POLİTİKA - 06 Ocak 2026 Salı 19:07

Bakan Güler: "Hiçbir terör örgütünün bölgede kök salmasına müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatmak istiyorum"

A
A
A

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "Biz samimi olarak bu sürecin başarılı olmasını arzu ediyoruz. Ancak bunun için PKK ve iltisaklı tüm gruplar fesih kararı kapsamında Suriye dahil, bulundukları tüm bölgelerde derhal tüm terör faaliyetlerine son vermeli ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmelidirler. Başta PKK/PYD/YPG/SDG olmak üzere hiçbir terör örgütünün bölgede kök salmasına müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatmak istiyorum" dedi.

 

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Milli Savunma Bakanlığında düzenlenen "Madalya Tevcih, Başarılı Birlik ve Personelin Ödüllendirilmesi Töreni"ne katıldı. Törende Bakan Yaşar Güler’in beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel, Bakan Yardımcıları Alpaslan Kavaklıoğlu, Bilal Durdalı, Musa Heybet ve Salih Ayhan ile birliklerde görevli personel de yer aldı.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, törendeki konuşmasında, "Kahraman personelimizin ortaya koyduğu emeği, gösterdiği fedakârlığı ve sorumluluklarını başarıyla yerine getirmesini taltif ettiğimiz bu özel törende sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle görevlerini üstün bir hizmet aşkı ve sorumluluk bilinciyle ifa eden tüm personelimizi ve birliklerimizi canıgönülden kutluyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz büyük ve güçlü Türkiye vizyonunun güvenlik alanındaki en sağlam dayanağıdır. Bu vizyonumuz, yüksek teknolojiye odaklanan operasyonel kabiliyetleri gelişmiş ve her şart altında görevini eksiksiz yerine getiren güçlü, etkin ve caydırıcı bir orduya sahip olmayı esas almaktadır. Bakanlık olarak bu anlayışla ordumuzun imkan ve kabiliyetlerini artırmak için tüm gücümüzle çalışıyoruz. Çok şükür çabalarımızın neticelerini de sahada açıkça müşahede ediyoruz" dedi.

Mehmetçiklerin gayretiyle terörün bitme noktasına geldiğini vurgulayan Bakan Güler, "Nitekim Kara Kuvvetlerimiz terörle mücadeleden sınır güvenliğine uzanan geniş bir görev alanında ortaya koyduğu emsalsiz mücadeleyle asil milletimizin huzur ve güvenliğinin teminatı olmaktadır. Deniz Kuvvetlerimiz; Mavi Vatanımızda, deniz yetki alanlarımızda ve açık denizlerde Türkiye’nin hak ve menfaatlerini kararlılıkla korumakta, uluslararası sularda dünya barışına müstesna katkılar sağlamaktadır. Hava Kuvvetlerimiz ise Gök Vatanımızın emniyetinin sağlanmasından terörle mücadele operasyonlarına ve insani yardım faaliyetlerine kadar üstlendiği pek çok vazifeyi üstün bir başarıyla yerine getirmektedir. Ayrıca kara, deniz ve hava unsurlarımızın müşterek harekât anlayışı içinde uyum ve koordinasyonla görev yapması da Türk ordusunun üstün niteliklerinin en bariz yansımasıdır. Şüphesiz ki ordumuzun bu caydırıcı gücü, en başta terör örgütleriyle mücadelede kendisini göstermiş, kahraman Mehmetçik emsalsiz gayretleriyle terörü bitirme noktasına getirmiştir" diye konuştu.

"Samimi olarak bu sürecin başarılı olmasını arzu ediyoruz"

PKK ve iltisaklı grupların fesih kararı kapsamında Suriye dahil bulundukları bölgelerde terör faaliyetlerini durdurmaları gerektiğini vurgulayan Bakan Güler, "Bunun sonucunda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ‘Terörsüz Türkiye’ süreci başlatılmıştır. Biz samimi olarak bu sürecin başarılı olmasını arzu ediyoruz. Ancak bunun için PKK ve iltisaklı tüm gruplar fesih kararı kapsamında Suriye dahil, bulundukları tüm bölgelerde derhal tüm terör faaliyetlerine son vermeli ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmelidirler. Başta PKK/PYD/YPG/SDG olmak üzere hiçbir terör örgütünün bölgede kök salmasına müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatmak istiyorum. İcra ettiğimiz tüm faaliyetlerde büyük bir adanmışlıkla vazifelerini icra eden personelimizin tamamı, elbette ki her türlü takdire layıktır. Ancak aralarında temayüz ederek bugün ödül almaya hak kazanan silah ve mesai arkadaşlarımız da başarılarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tamamını temsil etmektedirler. Kahraman ordumuz, sizler gibi personelimizin taşıdığı bu ulvi ruhla güçlüdür. Sizlerin yüksek aidiyet duygusu, adanmışlığı, disiplini ve başarıları ülkemizin bölgesel ve küresel ölçekteki etkinliğini ve itibarını da yükseltmektedir" şeklinde konuştu.

