YEREL HABERLER - 01 Nisan 2012 Pazar 11:14

ANKARA`DA YAŞAYAN BESTEKARLARA ÖZEL GECE

A
A
A
ANKARA`DA YAŞAYAN BESTEKARLARA ÖZEL GECE

Ankara Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı kültürel etkinliklere devam ediyor.
Gençlik Parkı Kültür Merkezi`nde düzenlediği konserlerle farklı müzik temalarını Ankaralı sanatseverlere sunan Büyükşehir Belediyesi, bu hafta Başkent`te yaşayan birbirinden değerli 24 bestekarı özel bir geceyle bir araya getirdi.
"Bestekarlara Saygı" adı altında düzenlenen gecede Şef Cumhur Koca yönetimindeki Büyükşehir Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu tarafından, Ankara`da yaşamını sürdüren 24 bestekarın bestelediği şarkılardan birer tane olmak üzere 24 eser seslendirildi.
Gecede birbirinden değerli bestekarlar; Ali Şenozan, Behzat Çiğiltepe, Celal Abacı, Dr. Baran Kenan Polat, Ergüder Öktem, Ertuğrul Ottekin, Ferhat Sarmusak, Gülçin Yahya Kaçar, Hüseyin Soysal, İlgün Soysev, Kadri Şarman, Murat Kadir Gök, Mustafa Ünal Yılmazer, Osman Babuşcu, Özgen Gürbüz, Pınar Köksal, Prof.Dr. Yaşar Bedük, Şentürk Deveci, Tevfik Soyata, Tuncay Yalın, Yalçın Mıhçı, Yılmaz Karakoyunlu, Yılmaz Pakalınlar ve Z. Levent Topçuoğlu`na ait eserlerden, "Gün batarken gözlerinden geçti sevda
yılları", "Seni sevdim diye mecnun dediler", "Gönlümde hasretim dilimde adın", "Kanımda kıvılcım canımda ateş", "Sensizliği söyledi bütün şarkılar" gibi eserler koro ve solistler tarafından seslendirildi. Geceye katılanlar da şarkılara eşlik ederek unutulmaz anlar yaşadı.
Geceye katılan bestekarlar sahneye davet edildi ve Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Balamir Gündoğdu tarafından plaket ve çiçek verilerek teşekkür edildi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gümüşhane Süleymaniye’de renk cümbüşü: Sarı ve mor çiğdemler açtı Gümüşhane’nin tarihi yerleşim yeri Süleymaniye Mahallesi’nde yer alan Musalla Vadisi, karların erimesiyle birlikte açan sarı ve mor çiğdem çiçekleriyle adeta bir renk cümbüşüne dönüştü. Şehir merkezine sadece 10 dakika mesafede iki mevsimi bir arada yaşayan vatandaşlar, eşsiz manzaranın tadını çıkarmak ve doğayla buluşmak için bölgeye akın ediyor. Gümüşhane’nin tarih kokan eski yerleşim birimi Süleymaniye Mahallesi, baharın gelmesiyle birlikte eşsiz bir doğa olayına ev sahipliği yapıyor. Bölgenin yüksek kesimlerinde kışın izleri olan kar kütleleri henüz tam olarak erimemişken, Musalla Vadisi boydan boya sarı ve mor renkli çiğdem çiçekleriyle kaplandı. Karların ardından fışkıran bu renkli çiçekler, vadi boyunca metrelerce uzanan doğal bir halı görüntüsü oluşturarak görenleri kendine hayran bıraktı. İki mevsim aynı karede Doğanın sunduğu bu eşsiz manzarayı yerinde görmek isteyen Gümüşhaneliler, hafta sonunu fırsat bilerek bölgeye akın etti. Şehrin betonlaşmış yapısından ve gri tonlarından uzaklaşmak isteyen vatandaşlar, sadece 5 dakikalık bir araç yolculuğu ve kısa bir yürüyüşün ardından kendilerini baharın ve kışın buluştuğu bu özel noktada buldu. Vadide bir yanda karlı tepeler diğer yanda ise rengarenk çiçekler fotoğraf tutkunları için benzersiz kareler sundu. "Ruhumuzu tazeledik" Bölgeye piknik ve yürüyüş yapmak için gelen Ceylan Vargün, deneyimlerini şu sözlerle aktardı: "Bugün Gümüşhane’de Süleymaniye Mahallesi’ndeyiz. Doğanın eşsiz manzarası ve çiğdem çiçekleri eşliğinde güzel bir yürüyüş yaptık. İki mevsimi bir arada gördük; arkamda kar, önümde ise çiğdem çiçekleri var. Şehrin gri renkleri içerisinde kalmaktansa, merkeze on dakika mesafelik bu alana gelip ruhumuzu tazeledik. Bu manzara eşliğinde çayımızı içmek harikaydı." Doğaseverlere davet Aslen Gümüşhaneli olan ancak uzun yıllar il dışında yaşadıktan sonra şehre geri dönen Mehmet Kaçan ise, bölgenin ulaşım kolaylığına ve güzelliğine dikkat çekerek, " Yüksek tepelerde kar olmasına rağmen aşağılarda 20 derecelik bir bahar havası var. Yeşilliğin, sarı ve mor renklerin birleştiği bir noktadayız. Eski Gümüşhane’nin hemen yanında, araçla ulaştıktan sonra sadece beş dakikalık bir yürüme mesafesinde bu güzelliğe ulaşabiliyorsunuz. Tüm doğaseverleri burayı keşfetmeye bekliyoruz" dedi.
