POLİTİKA - 26 Mayıs 2025 Pazartesi 18:21

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: "İsrail’in soykırım siyaseti devam ediyor. Artık herkesin net gördüğü bir şey var. Netanyahu ve ekibinin uluslararası mahkemelerde yargılanmaktan kaçmak için yaptıkları soykırımdır"

A
A
A
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: "İsrail’in soykırım siyaseti devam ediyor. Artık herkesin net gördüğü bir şey var. Netanyahu ve ekibinin uluslararası mahkemelerde yargılanmaktan kaçmak için yaptıkları soykırımdır"

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Milli İstihbarat Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri, sahada kurdukları mekanizmalarla silah bırakma sürecini doğrulama mekanizmaları oluşturuyorlar ve dolayısıyla bu doğrulama mekanizmaları çerçevesinde silahın bırakılıp bırakılmadığı ve bunun ne düzeyde olduğu teyit edilecek, her aşamada kontrol edilecek" dedi.


AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında devam eden MKYK toplantısı devam ederken basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in AK Parti Gençlik Kollarına yaptığı çağrıya ilişkin Çelik, "Cumhurbaşkanımızın tutumuyla ilgili olarak ortaya koyduğu değerlendirme ve tanımlama da yanlış, ama artık üst üste siyasi yanlışlık yapmanın Özgür Özel açısından bir haber değeri yok. Tabii burada bir kere daha görülüyor ki, AK Gençlik’i Özgür Özel kendi partisi içindeki hiziplerden biri zannetmiş, bu çok büyük bir siyasi yanılgı. AK Gençlik Cumhurbaşkanımızın en kararlı, en gözü pek, en sağlam takipçilerinin başında geliyor. Dolayısıyla Özgür Özel’in AK Gençlik’e çağrı yapması değil, AK Gençlik’in Cumhurbaşkanımıza olan bağlılığından ders alması gerekir. Bunu gençlik teşkilatımızdaki arkadaşlar, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz özellikle bir kere daha vurgulamamızı istediler. Buradan onlara selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. AK Gençlik ile Cumhurbaşkanımız arasındaki yüksek bağlılık ve beraberlik yürüyüşünün hiçbir şekilde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından değerlendirilmesi, öyle bir kapasiteyle ele alınması mümkün değil. Orada yine topu alıp maç yapmaktan bahsetmiş Özgür Özel, AK Gençlik zaten sürekli sahada, fakat Özgür Özel’in kendi partisinin siyasi geçmişiyle hesaplaşıp sürekli olarak maç oynanırken sahayı çalma huylarından vazgeçmeleri gerekiyor. Eğer sahayı çalmazlarsa zaten bütün maçlar yerli yerinde oynanıyor" diye konuştu.


Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ettiklerini, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın ziyaretinin önemli olduğunun altını çizen Çelik, "Bu çerçevede şimdiye kadar Cumhurbaşkanımızın çok yakından ettiği üzere, Suriye’deki yaptırımların kalkması yönünde çok ileri noktalara gelindi. Biliyorsunuz Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump da yaptırımların kalkması açısından Cumhurbaşkanımızın bu konuya verdiği önemi bildiğini ve o çerçevede bu yaptırımların kaldırılması çağrısına Cumhurbaşkanımızın olumlu cevap verdiğini ifade etti. Arkasından Avrupa Birliği’nden benzer açıklamalar geldi. Dolayısıyla bu dönemde dediğimiz gibi Suriye’ye dayatmalarda bulunmak değil, Suriye’ye herhangi bir şekilde siyasi bir biçim çizmek değil, esas olan Suriye halkının bu kritik günlerdeki yürüyüşünün yanında olmak. Suriye’nin birliği, bütünlüğü, egemenliği, Suriye’deki bütün etnik grupların ve mezhep gruplarının birlik ve beraberlik içerisinde yaşaması noktasında yüksek bir iradenin ortaya çıkmasını sağlamaktır" ifadelerini kullandı.


