GENEL - 01 Mart 2012 Perşembe 16:54

AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI

A
A
A
AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın Başbakanlığa giden ilk haliyle komisyona gelmesi konusunda Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nda mutabakata varıldığını belirtti. Şahin, "Kadının yaşam hakkını koruma, kadını birey olarak güçlendirme ve erkeklerdeki kadın hakkı ile ilgili zihinsel dönüşümü pekiştirme adına topyekün olarak bir seferberlik olarak gördüğümüz, şiddetle mücadelede önemli bir yasal
altyapıyı huzurlarınıza getirdik" dedi.
Adalet Komisyonu, ’Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’nı görüşüyor. Komisyon Başkanı Ahmet İyimaya’nın yönettiği toplantıda tasarıya ilişkin bir sunum yapan Bakan Şahin, şiddetin Türkiye’nin toplumsal bir sorunu olduğunu belirterek, kadına yönelik şiddetin de bir insan hakkı ihlali olduğunu, halk sağlığı sorunu olduğunu ve kadının yaşam hakkını koruyacak her türlü tedbirin alınması gerektiği anlayışıyla bu tasarıyı hazırladıklarını anlattı. Şahin, 1998 yılında 4320
sayılı Ailenin Korunması Kanunu’nun çıkartıldığını ancak 2012 Türkiye’sinde Türk Ceza Kanunu ve Medeni Kanun’daki değişikliklere rağmen, bu kanunda değişiklik yapılmadığını ve söz konusu kanunun toplumda yaşanan sorunları çözmekte yetersiz kaldığını söyledi. Böylece 23 maddelik bu temel bir yasanın hazırlandığını belirten Şahin, bu tasarıyı, sivil toplum örgütleri, milletvekilleri, aile mahkemesi hakimleri, barolar ve parlamento dışındaki herkesi dinleyerek, katılımcı demokrasiyi önemseyerek hazırladıklarını
söyledi.
Tasarıda, koruyu-önleyici tedbirler yanında, korunamadığı zaman bu kararların nasıl alınacağının çok net yer aldığını belirten Şahin, gizlilik kararı, nafaka sisteminin kolaylaştırılması, harcamaların bakanlık tarafından yapılması ve sığınma evindeki kadınların talep ettiği geçici mali desteğin de yasada yer aldığını anlattı.
BAŞBAKANLIKTA DEĞİŞTİRİLEN BÖLÜMLERİN YENİDEN EKLENMESİ KARARI
Bugün konunun Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nda da görüşüldüğünü hatırlatan Şahin, "Başbakanlığa giden yasa ile Başbakanlıktan çıkan yasa arasında özellikle, ’tanımlar’ kısmı genel gerekçede ifade edildiği için, ’ihbar’ kısmı da Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda zaten var olduğu bu kısımların tasarıda bulunmadığı belirtiliyor. Ben hukukçu değilim, ihbar burada da olsun, daha güçlü olsun. O şekilde Ceza Muhakemesi Kanunu’nda olduğu için çıkartılan hükümlerin de yeniden yasaya konulmasını biz
Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu olarak kararlaştırdık. Yani Başbakanlığa giden metnin özünün korunarak buraya gelmesi konusunda genel bur mutabakata varıldı. Çünkü orada yasanın ruhuna dokunan bir şey yok. Tamamen kanun yapma tekniğiyle ilgili çıkartılan yerlerin, yeniden eklenmesi yönünde bir rapor da bu komisyona sunulacak" diye konuştu.
"YASANIN UYGULANMASI KONUSUNDA YAPMAMIZ GEREKENLER VAR"
Bakan Şahin, şiddet mağduru kadının korunmasında ve şiddeti uygulayan erkeğe tedbir kararının uygulanması gibi her türlü destek mekanizmasında, Bakanlık olarak Kadın İzleme Merkezi kuracaklarını ve bütün sistemi kontrol altına alacaklarını belirterek, "Nerede zayıf halka varsa bunu kuvvetlendirecek şekilde de, yasal alt yapıyı oluşturduktan sonra da, uygulamalarda da bunun birebir takipçisi olacağız. Çünkü yasal alt yapı önemli ama yeterli değil; uygulamalar boyutunda da Bakanlık olarak bizim yapmamız
gereken önemli çalışmalar var. Kanunla beraber özellikle, uluslar arası toplumu ve uluslar arası hukukun geldiği noktayı biz de TBMM olarak aynı noktaya getirme, kadının yaşam hakkını koruma, kadını birey olarak güçlendirme ve erkeklerdeki kadın hakkı ile ilgili zihinsel dönüşümü pekiştirme adına topyekün olarak bir seferberlik olarak gördüğümüz, şiddetle mücadelede önemli bir yasal altyapıyı huzurlarınıza getirdik" diye konuştu.
