GÜNDEM - 07 Ocak 2026 Çarşamba 13:59

Sepet örerek geçen bir ömür: 88 yaşındaki Haki dede, 10 yaşından bu yana sepet örüyor

A
A
A

Ordu’nun Gülyalı ilçesinde yaşayan 88 yaşındaki Haki Atasever, 10 yaşında fındık dalları ile öğrendiği sepet örme işini halen devam ettiriyor.

Çocukluk yıllarında annesinin isteği üzerine fındık dallarından sepet örmeye başlayan Atasever, 1958 yılında askerlik vazifesini yapana kadar bu şekilde birikim yaptı. Sonrasında bir süre sepet örmeye devam eden Atasever, evlenince inşaat sektöründe de çalıştı, boş zamanlarında sepet örmeye de devam etti. Yaşı ilerleyince inşaatta çalışamayan Atasever, şimdi ise evinin yanına kurduğu atölyede plastik malzemelerden sepet örüyor. Geçen yıllara göre sepetleri yavaş ördüğünü söyleyen Atasever, örmesi kolay olduğu için artık fındık ağacı yerine plastik malzemeye yöneldiğini ve talebin her geçen gün azaldığını belirtiyor.

"Artık satılması için değil, vakit geçirmek için örüyorum"

Uzun yıllar sepet örerek evini geçindirdiğini ifade eden Atasever, "10 yaşımda bu sepetleri yapmaya başladım ve ipe dizip merkezde sattım. Askerliğe kadar devam ettim. Askerden sonra inşaat işlerine başladım. Bu şekilde bir süre çalıştım, çok evler yaptık. Yaştan dolayı inşaat işi bitti, sonradan yine sepet yapmaya başladım. Şimdi burada sepetlerimi örüyorum. Şuanda satılması önemli değil, zamanında çok satış yaptım. Fındık sezonunda çok satılıyordu, mevsimde 300 tane satılıyordu ama şimdi fındık çuvalları ve torbalar çıktı. Sonrasında bizim satışlar düştü. Artık burada daha çok vakit geçirmek için sepet örüyorum" dedi.

"Fındık dalının işçiliği zor"

Fındık dalı ile öğrendiği sanatının artık kendisini zorladığını ve bu nedenle plastik malzeme kullandığını aktaran Atasever, "Artık plastik ile yapıyorum, daha da kolay. İlk etapta plastik sepetleri satamadım, almak istemediler. Çok dayanıklı malzeme olduğu için insanlar alıştı ve almaya başladı. Şimdi onun da devri bitiyor. İnşaatlarda çalışarak ve sepet örerek evlendim, evlerimizi yaptım, çocukları büyüttüm ve evlendirdim. Şimdi artık bu sepetler de satılmıyor. Yine de yapmaya devam ediyorum. kendimi oyalıyorum, zaman geçiriyorum" diye konuştu.

