GÜNDEM - 05 Mart 2025 Çarşamba 09:47

Ağrı’da unutulmaya yüz tutan gelenekler yeni nesillere aktarılıyor

A
A
A
Ağrı’da unutulmaya yüz tutan gelenekler yeni nesillere aktarılıyor

Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından başlatılan "Şehrimi Keşfediyorum" projesi çerçevesinde 23 Nisan Anaokulu’nda düzenlenen etkinlikte nine ve dedeler, torunlarına yöresel yemekleri ve geleneksel el sanatlarını tanıttı.


Ağrı 23 Nisan Anaokulu’nda gerçekleştirilen etkinlikte unutulmaya yüz tutmuş gelenekler canlandırıldı. Etkinlikte tandır ekmeği yapımı, soba üzerinde patates pişirme, keşkek hazırlama, un helvası yapımı gibi geleneksel mutfak kültürü öğretilirken, yün eğirme ve halı dokuma gibi eski el sanatları da tanıtıldı. Anaokulu Müdürü Kübra Hilal Yavuz, kültürel mirasın korunmasının toplumsal ilerleme açısından büyük önem taşıdığını belirterek, "Bugün Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde başlatılan ‘Şehrimi Keşfediyorum’ projesinden yola çıkarak kadim geleneklerimizi ve değerlerimizi çocuklarımıza aktaracağımız bir platform oluşturduk. Peyami Safa’nın da dediği gibi bir milleti yok etmek için askeri istilaya gerek yoktur, ona tarihini, kültürünü ve dilini unutturmak yeterlidir. Biz de bu bilinçle geçmiş ile gelecek arasında köprü kurmak istedik" dedi.


Etkinlikte çocuklara soba üzerinde patates pişirmeyi öğrettiklerini ifade eden Yavuz, "Eskiden tandır geleneği çok yaygındı, ancak günümüzde bu gelenek azalmış durumda. Bunu yaşatmak adına annelerimizi buraya davet ettik, onlara tandır ekmeği ve hamur açtırarak pişirme sürecini çocuklarımıza gösterdik. Keşkek yöremizde hala çok yapılan bir yemektir, halise olarak da bilinir. Küçük tüplerle kurduğumuz platformda annelerimize keşkek yaptırdık. Yöremizde meşhur olan un helvasını, bazıları ‘jejerunda’ olarak adlandırıyor. Çocuklarımız için un ve şeker getirerek velilerimizin helva yapmasını sağladık" ifadelerini kullandı.


Yün eğirme ve halı dokuma gibi unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarının da çocuklara aktarıldığını vurgulayan Yavuz, "Eskiden çok yaygın kullanılan iplik, tarak gibi yün eğirme ve halı dokuma malzemelerini getirerek çocuklarımıza tanıttık. Büyüklerimiz, torunlarına bu mirası anlatırken hem geçmişin izlerini yaşattılar hem de geleceğe anlamlı bir hatıra bıraktılar" diye konuştu.