Şahin, diğer partilerin hazırladığı tekliflerini okuduğunu ve hepsinin çok iyi çalışılmış teklifler olduğunu belirterek, "Bizim temel manada koyduğumuz mantıkla hepsi örtüşen, korumayı ve önlemeyi öne alan ve kadının yaşam hakkını koruyan bir mantıkla çalışılmıştır. Hepsi birleştirildiği zaman da çok daha güçlü bir şekilde parlamentoya götürülecek bir yasal alt yapı oluşturulmuş olacak" diye konuştu.
NAFAKA BANKA HESABINA YATSIN TEKLİFİ
CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, daha önce nafakayla ilgili bir kanun teklifi verdiğini belirterek, bu teklifte nafakaların banka hesaplarına yatırılmasını önerdiğini söyledi. Nazlıaka, Medeni Kanun’da nafakanın peşin olarak ödeneceğinin belirtildiğini ancak ne şekilde ödeneceğinin belirtilmediğini ifade ederek, "Dolayısıyla kadınlarımız her ay adliyeye gitmek durumunda kalıyorlar. İcra Dairelerinde nafaka almaya çalışıyorlar. 100-400 lira arasındaki ödenek için en az 5 TL yol parası ödüyorlar.
Boşanmışlık toplumda aile ilişkilerinde başarısızlık olarak içselleştirildiği için, kadın her ay bu duyguyla tekrar yüzleşiyorlar" dedi.
NİKAHSIZ BERABERLİKLERE DE KORUMA
CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise, resmi nikahsız beraberliklerde de kadının korunması için bir cümle eklenmesi gerektiğini belirterek, AİHM’in de birçok kararında nikahsız birliktelikleri de koruma altına aldığını söyledi. Tanrıkulu ayrıca, Cumhuriyet Bah6rüşüldüğünü hşsavcılıkları bünyesinde bir Kadın Savcısının oluşması için de bir madde önerdiğini belirterek, Emniyet içinde de tıpkı Çocuk Bürosu gibi bir Kadın Şube Müdürlüğü oluşturulması gerektiğini söyledi.
"BİR YANDAN KIZ ÇOCUKLARI OKUTULMAYACAK, BİR YANDAN ŞİDDETTEN KORUNACAK"
CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ise, tasarının iyi niyetle hazırlandığına inandığını ancak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne yetiştirmek için acele edilmemesi gerektiğini söyledi. Dibek, tasarının alt komisyona sevk edilerek yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, gerekirse 8 Mart’a yetiştirmek için hafta sonu da çalışabileceklerini söyledi. AK Parti’nin 10 yıldır Türkiye’yi yönettiğini ve bu son 10 yılda kadına yönelik şiddette ve kadın cinayetlerinde çok büyük artış olduğunu belirten
Dibek, "Bu 10 yılın sonunda iktidar ’ya bu kadar kadına yönelik şiddet olmuş, bizim hiç mi sorumluluğumuz yok?’ diye düşünmüşlerdir herhalde. Bir yandan Milli Eğitim Komisyonunda 4+4+4 tartışılıyor. O kanuna göre biz kız çocuklarımız küçük yaşta evlenmeleri, cehalet içinde kalmaları yönünde teşvik yapılıyor. Diğer yandan onlara karşı şiddetin önlenmesi için yasa yapıyoruz. Yani bir çelişki var. Bu tasarı iyi niyetle hazırlanmış, ama eksikler var" dedi.
