POLİTİKA - 18 Aralık 2025 Perşembe 14:17

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: "İsrail’in uzun yıllar uluslararası sistemde fiilen dokunulmazlık zırhıyla hareket etti"

A
A
A

 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye Hükümeti ile SDG arasında varılan 10 Mart mutabakatını hatırlatarak, "Biz de sürecin diyalog, müzakere ve barışçıl yollarla ilerlemesini umuyoruz. Yeniden askeri yollara başvurma ihtiyacının ortaya çıktığını görmek istemiyoruz ancak SDG, ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalı" dedi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT World'e verdiği röportajda bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakan Fidan, Türkiye'nin Filistin meselesinde uluslararası vicdanın sesi olduğunu vurgulayarak İsrail'in Gazze'deki saldırılarına karşı Türkiye'nin en başından bu yana açık bir diplomatik duruş sergilediğini kaydetti.
İsrail'in uzun yıllar uluslararası sistemde fiilen dokunulmazlık zırhıyla hareket ettiğini belirten Bakan Fidan, "Bu durum on yıllardır böyleydi ve İsrail uluslararası sistemden muaf tutuldu, ama bence bu dönem artık sona erdi. Türkiye, ortaklarıyla birlikte bu sonuca varılmasında çok önemli bir rol oynadı. Bu yüzden İsrail, Türkiye'nin katılımına şiddetle karşı çıkıyor. Ama burada tek ilgili aktör İsrail değil. Burada başka ilgili aktörler de var, bu yüzden onlarla da görüşüyoruz" şeklinde konuştu.

Bakan Fidan, İsrail'in Türkiye'nin olası uluslararası güvenlik mekanizmalarına katılımına karşı çıktığını ancak Ankara'nın ilgili tüm aktörlerle temaslarını sürdürdüğünü dile getirerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla bakanlıklar arası ekiplerin Gazze'ye yardım ulaştırılması konusunda yoğun çalışma yürüttüğünü söyledi.

"En büyük tehdidin terörizm olduğunu düşündük ve devreye girdik"

Türkiye'nin terörle mücadelede bölgedeki en tecrübeli ülkelerden biri olduğunun altını çizen Bakan Fidan, "Son 40 yıldır PKK ve diğer terör örgütleriyle mücadele ediyoruz. Bu süreçte ciddi bir birikim, kapasite ve uzmanlık geliştirdik. Dolayısıyla konu DEAŞ olduğunda, ne yazık ki geçen yıla kadar Suriye'deki tehdit ortamı nedeniyle DEAŞ ve diğer terör örgütleri sistemdeki boşluklardan faydalanabildi. Ancak artık iç savaş sona erdi, Şam'da halk iradesi hâkim ve şu anda sağlıklı bir iş birliği söz konusu. Daha önce de ifade ettiğim gibi, bir iş birliği mekanizması olduğu sürece bunun üstesinden gelebiliriz. Devrimin ilk aylarında, 2025'in başlarında, diğer bölge ülkeleriyle bir araya geldik. Dedik ki, ‘Suriye toparlanma sürecine girdi. Çok derin yaraları var, iyileşmesi için zamana ihtiyacı var ve bu süreçte uluslararası ve bölgesel desteğe ihtiyaç duyuyor. Ancak bu sırada başka düşmanca unsurların bu süreci istismar etmesini istemiyoruz.' Bu nedenle o dönemde en büyük tehdidin terörizm olduğunu düşündük ve devreye girdik. Bu iş birliği, Suriyeli ortaklarımızın zihinlerinde ayrı bir farkındalık oluşturulması açısından oldukça faydalı oldu" ifadelerini kullandı.

