GENEL - 08 Aralık 2011 Perşembe 17:38

ÜNLÜ TARİHÇİNİN `MUHTEŞEM YÜZYIL`I BIRAKMA SEBEBİ

A
A
A
ÜNLÜ TARİHÇİNİN `MUHTEŞEM YÜZYIL`I BIRAKMA SEBEBİ

Doç. Dr. Erhan Afyoncu, Muhteşem Yüzyıl adlı dizinin tarih danışmanlığını, "laf anlatmaktan yorulduğu için bıraktığını" söyledi.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) tarafından Aralık ayı etkinlikleri kapsamında ünlü tarihçi Doç. Dr. Erhan Afyoncu, "Osmanlı İmparatorluğu’nun Modern Dünyadaki İzleri" konulu konferans verdi. Vali Erol Ayyıldız, ZKÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Özer, rektör yardımcıları, öğretim üyeleri ve öğrencilerinin katıldığı konferans yaklaşık iki saat sürdü. Afyoncu, konferans sonunda öğrencilerin de sorularını yanıtladı. Tarihin popüler bir alan olduğunu aktaran Afyoncu, şunları kaydetti:
"Türkiye’de herkes üç şeyi çok iyi bilir. Bir tıbbı iyi bilir, iki dini iyi bilir üç de tarihi iyi bilir. Bunları bilmiyorsa biz ona Türk demiyoruz. 150 yıllık geçmişi olan bir ders kitabımız var. Aynı şablonlarla öğrendiğimiz için maalesef istenilen ölçüde olmuyor. Tarih çok sıkıcı anlaşma maddesi ezberletildiğinden şikayet edilir. Nasıl ki matematik de formül ezberliyorsanız tarihte de ezber vardır. Tarihin çok zevkli yönleri de vardır. Onlara bu yönden bakabilmek lazım. Dünya bir değişim yaşadı. İki
kutuplu bir dünyaydı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yeni bir dünya düzeyine giderken iki şeyi keşfedildi. Birincisi Osmanlı İmparatorluğu diye tarihteki büyük bir devletin varlığı, tabi bunu dünya ile birlikte Türkiye de keşfetti. Kendi tarihimizi biz yeniden keşfeder hale geldik. Tarihte bana göre iki önemli siyasi güç geldi. Birincisi Roma İmparatorluğu ikincisi Osmanlı İmparatorluğu’dur. Böyle İngiltere çok büyük bir güneş batmaz imparatorluktu. Fakat İngiliz İmparatorluğu’nun yönettiği
yerlere bakarsanız pigmeler, Kızılderililer, Hindulardır. Yerleşik medeniyetlerin olduğu, Anadolu, Mezopotamya ve Avrupa coğrafyasına hakim olmak kolay bir hadise değildir. Bu coğrafyada hakim olan iki devlet vardı. Birincisi Roma ikincisi Osmanlı İmparatorluğu’dur. Avrupa aslında Roma İmparatorluğu’nun yeniden ihyasıdır. Roma demek Avrupa demekti. Roma yıkıldıktan sonra Avrupa Roma’yı yeniden ihya etmeye çalıştı. Fakat herkes tek bir devletin etrafında kurmaya çalıştı. Fakat bunu başaramadılar. İki dünya
savaşı geçirdiler. Sonunda ekonomik birlik olarak günümüze çıktılar. Romanın birçok alanındaki izleri gibi Osmanlı’nın da birçok alanda izleri var. Çünkü kendi döneminde izlediği ziyaret şehircilik anlayışı, mimarisi günümüzde çok değerli izler bırakmıştır."
BATI’NIN SOMALİ’YE YAKLAŞIMI
Tarihte Hıristiyanlığın yayılmasının Somali bölgesinde engellendiği için günümüzde Batı’nın Somali’ye ilgisiz kaldığını ifade eden Afyoncu, "Somali tarihte Müslümanların önemli bir kalesi olmuştur. O bölgelerde Hıristiyanlığın yayılmasını engellemiştir. O açıdan Somali’nin tarihte önemli bir rolü vardır. Bana göre Batı’nın Somali’ye karşı ilgisiz kalmasında bunun son derece bir önemi var. Osmanlılar, Somali’ye, Habeşistan’a, Kenya’ya kadar uzanıyorlar" diye konuştu.
