GÜNDEM - 13 Mayıs 2025 Salı 11:07

Her şey 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başladı, Türkiye’ye teknolojik tarımı getirdi

A
A
A

Trabzon’un Yomra ilçesinde yatırımcı Elif Çakıroğlu’nun 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başlayan tarım hamlesi konteyner tip mini bitki fabrikasından seraya dönüştü. Kurduğu teknolojik seralarla sürdürülebilir tarımı mümkün kılan Çakıroğlu, sağlıklı gıdaya da erişimin önünü açtı.

Trabzon’da yatırımcı Elif Çakıroğlu, 6 yıl önce gittiği Amerika’da gördüğü ve memleketinde uyguladığı dikey tarım sistemiyle süs bitkileri ve sebze yetiştirmeye başladı. Konteyner tip mini bitki fabrikasında başlayan tarım hamlesini büyüten Çakıroğlu, sera kurdu. Ar-Ge çalışmaları ile bazı sebzelerin üretimini yapmaya başlayan Çakıroğlu, geleneksel tarımın sorunlarına çözüm üretmeye çalıştı. Trabzon’da kurduğu kapalı sistem teknolojik seralarda üretim yapan Çakıroğlu, güneş panelleriyle enerji, yağmur suyu hasadıyla sulama sağlayan sistemi ile hem çevreci hem ekonomik hamle yaptı.

Her şey 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başladı, Türkiye’ye teknolojik tarımı getirdi

"Teknolojik tarımın var olması için elimden gelen mücadeleyi yapıyorum" diyen Elif Çakıroğlu, "Şu an iklim krizleri var su krizi var dünyada gıda krizi var bunun için teknolojik tarımın şart olduğunu düşünüyoruz. Dünya da buna dönüyor artık kapalı sistemler ışıklı sistemler teknolojik sistemler bunlar olması gerekenler. Çünkü dünyada büyük bir sıkıntı var yani iklim krizi, su krizi, gıda krizi var. Bunun için biz önlemler almalıyız. Ülkede lojistik sıkıntısı var. Sebzeyi çok fazla pahalı yiyoruz. Şu an Trabzon’da marul 50 hatta sezonda 57 lira. Bu çok büyük bir maliyet insanlar için bu ekonomik krizde ama şehrimizde bu ürünleri üreterek bu lojistikten kurtaracağız ve daha ucuza daha kaliteli ürünler tüketmeye başlayacağız. Çocuklarımıza zehir yedirmeyiz. Bunlar için mücadele veriyoruz" dedi.

Her şey 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başladı, Türkiye’ye teknolojik tarımı getirdi

"İklim koşulları tamamen sıkıntıda ve kapalı tarıma geçmek zorundayız"

İklim değişiklikleri nedeniyle kapalı tarıma geçmek zorunda olduklarını belirten Çakıroğlu, "6 yıl önce ben başladığımda Türkiye’de gerçekten yok gibiydi. Bunu insanlara da anlatamayacağız diye biz tamamen teknolojik seralarda devam etmeye karar verdik ama konteyner ar-ge çalışmalarımız devam ediyor. İklim koşulları tamamen sıkıntıda ve kapalı tarıma geçmek zorundayız. Şimdi buraya tamamen güneş panelleri kuruyoruz. Enerjimizi işte güneşten, suyumuzu yağmurdan yani tamamen yeşil dönüşümlü bir seranın içindesiniz aslında. Bizim harcama giderlerimizi minimuma indirmek için ve topraktan ya da dışarıdan gelen etkenlerden daha az etkilenmek için elimizden geleni yapıyoruz. Şu an mesela yeşil kokarca örneğimiz var. Bu sadece fındığa zarar vermiyor yani sebzeler de şu an sıkıntıda. Teknolojik tarımın hem kapalı ışıklısı hem işte böyle sera şeklinde tamamen teknolojik olarak gerekliliğinin olması gerektiğini noktasındayız. 6 sene önceye baktığımızda şimdi evet gerekli işte iklim değişikliği var. Evet suyumuz da çok azaldı. Evet demeye başladı artık herkes. Ama dediğimiz gibi çağ çok çabuk değişiyor. Biz Türkler olarak biraz bu çağa ayak uydurmak da zorlanıyoruz" şeklinde konuştu.

