SAĞLIK - 21 Eylül 2021 Salı 10:41

Önemsemediğimiz tehlike: ‘Kabızlık’

A
A
A
Önemsemediğimiz tehlike: ‘Kabızlık’

Çoğu insan tarafından önemsenmeyen hastalık olan kabızlık, kimi insanlarda yıllarca devam ederek dışkılamayı kabusa çeviriyor.

Çoğu insan tarafından önemsenmeyen hastalık olan kabızlık, kimi insanlarda yıllarca devam ederek dışkılamayı kabusa çeviriyor.


Bilim insanı Reyhan Aliusta, kronik kabızlığın sadece dışkılama zorluğu yapmadığını, bağırsak florasının bozulması nedeniyle sedef, egzama ve vitiligo gibi cilt hastalıklarına; Multiple Skleroz (MS), Otizm, Parkinson ve Alzheimer gibi beyin hastalıklarından kalp-damar hastalıklarına; bağışıklık sisteminin zayıf ve dengesiz olmasından düşük doğum yapmaya kadar birçok soruna neden olabilen çok ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirtti.



"Çocuk dışkılamayı olabildiğince erteliyor ve bu ertelemeler bağırsakta daha fazla su emilimi yaptığı için kabızlığın şiddetini de artırıyor"


Kronik kabızlığın erken yaşlarda çocukluktan itibaren başladığını ve tüm yaş gruplarının yaşadığı büyük bir sorun olduğunun altını çizen Aliusta, “Özellikle küçük yaşlarda olduğunda çocuklarda dışkılamanın çok zor ve acılı bir şey olduğu düşüncesini yerleştiriyor. Bu nedenle çocuk dışkılamayı olabildiğince erteliyor ve bu ertelemeler bağırsakta daha fazla su emilimi yaptığı için kabızlığın şiddetini de arttırıp bir sonraki dışkılamanın da kabız olarak gerçekleşmesini sağlıyor. Bu şekilde kabızlık birkaç ay boyunca sürdüğünde artık kronikleşip tüm hayatı boyunca birey kabız olabiliyor. Hareketsizlik, bağırsak florasının bozulması, yoğun iş veya ders temposu, stres ve çeşitli hastalıkların etkisiyle kabızlık her yaş grubunda sonradan da başlayıp birkaç ay devam ettiği taktirde yine kalıcı olabiliyor. Özellikle hareketsiz yaşam tarzı olan yaşlı bireyler kabızlık yaşamakta, üstelik bu yaş grubunun kullandıkları ilaçlar kabızlığı şiddetlendirebilmektedir. Bu nedenle, kabızlık eğer birkaç gün devam ediyorsa kabızlık tedavisi kronikleşmeden hemen başlamalıdır” ifadelerini kullandı.



"Bağışıklık sistemimizin bağırsaklarda oluşup ciltte biriken toksinlere saldırması sedef, egzama, vitiligo gibi cilt hastalıklarına neden oluyor"


Mide ve bağırsağın birbirine bağlı devamlı bir sistem olduğunu bildiren Aliusta, “En önemli sağlık sorunlarının temelini bağırsak florasının yani bağırsaktaki faydalı-zararlı mikroorganizma dengesinin bozulması oluşturuyor. Bağırsak florasının bozulması kabızlığın nedenlerinden birisi olmakla birlikte kabız olduktan sonra bağırsak florası daha da bozulmaktadır. Bu nedenle kabızlığın kronik hale gelmesinin en önemli nedenlerinden birisi bağırsak florasının iyice bozulmasıdır yani bağırsaklardaki zararlı mikroorganizmaların iyice artmasıdır” açıklamasında bulundu.


Aliusta, bağırsaklarda zararlı mikroorganizmaların sayısının arttığı durumlarda yenilen gıdaların parçalayarak çeşitli tokisnler ürettiğini belirterek şunları söyledi:


“Toksinler, bağırsaklarımızdaki zararlı mikroorganizmaların çeşidi ve sayısına göre ve beslenmemize göre değişebiliyor. Bağırsaklardan salınan bu toksinler ilk olarak bağışıklık sisteminin bağırsak duvarlarına saldırması nedeniyle bağırsak geçirgenliğine neden oluyor. Daha sonra bu toksinler önce karaciğere sonra da kana geçerek kan sirkülasyonu yoluyla tüm vücudumuzu dolaşıyor. Bağırsaklarımızdaki zararlı mikroorganizmaların türü ve sayısına bağlı olarak ve beslenme şeklimize bağlı olarak değişebilen bu toksinlerden kimileri cildimizde birikirken kimileri eklemlerden beyine, damarlardan üreme organlarına kadar vücudumuzun herhangi bir yerinde birikim yapabiliyor. Daha sonra, toksin birikimi olan bölgelere oto-immün saldırı yani bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması sonucu vücudumuzda birçok hastalık oluşabiliyor. Örneğin, bağışıklık sistemimizin bağırsaklarda oluşup ciltte biriken toksinlere saldırması sedef, egzama, vitiligo gibi cilt hastalıklarına neden olurken, eklemlerde biriken toksinlere saldırması romatizma ve romatoid artrit gibi eklem hastalıklarına neden oluyor.”



