EKONOMİ - 28 Şubat 2012 Salı 09:42

KOSGEB DESTEĞİYLE "MARKA" OLDULAR

A
A
A
KOSGEB DESTEĞİYLE "MARKA" OLDULAR

Adana’da Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı’nın (KOSGEB) İşbirliği-Güç Birliği Destek Programı kapsamında sağladığı 250 bin TL hibe desteğiyle bir araya gelen 5 tekstil firması, kurdukları ortak şirketle istihdam yaratmakla kalmayıp, yaptıkları üretimi "Adkon" markasıyla taçlandırdı.
Proje Koordinatörü Cevdet Şeker yaptığı açıklamada, Şekeroğlu, Atılım, Buyuran, Gürbüz Nakış ve İrfan Tuhafiye’den oluşan 5 şirketin bir araya gelip kurdukları şirkete KOSGEB’in 250 bin TL hibe desteği sağladığını, bunun Adana’da ilk ve şu ana kadar da tek örnek olduğunu hatırlattı. Şeker, söz konusu şirketlerin mevcudiyetini korumanın yanında yeni bir şirkete de ortak olduklarını belirterek, "Buradaki ana amaç üretim ve istihdam. Çünkü Adana, Türkiye’de işsizlik rekorları kıran bir kent. Tekstil ise en
fazla istihdam sağlayan sektör. Bazı fabrikalar vardır milyonlarca TL’lik yatırıma rağmen teknoloji sayesinde 5-10 kişi istihdam eder. Tekstil ise daha az yatırım bedeliyle kat kat daha fazla istihdam sağlar. Bunun örneğini burada yaşıyoruz" dedi.
Kentin yoğun göç alan bölgelerinden Yüreğir’in Koza Mahallesi’nde kurdukları hazır giyim üretim atölye bünyesinde tasarım, kesimhane, üretim, ütü ve kalite kontrol bölümlerinin bulunduğunu belirten Şeker, "Yaptığımız hazır giyim üretiminde Adana’da çok fazla görülmeyen penye grubuna da yer veriyoruz. Üretimimizin önemli bir bölümünü de ihraç etmeyi hedefliyoruz" diye konuştu.
Şeker, teknolojik imkanlara sahip makinelerle kaliteli, hızlı, verimli üretim yapmakla kalmayıp "Adkon" adıyla da markalaştıklarını, bu markanın tescilini de yaptırdıklarını söyledi. Cevdet Şeker, "Bu marka, Adana’nın tekstildeki marka değerine de katkı sunacak" dedi.
Çalışan elemanların önemli bir bölümünün kadınlardan oluştuğuna dikkati çeken Şeker, şöyle devam etti:
"Üretimi kalifiye elemanlarla yapmak için İş-Kur aracılığıyla 25 işsizimizi eğitme tabi tuttuk. Bunlardan 15’ine istihdam sağladık. Toplamda ise atölyede 25 kişi çalışıyor. İleriye dönük hedefimiz bu sayıyı ilk etapta 100’e tamamlamak."
KOSGEB’den Adana’da bu kadar fazla hibe desteği alabilen tek projeyi gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını ifade eden Şeker, "Biz yolu açtık. Dileğimiz, daha çok firmanın bu destekten faydalanarak üretim ve istihdama katkı sunmasıdır" şeklinde konuştu.
Cevdet Şeker, Avrupa’nın tekstil üretiminden uzaklaştığını, Uzakdoğu’nun kalitesiz üretimiyle gözden düştüğünü, bu nedenle Türkiye’nin genç nüfusuyla bu sektörde öncü ülke konumuna geleceğine inandıklarını sözlerine ekledi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bitlis Bitlis’te nisanda kara kış: 84 köy yolu ulaşıma kapandı Bitlis’te baharda kış şartları etkisini sürdürürken, kar kalınlığı ise 15 santimetreyi buldu. Nisan ayının ortalarına yaklaşılırken kentte gece saatlerinde başlayan kar yağışı, kısa sürede etkisini artırarak cadde ve sokakları beyaza bürüdü. Bitlis ve çevresinde iki gündür aralıklarla devam eden kar yağışı, özellikle yüksek kesimlerde etkisini daha fazla gösterirken Bitlis İl Özel İdaresinden yapılan açıklamada ise il genelinde 84 köy yolunun ulaşıma kapandığı belirtildi. Yüksek bölgelerde kar kalınlığının 35 santimetreye kadar ulaştığı, yağışların hafta sonuna kadar aralıklarla devam etmesinin beklendiği bildirildi. Meteoroloji yetkilileri, sürücüleri buzlanma ve görüş mesafesinde yaşanabilecek düşüşlere karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı. Kar yağışının ardından kent genelinde ekipler harekete geçti. Ana arterlerde karayolları ekipleri çalışmalarını sürdürürken, mahalle aralarında ise belediye ekipleri kar temizleme çalışmalarına başladı. Sabah saatlerinde yoğun kar nedeniyle araçların ve evlerin kar altında kaldığı kentte, vatandaşlar işlerine gitmekte zorlandı. Nisan ayının ortasında kar sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, araçlarının üzerini temizleyerek güne başladı. Öte yandan, etkili olan kar yağışı nedeniyle kent genelinde birçok köy yolunun ulaşıma kapandığı, il özel idaresi ekiplerinin kapalı yolların yeniden ulaşıma açılması için çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü belirtildi.