Ödüle layık görülen komutanları tebrik eden Bakan Güler, "Özellikle belirtmeliyim ki ödüle layık görülen silah ve mesai arkadaşlarım, Silahlı Kuvvetlerimizin dünya orduları arasındaki mümtaz yerini daha da ileriye taşıyabilmek için meslek hayatları boyunca özverili çalışmalar yürütmüş, taşıdıkları sorumluluğun gereğini her daim yerine getirmişlerdir. Bu gayretleri nedeniyle; Şeref Madalyası ile taltif edilen Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile Hava Kuvvetler Komutanımız Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu’nu, Üstün Hizmet Madalyası ile taltif edilen; Kara Kuvvetleri Komutanımız Orgeneral Metin Tokel’i, Genelkurmay İkinci Başkanımız Orgeneral Levent Ergün’ü, Donanma Komutanımız Oramiral Kadir Yıldız’ı, 1’nci Ordu Komutanımız Orgeneral Bahtiyar Ersay’ı, Muharip Hava Kuvveti Komutanımız Orgeneral Rafet Dalkıran’ı yürekten tebrik ediyorum. Aynı şekilde Silahlı Kuvvetlerimizin başarı çıtasını daha yükseklere taşımak için büyük bir gayret ve özveriyle çalışarak madalya ve ödül almaya layık görülen personel ve birliklerimizi de bir kez daha kutluyorum" ifadelerini kullandı.

"Sporcularımız da 2025 yılında bize sayısız mutluluklar yaşattılar"

2025 yılında askeriye içinden çıkan sporcuları tebrik eden Bakan Güler, "Bunların yanı sıra sporcularımız da 2025 yılında bize sayısız mutluluklar yaşattılar. Nitekim Spor Gücü Komutanlığımız; 14’üncü Uluslararası Askeri Sporlar Konseyi (CISM) Şampiyonası’nda toplamda 63 rekor kırmış, bu kapsamda takım olarak 231 kupa, ferdî olarak ise 1.402 madalya kazanmış ve büyük bir başarıya imza atmıştır. Atış Takımımız ise ulusal ve uluslararası müsabakalarda 1 dünya rekoru ve 17 Türkiye rekoru kırmış, takım olarak 33 Kupa ve ferdî olarak 137 madalya kazanarak Türkiye Şampiyonlukları elde etmiştir. Kick Boks Takımımız; Ulusal ve Uluslararası müsabakalarda ferdî olarak 150 madalya kazanmış, ayrıca Türkiye Şampiyonluğu elde etmiştir. Modern Pentatlon Takımımız; Ulusal ve Uluslararası müsabakalarda 5 Dünya rekoru kırarken, takım olarak 6 kupa ve ferdî olarak da 50 madalya ile Türkiye Şampiyonlukları, ayrıca Ordulararası Dünya Şampiyonluğu elde etmiştir. Aynı şekilde Güreş, Okçuluk ve Deniz Pentatlon Takımlarımız da Dünya Şampiyonlukları kazanmışlardır. Tüm bunların yanı sıra Paraşüt, Satranç, Triatlon, Tırmanma, Yüzme, Yelken, Kürek ve Yat Takımlarımız da çeşitli ulusal ve uluslararası müsabakalarda şampiyonluklar ve dereceler elde etmişlerdir" dedi.

Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin ‘Türkiye Yüzyılı’ hedefleri doğrultusunda çalışmaya devam edeceğini belirten Bakan Güler, şunları kaydetti:

"Bugün ülkemizin güvenliği, asil milletimizin huzuru ve devletimizin bekası için güçlü, hazırlıklı ve her şartta görevini yerine getirebilen bir orduyu muhafaza etmek en temel sorumluluğumuzdur. Bu yüzden çalışmak hayatınızın ana felsefesi, sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Aziz Atatürk bu durumu, ’Zafer, zafer benimdir diyebilenin, başarı; başarılı olacağım diye başlayanın ve başardım diyebilenindir’ sözleriyle veciz bir şekilde ifade etmiştir. Asıl olan elde edilen başarıyı koruyabilmek ve onu daha da ileriye taşıyacak iradeyi diri tutabilmektir. Unutulmamalıdır ki şanlı ordumuzun gücü sahip olduğu imkânlarla birlikte bu imkânları en doğru şekilde kullanacak nitelikli personelinden kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede bugün ödüllendirilen siz kıymetli personelimizin ve birliklerimizin, gelecekte de bizlere daha nice gurur yaşatacağına yürekten inanıyorum. Sonuç olarak İstiklal Harbi’mizi yöneten ve bugün de ülkemizin güvenlik mimarisinin başat aktörü olan Milli Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz doğrultusunda; Daha büyük, daha güçlü bir Türkiye için azim ve kararlılıkla çalışmalarını sürdürecektir."