Selim Kuşcu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Davaların gölgesinde kalan kent mirası Karadeniz’e hakim konumu, yüzyıllara uzanan tarihi ve kentin belleğindeki yeriyle Trabzon’un en özel alanlarından biri olan Güzelhisar Kalesi ve çevresi, bugün çok başlı hukuki süreçlerin gölgesinde geleceğini arıyor. Tarih boyunca kentin en stratejik ve simgesel noktalarından biri olan ve yaklaşık bin 300 dönümlük alanı kapsayan bölge, bugün işlevsiz bir görünüm sergiliyor. Trabzon’un limana hakim yamaçlarında, Karadeniz’e karşı kenti seyreden Güzelhisar Kalesi ve çevresi, doğal dokusu ve tarihsel birikimiyle kentin en dikkat çekici alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Tarih boyunca kentin en stratejik ve simgesel noktalarından biri olan ve yaklaşık bin 300 dönümlük bir alanı kapsayan Güzelhisar Kalesi, uzun yıllardır süren hukuki süreçlerin gölgesinde kaldı. Vakıflar Genel Müdürlüğü, hazine ve farklı kurumlar arasında devam eden davalar, kamuoyunda "kent balkonu" olarak nitelendirilen alanın geleceğini belirsizliğe sürüklerken, bölgenin kamusal kullanımı da yıllardır mümkün olamadı. Ganita mevkiinde yer alan ve halen askeri bölge statüsünde bulunan alan, geçmişte Trabzon Belediyesi mülkiyetindeyken 1960 darbesinin ardından orduya devredildi. Bu süreçten sonra başlayan mülkiyet tartışmaları ve davalar, Güzelhisar Kalesi ve çevresinin uzun süredir işlevsiz kalmasına yol açtı. Bir dönem askeri gazino olarak kullanılan tarihi kale ve çevresi, bugün aktif bir kamusal işleve sahip değil. Alanın büyük bölümü askeri personel ve ailelerinin otoparkı olarak kullanılırken, Trabzon’un merkezinde yer alan bu değerli bölge kamuoyunda "atıl bırakılan tarihi miras" olarak anılıyor. Venedik ve Cenevizlilerden uzanan tarih Güzelhisar Kalesi’nin bulunduğu alan, Trabzon İmparatorluğu döneminde Venedik ve Cenevizlilerin imtiyaz alanları arasında yer aldı. Tarihi kaynaklara göre, bölgede Venediklilere ait yapılar bulunuyordu. Osmanlı döneminde ise Trabzon Valisi Üçüncüzade Ömer Paşa burada bir saray inşa ettirdi. Osmanlı yapı geleneğinde kalıcı konut yapma yetkisinin devlete ait olması nedeniyle bu yapı merkezi yönetimin tepkisini çekti. Hakkında padişaha giden söylentilerin ardından Üçüncüzade Ömer Paşa, yaptırdığı sarayın bahçesinde idam edildi. Bu olaydan sonra alan Osmanlı Devleti’ne geçti ancak uzun süre kullanılmadı. İdamın ardından bölgenin halk arasında "lanetli" olarak anıldığı, bu nedenle uzun yıllar tercih edilmediği ifade ediliyor. Rus saldırıları döneminde askeri tabyaların yer aldığı alan, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte yeniden halkın kullanımına açıldı. 1960 darbesi sonrası ise tekrar askeri bölge haline geldi. Üçüncüoğlu ailesi de kaleyi istiyor Bölgeyle ilgili davalar yalnızca kamu kurumlarıyla sınırlı değil. Osmanlı döneminde Trabzon Valiliği yapan Gümüşhaneli Üçüncüzade Ömer Paşa’nın mirasına dayanan bir hukuki süreç de yargı gündeminde bulunuyor. Üçüncüzade Ömer Paşa’nın torunları, söz konusu arazinin aile mirası olduğu iddiasıyla varisliklerinin tescili ve tapu kaydının üyesi oldukları Üçüncüoğlu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği adına yapılması talebiyle dava açtı. Bu dava, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile hazine arasında süren mülkiyet davalarıyla birlikte Güzelhisar Kalesi ve çevresinin geleceğini belirsizlikte bırakan hukuki başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Mecliste ‘kent balkonu’ çağrısı Ortahisar Belediyesi AK Parti Meclis Üyesi olan mimar Ufuk Hoş, belediye meclisi toplantısında yaptığı konuşmada Güzelhisar Kalesi ve çevresinin Trabzon için taşıdığı öneme dikkat çekti. Hoş, alanı "Trabzon’un kent balkonu" olarak tanımlayarak, halkın bu bölgeden mahrum bırakıldığını söyledi. Kent merkezindeki bu