlık hayvanlara yönelik sağlık kontrolleri, Hayvancılık Genel Müdürlüğünün katılımıyla titizlikle sürdürülüyor. İl ve ilçe tarım ve orman müdürlüklerinde görevli resmi veteriner hekimler tarafından yürütülen çalışmalarda, hayvanlardan alınan kan numuneleri detaylı inceleme için laboratuvarlara sevk edildi. Yürütülen uygulamanın, ülke hayvancılığını bulaşıcı hastalıklara karşı korumak ve hayvan sağlığını güvence altına almak amacıyla gerçekleştirildiği belirtildi. Denetimlerin aralıksız devam ettiği vurgulanırken, sürecin mevzuata uygun şekilde yürütüldüğü ifade edildi. Kan alım işlemlerinin, "Damızlık, Besilik, Kesimlik, Sığır Cinsi ile Koyun ve Keçi Türü Canlı Hayvanların İthalatında ve Transitinde Yürütülecek Kontrollere Dair Talimat (2022/2)" kapsamında gerçekleştirildiği aktarıldı. Resmi veteriner hekimler tarafından steril şartlarda alınan numunelerin, sağlık taramaları için gerekli tüm prosedürlere uygun şekilde hazırlandığı bildirildi. Alınan kan örneklerinin, sevkiyat bilgileri ve karantina test formlarıyla birlikte soğuk zincir kurallarına uygun şekilde muhafaza edilerek analiz edilmek üzere Etlik Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’ne gönderildiği kaydedildi. Yapılan testlerle hayvanların hastalık taşıyıp taşımadığının tespit edilmesi hedefleniyor. Yetkililer, ithal edilen hayvanların sağlık durumunun yakından takip edildiğini belirterek, hem üreticinin hem de tüketicinin korunması adına kontrollerin kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
İstanbul İstanbul’da sahte ve kaçak ilaç deposuna suçüstü baskın: 1,5 milyon sahte hap ele geçirildi, 2 gözaltı İstanbul’da bir imalathaneye düzenlenen kaçak ilaç operasyonunda 2 şüpheli yakalandı. Operasyonda 1,5 milyon sahte hap ile yaklaşık 10 milyon sahte hap üretimine yetecek miktarda ham madde ele geçirildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yasa dışı ilaçlarla oluşan kamu zararının engellenmesine ve halk sağlığının korunmasına yönelik çalışma yaptı. İlaç kaçakçılığına yönelik yürütülen çalışmalarda, 8 Nisan Çarşamba günü sahte ve kaçak ilaçların piyasaya sürüldüğünün belirlenmesi üzerine, Bayrampaşa ilçesinde tespit edilen adrese yönelik operasyon gerçekleştirildi. Baskında 2 şüphelinin gözaltına alındığı belirtildi. Yapılan aramalarda; yasadışı kimyasal etken maddeler kullanılarak üretilen 1,5 milyon sahte hap ile yaklaşık 10 milyon sahte hap üretimine yetecek miktarda ham madde ele geçirildi. Soruşturma aşamasında yakalanan şüphelilerden 1’i yürütülen tahkikat işlemlerinin tamamlanmasının ardından adli makamlarca emniyetten serbest bırakıldı. Diğer zanlının ise "kişilerin hayat ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde ilaç yapmak veya satmak" tan sevk edildiği adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderildiği öğrenildi.