EKONOMİ - 15 Mart 2023 Çarşamba 09:58

ASO Başkanı Ardıç: “Marmara Bölgesi’nde sınai ve ticari tesisler deprem riski düşük illere acilen taşınmalı”

A
A
A
ASO Başkanı Ardıç: “Marmara Bölgesi’nde sınai ve ticari tesisler deprem riski düşük illere acilen taşınmalı”

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, beklenen Marmara depremi için alınması gereken önlemlere ilişkin, “Sınai ve ticari tesislerin, ülkemizde deprem riski düşük olan bölgelere ve illere yönlendirilmesi de gündeme süratle alınmalıdır” dedi.

Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, beklenen Marmara depremi için alınması gereken önlemlere ilişkin, “Sınai ve ticari tesislerin, ülkemizde deprem riski düşük olan bölgelere ve illere yönlendirilmesi de gündeme süratle alınmalıdır” dedi.


ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, Ankara Uzay ve Havacılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde gerçekleştirildi. Açılış konuşmasını ASO Başkanı Ardıç’ın yaptığı toplantıda, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Özmen “Afet Yönetimi” başlıklı, TOBB Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Nuray Karancı “Deprem Psikolojisi” başlıklı, TOFAŞ Türk Otomobil Fabrikası İş ve Yangın Güvenliği Yöneticisi Ayhan Aydın “Afetlerde Arama Kurtarma” başlıklı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özlem Özdemir Yıldırım “Afetlerin Ekonomik Etkileri” başlıklı birer sunum yaptı.



“Kahramanmaraş depremlerinin toplam ekonomik maliyeti 100 milyar doları geçmektedir”


ASO Başkanı Seyit Ardıç, 45 binden fazla vatandaşın hayatını kaybettiği depremde 11 ilde 232 bini acil yıkılacak, ağır hasarlı veya yıkılmış olan 650 bini aşan yapı olduğunun tespit edildiğini ve önemli düzeyde altyapı hasarının oluştuğunu hatırlattı. Ardıç, “Bina ve altyapı hasarlarının ekonomik maliyeti 34 milyar dolar civarındadır. Bu tutara yeniden inşa maliyetleri ve üretim, işgücü, ihracat kayıpları eklenince Kahramanmaraş depremlerinin toplam ekonomik maliyeti 100 milyar doları geçmektedir. Bu da yurtiçi gelirin yaklaşık yüzde 10’una tekabül etmektedir” diye konuştu.



“Yer değiştirmek zorunda kalan insanlarımızın konut talebi ve altyapı ihtiyacının artmasını gözden kaçırmamalıyız”


Deprem bölgesinden 2 milyon insanın nakil olduğunu dile getiren Ardıç, söz konusu göçün en yoğun olarak yöneldiği ilin Ankara olduğunu ifade ederek, “Burada gözden kaçırmamamız gereken önemli bir husus var. Bu husus yer değiştirmek zorunda kalan insanlarımızın konut talebi ve altyapı ihtiyacının artmasıdır. Aynı zamanda gittikleri illerdeki okul talebi ve istihdam ihtiyacı da artıyor. Dolayısıyla deprem bölgesinde yeniden yapılanmanın yanında, göç alan şehirlerin değişen nüfus büyüklükleri ölçüsünde desteklenmesi büyük önem arz ediyor” dedi.



“Gerçek anlamda beka sorunumuz depremdir”


Yaşanan deprem felaketinin ardından bilim adamlarının ön görüleri ile Marmara Bölgesi’nde gerçekleşmesi beklenen depremin toplumda büyük endişeye neden olduğuna vurgu yapan Ardıç, “Nitekim Marmara Bölgesi, hem nüfusun hem de ekonomik aktivitenin en yoğun olduğu bölgemizdir ve hazırlıksız yakalanmamız halinde şiddetli bir depremin yol açacağı yıkım, düşünmek dahi istemediğimiz boyutlarda olacaktır. Gerçek anlamda beka sorunumuz depremdir” ifadelerini kullandı.