alanın, denizcilik temalı bir müze, açık hava etkinlik alanları ve tamamen yeşil bir kent parkı olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulayan Ufuk Hoş, "Kale park tarihsel geçmişi ile Trabzon kentinin ismini aldığı yer öyle düşünüyoruz. Tarih boyunca Trabzon kentinin temaşe alanı olarak kullanılmış halkın üzerine piknik yaptığı, bir dönem tenis kortlarının olduğu, kentin kültür sanatının etkilendiği bir bölge. Şu anda kullanılmıyor. Kullanılmadığı için atıl durumda. İyi değerlendirilerek tekrar Trabzon halkının kullanımına açılması gerektiğini düşünüyorum. İçerisinde Trabzon kent sembolü olan denizlikle alakalı bir müze de olabilir. Ama çok fazla dokunulmadan üzerinde bulunan ağaçlarda tescillenerek tamamen yeşil bırakılarak halkın kullanıma açılmalıdır. Askeri bölge ama kullanılmıyor. Önceden askeriyenin gazinosu vardı içerisinde ama şu anda kullanmıyor. Onlar içinde bir külfet olduğunu düşünüyorum. Mülk zaten geçmiş dönemlerde Trabzon Belediyesi’nin mülküydü. Daha sonra askeri darbe sonucu ordumuz alana yerleşti. O yerleşmeden dolayı bazı davalar oluştu. Vakıflar Genel Müdürlüğü ile hazine arasındaki davalar devam ediyor. Hangisi kazanırsa kazansın mülkiyet onlarda kalmak şartıyla kullanım Trabzon halkına açılması şartıyla belediyelere verilebilir" dedi. "Kent kültürüne geri kazandırmamız lazım" "Mülkiyet kimde olursa olsun halkın kullanımına açılmalı" diyen Ufuk Hoş, "Trabzon İmparatorluğu döneminde Venedik ve Cenevizlerin imtiyaz alanlarından bir tanesi orasıdır. Üzerinde Venediklerin sarayları var. Daha sonra Üçüncüoğullarından Trabzon Valisi Ömer Paşa orada bir saray yaptırıyor. Osmanlı’nın yapı geleneğinde kalıcı konut yapmak sadece devlete ait bir şeydir. Padişahlar bile kalıcı konutları yapamazlar. Orada bir kalıcı konutu yapınca Osmanlı idaresi tarafından uyarılıyor. Osmanlı’nın merkezi yönetiminin zayıflamasından dolayı Ömer Paşa’nın burada kendine ait bir devlet oluşturacağı yönelik padişah 1. Mahmut’a dedikodular gidiyor. En nihayetinde Üçüncüoğlu Ömer Paşa kendi yaptığı sarayın bahçesinde idam ediliyor. Ömer Paşa’nın malları paylaştırılıyor. Devlet evlatlarına bakmak için vakıf senedi oluşturuluyor. Şuanda onun davası var. Ömer Paşa idamından sonra mülk Osmanlı devletine geçiyor ama atıl kalıyor kimse kullanmıyor. Ömer Paşa’nın idamından sonra Trabzon halkı orayı lanetli bir alan olarak görüyor ve girmiyor. Sonra Rus saldırıları sırasında Osmanlı’nın koruma amacı tabyalarının olduğu bir alana dönüşüyor. Osmanlı Devleti yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra alan halkın kullanımına açılıyor. 1960 yılındaki darbenin ardından tekrar orduya geçiyor. Oranın belediye tarafından çoktan alınıp halkın kullanımına açılması gerektiğini düşünüyorum. Burada bir hukuki süreç devam edebilir. Mülkiyet kime geçerse geçsin hiç problem değil. Ortahisar Belediyesi, Trabzon Büyükşehir Belediyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Üçüncüoğlu ailesi veya hazinenin kimin mülkiyetine geçerse geçsin bütün birimler mutlaka bunu halkın kullanımına verir. Çünkü orada bir mülkiyet oluşmaz. Zaten tescilli bir alan oraya getirip bir yapı yapamazsınız böyle bir şeye kimse izin vermez. Bunun gibi Trabzon’un çok değerli alanları arazileri var. Buraları kent kültürüne geri kazandırmamız lazım" ifadelerini kullandı.
