ÇEVRE - 30 Nisan 2026 Perşembe 12:20

Tokat’ta ağaca oğul veren arıları ekipmansız topladı

A
A
A
Tokat’ta ağaca oğul veren arıları ekipmansız topladı

Tokat’ta bir vatandaş çam ağacına oğul veren arı kolonisini tek başına koliye topladı.


Hüseyin Akbaş Spor Salonu önünde oğul veren arı kolonisi kısa süreli paniğe neden oldu. Kraliçe arıyı takip ederek bölgedeki bir çam ağacına konan binlerce arı, ağacın belirli bir bölümünü kaplayarak çevredeki vatandaşların dikkatini çekti.


Olayı fark eden bir vatandaş, herhangi bir koruyucu ekipman kullanmadan arıların bulunduğu çam dalını keserek müdahalede bulundu. Dikkatli bir şekilde hareket eden vatandaşın, arıların büyük bölümünü bir koli içerisinde topladığı görüldü. Toplanan arılar daha sonra otomobile konularak vatandaşın bahçesine götürüldü. Müdahale sırasında yüzlerce arının arasında kalan vatandaşın, arılardan hiçbir şekilde zarar görmemesi dikkat çekti.



Tokat’ta ağaca oğul veren arıları ekipmansız topladı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kastamonu Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal: "Akif toplumu etkileyen büyük krizler karşısında cesareti öne çıkarmıştır" Türkiye Büyük Millet Meclisi himayelerinde Kastamonu Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen "4 Şehir 4 Mekan 4 Akif" sempozyumunda Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’un Milli Mücadele yıllarındaki rolü ele alındı. Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’un Milli Mücadele yıllarındaki rolü ve Kastamonu’daki izleri ele alındığı "Mehmet Akif Ersoy’da Cesaret ve Kastamonu Günleri" başlıklı sempozyum, Kastamonu Üniversitesinin ev sahipliğinde Merkez Kütüphane Sezai Karakoç Salonu’nda gerçekleştirildi. Programda, Mehmet Akif Ersoy’un bağımsızlık mücadelesindeki yeri, düşünce dünyası ve Kastamonu’nun Milli Mücadele sürecindeki stratejik önemi akademik çerçevede değerlendirildi. Oturumda ayrıca, Milli Mücadele döneminde Kastamonu’nun üstlendiği tarihî misyon ile Mehmet Akif Ersoy’un Nasrullah Camii’nde gerçekleştirdiği vaazların toplum üzerindeki etkileri de ele alındı. Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Mehmet Âkif’i yalnızca anmanın yeterli olmadığını, onun temsil ettiği ahlak, iman ve mücadele anlayışının yeniden kavranması gerektiğini vurguladı. İstiklâl Marşı’nın yalnızca bir metin değil, milletin hafızasında derin izler bırakan bir duruşun ifadesi olduğunu belirten Rektör Topal, "Mehmet Akif’in eserleri ve vaazları incelendiğinde, onun milletine yalnızca moral vermekle yetinmediği, aynı zamanda şuur, mücadele ve mesuliyet duygusu kazandırmayı hedeflediği görülür. Akif, toplumu sarsan büyük krizler karşısında teslimiyeti değil, direnişi, ümidi; dağınıklığı değil, birliği, korkuyu değil, cesareti öne çıkarmıştır" dedi. Mehmet Akif Ersoy’un hayatında Kastamonu’nun ayrı bir yeri olduğuna dikkat çeken Rektör Topal, Kastamonu’nun Millî Mücadele döneminde yalnızca coğrafi bir mekân değil, fikir, inanç, dayanışma ve direniş ruhunun yoğunlaştığı önemli merkezlerden biri olduğunu kaydetti. Rektör Topal, "O dönemde milletin sadece cephede mücadele etmesi yeterli değildi. Mücadelenin anlamının halka anlatılması, bağımsızlık fikrinin diri tutulması ve birlik duygusunun canlı kalması gerekiyordu. Mehmet Akif bu noktada önemli bir sorumluluk üstlenmiştir" diye konuştu. Akif’in Kastamonu’da verdiği vaazlar, yaptığı konuşmalar ve ortaya koyduğu fikri mücadele, Milli Mücadele ruhunun Anadolu’ya yayılmasında büyük bir etkiye