"İsrail saldırganlığı Suriye’yi ve bölge barışını tehdit eden birinci etkendir"


Şara ve ekibi bütün bu toplumsal kesimlerle son derece sağlıklı diyaloglar geliştirme açısından çok iyi bir süreç yürüttüklerini söyleyen Çelik, "Bundan sonrasında Suriye’nin yanında olmak, Suriye’nin birliğine, dirliğine ve istikrarına katkı sağlamak bölge barışı açısından da, Suriye’nin geleceği açısından da en doğru iş olacaktır. Bakın yakın zamanda Esad henüz işbaşındayken Suriye’nin yeni bir Afganistan’a dönüşme ihtimalinden bahsediliyordu, biz de bu konuya vurgu yapıyorduk ve bölgede daha büyük bir istikrarsızlığın ortaya çıkabileceği, bütün Akdeniz’i sabote edebilecek birtakım sıkıntıların ortaya çıkabileceğini ifade ediyorduk. Şimdi gelinen noktada ise bu tehlikelerden uzaklaşıldığını hem bölge barışı açısından, hem dünya barışı açısından önemli bir aşamaya gelindiğini görüyoruz. Şu anda istikrarsızlaştırıcı tek unsur vardır orada, İsrail’in saldırıları. En son yine Kuneytra’da tanklarıyla bir harekat yaptılar, İsrail saldırganlığı Suriye’yi ve bölge barışını tehdit eden birinci etkendir. Bugüne kadar İsrail’in güvenliğini de sağlayan herhangi bir sonuç doğurmamıştır bu. Bütün bölgenin güvenliğini riske atan Netanyahu ve ekibinin katliamcı politikasını Suriye’ye de genişletmek çabasından başka bir şey değil. Dolayısıyla gerçekten uluslararası toplumun istikrar isteyen üyelerinin ve burada düzenin tesis edilmesi gerektiğini düşünen üyelerinin Suriye’de İsrail saldırganlığına da bir set çekme konusunda hassas davranmaları gerekir" şeklinde konuştu.


"Suriye’nin istikrarı konusundaki bütün bu adımları hassasiyetle takip ettiğimizi ve bundan sonrasında da aynı desteği vereceğimiz ifade ediyoruz"


Suriye’de birtakım vekalet savaşlarına imza atanlar, birtakım oluşumlar gerçekleştirenlerin en büyük argümanların bir tanesi DEAŞ’la mücadele olduğunu bildiren Çelik, "Ama gelinen noktada görüldü ki hem Türkiye’nin ortaya koyduğu tezler, hem Suriye yönetiminin DEAŞ’la mücadele konusundaki hassasiyeti ve buradaki hapishaneleri devralmaya hazır olması, esasında asıl istikrarı sağlayacak olan, DEAŞ’la gerçek mücadeleyi yapacak olanın Suriye’nin kendi dinamikleriyle ortaya koyduğu irade olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla şimdiye kadar olduğu gibi DEAŞ’ı bahane ederek terör örgütlerini terör örgütlerine karşı kullanma, DEAŞ’ı bahane ederek birtakım terör örgütlerine birtakım alanlar açma gibisinden yanlışlıkların da önüne geçilmesi gerekir. Dolayısıyla Suriye’nin istikrarı konusundaki bütün bu adımları hassasiyetle takip ettiğimizi ve bundan sonrasında da aynı desteği vereceğimiz ifade ediyoruz" şeklinde konuştu.


"İngiltere, Kanada ve Fransa’nın yaptıkları ortak açıklamada İsrail’e karşı birtakım adımlar atabilecekleri uyarısında bulunmaları son derece kıymetlidir"


Bütün dünyanın gözünde İsrail’in soykırım katliam siyaseti maalesef her gün yeni acılara imza atarak devam ettiğini söyleyen Çelik şu ifadeleri kullandı:


"Bunun durdurulmasıyla ilgili herhangi bir irade ortaya çıkmış değil uluslararası toplum tarafından. Fakat artık herkesin net gördüğü bir şey var, bu Netanyahu ve ekibinin uluslararası hukuk önünde yargılanmaktan kaçmak ve tamamen kişisel durumlarını garanti altına almak için on binlerce çocuğu, on binlerce insanı katliama gönderdikleri bir soykırım faaliyetidir. İngiltere, Kanada ve Fransa’nın yaptıkları ortak açıklamada İsrail’e karşı birtakım adımlar atabilecekleri uyarısında bulunmaları son derece kıymetlidir. Yine İngiltere’nin İsrail’le yürüttüğü ticaret anlaşmaları müzakerelerini askıya alması son derece önemlidir. Avrupa Birliği’nden ve dünyanın çeşitli yerlerinden yükselen seslerin bu kadar net olması da önemlidir, ama esas olan somut adım atılmasıdır. Bugün de yine bir okula bu katliam şebekesi bir saldırı gerçekleştirdi ve burada hem siyasi iradenin net olarak ortaya çıkması, hem de somut adımların atılması gerekiyor. Siyasi irade açısından devletlerin, bu katliama karşı çıkan devletlerin yoğun bir biçimde Filistin devletini tanıması da son derece önemli bir mesaj olacaktır. Tabii somut adımların uluslararası toplumun ortak iradesiyle ve bu ortak iradenin bütün bu katliama karşı çıkanlar tarafından sahiplenilmesiyle atılması son derece kıymetli olur."