Muhtemel Marmara depreminin İstanbul’a yönelik kayıp ve hasar tahminlerinin Türkiye’yi bekleyen büyük tehlikeye dair önemli ipuçları sunduğunu dile getiren Ardıç, “7,5 büyüklüğündeki bir senaryo depreminde İstanbul’da çok ağır, ağır ve orta hasar alacak bina sayısı, çeşitli gruplandırılmış senaryo ortalamaları bakımından 194 bin 392 ile 771 bin 860 bina arasında yer almaktadır. Yine çok önemli olan bir diğer bilgi, İstanbul’daki sanayi ve üretim tesislerinin, eğitim ve kültür kurumlarının ve spor ve sağlık tesislerinin yaklaşık yüzde 90’ının hasar oluşturabilen seviyede yer hareketine maruz kalacağıdır” diye konuştu.


Ardıç, ticari alanların, sanayi ve üretim tesisleri ile konaklama tesislerinin yüzde 60’tan fazlasının şiddetli hasarın beklendiği bölgelerde bulunduğunu belirtti. Ardıç, kentsel işlevlerin deprem sonrasında mümkün olan en kısa sürede eski haline dönmesinin sosyal ve ekonomik olarak büyük önem taşıdığını ifade ederek, muhtemel hasarın ekonomik ve sosyal olarak çok vahim bir tabloya işaret ettiğine dikkati çekti. Marmara Denizi’ne İstanbul’un yanı sıra Bursa, Kocaeli, Balıkesir, Tekirdağ, Çanakkale ve Yalova’nın kıyısı olduğunu hatırlatan Ardıç, beklenen Marmara depreminin İstanbul ile toplam 7 ilde yaklaşık 7,5 milyon hanedeki 24 milyon insanı etkileyeceğini aktardı.



“Marmara depreminde hasar görebilecek tesislerin deprem riski düşük illere yönlendirilmesi süratle gündeme alınmalıdır”


Sanayi sektörüne yönelik gerekli önlemlerin acilen alınmasının büyük önem taşıdığına vurgu yapan Ardıç, Marmara depremi için alınması gereken önlemlere ilişkin şunları söyledi:


“İstanbul’da yüzde 90’ından fazlası hasar görebilecek alanlarda bulunan sanayi ve ticaret işletmelerinin, depreme dayanaklı hale getirilmesi ve riski daha düşük olan bölgelere ve rezerv alanlarına taşınması gerekmektedir. Öte yandan yer değiştirmesi gereken sınai ve ticari tesislerin ülkemizde deprem riski düşük olan bölgelere ve illere yönlendirilmesi de gündeme süratle alınmalıdır.”



“Sınai ve ticari tesislerinin deprem riski düşük illere kaydırılması çok faydalı olacaktır”


Ardıç, söz konusu uygulamanın hayata geçirilmesi durumunda hem deprem hasarını önlemede hem de bölgesel eşitsizliklerin azaltılması bakımından kalkınma hedeflerine büyük katkı sunacağını belirterek, “Dolayısıyla stratejik bir tasarımla mevcut sınai ve ticari tesislerin bir kısmının bölgedeki rezerv taşıma alanlarına, bir kısmının ise ülkemizdeki deprem riski düşük olan illere kaydırılması çok yerinde ve faydalı bir uygulama olacaktır” diye konuştu.


Ardıç, yeni yatırımların deprem riski düşük illere yönlendirilmesinin tamamlayıcı uygulama olacağını, aynı zamanda da bölgeler arasındaki kalkınma dengesizliklerinin azaltılmasına hizmet edeceğini işaret etti.



“TCMB ve Türkiye Varlık Fonu ve bünyesindeki şirketler tekrar başkentimize nakledilmelidir”


Marmara depreminde akademisyenler tarafından göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin finansal sisteminin işlemez hale geleceğini söyleyen Ardıç, “Bu itibarla İstanbul Finans Merkezi bünyesinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Türkiye Varlık Fonu ve bünyesindeki şirketler ile kamu bankası genel müdürlükleri tekrar başkentimize nakledilmelidir” dedi.


Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Özmen ise yaptığı konuşmada, “Ankara deprem açısından tehlikesiz diye düşünülüyor olsa da son yıllarda yapılan çalışmalar bunun böyle olmadığını bize gösterdi. Çok sık aralıklarla veya çok büyük deprem üretme potansiyeline sahip olmasa da Ankara’mızda diri faylar var. 1945’ten günümüze kadar 6 kez resmi deprem bölgeleri haritası yayınlandı. Bunların ilk dördünde Ankara neredeyse deprem tehlikesiz diye gösterildiği için bütün yapılaşmalarımız ona göre yapılmış. Kamuoyunda da Ankara risksiz diye bir algı oluşmuş. Ta ki 2019 yılına gelinceye kadar. 1996 haritasında da 4. derece deprem bölgesinde gösterilmişti Ankara” dedi.


