GÜNDEM - 01 Haziran 2025 Pazar 16:21

Bakan Yardımcısı Aydın’dan "Yeni Anayasa" vurgusu

A
A
A
Bakan Yardımcısı Aydın’dan "Yeni Anayasa" vurgusu

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın, Türkiye’nin terörle mücadelede önemli bir eşiği geride bıraktığını belirterek, "Terörsüz Türkiye" ve " Yeni anayasa" vurgusu yapıldı.


Aydın, bu süreçte yeni ve sivil bir anayasa hazırlanmasının stratejik bir zorunluluk olduğunu ifade etti.


Bakan Yardımcısı Aydın, Türkiye’nin uzun yıllardır mücadele ettiği terör sorununda ilk kez bu denli umut verici bir aşamaya gelindiğini söyledi. Terör örgütünün silah bırakma ve kendini feshetme kararının tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirten Aydın, sürecin dikkatle, sabırla ve özenle yürütülmesi gerektiğini vurguladı.


Kalıcı barışın ve huzurun ancak demokratik hukuk düzeninin sağlam temellere oturtulmasıyla mümkün olabileceğine işaret eden Aydın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu siyasi irade ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sürece katkı sunduğu dirayetli duruşun devlet aklının ortak kararlılığını temsil ettiğini ifade etti.


Bakan Yardımcısı Aydın, açıklamasında yeni ve sivil bir anayasanın kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunu belirtti.


Türkiye’nin artık demokratik olgunluğu, toplumsal mutabakat arzusu ve kurumsal gücü ile kendi anayasasını yapabilecek bir noktada olduğunu dile getiren Aydın, "Bu sadece bir hukuk reformu değil, milletimizin demokratik egemenliğine duyduğu inancın da bir tezahürüdür.


Etnik ve mezhebi farklılıkları kültürel zenginlik olarak gören, insan onurunu esas alan ve adalet ilkesine dayalı bir anayasa mümkün. Yeter ki süreç, kısa vadeli siyasi mülahazalardan uzak şekilde yürütülsün" dedi.


Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi ile millet iradesinin doğrudan tecelli ettiğini söyleyen Aydın, vesayetçi yapıların sistem dışına itildiğini hatırlatarak, anayasal çerçevenin de bu dönüşüme uygun hale getirilmesi gerektiğini belirtti. Aydın, yeni anayasanın çağdaş, katılımcı ve özgürlükçü bir zemin oluşturacağını ifade etti.


Aydın, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından görevlendirilen hukukçu ekibin çalışmalarına başladığını belirterek, hedefin evrensel hukuk ilkeleriyle uyumlu, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan bir anayasa hazırlamak olduğunu söyledi.


Aydın, "Bu fırsatı heba etmeyelim. Gelin, milletimizin iradesini temel alan, çağdaş normlara dayalı, çoğulcu bir anayasa ile bu süreci taçlandıralım. Milletin sözü artık hukuk metnine dönüşmelidir. Bugün Türkiye, tarihi önemi haiz bir eşiği geride bırakmanın tam ortasındadır. Uzun yıllardır milletimizin yüreğinde derin yaralar açan terör meselesinde, ilk kez bu denli somut ve umut verici bir aşamaya gelinmiştir. Artık "Terörsüz Türkiye" hedefi, yalnızca bir temenni değil; milletimizin ortak duası ve devlet aklının kararlılığı ile şekillenen bir gerçekliğe dönüşmektedir.