sahip olduğunu söyleyen Rektör Topal, "Nasrullah kürsüsünden yükselen ses, sadece o günün insanlarına değil, sonraki kuşaklara da hitap eden güçlü bir tarihi miras haline gelmiştir. Nasrullah Vaazı, Mehmet Akif’in milletin istiklali için taşıdığı derin kaygıyı, güçlü inancı ve sarsılmaz sorumluluk bilincini gösteren önemli metinlerden biridir. Söz konusu vaazda Akif, sadece dönemin siyasi ve askeri şartlarını değerlendirmemiş; aynı zamanda millet olmanın, birlikte hareket etmenin, bağımsızlık fikrine sahip çıkmanın ve mücadeleden vazgeçmemenin önemini vurgulamıştır. Dolayısıyla Kastamonu, Mehmet Akif’in hayatında sadece bir durak değil, onun fikir ve mücadele dünyasında önemli bir anlam merkezidir" şeklinde konuştu. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan ise Mehmet Akif’in Milli Mücadele döneminde yalnızca mücadele ruhunu değil, aynı zamanda milletin manevi direncini de güçlendirdiğini ifade etti. İstiklâl Marşı’nın taşıdığı ruhun doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Arıcan, etkinliğin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin desteğiyle gerçekleştirildiğini belirtti. Kastamonu’nun Mehmet Akif’in hayatında özel bir yere sahip olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Arıcan, Akif’in karakterini şekillendiren cesaret anlayışına değinerek, "Korkma demek, Peygamber Efendimizin (Sallallahü teala aleyhi ve sellem) Hz. Ebubekir’e hitabında olduğu gibi ‘Allah bizimledir’ diyebilmektir. Ümitsizlikten, yalnızlıktan ve milletin geleceğine sahip çıkmaktan korkmamayı ifade eder. Mehmet Akif’in cesaret anlayışı iman ve sorumluluk bilinciyle şekillenmiştir" ifadelerini kullandı. Mehmet Akif’in yalnızca bir şair değil aynı zamanda bir medeniyet düşünürü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arıcan, "Dijital mecrada önemli görevler ifa etme sorumluluğumuz olduğunu anlıyoruz. O yüzden Akif’i bu kapsamda anlayarak tekrar nefse düşmeden, birliğimizi kaybetmeden, bilgiye sarılarak, ahlakı merkeze alarak, hakkı ve hakikati savunarak milletimize, insanlığa ve hakikate karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemiz gerekiyor" dedi. Kastamonu Vali Yardımcısı Hakan Kubalı da Mehmet Akif’in Nasrullah Camii’nde verdiği vaazların halkın moral ve direncini güçlendirdiğini belirterek, şehrin Milli Mücadele döneminde üstlendiği kritik role dikkat çekti. Sempozyumun açılışında konuşan Proje Koordinatörü Dr. Gazi Doğan ise Türk Kurtuluş Savaşı’nın önemli şehirlerinden biri olan Kastamonu’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "4 Şehir 4 Mekan 4 Akif" projesinin ortaya çıkış sürecini katılımcılarla paylaştı. Projenin amacının Mehmet Akif Ersoy’u genç kuşaklara tanıtmak ve onun düşünce dünyasını farklı şehirler üzerinden yeniden hatırlatmak olduğunu belirten Dr. Doğan, Kastamonu’nun Milli Mücadele’de üstlendiği tarihi role dikkat çekti. Gençlere tavsiyelerde bulunan Doğan, "Özellikle gençlerimiz, yarının Türkiye’si sizin eseriniz, bu şuurla Akif’i yeniden okumayı ve anlamayı zihnimize kazırız" dedi. Konuşmaların ardından TÖMER’de eğitim gören uluslararası öğrenciler, ülkelerine ait yöresel kıyafetlerle İstiklal Marşı’nı okudu. Program, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü tarafından hazırlanan konserle devam etti. Daha sonra "Mehmet Akif Ersoy’da Cesaret ve Kastamonu Günleri" başlıklı panel gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Selahattin Kaymakcı’nın yaptığı panelde, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Onur