GENEL - 29 Mart 2012 Perşembe 11:02

2012 ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI

A
A
A
2012 ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kooperatif örgütlenmesinin tarımda olmazsa olmazlardan biri olduğunu bildirerek, "Kooperatifçiliği geliştiremezsek, tarımda ürün pazarlamasında başarı el edemeyiz" dedi.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, `2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı` dolayısıyla yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletlerin 18 Şubat 2010 tarihinde yapılan 64. Genel Kurulunda kooperatiflerin sosyal gelişmedeki rolünün desteklenmesi amacıyla 2012`nin `Uluslararası Kooperatifler Yılı` olarak ilan edildiğini belirtti. 2012 yılının Uluslararası Kooperatifler Yılı ilan edilmesinin, `Kooperatif İşletmeler Daha İyi Bir Dünya Kurar` ana temasıyla, kooperatifçiliğe daha fazla ilgi çekmek ve bu konuda farkındalık
yaratmak amacını taşıdığını bildiren Bayraktar, "Kooperatifler, üyeleri arasında işbirliği ve dayanışmayı esas alan, temel amacı kar etmek olmasa da ekonomik amaçla hareket eden demokratik örgütlerdir. Birbirleriyle meslek, sanat ve toplumsal çıkar bağları olan kişi ve grupların güç ve imkanlarını birleştirerek oluşturdukları kuruluşlardır" dedi.
Amacın verimli çalışma, ortakların ihtiyaçlarını karşılama, emek ve ürünleri en uygun şekilde değerlendirme olduğunu anlatan Bayraktar, ortaklarının gereksinim ve yararlarını yüksek kazançtan önde tutan kooperatiflerin, yaşamlarını sürdürebilmesi için başarılı olmanın iki esası olan verimlilik ve etkinlik kurallarının dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Dünyada devletlerin bazı fonksiyonlarını sivil toplum örgütlerine devretme eğiliminin giderek arttığını, kooperatiflerin de içinde bulunduğu sivil toplum örgütlerine önemli görevler düştüğünü vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:
"Dengeli ve adaletli bir toplum için güçlü bir kamu sektörü ve özel sektörün yanı sıra kooperatiflerin ve diğer sosyal ve sivil toplum örgütlerinin güçlü bir yapıda olmalarının önemi açıktır. Türkiye`de kooperatifçilik var olan potansiyeline bakıldığında kendinden beklenen performansı gösterememektedir. Ülkemizde 26 ayrı türde 84 bin 232 kooperatif bulunmaktadır. Kooperatifçilik tarımsal alanlarda ortaya çıkmış ve yoğunlaşmıştır. Var olan kooperatiflerin 13 bini tarımsal amaçlıdır. Kooperatifçiliğimizde
maalesef az ortaklı bir yapı mevcuttur."
"TÜRKİYE`DE TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİFLER 7 KONUDA HİZMET VERİYOR"
Türkiye`de tarımsal amaçlı kooperatiflerin 3 farklı yasa altında, 7 konuda hizmet verdiğini bildiren Bayraktar, birbirinden farklı mevzuatlarla yönetilen kooperatiflerin Türkiye ihtiyaçlarına nazaran çeşit ve sayı yönünden oldukça fazla ve dağınık bir yapı sergilemekle beraber ilgili mevzuatları da güncelliğini yitirdiğini ifade etti. Devletin değişik şekillerde kooperatiflere müdahale etme sürecinin devam ettiğini, kooperatiflerin ise kooperatifçilik bilincinin yerleşmemesinden ötürü ortakların
haklarına ve ellerindeki varlıkların mülkiyetine sahip çıkmadığını, katılımcı anlayıştan uzak bir anlayışı içinde barındırdığını belirten Bayraktar, "Kooperatiflerin kendilerinden beklenen görevleri yerine getirecek yönetim anlayışına, idari kapasiteye ve teknik bilgiye sahip olmaması, egemen pazar güçlerinin kooperatifleri özel sektörün rakibi olarak görme ve göstermeleri kooperatifçiliğin önündeki başlıca engellerdir. Küçük işletmelerin çok yoğun olduğu bu tarımsal yapıda ekonomik örgütlenme yetersiz
kalmış, tarımsal örgütler arasında yeterli koordinasyon sağlanamamıştır" diye konuştu.