Furkan Doğan



 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Bakırcılar Çarşısı’nda zamana direnen son ustalar Adana’nın Kozan ilçesinde bir zamanlar onlarca ustanın çekiç sesleriyle yankılanan Bakırcılar ve Kalaycılar Çarşısı’nda bugün sadece bir bakır ustası ile iki kalaycı, mesleklerini sürdürerek geleneksel el sanatlarını yaşatmaya çalışıyor. Kozan ilçesinde geçmişte 15’e bakırcı ve 20’nin üzerinde kalaycının bulunduğu Bakırcılar ve Kalaycılar Çarşısı’nda, şimdi tek bakır ustası ile iki kalay ustası kaldı. 1986 yılından bu yana mesleğini sürdüren bakır ustası Remzi Karaoğlan, yıllar içinde hem ustaların hem de çarşıdaki hareketliliğin büyük ölçüde azaldığını söyledi. "Şimdi tek bakırcı kaldım" Mesleğini ailesinden devraldığını belirten bakır ustası Remzi Karaoğlan, "Önceden 15’e yakın bakırcı, 20’nin üzerinde kalaycı vardı. Şimdi tek bakırcı kaldım, iki kalaycı var. Eskiden burada insanlar birbirinden geçemezdi, çarşı çok yoğundu ama şimdi o günlerden eser yok" dedi. Bakıra talep azaldı Bakır ürünlere olan ilginin her geçen gün azaldığını ifade eden Karaoğlan, "Bakırın fiyatının yükselmesi ve yeni ürünlerin çıkması talebi düşürdü. Eskiden her evde bakır vardı, şimdi daha çok köylerde kullanılıyor. Yoğurt, pekmez gibi ürünler bakır kaplarda yapılırdı. Bakır sağlık demektir, eskiden insanlar bu yüzden daha sağlıklıydı" diye konuştu. Kalaycılık zahmetli, usta yetişmiyor Kalaycılık mesleğinin de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten ustalar, işin zorluğu ve ilgi azlığı nedeniyle yeni neslin bu mesleğe yönelmediğini dile getirdi. Kalaycılığın zahmetli bir iş olduğunu vurgulayan Karaoğlan, "Kalaylama ve doğrultma işlemleri büyük emek istiyor. Evlerde artık bir ya da iki bakır kap ya var ya yok" ifadelerini kullandı. "Sanatın devam etmesi lazım" Mesleğin geleceği için çırak yetişmediğini belirten Karaoğlan, "En büyük sıkıntımız eleman yetişmemesi. Bu işe devletin ve halk eğitimin destek vermesi gerekiyor. Bu sanatın devam etmesi lazım" dedi. "Kozan’da sadece iki kalaycı kaldı" 1986 yılından bu yana kalaycılık yaptığını belirten Muhammed Çöndü ise mesleğin yok olma noktasına geldiğini ifade ederek, "Eskiden her dükkanda 3-4 usta olurdu, şimdi Kozan’da sadece iki kalaycı kaldık. Bu meslek alın teri gerektiriyor ama ilgi yok. Çalışacak kimse bulamıyoruz, yetişecek çırak yok" şeklinde konuştu. Bakırın sağlık açısından önemli olduğuna dikkat çeken Çöndü, "Bakır sağlıktır, vücuttaki bazı zararlı etkileri azaltır. Eskiden insanlar bakır kaplarda beslenirdi ve daha sağlıklıydı" diyerek geleneksel kullanımın önemine vurgu yaptı.
Antalya Yanan evden 4 yaşındaki yeğenini çıkarmak isterken yaralandı Antalya’nın Serik ilçesinde 2 katlı evin zemin katında çıkan yangın itfaiye ekiplerinin müdahalesi ile kısa sürede söndürülürken, olay anında içeride bulunan 4 yaşındaki yeğenini dışarı çıkarmak isteyen bir kişi hafif yaralandı. Yangın, saat 08.30 sıralarında Serik İlçesi Merkez mahallesinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 2 katlı bir ikametin zemin katında yangın çıktı. Daireden çıkan dumanları gören vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı’na bağlı ekiplerin kısa sürede müdahale ettiği yangın 1 saatlik çalışma sonucu söndürüldü. Yangında evin bir odası tamamen yanarak kullanılamaz hale geldi. Yangın sırasında dairede bulunan Nigar Bostan, 4 yaşındaki yeğenini kurtarmaya çalışırken ellerinden hafif yaralandı. Yeğenini kurtarmak isterken elleri yandı Yaralı Bostan olay yerine gelen sağlık ekiplerince ayakta tedavi edildi. Yangın anında apartmanın üst katta balkonda ikamet eden Atalay Sargın, "Balkonda oturuyordum. Dumanların çıktığını görüp aşağı indim. Kapıyı açtım çocukları dışarıya zor çıkardım. İçeriye tekrar giremedim. İtfaiyeyi aradım, sonra damat geldi. İtfaiye ekipleri geldi müdahale etti. Bir yaralı var buna da şükür" dedi. Yangının 4 yaşındaki çocuğun kibritle oynadığı sırada yattığı yorganın tutuşması sonucu çıktığı iddia edildi.