Görüşmelerin ardından tasarı alt komisyona sevk edildi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sivas Uzmanı uyardı: "Dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemli" Sivas Akran Akademi Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimen, ebeveynleri uyardı. Çimen, "Çocuk yaşıtlarına göre geç konuşmaya başladıysa otizm, down sendromu, işitme kaybı, serebral palsi, afazi ve dizartri gibi durumlara bağlı bozukluklarda dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır" dedi. Sivas Akran Akademi Eğitim Kurumları Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimendil, konuşma terapisine ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşma güçlüğü çeken veya konuşamayan çocukların hazırlanacak program sayesinde sağlıklı bir şekilde konuşabileceğini ifade eden Çimen, erken müdahaleye dikkat çekti. Küçük yaşlarda başlatılan terapinin çok daha kısa sürede olumlu etkileri olduğunu söyleyen Çimen, aileleri uyardı. "Bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi amaçlıyoruz" Çimen, "İletişim, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarının değerlendirilmesi, tanılanması ve terapi yoluyla müdahale edilmesini kapsayan bilimsel ve klinik bir uzmanlık alanıdır. Bizler, çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine kadar her yaş grubunun ihtiyacına yönelik bilimsel temelli değerlendirme ve müdahale yöntemleri kullanarak bireylerin iletişim becerilerini geliştirmeyi ve yaşam kalitelerini artırmayı amaçlarız. Konuşma sesi bozuklukları, gecikmiş dil konuşma, otizm, down sendromu, gelişimsel dil bozuklukları, kekemelik, hızlı-bozuk konuşma, afazi, apraksi, dizartri, ses bozuklukları, dudak ve damak yarıklığı, yutma bozuklukları gibi iletişimi, dili ve konuşmayı etkileyen birçok farklı alanda çalışıyoruz. Akran Akademi’de özellikle pediatrik grupta görülen bozukluklarda dil ve iletişim becerilerinin desteklenmesine yönelik bireysel terapi programlarını yürütüyoruz" dedi. "Bilimsel dayanağı olmayan bilgilerle süreci geciktirmeyelim" Ailelerin erken harekete geçmesi gerektiğine vurgu yapan Çimen, "Eğer çocuk yaşıtlarına göre geç konuşmaya başladıysa, kelime dağarcığı sınırlıysa, cümle kurmakta zorlanıyorsa, konuşma sırasında bazı sesleri yanlış üretiyor, ses düşürüyor, sesleri karıştırıyor veya konuşması anlaşılmıyorsa, konuşmada hece ya da kelime tekrarları, uzatmalar ve takılmalar görülüyorsa dil ve konuşma terapistlerine başvurulabilir. Yine söylenenleri anlamada güçlük, yönergeleri takip edememe, çiğneme ve yutma problemleri, salya kontrolünde zorluk veya dudak, dil ve damak gibi oral yapılara ilişkin motor problemler mevcutsa ayrıca otizm, down sendromu, işitme kaybı, serebral palsi, afazi ve dizartri gibi durumlara bağlı bozukluklarda dil ve konuşma terapistine başvurulmalıdır. Fakat bireyin temel problemi dil ve konuşma alanından ziyade akademik beceriler, öğrenme güçlüğü, dikkat, davranış ve günlük yaşam becerileri ile ilgiliyse bireysel eğitim için özel eğitim uzmanlarına başvurulmalıdır. Unutmayalım dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemlidir. ‘Daha küçük, büyüyünce geçer’, ‘Erkek çocuk geç konuşur’, ‘Okula başlayınca düzelir’ gibi toplumda sıkça söylenen ancak bilimsel dayanağı olmayan bilgilerle süreci geciktirmeyelim. Erken dönemde doğru uzmandan alınan destekle ilerlemek, çocuğun gelişimi için en sağlıklı sonucu verecektir" şeklinde konuştu.