TOBB Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Nuray Karancı, depremde psikolojik düzeyde asıl önemli olan konunun güven duygusunu kaybetmek olduğunu belirterek, “Yani yaşadığı yere, planlarına güvenini kaybediyor, kontrolünü kaybediyor. Hepimiz küçücük şeyleri kontrol etmeyi severiz. Edebildiğimizi düşünürüz. Ama kontrol duygusu gidiyor. Daha da önemlisi umutlarını kaybediyorlar. Çünkü herkesin ileriye dönük beklentileri var. Bu umutlar da ortadan kalkabiliyor” diye konuştu.


TOFAŞ Türk Otomobil Fabrikası İş ve Yangın Güvenliği Yöneticisi Ayhan Aydın, depremde arama uygulamasının sırasıyla fiziksel arama, köpeklerle arama, dinleme cihazları ile arama, görüntülü arama cihazları ile arama olduğunu söyledi. Aydın, arama kurtarma ekiplerinin olay yerinde belirli bir sistemle arama yapmak zorunda olduğunu belirterek, arama kurtarma aşamalarının detaylarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:


“Ekip üyeleri arama yaptıkları bölgeleri işaretlemeli ve bölgenin temiz olduğunu belirlemelidir. Ekip elemanları arama esnasında gözlemleyerek, seslenerek, dinleyerek afetzedelerden haber almaya çalışır. Fiziksel arama ile kurtarılan afetzedelerden sonra yerlerin tespit edilmesinde eğitilmiş köpekler kullanılır. Köpekler güvenli olmayan veya kurtarma ekiplerinin giremeyeceği yerlere girebilirler. Köpek tarafından bir uyarı alınmış ise dinleme cihazlarıyla daha net bilgiye ulaşılmaya çalışılır. Günümüzde üretilen sismik/akustik dinleme cihazları çok ileri teknolojik özelliklere sahiptirler. Bu cihazlar ile göçük altındaki boşluklarda, şaftlarda ve aralıklarda kalmış yaşayan kişilerin ürettiği sinyalleri görüntülü ve sesli algılamak mümkündür. Dört veya daha fazla sensör ile geniş alanlarda ses altı/sismik frekanslardan duyulabilen seslere kadar bütün frekans yelpazesi algılanabilmektedir. Arama faaliyetleri neticesinde enkaz altındaki afetzedenin tam yerinin tespit edilebilmesi için ve enkaz altındaki pozisyonunun anlaşılabilmesi için görüntülü arama cihazları kullanılır. Bu cihazları kullanarak ekip aşama aşama afetzedeye yaklaşır ve uygun bir şekilde onu çıkarabilmek için uygulamaya geçer.”


Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özlem Özdemir Yıldırım, depremlere önceden tedbir almanın ekonomik açıdan sonradan felaketi kaldırmaktan çok daha ucuz ve olay olduğunu belirterek, “Afet risk faktörlerini gözeterek yapılan ve kalkınmayı güçlendiren yatırımlar, afet sonrası müdahale ve iyileştirmede yapılan harcamalardan daha az maliyetlidir. Afet risk yönetimi politika ve planları, ülke politikaları ve yönetim yapılarına dahil edilmelidir. Sektörel strateji ve planlamalarda Afet Risk Yönetimi’ne yer verilmeli; toplum karar verme süreçlerine uygun mekanizmalarla dahil edilmelidir. Kamu kurumları tek başına afet riskiyle baş edemeyeceği için kamu, özel, sivil tüm paydaşlar süreçlerde kendi rollerini ve sorumluluklarını bilmelidir. Afet risk yönetiminin yerel düzeyde hayata geçirilmesinde yerelliğe dayalı analiz, halkın süreçlere katılımı ve öncülüğü, yerel kapasite ve kaynakların geliştirilmesi, sivil ve özel sektörle işbirliği