Antalya Horlama deyip geçmeyin: Uyku apnesi hayatı ve güvenliği tehdit ediyor Uyku apnesinin yalnızca horlama ve sabah yorgunluğu ile sınırlı bir sorun olmadığını belirten ASYOD Uyku Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, hastalığın fiziksel ve zihinsel sağlığı derinden etkilediğini, sürücü hataları kaynaklı kazaların yüzde 70’inden fazlasında uyku apnesinin rol oynadığını söyledi. Karadağ, tedavi sonrası hastaların kendilerini belirgin şekilde daha iyi hissettiğini vurgulayarak, "Tedavi olan hastalarımız o kadar mutlu oluyorlar ki on yaş gençleştiklerini söylüyorlar" dedi. Uyku apnesi, üst solunum yolunu içeren hava yollarının tıkanması nedeniyle horlamanın yaşandığı, uyku sırasında solunumun tekrar tekrar kesilip yeniden başladığı ciddi bir solunum bozukluğu olarak dikkat çekiyor. Toplumda sık görülmesine rağmen çoğu zaman fark edilmeyen uyku apnesiyle ilgili Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi kapsamında Antalya’da bulunan ASYOD Uyku Bilim Kurulu Üyesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, sağlıklı uykunun bir tercih değil, doğal bir insan hakkı olduğunu söyledi. Uyku apnesinin yalnızca gece horlamasıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Karadağ, hastalığın bireyin günlük yaşamından kalp sağlığına, iş performansından trafik güvenliğine kadar pek çok alanı doğrudan etkilediğini ifade etti. "İyi uyumak bir insanlık hakkıdır" Prof. Dr. Mehmet Karadağ, uykunun insan vücudu için bir restorasyon dönemi olduğunu belirterek, "Tüm dünyada bilim insanları bir şeyi vurgulamak istiyorlar, iyi uyuyanlar daha iyi yaşıyorlar. İyi uyumak bir insanlık hakkıdır, tercih değildir. Doğal bir haktır ve tüm insanların iyi uyuması gerekir. Çünkü hayatımızın üçte biri uykuda geçmektedir. Uyku bizim aslında bir restorasyon dönemimizdir. Gün boyu yorulan vücudun sağlıklı bir uyku ile yeni bir güne hazırlanması gerekir. Uyku sırasında da insanların sadece bir gün önceki yorgunlukları değil, beyni, kalbi, böbrekleri, tüm vücudu yeni bir güne hazırlanmak için bir restorasyon işlemi olur. Bu restorasyon işleminin de enerji kaynağı solunum sistemidir, akciğerlerdir. Bizim her aldığımız nefes kanımızı temizler ve saatte yaklaşık bin defa nefes alır veririz" dedi. Yeterli nefes alamayan vücut alarma geçiyor Yatak pozisyonuna geçildiğinde rahat nefes alamamanın tüm vücut sistemlerini etkilediğini belirten Karadağ, uyku sırasında yeterli enerjinin sağlanamamasının ertesi gün yorgunluk, performans düşüklüğü ve dikkat dağınıklığına neden olduğunu söyledi. Karadağ, "İnsanlar yatar pozisyonuna geçtikleri zaman uyku sırasında rahat nefes alamıyorlar ise yeterli enerjiyi sağlayamazlarsa o zaman tüm vücudu bundan etkilenir. Sağlığı etkilenir. Ertesi sabah yorgun uyanır. Kişinin performansı düşer, konsantrasyonu düşer ve bu uzun yıllar devam ettiği zaman da işte ortaya uyku apnesi hastalığı gibi gece uykuda nefes durmaları ortaya çıkmaya başlar ve her nefes durmasında da insan vücudu boğulur gibi bir reaksiyon vermek ister. Kalp çarpıntısı artar, telaşlanır ve vücut sürekli alarma geçtiği için sabah kalktığı zaman dinlenmiş olarak değil de yorgun olarak uyanmaya başlar" diye konuştu. Hipertansiyon, obezite ve diyabet riskine dikkat çekti Uyku apnesinin yalnızca uyku kalitesini değil, birçok kronik hastalığın gelişimini de etkilediğini dile getiren Karadağ, özellikle genetik yatkınlığı bulunan kişilerde hipertansiyon riskinin arttığını kaydetti. Karadağ, "Bu tüm hayatını etkiler