MUHTEŞEM YÜZYIL DİZİSİ
Ünlü tarihçi Erhan Afyoncu, bir sene öncesine kadar Tarih danışmanlığını yaptığı Muhteşem Yüzyıl dizisinden ayrılma gerekçelerini şöyle açıkladı:
"Ben Muhteşem Yüzyıl isimli diziye bir sene danışmanlık yaptım. Fakat orada şöyle bir problem vardı. Dizi ile tarih birbirine karışıyor. İki tarafa da laf anlatmak gerekiyordu. Bir kamuoyuna laf anlatmaya çalışıyorsunuz, bir de gidip dizi yapımcılarına laf anlatmaya çalışıyorsunuz. Bu böyle olmaz, hareme erkek girmeyecek diyorsunuz. Öbür taraftan halka bu bir kurgudur tarih değildir diyorsunuz. Bu beni yorduğu için diziyi bıraktım. Birçok siyasi ile de görüşerek bilgi alan oluyor. Avrupa’da bu çok daha
kuvvetli bir şekildedir. Bazı ülkelerde resmi tarih danışmanları var."
Öte yandan konferans sırasında bazı konukların uyuması dikkat çekti.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Babadağ Ultra Maratonu’nda ilk gün tamamlandı Muğla’nın Fethiye ilçesinde, Ölüdeniz’in eşsiz doğasında gerçekleştirilen Babadağ Ultra Maratonu’nun ilk gün yarışları büyük bir heyecanla tamamlandı. Türkiye’nin yanı sıra İngiltere, Rusya, Belçika, Ukrayna, Norveç, Polonya, İspanya, Bermuda, Avusturya ve Finlandiya başta olmak üzere toplam 15 ülkeden yaklaşık 100 yabancı sporcunun yer aldığı maratonda, rekabet üst seviyeye çıktı. Organizasyondaki heyecan 26 Nisan Pazar günü gerçekleştirilecek yarışlarla sona erecek. Maratonun ilk günü, sabah saat 07.00’de start alan 56K ve 30K etaplarıyla başladı. Saat 08.00’de 15K Skyrunning Dragon, saat 10.00’da ise 26K Down Hill yarışları start aldı. Doğanın büyüleyici atmosferinde gerçekleşen yarışlar, gün boyunca yüksek tempolu ve çekişmeli anlara sahne oldu. İlk gün yarışlarının sonunda düzenlenen ödül töreninde dereceye giren sporculara madalyaları takdim edildi. Kategorilerde ilk gün dereceleri şöyle: 15K Skyrunning Dragon Genel Klasman ve Erkekler Kategorisi 1. İbrahim Güneş 2. Sadık Başar 3. Coşkun Keskiner 15K Skyrunning Dragon Kadınlar Kategorisi 1. Fatma Taş 2. Üzüm Sevgül Kaçak 3. Tuğba Akın 30K Parkuru Genel Klasman ve Erkekler Kategorisi 1. Aleksei Stepanov (Rusya) 2. Güngör Özege 3. Mehmet Türkmen 30K Kadınlar Kategorisi 1. Gülten Çerçi 2. Kateryna Vaselkova (İspanya) 3. Natalia Mamon (TR) 26K Down Hill Genel Klasman ve Erkekler Kategorisi 1. Mustafa Şahin 2. Özgür Arat 3. Mustafa Kartal 26K Down Hill Kadınlar 1. Olga Burnevskaia (Rusya) 2. Özlem Aktaş 3. Sevil Yavuzkılıç 56K Babadağ Ultra Genel Klasman ve Erkekler Kategorisi 1. Koray Het 2. Yevhenii Yermolenko (Ukrayna) 3. Hüseyin Gümüş 56K Babadağ Ultra Kadınlar Kategorisi 1. Serpil Baysal Budak 2. Ebru Çırakman 3. Nuran Gündoğdu
İstanbul Emine Erdoğan: "Ailelerimiz, mutlaka çocuklarını Türk edebiyatına teşvik etmeli" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, "Ailelerimiz, mutlaka çocuklarını Türk edebiyatına teşvik etmeliler. Çocuklarını güvenebilecekleri kahramanlara emanet etmeliler. Çünkü küreselleşmenin ne yazık ki kültürleri tek potada eritme gibi bir yan tesiri var. Yabancı kitapların satır aralarında çocuklarımızı hangi değerlerin, kodların, referansların beklediğini tam olarak bilmiyoruz" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Rami Kütüphanesi’nde düzenlenen "1. Rami Çocuk ve Sanat Bienali"nin açılışına katıldı. "Resimli Çocuk Kitapları" teması ve "Renkliyse Gerçektir" mottosu ile 25 Nisan - 15 Haziran tarihleri arasında ziyaretçilerini ağırlayacak olan bienalin açılışında konuşan Emine Erdoğan, Rami Kütüphanesi gibi tarihi bir mekanda düzenlenen bienali organize ettiği için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına, paydaşlarına