gereklidir. Afet risk ve kayıplarını önlemede finansal araçların geliştirilmesi, çeşitlendirilmesi gereklidir” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Etiyopya’dan Torbalı’ya özel ilgi Etiyopya Büyükelçisi Adem Mohammed Mahmud ve heyeti, Torbalı’daki gıda imalatçısı firmalarla bir araya geldi. Büyükelçi Mahmud, "Torbalı’nın üretim gücü ve ihracat potansiyeli, Etiyopya için güçlü ve stratejik bir iş birliği fırsatı sunuyor" dedi. Torbalı Ticaret Odası ev sahipliğinde düzenlenen programda, Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Adem Mohammed Mahmud, ilçedeki gıda imalatçılarıyla bir araya gelerek karşılıklı ticaret ve yatırım imkanlarını değerlendirdi. Torbalı Kaymakamı Adem Çelik, Ege Hububat Bakliyat İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, İzmir Fahri Konsolosu İlhami Yıldırım, Meclis Başkanı Bekir Söyler ve Yönetim Kurulu Başkanı Abdulvahap Olgun’un da katıldığı programda, gıda imalatı sektöründe faaliyet gösteren 50 firma hazır bulundu. Program kapsamında firma temsilcileri, Etiyopya heyetiyle birebir görüşmeler gerçekleştirerek ürünler, ticaret süreçleri ve muhtemel iş birlikleri hakkında karşılıklı değerlendirmelerde bulundu. Torbalı Ticaret Odası (TTO), Afrika pazarına yönelik çalışmalarını sürdürülebilir ve planlı bir yaklaşımla yürütmeye devam ediyor. Bu kapsamda odanın ev sahipliğinde geçtiğimiz yıl "Hedef Afrika: Uluslararası İş Konferansı & B2B Görüşmeleri" düzenlenmiş; Benin, Kamerun, Senegal ve Nijer’den gelen 25 kişilik Afrika heyeti ile tarım, gıda, makine, enerji ve su arıtma alanlarında birebir iş görüşmeleri gerçekleştirilmişti. Önceki gün gerçekleştirilen program, bu temasların devamı niteliğinde değerlendirilerek Afrika ile ticari ilişkilerin derinleştirilmesine katkı sundu. Etiyopya, stratejik bir pazar Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Adem Mohammed Mahmud toplantı sonrası yaptığı değerlendirmede, "Türkiye ile Etiyopya arasındaki ekonomik ilişkiler son yıllarda istikrarlı bir şekilde gelişiyor. Amacımız, bu güçlü ilişkiyi daha da ileri taşıyarak iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmak. Etiyopya, tarımsal üretim gücü ve genç nüfusuyla Türk firmaları için önemli fırsatlar sunuyor" dedi. Mahmud, özellikle gıda ve tarıma dayalı sanayi alanlarına dikkat çekerek, "Gıda işleme, tarımsal ürün tedariki, paketleme ve lojistik başta olmak üzere birçok alanda Türk firmalarıyla güçlü iş birlikleri kurmak istiyoruz. Torbalı’nın üretim kapasitesi, ihracat başarısı ve organize sanayi yapısı bizim için çok kıymetli. Torbalı’ya özel bir ilgi duyuyoruz ve bu bölgeden Etiyopya’ya yönelik yatırımları memnuniyetle karşılıyoruz. Türk firmalarını Etiyopya pazarında yatırım ve ticaret yapmaya davet ediyoruz" diye konuştu. Afrika, firmalarımız için fırsat Torbalı’nın ihracatta elde ettiği başarının kararlı ve planlı çalışmaların sonucu olduğunu belirten Torbalı Ticaret Odası Başkanı Abdulvahap Olgun, "Torbalı bugün 2,1 milyar doları aşan ihracat hacmiyle Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri konumunda. Bu gücü, Afrika pazarları gibi yeni ve stratejik alanlara taşıyarak firmalarımız için kalıcı ticari ilişkiler oluşturmayı hedefliyoruz" dedi. Sözlerine devam eden Olgun, "Afrika pazarı, özellikle gıda ve tarıma dayalı sanayi açısından firmalarımıza önemli fırsatlar sunuyor. Geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz Hedef Afrika programında bunun somut karşılıklarını gördük. Bugün, Etiyopya heyetiyle gerçekleştirdiğimiz bu buluşma da firmalarımızın yeni pazarlara açılması açısından çok kıymetli. Torbalı Ticaret Odası olarak, firmalarımızın uluslararası pazarlara erişimini desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Kahramanmaraş Başkan Toptaş:" Karla mücadele çalışmalarımız aralıksız sürüyor" Kahramanmaraş’ın Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş,"141 mahallemizin tamamında karla mücadele çalışmalarımız aralıksız sürüyor" dedi. Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, ilçede etkili olan kar yağışı sonrası yürütülen karla mücadele çalışmalarının koordine edildiği merkezi ziyaret ederek, ekiplerden çalışmalara ilişkin bilgi aldı. Başkan Toptaş akabinde, Hürriyet Mahallesi’ne geçerek mahalle muhtarı ve vatandaşlarla bir araya geldi, ekiplere kolaylıklar diledi. Başkan Toptaş, görev yapan belediye ekiplerine kolaylıklar dileyerek yürütülen çalışmaları yerinde değerlendirdi. Saha incelemeleri sırasında açıklamalarda bulunan Onikişubat Belediye Başkanı Hanifi Toptaş, kar yağışının başladığı ilk andan itibaren tüm ekiplerin teyakkuz hâlinde olduğunu vurguladı. Başkan Toptaş, "Onikişubat Belediyesi olarak 60 aracımız ve 150 personelimizle birlikte gece saat 12’den itibaren sahadayız. İnşallah bu iki günlük süreç içerisinde ekiplerimiz yoğun bir şekilde çalışmalarına devam edecek. 141 mahallemizin tamamında, özellikle kırsal mahallelerimizde ve merkez mahallelerimizde karla mücadele çalışmalarımız aralıksız sürüyor"diye konuştu. Meteorolojiden alınan veriler doğrultusunda hazırlıkların önceden yapıldığına dikkat çeken Toptaş, "Gece saatlerinde başlayan kar yağışı ilimizin büyük bölümünde etkili bir şekilde devam ediyor. Bizler de ekiplerimizle birlikte sahadayız. Şu anda Hürriyet Mahallemizdeyiz hem çalışmaları yerinde inceliyor hem de hemşehrilerimizle istişare ediyoruz. Çok şükür şu an için ciddi bir olumsuzluk söz konusu değil. Kar her şeyden önce bizim için rahmet ve bereket demektir. Özellikle son yıllarda yaşanan kuraklıklar, suyun ne kadar kıymetli olduğunu hepimize gösterdi. Elhamdülillah 2026 yılı bereketiyle birlikte geliyor. Kar yağışı yer yer ara verse de önümüzdeki 1-2 gün boyunca devam edecek. Sonrasında oluşabilecek buzlanmalara karşı da ekiplerimizle gerekli önlemleri alıyoruz. Kaldırımlar başta olmak üzere tuzlama ve solüsyon çalışmalarımızı sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.
Kastamonu Kastamonu Üniversitesi’nin kokusal peyzaj alanındaki projesi desteklenecek Kastamonu Üniversitesi yürütücülüğünü yapacağı "Sanal Gerçeklik Tabanlı Tilia tomentosa’nın Kokusal Peyzaj Performansının Değerlendirilmesi" başlıklı proje, TÜBİTAK tarafından desteklenmeye hak kazandı. Kastamonu Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğretim Üyesi Elif Ayan Çeven’in yürütücülüğünü yaptığı "Sanal Gerçeklik Tabanlı Tilia tomentosa’nın Kokusal Peyzaj Performansının Değerlendirilmesi" başlıklı projesi, TÜBİTAK 1002-Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Proje, Türkiye’nin birçok kentinde açık ve yeşil alan sistemlerinde yaygın olarak kullanılan gümüşi ıhlamur (Tilia Tomentosa) bitkisinin kokusal özelliğinin, kullanıcıların mekansal algısı, duyusal deneyimi ve psikososyal tepkileri üzerindeki etkilerini kokusal peyzaj yaklaşımı çerçevesinde ele alıyor. Çalışmada, kokunun mekanla kurulan ilişki üzerindeki rolü hem gerçek mekan deneyimleri hem de sanal gerçeklik ortamları üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendirilecek. Araştırma kapsamında, ıhlamur türünün yaya aksları ile park, oturma ve dinlenme alanları çevresindeki kullanımının kokusal peyzaj potansiyeli, koku ile bellek, yere bağlılık ve algısal şema arasındaki ilişkiler ile kokunun gündüz ve gece şartlarında algılanma düzeyindeki değişimler incelenecek. Ayrıca, koku özelliği gösteren bitkiler için peyzaj tasarımına yönelik ölçütlerin geliştirilmesi hedefleniyor. Proje iki aşamalı olarak yürütülecek. İlk aşamada, belirlenen kentsel alanlarda gerçekleştirilecek duyusal yürüyüşler aracılığıyla katılımcıların algıları gerçek mekân deneyimi üzerinden değerlendirilecek. İkinci aşamada ise aynı alanlar sanal gerçeklik