Kahramanmaraş Hamileyim diye geldi, tümör teşhisi konuldu Kahramanmaraş’ta hastaneye gebelik şüphesiyle başvuran kadın hastanın yapılan tetkiklerinde hamile olmadığı, şikayetlerinin beyinde yer alan iyi huylu bir tümörden kaynaklandığı ortaya çıktı. Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Çiftçoğlu, mide bulantısı, adet gecikmesi ve baş ağrısı şikayetleriyle başvuran bir hastanın gebelik muayenesi talebiyle geldiğini belirtti. Yapılan ilk değerlendirmelerde gebelik tespit edilmediğini ifade eden Çiftçoğlu, "Hastanın şikayetlerinin gebelikle benzerlik göstermesi üzerine farklı ihtimalleri değerlendirdik. Bu çerçevede yapılan hormon testlerinde prolaktin seviyesinin yüksek olduğunu belirledik" dedi. Yapılan ileri tetkiklerde hastaya hipofiz MR çekildiğini aktaran Çiftçoğlu, "MR sonucunda beynin hipofiz bölgesinde ‘prolaktinoma’ olarak adlandırılan bir tümör tespit ettik. Bu tümör, prolaktin hormonunun aşırı salgılanmasına neden oluyor. Genellikle iyi huylu olup ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor" diye konuştu. Gebelik belirtilerine benzer şikayetlerin farklı hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Çiftçoğlu, "Prolaktin hormonu aslında beyinde hipofiz bezinden salgılanan ve süt salınımını sağlayan hormondur. Bunun yüksek olduğunu tespit ettikten sonra hastada hipofiz MR çektirdik. Çektiğimiz beyin MR’ında hastanın hipofiz dediğimiz bölgede kitleyi tümörü tespit ettik. Prolaktinoma dediğimiz bir tümör. Prolaktinoma tümörü beyinde hipofiz bölgesinde bulunmakta olup prolaktin hormonunun aşırı miktarda salgılanmasını sağlayan bir tümördür. Bu durumda iyi huyludur, kanserleşme olmasını çok yoktur. Dolayısıyla ilaçla tedavisi mümkündür ama gebelik şikayetlerini de andırdığı için mutlaka ayırıcı tanıda akılda tutulması gereken bir durumdur. Hasta da bizle öğrendi ’hamileyim’ diye geldi hasta, gebelik muayenesi olma talebiyle geldi ancak biz tümörü tespit ettik. Önce gebe olmadığını tespit ettik ve sonra ’Bu şikayetlere sebep olabilecek ne var?’ diye araştırdığımızda bu durum ortaya çıktı. Yani tümörü de aynı gün içerisinde değil birkaç gün sonra ileri tetkik sayesinde öğrenmiş oldu" dedi.
İstanbul İstanbul’dan her yıl 1 milyon leylek geçiyor Leylek Dede olarak bilinen 81 yaşındaki araştırmacı Fikret Can, İstanbul’un leylek göçündeki kritik rolüne dikkat çekti. Yaklaşık 20 yıldır leylekler üzerine gözlem ve araştırmalar yaptığını belirten Can, özellikle Avrupa’daki leyleklerin yüzde 90’ının göç sırasında İstanbul Boğazı’nı tercih ettiğini söyledi. Arnavutköy’de çayırlık ve sulak alanlarda görüntülenen leylek sürüleri ise ilkbahar göçünün yoğunluğunu gözler önüne serdi. İstanbul, ilkbahar göçüyle birlikte leyleklerin en yoğun geçiş noktalarından biri haline geldi. Arnavutköy’de çayırlık ve sulak alanlarda görüntülenen leylek sürüleri, binlerce kilometrelik yolculuğun İstanbul ayağını gözler önüne sererken, kentin göç rotasındaki stratejik önemi bir kez daha ortaya çıktı. Osmanlı Cihan Devleti zamanında ise Gurabahane-i Laklakan adıyla bilinen leylek hastanesi kurulmuş. Burada yaralı leylekler tedavi edilmesi geçmişten gelen leylek sevgisinin en somut örneklerinden birisi olarak biliniyor. "İstanbul Boğazı göçün kalbi" İlkbahar göçünün tam ortasında olunduğunu ifade eden Leylek Dede olarak bilinmen Fikret Can, leyleklerin Güney Afrika’dan yola çıkarak binlerce kilometrelik zorlu bir yolculuk yapıyorlar. Afrika’yı boydan boya geçen leyleklerin Mısır, Orta Doğu ve Hatay üzerinden Türkiye’ye giriş yapıyorlar. Anadolu’yu takip ederek İstanbul’a ulaşıyorlar. Buradan da Trakya ve Avrupa’daki yuvalarına gidiyorlar. Toplamda 10-15 bin kilometre yol kat ediyorlar İstanbul’un leylekler için hayati bir geçiş noktası. Leylekler deniz üzerinden uçamıyor, havanın kaldırma gücünü kullanıyorlar. Bu yüzden karaları takip etmek zorundalar. Avrupa ile Afrika arasında iki ana geçiş noktası var; biri Cebelitarık, diğeri İstanbul Boğazı. İlginç olan ise Avrupa’daki leyleklerin yaklaşık yüzde 90’ı daha uzun olmasına rağmen İstanbul rotasını tercih ediyor" diye konuştu. "Atalarımız leylekler için hastaneler kurmuş" Her yıl özellikle sonbahar göçünde İstanbul semalarında yaklaşık 1 milyon leyleğin görüldüğünü ifade eden Can, bu durumun kentin göç yollarındaki eşsiz konumunu ortaya koyduğunu belirtti. Osmanlı döneminde leyleklere verilen değerin önemini vurgulayan Can, "Gurabahane-i Laklakan adıyla bilinen leylek hastaneleri kurulmuş. Yaralı ve bakıma muhtaç leylekler için özel yerler yapılmış. Bu da bizim millet olarak doğaya ve hayvanlara bakışımızı gösteriyor. Avrupa’da ise geçmişte leyleklerin avlıyorlardı. Bugün birçok ülkenin büyük bütçeler ayırarak leylek popülasyonunu yeniden artırmaya çalışıyor" dedi. "Dinlenirken rahatsız etmeyin" Göç sırasında leyleklerin özellikle sulak ve çayırlık alanlarda konakladığını belirten Can, vatandaşlara önemli bir uyarıda bulundu. "Akşamları dinlenmek için yere iniyorlar. Bu süreçte yaklaşılmaması gerekiyor. Beslemek için bile olsa rahatsız edilmemeli. Çünkü kanatlarını dinlendirmeleri hayati önem taşıyor. İstanbul’da Sazlıbosna başta olmak üzere Arnavutköy, Hacımaşlı ve Çatalca çevresinin önemli yaşam alanları arasında yer aldığını belirten Can, bu bölgelerdeki yuva sayısını takip ettiklerini ifade etti.