Hasdedeoğlu, Doç. Dr. Zeki Gürel, Doç. Dr. Tuba Dalar ve Dr. Öğretim Üyesi Serap Denizmen sunumlarıyla yer aldı Panelde konuşan Prof. Dr. Kaymakcı, Mehmet Akif’in düşünce dünyasının genç nesillere doğru şekilde aktarılmasının önemine dikkat çekerek, dijital çağda zayıflayan ahlaki değerlerin yeniden hatırlanması gerektiğini ifade etti. Panelde ilk sözü alan Doç. Dr. Tuba Dalar, Mehmet Akif’in cesaret anlayışını anlattı. Prof. Dr. Onur Hasdedeoğlu ise, "Cehalete Karşı Cesaret: Safahat’tan Örnekler" başlıklı sunum gerçekleştirdi. Dr. Öğretim Üyesi Serap Denizmen, Kurtuluş Savaşı döneminde Mehmet Akif’in etkili iletişim gücünü ele alarak doğru söylem ve güçlü hitabeti sayesinde toplum üzerinde önemli bir etki oluşturduğunu ifade etti. Müslümanların birlik olması gerektiğinin altını çizen Denizmen, Türk Milli Mücadelesi’nin Müslüman dünya için de önemli olduğuna dikkat çekti. Panelin son konuşmacısı Doç. Dr. Zeki Gürel ise Mehmet Akif Ersoy’un Kurtuluş Savaşı’nın manevi mimarlarından biri olduğunu belirterek, zor dönemlerde milletin moral gücünü yükseltmek amacıyla ülkenin çeşitli yerlerinde görevlendirildiğini ve camilerde vaazlar verdiğini hatırlattı. Panelin ardından panelistlere teşekkür belgesi takdim edildi. Sempozyuma Vali Yardımcısı Hakan Kubalı, Kastamonu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Atalan, Kastamonu İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Gümüş’ün yanı sıra, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri ile akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Samsun Avukat cinayetine tepki: "Savunmaya saldırı kabul edilemez" Samsun’da avukatlar, meslektaşlarına yönelik artan şiddet olaylarına tepki göstermek için adliye önünde bir araya gelerek, "Savunmaya saldırı kabul edilemez" mesajı verdi. Samsun Adliyesi önünde toplanan avukatlar adına Avukat Hakları Merkezi temsilcisi Av. Hilal Serdar açıklama yaptı. Açıklamada, Bursa’nın Gürsu ilçesinde İstanbul Barosu’na kayıtlı Av. Hatice Kocaefe’nin görevini yaptığı sırada silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybettiğinin büyük bir üzüntüyle öğrenildiği ifade edildi. Avukatların savunma makamının bağımsız temsilcileri olduğuna dikkat çekilen açıklamada, meslek mensuplarının temsil ettikleri kişi ya da dosyalarla özdeşleştirilemeyeceği vurgulandı. Avukatlık faaliyetinin adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biri olduğu belirtilerek, "Bir avukata yönelen saldırı; savunmaya, adalete ve hukuk devletine yönelmiş ağır bir saldırıdır" denildi. Açıklamada ayrıca Van Barosu’na kayıtlı Av. Baran Doğaç’ın Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde haciz işlemi sırasında saldırıya uğradığı hatırlatıldı. Avukatların yalnızca ofislerde değil, adliyelerde ve sahada da ciddi güvenlik riskleriyle karşı karşıya kaldığına dikkat çekilerek, yaşanan olayların avukatı müvekkiliyle özdeşleştiren anlayışın geldiği tehlikeli noktayı ortaya koyduğu ifade edildi. Yetkililere çağrıda bulunulan açıklamada, avukatlara yönelik şiddetin önlenmesi için acil ve etkili yasal ile idari tedbirlerin hayata geçirilmesi gerektiği vurgulandı. Samsun Barosu adına yapılan açıklamada, hayatını kaybeden Hatice Kocaefe’ye Allah’tan rahmet, ailesine ve hukuk camiasına başsağlığı dilenirken, Avrupa Konseyi tarafından kabul edilerek 13 Mayıs 2025’te imzaya açılan "Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi"nin Türkiye tarafından bir an önce imzalanıp yürürlüğe konulması çağrısı yinelendi.