Terör örgütünün kendini feshetme ve silah bırakma kararı alması, elbette tarihi bir dönüm noktasıdır. Ancak bu noktada, hepimize düşen büyük bir sorumluluk vardır: Bu süreci zehirlememek, gölge düşürmemek ve dikkatle, özenle, sabırla yürütmek. Çünkü barış, sadece silahların susması değildir. Kalıcı barış ve huzur, demokratik hukuk düzeninin sağlam temellere oturtulmasıyla mümkündür. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu yüksek siyasi irade ve Devlet Bahçeli’nin sürece kattığı dirayetli duruş, devlet aklının ortak kararlılığını yansıtmaktadır. Bu güçlü liderlik, aynı zamanda milletin farklı kesimlerine seslenen ve onları kuşatan bir birlik ve kardeşlik çağrısıdır. Ancak unutulmamalıdır ki, tarihî kazanımlar hukukî ve anayasal zeminle tahkim edildiğinde kalıcı olabilir. Bu sebeple yeni ve sivil bir anayasanın hazırlanması, içinde bulunduğumuz sürecin en stratejik adımlarından biri olacaktır. Yeni anayasa, geçmişin izlerini geride bırakarak Türkiye’nin önünü açacak, çağdaş, katılımcı ve özgürlükçü bir anayasal temel oluşturacaktır. Cumhurbaşkanımızın görevlendirdiği hukukçu ekip, bu tarihi görevin ilk adımlarını atarak çalışmalara başlayacaktır. Hedef; evrensel hukuk ilkeleriyle uyumlu, temel hak ve hürriyetleri eksiksiz şekilde tanıyan, milletin değerleriyle örtüşen modern bir anayasa hazırlamaktır. Bu çaba, yalnızca hukukî değil; aynı zamanda siyasal bilincin, toplumsal vicdanın ve ortak geleceğe duyulan inancın bir göstergesidir. Yeni anayasa çalışması, yalnızca bugünü değil; gelecek kuşakların hayatını da doğrudan şekillendirecek bir adımdır. Bu fırsatı heba etmeyelim. Gelin, milletimizin iradesini temel alan, çağdaş normlara dayalı, çoğulcu bir anayasa ile bu süreci taçlandıralım.