ve kişinin eğer genetik olarak yatkınlığı varsa hipertansiyon hemen çıkar. Hipertansiyon hastalarının üçte birinde uyku apnesi vardır. Bu çok önemli bir sorun. Onun dışında obezite ortaya çıkar. Bugün dünyadaki en önemli sağlık sorunlarından birisi de obezitedir. Obezite, hipertansiyon, diyabet, şeker hastalığı gibi kronik hastalıkların tümünün temelinde kişinin sağlıklı uyuyamaması da yatmaktadır. Sağlıklı uyku bir insan hakkıdır. Ve son yıllarda insanlar düzenli uykudan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlamıştır. Bunlar konusunda Dünya Uyku Derneği her yıl belirli uyarılar yapmaktadır. Her yıl 21 Mart, Ekinoks dediğimiz geceyle gündüzün eşit olduğu tarihten bir hafta önceki cuma günü Dünya Uyku Günü olarak tüm dünyada belirli sloganlarla, uyarılarla tüm dünyayı bir şekilde alarma geçirmeye çalışıyoruz. Bu yılın sloganı ’İyi uyuyun, daha iyi yaşayın’ sloganıydı" ifadelerini kullandı. Sürücü hatalı kazaların yüzde 70’inden fazlasında uyku apnesi var Uyku apnesinin trafik ve iş kazaları açısından da ciddi risk oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Karadağ, gece boyunca rahat nefes alamayan kişilerin ertesi güne yorgun ve dikkat bozukluğu ile başladığını söyledi. Karadağ, özellikle sürücüler açısından bu tablonun hayati sonuçlar doğurabileceğine işaret etti. Karadağ, "Uyku apnesi olan kişilerin gece boyunca rahat nefes alamadıkları için konsantrasyonları bozulur ve ertesi güne yorgun kalktıkları için bu trafik kazalarının, iş kazalarının ve normal sağlıklı yaşamdaki insan ilişkilerinin, sosyal ilişkilerinin tümünü doğrudan etkiler. Son yıllarda Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de sürücü adayların tümünde uyku apnesi sorgulanmaktadır. Uyku apnesi olan kişilerin tedavi olmadan araç sürmemeleri gerekir. Çünkü trafik kazalarının hemen hemen büyük çoğunluğunda yani sürücü hataları olan kazaların yüzde 70’den fazlasında uyku apnesi yatmaktadır. O yüzden yasaların uygulanması gerekiyor. Uyku apnesi olan kişilerin mutlaka tanı konulup tedavisinin yapılması gerekiyor. Ne yazık ki şu anda ülkemizde de dünyada da uyku apnesi olduğu halde tanısı konmayan ya da tedavisi yapılmayan çok sayıda insan var. Bunlar tüm toplum sağlığını, halk sağlığını etkilemektedir" şeklinde konuştu. Kesin tanı için uyku laboratuvarı, tarama için ev tipi test Uyku apnesinin kesin tanısında uyku laboratuvarlarının önemli rol oynadığını ifade eden Karadağ, hastaların bir gece boyunca ayrıntılı şekilde izlenerek değerlendirildiğini belirtti. Son yıllarda evde yapılan uyku testlerinin de yaygınlaştığını aktaran Karadağ, tarama amaçlı bu testlerin önemli kolaylık sağladığını söyledi. Karadağ, "Uyku laboratuvarında yatırdığımız hastalara gece sabaha kadar tüm fonksiyonlarını monitörize ediyoruz, kişi uyanık mıdır, uykuda mıdır, derin uykuda mıdır, uykunun evreleri var, REM uykusu, rüya gördüğü dönemde midir, sırt üstü mü yatıyor, yan mı yatıyor, horluyor mu, nefesi duruyor mu, vücutta dolaşan kanın oksijen seviyesi saniye saniye ölçülür, kalp atımları düzenli olarak ölçülür. Aslında tüm insanların uyku testi yaptırmasında hiçbir sakınca yoktur. Artık evlerde de uyku testi yapmaya başladık. Evde uyku testi son yılların en popüler konulardan bir tanesi. Bir kişi uyku laboratuvarında yatmadan da evinde uyku apnesi, tarama testi yapabilmektedir" dedi. "Tedavi olan hastalarımız 10 yaş gençleştiklerini söylüyorlar" Sağlıklı uykunun temel kuralları konusunda da önerilerde bulunan Prof. Dr. Mehmet