"DÜNYADA 750 BİN KOOPERATİF, 800 MİLYON KOOPERATİF ORTAОI VAR"
Gelişmiş ülkelerde kooperatifçiliğin sosyal ve ekonomik açıdan çok önemli bir yere sahip olduğunu, Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) çatısı altında 750 bin kooperatif ve 800 milyon kooperatif ortağı bulunduğunu kaydeden Bayraktar, dünyadaki her 8-9 kişiden biri kooperatif ortağı olduğunu, yaklaşık 100 milyon kişinin de bu kooperatiflerde çalıştığını ifade etti. Bayraktar, kooperatifçilikte ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Japonya gibi ülkelerin öne çıktığını, İngiltere`nin
kooperatifçiliğin beşiği olduğunu vurgulayarak, Japonya, Kanada ve Norveç`te nüfusunun üçte birinin, ABD ve Almanya`da dörtte birinin, Finlandiya`da ise dörtte üçünün kooperatiflere üye olduğunu belirtti. Bu ülkelerde kooperatiflerin iş hacimlerine bakıldığında ilk sıralarda tarımsal kooperatiflerin yer aldığı görüldüğünü bildiren Bayraktar, Almanya, Fransa ve Hollanda`da kooperatif bankalarının ülkenin en büyük 5 bankası arasında yer aldığı, Fransa`da kooperatiflerin istihdamın yüzde 3,5`i olan 1
milyon kişiye iş imkanı sağladığı bilgisini verdi. İtalya`da tarımsal gıda sektörünün yüzde 50`sini kooperatiflerin yönettiğini, Polonya`da 3 kişiden birinin kooperatiflerin sahip olduğu evlerde yaşadığını ifade eden Bayraktar, "Avrupa Birliği ülkelerinde 123 milyon üyesi olan 160 bin kooperatif, 5,4 milyon kişiye istihdam sağlamaktadır" dedi.
"BİZDEKİ KOOPERATİFÇİLİK İLE DÜNYA KOOPERATİFÇİLİĞžİ ARASINDA CİDDİ FARKLAR BULUNMAKTA"
Türkiye`deki kooperatifçilik hareketinin de adı `Kooperatif` olmasa bile çalışma sistemi itibariyle aynı olan `Memleket Sandıkları`nın kurulmasıyla 1863 yılında başladığını belirten Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Bizdeki kooperatifçilik ile dünya kooperatifçiliği arasında ciddi farklar bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde kooperatifçiliğe kamu ve özel sektör yanında üçüncü sektör olarak da bakılmaktadır. Ancak ülkemizde kooperatifçiliğe, zaman zaman önem ve öncelik verilmekle birlikte, süreklilik kazandırılamadığından istenilen düzeyde gelişme sağlanamamıştır. Türkiye`de kooperatie farklı yasa altında, 7 konufçiliğin gelişememesinin en önemli sebeplerinden biri, kooperatif kurucu ve ortaklarının eğitim seviyesinin
düşüklüğüdür. Başarılı ve iyi örnek teşkil eden kooperatifler yanında, ortaklık hak ve menfaatleri konusunda yeterli bilgisi olmayan üyelerin, bazı kooperatif kurucuları veya yöneticileri tarafından istismar edilmeleri, ülkemiz kooperatifçiliğinin gelişmesinde olumsuz rol oynayan önemli faktörlerden biri olmuştur. Ancak, son yıllarda eğitim seviyesinin yükselmesi ve ortakların bilinçlenmesine paralel olarak kooperatifçiliğimizde de önemli gelişmeler yaşandığını memnuniyetle müşahede etmekteyiz."
Kooperatifçilik Strateji Belgesi ve Eylem Planı`nda (2012-2016) belirlenen 7 stratejik hedefe ilişkin öncelikli faaliyetlerin belirtildiğine dikkati çeken Bayraktar, "Ancak, kooperatiflerden sorumlu birden fazla bakanlığın olması nedeniyle, uygulamadaki farklılıklar ve koordinasyon eksikliğinin sıkıntılara yol açmaya devam edeceği düşünülmektedir. Bu nedenle Sanayi ve Ticaret Bakanlığı`na bağlı olan Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklerinin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı`na bağlanması,
koordinasyon bütünlüğünü sağlayarak adımların daha hızlı ve daha etkin olarak atılmasını sağlayacaktır" şeklinde konuştu.
"DEVLETİN MALİ, TEKNİK VE HUKUKİ KATKIDA BULUNMASI ZORUNLU"
Bayraktar, kooperatifçilik sektörünün denetlenmesi, geliştirilmesi, devlet tarafından bu amaçla mali, teknik ve hukuki katkıda bulunulmasının zorunlu olduğunu bildirdi. Bayraktar, devletin, temel olarak yasa koyucu ve yasaları düzenleyici pozisyonunun güçlendirilmesi ve kooperatifleri yasal boşluk ve karmaşıklıklardan kurtarması, devletin kooperatiflere müdahaleci rolü azaltılarak kooperatifleşmenin teşvik edilmesi, kooperatifler mali yönden güçlendirilip, desteklenmesi gerektiğini kaydetti.