"Uluslararası DEAŞ karşıtı koalisyonun bir parçası oldular ve Washington'da gerekli belgeleri imzaladılar"

Suriye'nin uluslararası DEAŞ karşıtı koalisyona katılımının önemli bir adım olduğunu belirten Fidan, şöyle devam etti:
"Uluslararası toplumun DEAŞ'la nasıl mücadele ettiği, hangi mekanizmaların kullanıldığı ve artık birer devlet aktörü olarak diğer bölge ülkeleriyle birlikte bu sorunla nasıl başa çıkmaları gerektiği onlar için yeni bir alandı. Bu açıdan faydalı oldu. Suriyeli muhataplarımız oldukça yetkin ve bu meseleyi ele alma konusunda son derece istekli. Bildiğiniz üzere uluslararası DEAŞ karşıtı koalisyonun bir parçası oldular ve geçen ay Washington'da gerekli belgeleri imzaladılar. Bu çok olumlu bir adımdı. Böylece DEAŞ'la mücadele konusunda, diğer ülkelerle birlikte kararlı olduklarını açıkça ortaya koydular. Şu anda askeri ve istihbarat uzmanlarımız, diğer bölge ülkeleriyle, Amerikalılarla ve ilgili tüm taraflarla birlikte DEAŞ'la mücadele gündemini ileriye taşıyor. Hiçbir terör unsurunun Suriye halkının ve devletinin toparlanma yolculuğunu sabote etmesine izin vermemeliyiz."

"Bir devlette, farklı otoritelere bağlı iki ya da üç ayrı silahlı yapı olamaz"

Suriye'nin kuzeyindeki SDG unsurlarının entegrasyon sürecine ilişkin değerlendirmede bulunan Fidan, sürecin yavaş ilerlemesinden duyulan rahatsızlığı dile getirdi.
Türkiye, Suriye ve bazı ortakların, SDG'nin zaman kazanmaya çalıştığı yönünde ortak bir kanaate sahip olduğunu ifade eden Fidan, "Amerikalı ortaklarımız da bu sürecin tamamlanması gerektiğinin farkında. Bu, Suriye'nin birliği açısından hayati önemde. Bildiğiniz üzere, Suriye'deki muhalif silahlı grupların tamamı, SDG hariç, artık Savunma Bakanlığı çatısı altına girdi. Çünkü SDG, eski muhalefet yapısının bir parçası değildi.
Eskiden farklı silahlı gruplar vardı ve tek bir komuta-kontrol yapısı altında değillerdi. Şimdi ise Savunma Bakanlığı'nın komutasını kabul ettiler. Bu, ulusal birlik açısından son derece önemli. Çünkü bir devlette, farklı otoritelere bağlı iki ya da üç ayrı silahlı yapı olamaz. Böyle bir durumda birlikten ve egemenlikten söz edemezsiniz" diye konuştu.

"Yeniden askeri yollara başvurma ihtiyacının ortaya çıktığını görmek istemiyoruz"

Suriye Hükümeti ile SDG arasında varılan 10 Mart mutabakatını anımsatan Fidan, "Biz de sürecin diyalog, müzakere ve barışçıl yollarla ilerlemesini umuyoruz. Yeniden askeri yollara başvurma ihtiyacının ortaya çıktığını görmek istemiyoruz. Ancak SDG, ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalı. 10 Mart tarihli anlaşmaya bağlılıklarını gecikmeden ve çarpıtmadan yerine getirmeleri bekleniyor. Bu anlaşmadan herhangi bir sapma görmek istemiyoruz. Şam'daki Suriyeli ortaklarımız da bunun ulusal birlik için hayati bir adım olduğunu görüyor. Ben temkinli ama umutlu bir iyimserlik içindeyim. Doğru yöntemler ve iş birliği biçimleriyle bu noktaya ulaşacağımıza inanıyorum" dedi.