ve emeği geçenlere teşekkür etti. Emine Erdoğan, bir toplumun ufkunu genişleten faktörün birlikte hayal edebilme yeteneği olduğunu belirterek, hayal gücünün medeniyet gücü anlamına geldiğine vurgu yaptı. "Çocuk zihni, birbirinden harika hayal mahsullerinin yetiştiği bir bahçeye benzer" Gökyüzünde ilerleyen uçaklar, dünyayı birbirine bağlayan internet ve uzayın derinliklerine yapılan seyahatlerin bir hayal tohumunun filiz vermesiyle mümkün olduğunu dile getiren Erdoğan, "Uçaktan önce uçmanın, internetten önce görünmez ağların, uzay mekiklerinden önce atmosferin dışına çıkmanın hayali vardır. Bu bağlamda, insanlık tarihine yön vermiş keşiflere baktığımızda, bizi esas hayrete düşürmesi gereken şey, bir insanın bunları hayal edebilme kapasitesi olmasıdır. Buradan çıkarılacak mesaj aslında çok açık; hayal etme yeteneği, çocuklukta kazanıldığıdır. Çocuk zihni, birbirinden harika hayal mahsullerinin yetiştiği bir bahçeye benzer. İşte bu yüzden, bizim vazifemiz, bu bahçenin toprağını zenginleştirmektir. Çünkü biliyoruz ki, hayalin olmadığı yerde, sonu tükenişe varan bir tekrar başlar. Oysa hayal gücü beslendikçe, ortaya yeni ihtimaller, yeni dünyalar, yeni gerçeklikler çıkar. Bu yüzden çocukları, edebi değeri olan, onların potansiyelini harekete geçirecek, zihinsel sıçramalar yaptıracak, nitelikli kitaplarla tanıştırmalıyız. Çünkü edebiyat, hayatı seyrettiğimiz bir penceredir" dedi. "Çocuğa verilen her kitap, ona kimlik kazandırır" Emine Erdoğan, çocukların hayatla ilgili ilk izlenimlerini okudukları kitapla oluşturduklarını belirterek, "Edebi niteliği yüksek bir kitap, çocuğu sadece eğlendirmez, onu hayata da hazırlar. Çocuk okuyarak, ana dilini yetkin kullanmayı öğrenir. Kelime dağarcığı genişledikçe, ifade gücü kuvvetlenir. Soyut düşünme ve akıl yürütme gibi beceriler kazanır. Bu çerçevede resimli kitaplar, çocuğu edebiyatla, sanatla, ilk kez tanıştıran çok önemli enstrümanlardır. Siz, çocuğa resimlerin altındaki metni okurken çocuk, sayfalardaki resimlerden kendine duru bir vicdan inşa edecek doneler toplar. Mesela, tekerlekli sandalyesini ittiği arkadaşıyla kahkaha atan çocukların dostluğunun resmedildiği bir sayfada, sevginin farklılıkları sildiği görür. Bir sofraya birlikte oturmuş dede, nine, anne, baba ve kardeşlerin yüzlerindeki tebessümlerden, aile olmanın huzurunu hisseder. Yerde yatan yaralı bir kediye doğru eğilen çocuğun bakışındaki hüzün, hayvanların acılarına empati geliştirmesini sağlar. Böylelikle, hayatta yolunu bulabileceği manevi haritaları olur. Duygusal zekası gelişmiş, toplumsal duyarlılığı sağlam, vicdan pusulasıyla yol alan bir insan olarak büyür. Çocuğa verilen her kitap, ona kimlik kazandırır. Çünkü kitaptaki kahraman yeri gelir çocuğun en iyi arkadaşı, rol modeli, öğretmeni olur" şeklinde konuştu. "Ailelerimiz, mutlaka çocuklarını Türk edebiyatına teşvik etmeliler" Çocukların bu kitap kahramanlarıyla, hiç bilmedikleri coğrafyalara seyahat ettiklerini, ağaçların, kuşların dile gelip konuştuğu ormanlardan geçip, maceradan maceraya atıldıklarını kaydeden Erdoğan, "Bugün birçok çocuğumuz bu maceralara maalesef çeviri kitaplarla atılıyor. Haliyle başka bir kültürün insana bakışı, yaşam tarzı ve değerleriyle kodlanıyorlar. Ben en başta bir anne, bir anneanne ve bir babaanne olarak, bilhassa çocuk kitaplarının kendi kültür dünyamızın ürünleri olması gerektiği kanaatindeyim. Şu bir gerçek ki, taşıma suyla değirmen dönmez. Bizim her biri evrensel bir simge olan kendi kahramanlarımız var. Ama onları yeteri kadar kitap sayfalarında, çizgi filmlerde, bilgisayar oyunlarında ya da dijital