Her şey 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başladı, Türkiye’ye teknolojik tarımı getirdi

"Kontrolsüz tarım olduğu zaman zehir yiyoruz"

Kanser oranlarının artmasının en büyük sebeplerinden birinin kontrolsüz tarım olduğuna dikkat çeken Çakıroğlu, "Tarım konusunda biraz sıkıntılarımız var daha çok önlemler almalıyız. Devlet destekleri var. Bunlardan kimsenin haberi yok. Ben burayı bir bankanın düşük faizli desteği var onlarla yaptım. Bunu yapmak zorundayız. Öncü olmak için elimden geleni yapıyorum ama devletimizin de gerçekten bu açıya daha düzgün bakması gerekiyor. Topraksız tarım ürünlerinin şöyle bir artısı var dediğim gibi tarladaki otu öldürmek için ilaçlama yapıyoruz ve bu ilaçlama çok uzun süre toprakta kalıyor ve bu zehiri topraktan bitki alıyor ve bitkinin içinde kalıyor. Bu çok büyük sıkıntı yani kanser oranların artmasının en büyük sebepleri de işte kontrolsüz tarım. Kontrolsüz tarım olduğu zaman zehir yiyoruz. Bitkinin içindeki besin elementleri düzgün olmuyor ve bu besin değerleri yeterli olmuyor. Burada yüzde 100 kontrolde, konforda ve besin elementlerinin en yüksek düzeyde olduğu lezzetinin tadının üst olduğu ve ilaçlama denilen şeyin de iyi tarım yani organik ilaçlama yaptığımız bir sistemin içinde olduğunuz için tadı lezzeti ve bitkinin en tap noktasını yiyorsunuz. Köylü kadınlarından alırız hep pazara gideriz, onlar iyidir ama bilinçsizce orada bir ilaçlama var. O bitkiye verilen gübreler var. Yani bunların hepsini içeriğinde sonuçta bizim vücudumuza giriyor ve karşılığında kötü şeyler alıyoruz. Kanser günümüzün bir noktası bunun içinde bu etkenleri ortadan kaldırmamız gerekiyor" diye konuştu.

Her şey 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başladı, Türkiye’ye teknolojik tarımı getirdi

"Işıklı ve ışıksız çilek denemelerimiz olacak"

28 çeşit ürün denediklerini söyleyen Çakıroğlu, "Dikey tarım da yapıyoruz. Daha Türkiye için çok erken olduğunu düşünüyorum. 6 senesi daha var diye düşünüyorum. Biz aslında bunu Ulaştırma Bakanımıza ulaştırdık. Viyadüklerin altını değerlendirelim dedik. Aslında ılımlı bakıldı ama dediğim gibi hani böyle bir nasıl olacak gibi bakılıyor ama dünyada bu gümbür gümbür yapılıyor. İşte Katar böyle besleniyor, çöl iklimleri böyle besleniyor, Amerika’da şehir ortasında böyle fabrikalar var. Yani bu aslında benim bulduğum bir şey değil yani bu dünyada yapılıyor ama Türkiye’de daha başlangıcı biraz erken onun için çabalıyoruz. Karşılığını alacağımı düşünüyorum. Biz uyguladık aslında çok kolay. Şu an serada marul var. Bir ar-ge şirketiyiz ama ticari güdümüzü de korumak zorundayız. Şu an marul var ama denemelerimiz devam ediyor. Maydanoz, roka çeşitliliklerini deniyoruz. Işıklı ve ışıksız çilek denemelerimiz olacak. Biz 28 çeşit denedik. Karadeniz’deyiz ışık problemimiz var. Işıklı domates seraları bunu denemeye başlayacağız. Bu heyecan devam ediyor. Hiç bitmiyor, bitmeyecek. Çünkü teknolojik tarım dünyada da aslında çok yeni" ifadelerini kullandı.

Ozan Köse - Tolga Şahin

Her şey 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başladı, Türkiye’ye teknolojik tarımı getirdi

Her şey 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başladı, Türkiye’ye teknolojik tarımı getirdi

Her şey 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başladı, Türkiye’ye teknolojik tarımı getirdi