"Gazze örneğinde olduğu gibi, bu tür bir arabuluculuk ancak ABD'nin aktif katılımıyla mümkün"

Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Fidan, Türkiye'nin her iki tarafla da konuşabilen nadir ülkelerden biri olduğunu ve ateşkes için başından bu yana yoğun çaba gösterdiğini söyledi. Avrupa'nın ortasında süren savaşın büyük bir yıkıma yol açtığını aktaran Fidan, "Karadeniz'e doğru olası bir genişleme, Türkiye ve diğer kıyıdaş ülkeler için ciddi bir risk oluşturuyor. Bu nedenle Türkiye, savaşın başından itibaren ateşkes için yoğun çaba sarf etti. Pek çok girişimimiz oldu; bazılarını ortaklarımızla, bazılarını tek başımıza yaptık. Son haftalarda görüşmelerin yoğunlaştığını görmekten memnuniyet duyuyoruz. Avrupalılar devrede, Amerikalılar arabuluculuğu yürütüyor. Bu süreçte Başkan Trump ve ekibine özel bir takdir borçluyuz. Gazze örneğinde olduğu gibi, bu tür bir arabuluculuk ancak ABD'nin aktif katılımıyla mümkün. Biz de Amerikalılarla, Ruslarla, Ukraynalılarla ve Avrupalılarla temas halindeyiz. Taraflar şu anda bir anlaşmaya oldukça yakın" ifadelerine yer verdi.
Ortaya çıkacak mutabakatın Ukrayna halkına sunulacağını belirten Fidan, güvenlik garantileri konusunun sürecin en zor başlıklarından biri olduğunu kaydetti.

"Sorunların en kısa çözümü ateşkestir"

Karadeniz'de artan güvensizlik ortamına da değinen Fidan, Tahıl Anlaşması sayesinde 30 milyon ton tahılın dünya piyasalarına ulaştırıldığını, bunun özellikle Afrika için hayati önemde olduğunu vurguladı. Ticari gemilerin hedef alınması ve İHA tehditlerinin bölgesel güvenliği zedelediğini belirten Fidan, "Karadeniz'de güvensizlik yeniden arttı. Türk Hava Kuvvetleri Karadeniz'den gelen bir İHA'yı düşürdü. Ticari gemiler hedef alındı. Bu ciddi bir sorun. Hükümetiniz enerji altyapısı ve liman tesisleri için bazı güvenlik garantileri çağrısı yapıyor. Ancak Karadeniz'de gemilerin hedef alınması, mayınlar ve İHA'lar kıyıdaş ülkeleri de etkiliyor. Romanya ve Bulgaristan'la bu konuda askeri iş birliği içindeyiz. Tüm bu sorunların en kısa çözümü ateşkestir. Aksi halde uyardığımız bölgesel tırmanma gerçekleşiyor ve bu başka yerlere de yayılabilir" diye konuştu.

"Kıbrıslı Türklerin izolasyonu sona ermeli"

Kıbrıs meselesine ilişkin değerlendirmesinde Fidan, Güney Kıbrıs'ın AB Dönem Başkanlığı'nı devralmasının Türkiye açısından hem risk hem fırsat barındırdığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Rum yönetimi her platformda Türkiye'yi engelliyor. Buna rağmen Avrupa'nın karşı karşıya olduğu tehditler, AB-Türkiye iş birliğini her zamankinden daha önemli hale getirdi. Kıbrıs'ta gerçekler ortada. Türk tarafı Annan Planı'na ‘evet' dedi, Rumlar ‘hayır' dedi. Eşitlik temelinde bir güç ve refah paylaşımını kabul etmiyorlar. Herkes bunu biliyor. Alternatif nedir? İki devletli çözüm. Siyasi sorun dondurulabilir, ama ekonomik, turistik ve enerji alanlarında iş birliği yapılabilir. Kıbrıslı Türklerin izolasyonu sona ermeli. Gerçekleri söylemek cesaret ister. Bu cesareti göstermeliyiz."