dünyada göremiyoruz. Katip Çelebi’den Piri Reis’e, Mevlana’dan Itri’ye, arkalarında büyük insanlık mirasları bırakmış nice eşsiz şahsiyet, modern bir anlatıyla yeniden dünya sahnesine çıkmayı bekliyor. Evlatlarımız yarım yamalak bir Türkçe konuşan çeviri bir karakterle değil, Dede Korkut’la bağ kurabilmeli. Nasreddin Hoca’nın pratik zekasından, nüktelerinden hikmet dersleri alabilmeli. Adaleti Battal Gazi’den, bilgeliği Mevlana’dan, keşfetmeyi Evliya Çelebi’den öğrenmeli. Bu gayrette olan edebiyatçılarımız, sözlü kültür mirasımızı, ’çocuğa göre’ ilkesiyle yeniden yorumlayıp yazıyor, ortaya harika eserler çıkarıyorlar. Onlara gerçekten bir gönül borcumuz var. Çünkü tüm o masallar, destanlar, öyküler, asırlardır bu coğrafyada kurulmuş hayallerin ve görülen düşlerin hafızasıdır. Fakat bu noktada bizlere de önemli ödevler düşüyor. Ailelerimiz, mutlaka çocuklarını Türk edebiyatına teşvik etmeliler. Çocuklarını güvenebilecekleri kahramanlara emanet etmeliler. Çünkü küreselleşmenin ne yazık ki kültürleri tek potada eritme gibi bir yan tesiri var. Yabancı kitapların satır aralarında çocuklarımızı hangi değerlerin, kodların, referansların beklediğini tam olarak bilmiyoruz. Unutmayalım ki kendi hikayesini çocuklarına anlatamayan toplumlar, başkalarının hikayelerinde kaybolur. Ve bir medeniyet çocuklarına kendi kahramanlarını sunabildiği ölçüde varlığını sürdürebilir" dedi. "Savaşların bittiği, adaletin herkesin payına düştüğü, evrensel değerlerin herkes için geçerli olduğu barış dolu bir dünya da bunu hayal edebilenlerle kurulabilir" Erdoğan, bugünün çocuklarının dünyaya ekranlar aracılığıyla bakmasını, günde 8 saati aşan ekran süresinin, çocuklara zararlar verdiğini, gelişimsel gecikmelere yol açtığını, belirterek, "Tabii bununla beraber, siber zorbalık, şiddet içerikleri, nefret söylemleri, sapkın ideolojiler ve çevrimiçi istismar gibi türlü türlü risklerle de karşılaşıyorlar. Biliyor musunuz, bu son derece karmaşık sorun yumağı, aslında çok masum görünen bir adımla başlıyor. Oyalanması ya da uslu durması için çocuğun eline tutuşturulan telefon, onunla ekranlar arasında kopmaz bağlar kuruyor. Halbuki çocuklara ekranlar yerine resimli kitaplar versek, çocukluk denilen anavatanı bu dijital istilaya karşı pekala koruyabiliriz. Onlara kitaplar aracılığıyla zengin bir anlam dünyası kurabiliriz. Kitapla haşır neşir anne babaları, abi ablaları gören çocuklar da ister istemez benzer bir temayül geliştirir. Aile içinde okuma saati etkinlikleri yapmanın hem aile bireyleri arasındaki iletişimi güçlendirmede, hem de zamana ve hayata anlam katmada çok etkili olduğunu düşünüyorum. Bugün çok şükür ülkemizde, Millet Kütüphanesi gibi, içinde bulunduğumuz Rami Kütüphanesi gibi, birbirinden güzel, zengin koleksiyonlara sahip kütüphanelerimiz var. Ailece kütüphanelere gitmek, çocuklara kütüphane görgüsü kazandırmak, kitabın kokusuyla, sayfalara dokunmanın bıraktığı hisle dopdolu anılar hediye etmek bizlerin elinde. Lütfen, bu çabayı gösterelim. Çocuklarımızı kitapların büyülü dünyasından mahrum etmeyelim. Unutmayalım ki hayal tohumlarından sadece bilimsel keşifler çıkmaz. Savaşların bittiği, adaletin herkesin payına düştüğü, evrensel değerlerin herkes için geçerli olduğu barış dolu bir dünya da bunu hayal edebilenlerle kurulabilir. O halde, çocukları tertemiz hayaller kurabilecekleri, erdemlerle dolu bizden hikayeler ve bizden kahramanlarla tanıştıralım" diye konuştu. Konuşmanın ardından Bakan Göktaş, günün anısına Emine Erdoğan’a diorama sanatıyla hazırlanmış bir eser hediye etti. Tören, aile fotoğrafı çekimi ve kurdele kesimiyle sona erdi.