Kooperatiflerde iç denetlemenin daha işlevsel bir yapıya kavuşturulması, dış denetlemenin ise bağımsız, yetkili özel şirketler tarafından yapılmasının önem taşıdığını belirten Bayraktar, "Kooperatifçilikte temel sorunlardan birini oluşturan eğitim eksikliğinin giderilmesi için eğitim ve Ar-Ge faaliyetlerini yürütecek bir kurumsal yapının oluşturulması gerekmektedir. Bu çalışmalar mümkün olduğu kadar geniş tabana yayılarak yapılmalı ve üniversiteler dışındaki diğer sivil toplum örgütlerinin de eğitimle
ilgili desteklerinin artırılması sağlanmalıdır" dedi.
"DÜNYADA TARIMSAL KOOPERATİFLER TEK BİR ÇATI ALTINDA ÖRGÜTLENİYOR"
Tarımsal kooperatifçiliğin genel kooperatifçilikten farklı bazı özellikler arz ettiğini, dünyada tarımsal kooperatiflerin genellikle tek bir çatı altında örgütlendiğinin görüldüğünü bildiren Bayraktar, açıklamasında şunları kaydetti:
"İngiltere`de Ulusal Çiftçi Birliği`nin (NFU) bütün tarımsal örgütlerin üst çatısı olduğu görülmektedir. Almanya`da üst çatı örgütü olarak Tarım Konseyi, buna bağlı olarak Alman Kooperatifleri Konfederasyonu (DGRV) ve Alman Çiftçiler Birliği bulunmaktadır. Polonya ve Avusturya`da da aynı örgütlenme modeli vardır. Fransa`da üst çatı örgütü olarak Tarım Konseyi, bunun altında Çiftçi Sendikaları Federasyonu, Genç Çiftçiler Birliği ve Kooperatifçilik-Dernekçilik Faaliyetleri Ulusal Komitesi bulunmaktadır.
Portekiz`de te farklı yasa altında, 7 konuarımsal amaçlı bütün örgütlerin bağlı olduğu bir Portekiz Tarım Konseyi vardır. Türkiye`de ise tarımsal örgütlenme altı ayrı bakanlık bünyesinde yer almaktadır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Bilim, Sanayi Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı (525 adet çiftçi derneği) ve Tarımsal Vakıfların (14 adet) bağlı olduğu Başbakanlık var. Tarımsal örgütlenme konusunda bu bakanlıklar arasında bir koordinasyon sağlanması mümkün
olamamaktadır. Bizde de, tarımsal örgütlenmenin AB ülkelerinde olduğu gibi Konsey veya Konfederasyon benzeri bir üst örgütte tek çatı altında toplanması gerekmektedir. Bu yapının da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının yetki ve sorumluluk sınırları içinde olması, merkez birliklerinin kooperatiflerin kuruluş ve denetlenmesinde etkili olması sağlanmalıdır."