Oğuzhan Halil Özbek

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Balıkesir 1133 mahallede "Yakın Çözüm" seferberliği Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, vatandaşlarla doğrudan iletişimi güçlendiren saha çalışmalarını aralıksız sürdürürken halka daha ulaşılabilir ve hızlı belediyecilik hizmetleri sağlamaya da devam ediyor. Balıkesir’in bin 133 mahallesinde vatandaşların kapısını tek tek çalan Yakın Çözüm Merkezi ekipleri, çağrı merkezi ve sosyal medya aracılığıyla da sosyal desteklerden teknik hizmetlere kadar her konuda vatandaşın yanında. Sosyal belediyecilik anlayışıyla halkın talep ve ihtiyaçlarına en hızlı çözümü sağlamak için Balıkesir’in bin 133 mahallesini adım adım dolaşan Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Yakın Çözüm Merkezi ekipleri, 20 ilçede bin 787 hane ziyareti gerçekleştirerek 2 bin 206 kişiyle birebir temas sağladı. Mahalle muhtarlarından esnafa, vatandaşlardan çiftçilere kadar toplumun her kesiminin yanında olan ekipler, aldıkları her talebi anında ilgili birimlere ileterek sorunların çözümü noktasında önemli bir çalışma yürütüyor. 542 bin 225 çağrı cevaplandı Halka yakın ve ulaşılabilir belediyecilik anlayışıyla vatandaşların derdine derman olmak için 20 ilçede bin 133 mahalleye ziyaretler gerçekleştiren Yakın Çözüm Merkezi ekipleri, çağrı merkezi ve sosyal medya aracılığıyla da gelen taleplere anında cevap veriyor. Çağrı merkezinde 2024 yılının Ekim ayından itibaren 542 bin 225 çağrıyı karşılayan ekipler aylık ortalama 40 bin çağrıya cevap veriyor. Sosyal medyadan 14 bin 206 talep alan Yakın Çözüm Merkezi ekipleri sosyal destekler, teknik ve belediyecilik hizmetlerine dair talepleri ilgili birimlere ileterek anında çözüme kavuşturuyor. Bin 133 mahallenin röntgeni çekildi Dar gelirli ailelerin maddi yükünü hafifletmek için tüm imkânları seferber eden Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla soğuk kış günlerinde içleri ısıtacak bot, mont ve gıda kolisi desteklerini de sürdürdü. Özellikle Ramazan ayı boyunca yürütülen saha faaliyetlerinde dayanışma ruhu güçlendirildi. Yakın Çözüm Merkezi ekipleri; Altıeylül, İvrindi, Kepsut, Dursunbey, Savaştepe, Bigadiç, Susurluk, Sındırgı, Karesi, Bandırma ve Manyas ilçelerinde belirlenen mahallelerde planlı saha faaliyetlerini aralıksız sürdürdü. Çalışmalar tüm ilçelerde ise etaplar halinde devam ederken bin 133 mahallenin de adeta röntgeni çekildi. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından vatandaşlarla kurulan doğrudan iletişim sayesinde yerel ihtiyaçların hızlı bir şekilde belirlenmesi için Yakın Çözüm Merkezi ekipleri Balıkesir’in merkezinden kırsal mahallelerine kadar ulaşıp vatandaşların sorunlarına en hızlı şekilde çözüm üretiyor. Yol talebinden, sosyal desteğe, ulaşım ihtiyacından belediye faaliyetlerine kadar alınan her talebi ilgili birimlere ileterek sürecin takipçisi olan ekipler, sahadan alınan geri bildirimlerle hizmet kalitesini de her geçen gün artırıyor.
Samsun Bafra’da kadınlardan glütensiz üretim atağı Samsun’un Bafra ilçesinde, kaymakamlık desteğiyle kurulan Aile Destek Merkezi (ADEM) bünyesinde glütensiz ürün üretimine başlandı. ADEM binasını ziyaret eden Bafra Kaymakamı Dr. Mustafa Altınpınar ve eşi Şule Altınpınar, yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Kaymakam Altınpınar, projeye ilişkin yaptığı açıklamada, glüten hassasiyeti ve çölyak hastalarının yaşadığı zorluklara dikkat çekerek, "Bafralı kadınlarımızın kurduğu glütensiz ürünler kooperatifinin tanıtımı