Her şey 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başladı, Türkiye’ye teknolojik tarımı getirdiHer şey 6 yıl önce Amerika’ya gitmesiyle başladı, Türkiye’ye teknolojik tarımı getirdi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Elazığ Elazığlı bilim insanı Quantum Pioneer Formunda Türkiye’yi temsil etti Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muharrem Tuncay Gençoğlu, Amerika Birleşik Devletlerinde Microsoft Research tarafından düzenlenen Microsoft Quantum Pioneer Forum’a Türkiye’den davet edilen tek bilim insanı oldu. Fırat Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Muharrem Tuncay Gençoğlu, Amerika Birleşik Devletleri’nin Santa Barbara kentinde Microsoft Quantum Pioneer Forum kapsamında düzenlenen ve yalnızca davetli bilim insanlarının yer aldığı kapalı bir uluslararası toplantıya katıldı. Harvard, MIT, University of Sydney ve University of Cologne gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinden seçkin araştırmacıların yer aldığı buluşmada Gençoğlu, Türkiye’den davet edilen tek bilim insanı olarak yer aldı. Quantum teknolojilerinin geleceğine yön veren araştırma başlıklarının ele alındığı üst düzey toplantıda Gençoğlu, ölçüm tabanlı topolojik quantum hesaplama alanına ilişkin özgün yaklaşımını uluslararası bilim camiasıyla paylaştı. Sunumun, mevcut yaklaşımlardan farklı bir perspektif sunarak yeni araştırma yönlerine katkı sağlayabilecek nitelikte olduğu değerlendirildi. Sınırlı sayıda katılımcının yer aldığı ve disiplinler arası bilimsel tartışmaların yürütüldüğü etkinlik, quantum bilgi teknolojileri alanında çalışan önde gelen araştırmacıları bir araya getirdi. Katılımcılar, alanın temel sorunları, gelecekteki araştırma yönleri ve muhtemel teknolojik uygulamalar üzerine kapsamlı fikir alışverişinde bulundu. Seçkin katılımcı profili ve yüksek bilimsel düzeyiyle dikkat çeken toplantı, quantum teknolojilerinin geleceğini şekillendiren önemli platformlardan biri olarak değerlendiriliyor. Etkinlik, farklı ülkelerden gelen bilim insanları arasında iş birliği ve yeni araştırma ağlarının oluşmasına da katkı sağladı. Microsoft Research tarafından organize edilen ve davetli katılım esasına göre gerçekleştirilen toplantı, bilim insanlarına gösterilen ilgi ve sağlanan akademik etkileşim ortamıyla da öne çıktı. ‘Türkiye’den katılmak ve hem ülkemi hem de üniversitemi temsil etmek ayrı bir gurur kaynağı oldu’ Fırat Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muharrem Tuncay Gençoğlu, "Bu gelişme hem akademik anlamda hem de akademik çalışmaların teknoloji ve iş dünyasındaki yansımaları açısından benim için oldukça önemli. Microsoft gibi bir firma tarafından davet edilmek ayrıca büyük bir mutluluk. Asıl mesele şu ki Microsoft Quantum Pioneers Forum her yıl fikir ve proje çağrısı açıyor. Bu yıl ben de oraya bir proje fikri gönderdim. Bu fikir ilk aşamayı geçerek seçilenler arasına girdi, ancak değerlendirme süreci hâlen devam ediyor. 14-15 Mart tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Santa Barbara kentinde düzenlenen foruma katılmam için davet aldım. Çok seçkin üniversitelerden konuşmacıların yer aldığı, fotoğraf ve sunumların dışarıya yansıtılmadığı özel bir toplantıydı. Microsoft Research’ün Santa Barbara’da Station Q adıyla faaliyet gösteren ve tamamen Quantum araştırmalarına odaklanan bir grubu bulunuyor. Majorana 1 adı verilen bir quantum çip de geliştirdiler, ancak bu çipin halen bazı eksiklikleri ve çözülmesi gereken problemleri var. Quantum hesaplama alanındaki bu programa davet edilmem bizim için önemli bir fırsattı. Çünkü adeta üst düzey bir ‘devler ligi’ niteliğindeki, son derece seçkin araştırmacıların bulunduğu bir ortamda yer almak beni ziyadesiyle mutlu etti. Ayrıca 28 davetli konuşmacının 27’si Avrupa ve Amerika’dan gelmişti, sadece Fırat Üniversitesi olarak Türkiye’den katılmak ve hem ülkemi hem de üniversitemi temsil etmek ayrı bir gurur kaynağı oldu. Kendi alanlarında dünyanın ilk 5 ve 10’unda yer alan Harvard, MIT, California, Pennslyvania, Indiana gibi