Erzurum 114 Yıllık "Sıla Hasreti" belgesi gün yüzüne çıktı: Bir askerin kalbinde taşınan memleket Balkan Savaşları’nın yalnızca cephede verilen bir mücadele olmadığı, aynı zamanda insan ruhunun en derin sınavlarından biri olduğu, ortaya çıkan çarpıcı bir belgeyle bir kez daha gözler önüne serildi. Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Taner Özdemir tarafından paylaşılan 114 yıllık belge, Erzurumlu bir Osmanlı askerinin "sıla hasreti" nedeniyle hastaneye düştüğünü ve tedavi için memleketine gönderilmesinin önerildiğini ortaya koyuyor. Savaşın görünmeyen yüzü: "Darüssıla" hastalığı Belgede, cephe gerisindeki bir askeri hastanenin 9. koğuşunda yatan Erzurumlu Hasan oğlu Mehmet Hüsnü Çavuş’un durumu ayrıntılı biçimde yer alıyor. Yapılan muayenelerde, askerin fiziksel bir yarasının bulunmadığı; buna karşılık dönemin tıbbi literatüründe "darüssıla" olarak adlandırılan ağır bir memleket hasreti yaşadığı tespit ediliyor. Askerî tabipler, bu durumun sıradan bir moral bozukluğu olmadığını; doğrudan tedavi gerektiren bir ruhsal çöküntü hali olduğunu değerlendiriyor. Bu nedenle Mehmet Hüsnü Çavuş için ilaç ya da klasik tedavi yöntemleri yerine oldukça dikkat çekici bir karar alınıyor: Kısa süreli izin verilerek memleketine gönderilmesi. Bu karar, Osmanlı askeri tıbbının yalnızca fiziksel yaralara değil, askerlerin psikolojik durumlarına da duyarlı olduğunu açıkça gösteriyor. Hastalığın ilacı: Sıla Belgede yer alan ifadeler, dönemin anlayışını net biçimde ortaya koyuyor. Mehmet Hüsnü Çavuş’un iyileşmesi için en uygun tedavinin "memleketine kavuşması" olduğu belirtiliyor. Bu doğrultuda kendisine 5 ila 10 gün arasında bir "mezuniyet" (izin) verilmesi öneriliyor. Bu yaklaşım, modern psikolojide "travma", "bağlanma" ve "aidiyet duygusu" kavramlarıyla açıklanan durumların, Osmanlı döneminde sezgisel olarak tanımlandığını gösteriyor. Özdemir: "Bu belge bir insanlık tanıklığıdır" Belgeyi kamuoyuyla paylaşan Taner Özdemir, Balkan Savaşları’nın yalnızca askeri değil, aynı zamanda toplumsal ve psikolojik bir yıkım olduğuna dikkat çekti: "1912-1913 yılları, Osmanlı için adeta bir kırılma dönemidir. Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençler, hiç bilmedikleri coğrafyalarda, çok ağır şartlar altında savaşmak zorunda kaldılar. Bu belge bize şunu gösteriyor: Savaş sadece cephede yaşanmıyor. Asıl savaş, bazen insanın kendi içinde yaşanıyor." Özdemir’e göre bu belge, Osmanlı ordusunun askerine bakış açısını da ortaya koyuyor: "En zor şartlarda bile askerinin ruh halini dikkate alan bir anlayış var. ‘Sıla hasreti’ bir hastalık olarak kabul ediliyor ve tedavi yöntemi olarak memlekete gönderilmesi öneriliyor. Bu, son derece insani ve ileri bir yaklaşımdır." Erzurum’dan Balkanlara Uzanan Hasret Erzurum’dan yola çıkan Mehmet Hüsnü Çavuş’un hikâyesi, aslında binlerce askerin ortak geleceğini temsil ediyor. Anadolu’nun köylerinden koparılan gençler; ailelerinden, sevdiklerinden ve alıştıkları hayattan uzak, bilinmezlik içinde bir mücadeleye sürüklenmişti. Soğuk, açlık, hastalık ve yetersiz lojistik şartlar kadar; anne kokusu, baba duası ve çocuk sesine duyulan özlem de bir yük haline gelmişti. Bu belge, işte o görünmeyen yükü somutlaştırıyor. Uzmanlara göre belge, üç açıdan büyük önem taşıyor: Askeri tarih açısından: Osmanlı ordusunda psikolojik durumların nasıl ele alındığını gösteriyor. Tıp tarihi açısından: "Darüssıla" kavramı, erken dönem psikiyatrik tanımlamalara örnek teşkil ediyor. Sosyal tarih açısından: Savaşın insani boyutunu ve askerlerin duygusal dünyasını ortaya koyuyor. İsimsiz kahramanlara açılan bir pencere Özdemir, Mehmet Hüsnü Çavuş’un hikâyesinin, yalnızca bir askerin dramı olmadığını dile getirerek "Balkan coğrafyasında savaşan binlerce Osmanlı askerinin ortak hikâyesidir. Bu belge sayesinde, tarih kitaplarında çoğu zaman sayılarla ifade edilen kayıpların ardındaki insan hikâyeleri yeniden görünür hale geliyor. Ve belki de en çarpıcı gerçek şu: Bazı yaralar kurşunla değil, hasretle açılıyor" dedi.