POLİTİKA - 11 Aralık 2025 Perşembe 16:25

Bakan Işıkhan: "Hedeflerimize işçilerle ve işverenlerle birlikte hareket ederek ulaşabiliriz"

A
A
A
Bakan Işıkhan: "Hedeflerimize işçilerle ve işverenlerle birlikte hareket ederek ulaşabiliriz"

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, vatandaşların huzuru ve refahının sağlanması hedefi doğrultusunda hareket ettiklerini belirterek, "Bu hedeflere işçilerle, işverenlerle birlikte hareket ederek ulaşabiliriz. Ortak yarınları ancak sosyal diyaloğu güçlendirerek kurabiliriz" dedi.


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) 29’uncu Olağan Genel Kurulu’nda konuştu. Işıkhan, sendikal faaliyetlerin işçi, işveren ve devlet taraflarından oluşan üçlü yapının sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi ve sosyal diyaloğun geliştirilmesi bakımından vazgeçilmez bir öneme sahip olduğunu dile getirdi.



"Hepimizin ortak hedefi vatandaşlarımızın huzur ve refahını sağlamaktır"


Türkiye’nin bugüne kadar küresel belirsizlik atmosferinin sebep olduğu finansal sınavlardan, sınamalardan alnının akıyla çıkmayı başarmış bir ülke olduğunun altını çizen Işıkhan, "Türkiye, özellikle son yıllardaki pandemi, küresel krizler, savaşlar ve afetler gibi hadiselere rağmen Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın vizyonuyla hız kesmeden büyümeye devam etmektedir. Elbette bu süreçte aşılması gereken pek çok engel, çözüme kavuşturulacak pek çok mesele önümüze çıkmış ve çıkmaya da devam edecektir. Ancak sosyal diyaloğun hakim olduğu bir çalışma hayatıyla biz tüm bu engelleri aşmaya devam edeceğiz. Hepimizin ortak hedefi, milli kalkınma hedeflerimizi başarıyla menzile ulaştırmak, ülkemizin dirliğini, birliğini, vatandaşlarımızın huzur ve refahını sağlamaktır" açıklamasında bulundu.



"Hedeflerimize işçilerle, işverenlerle birlikte hareket ederek ulaşabiliriz"


Işıkhan, vatandaşların huzuru ve refahının sağlanması hedefi doğrultusunda hareket ettiklerini sözlerine ekleyerek, "Bu hedeflere işçilerle, işverenlerle birlikte hareket ederek ulaşabiliriz. Ortak yarınları ancak sosyal diyaloğu güçlendirerek kurabiliriz. Çalışanlarımızın alın teri ve emeği, işverenlerimizin hakkaniyetli ve adil tutumu, sosyal paydaşlarımızın uzlaşmacı ve aklıselim yaklaşımı ile her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğimize yürekten inanıyorum Bu anlayışla çalışma hayatı dinamiklerini iyileştirirken attığımız her adımda sosyal paydaşların desteğini önemsiyor, işverenlerimizin yolunu açmak, yatırım ortamını iyileştirerek bu yapıyı üretime ve istihdama elverişli hale getirmek için büyük bir gayretle çalışıyoruz" ifadelerine yer verdi.