"Terör örgütünün bütün unsurları ve bütün uzantılarıyla silah bırakmasıdır ve kendisini feshetmiş olmasıdır"


Terörsüz Türkiye konusunu yakından takip ettiklerini ve sürekli olarak bununla ilgili olarak değerlendirmelerini yoğun bir biçimde yaptıklarını vurgulayan Çelik, "Önümüzdeki dönemde gelinen noktada bunu ifade ettik, gelinen aşamada olması gereken terör örgütünün bütün unsurları ve bütün uzantılarıyla silah bırakmasıdır ve kendisini feshetmiş olmasıdır. Bu yapılan açıklama fesihle ilgili ve silah bırakmayla ilgili yapılan açıklamanın somut olarak sahada ve eksiksiz olarak hayata geçmesi gerekiyor. Bu açıdan terör örgütünün finansmanını sağlayan yapıların, terör örgütünün illegal yapılanmalarının Suriye-Irak-İran’daki kollarının sahada ve somut olarak ve Avrupa’daki yapılanmalarının sahada ve somut olarak bu fesih sürecini gerçekleştirmesi ve silahlı unsurlarının silah bırakması esas meseledir. Birçok tabii değerlendirme yapılıyor, kiminde bir cümle eksik söyleniyor, kiminde bir cümle fazla söyleniyor. Fakat sadeleştirmek her zaman işin en doğrusudur, burada gündem terörsüz Türkiye’dir. Terör örgütünün silah bırakması ve kendisini feshetmesi gündemidir. Bu çerçevede tabii ki Irak’taki süreçte Irak hükümetiyle aramızdaki anlaşmalar çerçevesinde diyalog yakın bir şekilde sürdürülüyor. Tabii o diyalogun neticesi olarak Bağdat’la, Süleymaniye’yle koordine edilecek konular var, bu konularda ilerlenme sağlanmıştır, ilerleme sağlanmaya devam ediliyor. Milli İstihbarat Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri, sahada kurdukları mekanizmalarla silah bırakma sürecini doğrulama mekanizmaları oluşturuyorlar ve dolayısıyla bu doğrulama mekanizmaları çerçevesinde silahın bırakılıp bırakılmadığı ve bunun ne düzeyde olduğu teyit edilecek, her aşamada kontrol edilecek" ifadelerine yer verdi.


"Milli İstihbarat Teşkilatıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kuracağı mekanizmalar açısından bu takip edilecek ve inşallah bu sonuca ulaşılacak"


Suriye’de terör yapılanmasının sona ermesi gerektiğini söyleyen Çelik, "Kalan unsurların Suriye ordusunun bir parçası, terör yapılanması dışındaki unsurların Suriye ordusunun bir parçası olması gerekiyor. Dolayısıyla, bu mesele hem Türkiye’nin sınırları içerisinde hem Türkiye’nin sınırları dışında çeşitli mekanizmalarla içeride de İçişleri Bakanlığının kuracağı mekanizmalarla yeni doğrulama mekanizması açısından Milli İstihbarat Teşkilatıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kuracağı mekanizmalar açısından bu takip edilecek ve inşallah bu sonuca ulaşılacak. Türkiye açısından Türkiye Yüzyılında, geleceğinde herhangi bir terör gündemi olmasını istemiyoruz. Bölge açısından da bölgeyi istikrarsızlaştırmak isteyen unsurların, güçlerin burada sürekli olarak terör örgütlerini kullanması, bir araç olarak kullanması bölgede de büyük istikrarsızlıklar ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla, bu istikrarsızlıkların giderilmesi açısından da terörsüz Türkiye süreci esasında terörsüz bölge, terörsüz Ortadoğu sürecine bir ilham kaynağı olabilecektir. Bu saatten sonra tabii kim bu terörsüz Türkiye dediğimiz süreci sabote etmeye kalkarsa onun tabii ne tür bağlantı içinde olduğu, bölgeyi istikrarsızlaştırmak isteyen aynı hizada durduğu net bir şekilde zaten görülmüş olacaktır" açıklamalarında bulundu.