amacıyla bir araya geldik. Sahada yaptığımız gözlemler sırasında özellikle çölyak hastalarının ciddi sıkıntılar yaşadığını fark ettik. Bunla ilgili trajik hikayeler dinledik. Çölyak hastası olan bir öğrencimiz, çocuğumuz yanlışlıkla kantinden bir simit alıp ısırdığında , sizin simitler çok güzelmiş diye annesine serzenişte bulunduğunu annesi bize anlatmıştı. Buda bizi çok etkilemişti. Temiz içerikli gıdalara ulaşmakta zorlanıyorlar, ulaştıklarında ise fiyatlar oldukça yüksek oluyor. Bizim amacımız hem sağlıklı hem de ekonomik olarak erişilebilir ürünler üretmekti ve bunu başardık. Ruhsat ve analiz süreçleri tamamlandı, kaliteli ürünler ortaya çıktı" dedi. Projenin sosyal yönüne de vurgu yapan Altınpınar, kadın istihdamına katkı sağlandığını belirterek emeği geçenlere teşekkür etti. Projenin fikir öncüsü Şule Altınpınar ise kendi deneyimlerinden yola çıktıklarını ifade ederek, "Bir dönem glütensiz beslendiğimde katkısız ve sağlıklı ürünlere ulaşmakta zorlandım. Bu nedenle bir farkındalık oluşturmak istedik. Çölyak hastaları ve aileleriyle birlikte yola çıktık. Üç aylık deneme sürecinde tariflerimizi, analizlerimizi ve paketlememizi tamamladık. Hijyenik ve güvenilir ürünler ortaya çıkardığımıza inanıyorum" diye konuştu. Bafra Nature Glütensiz Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi üyesi ve çölyak hastası bir çocuğun annesi olan Sevinç Fidan Dinç de glütensiz beslenmenin çölyak hastaları için bir zorunluluk olduğunu belirterek, kooperatifin hem kadın üretimini desteklediğini hem de sürdürülebilir gelir sağlamayı hedeflediğini söyledi. ADEM’e gelen kadınlar buranın sadece para kazanabilecek bir yer olmadığı bir umut ışığı ve ve hayata tutunma sebebi olduğunu söylediler.
Ankara Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Erdoğan, Ramazan ayında Türkiye’nin 81 vilayetinin dört bir yanında rahmet ve bereket mevsiminin manevi atmosferini Türk milletiyle beraber yaşadıklarını belirterek, Ramazan ayı boyunca bakanlar başta olmak üzere genel başkan yardımcıları, MKYK üyeleri, milletvekilleri ve tüm teşkilatlarla beraber tam kadro sahada olduklarını ifade etti. "Partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz herkesin başımızın üstünde yeri vardır" AK Parti’nin, Akif İnan’ın ‘Bütün giysileri yırtsak yeridir, yeter bize vefa elbiseleri’ sözünün vücut bulmuş hali olduğunu söyleyen Erdoğan, "Kökü mazide gözü atide olan bu hareket evvel emirde bir vefa hareketidir. Çeyrek asırlık yolculuğumuzda biz daima bunu yaptık. Gençlerimizin heyecanı ve dinamizmiyle ak saçlılarımızın tecrübesi ve ferasetini harmanladık. Ağırbaşlılık, vakar ve olgunluk ile özgüveni, coşkuyu ve kabına sığmamayı aynı potada erittik. Kadrolarımızı sürekli yenilerken emektarlarımızla irtibatımızı her zaman güçlü bir şekilde muhafaza ettik. Bizi biz yapan, bizi güçlü ve özgün kılan en önemli vasıflarımızdan biri işte budur. Bu davaya omuz vermiş bu harekete katkı sunmuş partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz her bir yol arkadaşımızın başımızın üstünde yeri vardır" dedi. Şehit aileleri, gaziler, yaşlı ve engelli vatandaşlar ile Sosyal Politikalar Başkanlığı aracılığıyla iftar ve sahurlarda bir araya geldiklerini aktaran Başkan Erdoğan, Kadın ve Gençlik Kolları aracılığıyla üniversitelerde gerçekleştirilen iftarlarla yaklaşık 500 bin genç ile Ramazan sevincini yaşadıklarını kaydetti. "Belediyelerimiz 10 milyon insanımızın kalbine dokundu" ‘İftara Beş Kala’ geleneğiyle 1 milyon 170 bin kumanyayı iftara yetişemeyenlere ulaştırdıklarını belirten Erdoğan, "Sivil toplum kuruluşlarımızla bir araya gelerek istişare ettik. 