SGK aracılığıyla işverenlere ve işletmelere yönelik çeşitli teşvik ve destekleri artırdıklarını söyleyen Işıkhan, diğer yandan da İŞ-KUR aracılığıyla iş dünyasının ihtiyaçlarına uygun nitelikli işgücünü yetiştirecek yeni uygulamaları hayata geçirdiklerini ifade etti. Işıkhan, bu anlayışla kendini güncelleyen, değişime ve yeniliğe açık, daha adil, daha müreffeh ve herkesin kazandığı bir çalışma hayatını birlikte inşa etmeye devam edeceklerini aktardı. Türkiye olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonuyla istihdamda, işgücüne katılımda, üretimde ve ihracatta Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırdıklarının altını çizen Işıkhan, "İşverenlerimizin aldığı insiyatifler ve devletimizin sağladığı desteklerle Türkiye’yi dünyanın en önemli üretim üslerinden birisi haline getirmekte kararlıyız. Zatı alinizin işaret ettiği Türkiye Yüzyılı hedefimize emin adımlarla yürürken, çalışma hayatı mensupları olarak kendimize hedef edindiğimiz ‘yatırım-istihdam-üretim ekseninde büyük ve güçlü Türkiye’ sözünden hareket ediyoruz" şeklinde konuştu.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol, HAK-İŞ Başkanı Mahmut Arslan, Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın ve TİSK üyelerinin yer aldığı program, Bakan Işıkhan’ın konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasıyla devam etti.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Oltalı hırsız camiden mikrofon çaldı Bursa’nın Mudanya ilçesinde elinde balık oltasıyla camiye giren hırsız, imamın kullandığı yaka ve telsiz mikrofonu çalarak kayıplara karıştı. Oltalı hırsızın o anları caminin güvenlik kameraları tarafından saniye saniye görüntülendi. Aynı hırsızın ilçedeki 3 ayrı camiden aynı yöntemle ses sistemi çaldığı belirtildi. Edinilen bilgiye göre Güzelyalı Mahallesi’ndeki Çayırbaşı Camii’ne elinde balık oltasıyla giren hırsız, mimberde ve hutbede bulunan cami imamının vaazda ve namazda kullandığı yaka ve telsiz mikrofonları çalarak camiden ayrıldı. Çayırbaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği yöneticisi Asalet Yılmaz, sabah namazının ardından öğle namazına kısa süre kala camiye giren kişinin kameralardan cihazları çalıp gittiğini gördüklerini ve daha sonra polise haber verdiklerini söyledi. Aynı camide 19 yıldır görev yapan imam Ali Remzi Çelik ise şüpheli şahsın yaklaşık 10 yıl öncesine kadar akli dengesinin yerinde olduğunu, belediyede çalıştığını, ancak sonrasında madde kullanımıyla birlikte psikolojik sorunlar yaşamaya başladığını ifade etti. Çelik, şahsın işten çıkarıldığını, eşinden ayrıldığını ve Antalya’da cezaevinde bulunduğunu, bayram izniyle dışarı çıktığını öne sürdü. Şüpheli şahsın daha sonra Güzelyalı Duran Camii’ne giderek burada da mikrofon ve kabloları söküp aldığı öğrenildi. Cami imamı Dursun Çetin, şahsın mikrofonları söküp kablolarını kopardığını, kendisini gördüğünde ise "bu daha başlangıç" dediğini aktardı. Güzelyalı Yeni Camii (Merkez Camii) imamı Etem Altın da saat 11.00 sıralarında camiye giren şahsın mihrap, kürsü, minber ve müezzinlikte bulunan mikrofonları yerinden sökerek bazılarını alıp götürdüğünü, bazılarını ise kırdığını söyledi. Altın, şahsın zaman zaman camiye gelerek cemaati rahatsız ettiğini belirtti. Polis ekiplerince gözaltına alınan şüpheliyle ilgili inceleme başlatıldı.
Antalya Kızamıkta aşı karşıtlığı çocukları ölümcül riskle karşı karşıya bırakıyor Son yıllarda dünya genelinde yeniden yükselişe geçen kızamık vakaları, özellikle çocuklar açısından ciddi bir halk sağlığı tehdidi haline geldi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferunda Demir, kızamığın yıllar sonra bile beyin hasarına yol açabildiğini belirterek, "Son yıllarda aşı karşıtlığının artması ve çocukların aşılanmaması, bu ölümcül risklerle karşı karşıya kalmamıza neden oluyor. Korunmanın tek yolu aşıdır" dedi. Dünya genelinde yeniden artış gösteren kızamık vakaları, çocuklar açısından yalnızca hastalık döneminde değil, sonrasında da hayati risk oluşturuyor. Uzun yılların ardından birçok ülkede yeniden görülmeye başlayan vakalar ve buna bağlı ölümler, hastalığın önemini bir kez daha gündeme taşıdı. Üstelik kızamık, yalnızca hastalık döneminde değil, iyileştikten sonraki süreçte de ciddi riskler barındırıyor. Özellikle Covid-19 pandemisinin ardından çocukluk çağı aşılanma oranlarında yaşanan düşüşün, çocuklarda ölümcül seyredebildiği bilinen kızamık vakalarının artmasına yol açtığına dikkat çekiliyor. Medical Park Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferunda Demir, kızamık vakalarındaki artışın nedenlerini ve hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı. "Salgınlar şeklinde