Ağrı’da unutulmaya yüz tutan gelenekler yeni nesillere aktarılıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Konya Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde aileler eğitim seminerleri ile bilgilendiriliyor Konya’nın merkez Selçuklu İlçe Belediyesi Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde ailelere yönelik olarak DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) konulu eğitim semineri gerçekleştirildi. Selçuklu Belediyesi, eğitim alanında yürütülen çalışmalar kapsamında, bünyesinde bulundurduğu Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde, 4-6 yaş aralığındaki çocukların gelişimine katkı sunmak amacıyla velilere yönelik milli ve manevi değerler temelli eğitimler düzenleniyor. Velilerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurmaları konusunda büyük destek olan ve gelişim süreçlerine dair farkındalık oluşturan eğitimlerin son oturumunda "DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu)" konusu ele alındı. Alanında uzman Psikolojik Danışman ve Oyun Terapisti Ayşe Söğüt’ün katkılarıyla gerçekleştirilen seminerde velilere kapsamlı bilgiler aktarıldı. Söğüt, DEHB’nin özellikle 3-6 yaş aralığı çocuklarda ortaya çıktığını belirterek, çocukların dikkatini toplamakta zorlandığı, çok hareketli olabildiği ve bazen düşünmeden hareket ettiği bir durum olduğunu aktararak, ailelere tavsiyelerde bulundu. Bu durum ile karşı karşıya kalan velilerin sabırlı ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemeleri, net kurallar ve düzenli rutinler oluşturmaları, çocuklarının güçlü yönlerini desteklemeleri ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmalarının önemine değinen Söğüt, ayrıca okul-aile iş birliğinin çocuğun gelişim sürecindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. Psikolog Ayşe Söğüt, "Ayrılık Kaygısı ve Okula Dönüş", "Oyun Terapisi Nedir, Ne Değildir?", "Gelişim Dönemleri ve Mizaç" ile "Sınır Koyma" gibi önemli başlıkları dönem boyunca velilere aktardı.
Gaziantep Prof. Dr. İrfan Koca: "Tetkik değil, hasta tedavi edilmelidir" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, MR, tomografi ve kan tahlillerinin tanı sürecinin önemli araçları olduğunu belirterek, "Ancak bilimsel çalışmalar, bu tetkiklerin tek başına değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Uzmanlara göre doğru tanı; hastanın şikayetlerinin ayrıntılı şekilde ele alınması ve dikkatli bir muayene ile mümkündür" dedi. Prof. Dr. İrfan Koca, tetkiklerin ancak doğru klinik çerçevede anlam kazandığını vurgulayarak, şikayeti olmayan kişilerde bile yüksek oranlarda iz saptanabildiğini söyledi. Literatürde yer alan çalışmalara dikkat çeken Koca, "Şikayeti olmayan bireylerde yüzde 37 - yüzde 96 oranında omurga disklerinde aşınma / fıtık benzeri izler, Omuz görüntülemelerinde yüzde 78’e varan sıvı artışı (bursit), Diz MR’larında yüzde 43’e kadar kıkırdak hasarı, Kalça görüntülemelerinde yüzde 68’e varan eklem kenarı hasarı görülebiliyor. Ancak bu tanıların önemli bir kısmı, hastanın şikayetiyle doğrudan ilişkili olmayabilir" şeklinde konuştu. " Tetkikler tek başına belirleyici değildir" Prof. Dr. Koca, "Yeterli öykü alınmadan ve yeterli muayene yapılmadan gerçekleştirilen tetkikler, tek başına doğru tanıya götürmeyebilir. Ayrıca, bu şekilde tetkik temelli tanı ve tedavi girişimleri, bazı durumlarda yanlış tanı ve uygun olmayan tedavi risklerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle tetkiklerin, hastanın klinik durumu ile birlikte değerlendirilmesi esastır" ifadelerini kullandı. "Gereksiz işlemler ve yükler oluşabilir" Koca, "Şikayetle doğrudan ilişkisi olmayan izler üzerinden hareket edilmesi; gereksiz girişimlere, tedavilere ve bazı durumlarda ameliyatlara yol açabilir. Bunun yanı sıra hastalar gereksiz mali yük altına girebilir ve özellikle tomografi gibi yöntemlerle gereksiz radyasyon maruziyeti söz konusu olabilir. Hastaya yeterli zaman ayrılmadan, öykü alınmadan ve muayene yapılmadan doğrudan tetkiklere yönlendirilmesi; hekim-hasta ilişkisinin niteliğini zayıflatabilir. Oysa tıbbi değerlendirme, bireysel ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir" ifadelerine yer verdi. "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında çoğu zaman ameliyat gerekmez" Kendi alanına ilişkin önemli bir noktayı vurgulayan Koca, "Bel ve boyun fıtıkları, diz ve omuz problemleri gibi birçok kas-iskelet sistemi hastalığında, hastaların önemli bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle yönetilebilir. Doğru değerlendirme yapılmadan yalnızca görüntülere bakılarak karar verilmesi, gereksiz cerrahiye yönlendirebilir" Şeklinde açıklamada bulundu. "Doğru sıra: öykü, muayene, gerekirse tetkik" Koca, "Öncelik her zaman hastanın şikâyetinin anlaşılması ve muayenedir. Tetkikler bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır; tek başına belirleyici değildir. MR veya diğer tetkiklerde görülen her iz, tedavi gerektiren bir hastalık anlamına gelmez. Önemli olan, bu izlerin hastanın şikayetiyle uyumlu olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir" diye konuştu.