86 milyonun birlik ve beraberliğini güçlendirirken, AK Parti olarak imar ve ihya sürecindeki komşumuz Suriye’yi de elbette unutmadık. Belediyelerimizin ve teşkilatlarımızın kurduğu iftar sofralarında 250 bin Suriyeli kardeşimizin oruçlarını açmasına vesile olduk. Belediyelerimiz; yardım kolileri, alışveriş kartları, iftar programları, maddi destekler ve diğer çalışmalarıyla 10 milyon insanımızın kalbine dokundu. Sadece ‘Gönül Sofraları’ programıyla bir milyonu aşkın haneye gittik. Ramazan-ı Şerif’te Avrupa başta olmak üzere gurbeti sılaya çevirmiş vatandaşlarımızı da ihmal etmedik. Düzenlediğimiz çeşitli programlarla onların da bu mübarek ayın manevi ikliminden istifade etmesini sağladık" diye konuştu. "Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor" İsrail’in kışkırtmaları sonucu 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlatılan savaşın bölgeyi kan ve barut kokusuna boğmaya devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hiçbir günahı olmayan, hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar okullarında ders dinlerken füzelerin ve bombaların hedefi oluyor. Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor. Gözünü nefret ve kin bürümüş soykırım şebekesi güya dini argümanların arkasına sığınarak coğrafyamızı büyük bir felakete doğru sürüklüyor. Nerede olursa olsun acımasızca öldürülenler bizim kardeşlerimizdir. Son nefeslerini okul sıralarında veren çocuklar bizim yavrularımızdır. Evlat acısıyla yürekleri Kerbela’ya dönen kadınlar bizim annelerimizdir" açıklamasında bulundu. "Biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız" "Bombaların enkaza çevirdiği şehirler aynı şekilde bizim şehirlerimizdir. Tahrip edilen, yıkılan, talan ve tarumar edilen yerler bizim bölgemizdir" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "İsfahan’da, Tebriz’de, Tahran’da dökülen gözyaşlarının Erbil’de, Amman’da, Bağdat’ta, Beyrut’ta, Sana’da, Doha’da, Riyad’da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerinde dökülenlerden Allah aşkına ne farkı var? Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali, Ömer, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var? İster İran’da ister körfezde olsun atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Bu anlamsız savaş sebebi ile kan kaybeden bölgemizin ekonomisi değil mi? Füzeler, bombalar ve dronlar tarafından tahrip edilen milyarlarca dolarlık altyapı tesisleri bölgedeki kardeşlerimizin kaynakları değil mi? 27 gündür hiçbir ilke değer, norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı? Mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kanlar bizim değil mi? Biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız." "Bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları yeniden açmayı doğru bulmuyoruz" Türkiye’nin ve Türk milletinin iyi günde dost ve kardeş bildiği halkları kötü günde yalnız bırakmayacağına dikkati çeken Erdoğan, "Hele hele bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları tekrar gündeme taşımayı, eski defterleri yeniden açmayı, vahdete değil fitneye hizmet edecek gündemlerin peşine takılmayı asla ve asla doğru bulmadığımızı tekraren vurgulamak mecburiyetindeyiz. Sosyal medya platformları üzerinden yürütülen psikolojik harekatlara karşı son derece dikkatliyiz. Kardeş halklar arasında kırgınlıkları derinleştirecek, husumeti büyütecek, Siyonizm’in bölgemizi hedef alan böl, parçala, yönet planlarına