kendini gösterdiği için çok ciddi önem taşımaktadır" Kızamığın, rubeola adı verilen bir virüs hastalığı olduğunu belirten Uzm. Dr. Ferunda Demir, hastalığın özellikle döküntüyle seyreden ve toplumsal yayılım riski yüksek bir enfeksiyon olduğuna işaret etti. Uzm. Dr. Demir, "Kızamık hastalığı, rubeola dediğimiz bir virüs hastalığıdır. Özellikle döküntülerle seyreden bir hastalıktır ve salgınlar şeklinde kendini gösterdiği için çok ciddi önem taşımaktadır" dedi. Kızamık virüsünün özellikle kış sonu ve ilkbahar başında salgınlara neden olabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Demir, çocuklar arasında bulaşmanın çoğunlukla damlacık yoluyla gerçekleştiğini belirtti. Demir, "Öksürmekle, hapşırmakla, bazen fiziksel temasla birbirlerine bulaştırabilirler. Kızamık virüsünün özellikle 20 ve 37 derece arasında canlı olarak yaşadığını biliyoruz ve havada da bir saat kadar asılı kalabiliyor. Bu yüzden de herhangi bir kızamıklı çocuğun bulunduğu ortamda diğer çocuklara bulaşma ihtimali birkaç saat daha devam edebiliyor, çocuk oradan ayrılmış olsa bile" şeklinde konuştu. "Yüksek ateşle başlıyor, döküntü tüm vücuda yayılıyor" Hastalığın kuluçka süresinin genellikle 10 ila 14 gün sürdüğünü belirten Uzm. Dr. Demir, bu sürecin ardından çocuklarda yaklaşık 40 dereceye ulaşabilen yüksek ateş görülebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Demir, hastalığın belirtilerini, "Öksürük, burun akıntısı, boğaz ağrısı, halsizlik, gözlerde kızarma gibi semptomlarla gelebilir" sözleriyle anlattı. Kızamık tanısında ayırt edici bulgulardan birinin ağız içindeki lekeler olduğunu belirten Demir, "Özellikle hastalığı kapan çocukların bir kısmında yanak iç kısmında, ağız içinde gri renkli koplik lekesi dediğimiz lekelerin olması, hastalığın tanı koydurmada bize çok diagnostik bir veridir. Bu şikayetlerin arkasından 4. ya da 5. günde, boyun arkasından ve kulak arkasından başlayan, tüm vücuda yayılan kırmızı ve kahverengi renkli döküntüler meydana gelir. Bu döküntüler 4-5 gün kaldıktan sonra önce solar, ardından soyularak baştan aşağı kaybolur" diye konuştu. "Menenjitten zatürreye kadar ağır komplikasyonlara yol açabiliyor" Kızamığın yalnızca ateş ve döküntüyle sınırlı bir hastalık olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Demir, ciddi komplikasyonlarla da seyredebileceğini söyledi. Demir, "Menenjit gelişebilir çocuklarda, orta kulak enfeksiyonu gelişebilir, zatürre bulguları gelişebilir ve çok ağır olan bu durumlar meydana geldiği zaman çocuklarda, hastanelerde yatışlı tedavi gerektirebilen bir hastalıktır" dedi. Hastalığın sinir sistemi üzerinde de yıkıcı etkiler bırakabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Demir, kızamık geçirildikten sonra bile tehlikenin sona ermediğini kaydetti. İyileştikten sonra da risk sürüyor: SSPE uyarısı Uzm. Dr. Ferunda Demir, kızamık virüsünün özellikle beyin dokusunda hasarla seyreden çok ağır bir tabloya da neden olabildiğine dikkat çekerek, "Hastalık atlatıldıktan sonraki 2-3 yıl içinde beyin dokusunu zedeleyen kızamık virüsü, Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) dediğimiz beyin hasarıyla giden ve ölümcül seyredebilen bir hastalıkla da sonuçlanabilir" ifadelerini kullandı. Bu nedenle kızamığın hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Demir, hastalığın çocuk sağlığı açısından son derece önemli olduğunu belirtti. "Aşılanmama ölümcül risklerle karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor" Son yıllarda kızamık vakalarındaki artışın en önemli nedenlerinden birinin de aşı karşıtlığı olduğuna işaret eden Uzm. Dr. Demir, "Son yıllarda özellikle aşı karşıtı kişilerin artması, çocukların aşılanmaması bu tür ölümcül risklerle karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor" dedi. Türkiye’de uygulanan aşı takvimine ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Demir, kızamık aşısının iki doz halinde uygulandığını belirterek, "Türkiye’deki aşı şemasında iki doz aşı var. 12. ay ve 4. yaşta. Son yıllarda salgınların artmasıyla birlikte 9. ayda da ek doz bir aşı önerilmekte" diye konuştu. "Korunmanın tek yolu aşı" Aşının kızamığa karşı en etkili korunma yöntemi olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Demir, "Bizim için korunmanın tek yolu aşı diyoruz. Çünkü birinci aşıdan sonraki koruyuculuk yüzde 93, ikinci aşıdan sonraki koruyuculuk yüzde 97’nin üzerinde. Gördüğümüz hastaların çoğunun da aşısız vakalar olduğunu biliyoruz. Bu yüzden çocuklarımızın aşılarının mutlaka yapılmasını tavsiye ediyoruz. Kızamıklı bir çocukla temastan sonra ilk 3 gün içinde de aşının yapılmasını mutlaka öneriyoruz" ifadelerini kullandı.