üniversitelerle aynı toplantıda bulunmak ve Fırat Üniversitesi’nin adını bu platformda zikretmek benim için son derece onur vericiydi. Toplantıya katılan 28 üniversitenin 25’i Amerika’dan, Amerika dışından ise Avusturalya’dan Sydney Üniversitesi, Almanya’dan Cologne Üniversitesi ve Türkiye’den Fırat Üniversitesi davet edilmişti. Dünyanın en iyi üniversiteleri arasında dışarıdan çağrılan üç üniversiteden biri olmak da ayrıca büyük bir mutluluktu" dedi. ‘Teknoloji hızla ilerlerken geri kalma gibi bir lüksümüz yok’ Kendi yaklaşımının ölçüme dayalı topolojik quantum hesaplama temelli olduğunu belirten Gençoğlu, "İlk kez, ölçüme dayalı topolojik quantum hesaplama sürecinin sonlu durum makineleri çerçevesinde modelleyerek farklı bir yaklaşım ortaya koyduk. Bu fikir orada değerli bulundu; üzerinde çeşitli tartışmalar ve değerlendirmeler yapıldı. İnşallah çalışmaların devamını getireceğiz. Bu etkinliğe katılım, Türkiye’deki bilim insanlarının quantum teknolojileri gibi ‘derin’ ya da ‘yıkıcı’ olarak adlandırılan alanlarda geri kalmayacağını ve bu alanlarda var olduğumuzu göstermesi açısından son derece önemli. Ayrıca özellikle genç akademisyenlerimiz ve öğrencilerimiz için önemli bir motivasyon kaynağı olacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye’den, Fırat Üniversitesi’nden bir bilim insanının dünyanın en seçkin üniversiteleri arasında yer alarak bir fikrini özgürce sunabilmesi ve bu fikrin tartışılması önemli bir eşiğin aşıldığını gösteriyor. Türkiye’deki pek çok üniversiteden bilim insanı bu eşiği daha önce aşmıştı, Fırat Üniversitesi’nden genç akademisyenlere örnek olabilmek, motivasyonlarını artırmak ve onlara güç katabilmek ise çok daha değerli. Bundan sonra Fırat Üniversitesi’nden ve Doğu’daki diğer üniversitelerden de benzer atılımların geleceğine inanıyorum. Teknoloji hızla ilerlerken geri kalma gibi bir lüksümüz yok" ifadelerini kullandı.
Ankara Bakan Uraloğlu, Karadeniz’de dronla vurulan Türk tankerine ilişkin: "Teknik ekiplerimiz olay yerine sevk edildi, 27 personelimizde yaralanma yok" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Karadeniz’de dronla vurulan Türk petrol yüklü tankere ilişkin, "Karadeniz’de Türk tankerine dron isabet etti. Teknik ekiplerimiz olay yerine sevk edildi. 27 personelimizde yaralanma yok" dedi. Türk şirketi Pergamon Denizcilik İşletmeleri A.Ş.’ye ait eski ismi Beşiktaş olan ‘Altura’ isimli ham petrol tankeri, Rusya’nın Karadeniz’in kuzeydoğusundaki liman şehri Novorossiysk’ten hareket ettikten sonra saat 00.30 sıralarında saldırıya uğradığı açıklandı. Tankerin, Rusya’nın Novorossiysk Limanı’ndan İstanbul’a yola çıktığı ve 140 bin ton ham petrol taşıdığı belirtilirken, gemiye dron isabet etmesi sebebiyle üst güvertesinde ve makine dairesinde hasar oluştuğu ve geminin su aldığı öğrenildi. Saldırının ardından gemiden yapılan yardım çağrısının ses kayıtları ortaya çıktığı, kayıtlarda mürettebattan kimsenin yaralanmadığı, geminin su aldığı ve acil yardım beklendiği açıklandı. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, teknik ekiplerin olay yerine sevk edildiğini ve mürettebattan kimsenin yaralanmadığını belirtti. "27 personelimizde yaralanma yok" Bir televizyon programında konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, mürettebattan kimsenin yaralanmadığını belirterek, "Karadeniz’de Türk tankerine dron isabet etti. Teknik ekiplerimiz olay yerine sevk edildi. 27 personelimizde yaralanma yok. Geminin makine dairesinin insansız deniz aracı ile hedef alındığını düşünüyoruz" ifadelerine yer verdi.