Karadağ, düzenli uyku saatleri, ekran kullanımının azaltılması ve uygun oda şartlarının önemine dikkat çekti. Karadağ, tedavi edilen hastalarda hayat kalitesinin belirgin biçimde arttığını vurgulayarak, "İnsanlar sürekli aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmayı bir şekilde kendilerine prensip edinmelidir. Örneğin, ekranlar son yılların en önemli sorunlarından birisi. Biz yatak odalarından artık cep telefonlarının, televizyonların çıkartılmasını öneriyoruz. Yatmadan en az bir saat önce artık cep telefonlarımızdan kurtulmamız gerekiyor. Ve yatak odalarının ısısı, sesi ve ışığı çok önemlidir. Uyku hijyeni dediğimiz kurallarımız var bizim. Sessiz, rahat ve belirli bir ısıda olan odalarda insanların rahat bir şekilde uyuması ve yeni bir güne hazırlanmaları gerekiyor. Uyku sağlığının ne kadar önemli olduğunu her geçen gün daha iyi anlamaya başlıyoruz. Hem ülkemizde hem dünyada uyku tıpıyla ilgilenen hekimler bu konuyu artık çok iyi öğrendiler. Tedavi olan hastalarımız o kadar mutlu oluyorlar ki on yaş gençleştiklerini söylüyorlar. Yıllardır kilo veremeyen, birçok diyet yaptığı halde kilo veremeyen kişiler uyku apnesi tanısı konup tedavi olduktan sonra birdenbire kilo veriyorlar. Enerjileri artıyor, yaşam sevinçleri artıyor. Tüm hastalarımıza sağlıklı bir uyku diliyorum" ifadelerini kullandı.
Kütahya Şener Üşümezsoy’dan kritik uyarı: "Simav fayı stresini bitirmedi" Deprem Uzmanı Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Simav fayının stresini tam olarak boşaltmadığını söyledi. Deprem Uzmanı Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, 1970 Gediz depreminin 56. yıl dönümü dolayısıyla Kütahya’nın Gediz ilçesinde düzenlenen konferansa katıldı. Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programa vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Kütahya ve çevresindeki fay hatlarını değerlendiren Üşümezsoy, özellikle Simav fayıyla ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Simav fayının stresini tam olarak boşaltmadığını belirten Üşümezsoy, bu fayın 6.5 büyüklüğünde deprem üretme potansiyeline sahip olduğunu ifade etti. Kütahya’daki deprem hareketliliğini "piyano tuşlarına" benzeten Üşümezsoy, asıl riskin Simav, Sındırgı ve Gediz hattında yoğunlaştığını vurguladı. Kütahya merkezin ise konumu itibarıyla daha düşük risk taşıdığını belirtti. 2011 yılında meydana gelen Simav depremine de değinen Üşümezsoy, "5.9 büyüklüğündeki o deprem süreci bitirmedi. Yaklaşık 25-30 kilometre uzunluğundaki fayın tek parça kırılması halinde 6.5 büyüklüğünde deprem üretme potansiyeli bulunuyor. Simav’ın bu fayın üzerine kurulmuş olması riski artırıyor" dedi. Emet ve Yeşildere bölgesinde yaşanan sık sarsıntıların "deprem fırtınası" olarak nitelendirilebileceğini söyleyen Üşümezsoy, sıcak su kaynaklarının fay hareketlerini etkilediğini belirtti. Bu bölgede büyük bir depremden ziyade çok sayıda küçük kırılmanın yaşandığını ifade etti. Gediz’in 1970 yılında meydana gelen büyük depremle enerjisinin büyük kısmını boşalttığını dile getiren Üşümezsoy, Sındırgı’daki fayların parçalı yapısının ise büyük depremleri sınırlayan bir etken olduğunu kaydetti. Konferans sonunda Gediz Belediye Başkanı Necdet Akel, programa katılan Üşümezsoy’a teşekkür ederek günün anısına hediye takdim etti. 28 Mart 1970 tarihinde Gediz’de meydana gelen ve 7.2 büyüklüğünde ölçülen depremde bin 86 kişi hayatını kaybetmiş, bin 260 kişi yaralanmış, ilçe merkezi ise daha sonra farklı bir alana taşınmıştı.