Kooperatifçilikte en önemli sorun olan kooperatifçilik anlayışının değişmesi gerektiğini, vatandaşın kooperatifçilik konusunda eğitilmesinin bunun en önemli ayağı olduğunu bildiren Bayraktar, Türkiye`de `devletin kaynaklarından nasıl istifade ederiz` zihniyetinden ziyade, `ortakların güç ve kaynaklarını en etkin nasıl harekete geçirebiliriz` anlayışının hakim olduğu bir anlayış ve örgütlenme modeli geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Bayraktar, tarımsal örgütlerin daha fonksiyonel bir yapıya
kavuşturulabilmesi için görev tanımlarının yeniden ele alınarak kayıt tutma ve yayım hizmetleri, Ar-Ge çalışmaları, girdi ve kredi temini, depolama, ambalaj ve pazarlama safhalarında daha aktif rol almalarının sağlanmasının zorunlu olduğuna dikkat çekti. Bayraktar, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı`nın bu yöndeki gelişmeleri destekleyici yaklaşım ve girişimlerini memnuniyetle izlemekteyiz. Ülkemizde tarımsal örgütlenmedeki dağınıklığın ele alınarak tartışılması ve AB ülkelerinde olduğu gibi ülkemiz
şartlarına en uygun bir modelin benimsenerek hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesi konularında Hükümetin ve özellikle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı`nın önderliğine ihtiyaç vardır" dedi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Özgür Özel: "Cumhuriyet Halk Partililer karar verene kadar hiçbir yere gitmiyorum" Özgür Özel, "Cumhuriyet Halk Partililer karar verene kadar bu binadayım, odamdayım, hiçbir yere gitmiyorum" dedi. Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi tarafından, CHP kurultay davasında Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralmasına karar vermesinin ardından CHP’de Merkez Yönetim Kurulu (MYK), parti Genel Merkez binasında Özgür Özel başkanlığında toplandı. Özel, basın toplantısının ardından Genel Merkeze gelen partililere hitap etti. Özel, "‘Cumhuriyet Halk Partisi kurulduğu gün gibi Türkiye’nin birinci partisi’ demiştim. İşte arkadaşlar, işte dostlar, oy verenler, vermeyenler, işte mesele budur. Güya suçumuz budur. Suçumuz kazanmak, suçumuz 47 yıl sonra birinci parti olmak, Bugün Atatürk’ün kurduğu partiye darbe girişimi yaşanmıştır" şeklinde konuştu. "Cumhuriyet Halk Partililer karar verene kadar hiçbir yere gitmiyorum" Gerekli planlamanın yapıldığını anlatan Özel, "Örgütlerimiz gerekli planlamayı yaptı. Baba ocağına sahip çıkmak için nöbetteyiz, direnişteyiz. Cumhuriyet Halk Partililer karar verene kadar bu binadayım, odamdayım, hiçbir yere gitmiyorum. Bu bir mücadeledir. Ancak bu ne Özgür Özel’in kişisel mücadelesidir ne benim arkamda yüzü size dönük, değişimin mimarlarının kendi kişisel ikbal mücadeleleridir. Biz, bize teklif edilen rahat, konforlu, ebedi muhalefet koltuklarını reddediyoruz." ifadelerini kullandı. "Omuz omuza bir mücadele için burada birlikteyiz" Özel açıklamasının devamında, "Partiye değil, ülkenin geleceğine sahip çıkmaya hazır mıyız? Bir büyük zaferi, bir büyük destanı benimle birlikte yazmaya var mısınız? Buradan sesimin ulaştığı, sesime kulak veren sözüme kıymet veren herkese sesleniyorum. Gün bugündür, dönem bu dönemdir. Önümüzdeki süreç, geleceği hep beraber kurtaracağımız, sonra bu büyük hikayeyi birlikte yazmakla kıvanç duyacağımız, çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız en büyük mirası hep birlikte yaşayacağımız günlerdeyiz. Çağrıldığınızda gelin, mücadeleye omuz verin, meydanları terk etmeyin. Onlar bir tek meydanlardan korkarlar. Buradan uyarıyorum. Ana muhalefet partisi Genel Başkanı olarak değil, muhalefetin her bir bileşenini, üyesine, sayısına, oyuna bakmadan kıymetli görerek ve ortak gelecek için birleşik mücadeleyi önemseyerek. En sağından en soluna kadar ama halk için, millet için mücadele eden herkesi kucaklayarak kimseye ağabeylik, patronluk taslamadan omuz omuza bir mücadele için burada birlikteyiz" açıklamasında bulundu. "Gerekirse hayatı durduracağız, ama teslim olmayacağız" Özel, meydanları terk etmeyeceklerini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Gerekirse hayatı durduracağız. Gerekirse tüketimden gelen gücümüzü kullanacağız. Ama teslim olmayacağız. Buradan sonra olacak hiçbir şeyin sorumlusu ben değilim. Sorumlusu bu darbecilerdir. Tek kural, tek istek, haklıyken haksız çıkmamaktır. Onun için güvenlik güçlerine karşı ya da çevredeki herkese karşı saygımızı, sevgimizi koruyarak ama kanunsuz emirlere, haksız bariyerlere, önümüze çıkan engellere de asla takılmayarak yürüyeceğiz. Buradan uyarıyorum. Şimdi baba evinin önündeyiz, şimdi 81 ilde illerin önündeyiz. Buradan demokratik tepkimizi gösteriyoruz. Şimdi nöbetçiler, görevlendirilenler dışındaki misafirleri selametle evlerine yolluyoruz. Ancak yarın mücadele için, direniş için, tarihe geçmek için çağrıldığınızda gelmeye hazır mısınız? Meydanları bırakmamaya hazır mısınız? Meydandan anlamazlarsa, yürüyüşe geçmeye hazır mısınız? O zaman şimdi gidin yatın, onlar düşünsün." dedi.