Erzurum Oltu’da coşkulu kurtuluş bayramı Erzurum’un Oltu ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 108. yıl dönümü dolayısıyla kutlama programı düzenlendi. Programın açılış konuşmasını yapan Oltu Belediye Başkan Vekili Selma Mevlütoğlu, "Bugün toprağımızın özgürlükle mühürlendiği esaretin zincirinin bir daha kırılmamak üzere parçalandığı Oltumuzun düşman işgalinden kurtulduğu büyük bir gurur heyecanla kutluyoruz bundan tam 108 yıl önce bu kadim topraklarda sadece bir askeri zafer değil bir milletin namusunu Bayrağını her şeyin üstünde tuttuğunun destanı yazıldı 1918 25 mart sabahı yükselen hürriyet sesi Anadolu’nun istilal müjdecisi oldu aziz Oltulular bizim tarihimiz sadece savunma tarihi değil aynı zamanda bir devlet kurma iradesidir" diye konuştu 25 Mart etkinlikleri kapsamında, Efkan Ala Kültür Evi’nde gerçekleştirilen programa ilçe protokolü ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda temsili göç gösterisi canlandırılırken, müzik konseri, şiir okumaları ve öğrencilerin koro performansları izleyicilerden beğeni topladı. Oltu İbni Sina Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri tarafından sahnelenen temsili göç gösterisi duygusal anlara sahne oldu. Gösteride esaret süreci ve ardından Türk askerinin vatanı kurtarışı canlandırılırken, salonda bulunanlara hem hüzün hem de gurur dolu anlar yaşatıldı. Programa, Oltu Kaymakamı Mustafa Çelik, Oltu Garnizon Komutanı Tank Kurmay Albay Hakan Kan, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Recep Kaplan, Oltu Belediye Başkan Vekili Selma Mevlütoğlu, Oltu Cumhuriyet Başsavcısı Onur Yavuz, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Kazdal, siyasi parti temsilcileri, kurum amirleri ve vatandaşlar katıldı.
Samsun Boynunda kemoterapi, kalbinde meslek aşkı: İki farklı kanser ile mücadele eden hekimin sarsılmaz azmi Samsun’da akciğer ve pankreas kanseriyle aynı anda mücadele eden ve boynuna bağlı kemoterapi ilacıyla çalışmasını sürdüren kadın hekim yaşadığı zorlu sürece rağmen görevinden kopmayarak örnek bir duruş sergiliyor. Samsun’da yaşayan 58 yaşındaki Acil Tıp Hekimi Bendegül Kuruçelik, 35 yıllık meslek hayatında sayısız hastaya şifa oldu. Bugün ise hem hekim hem hasta olarak hayat mücadelesini sürdüren Dr. Bendegül Kuruçelik, yaşadığı zorlu sürece rağmen görevinden kopmayarak örnek bir duruş sergiliyor. FBM Tıp Merkezi’nde acil doktoru olarak çalışan ve iki çocuk annesi olan Kuruçelik, kendisine konulan akciğer ve pankreas kanseri tanılarının ardından zorlu bir tedavi sürecine girdi. Geçirdiği ameliyatların ardından kısa sürede yeniden görevine dönen deneyimli hekim, mesleğine olan bağlılığını bir an olsun kaybetmedi. Boynuna bağladığı aparat ile hem kemoterapi alıyor hem çalışıyor Kemoterapi sürecinin fiziksel olarak oldukça yıpratıcı olduğunu ifade eden Dr. Kuruçelik, buna rağmen çalışmanın kendisine güç verdiğini belirtti. Boynuna takılı cihaz aracılığıyla 48 saat boyunca kemoterapi ilacı aldığını dile getiren Kuruçelik, "Akciğer ve pankreas kanseriyim. Kendi tanılarımı kendim koydum. Ameliyatlardan bir ay sonra çalışmaya başladım. Beni hayata bağlayan iki şey oldu: Kızlarım ve işim. İşimi yaptığım sürece sağlıklıyım. İşimi yapamamak kaygısı, hastalıktan daha çok korkuttu beni. İşimi yaptığım sürece hastalığımı unuttum ve tedaviye çok daha rahat devam edebildim. Bu süreç gerçekten çok zorlu. Hekimken bunun empatisini tam anlamıyla yapamıyormuş insan. Hasta olunca bunun ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Kemoterapi zor bir süreç; bu süreçte çalışmak ise daha da zor. Bu anlamda FBM Tıp Merkezi bana kucak açtı. Kanser hastası bir hekimle çalışıyorlar" dedi. "Bir daha dünyaya gelsem yine acil hekimi olurdum" Kemoterapi ilacı alırken çalışmanın zorluklarını anlatan Dr. Kuruçelik, "Tabii ki sıkıntılarım oluyor. Bu sıkıntıları annelik ve meslek aşkımla minimize ediyorum. Kemoterapim hâlâ devam ediyor. Boynuma taktığım bir cihazla, 48 saat boyunca damardan ilaç alıyorum. Yan etkileri oldukça fazla: Ödem yapıyor, nöropatiye neden oluyor. Elleriniz ve ayaklarınız uyuşuyor. Soğuk bir şeye temas edemiyorsunuz. Gerçekten zor bir süreç. Bugünlere geldiğim için elbette çok mutluyum. Arkadaşlarım ilk zamanlarda çok endişeliydi. Benim rahatlığımı gördükçe onlar da rahatladılar. Hastalarım da memnun. Hatta şaşırıyorlar; boynumdaki cihazın ne olduğunu soruyorlar. Kanser hastası olduğumu öğrenince bana daha farklı bir saygıyla bakıyorlar. Bir daha dünyaya gelsem yine acil hekimi olurdum" diye konuştu.