Gaziantep Gaziantep’te Filistin’e destek yürüyüşü düzenlendi Gaziantep’te, İsrail’in hukuk dışı uygulamalarına dikkat çekmek amacıyla temsili idam sehpası kurularak, Filistin halkıyla dayanışma mesajları verildi ve uluslararası kamuoyu göreve çağrıldı. Gaziantep’te düzenlenen yürüyüş ve basın açıklamasında sivil toplum kuruluşları, İsrail’de Filistinli esirlere uygulanması öngörülen idam cezası yasasını protesto etti. Şehitkamil ilçesindeki Fatih Camii önünde toplanan vatandaşlar, Demirkardeşler Camii’ne kadar sloganlar atarak yürüdü. Sivil toplum kuruluşlarının çağrısıyla toplanan vatandaşlar, İsrail’in Filistinli mahkûmlar hakkında aldığı idam kararlarına tepki göstermek amacıyla yürüyüş düzenledi. Yüzlerce kişinin katıldığı gösteride sık sık tekbir getirildi. Filistinli mahkumların korunması ve "yasa dışı" idam cezası düzenlemesinin de iptal edilmesinin talep edildiği gösteride vatandaşlar, sürekli İsrail’i ve ABD’yi kınayan sloganlar attı. Vatandaşlar, ellerinde Türk ve Filistin bayrakları ile üzerinde "Soykırımı durdurun", "Filistinli esirleri serbest bırakın" yazan dövizler ve Mescid-i Aksa’nın fotoğrafını taşıdı. İşgalci İsrail’in idam yasasını reddeden pankartlar açan vatandaşlar, İsrail’in Gazze’ye, İran’a ve Lübnan’a yönelik saldırılarına da tepki gösterdi. Soykırımcı İsrail’in saldırıları ile Filistinlilere yönelik idam yasasına tepki gösteren vatandaşlar, İsrail’in Gazze’deki bebek ve çocuk katliamlarına tepki gösterdi. Yürüyüşe katılan kadınlar, ellerinde temsili kanlı bebek maketleri taşıdı. Yürüyüşün ardından yapılan basın açıklamasında, İsrail’in hukuk tanımaz politikaları, Gazze, Lübnan ve İran’daki saldırıları ile insanlık onurunu zedeleyen uygulamaları sert bir dille kınandı. Katılımcılar, uluslararası kamuoyunu bu vahşete karşı durmaya çağırırken, Filistin halkının özgürlük mücadelesine her şartta destek vereceklerini gür bir sesle haykırdı. Sivil toplum kuruluşları adına basın açıklamasını okuyan Gaziantep Peygamber Sevdalıları Derneği Başkanı Muhammed Ata Yaçin, İsrail’in Filistinlilere karşı idamı yasallaştırmasının vahşet ve açık bir hukuk ihlali olduğunu ifade etti. İsrail’in zulümlerine ve katliamlarına sessiz kalınmaması gerektiğini belirten Yaçin, İsrail’in Gazze’de yaklaşık 3 yıldır soykırım işlediğini belirti. Filistin ve Gazze halkını sahipsiz bırakmayacaklarını belirten Yaçin, idam yasasının gözü dönmüş ve azgın bir grup siyonist tarafından planlanarak uygulamaya konulduğunu söyledi. Yapılan duanın ardından toplanan kalabalık sessiz bir şekilde dağıldı.
Gaziantep Gaziantep’te 45 yıllık semerci ustası mesleğini yaşatmaya çalışıyor Gaziantep’te ağabeyi ile birlikte babasından öğrendiği semer, palan, heybe ve çeşitli ekipmanları tamamen el emeğiyle üreten 54 yaşındaki Mehmet Danaoğlu, teknolojiye yenik düşen baba mesleğini yaşatabilmek için mücadele ediyor. Nizip ilçesinde ilkokula gittiği dönemde okuldan çıktıktan sonra ve tatil günlerinde semer ustası olan babasına yardım etmeye giden Mehmet Danaoğlu, mesleğin tüm inceliklerini babasından öğrendi. Gaziantep’te mesleği sürdüren 2-3 usta kaldı Henüz 7-6 yaşlarındayken babasının yanında çırak olarak mesleğe ilk adımını atan Danaoğlu, aradan geçen 45 yıla rağmen baba mesleğini sürdürmenin gururunu ve hüznünü bir arada yaşıyor. Kentte bir dönem birçok ustanın icra ettiği semerciliğin son temsilcilerinden olan Danaoğlu, babasının vefatının ardından ağabeyi ile birlikte Gaziantep’e yerleşti. Şahinbey ilçesinin Suyabatmaz Mahallesi’ndeki 6 metrekarelik dükkanında baba mesleği semerciliği sürdüren Danaoğlu, 45 yıldır devam ettiği