Edirne Edirne Bienali kapılarını sanatseverlere açtı Edirne’de ilk kez düzenlenen Edirne Bienali, "Köprüler" temasıyla 23 ülkeden 213 sanatçıyı tarihi mekanlarda buluşturdu. Edirne’de bu yıl ilk kez düzenlenen Edirne Bienali, "Köprüler" temasıyla kapılarını sanatseverlere açtı. 23 ülkeden 213 sanatçının eserlerinin yer aldığı bienal, kentin tarihi mekanlarını çağdaş sanatla buluşturdu. Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 21 Mayıs Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’nde başlayan bienalin açılışı, Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı’nda gerçekleştirildi. Açılışa sanatçılar, akademisyenler, sanatseverler ve çok sayıda davetli katıldı. Bienal kapsamında fotoğraf, heykel, yeni medya, performans ve farklı disiplinlerde hazırlanan eserler, Edirne’nin tarihi mekanlarında ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Açılış programında katılımcılar, Kervansaray’da sergilenen eserleri inceleyerek sanatçılardan çalışmalar hakkında bilgi aldı. "Köprüler" teması etrafında şekillenen bienal, geçmiş ile bugün, gelenek ile çağdaş sanat arasında bağ kurmayı hedefliyor. Edirne’nin kültürel yaşamına hareket katacak bienal, 28 Haziran’a kadar ziyaret edilebilecek. Edirne Valisi Yunus Sezer, "Bu kadar tarihi ve kültürel yapıya sahip dünyada çok ender yer var. Dolayısıyla Edirne’nin de bu tarihi yönüyle, kültürel yönüyle bir şehir olarak ön plana çıkması bizim açımızdan çok önemli" dedi.
Kocaeli 7 kişinin öldüğü fabrika yangını faciasında 1’i ev hapsi olmak üzere 3 kişi tahliye edildi Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bir kozmetik dolum tesisinde çıkan ve 7 kişinin öldüğü yangına ilişkin görülen davada; 1’i ev hapsi olmak üzere 3 kişinin tahliyesine, 5 sanığın ise tutukluluk halinin devamına karar verildi. Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesince Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’ndeki salonda görülen davanın 2. celsesi, 2. gününde de devam etti. Duruşmaya tanık beyanları ile sanık Abdurrahman B’nin ifadeleri ile başladı. ’Suçluyu kayırma’ suçundan yargılanan Abdurrahman B., "Ali Osman Akat’ın kardeşi Ç.’nin fabrikasında çalıştığım için kendisini tanırım. Olay günü avukat beni arayarak Ali Osman Akat’ın yeğenleri İsmail ile Altay’a ulaşamadığını söyledi. Ali Osman Akat’ın Çerkezköy’deki fabrikasına yönlendirdi. Fabrikaya gittiğimde İsmail ve Altay oradaydı. Onay gelip onları aldı. Ben onlara, ’Nereye gidiyorsunuz, avukat beni buraya yönlendirdi" dedim. Onlar ise avukatla kendileri iletişim kuracaklarını söyledi. Daha sonra başka bir avukat beni arayarak, yeğenlerin fabrikaya geldiği aracı İstanbul’a götürmemi istedi. Ben sadece çekici ayarladım ve eve gittim. Benim bir suçum yok. İşin içinden çıkamadığım ve panik olduğum için bu zamana kadar teslim olamadım" dedi. Baz bilgileri ile sanığın söylediklerinin uyuşmadığı mahkemece aktarıldı. "İsmail’e borç para verdim" Dün SEGBİS ile dinlenen ancak arıza sebebiyle beyanı tam alınamayan tanık M.Ç. bugün tekrardan dinlendi. Tanık M.