Milletin sözü artık hukuk metnine dönüşmelidir. Bu millet, kendi anayasasını kendi kararıyla yaparak, birlikte yaşama iradesini yasal güvenceye kavuşturmalıdır" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Bakırcılar Çarşısı’nda zamana direnen son ustalar Adana’nın Kozan ilçesinde bir zamanlar onlarca ustanın çekiç sesleriyle yankılanan Bakırcılar ve Kalaycılar Çarşısı’nda bugün sadece bir bakır ustası ile iki kalaycı, mesleklerini sürdürerek geleneksel el sanatlarını yaşatmaya çalışıyor. Kozan ilçesinde geçmişte 15’e bakırcı ve 20’nin üzerinde kalaycının bulunduğu Bakırcılar ve Kalaycılar Çarşısı’nda, şimdi tek bakır ustası ile iki kalay ustası kaldı. 1986 yılından bu yana mesleğini sürdüren bakır ustası Remzi Karaoğlan, yıllar içinde hem ustaların hem de çarşıdaki hareketliliğin büyük ölçüde azaldığını söyledi. "Şimdi tek bakırcı kaldım" Mesleğini ailesinden devraldığını belirten bakır ustası Remzi Karaoğlan, "Önceden 15’e yakın bakırcı, 20’nin üzerinde kalaycı vardı. Şimdi tek bakırcı kaldım, iki kalaycı var. Eskiden burada insanlar birbirinden geçemezdi, çarşı çok yoğundu ama şimdi o günlerden eser yok" dedi. Bakıra talep azaldı Bakır ürünlere olan ilginin her geçen gün azaldığını ifade eden Karaoğlan, "Bakırın fiyatının yükselmesi ve yeni ürünlerin çıkması talebi düşürdü. Eskiden her evde bakır vardı, şimdi daha çok köylerde kullanılıyor. Yoğurt, pekmez gibi ürünler bakır kaplarda yapılırdı. Bakır sağlık demektir, eskiden insanlar bu yüzden daha sağlıklıydı" diye konuştu. Kalaycılık zahmetli, usta yetişmiyor Kalaycılık mesleğinin de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten ustalar, işin zorluğu ve ilgi azlığı nedeniyle yeni neslin bu mesleğe yönelmediğini dile getirdi. Kalaycılığın zahmetli bir iş olduğunu vurgulayan Karaoğlan, "Kalaylama ve doğrultma işlemleri büyük emek istiyor. Evlerde artık bir ya da iki bakır kap ya var ya yok" ifadelerini kullandı. "Sanatın devam etmesi lazım" Mesleğin geleceği için çırak yetişmediğini belirten Karaoğlan, "En büyük sıkıntımız eleman yetişmemesi. Bu işe devletin ve halk eğitimin destek vermesi gerekiyor. Bu sanatın devam etmesi lazım" dedi. "Kozan’da sadece iki kalaycı kaldı" 1986 yılından bu yana kalaycılık yaptığını belirten Muhammed Çöndü ise mesleğin yok olma noktasına geldiğini ifade ederek, "Eskiden her dükkanda 3-4 usta olurdu, şimdi Kozan’da sadece iki kalaycı kaldık. Bu meslek alın teri gerektiriyor ama ilgi yok. Çalışacak kimse bulamıyoruz, yetişecek çırak yok" şeklinde konuştu. Bakırın sağlık açısından önemli olduğuna dikkat çeken Çöndü, "Bakır sağlıktır, vücuttaki bazı zararlı etkileri azaltır. Eskiden insanlar bakır kaplarda beslenirdi ve daha sağlıklıydı" diyerek geleneksel kullanımın önemine vurgu yaptı.
Antalya Yanan evden 4 yaşındaki yeğenini çıkarmak isterken yaralandı Antalya’nın Serik ilçesinde 2 katlı evin zemin katında çıkan yangın itfaiye ekiplerinin müdahalesi ile kısa sürede söndürülürken, olay anında içeride bulunan 4 yaşındaki yeğenini dışarı çıkarmak isteyen bir kişi hafif yaralandı. Yangın, saat 08.30 sıralarında Serik İlçesi Merkez mahallesinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 2 katlı bir ikametin zemin katında yangın çıktı. Daireden çıkan dumanları gören vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı’na bağlı ekiplerin kısa sürede müdahale ettiği yangın 1 saatlik çalışma sonucu söndürüldü. Yangında evin bir odası tamamen yanarak kullanılamaz hale geldi. Yangın sırasında dairede bulunan Nigar Bostan, 4 yaşındaki yeğenini kurtarmaya çalışırken ellerinden hafif yaralandı. Yeğenini kurtarmak isterken elleri yandı Yaralı Bostan olay yerine gelen sağlık ekiplerince ayakta tedavi edildi. Yangın anında apartmanın üst katta balkonda ikamet eden Atalay Sargın, "Balkonda oturuyordum. Dumanların çıktığını görüp aşağı indim. Kapıyı açtım çocukları dışarıya zor çıkardım. İçeriye tekrar giremedim. İtfaiyeyi aradım, sonra damat geldi. İtfaiye ekipleri geldi müdahale etti. Bir yaralı var buna da şükür" dedi. Yangının 4 yaşındaki çocuğun kibritle oynadığı sırada yattığı yorganın tutuşması sonucu çıktığı iddia edildi.