Genel olarak DEM Partinin siyasi partilere yaptığı, partilere yaptığı ziyaretler çerçevesinde de birçok meselede terörsüz Türkiye odaklı meselede sağduyulu davranma konusunda sürekli olarak gündemde tuttuklarını bildiren Çelik, "Bu siyasi partiler arasındaki diyalog, siyasi partiler arasındaki bu konuşmalar son derece önemlidir. Esasında bu süreçlerde itiraz edenlerin de bu sürece itiraz bir kenara çekilip itiraz etmek ya da bir kenara çekilip eleştirmek yerine, bu siyasi diyalog sürecinin bir parçası olarak görüşlerini ifade etmeleri aslında siyasetin doğası açısından, Yüce Meclis’in doğası açısından, siyasetin milletin ihtiyaçlarını giderme misyonu açısından, Yüce Meclis’in millete hizmet etme ihtiyacı açısından ve misyonu açısından son derece önemlidir, kıymetlidir" ifadelerini kullandı.


"Yanlış bir dil kullanıldığı zaman tabii ki bunun gündemi saptırmasına müsaade etmemek lazım"


Eleştiriyle provokatif söylemi, eleştiriyle sabotaj yaklaşımını siyasi sabotajı birbirinden ayırt edebilecek deneyime sahip olduklarını aktaran Çelik, "Bu meselede hem siyaset görüntüsü altında siyasi sabotajların olması da geçmiş dönemlerde de görülmüştür. Ve yine maalesef sahada da çeşitli siyasi sabotajlar söz konusu olabilmektedir. Burada sürekli olarak odak noktasında durulması terörsüz Türkiye hedefinden ayrılmaması çok önemlidir. Yanlış bir dil kullanıldığı zaman tabii ki bunun gündemi saptırmasına müsaade etmemek lazım. Biz de görüyoruz çeşitli farklı anlayışlardan ve farklı tutumlardan yanlış üslup, yanlış değerlendirmeler yapılabiliyor. Ama bunlara her zaman cevap verilebilir. Buna verilecek en büyük cevap bu yanlış değerlendirmelere verilecek en büyük cevap terörsüz Türkiye hedefi konusunda kararlı, sabırlı, süreci akılla yöneten, vicdanla yöneten, izanla yöneten ve odağını kaybetmeyen bir yaklaşım sergilemektir. Türkiye’nin terör gündeminden kurtulması demek, Türkiye’nin demokrasisi açısından, Türkiye’nin hukuk devleti açısından, kamu düzeni açısından, Türkiye Yüzyılı hedefleri açısından son derece stratejik bir aşama olacaktır" dedi.


Çelik, Terörsüz Türkiye nedeniyle siyasi partiler arasındaki trafiği önemsediğini bildirdi. Çelik, "Türkiye Yüzyılında terörsüz Türkiye hedefine ulaşmak çerçevesinde olması son derece değerli olacaktır. Bu tartışmaları tabii ki biz yakından takip ediyoruz, geçmiş dönemlerden de tecrübemiz var bu hedefe ulaşmak için gayretimizi sürdürüyoruz" dedi.


Bir gazetecinin "Terörsüz Türkiye sürecine yönelik bir komisyon kurulması çağrısı vardı, bu komisyon kurulması çağrısını nasıl değerlendirirsiniz? Bu komisyon bayram sonrası kurulup, yaz ayları boyunca çalışacak mı, yoksa yeni yasama dönemi olan Ekim ayında mı kurulur?" sorusuna Çelik, "Sayın Bahçeli’nin bütün bu süreçteki müdahaleleri ve yönlendirmeleri sürekli olarak terörsüz Türkiye odağında kalabilmek açısından son derece kıymetli. Şimdiye kadar yaptığı her açıklamada Sayın Bahçeli son derece stratejik yaklaşımlar sergiledi, stratejik müdahalelerde bulundu ve bütün tartışmaların odağını terörsüz Türkiye noktasında tutacak şekilde bir çerçeve çizdi. Dolayısıyla, bu kadar büyük bir meselede tabii ki Yüce Meclis’in Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin katkısı ve yapacağı liderlik son derece önemlidir, son derece kritiktir. Burada Yüce Meclis’in bu yapacağı liderlik ve sürece katkısı bizim açımızdan son derece kıymetli önemlidir, bunun altını çiziyoruz. Ama dediğiniz diğer unsurlarla ilgili o konu tabi Meclis Başkanımızın yetkisinde olan bir konu. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu sürece yapacağı katkının son derece kritik ve vazgeçilmez olduğunu değerlendiriyoruz. Diğer bahsettiğiniz konularla ilgili olarak Meclis Başkanlığının takdirinde olan bir konu, o Meclis Başkanlığı tarafından planlanacaktır" şeklinde cevap verdi.