Ç., İsmail ve Altay Ali Oransal’ın ihracat hedefiyle firma kurmak istedi. Bunun üzerine kendilerine bir firma kurdum. Bir gün toplantı esnasında babaları Kurtuluş Oransal da geldi. Borcu olması sebebiyle çocukları adına şube açmak istediğini söyledi. Bunun üzerine Dilovası’nda Ravive Kozmetik şubesini açtık. Şubede sadece fason üretim yapılıyordu" diye konuştu. Çapraz sorguda avukatın, "İsmail Oransal’a birden fazla kez para göndermenin sebebi nedir?" sorusuna tanık, "Borç para gönderdim, iadesini aldım" şeklinde konuştu. "Yangının ilk sebebi gaz parlamasıdır" Sanık müdafilerinin özel olarak tuttuğu ve dosyaya bilirkişi raporu sunan yangın uzmanı A.S. davada dinlendi. Tanık A.S., "Olay yerine gittiğimde fabrika yıkılmıştı o sebeple sunduğumuz rapor; tanık beyanları ve o tarihle hazırlanan delillere istinaden hazırlanmıştır. Tuncay’ın IBS tankındaki kimyasal maddeyi mikserle karıştırması neticesinde ürünün buharlaşmış, mikseri yere koyduğunda parlama meydana geldiği görüşündeyiz. Kimyasal reaksiyon sonucunda tutuşma ile olay gerçekleşmiştir. Bu tür yerlerde çeşitli önlemler alınmalıdır. Tüm tedbirleri alınsa dahi parlama ve kıvılcım ihtimali sıfırlanmaz ancak minimuma iner. Kıvılcım üretmeyen ürünler kullanılmalıdır, ya da dışarda karıştırma yapılmalıdır. IBS tankında karışım yapılması uygun değildir. Tuncay’ın IBS tankında yaptığı işlem hatalıdır. Yangın merdiveni olsaydı kaçış kolaylaşırdı. Yangının ilk sebebi gaz parlamasıdır. Parlama noktası Tuncay’ın olduğu yerdir. Mikser çalışmazsa elektrik akımında dalgalanma olmaz. Tedbirlerin olması veya olmaması yangının çıkma sebebi değildir" ifadelerini kullandı. "Arkadaşlarımızın hepsi aç susuz vefat ettiler, hakları yerde kalmasın" Sırayla müşteki ve avukatlara söz hakkı verildi. Mağdur Ayten Aras, olay günü mikserin hiç çalışmadığını, elektrik arızası olduğunu ve sürekli sigortanın attığını dile getirdi. Aras, "Arkadaşlarımızın hepsi aç susuz vefat ettiler, hakları yerde kalmasın" dedi. Yangında kızını kaybeden Vedat Taşdemir, çalışanların fabrikada çıkış şanslarının olmadığını söyleyerek, sanıklardan şikayetçi olduğunu ifade etti. Ablası yangında vefat eden Emine Bulut, "Ablam sürekli elektrikte sorun olduğunu dile getiriyordu. Ablamın cenazesini aldığımızda korkuyla elini yüzüne kapatmış olduğunu gördük" diye konuştu. Alınan beyanlara ilişkin katılanların avukatları; Oransal ve Akat ailesinin fabrikalarında organik bağ olduğunu, Ali Osman Akat’ın olası kastla yargılanması gerektiğini ve buna ilişkin suç duyurusunda bulunduklarını dile getirdi. Aleyna Oransal için tahliye talebi Cumhuriyet savcısı, Aleyna Oransal’ın hamileliği sebebiyle tahliyesine, İsmail Oransal, Altay Ali Oransal, Ali Osman Akat, Gökberk Güngör, Ünal A., Güven D., Abdurrahman B’nin mevcut tutukluluk hallerinin devamını talep etti. "Ailemden ve çocuklarımdan uzaktayım" Tutukluluk durumları ve beyanlara ilişkin sanıklara söz hakkı verildi. Tahliyesini talep eden sanık Ali Osman Akat, "6 aydır tutukluyum, ailemden ve çocuklarımdan uzaktayım. Şirketime kayyum atandı, personel sayımda ciddi düşüş yaşandı." dedi. Aleyna Oransal ile Gökberk Güngör ise önceki beyanlarını tekrar ettiğini söyleyerek tahliyelerini talep etti. Altay Ali Oransal da yaşanan olayda kusuru olmadığını söyleyerek tahliyesini istedi. "Ben bir şey üretmiyorum, sadece satışını yapıyorum" Sanık İsmail Oransal, "Ravive babama aittir, fabrikada fiili işleyişim yoktur. Shauran ve Lykke benim markamdır, ben sadece e-ticaretle uğraşırım. Ravive’ye sürekli gittiğim ve talimat verdiğim iddialarını kabul etmiyorum. Aleyhe olan hususları kabul etmiyorum. Yılın uzun süresini fuarlarda geçiriyorum. Ben bir şey üretmiyorum, sadece satışını yapıyorum. Dayımın kasası olduğum yönündeki beyanları kabul etmiyorum. Tahliyemi gerekirse ev hapsimi talep ediyorum" diye konuştu. "Adrese ulaşmak için elimden geleni yaptım. Tahliyemi talep ediyorum" Küresel OSGB sorumlu müdürü Ünal A., fabrikaya iş sağlığı ve güvenliği hizmeti