mesleğinden elde ettiği kazançla 3 çocuğunu üniversitede okutmanın gururunu yaşıyor. Tarlalarını atlarla süren müşterilerinin siparişlerini hazırlıyor Büyük bir emekle yaptığı semer ve hayvancılık alanında kullanılan diğer malzemeleri yapan Danaoğlu, yük ve binek hayvanlar için yaptığı ürünleri tarım ve hayvancılığın yoğun olduğu illere gönderiyor. Yarım asra yakın sürdürdüğü baba mesleğinden vazgeçemeyen Danaoğlu, yaşadığı zorluklara rağmen baba mesleğini yaşatmak için çabalıyor. Bir zamanların en gözde mesleklerinden olan, büyük sabır ve emek isteyen baba mesleğini tek başına yapmaya devam eden Danaoğlu, hayvancılığın yaygın olduğu ve traktörlerin giremediği tarlalarını atlarla süren müşterilerinin siparişlerini hazırlıyor. Günümüzde gelişen teknoloji ile birlikte talebin azaldığı ve son yıllarda da artık bitme noktasına gelen baba mesleğine sürdürmenin çabasını veren Danaoğlu, mesleğe çocukluğunda başladığını söyledi. "8 yaşından beri bu mesleği yapıyorum" Semerciliğin baba yadigarı olduğunu söyleyen Danaoğlu, "Çocukluğumuzdan beri babamızın yanında büyüdük. Çocukluğumuzdan beri bu mesleğin içindeyiz. Hem okula giderdik hem de babamızın yanına gelir mesleği öğrenirdik. Zaten küçük yaşta mesleği öğrenemezsen bu mesleği yapamazsın. At ve eşek gibi hayvanlar için semer, palan, heybe ve çeşitli ekipmanlar yapıyorum. 54 yaşına girdim. 8 yaşından beri bu mesleği yapıyorum" dedi. "Yaptığımız ürünler tamamen el yapımı ürünüdür" 8 yaşında babasının yanında öğrendiği mesleğini 45 yıldır teknolojik gelişmelere rağmen sürdürmeye çalıştığını ifade eden Danaoğlu, "Dükkanımızda babam, kardeşim ve ben birlikte çalışıyorduk. Diğer kardeşlerim bu mesleği yapmadı. Şu anda mesleği sadece ben, ağabeyim ve yeğenim yapıyoruz. Bu meslek dışarıdan göründüğü gibi değil, dışarıdan basit bir iş görünüyor ama basit de değil. Çünkü bu meslek çok ustalık isteyen bir meslek olduğu için yeni birisi gelse 2-3 sene burada uğraşsa palanları bile yapamaz. Çünkü yaptığımız ürünler tamamen el ürünüdür" şeklinde konuştu. "Çocuklarımız bile bu mesleği öğrenmek istemedi" Köylerde ve dağlık bölgelerde eşek, at ve katır kullanan çiftçilerin traktörlere yönelmesiyle semercilik mesleğinin de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını ifade eden Danaoğlu, meslekte yeni yetişen elamanın da olmadığını belirterek, "Çocuklarımız bile bu mesleği öğrenmek istemedi. Bizde artık son nesiliz. Bizde meslek ölmesin diye yapıyoruz. Çıraklık dönemimizde sadece Nizip’te 10-15 usta vardı. O ustalardan bir tanesi bile kalmadı. Bu meslek kolay bir meslek değil, tamamen el emeği istiyor" dedi. "2 milyonluk şehirde sadece 2-3 usta var" Mesleğini, hayvancılığın devam ettiği bölgelere bağlı olarak devam ettirdiğine dikkat çeken Danaoğlu, "Hayvancılık olmazsa bizimde işimiz olmaz. Sadece tarım ve hayvancılığın yaygın olduğu, traktörlerin giremediği tarlalarını atlarla süren müşterilerimiz için ayaktayız. Tarım ve hayvancılığın yanı sıra at biniciliği var, onlar için de ürün yapıyoruz. Gaziantep’te müşterimiz neredeyse yok denecek kadar az. Daha çok İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde müşterilerimiz var. Hayvancılık bitti, bizim meslekte bitti. 2 milyonluk şehirde sadece 2-3 usta var" ifadelerini kullandı. Tarımda traktör ve modern araçların yaygınlaşmasıyla semerciliğin giderek unutulduğunu dile getiren Danaoğlu, mesleğin artık yalnızca kırsal kesimde sınırlı bir ihtiyaca karşılık geldiğini ifade etti. Bir semeri yapmanın ustasının bir gününü aldığını ifade eden Danaoğlu, palanları ise daha çok çobanlar için yaptıklarını da sözlerine ekledi.