Kahramanmaraş Hamileyim diye geldi, tümör teşhisi konuldu Kahramanmaraş’ta hastaneye gebelik şüphesiyle başvuran kadın hastanın yapılan tetkiklerinde hamile olmadığı, şikayetlerinin beyinde yer alan iyi huylu bir tümörden kaynaklandığı ortaya çıktı. Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Çiftçoğlu, mide bulantısı, adet gecikmesi ve baş ağrısı şikayetleriyle başvuran bir hastanın gebelik muayenesi talebiyle geldiğini belirtti. Yapılan ilk değerlendirmelerde gebelik tespit edilmediğini ifade eden Çiftçoğlu, "Hastanın şikayetlerinin gebelikle benzerlik göstermesi üzerine farklı ihtimalleri değerlendirdik. Bu çerçevede yapılan hormon testlerinde prolaktin seviyesinin yüksek olduğunu belirledik" dedi. Yapılan ileri tetkiklerde hastaya hipofiz MR çekildiğini aktaran Çiftçoğlu, "MR sonucunda beynin hipofiz bölgesinde ‘prolaktinoma’ olarak adlandırılan bir tümör tespit ettik. Bu tümör, prolaktin hormonunun aşırı salgılanmasına neden oluyor. Genellikle iyi huylu olup ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor" diye konuştu. Gebelik belirtilerine benzer şikayetlerin farklı hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Çiftçoğlu, "Prolaktin hormonu aslında beyinde hipofiz bezinden salgılanan ve süt salınımını sağlayan hormondur. Bunun yüksek olduğunu tespit ettikten sonra hastada hipofiz MR çektirdik. Çektiğimiz beyin MR’ında hastanın hipofiz dediğimiz bölgede kitleyi tümörü tespit ettik. Prolaktinoma dediğimiz bir tümör. Prolaktinoma tümörü beyinde hipofiz bölgesinde bulunmakta olup prolaktin hormonunun aşırı miktarda salgılanmasını sağlayan bir tümördür. Bu durumda iyi huyludur, kanserleşme olmasını çok yoktur. Dolayısıyla ilaçla tedavisi mümkündür ama gebelik şikayetlerini de andırdığı için mutlaka ayırıcı tanıda akılda tutulması gereken bir durumdur. Hasta da bizle öğrendi ’hamileyim’ diye geldi hasta, gebelik muayenesi olma talebiyle geldi ancak biz tümörü tespit ettik. Önce gebe olmadığını tespit ettik ve sonra ’Bu şikayetlere sebep olabilecek ne var?’ diye araştırdığımızda bu durum ortaya çıktı. Yani tümörü de aynı gün içerisinde değil birkaç gün sonra ileri tetkik sayesinde öğrenmiş oldu" dedi.
İstanbul İstanbul’dan her yıl 1 milyon leylek geçiyor Leylek Dede olarak bilinen 81 yaşındaki araştırmacı Fikret Can, İstanbul’un leylek göçündeki kritik rolüne dikkat çekti. Yaklaşık 20 yıldır leylekler üzerine gözlem ve araştırmalar yaptığını belirten Can, özellikle Avrupa’daki leyleklerin yüzde 90’ının göç sırasında İstanbul Boğazı’nı tercih ettiğini söyledi. Arnavutköy’de çayırlık ve sulak alanlarda görüntülenen leylek sürüleri ise ilkbahar göçünün yoğunluğunu gözler önüne serdi. İstanbul, ilkbahar göçüyle birlikte leyleklerin en yoğun geçiş noktalarından biri haline geldi. Arnavutköy’de çayırlık ve sulak alanlarda görüntülenen leylek sürüleri, binlerce kilometrelik yolculuğun İstanbul ayağını gözler önüne sererken, kentin göç rotasındaki stratejik önemi bir kez daha ortaya çıktı. Osmanlı Cihan Devleti zamanında ise Gurabahane-i Laklakan adıyla bilinen leylek hastanesi kurulmuş. Burada yaralı leylekler tedavi edilmesi geçmişten gelen leylek sevgisinin en somut örneklerinden birisi olarak biliniyor. "İstanbul Boğazı göçün kalbi" İlkbahar göçünün tam ortasında olunduğunu ifade eden Leylek Dede olarak bilinmen Fikret Can, leyleklerin Güney Afrika’dan yola çıkarak binlerce kilometrelik zorlu bir yolculuk yapıyorlar. Afrika’yı boydan boya geçen leyleklerin Mısır, Orta Doğu ve Hatay üzerinden Türkiye’ye giriş yapıyorlar. Anadolu’yu takip ederek İstanbul’a ulaşıyorlar. Buradan da Trakya ve Avrupa’daki yuvalarına gidiyorlar. Toplamda 10-15 bin kilometre yol kat ediyorlar İstanbul’un leylekler için hayati bir geçiş noktası. Leylekler deniz üzerinden uçamıyor, havanın kaldırma gücünü kullanıyorlar. Bu yüzden karaları takip etmek zorundalar. Avrupa ile Afrika arasında iki ana geçiş noktası var; biri Cebelitarık, diğeri İstanbul Boğazı. İlginç olan ise Avrupa’daki leyleklerin yaklaşık yüzde 90’ı daha uzun olmasına rağmen İstanbul rotasını tercih ediyor" diye konuştu. "Atalarımız leylekler için hastaneler kurmuş" Her yıl özellikle sonbahar göçünde İstanbul semalarında yaklaşık 1 milyon leyleğin görüldüğünü ifade eden Can, bu durumun kentin göç yollarındaki eşsiz konumunu ortaya koyduğunu belirtti. Osmanlı döneminde leyleklere verilen değerin önemini vurgulayan Can, "Gurabahane-i Laklakan adıyla bilinen leylek hastaneleri kurulmuş. Yaralı ve bakıma muhtaç leylekler için özel yerler yapılmış. Bu da bizim millet olarak doğaya ve hayvanlara bakışımızı gösteriyor. Avrupa’da ise geçmişte leyleklerin avlıyorlardı. Bugün birçok ülkenin büyük bütçeler ayırarak leylek popülasyonunu yeniden artırmaya çalışıyor" dedi. "Dinlenirken rahatsız etmeyin" Göç sırasında leyleklerin özellikle sulak ve çayırlık alanlarda konakladığını belirten Can, vatandaşlara önemli bir uyarıda bulundu. "Akşamları dinlenmek için yere iniyorlar. Bu süreçte yaklaşılmaması gerekiyor. Beslemek için bile olsa rahatsız edilmemeli. Çünkü kanatlarını dinlendirmeleri hayati önem taşıyor. İstanbul’da Sazlıbosna başta olmak üzere Arnavutköy, Hacımaşlı ve Çatalca çevresinin önemli yaşam alanları arasında yer aldığını belirten Can, bu bölgelerdeki yuva sayısını takip ettiklerini ifade etti.