verdiklerini söyleyerek; "Ravive isimli iş yeri için görevlendirme geldi. Belirtilen adrese gittik ancak Ravive yerine başka bir iş yeri vardı. İsmail Oransal’ı aradım ama dönüş alamadım. Hatta Ataşehir’deki adresine gittim. En sonunda İsmail beni Mustafa Ç.’ye yönlendirdi. Mustafa ile telefonda konuşmamız tartışma havasında geçti; ’Siz kimsiniz, sizden hizmet alma zorunluluğumuz yok’ dedi. Başka yerden hizmet aldıklarını, sözleşmeleri olduğunu söyledi. Adrese ulaşmak için elimden geleni yaptım. Tahliyemi talep ediyorum" ifadelerini kullandı. "Çürük değil, sağlam yapı teslim ettim. Tutukluluğuma anlam veremiyorum" Suçlamaları kabul etmeyen eski bina maliki olan tutuklu Güven D., "6 aydır tutukluyum ve tutukluluğuma anlam veremiyorum. Olaydan 1 yıl önce yeri sattım. Satmadan önce fabrikayı Kurtuluş’a kiralamıştım. Buranın eksiklikleri olduğunu Kurtuluş’a kiraladığımda söylemiştim. Kendisi, yangın merdiveni ve elektrikle ilgili eksikliklerin yapacağını söylemişti, bunun için de kendisine süre vermiştim. Olayda bir suçum yoktur. Çürük değil, sağlam yapı teslim ettim. İmar kirliliği sebebiyle zaten daha önce yargılandım. 3 çocuğum var, bayram öncesi çocuklarım beni bekliyor. Tahliyemi talep ediyorum" dedi. Sanık Abdurrahman B. ise "6 aydır korktuğum için teslim olmadım. Olayda suçum yok, tahliyemi talep ediyorum" diye konuştu. 1’i ev hapsi olmak üzere 3 kişi tahliye edildi Sanık avukatların beyanların ardından mahkeme kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, Aleyna Oransal’ın riskli gebeliği sebebiyle ev hapsi ve yurt dışı çıkış yasağıyla tahliyesine karar verdi. Güven D. ve Ünal A. da tutuklu kaldığı süre ve suç vasıflarının değişmesi ihtimali göz önüne alınarak yurt dışı çıkış ve adli kontrolle tahliye edildi. Tutuklu bulunan diğer 5 sanığın ise mevcut durumlarının devamına karar verildi, duruşma ertelendi. Olayın geçmişi Dilovası ilçesi Mimar Sinan Mahallesi’ndeki Ravive isimli kozmetik dolum tesisinde 8 Kasım 2025’te çıkan yangında çalışanlardan Hanım Gülek (65), Esma Dikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ve Cansu Esatoğlu (16) hayatını kaybetmiş, 6 kişi yaralanmıştı. Fabrika sahiplerinden olan Kurtuluş Oransal ise tutuklu bulunduğu cezaevinde kalp krizi geçirerek kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. İddianamede Ravive Kozmetik yetkilileri tutuklu sanıklar İsmail Oransal ile ağabeyi Altay Ali Oransal, ortak üretim yaptığı öne sürülen LYKEE kozmetik firmasının tutuklu yetkilileri Aleyna Oransal ve Gökberk Güngör hakkında ’olası kastla öldürme’ suçundan 7’şer kez müebbet, ’nitelikli mala zarar verme’ suçundan ise 3’er kez 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti. İddianamede ayrıca fabrikaya iş sağlığı ve güvenliği hizmeti veren firmanın işletmecisi firari Ümit Ç., sorumlu müdürü tutuklu Ünal A., iş güvenliği uzmanları Muhammet D. ile Seyfullah Ç., fabrika binasının eski sahibi tutuklu Güven D., binayı satın alan şirketin yetkilileri Caner Özgür Y., Özcan Y. ve Özkan Y.’nin ’bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları istenmişti. Oransal kardeşlerin dayısı tutuklu Ali Osman Akat, Onay Y., tutuksuz Ömer A. ve Abdurrahman B. hakkında ise ’suçluyu kayırma’ suçundan 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti. Davanın ilk celsesinde mahkeme heyeti, tutuklu sanıklardan ’suçluyu kayırma’ iddiasıyla yargılanan Onay Y.’nin yurt dışı çıkış yasağı şartıyla tahliyesine hükmetmişti. Firari olan Abdurrahman B’de dün katıldığı duruşmada tutuklanmıştı.