Gümüşhane Süleymaniye’de renk cümbüşü: Sarı ve mor çiğdemler açtı Gümüşhane’nin tarihi yerleşim yeri Süleymaniye Mahallesi’nde yer alan Musalla Vadisi, karların erimesiyle birlikte açan sarı ve mor çiğdem çiçekleriyle adeta bir renk cümbüşüne dönüştü. Şehir merkezine sadece 10 dakika mesafede iki mevsimi bir arada yaşayan vatandaşlar, eşsiz manzaranın tadını çıkarmak ve doğayla buluşmak için bölgeye akın ediyor. Gümüşhane’nin tarih kokan eski yerleşim birimi Süleymaniye Mahallesi, baharın gelmesiyle birlikte eşsiz bir doğa olayına ev sahipliği yapıyor. Bölgenin yüksek kesimlerinde kışın izleri olan kar kütleleri henüz tam olarak erimemişken, Musalla Vadisi boydan boya sarı ve mor renkli çiğdem çiçekleriyle kaplandı. Karların ardından fışkıran bu renkli çiçekler, vadi boyunca metrelerce uzanan doğal bir halı görüntüsü oluşturarak görenleri kendine hayran bıraktı. İki Mevsim Aynı Karede Doğanın sunduğu bu eşsiz manzarayı yerinde görmek isteyen Gümüşhaneliler, hafta sonunu fırsat bilerek bölgeye akın etti. Şehrin betonlaşmış yapısından ve gri tonlarından uzaklaşmak isteyen vatandaşlar, sadece 5 dakikalık bir araç yolculuğu ve kısa bir yürüyüşün ardından kendilerini baharın ve kışın buluştuğu bu özel noktada buldu. Vadide bir yanda karlı tepeler diğer yanda ise rengarenk çiçekler fotoğraf tutkunları için benzersiz kareler sundu. "Ruhumuzu Tazeledik" Bölgeye piknik ve yürüyüş yapmak için gelen Ceylan Vargün, deneyimlerini şu sözlerle aktardı: "Bugün Gümüşhane’de Süleymaniye Mahallesi’ndeyiz. Doğanın eşsiz manzarası ve çiğdem çiçekleri eşliğinde güzel bir yürüyüş yaptık. İki mevsimi bir arada gördük; arkamda kar, önümde ise çiğdem çiçekleri var. Şehrin gri renkleri içerisinde kalmaktansa, merkeze on dakika mesafelik bu alana gelip ruhumuzu tazeledik. Bu manzara eşliğinde çayımızı içmek harikaydı." Doğaseverlere Davet Aslen Gümüşhaneli olan ancak uzun yıllar il dışında yaşadıktan sonra şehre geri dönen Mehmet Kaçan ise, bölgenin ulaşım kolaylığına ve güzelliğine dikkat çekerek, " Yüksek tepelerde kar olmasına rağmen aşağılarda 20 derecelik bir bahar havası var. Yeşilliğin, sarı ve mor renklerin birleştiği bir noktadayız. Eski Gümüşhane’nin hemen yanında, araçla ulaştıktan sonra sadece beş dakikalık bir yürüme mesafesinde bu güzelliğe ulaşabiliyorsunuz. Tüm doğaseverleri burayı keşfetmeye bekliyoruz" dedi.