ÇEVRE - 29 Kasım 2025 Cumartesi 10:04

Prof. Dr. Aslan: "İnsan-yaban hayvanı teması biyogüvenlik açısından ciddi risk taşıyor"

A
A
A
Prof. Dr. Aslan: "İnsan-yaban hayvanı teması biyogüvenlik açısından ciddi risk taşıyor"

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan, insanların yaşam alanlarının genişlemesi ve kırsalın hızla boşalmasının yaban hayvanlarını doğrudan etkilediğini belirterek, artan insan-hayvan temasının biyogüvenlik açısından ciddi riskler oluşturduğunu söyledi.


Van YYÜ Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Prof. Dr. Aslan, yerkürenin oluşumundan bu yana insanlar ve hayvanların sürekli bir etkileşim içinde bulunduğunu ifade ederken, "yaban hayvanı" tanımının ancak insanla hiç temas etmemiş türler için geçerli olduğunu hatırlattı. İnsan yerleşimlerine yaklaşan her türün artık yabanlığını kısmen kaybettiğini vurgulayan Aslan, geçmişte ulaşımın sınırlı olması nedeniyle insanların hayvanlara ancak kendi güçleri ölçüsünde yaklaşabildiğini, günümüzde ise teknolojik imkânlar ve silahların insanları daha üstün bir konuma taşıdığına dikkat çekti.



"İnsan-hayvan teması giderek artıyor"


Tarımın gelişmesi, kırsaldaki nüfusun azalması ve şehirleşmenin hızlanmasıyla ekolojik dengenin bozulduğunu belirten Prof. Dr. Aslan, "Doğanın tahrip edilmesi, yeni yolların açılması ve yerleşimlerin genişlemesi onların doğal sahalarının değişmesine yol açtı. Örneğin eskiden 100 hanenin yaşadığı bir köyde koyun, inek, keçi, tavuk, kedi ve börtü böcek aynı döngünün içinde yer alırken bugün bu köylerde 20 hane, kimi köylerde ise hiç kimse kalmadı. Bu değişimden en çok etkilenenler arasında domuzlar, kurtlar ve tilkiler bulunuyor. Bu hayvanlar artık insanların yaşadığı alanlara doğru yaklaşmaya başladı. Şehirlerde vahşi depolama alanlarında biriken çöpler, kolay besine ulaşma imkânı sunduğu için yaban hayvanlarını buralara çekiyor. Böylece insan-hayvan teması giderek artıyor. Mahalle ortasında domuzların yürümesi, ayıların yaylalardaki evlere zarar vermesi, tilkilerin sokaklarda kedilerle karşılaşması bu daralan coğrafyanın ve iç içe geçmiş yaşam alanlarının göstergesidir" dedi.



"Biyogüvenlik açısından büyük bir tehlike oluşturuyor"


Bu durumun kontrol altına alınması gerektiğinin altını çizen Aslan, "Çünkü tıpkı insanların farklı iklimlere gidince hastalanması gibi, ekolojik dengede yaban hayvanlarıyla evcil hayvanların karşı karşıya gelmesi de ciddi riskler taşıyor. Evcil hayvanlarda bulunan hastalıkların yaban hayvanlarına, yaban hayvanlarında bulunan virüs ve parazitlerin evcil hayvanlara bulaşması biyogüvenlik açısından büyük bir tehlike oluşturuyor. Bu karşılıklı etkileşim hem hayvan sağlığını hem de insan sağlığını tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilir. Bu nedenle gerekli tedbirlerin bir an önce alınması, yaban hayvanlarını yerleşim alanlarına iten sebeplerin ortadan kaldırılması ve doğal yaşamın korunması büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu.



Prof. Dr. Aslan: "İnsan-yaban hayvanı teması biyogüvenlik açısından ciddi risk taşıyor"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Edirne 28 Şubat mağduru Gülsevin Kuzu, o dönem yaşadıklarını anlattı Edirne’de yaşayan Gülsevin Kuzu, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını anlattı. Kuzu, başörtüsü nedeniyle eğitim ve çalışma hayatında zorluklarla karşılaştığını belirtti. Ankara’da doğan 46 yaşındaki Gülsevin Kuzu, 28 Şubat dönemi sorası 1999 yılırnda Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde okuduğunu belirterek, o yılları "inancın sorgulandığı, başörtüsünün suç gibi görüldüğü zamanlar" sözleriyle anlattı. Kuzu, okul ortamında dini kimliğe yönelik olumsuz söylemlerle karşılaştığını, bunun kendisini inancını araştırmaya yönelttiğini ifade etti. Yaptığı okumalar sonrasında başörtüsü takmaya karar verdiğini söyleyen Kuzu, bu tercihin o dönem çevresi tarafından "radikal" olarak değerlendirildiğini dile getirdi. 1997 sonrasında baskının arttığını belirten Kuzu, özellikle kamu kurumları ve eğitim alanında başörtülü kadınlara yönelik kısıtlamaların günlük hayatın parçası haline geldiğini ifade etti. Üniversite hastanelerinde başörtülü ziyaretçilerin içeri alınmadığını, askeri törenlerde bazı ailelerin törenlere katılamadığını gördüğünü belirten Kuzu, bu dönemi "baskının sıradanlaştığı yıllar" olarak nitelendirdi. Sınav günü yaşadığını bir olayı da paylaşan Kuzu, sınava yetişmesine yardımcı olan polislerin aksine sınav salonunda bir görevlinin başörtüsü nedeniyle işlem yapmak istediğini söyledi. Kuzu, yaşanan tartışmanın ardından sınava girmesine izin verildiğini ancak zaman kaybı yaşadığını söyledi. Eğitim sonrasında iş başvurularında da benzer engellerle karşılaştığını ifade eden Kuzu, başörtülü kadınların kamu görevine alınmasının o yıllarda çok zor olduğunu kaydetti. Bugünkü şartları geçmişle kıyaslayan Kuzu, "Şimdiki özgürlük ortamı o dönem için hayal bile edilemezdi" dedi. Elinde bulunan resmi bir belgeyi kamuoyuyla paylaşmak istediğini belirten Kuzu, geçmişte yaşananların hatırlanmasının toplumsal hafıza açısından önemli olduğunu vurguladı. Açıklamasının sonunda farklı inanç ve yaşam tarzlarına saygı çağrısı yapan Kuzu, "Artık herkesin birbirine saygı duyduğu bir ortam istiyoruz" ifadelerini kullandı.