Bir gazetecinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Macaristan ziyareti dönüşün gazetecilere ’yeni aday olmak gibi bir derdim yok’ ifadesi ve MHP lideri Bahçeli’nin de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vazgeçilmez bir isim olduğu ifadeleriyle ilgili sorusuna Çelik şu şekilde cevap verdi:


"Şimdi tabi Sayın Cumhurbaşkanımızın şöyle bir hassasiyeti var: Gelecek nesillere kendi irademizle sivil bir anayasayı yapma borcumuz var, bu bizim gelecek nesillere karşı bir borcumuz, Türkiye’nin geleceği açısından da böyle. Maalesef darbe rejimi anayasası çok kez değiştirilmiş olmasına rağmen baştan iradesinin meşru demokratik irade olduğu bir anayasa yapma ihtiyacı vardır ve bu ihtiyaç her zaman sürecektir. Ve bu siyasi meşruiyet açısından meseleye aslında bakıldığında da şöyle bir konu var: Bir şekilde tabi ki şimdiye kadarki anayasa değişiklikleri Meclis’in meşruiyeti içerisinde gerçekleştirilmiştir, birçok madde değiştirilmiştir. Ama geldiğimiz noktada işte Türkiye yüzyılından bahsediyoruz, önümüzdeki dönem açısından baktığımızda artık sivil anayasa dediğimiz, yani tamamen yüce Meclis’in devrede olduğu, herhangi bir vesayet odağının işin içine karışmadığı bir anayasayı yapma zarureti hem siyasi sembolizm açısından, hem siyasi pratikler açısından, hem de siyasi geleceğimiz açısından son derece kıymetli. Fakat bu konu konuşulduğu zaman iki şey öne getiriliyor. Bir tanesi, Sayın Cumhurbaşkanımızın yeniden aday olup-olmaması meselesi gündeme getiriliyor. Bir de, sürekli olarak bir parlamenter sistem ön şartı çerçevesinde. Halbuki parlamenter sistem de bir sistem demokrasinin içinde, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, başkanlık sistemi de bir sistem, bu da demokrasinin içinde. Türkiye’nin parlamenter sistem döneminde yaşadığı krizler, sürekli olarak bunun siyasi istikrara ve siyasetin konsolidasyonuna ödediği bedeller biliniyor. Türkiye’de tarihe mal olmuş, bir kısmı rahmetli olmuş siyasi figürlerin hemen hepsi başkanlık sistemine geçilmesini bir zaruret olarak ifade etmişlerdi ve sonuç olarak milletimizin iradesiyle bu gerçekleşti."


"Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu liderlik birikimi, devlet ve millet hayatımız açısından bir hazine değerindedir"


Çelik, "İkinci de, Cumhurbaşkanımızın adaylığı meselesini gündeme getiriyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımız kendisinin adaylığıyla ilgili meseleyle ilgili tartışmaların bu meselenin bir parçası olmadığını ifade ediyor. Dolayısıyla anayasa meselesini bu tartışmaların dışında bir şey olarak değerlendirmek ve buna katkı vermek lazım. Tabii Bahçeli’nin açıklamasına şükranlarımızı sunuyoruz, son derece kıymetli bir açıklama. Biz AK Parti’de görev yapanlar ve AK Parti kadroları olarak Cumhurbaşkanımızın tabi ki yeniden seçilmesini birinci öncelik olarak arzu ederiz, bu bizim de kanaatimiz. Cumhurbaşkanımızın birikimi, Cumhurbaşkanımızın sahip olduğu kapasite, Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu liderlik birikimi, devlet ve millet hayatımız açısından bir hazine değerindedir" dedi.


"Cumhurbaşkanımız da bunu ifade eder bizi millet getirdi ve millet buna karar verir diye"


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın demokratik yolla seçilmiş liderler içerisinde ayrı bir tarafı var olduğunu dünyada demokratik yolla, seçimler yoluyla işbaşına gelmiş liderler içerisinde en tecrübelisi olduğunu belirten Çelik, "Bugün sahip olduğu tecrübe, bugün mesela önemli bir ülkenin devlet başkanıyla bir araya geldiğinde herhangi bir dosya açıldığında Sayın Cumhurbaşkanımız o devlet başkanının 3-4-5 selefiyle birlikte daha önce görev yapmış. Dolayısıyla karşısında oturan kişinin 4-5 tane selefiyle bu dosyaları yürütmüş, bu dosyalarda çalışma yapmış bir liderlik kapasitesine sahip. Millet ne derse o olur. Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu ifade eder bizi millet getirdi ve millet buna karar verir diye. Ama bizim hepimizin kanaati, hepimiz kendisiyle de yakın çalışıyoruz, birçok ülke için çok ağır travma kaynağı olan bazı krizler Sayın Cumhurbaşkanımız açısından son derece kolay bir şekilde yönetilen, geçmişine çok hakim olduğu ve ileriye götürülmesi konusunda da berrak yol haritasına sahip olduğu krizlerdir. Dolayısıyla bizim de kanaatimiz o şekildedir" dedi.