lojistik destek verecek her türlü eylemi ve tartışmayı reddediyoruz. Dünyanın en stratejik bölgesinde Türkler, Araplar, Kürtler, Farslar olarak asırlardır bir arada yaşıyoruz. Aynı coğrafyayı paylaşıyoruz. Ortak coğrafyamızda yüzlerce yıldır acımız, derdimiz, hüznümüz bir oldu. Sevincimiz, heyecanımız, coşkumuz bir oldu. Mazimiz gibi inşallah istikbalimiz de bir olacak, beraber olacak. İçinde bulunduğumuz toz bulutu dağıldıktan sonra komşular ve kardeşler olarak biz yine birbirimizin yüzüne bakacağız. Bomba ve füzelerin ölüm saçan uğultusu inşallah kesildikten sonra biz bu coğrafyada yine birlikte yaşayacağız. Bu gerçeği kimsenin unutmaması gerektiğine inanıyorum" ifadelerine yer verdi. "Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz" Başkan Erdoğan, savaş’ın İsrail’in savaşı olmasına rağmen ortaya çıkan ağır faturanın bedelini önce Müslümanların ardından tüm insanlığın ödediğini belirterek, "Netenyahu hükümeti sadece komşumuz İran’ı hedef almıyor. Lübnan’ı işgal planlarını da adım adım hayata geçiriyor. İşgal güçlerinin saldırılarında iki Mart’tan bu yana 1100 Lübnanlı hayatını kaybetmiş, 1 milyon 165 bin kardeşimiz yerinden, yurdundan edinmiştir. İsrail, Suriye’yi de rahat bırakmıyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ihlal eden mütecaviz eylemlerine ısrarla devam ediyor. Siyonist katliam şebekesi ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı 27 gündür kapalı tutuyor. İsrail’in kapısına kilit vurduğu Mescid-i Aksa’da 1967’den bu yana ilk kez bayram namazı eda edilmedi. Bu kural tanımazlık, bu haydutluk her şeyden önce iki milyar Müslüman’ın inancına yapılmış küstah bir saldırıdır. Hangi bahaneyle olursa olsun Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz" şeklinde konuştu. "Kudüs’ü Şerif-i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak insanlığı savunmaktır" "İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi asli vazifemizdir" Mescid-i Aksa’ysa sahip çıkmanın insanlığın gereği olduğunu aktaran Erdoğan, "Bu gerçeği Kudüs şairi rahmetli Nuri Pakdil; ‘Vicdan aklını koruyabilen her insanın sadece Filistin’de değil bütün İslam coğrafyasında işlenen cürümlere karşı hiçbir şey yapamıyorsa en azından bir tavır alması, bunları içinden yargılayarak mahkum etmesi çağdaş insan olmanın gereğidir’ diye anlatıyor. Şimdi tutsak El-Aksa bütün Müslümanların inançlarını yıkmayı amaçlayan bir inanç cinayetinin suçsuz kurbanı olarak Müslümanların kalplerinde sayfaları yırtılmış kitap gibi duruyor. Tutsak Kudüs’e borcumuz Kudüs’ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır. Kudüs’ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır. Ben de bugün diyorum ki Kudüs’ü Şerif-i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak insanlığı savunmaktır. Güncel gelişmelerden bağımsız olarak İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi sesini yükseltmesi olabilecek en güçlü tepkiyi vermesi asli vazifemizdir. Türkiye bu noktada üzerine düşenleri yapmayı sürdürecektir. Kudüs’e sahip çıkmaya inşallah devam edeceğiz" diye konuştu. "Barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" Türkiye’nin bölgenin her karışında barışın, adaletin ve istikrarın tesisinden yana olduğunu dile getiren Erdoğan, "Evrensel insani değerlerin, farklı kültürlerin, farklı kökenlerin, farklı inanç mensuplarının bir arada yaşama iradesinin en güçlü savunucusuyuz. Fakat her hukuksuzluğun, her türlü haydutluğun ve zorbalığın da kimden gelirse gelsin sonuna kadar karşısındayız. Şunu herkes bilsin ki devlet olarak etrafımızı saran nefret söylemlerine savaş çığırtkanlıklarına ve çatışma iklimine asla teslim olmayacağız. Tarihin ve vicdanın doğru tarafında durmanın haklı özgüveniyle hareket edecek aklıselimimizi ve soğukkanlılığımızı asla kaybetmeyeceğiz. Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" dedi. "Ana muhalefet partisinin karikatür Genel Başkanı dışında milletimiz Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığının gayet farkındadır" "Ana muhalefet partisinin karikatür Genel Başkanı dışında aziz milletimiz ve bölgedeki tüm kardeşlerimiz Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığının, neyin mücadelesini verdiğinin gayet farkındadır" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye doğru yoldadır, doğru yerdedir. Doğru bir politika izlemektedir. Hem kardeş İran halkı hem kardeş körfez ülkeleri hem de tüm dünya bunun bilincindedir. Her zeminde de Türkiye’nin tavrından övgüyle bahsediyorlar. Partimize ve ittifakımıza oy versin veya vermesin; milletimiz de bu fırtınalı dönemde Türkiye’nin kaptan köşkünde bizim olmamızdan dolayı Allah’a hamd ediyor, ‘iyi ki Türkiye’yi AK Parti yönetiyor’ diyorlar. Milletimizin bu güvenini inşallah boşa çıkarmayacağız. Türkiye Partisi olmayı bir türlü beceremeyen CHP’nin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeyeceğiz. CHP aktörlerce körüklenen savaş çığırtkanlıklarına kulak asmayacağız. Gelinen noktada ana muhalefetin başındaki zatın aklı ile dili arasındaki bağ kopmuş, söylemlerinde tutarlılık kalmamış siyasi itibarı tamamen sıfırlanmıştır. Vesayet altında olduğu kamuoyunca bilinen bir şahsın Türkiye’nin dik ve dirayetli duruşuna dil uzatması ise kara mizah örneğidir. Ufku ve vizyonu dar olanların bizi anlamasını zaten beklemiyoruz. Dikkat ederseniz CHP Genel Başkanı’nı artık kendi seçmeni bile kale almıyor. Türk dış politikasına getirdiği eleştirilere en başta CHP’li vatandaşlarımız gülüp geçiyor. Ona buna sataşarak siyasette itibar devşirmeye çalışan bu zavallıyı biz bir kez daha kendi hezeyanlarıyla baş başa bırakıyoruz." "Önceliğimiz savaşın olumsuz ekonomik etkilerinden halkımızı korumaktır" Önceliklerinin savaşın olumsuz ekonomik etkilerinden Türk halkını korumak olduğunu bildiren Erdoğan, "Belirsizliğin ve tedirginliğin küresel düzeyde tırmandığı mevcut şartlarda piyasalarda dalgalanmaların yaşanmasını doğal karşılıyoruz. Dönemsel sıkıntılarımız olabilir. Geçici olarak bazı zorluklarla karşılaşabiliriz. Dönemsel ya da küresel şoklar sebebiyle ortaya çıkan durumlar Allah’ın izniyle bizi hedeflerimizden alıkoymayacaktır. Hedeflerimize bağlıyız. İnşallah eninde sonunda menzile vasıl olacağız. Türkiye ekonomisi hamdolsun bu güce, bu kapasiteye ve dayanıklılığa fazlasıyla sahiptir. 23 yıl boyunca karşılaştığı onca engele, bölgesinde yıllardır eksik olmayan krizlere ve çatışmalara, içeride FETÖ’den belediyeleri haraca ve rüşvete bağlayan suç örgütlerine kadar nice kifayetsiz muhteristen yediği darbelere rağmen yıkılmayan, sendelemeyen tam tersine kaya gibi sağlam duran bir Türkiye gerçeği var. Kimse bu Türkiye’ye diz çöktüremeyecek. Göreceksiniz, inşallah kazanan Türkiye olacak. Kazanan 86 milyon mensubuyla Türk milleti olacak. Kazanan kardeşlik, barış, adalet, barışı savunanlar olacak. Kazanan AK Parti ve Cumhur İttifakı gibi zor zamanda yine tarihin doğru tarafında akıl, izan ve vicdanın safında yer alanlar olacak. Hem ülkemiz içinde hem de bölgemizde dengeli, mutedil ve makul siyaset çizgisinden ayrılmayacağız" açıklamasında bulundu.