"Kabızlık tedavisi için önerdiğimiz protokol bağırsak terapisidir"


Bağışıklık sisteminin vücudu koruyucu olduğunu söyleyen Aliusta, “Bu ordumuzun envanterinde birçok hücresel ve proteinsel silah mevcuttur ve bu silahların üretimini o an vücudumuzun karşılaştığı en büyük tehdide göre şekillendirmektedir. Bu nedenle, bağırsaklardan sürekli toksin kaçışı olduğunda bağışıklık sistemimizin bir numaralı tehdidi bu toksinler olmakta ve bu toksinleri parçalayacak silahların üretimine ağırlık vermektedir. Bu nedenle, bağırsak florası bozuk bireyler olası bir virüs veya bakteri gibi mikrop istilası durumlarında bağışıklık sistemleri bu istilaya karşı daha savunmasız olmakta ve daha kolay hastalanmaktalar hatta bu hastalıkları daha şiddetli olmaktadır. Son olarak, bağışıklık sistemi dengesizliğinin (özellikle bağışıklık sistemimizdeki yardımcı T hücrelerinden Th1-Th2 dengesizliği) hamilelerde düşük ihtimalini de arttırdığı bilinmektedir” değerlendirmesinde bulundu.


Kabızlık sorunun tedavisi için öneride bulunan Aliusta, “Kabızlık tedavisi için önerdiğimiz protokol bağırsak terapisidir. Bağırsak terapisi özet olarak bağırsaklarımızdaki zararlı mikropları gönderip oradaki faydalı yani dost bakterilerin sayısını arttırmaktır. Bunun için bir beslenme protokolü ile beraber çok etkili bir prebiyotik olan akasya gamı kullanıyoruz. Bağırsaklarımızdaki dost bakterileri besleyip sayısını arttıran gıdalara ve gıda takviyelerine prebiyotik denir. Akasya gamı da çok etkili bir prebiyotiktir. Prebiyotikler, özel formüllerinden dolayı midede önemli bir sindirime uğramadan ince ve sonrasında da kalın bağırsaklara ulaşırlar. Bağırsaklarımızda zararlı ve dost bakteriler karışık halde bulunmaktadır. Prebiyotikler bağırsaklara ulaştıklarında bağırsaklarımızda fermentasyon denilen bir sürece uğrayıp kısa zincirli asitlere dönüşürler. Bağırsaklarımızda asit oluşumu bağırsak pH değerimizi kısa süreliğine düşürür. Bağırsaklarımızdaki Laktobasillus gibi faydalı bakteriler daha bebeklikte anne sütünden laktik asit üretme özelliğine sahiptirler. Yani bu faydalı bakteriler zaten ara sıra kendileri de asit ürettikleri için prebiyotiklerin fermentasyonundan oluşan asitlere dirençlilerdir. Zararlı bakteriler ise prebiyotiklerden gelen asitlere ve pH düşününe dirençli değillerdir. Bu nedenle, prebiyotik tüketimi bağırsaklarımızda kısa bir süreliğine de olsa pH düşüşü sağlayıp bu düşük pH değerindeki ortama zararlı bakterilerin uyum sağlayamamasına neden olur. Böylece zararlı bakteriler uyum sağlayamayıp dışkı yoluyla atılırken faydalı bakteriler uyum sağlayıp bağırsaklarımıza tutunur. Böylece, bağırsaklarımızdaki faydalı bakterilerin sayısı artarken zararlı bakterilerin sayısı azalmış olur” şeklinde konuştu.



"Kabız olan danışanlarımıza ilk önce günde 2 defa yani sabah ve akşam birer ölçek prebiyotik takviyelerimizden içiriyoruz"


Devitale S Plus isimli ürünün esas olarak en yüksek miktarda akasya gamı içerdiği bilgisini veren Aliusta, “Akasya gamı, akasya ağacının reçinesinden elde edilen doğal bir üründür. Ürünümüz ayrıca bağışıklık sistemimiz için faydalı olan C vitamini ve az miktarda L-karnitin de içermektedir” dedi.