ortamında modellenerek, kontrollü şartlar altında ıhlamur kokusunun sanal gerçeklik deneyimine entegrasyonu sağlanacak ve katılımcı algıları yeniden ölçülecek. Elde edilen veriler karşılaştırılarak, sanal gerçeklik ortamlarının kokusal peyzaj değerlendirmelerinde gerçek mekanı temsil etme düzeyi analiz edilecek. Toplam 100 bin TL bütçeye sahip olan projede, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Doruk Görkem Özkan danışman olarak görev alırken, projede bir yüksek lisans öğrencisi dört ay süreyle bursiyer olarak yer alacak. Projeye ilişkin değerlendirmede bulunan Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, "Sanal gerçeklik tabanlı yöntemlerle kokusal peyzaj konusunu ele alan bu özgün çalışmanın desteklenmeye hak kazanmasından memnuniyet duyuyoruz. Disiplinler arası yaklaşımıyla dikkat çeken projenin, mekân-insan etkileşimi ve peyzaj araştırmalarına bilimsel katkılar sunacağına inanıyorum. Projenin yürütücüsü Dr. Öğretim Üyesi Elif Ayan Çeven’i, danışmanı Prof. Dr. Doruk Görkem Özkan’ı ve projede görev alan tüm araştırmacıları tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum" ifadelerini kullandı.
Kırklareli Yargıtay’dan kamulaştırma davasında emsal karar Kırklareli’nin Babaeski ilçesinde enerji nakil hattı sebebiyle yapılan kamulaştırma işlemine açılan dava, Yargıtay’ın emsal niteliğindeki kararıyla sonuçlandı. Kamulaştırma bedeline yalnızca yasal faiz uygulanmasına itiraz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay, kamu alacaklarında uygulanan en yüksek faizin esas alınması gerektiğine hükmetti. Kamulaştırma davaları açısından Türkiye genelinde etkili olacak önemli bir karar Yargıtay’dan çıktı. İstanbul Barosu avukatlarından Av. İbrahim Çınar’ın takip ettiği dosyada, kamulaştırma bedeline yalnızca yasal faiz uygulanmasına ilişkin yerleşik uygulama değiştirildi. Süreç, Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi’nin, Babaeski Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen ve kamulaştırma bedeline sadece yasal faiz işletilmesini öngören kararını kesin nitelikte kabul edilmesiyle başladı. Bunun üzerine müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirten Av. İbrahim Çınar, dosyayı temyiz ederek Yargıtay’a taşıdı. Yargıtay yaptığı incelemede, Bölge Adliye Mahkemesi’nin kesin nitelikteki kararını kaldırdı. Yerel mahkeme kararını düzelterek onayan Yargıtay, kamulaştırma bedeline yasal faiz değil, kamu alacaklarında uygulanan en yüksek faizin uygulanması gerektiğine hükmetti. Kararın, kamulaştırma sürecinde yaşanan gecikmeler sebebiyle vatandaşların uğradığı maddi kayıpların önlenmesi açısından büyük önem taşıdığı belirtilirken, benzer davalar için de emsal oluşturacağı ifade edildi. Av. İbrahim Çınar, kararın ardından yaptığı değerlendirmede, "Bu karar yalnızca müvekkilimiz açısından değil, Türkiye genelinde kamulaştırma süreci yaşayan tüm vatandaşlar açısından büyük önem taşıyor. Bölge Adliye Mahkemesi’nin yalnızca yasal faize hükmedilen kararı kesinleştirmesi halinde ciddi bir hak kaybı yaşanacaktı. Yargıtay, kamulaştırma bedellerine her zaman itiraz edilebileceğini ve bu bedellere kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizin uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu karar, idarenin gecikmesinden kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesi açısından son derece önemlidir" dedi. Av. Çınar ayrıca, kamulaştırmanın bir idari işlem olduğunu ancak bu süreçte vatandaşın mülkiyet hakkının korunmasının esas olduğunu vurgulayarak, "Vatandaşın hakkını sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Söz konusu davanın, Türkiye Elektrik İletim A.Ş. tarafından Kırklareli’nin Babaeski ilçesinde vatandaşlara ait tarım arazilerinden geçirilen enerji nakil hattı sebebiyle yapılan irtifak hakkı kamulaştırmasına ilişkin olduğu bildirildi.