"10. yargı paketinin önümüzdeki günlerde Meclis’e gelmesi bekleniyor, genel af beklentisi var. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?" sorusu üzerine Çelik, "Bu konuyla ilgili pek çok tartışma ve adlandırma olduğunu biliyoruz. Bu konu şundan ibaret: Yargı reformu çerçevesinde ceza adaletinin sağlanmasıyla ilgili birtakım düzenlemelerden ibaret konu. Bunu olgunlaştırıyoruz, bugün akşam da bir toplantı yapacağız bununla ilgili olarak. Dolayısıyla bu şu mudur, bu mudur, bu şöyle midir, bu böyle midir diye her birine tek tek cevap vermeyeyim tartışılan konuların, ben ne olduğunu söyleyeyim. Bu, biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan yargı reformu çerçevesinde ceza adaletinin sağlanmasıyla ilgili konular var, yani işte infaz düzenlemeleriyle ilgili ceza adaleti çerçevesinde, hasta, yaşlı tutuklular, çocuklarla ilgili düzenlemeler çerçevesinde gündeme alınan konular var, gündem budur bizim açımızdan, bununla ilgili de olgunlaştırıyoruz süreci" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Bakırcılar Çarşısı’nda zamana direnen son ustalar Adana’nın Kozan ilçesinde bir zamanlar onlarca ustanın çekiç sesleriyle yankılanan Bakırcılar ve Kalaycılar Çarşısı’nda bugün sadece bir bakır ustası ile iki kalaycı, mesleklerini sürdürerek geleneksel el sanatlarını yaşatmaya çalışıyor. Kozan ilçesinde geçmişte 15’e bakırcı ve 20’nin üzerinde kalaycının bulunduğu Bakırcılar ve Kalaycılar Çarşısı’nda, şimdi tek bakır ustası ile iki kalay ustası kaldı. 1986 yılından bu yana mesleğini sürdüren bakır ustası Remzi Karaoğlan, yıllar içinde hem ustaların hem de çarşıdaki hareketliliğin büyük ölçüde azaldığını söyledi. "Şimdi tek bakırcı kaldım" Mesleğini ailesinden devraldığını belirten bakır ustası Remzi Karaoğlan, "Önceden 15’e yakın bakırcı, 20’nin üzerinde kalaycı vardı. Şimdi tek bakırcı kaldım, iki kalaycı var. Eskiden burada insanlar birbirinden geçemezdi, çarşı çok yoğundu ama şimdi o günlerden eser yok" dedi. Bakıra talep azaldı Bakır ürünlere olan ilginin her geçen gün azaldığını ifade eden Karaoğlan, "Bakırın fiyatının yükselmesi ve yeni ürünlerin çıkması talebi düşürdü. Eskiden her evde bakır vardı, şimdi daha çok köylerde kullanılıyor. Yoğurt, pekmez gibi ürünler bakır kaplarda yapılırdı. Bakır sağlık demektir, eskiden insanlar bu yüzden daha sağlıklıydı" diye konuştu. Kalaycılık zahmetli, usta yetişmiyor Kalaycılık mesleğinin de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten ustalar, işin zorluğu ve ilgi azlığı nedeniyle yeni neslin bu mesleğe yönelmediğini dile getirdi. Kalaycılığın zahmetli bir iş olduğunu vurgulayan Karaoğlan, "Kalaylama ve doğrultma işlemleri büyük emek istiyor. Evlerde artık bir ya da iki bakır kap ya var ya yok" ifadelerini kullandı. "Sanatın devam etmesi lazım" Mesleğin geleceği için çırak yetişmediğini belirten Karaoğlan, "En büyük sıkıntımız eleman yetişmemesi. Bu işe devletin ve halk eğitimin destek vermesi gerekiyor. Bu sanatın devam etmesi lazım" dedi. "Kozan’da sadece iki kalaycı kaldı" 1986 yılından bu yana kalaycılık yaptığını belirten Muhammed Çöndü ise mesleğin yok olma noktasına geldiğini ifade ederek, "Eskiden her dükkanda 3-4 usta olurdu, şimdi Kozan’da sadece iki kalaycı kaldık. Bu meslek alın teri gerektiriyor ama ilgi yok. Çalışacak kimse bulamıyoruz, yetişecek çırak yok" şeklinde konuştu. Bakırın sağlık açısından önemli olduğuna dikkat çeken Çöndü, "Bakır sağlıktır, vücuttaki bazı zararlı etkileri azaltır. Eskiden insanlar bakır kaplarda beslenirdi ve daha sağlıklıydı" diyerek geleneksel kullanımın önemine vurgu yaptı.