Bağırsak terapisini kabız hastalarında nasıl uygulandığını anlatan Aliusta şunları söyledi:


“Kabız olan danışanlarımıza ilk önce günde 2 defa yani sabah ve akşam birer ölçek prebiyotik takviyelerimizden içiriyoruz. Kabızlığın çok şiddetli olması durumunda sıcak suya koyarak içiriyoruz. Zaten birkaç gün içerisinde kabızlık çözülüp hatta isale dönüşebiliyor. İsale dönüştüğü noktada artık günde bir ölçek akşamları uygulayarak devam ediyoruz. Daha sonra yavaş yavaş iki günde bir ölçeğe düşürüyoruz. Günde bir ölçek kullanıldığı durumda prebiyotiklerimiz bir ay yeterken iki günde bir ölçek uygulama durumumuzda bir kutu prebiyotik iki ay yetebiliyor. Ayrıca, prebiyotik uygulamamızın yanında danışanımızı glüten ve hazır gıda içermeyen bir diyet ile de destekliyoruz.”


“Ürünümüz glüten ve hayvansal bileşen içermez” diyen Aliusta, “Bu bileşenleri içermediğini ispat eden bağımsız laboratuvarlardan aldığımız analiz raporları da mevcuttur. Yani hayvansal ürün tüketmek istemeyen danışanlarımız ve ayrıca glüten alerjisi olan danışanlarımız da ürünümüzü gönül rahatlığıyla kullanabilirler” ifadelerine yer verdi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzincan Erzincan’da başladı, Mogadişu’da devam ediyor Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi (EBYÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Finans ve Bankacılık Bölümünden 2024 yılında birincilikle mezun olan Somalili öğrenci Siham Ali Hussein, Rektör Prof. Dr. Akın Levent’i makamında ziyaret etti. Lisans eğitimini Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesinde tamamlayan Hussein, mezuniyetinin ardından bölüm öğretim üyelerinin kariyer planlaması ve yönlendirmeleri doğrultusunda Somali’nin başkenti Mogadişu’da Ziraat Katılım Bankasında göreve başladı. Çalıştığı kurum tarafından düzenlenen eğitim programı kapsamında İstanbul’a gelen Hussein, bu vesileyle Erzincan’a gelerek üniversitesini ve akademisyenlerini ziyaret etti. Ziyarette, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Finans ve Bankacılık Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Volkan Baysal da hazır bulundu. Mezun öğrenci Siham Ali Hussein, üniversitede aldığı eğitimin mesleki hayatına önemli katkılar sağladığını belirterek, EBYÜ’nün kariyer yolculuğunda kendisi için önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etti. Rektör Prof. Dr. Akın Levent ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, üniversitenin uluslararası öğrencilere verdiği nitelikli eğitimin mezunlar aracılığıyla farklı ülkelerde karşılık bulmasının gurur verici olduğunu söyledi. Levent, mezunların kendi ülkelerinde ve uluslararası kurumlarda görev almasının, Türkiye’nin yükseköğretimdeki gücünü ve üniversitenin uluslararası akademik etkileşime katkısını ortaya koyduğunu kaydetti.
Ankara "Mehmet Akif İnan Ödülleri" sahiplerini buldu Mehmet Akif İnan Vakfı ile Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) tarafından düzenlenen 7’nci Mehmet Akif İnan Ödülleri hak sahiplerini buldu. Mehmet Akif İnan Vakfı ve Memur-Sen iş birliğiyle bu yıl 7’ncisi düzenlenen Mehmet Akif İnan Ödül Töreni programı, edebiyat, düşünce ve sendikal mücadele alanlarında önemli katkılar sunan isimleri bir araya getirdi. Programda, Türk şair, yazar, araştırmacı ve Memur-Sen’in kurucusu Mehmet Akif İnan’ın fikir dünyasını, mücadelesini ve bıraktığı mirası yaşatmak amacıyla çeşitli kategorilerde ödüller takdim edildi. Program kapsamında Mehmet Akif İnan’ın düşünce hayatına ve sendikal mücadele anlayışına vurgu yapıldı. "Mehmet Akif İnan abi, sendikal zeminde emeğin izzetini tahkim eden bir mefkurenin müellifiydi" Ödül töreninde açıklamalarda bulunan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Mehmet Akif İnan’ın Türkiye için önemli bir edebiyat insanı olduğunu belirterek, "Mehmet Akif İnan abi, kalemiyle tefekkür eden, kürsüde sözü inşa eden, sendikal zeminde emeğin izzetini tahkim eden bir mefkurenin müellifiydi. Ardında