Kayseri Kayserispor, FIFA ve UEFA’ya gidecek Trendyol Süper Lig’den bir alt lige düşen Kayserispor Kulübü; Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) ligleri tescil etmesinin ardından FIFA ve UEFA’ya başvuruda bulunacağını açıkladı. Kulüpten yapılan açıklamada; TFF’nin tüm teamülleri hiçe sayarak ligleri acele şekilde tescil ettiğini ve yaşanan gelişmeleri UEFA ve FIFA’ya bilgilendirme yapacaklarını açıkladı. Kulüp tarafından yapılan açıklamada; "Kulübümüz için adalet ve eşitlik, rekabet kavramını ayakta tutan iki temel sütundur. Bu iki unsurdan birinin dahi eksikliği futbolun özünü ve sportif rekabetin meşruiyetini ortadan kaldırmaktadır. Kulübümüz; adil ve eşit rekabet anlayışının tesis edilmediği bir ortamda sahada oynanan oyunun sportif gerçeklik taşımadığının altını bir kez daha çizmektedir. Kamuoyunun da yakından takip ettiği süreçte üzülerek ifade etmek isteriz ki; kulübümüzün dile getirdiği ve ülkemizin dört bir yanından destek gören ’adil ve eşit rekabet ortamının sağlanması’ yönündeki çağrılar Türkiye Futbol Federasyonu tarafından dikkate alınmamış, aksine tüm teamülleri hiçe sayan bir yaklaşımla ligler acele şekilde tescil edilmiştir. Oysa futbolun düzenleyici ve denetleyici kurumu olan Türkiye Futbol Federasyonu’nun, adil ve eşit rekabet talebine vereceği karşılık bu olmamalıdır. Bu nedenle kulübümüz, ülkemizde yaşanan gelişmeler hakkında FIFA ve UEFA nezdinde bilgilendirme yapmayı zorunlu görmüştür. Adil ve eşit rekabet ortamı futbolun vazgeçilmez bir unsurudur. Futbolu milyonlar için anlamlı ve değerli kılan yegane unsur, her takımın kazanma ihtimalini yalnızca sahada ortaya konan mücadeleye dayanmasıdır. Bu ilkenin ortadan kalktığı yerde futbolun ruhundan ve gerçek bir sportif rekabetten söz etmek mümkün değildir" ifadelerine yer verildi.
Hatay HATSU,Dörtyol’u asbestli borulardan kurtarıyor Hatay Büyükşehir Belediyesi HATSU Genel Müdürlüğü, Dörtyol ilçesinde yürüttüğü altyapı çalışmaları kapsamında 250 kilometrelik içme suyu hattının 177 kilometresini tamamladı. Hatay Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki HATSU, "Güçlü Altyapı, Güçlü Hatay" anlayışıyla il genelindeki altyapı yatırımlarını sürdürüyor. Dörtyol ilçesinde içme suyu altyapısını modernize etmek amacıyla yürütülen proje kapsamında Numuneevler, Kışlalar, Yeşil, Sanayi, Ocaklı ve Çaylı mahallelerinde çalışmalar devam ediyor. HATSU yetkilileri, toplam 250 kilometrelik içme suyu altyapı hattının 177 kilometresinin tamamlandığını, projede yaklaşık yüzde 70 fiziki gerçekleşme sağlandığını bildirdi. Proje kapsamında ilçede toplam 10 bin 500 abone bağlantısının yapılmasının hedeflendiği belirtilirken, bugüne kadar 6 bin 100 abone bağlantısının tamamlandığı ifade edildi. Çalışmaların özellikle Yeşil, Ocaklı ve Çaylı mahallelerinde yoğun şekilde sürdüğü kaydedildi. HATSU yetkilileri, ilçedeki mevcut altyapının yaklaşık 40-50 yıllık asbest borulardan oluştuğunu ve bu nedenle ciddi su kayıp-kaçaklarının yaşandığını belirtti. Yetkililer, eskiyen hatlar nedeniyle su kayıp-kaçak oranının yüzde 70’lere ulaştığını, yenileme çalışmalarıyla birlikte bu kayıpların önüne geçilmesinin amaçlandığını aktardı. Çalışmalar kapsamında isale hattına 700 milimetre çapında ve yaklaşık 150 yıl kullanım ömrüne sahip düktil borular döşendiği, şebeke hatlarında ise modern polietilen boruların kullanıldığı bildirildi. Yetkililer, modern altyapı yatırımları sayesinde su kayıplarının azalacağını, içme suyu iletim kapasitesinin güçleneceğini ve vatandaşlara daha kaliteli hizmet sunulacağını ifade etti.