Gaziantep Hasta, doktoruna böbreğini verdi Kilis’te aile sağlığı merkezinde hekim olarak görev yapan ve böbrek yetmezliği yaşayan doktor Turgay Happani, yıllardı muayene ettiği hastasının bağışladığı böbrekle hayata tutunarak sağlığına kavuştu. Kilis’te aile sağlığı merkezinde hekim olarak görev yapan, daha önceleri ise Çorum ve Kilis İl Sağlık Müdürlüğü görevlerini de yürüten Turgay Happani (56), yıllardır proteinüri (idrarda protein yüksekliği) rahatsızlığıyla mücadele ediyordu. Yıllar içerisinde hastalığı giderek ilerleyen Turgay Happani’ye böbrek nakli yapılması kararlaştırıldı. Bu kez hasta doktora şifa oldu Uzun arayışların ardından uygun donör bulunamayan, kan uyuşmazlığı nedeniyle yakınlarının da organ bağışlayamadığı Happani’ye, görev yaptığı Kilis’te hastası Mehmet Kın (52) böbreğini vermek istedi. Hastasının duyarlı düşüncesine teşekkür edip ilk etapta organ verme teklifini kabul etmeyen Happani, Mehmet Kın’ın ısrarlarının ardından nakil teklifini kabul etti. Yapılan tetkiklerin ardından uygun görülen böbrek, Gaziantep’te Kahraman Eruslu Böbrek Nakil Hastanesi’nde başarılı bir operasyonla nakledildi. Kronik böbrek hastalığıyla mücadele eden doktor 35 yıl sonra sağlığına kavuştu Yapılan nakilin ardından yıllar sonra tekrar sağlığına kavuşan doktor Turgay Happani, yaklaşık 35 yıldır kronik böbrek hastalığıyla mücadele ettiğini ve tedavi gördüğünü belirterek tekrar sağlığına kavuştuğu için mutlu olduğunu söyledi. Happani, "Yaklaşık 30-35 yıldır proteinüri (idrarda protein yüksekliği) diye bilinen kronik bir böbrek hastasıydım. Nakil için ailemde uygun donör araştırdım ama maalesef kan grubum uymadı. Ailemde uygun bir donör bulamadım. Mehmet Kın kardeşim, aynı zamanda yıllardır hastam. Benim bu durumu görünce çok üzülmüş. Sonrasında böbreğini bana vermek istedi. Yanıma gelerek böbreğini vermek istediğini söyledi. İlk başta açıkçası bunu çok ciddiye alamadım. Çünkü hekim olarak, bu tür durumlarda aile bireylerinin bile bağış konusunda ne kadar zorlandıklarına defalarca şahit olmuştum. Ben de Mehmet beye teşekkür ettim ama ısrarla yine geldi. Hatta ortak tanıdıklarımızı araya koyarak ne kadar ciddi olduğunu anlatmaya çalıştı. Sonrasında eşiyle birlikte yanıma geldi. Bu kararlılığı ve samimiyeti karşısında artık durumu ciddiye aldım ve tahliller yapılarak organ nakli gerçekleştirildi. Çok teşekkür ediyorum" dedi. "İlk başta kabul etmedi" Kendisini defalarca tedavi eden doktoruna böbreğini verdiğini söyleyen Mehmet Kın ise "Kendisi yıllardır aile hekimimizdi. Çocuklarımıza ilaçlarımızı yazdı, her zaman yardımcı oldu. Gerçekten yardımsever ve iyi niyetli bir insandır. Hocamın rahatsızlandığını, ailesinden uygun donör bulunamadığını ve arayış içinde olduklarını duydum. Bir gün tesadüfen kimliğime ve ehliyetime bakarken kan gruplarımızın aynı olduğunu fark ettim. Buna gerçekten çok sevindim. Hocamın yanına gidip durumu anlattım, böbreğimi veririm dedim. Hiçbir karşılık beklemeden, sorgusuz, sualsiz bunu yapabileceğimi söyledim. Hocam bana teşekkür etti ve kabul edemeyeceğini söyledi. Aradan yaklaşık bir hafta geçti. Bu süreçte hocamın durumunu takip ediyordum ve iyiye gitmediğini hissediyordum. Daha sonra hemşirelerle birlikte tekrar yanına giderek niyetimizin ciddi olduğunu söyledim. Hocam da bir süre sonra bizi kırmadı ve bu isteğimizi kabul etti. Ardından tahliller yapıldı ve güzel çıktı. Bu işe gönüllü olarak helali hoş olsun. Rabbim kendisini de bana da sağlık, sıhhat, mutluluk ve huzur versin" diye konuştu.