Giresun Şehit ailesi harabe köy evinden kurtuldu, yeni yuvalarına kavuştu Giresun’un Çanakçı ilçesinde harabe bir evde yaşam mücadelesi veren şehit ailesinin dramı, devletin şefkat eliyle sona erdi. Giresun Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti’nin yaklaşık 3 ay önce bizzat yerinde görerek söz verdiği konut, verilen taahhüt doğrultusunda tamamlanarak şehit ailesine teslim edildi. Kars’ta 1994 yılında şehit düşen Piyade Komando Er Asım Türk’ün anne ve babası Pamuk ve Harun Türk’ün yaşadığı dram, devlet-millet iş birliğiyle mutlu sona ulaştı. Şehit oğullarının mezarı köyde olduğu için memleketlerinden ayrılmayan aile, Giresun’un Çanakçı ilçesine bağlı Egeköy’de, patika yollarla ulaşılan, çatısı naylon ve çadırla kapatılmış metruk bir evde yaşam mücadelesi veriyordu. İhlas Haber Ajansı’nın gündeme taşıdığı haberin ardından aileyi ziyaret eden Vali Serdengeçti, yaşanan tablo karşısında yeni bir ev yapılması için talimat vermiş ve konutun 3 ay içinde tamamlanacağını açıklamıştı. Verilen söz doğrultusunda, ilçede faaliyet gösteren Şenel İnşaat firması tarafından bodrum kat üzeri 3+1 betonarme ev yaklaşık 2 ay içinde tamamlandı. Son Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Giresun’dan Osmaniye Valiliği’ne atanan Vali Serdengeçti, kentteki görev süresinin son gününde şehit ailesini yeni evlerinde ziyaret etti. Ziyarete Çanakçı Kaymakamı Sıddık Çıvracı ve İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Tolga Erener de katıldı. Vali Serdengeçti, şehit ailesine verdiği sözü tuttu Ziyaret sırasında konuşan Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, şehit ailelerine duyulan minneti dile getirerek, "Şehit ailelerimize müteşekkiriz, ellerinden öpüyoruz. Bundan yaklaşık 3 ay önce geldiğimizde maalesef metruk bir yerde ikamet ediyorlardı. Bu durum yüreğimizi burktu. Haberdar olur olmaz harekete geçtik ve kısa sürede yeni ev yapılacağını açıklamıştık. Allah’a şükürler olsun bugün o sözü yerine getirmenin huzurunu yaşıyoruz. Bu, şehit ailelerimize olan borcumuzun karşılığı değil, çünkü onların hakkı asla ödenmez. Devletimiz ve milletimiz var oldukça şehit yakınlarımız hiçbir zaman sahipsiz kalmayacaktır. Türk milleti var oldukça bayrağımız ebediyen dalgalanacaktır" dedi. Vali Serdengeçti, hayırsever vatandaşlar ve kamu kurumlarının koordinasyonuyla sürecin tamamlandığını vurgulayarak, Türk milletinin bu tür konularda gösterdiği duyarlılığın gurur verici olduğunu ifade etti.
Kayseri Başkan Yalçın: "Devletin gücü, bir canı kurtarabilme kudretindedir" Talas Belediyesi; afetlere hazırlık konusunda kurumsal kapasitesini her geçen gün daha da güçlendiriyor. Talas Belediyesi ile Kayseri İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) iş birliğinde belediye personeline yönelik ’Enkaz Arama Kurtarma Makine ve Teçhizat Tanıtımı ve Çalıştırılması’ programı düzenlendi. Talas Belediyesi Reşadiye Ek Hizmet Binası bahçesinde gerçekleştirilen programa; Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, başkan yardımcıları, birim müdürleri, belediyenin acil durum ekibi ile AFAD yetkilileri katıldı. Program kapsamında, AFAD tarafından hibe edilen 20 adet jeneratör başta olmak üzere enkaz kaldırma ve arama-kurtarma çalışmalarında kullanılan makine, cihaz ve ekipmanlar uygulamalı olarak tanıtıldı. AFAD yetkililerinden ekipmanlar hakkında detaylı bilgi alan Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın; afetlere karşı hazırlığın hayati bir mesele olduğuna dikkat çekti. Başkan Yalçın, geçmiş depremlerden çıkarılan derslerin bugün gelinen noktayı oluşturduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı; "Bir devlet bir orduyu 100 yıl besler, bir defa savaş olur. Bu cihaz ve ekipmanlar ise bir can kurtarmak için bile olsa devletin gücünün nerede durduğunu gösterir. Allah devlete zeval vermesin. 1999 depreminde çok çaresizdik. 