Samsun Aile içi şiddette karanlık gerçek: ’Karakterolojik şiddet’ kalıcı ve yıkıcı olabilir Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Meryem Batık Vural, aile içi şiddeti "durumsal" ve "karakterolojik" olarak ikiye ayırarak önemli uyarılarda bulundu. Karakterolojik şiddetin patolojik bir yapı gösterebildiğini belirten Vural, bu tür vakalarda değişimin her zaman mümkün olmayabileceğini ve sürecin kalıcı ve yıkıcı etkiler taşıyabileceğini ifade etti. Vural, mağdurların güvenlik planı yaparak bireysel destekle güçlenmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Ailede şiddetin her zaman önlenemediğine dikkat çeken Doç. Dr. Meryem Batık Vural, şiddet türünü ikiye ayırarak önemli açıklamalarda bulundu. Aile içi şiddetin ölümcül sonuçları da olduğunu belirten Doç. Dr. Meryem Batık Vural, "Durumsal şiddet ve karakterolojik şiddet olarak adlandırılan iki tür şiddeti doğru ayırt etmek oldukça elzem. Durumsal şiddet, öfkeyi kontrol edememe veya başka baş etme yolları bilmeme durumundan kaynaklanır çoğunlukla. Bu şiddetten sonra kişi pişmanlık duyar, bunu değiştirmek için çaba sarf eder. İlişkisinde durumsal şiddet yaşayan çiftler hem bireysel hem de çift terapisi ile bu şiddet türünden kurtulabilir. Karakterolojik şiddet ise patolojik bir boyuttur. Şiddetin yüzde 20’sinin karakterolojik şiddet olduğu belirtiliyor. Karakterolojik şiddeti John Gottman ’kobralar ve pitbullar’ ile açıklar. Kobralar, yüksek düzeyde antisosyal özellikler gösterir, zevk düşkünü ve dürtüseldir. Her istediği şeye tam da istediği anda sahip olmak ister, bunu kendine hak görür. Eşini de kendisine engel olmasın diye döver ve duygusal istismara maruz bırakır. Yakınlığı asgari düzeyde tutarlar ve eşleri daha fazlasını istediğinde tehlikeli kimselere dönüşürler. Terk edilmekten korkmazlar ve tahakküm altına girmezler. Pitbullar ise şiddet uyguladıkları kişileri çoğunlukla aile üyeleriyle sınırlar ve özellikle eşlerine yoğunlaşırlar. Pitbulların suç sicili olması Kobralara göre daha düşük ihtimaldir. Eşlerini dövseler bile Kobraların aksine duygusal olarak eşlerine bağımlıdırlar. En büyük korkuları terk edilmektir. Terk edilme korkusu yoğun kıskançlık krizlerine ve eşlerini bağımsız bir yaşamdan yoksun bırakma girişimlerine yol açar" dedi. "Karakterolojik şiddetin tamamen ortadan kaldırılması mümkün görünmüyor" Kobralar ve pitbullar karakterlerinin özelliklerini anlatan Doç. Dr. Vural, "John Gottman’ın uzun yıllar süren araştırmaları, karakterolojik şiddetin tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını gösteriyor. Kobralar ve pitbullar için bireysel terapi pek sonuç vermiyor, çift terapisi ise oldukça zararlı sonuçlar doğurabilir. Ölümcül olabilen bu şiddet türünün ayırt edilmesi, mağdurun bireysel terapi ile güçlenmesi, yaşadığı durumu adlandırabilmesi ve güvenli kaçış planı yapabilmesi hayati önem taşır. Şiddet gören için istismarcı bir ilişkiyi bitirmek bir süreç işidir, zaman alır. Terk kararı ile terk eylemi arasında belli bir zaman geçer. Mağdurun önce güvende olabilmek (hem kendi güvenliği hem çocukların güvenliği) için bazı planlamalar yapması gerekir. Ekonomik güvenceler elde edebilmek için de yine bazı planlara ihtiyaçları vardır. Ayrıca terk fikrine alışmaları gerekir. En önemlisi de kendi üzerlerinde epey çalışmaları, bu şiddeti hak etmediklerini kendilerine söylemeleri gereklidir. Durumsal şiddeti önlemeye yönelik müdahalelerin karakterolojik şiddetin önlenmesinde kullanılamayacağı, bu nedenle failin engellenmesine ilişkin politikaların geliştirilmesi oldukça önemli görünüyor. Ülkemizde, mağdurun uzun süreli korunması ve güvenli kaçış politikasının uygulanmasına ihtiyaç olduğu görülüyor. Karakterolojik şiddet ve durumsal şiddet evlilik öncesinde de kendini gösterir çoğunlukla ancak romantik aşk evresinde gençlerin istismarı fark etmemesi de muhtemeldir. Partnerlerin evlilik öncesinde çift danışması alması, evlilik öncesi psikoeğitim programlarına katılması farkındalıklar kazandırabilir" diye konuştu.