Antalya Yanan evden 4 yaşındaki yeğenini çıkarmak isterken yaralandı Antalya’nın Serik ilçesinde 2 katlı evin zemin katında çıkan yangın itfaiye ekiplerinin müdahalesi ile kısa sürede söndürülürken, olay anında içeride bulunan 4 yaşındaki yeğenini dışarı çıkarmak isteyen bir kişi hafif yaralandı. Yangın, saat 08.30 sıralarında Serik İlçesi Merkez mahallesinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 2 katlı bir ikametin zemin katında yangın çıktı. Daireden çıkan dumanları gören vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı’na bağlı ekiplerin kısa sürede müdahale ettiği yangın 1 saatlik çalışma sonucu söndürüldü. Yangında evin bir odası tamamen yanarak kullanılamaz hale geldi. Yangın sırasında dairede bulunan Nigar Bostan, 4 yaşındaki yeğenini kurtarmaya çalışırken ellerinden hafif yaralandı. Yeğenini kurtarmak isterken elleri yandı Yaralı Bostan olay yerine gelen sağlık ekiplerince ayakta tedavi edildi. Yangın anında apartmanın üst katta balkonda ikamet eden Atalay Sargın, "Balkonda oturuyordum. Dumanların çıktığını görüp aşağı indim. Kapıyı açtım çocukları dışarıya zor çıkardım. İçeriye tekrar giremedim. İtfaiyeyi aradım, sonra damat geldi. İtfaiye ekipleri geldi müdahale etti. Bir yaralı var buna da şükür" dedi. Yangının 4 yaşındaki çocuğun kibritle oynadığı sırada yattığı yorganın tutuşması sonucu çıktığı iddia edildi.
Kahramanmaraş Hamileyim diye geldi, tümör teşhisi konuldu Kahramanmaraş’ta hastaneye gebelik şüphesiyle başvuran kadın hastanın yapılan tetkiklerinde hamile olmadığı, şikayetlerinin beyinde yer alan iyi huylu bir tümörden kaynaklandığı ortaya çıktı. Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Çiftçoğlu, mide bulantısı, adet gecikmesi ve baş ağrısı şikayetleriyle başvuran bir hastanın gebelik muayenesi talebiyle geldiğini belirtti. Yapılan ilk değerlendirmelerde gebelik tespit edilmediğini ifade eden Çiftçoğlu, "Hastanın şikayetlerinin gebelikle benzerlik göstermesi üzerine farklı ihtimalleri değerlendirdik. Bu çerçevede yapılan hormon testlerinde prolaktin seviyesinin yüksek olduğunu belirledik" dedi. Yapılan ileri tetkiklerde hastaya hipofiz MR çekildiğini aktaran Çiftçoğlu, "MR sonucunda beynin hipofiz bölgesinde ‘prolaktinoma’ olarak adlandırılan bir tümör tespit ettik. Bu tümör, prolaktin hormonunun aşırı salgılanmasına neden oluyor. Genellikle iyi huylu olup ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor" diye konuştu. Gebelik belirtilerine benzer şikayetlerin farklı hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Çiftçoğlu, "Prolaktin hormonu aslında beyinde hipofiz bezinden salgılanan ve süt salınımını sağlayan hormondur. Bunun yüksek olduğunu tespit ettikten sonra hastada hipofiz MR çektirdik. Çektiğimiz beyin MR’ında hastanın hipofiz dediğimiz bölgede kitleyi tümörü tespit ettik. Prolaktinoma dediğimiz bir tümör. Prolaktinoma tümörü beyinde hipofiz bölgesinde bulunmakta olup prolaktin hormonunun aşırı miktarda salgılanmasını sağlayan bir tümördür. Bu durumda iyi huyludur, kanserleşme olmasını çok yoktur. Dolayısıyla ilaçla tedavisi mümkündür ama gebelik şikayetlerini de andırdığı için mutlaka ayırıcı tanıda akılda tutulması gereken bir durumdur. Hasta da bizle öğrendi ’hamileyim’ diye geldi hasta, gebelik muayenesi olma talebiyle geldi ancak biz tümörü tespit ettik. Önce gebe olmadığını tespit ettik ve sonra ’Bu şikayetlere sebep olabilecek ne var?’ diye araştırdığımızda bu durum ortaya çıktı. Yani tümörü de aynı gün içerisinde değil birkaç gün sonra ileri tetkik sayesinde öğrenmiş oldu" dedi.