6 Şubat depremlerinde daha bilinçliydik. Van depreminde teknolojiyi daha fazla kullandık. Bugün geldiğimiz nokta, tüm bu yaşananların ve edinilen tecrübelerin birikimidir. Kayıplarımızı üst üste koyduğumuzda bu konuda ne kadar dikkatli olmamız gerektiği çok net ortaya çıkıyor. AFAD bu alanda son derece deneyimli, genç ve dinamik bir ekipten oluşuyor. İçişleri Bakanlığımıza bağlı çok önemli bir yapı. AFAD’a ve belediyemizin ekiplerine gönülden teşekkür ediyorum." Talas Belediyesi, afet yönetimini yalnızca müdahale anıyla sınırlı görmeyen önleyici, hazırlık ve hızlı toparlanma odaklı bir anlayışla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda belediye bünyesinde oluşturulan acil durum ekipleri düzenli eğitimlerden geçirilirken, teknik donanım ve lojistik altyapı da sürekli olarak güçlendiriliyor. Bu vizyon istikametinde Talas’ın 4 farklı noktasındaki büyük parklara yerleştirilen afet konteynerleri, muhtemel bir afet durumunda vatandaşların temel ihtiyaçlarına hızlı şekilde ulaşabilmesini amaçlıyor. Ayrıca Başakpınar Mahallesi Malatya yolu yanında kurulan, çok sayıda konteynerden oluşan acil durum yaşam alanı ile barınma, koordinasyon ve ilk müdahale süreçlerinin kesintisiz yürütülmesi hedefleniyor. Enkaz arama-kurtarma ekipmanları, enerji temini için jeneratörler, afet konteynerleri ve yaşam alanlarıyla Talas Belediyesi can güvenliğini önceleyen, bilinçli ve dirençli bir şehir anlayışıyla afetlere karşı hazırlıklarını kararlılıkla sürdürüyor.
Antalya Baldızının vasiyetine 10 yıldır ’evlat’ gibi bakıyor: ’Yaşamaz’ dediler, canları oldu Antalya’da yaşayan 55 yaşındaki yorgancı Abdullah Karaahmet, hayatını kaybeden baldızının "Kızım sana emanet" vasiyeti üzerine yüzde 100 engelli Gizem Nur’u sahiplendi. 10 yıldır eşiyle birlikte engelli kıza babalık yapan Karaahmet, "Konuşamıyoruz ama mimiklerinden ne istediğini anlıyorum, o artık bizim canımız" dedi. Antalya’nın Kepez ilçesinde baba mesleği yorgancılıkla geçimini sağlayan ve 2 çocuk babası Abdullah Karaahmet (55), insanlık dersi veren bir hikayeye imza atıyor. Karaahmet, yaklaşık 10 yıl önce kalp krizi sonucu baldızını kaybetti. Baldızının vefat etmeden önce "Bana bir şey olursa kızım sana emanet" sözlerini vasiyet kabul eden Karaahmet, o dönem 17 yaşında olan yüzde 100 zihinsel ve bedensel engelli Gizem Nur’u (27) eşiyle birlikte üçüncü çocukları olarak evlat edindi. "Devlet korumasına bırakmaya gönlümüz el vermedi" Gizem Nur’un öz babasının cezaevinde olması ve annesinin vefatı üzerine sosyal hizmetler tarafından koruma altına alınacağını öğrenen Karaahmet ailesi, duruma müdahale ederek vasiliği almak için 18 ay süren bir hukuk mücadelesi verdi. 10 yıldır Rett sendromu hastası Gizem’in tüm bakımıyla bizzat ilgilenen Abdullah Karaahmet, mesleğinden kalan zamanının tamamını üvey kızına ayırıyor. "Yaşamaz dediler, 10 yıldır bizimle" Mesleğine 10 yıl önce tekrar dönerek yorgan, yastık ve minder dikerek evini geçindiren Karaahmet, Gizem ile aralarındaki bağı şu sözlerle anlattı: "Gizem doğduğunda sağlıklıydı, sonradan Rett sendromuna yakalandı. ’Yaşamaz’ dediler ama Rabbim bize nasip etti, 10 yıldır beraberiz. Annesi vefat ettiğinde emaneti biz devraldık. O artık bizim canımız, kanımız. Erkek olarak elimden geleni yapıyorum. Konuşamıyor ama biz artık birbirimizi mimiklerimizden anlıyoruz. Bazen sevinç çığlığı atıyor, bazen isyan; biz ne demek istediğini hemen fark ediyoruz." "Yemeğini süzgeçten geçirip biberonla veriyoruz" Gizem’in vasiliğini üstlenen ve ona annelik yapan teyzesi Ayşen Karaahmet ise bakım sürecinin zorluklarını ve aralarındaki bağı anlattı. Gizem’in vücudunun hastalık nedeniyle ’S’ şeklini aldığını belirten teyzesi, "Kendi çocuklarım var ama Gizem benim her şeyim. Yemeğini çiğneyemediği için her şeyi blenderdan ve süzgeçten geçiriyorum. Süt çorbasını biberonla içiriyorum. Ömrüm yettikçe ona bakacağım, o benim üçüncü evladım" ifadelerini kullandı. 10 yıllık vefa mesai saatlerini de belirliyor Sabah 09.00’da dükkanını açan ve geç saatlere kadar yorgan dikerek ailesinin rızkını kazanan Abdullah Karaahmet, her fırsatta eve koşarak Gizem’in bakımına destek oluyor. Çevresindekilerin takdirini toplayan Karaahmet, baldızının vasiyetini yerine getirmenin huzurunu yaşıyor.