bıraktığı, Hakk’a yaslanan bir mizan, ölçüsü olan bir tavır, edebi olan bir mücadele terbiyesiydi. Hakk’ı talep ederken dili kirletmeyen, adaleti savunurken ölçüyü zedelemeyen, haysiyeti pazara düşürmeyen bir sebat çizgisi oluşturdu. Bu akşam o mizanın huzurunda duruyoruz. Kendi sözümüzün ağırlığını, kendi tavrımızın istikametini, kendi mesuliyetimizin hududunu tartıyoruz. Zira bu terbiye, insanın iç nizamını da dünyanın hengamesini de aynı terazide okur. Mazlumun ahını duyan vicdanı diri tutar, zalimin kabalığı karşısında eğilmeyen vakar talim eder, hak hatırını her şeyin fevkinde görmeyi öğretir. Genel olarak büyüklerimizin ve özel olarak da Akif İnan abinin bizlere emanet ettiği çizgi, bugünün gürültüsü içinde sözü ve duruşu muhkem kılan bir muhasebe kapısıdır. İçinden geçtiğimiz zaman, bu muhasebeyi daha ağır ve daha zaruri kılıyor" diye konuştu. "Hakemlik iddiasındaki yapıların tarafsızlığını kaybettiği bir dünyada; güçlü olmak bir mecburiyettir" Türkiye Yüzyılı Maarif Modeliyle birlikte gençlerin vizyonunu daha da üst sıralara çıkaracaklarının altını çizen Bakan Tekin, "Kontrol ve denge mekanizmalarının zayıfladığı, hakemlik iddiasındaki yapıların tarafsızlığını kaybettiği bir dünyada güçlü olmak bir mecburiyettir. Bu güç, zulmetmenin imkanı değil; zulümden korunmanın, haysiyeti muhafaza etmenin, hakkı savunmanın dayanağıdır. Kendi güvenliğimiz kadar, mazlumların hukukuna omuz verebilmenin de şartıdır. Bu yüzden teknolojide güçlü, ilimde güçlü, stratejik akılda güçlü, en önemlisi maneviyatı güçlü nesiller yetiştirmek zorundayız. Dünyayı bilen ama kendini de bilen; kökünü inkar etmeden ufkunu büyüten, tarihini ve kültürünü bir hamaset malzemesi değil, bir istikamet kaynağı olarak taşıyan bir nesil yetiştirmek zorundayız. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, işte bu nesli yetiştirecek modeldir" şeklinde konuştu. "Mehmet Akif İnan, Türkiye’nin emek tarihine yön veren kurucu akıldır" Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ise, Mehmet Akif İnan’ın sadece bir fikir adamı olmadığını, sendikalaşmanın kurucusu olduğunu da ifade ederek şunları söyledi: "Mehmet Akif İnan, yalnızca bir edebiyatçı değildir. O; şair, yazar, öğretmen, sendikacı, fikir ve aksiyon adamıdır. Tüm bu vasıfları tek bir kimlikte buluşturmuş, aydın sorumluluğuyla hareket etmiş bir münevverdir. Anadolu’nun vicdanından süzülüp gelen bir duruşun adı, isminin hakkını veren, medeniyet davamızın yiğididir. ‘Hiçbir ülke, yeniden ayağa kalkma potansiyeline bizim kadar sahip değildir’ derken, bu millete özgüven aşılayan, inancı dirilten bir öncüdür. Türkiye’nin emek tarihine yön veren, sendikal dünyaya Eğitim Bir-Sen’i, Memur-Sen’i armağan eden kurucu akıldır. Emek, ekmek ve medeniyet mücadelemizde, sivil toplum alanında attığımız her adımı haykırıyoruz. Hamdolsun bugün çatısı altında bulunduğumuz Memur-Sen kurucu liderinin vasfıyla kuşanmış, bir sendikadan fazlası olmayı kendine şiar edinmiş bir örgütlenmedir. Dün, milletin tepesine çöken yasakçılara, başörtüsünü turnikelerde boğmak isteyenlere, 28 Şubat’ın hadsizliğine, 27 Nisan’ın aymazlığına, 15 Temmuz’un hainliğine karşı ‘pabuç o kadar ucuz değil’ diyerek bir yumruk gibi meydanlara indiysek, biliniz ki bu duruşun arkasında, mayası yerli, mefkuresi milli Akif İnan’ın halis fikirleri vardı." Tören kapsamında ödül hak sahiplerinin isimleri ve aldıkları ödüller ise şöyle: "Dr. Dilek Gürsoy - Jüri Özel Ödülü, Prof. Dr. Mustafa Büyükada - Çalışma Hayatı ve Emek Ödülü, Tahta Kılınç - Başarı ve Teşvik Ödülü, Ebubekir Eroğlu - Kültür Sanat Edebiyat Ödülü, Prof. Dr. Bekir Karlığa - Üstün Hizmete Vefa Ödülü, Sumud Filosu - Uluslararası Değer Ödülü." Eğitim, kültür ve sendikal alanda emek veren kişi ve kuruluşların ödüllendirildiği programa, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, ÖSYM Genel Başkanı Bayram Ali Ersoy ile sendika üyeleri katıldı. Program, ödül töreninin ardından hatıra fotoğrafı çekimi ile son buldu.