İstanbul İstanbul’dan her yıl 1 milyon leylek geçiyor Leylek Dede olarak bilinen 81 yaşındaki araştırmacı Fikret Can, İstanbul’un leylek göçündeki kritik rolüne dikkat çekti. Yaklaşık 20 yıldır leylekler üzerine gözlem ve araştırmalar yaptığını belirten Can, özellikle Avrupa’daki leyleklerin yüzde 90’ının göç sırasında İstanbul Boğazı’nı tercih ettiğini söyledi. Arnavutköy’de çayırlık ve sulak alanlarda görüntülenen leylek sürüleri ise ilkbahar göçünün yoğunluğunu gözler önüne serdi. İstanbul, ilkbahar göçüyle birlikte leyleklerin en yoğun geçiş noktalarından biri haline geldi. Arnavutköy’de çayırlık ve sulak alanlarda görüntülenen leylek sürüleri, binlerce kilometrelik yolculuğun İstanbul ayağını gözler önüne sererken, kentin göç rotasındaki stratejik önemi bir kez daha ortaya çıktı. Osmanlı Cihan Devleti zamanında ise Gurabahane-i Laklakan adıyla bilinen leylek hastanesi kurulmuş. Burada yaralı leylekler tedavi edilmesi geçmişten gelen leylek sevgisinin en somut örneklerinden birisi olarak biliniyor. "İstanbul Boğazı göçün kalbi" İlkbahar göçünün tam ortasında olunduğunu ifade eden Leylek Dede olarak bilinmen Fikret Can, leyleklerin Güney Afrika’dan yola çıkarak binlerce kilometrelik zorlu bir yolculuk yapıyorlar. Afrika’yı boydan boya geçen leyleklerin Mısır, Orta Doğu ve Hatay üzerinden Türkiye’ye giriş yapıyorlar. Anadolu’yu takip ederek İstanbul’a ulaşıyorlar. Buradan da Trakya ve Avrupa’daki yuvalarına gidiyorlar. Toplamda 10-15 bin kilometre yol kat ediyorlar İstanbul’un leylekler için hayati bir geçiş noktası. Leylekler deniz üzerinden uçamıyor, havanın kaldırma gücünü kullanıyorlar. Bu yüzden karaları takip etmek zorundalar. Avrupa ile Afrika arasında iki ana geçiş noktası var; biri Cebelitarık, diğeri İstanbul Boğazı. İlginç olan ise Avrupa’daki leyleklerin yaklaşık yüzde 90’ı daha uzun olmasına rağmen İstanbul rotasını tercih ediyor" diye konuştu. "Atalarımız leylekler için hastaneler kurmuş" Her yıl özellikle sonbahar göçünde İstanbul semalarında yaklaşık 1 milyon leyleğin görüldüğünü ifade eden Can, bu durumun kentin göç yollarındaki eşsiz konumunu ortaya koyduğunu belirtti. Osmanlı döneminde leyleklere verilen değerin önemini vurgulayan Can, "Gurabahane-i Laklakan adıyla bilinen leylek hastaneleri kurulmuş. Yaralı ve bakıma muhtaç leylekler için özel yerler yapılmış. Bu da bizim millet olarak doğaya ve hayvanlara bakışımızı gösteriyor. Avrupa’da ise geçmişte leyleklerin avlıyorlardı. Bugün birçok ülkenin büyük bütçeler ayırarak leylek popülasyonunu yeniden artırmaya çalışıyor" dedi. "Dinlenirken rahatsız etmeyin" Göç sırasında leyleklerin özellikle sulak ve çayırlık alanlarda konakladığını belirten Can, vatandaşlara önemli bir uyarıda bulundu. "Akşamları dinlenmek için yere iniyorlar. Bu süreçte yaklaşılmaması gerekiyor. Beslemek için bile olsa rahatsız edilmemeli. Çünkü kanatlarını dinlendirmeleri hayati önem taşıyor. İstanbul’da Sazlıbosna başta olmak üzere Arnavutköy, Hacımaşlı ve Çatalca çevresinin önemli yaşam alanları arasında yer aldığını belirten Can, bu bölgelerdeki yuva sayısını takip ettiklerini ifade etti.